![]() |
ÇOCUKLAR YAZ AYLARINDA NASIL BESLENMELİ ?2-6 yaş arası, çocukların besinlerle tanıştıkları ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının gelişmesi için ilk adımları attıkları kritik bir dönemdir. Bu dönemde anne-babaya ve okul öncesi kurumlara çok önemli roller düşmektedir. Bu yaşlarda çocuklar, çevrelerindeki dünya ile iletişime girmeye başlarlar, gördükleri her şeyi keşfetmeyi ve denemeyi amaçlarlar. Bu, aynı zamanda, değişik tatları denemesi ve kendi seçimlerini geliştirmesi için onlara şans vermemiz gereken bir dönemdir. Çocukların tat alma tomurcukları erişkinlerden çok daha duyarlıdır, Erişkinler için cazip olan bazı besinler çocuklarda keskin, buruk, tuhaf bir tat olarak algılanabilir. Greyfurt, çilek, portakal, elma, şalgam, brokoli, yeşil fasulye gibi besinlerin içerdiği bazı kimyasal maddeler bu tada neden olabilir . Çocuklar bunlara karşı duyarlı olabilirler ve bu besinleri yemek istemeyebilirler. Bu dönemde en sık karşılaşılan sorun çocukların belli besinleri yemek istemeleri, aşırı seçici olmaları ve beslenmelerinin birkaç gıda ürünü ile kısıtlı kalmasıdır. Ancak bu durum geçicidir ve sağlıklı çocuklarda beslenme eksikliği yaratmaz. İştahları da bu dönemde çok iyi olmayan 2-6 yaş grubu çocuklar genellikle bir öğünde iyi yer, ihtiyaçları olan besin maddelerini ara öğünlerde alabilirler. 3 ana öğün, 2-3 ara öğün de değişik tat, renk ve çeşidin sunulması çocukların dikkatini çeker. Ancak şekerli besinlerin ağırlıklı olması diğer besinlere isteksizliğe, gereksiz yere boş kalori alımına ve şişmanlığa, tokluk hissine ve diş çürüklerine neden olur. Bu dönemde sağlıklı beslenme alışkanlığının sağlanması için: Öğün saatlerinin düzenli olması Besleyici değeri yüksek çeşitli gıdaların sunulması. Küçük tabaklarda küçük porsiyonların sunulması. Çocukların tekrar istemelerine izin verilmesi. Tatlıların besleyici değeri yüksek besinler tüketilinceye kadar sofraya getirilmemesi, ancak ödül olarak da sunulmaması. Çocuğun masada rahat oturduğundan emin olunması. Çocuklarla birlikte masaya oturulması. Çocukların masada yeni tatları denemesini ve uygun davranış göstermelerinin övülmesi. Yemek zamanının pozitif eylemler, iyi davranışlar, ve yapılan olumlu şeylerin konuşulduğu bir ortam olmasına özen gösterilmesi Bu dönemde çocukların büyüme ve gelişmelerini olumsuz etkileyebilecek vitamin ve mineral eksikliğine yol açmaması, demir eksikliğine bağlı kansızlığın ve özellikle lifli gıdaların yetersiz tüketilmesine bağlı kabızlığın gelişmemesi için çocuklara sunulan öğünlerin çok dikkat ve özenli hazırlanması gerekir. Kalsiyum (800 mg/gün), demir (10 mg/gün), çinko (10 mg/gün), A vitamini (500 mg/gün), C vitamini (45 mg/gün) alımına dikkat etmek gerekir. İyi bir kalsiyum kaynağı olan inek sütünün aşırı tüketilmesi kansızlığa ve diğer besinlerin yetersiz tüketilmesine neden olur, 400 ml den fazla tüketilmesi önerilmemektedir. İki yaşından sonra yarım yağlı sütler kullanılabilir. Demirden zengin besinler arasında yağsız kırmızı et, yumurta sarısı, demirle zenginleştirilmiş tahıllar, koyu yeşil yapraklı sebzeler, kurutulmuş meyveler, C vitamininden zengin besinler olarak turunçgiller (portakal, mandalina gibi), çilek, kivi, nektar, şeftali, ahududu, brokoli, domates sayılabilir. Özellikle bu besinlerle zenginleştirilmiş sağlıklı ara öğünler için liften zengin ekmeklerle hazırlanmış küçük sandviçler, küçük peynir dilimleri, yoğurt, taze meyvelerden hazırlanan meyve salataları, meyve suları ve hazırlanma-pastörizasyon ve saklanma koşullarına dikkat edilmek şartı ile özellikle yaz aylarında çocukların çok sevdikleri dondurma düşünülebilir. |
Anne Sütü ve Önemi Bebek Beslenmesinde Anne Sütü Neden Önemlidir ? Yaşamın ilk 6 ayında anne sütü bebekler için en uygun besindir. Bu dönemde tek başına anne sütü ile beslenen bebekler normal büyür ve gelişirler. Bebeğe hiç bir ek besin verilmesine gerek yoktur. Anne sütü bebekleri enfeksiyonlardan korur. İshal ve zatürre gibi enfeksiyonlar anne sütü ile beslenen bebeklerde daha az görülür.Bebeğe ilk sütün ( ağız sütü ) verilmesi çok önemlidir. Ağız sütü enfeksiyonlara karşı koruyucu maddelerden çok zengin bir besindir. Anne sütünün temiz bir besin olması ve verilirken biberon gibi bir araç gerektirmemesi nedeni ile de yalnız anne sütü ile beslenen bebeklerde enfeksiyon görülme riski azdır. Bebekler doğumdan hemen sonra, ilk yarım saat içinde emzirilmeye başlanmalıdır. İlk birkaç beslenmede bebeklerin ağız sütünü almaları çok önemlidir. Bebek doğduğunda ağız sütü memelerde hazırdır. Olgunlaşmış süt salgılanana kadar, ağız sütü bebeğin tüm besin gereksinimlerini karşılar. Bebeğe ilk besin olarak ve emzirdikleri sürece su veya şekerli su verilmemeli, anne sütünün bol ve devamlı olması için hiç bir kısıtlama yapılmaksızın bebekler her istediğinde emzirilmelidir. Sağlıklı Bir Emzirme Uygulaması Nasıl Olmalıdır ? Günde bir defa emzirme öncesinde meme başının su ile silinmesi yeterlidir. Sabunla veya karbonatlı su ile temizleme meme başının kolayca tahriş olmasına ve çatlamasına neden olur. Annenin sırtını dayayacağı arkalığı olan alçak bir koltuk veya sandelyeye oturarak emzirmesi rahat bir pozisyondur. Yatarak emziriyorsa çocuğun başını yastıkla desteklemek yararlı olur. Emzirirken bebeğin yüzü ve gövdesi anne memesine dönük olmalı, bebek, omuzları annenin kolu üzerinde desteklenecek şekilde tutulmalı, çene anne memesine temas etmeli, alt dudağı dışa dönmüş, burun açık olmalıdır. Meme ucu, etrafındaki kahverengi halka ile birlikte çocuğun ağzında olmalı ve damağına dokunmalıdır. Bu hem emmenin başarılı olmasını sağlar hemde meme başında zedelenmeyi önler. Emzirdikten sonra bebek annenin omuzuna yatırılıp sırtına hafif hafif vurularak gazı çıkarılmalıdır. Anne Sütü İle beslenmede Hangi Güçlüklerle Karşılaşılabilir ? Düz ve İçe Çökük Meme Ucu Bebek meme ucunu emmez, meme ucu ve çevresindeki halkayı ağzına alıp bir " meme başı " oluşturur. Meme ucu bebeğin ağzındaki " meme başı"nın yalnız üçte birisini meydana getirir. Gebelik döneminde ve doğumdan sonraki ilk hafta memenin uzayabilme kabiliyeti artar. Yani gebeliğin ilk zamanlarında memeler düz görünse de bu bebeğin emmesinde zorluk çıkarmayabilir. Bebek emdikçe memeyi ve ucunu dışarıya çekecektir. Bazen memenin elle şekillendirilmesi bebeğin işini kolaylaştırır. Elle şekillendirme için avuç memeyi aşağıdan desteklerken başparmak da yukardan yavaşça bastırılır. Eli meme ucundan uzak tutmaya özen gösterilmelidir. Meme Başı Çatlakları Emzirirken meme ucunun etrafındaki kahverengi halkanında bebeğin ağzına girmesi sağlanmalı, kısa süreli ve sık aralıklarla emzirilmeli, bebek çok acıkmadan emzirilmeli, kullanılan sütyenin pamuklu bir kumaştan olmasına özen gösterilmelidir. Dolu ve Tıkanmış Memeler Tek tedavi daha sık emzirmeyle sütün boşaltılmasıdır. Emzirme sonrası ağırlık, sertlik ve kitle oluşması azalır, memeler yumuşayıp rahatlar. Tıkanmak, memelerin kısmen süt, kısmen de fazla kan ve doku sıvısıyla olduğundan fazla dolup süt akışının engellenmesi demektir. Memelere acı verir ve süt iyi akmaz. Deri gergin olduğundan meme ucu düzleşmiştir. Meme ucunun gergin ve düz olduğu durumlarda emzirme ve sütün boşaltılması zorlaşır. Bazı tıkanmış memelerin derisi kırmızı görünür ve annenin ateşi çıkar. Bu meme iltihabı gibi görünse de ateş 24 saat sonra düşer. Meme İltihabı Anne çok acı çeker, ateşi vardır ve kendini hasta hisseder. Memenin bir kısmı kabarıp sertleşmiş, üstündeki deri kızarmıştır. Meme iltihabı bazen tıkanmayla karıştırılır. Tıkanma tüm memeyi, bazen iki memeyi de etkilerken, iltihap genelde sadece bir memenin bir kısmını etkiler. Bununla birlikte tıkanma engellenmezse iltihaba yol açabilir. Genellikle süt akımı sağlandıktan bir gün sonra tıkanıklık yada iltihap düzelmeye başlar. Mantar Meme ucu ve çevresinde kırmızı, parlak bir alan vardır. Deride yara ve kaşıntıya neden olan bu hastalık mantar yada pamukçuk tur. Genellikle iltihap ya da başka rahatsızlık tedavisinde antibiyotik kullandıktan sonra görülür. Emzirmeden sonra da devam eden yanma ve iğne batması hissi vardır. Bazen ağrı memenin derinliklerine kadar iner. Memenin derinliklerine şiş sokuluyormuş gibi hissedilir. Deri kızarır, parlar ve pul pul olur. Meme ucu ve çevresinin rengi açılabilir, bazen meme normal görülebilir. Meme ucunda yaralar devam ediyorsa bebekte pamukçuk kontrolü yapılır. Yanaklarının içinde ya da dilinde beyaz lekeler ya da poposunda döküntü olabilir. Annenin hastalığında Bebek Anne Sütü İle Beslenmelimidir ? Anne sütü vermeyi engelleyen hastalıklar nadirdir. Nezle, grip gibi hastalıklarda anne kendi ağız ve burnunu tülbentle kapatarak bebeğe hastalık bulaşmasını önleyebilir ve bebeği emzirebilir. Anneden süt ile bebeğe geçecek maddeler bu hastalıklara direnci de arttıracaktır. Ancak ağır kalp yetersizliği veya böbrek yetersizliği gibi hastalıklar ve ağır depresyon durumları anne sütü vermeyi engelleyen hastalıklardır. Emziren annelerin ilaç kullanımı mutlaka hekim kararı ile olmalıdır. İlk 6 Ayda Anne Sütünün Yetmediği Nasıl Anlaşılır ? Karışık beslenme için başlıca gerekçe, anne sütü ile beslenen bebeğin kilo artışında hehangi bir sağlık sorununa bağlı olmayan duraklama ve bu durumun alınan tüm önlemlere karşın düzelmemesidir. En önemli nokta karışık beslenmenin biberonla değil kaşıkla yapılmasıdır. Bu hem temizlik hemde anne sütünün devamı için çok önemlidir. Anne Sütünün Yetmediği Durumda Bebek Nasıl Beslenmelidir ? Anne sütüne ek olarak bebeklere hazır mama veya hazır mama ile beslenme olanağı yok ise uygun hazırlanmış inek sütü veya yoğurt verilir. İnek sütü veya yoğurt ilk dört haftada 1 ölçek süt, 1 ölçek su şeklinde, 1-4 ay arası 2 ölçek süt, 1 ölçek su şeklinde sulandırarak verilir. 100 gr süte 5 gr( 1 tatlı kaşığı ) şeker ve 1 çay kaşığı bitkisel sıvı yağ eklenerek kalorisi arttırılır. Şeker yerine pekmez kullanmak daha yararlıdır. Karışık beslenmeye geçilen bebeklerde 4 haftalıktan sonra meyva sularına başlanır. Ek Besinlere Geçişte Temel İlkeler Neler Olmalıdır ? Yaşamın ilk 6 ayında bebeğin tüm besin gereksinimlerini karşılayan anne sütü bu aydan sonra tek başına besin gereksinimlerini karşılamada yetersiz kalır. Uygun besinlerle ve miktarlarla ek besinlere de geçmek gerekir. Anne sütü aldığı sürece ek besinler kaşıkla verilmelidir. Kullanılan bardak, kaşık, tabak vb. çok temiz olmalıdır. Taze sebzeler ve meyveler iyice yıkandıktan sonra verilmeli pişirildikten sonra günlük olarak verilmelidir. Ek besinlere az miktarda ve teker teker başlanmalı, miktar hergün biraz daha arttırılmalıdır. Bebek bir ek besine alıştıktan diğerine geçilmelidir. Anne sütünden ek besinlere geçiş çok önemli bir adımdır. Eğer doğru ve yeterli şekilde uygulanırsa çocukların gelişimi hızlı bir şekilde devam eder. Bu dönem çocukların özellikle ishal gibi enfeksiyonlara yakalanma riskinin de fazla olduğu bir dönemdir. O nedenle verilen besinlere dikkat edilmeli, hijyen kurallarına özenle uyulmalıdır. 6 Aydan Sonra Ek Besin Olarak Neler Verilmelidir ? 6-12 aylık çocukların beslenmesinde; elma ve şeftali suyu ve püresi, pirinç unu ile hazırlanmış muhallebi, sebze çorbası ve yoğurtlu ilk başlanacak ek besinlerdir. Bunları izleyerek diyete yumurta, mercimek, etler eklenir. Sebze yemekleri taze olarak pişirilir, içine pirinç ve yağ eklenerek tat ve kalori yönünden zenginleştirilir. Çocuğa verilecek yemeklere bir yaşına gelinceye kadar tuz ve baharat konulmaz. Süt muhallebisi, içine ekmek ya da pekmez katılmış yoğurt, koyu mercimek çorbası, baharatsız tarhana çorbası, 4-6 aylıktan sonra bebeklere ek besin olarak önerilmektedir. Ek besinler yüksek enerji içeren, sindirimi kolay, az posa bırakan, püre kıvamında, kolay hazırlanabilen ve baharatsız yiyecekler olmalıdır. 1 yaşına doğru çocuk aile bireyleri ile sofraya oturmaya başlar, çocuklar mümkün olduğu kadar erken dönemde kendi kendine çatal kaşık kullanarak yemek yeme becerisi ve alışkanlığı kazandırılmalıdır. Hastalık ve hastalıktan iyileşme dönemlerinde çocukların besin gereksinimleri artar. Bu nedenle hastalıklar sırasında çocuklar azar azar ve sık sık beslenmelidir. |
İşte bebeği yıkamadan önce, dikkat edilecek önemli hususlar: Yıkamadan önce Bebeğinizi mutlaka karnı açken ya da beslenmeden en az 1.5 saat sonra yıkayın. Çünkü tok karınla yıkadığınızda midesine basınç yapıp kusmasına neden olabilirsiniz. Soğuk suyu, sıcak su katarak ılıştırın. Suyun sıcaklığını dirseğinizle kontrol edin. Suyun yaklaşık 10 santimetre derinlikte olmasını sağlayın. Bebeğin cildine uygun, gözlerini yakmayan bebek ürünlerini hazırlayın. Küvetin içine mutlaka bir havlu ya da küvet filesi koyarak bebeğinizin sert zeminle temas etmesini engelleyin. İşte bebeği , yıkarken dikkat edilecek önemli hususlar: Yıkarken Yıkama işlemine vücudundan başlayın. Başını en son yıkayın. Çünkü bebekler ısıyı en çabuk başlarından kaybederler. Bebeğin ön kısmını yıkarken baş, omuz ve sırtını bir elinizle destekleyerek poposunu küvete oturtun. Sırtını yıkarken bebeği çenesinin altından sıkmayacak şekilde parmaklarınızla kavrarken vücudunu aynı elinizin kol kısmıyla destekleyin ve yarı dik olacak şekilde tutun. Başını yıkarken yüz üstü olmasına ve kulaklarına su kaçmamasına dikkat edin. Göbek kordonu düşene kadar bebeğinizi küvete yatırmadan, üzerine su dökerek, kordonu düştükten sonra ise küvete yatırarak yıkayabilirsiniz. Mümkünse banyo sırasında yanınızda bir yardımcı bulundurun. İşte bebeği , yıkadıktan sonra dikkat edilecek önemli hususlar: Yıkadıktan sonra Kurulamak için mutlaka 2 havlu bulundurun. İlk havlu ile bebeğin vücudunu kuruladıktan sonra bebeğinizi giydirene kadar ikinci havlu ile sarılı tutun. Çünkü vücudundaki suyu emen ıslak havlu bebeğinizin üşümesine ve hızla ısı kaybetmesine neden oluyor. Bebekler üşüdüklerinde ısılarını tekrar kazanmak için enerji harcıyorlar ve bu da kilo alımını yavaşlatıyor. Giydirmeden önce bebeğinize bebek yağı yardımı ile masaj yaparak hem bebeğinizin gelişimine yardımcı olun hem de aranızdaki bağı kuvvetlendirin. |
http://www.minikeller.com/images/newimage/numil/numil1.jpgANNE SÜTÜ YOKSA VEYA YETERSİZSE Anne sütü bebek için en mükemmel besindir. Çağımızda bugün tıbbın bebek beslenmesinin ilk 6 ayında öngördüğü gıda tartışmasız anne sütüdür... Anne sütü bebeğin besinsel ihtiyaçlarını tamamen karşılayabilecek miktarlarda olmayabilir. Anne sütünün gelmediği ya da yetersiz miktarlarda geldiği durumlarda bebeğin beslenmesinde doktorunuzun önereceği ve anne sütüne yakınlaştırılmış hazır bir biberon maması kullanmalısınız. Hazır biberon mamaları anne sütüne yakınlaştırılmış mamalardır ve anne sütü yoksa ya da verilemiyorsa tek başına, anne sütü yetersizse anne sütü ile birlikte kullanılabilirler. Verem, böbrek yetmezliği, B tipi viral sarılık hastalığı olan anneler bebeklerini emzirmemelidir. Bu gibi durumlarda da bebek beslelenmesinde anne sütüne yakınlaştırılmış hazır biberon mamaları kullanılmalıdır. |
Telaffuz Sorunu Çocuğunuzun telaffuz sorunu varsa uzmana başvurun Anne ve babalar bebeklerinin ilk kelimelerini duymak için sabırsızlıkla bekler. Nihayetinde zor da olsa ilk kelimeler gelir. Çocuklar konuşmaya ilk başlama döneminde bazı harflerin telaffuzunda doğal olarak zorlanırlar. Söylenmesinde en çok sıkıntı yaşanan harfler ise r, s, ş, t, k, l, y’dir. Ailelere çocukların bu tür konuşmaları çok sevimli gelir ve çoğu zaman teşvik ederler. Telaffuz problemleri genellikle 20 ay sonunda düzelir. Ancak 3-4 yaşına geldiği halde konuşmada düzelme görülmediği takdirde uzmana başvurmakta fayda var. Telaffuz sorunları yani bazı ses ve heceleri çıkarmada zorluk olarak tanımlanan fonolojik bozukluklar konuşmaya başlayan tüm çocuklarda görülebilen bir durum. En fazla ise 2 ile 7 yaş arası dönemde ortaya çıkıyor. Çocuk doktoru Hasan Aydınlı, konuşmaya başladıktan sonra fark edilebilen bu durum karşısında ailelerin dikkatli olması gerektiğini vurguluyor. Çünkü çocuğun telaffuzunda zorlandığı harf ve heceleri aile bireyleri anlayabildiği için problem olarak görmeyebiliyor. Dr. Aydınlı, telaffuz problemlerinin büyük kısmının 20 ay sonunda kaybolduğunu hatırlatarak, ancak 3-4 yaşında hâlâ düzelmediği durumlarda ise mutlaka bir uzmana başvurulmasını öneriyor. Telaffuz sorunları damak yapısının yüksekliği, dil kaslarında zayıflık, sesi çıkartan sistemin çalışmamasından kaynaklanabiliyor. Tedavi edilmeyen telaffuz sorunları ömür boyu sürebiliyor. Dr. Aydınlı, konuşma zorluğu olan çocuklarda kendini ifade edemedikleri için çabuk sinirlenme, hırçınlık ve öfke nöbetlerinin yaşanabileceğini belirtiyor. Bu problemin özellikle okul dönemine kadar tedavi edilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Aydınlı, "Çünkü çocukların en fazla sosyalleştikleri dönem okul dönemidir. Bu dönemde telaffuz sorunu yaşayan çocuklar depresyon, stres, çekimserlik ve okul başarısında düşme gibi sorunlar yaşayabiliyor." diyor. |
Ateşli çocuğa soğuk duş yasak Ateşli çocuğa soğuk duş yasak http://www.istanbulfm.com.tr/img/image_data/haber/1144610158985.jpgSelçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Kürşad Aydın, soğuk duşun, vücudun dış kısımlarındaki kanın beyine akım etmesine ve beyindeki ateşin daha da yükselmesine neden olduğunu, bu nedenle ateşli çocuklara soğuk duş aldırmamak gerektiğini söyledi. Doç. Dr. Aydın, özellikle 6 ay ile 3 yaş arası çocuklarda görülen yüksek ateşin, gerekli tedbirler alınmadığı takdirde, ateşli havaleye neden olabileceğini belirtti. Ailelerin, çocuklarında görülen ateşlenmeyi önemsemesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Aydın, ''100 çocuktan 2 ile 5'i ateşli havale geçirir. Ancak yakın akrabalarda ateşli havale görülen kişi, bebeğini önceden muayene ettirip tedbirini almalıdır'' dedi. Çocuklarda görülen ateşin düşürülmesi için öncelikle çocuğun günlük elbiseleri çıkarılarak, ince bir giysiyle bırakılması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Aydın, şunları kaydetti: ''Oda sıcaklığı 18-20 derece olmalıdır. Koltuk altı ateşi 38 derecenin üzerinde ise hemen ateş düşürücü şurup verilmelidir. Ateş düşmediği takdirde, 4-6 saat arayla yeniden ateş düşürücü şurup verilebilir. Havale için en riskli dönem olan 6 ay 3 yaş arası çocuk bulunan evlerde, ateş düşürücü şurup eksik edilmemelidir. Ilık su ile yıkamak veya ılık suyla ıslatılmış pamukla vücudu silmek yararlı olabilir. Ancak, soğuk duş, alkol uygulaması yapılmamalıdır. Soğuk duş, vücudun dış kısımlarındaki kanın beyne akım etmesine ve beyindeki ateşin daha da yükselmesine neden olur. Bu önlemlere rağmen ateşin düşmemesi durumunda, bebek en yakın sağlık kuruluşuna götürülüp çocuk hekimine muayene ettirilmelidir.'' |
Çocuğunuz için eve gazete alın Çocuğa okuma alışkanlığı kazandırmanın formülü, evde iyi bir gazete okuyucusu olmaktan geçiyor... Yazar Filiz Tosyalı ve psikolog Mutlu Barış, 2 yıl önce başlattıkları "Çocuğuma okuma aşkı veriyorum" adlı projeyle, 2 bin anne ile 5 - 10 yaş arası çocuklarına ulaştı. Ailelerin okumaya ayırdıkları zamanı, çocuklarına okuma alışkanlığı kazandırmak için ne yaptıklarını araştıran Tosyalı ve Barış, sonuçta 'Çocuklara okuma alışkanlığı kazındırmanın formülünü' ortaya çıkardı. Haberleri internetten, televizyondan takip etseniz bile evinize mutlaka her gün ya da 2 günde bir gazete alın. Çocuğunuz gazeteyi okuduğunuzu görsün. Gazete okuyan baba, en iyi modeldir. Gazeteyi okurken çocuğunuz size soru yönelttiğinde, "Görmüyor musun gazete okuyorum" diyerek tepki göstermeyin. Gazete okurken çoçuğunuzun ilgisini çekecek bir konu ya da fotoğraf bulun. Çantanıza kitabınızı koyun ve böylece kitabın önemini çocuğa gösterin. Alışverişe çıktığınız zaman sadece bir kitap alarak evinize dönün. Kitap fuarlarına gidişi bir bayram havasına dönüştürerek özelleştirin. Okulların yaptığı kitap fuarı gezilerinin tüm güne yayılmasını isteyin. Yemek yaparken, tarifi okumasını isteyin. Çocuklarınızla birlikte kitap okumayı eğlenceli hale getirmek için sesinizi teybe alın. Arkadaşları arasında kitap okuma günleri düzenlemesini önerin. Bitirdiği kitabı, okuma alışkanlığı olmadığını bildiği bir arkadaşına vermesini önerin. Bebeklere flaş yasak! Görme yeteneği tam olarak gelişmemiş yeni doğan bebekleri, ani ışık parlamalarından uzak tutmak gerekiyor... Özellikle ilk kez bebek sahibi olan anne ve babalar bebeklerinin her anını ve gelişimini fotoğraflamak ister. Ancak yeni doğmuş bir bebeğin görme yeteneğinin 3 aylıkken yüzde 50, altı aylıkken ise yüzde 90 oranında gelişmiş olduğu düşünülürse, flaşların bebeğinize vereceği zararı kestirebilirsiniz. Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Özkağnıcı, görme yeteneği tam olarak gelişmemiş bebekleri ani ışık parlamasından uzak tutmak gerektiğine dikkat çekiyor. Işığın, bebeklerin gözlerinin retina kısmında bulunan ''makula'' bölgesine etki etmesi durumunda, gözle ilgili birtakım sorunların ortaya çıkabileceğini belirten Özkağnıcı şunları söyledi: ''Bebeğin fotoğrafı çekilirken yüzüne patlatılan flaşın görme kayıplarına yol açması, bilimsel açıdan tam olarak ispatı yapılabilmiş bir konu değil. Miyop veya hipermetrop gibi göz kusurlarına yol açmaz, ancak yine de birtakım riskler taşıyor. Bebeğin görme yeteneği, ancak 3 yaşını doldurduğunda yüzde 100'e ulaşır. Bu yaştan önce gözün çok hassas bir yapısı vardır.'' |
Çocuklarınıza bağırmayın Sık sık tekrarlanan bağırmalar, azarlamalar çocuğun belki de annesinden nefret etmesine neden olur. Eğer çocuğunuza bağırdıktan sonra hata yaptığınızı farkederseniz, hiç çekinmeden ondan özür dileyin. Çocuklarına söz geçirememekten yakınmayan bir anne var mıdır? Küçük afacanlar, ayaklanıp dillenince, kendilerini dünyanın hakimi sanıp başta aile büyükleri olmak üzere çevrelerindeki herkese meydan okumak isterler. Yarının gençlerine iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı öğretmek için öncelikle sabır ve soğukkanlılık gerekli. Çocuklara disiplin uygularken hatalardan kaçınmalısınız. Hatalar neler mi? Onları Amerikalı Pedagog Tamara Elberlein sıralıyor. Yetişkinleri çileden çıkarmayı bilirler Çocuklar, yetişkinleri çileden çıkarmakta ustadırlar. Bazen öyle şeyler yaparlar ki, büyüklerin sabrı biranda tükenir ve avaz avaz bağırmaya başlarlar. Evet, hepimiz çocuklarımızın karşısında çaresiz kalınca, kurtuluşu bağırmakta buluyoruz. Ama hemen belirteyim, annenin bağırması, çocuğu istenmeyen hareketleri yapmaya yönlendirir. Siz ona bağırdıkça o da inatla, sizi kızdırmaya devam eder. Ve bu zıtlaşmadan o küçücük haliyle büyük zevk alır. Annesine meydan okumak, çocuğun kendine güvenini artırır. Bazı anneler, çocuklarına bağırmak için fırsat kollarlar. Çocuklarının birer robot gibi büyüklerin istekleri doğrultusunda hareket etmelerini beklemek çok yanlıştır. Ama bu yanlışı annelerin büyük bir çoğunluğunun sık sık tekrarladıkları da bir gerçek. Çocuğun oyuncaklarını toplamasını istemek için bile ona ‘Şu oyuncaklarını toplasana’ diye avaz avaz bağırmanın hiç bir anlamı yoktur. Çocuk bu bağırışlardan hem gizli gizli zevk alır, hem de içindeki isyan duygusu birden tetiklenir. Çaresizlik yetişkinlere hata yaptırabilir Peki ama anneler çocuklarına neden bağırıp dururlar? Uzmanlara göre, yetişkinler çocukların karşısında kendilerini çaresiz hissettikleri için bağırma yolunu seçiyorlar. Bu da yetişkinlerin kendilerini savunmak için seçtikleri bir yol. Ve tabii yanlış bir seçim. Çaresizlik öfkeyi yaratır, öfkenin dışa vurumu ise bağırmaktır. Bağırmakla bir sonuç elde edilemeyeceğini ise öfkelenen büyükler bir türlü kabul etmezler. Bağırışların dozu arttıkça, durum daha da kötüye gider. Bu arada bir noktaya değinmek istiyorum. Çocuklar istenmeyen, hoş olmayan bir hareket yaptıkları zaman genellikle yetişkinler bunların kendilerine karşı yapılmış bir hareket olduğunu düşünürler. Öfkelenip avaz avaz bağırmalarının en önemli nedeni de budur. Bir anda çocukla annesi birbiriyle savaşan iki düşman ordu kimliğine bürünür. Anne bağırarak savaşı kazanmak ister, çocuk bağırışlardan etkilenmediğini, zaferi kendisinin kazanacağını düşünerek, annesini kızdıran hareketi tekrarlamaya başlar. Kötü alışkanlıklardan kurtulmak için Bağırıp çağırmanın hiç bir şeyi değiştirmediğini anlayan annenin, bu alışkanlığından vazgeçmesi mümkün mü? Elbette mümkün. Ama bir insan ‘bağırmayacağım’ deyip de, bu alışkanlığından hemen vazgeçemez ki. Karşı tarafta, kurnazca, istediğini yapmayı başaran bir afacan vardır. Onun karşısında yenik duruma düşmek de anneyi endişelendirir. Çocuklara her fırsatta bağırmanın yanlış olduğunu anlayan bir anne, sabır, kararlılık ve denemeler sayesinde kendini değiştirebilir. Ama bunu bir gün içinde başarması elbette imkansızdır. Her şeyden önce, annenin kendini iyi tanıması gerekir. Eğer düzenli olarak çocuğunuza sesinizi yükseltiyorsa, kendi hayatınızı gözden geçirin. Çocuğunuza gerçekten kızdığınız için mi bağırıyorsunuz, yoksa, başka sorunlarınızın acısını farkına varmadan çocuğunuzdan mı çıkarıyorsunuz? Annelerin çocuklarına bağırmalarının arkasında, annenin hayatındaki olumsuzluklar, sıkıntılar yatabilir. Şimdi sizin yapmanız gereken şey, çocuğunuza bağırdığınız zamanlar, içinde bulunduğunuz ruh halini saptamak. Gerçekçi yaklaşım yeterli olur Biliyorsunuz, çocuklar insanı bazen delirtirler. Ama durun hemen delirmeyin. Biraz da çocuğunuzun o hareketi neden yaptığını anlamaya çalışın. Olaya bir de çocuğunuzun gözleriyle bakmayı deneyin. Ve tabii, küçük afacanı iyi tanımaya da çalışmak zorundasınız. Çocuğun bazı hareketleri neden yaptığını anlamak o kadar da zor değil. Her çocuğun farklı bir kişiliğe sahip olacağını unutmayın. Çocuğunuzun davranışlarını gerçekçi bir gözle değerlendirin. Çocuğun neleri yapabileceğini neleri yapamayacağını bilirseniz, ona boş yere bağırmazsınız. Neden öfkelisiniz Çocuğu yüksek sesle azarlamak, ya da bağırarak bir şeyi yapmamasını söylemek çocuk üzerinde olumsuz etki yaratabilir. Hele küçük yaştaki çocukları bu tür uygulamalar korkutabilir. Çocuğun kendine güveninin sarsılması, birden kendini çaresiz ve yalnız hissetmesi, onun sosyal bakımdan gelişmesine zarar verir. Sık sık tekrarlanan bağırmalar, azarlamalar, çocuğun annesine karşı kendini savunmaya çalışmasına ve de ondan belki de nefret etmesine neden olur. Bir çocuğun annesinden nefret etmesi, onun yaşam boyu çevresindeki kişilere karşı düşmanca duygular beslemesine yol açabilir. Çocuk kendini korumak için bazı önlemler alacaktır. Örneğin annesi bağırmasın diye ona yalan söylemeyi akıl eder. Gerçekleri gizlemeye çalışır. Küçücük dünyasının kapılarını kapatıp, büyüklerini dünyalarına almamayı denerler. Çocuklarınıza bağırmaya başlarken, bunları iyice düşünün. Yaptığınız hatanın sonuçlarına katlanmayı göze alın. Ve tabii, hiçbir suçu olmayan çocuğun da sizin hatanız yüzünden sorunlar yaşamasına izin vermeyin. Eğer çocuğunuza bağırdıktan sonra hata yaptığınızı farkederseniz, hiç çekinmeden küçük afacandan özür dileyin. ‘Şu anda kendimi çok kötü hissediyorum. Önce kendimi toplayayım, sonra seninle güzel güzel konuşuruz’ şeklinde bir açıklama çok yararlı olur. Hem siz öfkenizi bastırırsınız, hem de çocuk önemsendiğini farkeder. Çocuk, kendisine değer verildiğini anladığı zaman, küçücük aklıyla kendine çeki düzen vermesi gerektiğini anlar. Çocuğunuza bağırdığınız zaman, derin bir soluk alıp, ‘Ben neden öfkeliyim?’ sorusunu kendinize sorun. Vereceğiniz cevabın çocuğunuzla ilgisi olmadığını göreceksiniz |
Anne-Baba ve Çocuklar Arasında İletişim Hekim çocuğu muayene eder, gerekli ilaçları yazar. Anne reçeteyi eline alır, tam kapıya doğru yönelmişken birden duraklar.. Biraz da sıkıla sıkıla: -Şey, doktor hanım, söylemeyi unuttum, bu çocuk son zamanlarda çok aksi oldu, ödevlerini yapmıyor, kızsak da dövsek de bizim söylediklerimizin tersini yapıyor, acaba ne yapalım, nasıl davranalım? İşte bu kez sıkılma sırası doktora gelmiştir. "Bu soru da nereden çıktı şimdi?" diye geçirir içinden. Altı yıllık tıp eğitimi sırasında (hatta dört yıllık pediatri uzmanlık eğitimi sırasında bile) çocukların davranışları ile ilgili konularda doğru dürüst bir eğitim verilmemiştir ona. Oysa meslek yaşamında belki hiç karşılaşmayacağı bilmem ne sendromu hala aklındadır. Gerçi, kendi merakı nedeniyle, bu konularla ilgili bir-iki kitap okumuştur. Ancak yine de kafasında tam bir netlik oluşmamıştır. Anneye, çocuğun durumuyla ilgili bir kaç cümle söyler, ama sonradan "Acaba doğru şeyler söyledim mi?" diye kendisi de huzursuz olmuştur. "Bu konuyu en kısa zamanda okumalıyım" diye söylenir kendi kendine. http://www.ttb.org.tr/STED/sted0200/02003-1.gif Yukarıda öykülenen durum her birinci basamak hekiminin başına zaman zaman gelmektedir. Ülkemiz koşullarında çoğu yerde psikolog desteği alabilmek olanaklı değildir. Bunun için her hekimin çocukların davranışsal sorunları konusunda da temel bazı bilgileri olması zorunludur. Anne-baba ve çocuk arasındaki iletişim yalnızca bilgi alışverişi anlamına gelmez. Bu ilişkide, aynı zamanda karşılıklı duygu ve düşüncelerin aktarımı da söz konusudur. İletişim denilince çoğu insanın aklına konuşmak gelir. Oysa ki burada konuşmaktan daha önemli olan ve belki de en zor öğrenilen şey dinlemektir. Anne-baba ve çocuk arasındaki iletişimin ilk temelleri bebeklik döneminde atılır. Bebeğin kendilerine gülümsediğini gören anne ve baba da ona gülümseyerek ve konuşarak karşılık verirler. Bu bebeği daha da mutlu eder. İyi gözlemci olan ve bebeğin diyalog isteğini fark eden anne-babalar bu konuda daha başarılı olurlar. Anne-baba ve çocuk arasındaki mesaj alışverişi yalnız konuşulan sözcüklerle sınırlı kalmaz, onların ötesinde anlamlar taşır. Karşılıklı bilgi alışverişinden başka duyguları da paylaşırlar ve birbirlerine destek olurlar. İyi iletişim kurmayı başarabilen aileler yaşamlarındaki acı-tatlı tüm olayları ve sorunları paylaşmayı bilen ailelerdir. İyi iletişim kurmak için çocukla yalnızca konuşmak yetmez; aynı zamanda, ona hareketlerle duyguların da hissettirilmesi, yani vücut dilinin de kullanılması gerekir. Bu da zamanla öğrenilebilen bir durumdur. http://www.ttb.org.tr/STED/sted0200/02003-2.gif Çocuk, iletişimi de genellikle anne-babadan öğrenir. Kendi anne ve babası küçükken ona nasıl davrandılarsa, onlar da çocuklarına genellikle benzer biçimde davranırlar. Ancak ne yazık ki, çoğu zaman anne-babaların çocuklarına bu konuda iyi bir örnek olabildiklerini söylemek zordur. Anne-baba belirli aralıklarla çocuklarıyla kurdukları iletişimi değerlendirmeli ve özeleştiri yapmalıdır. Kendi anne-babalarının olumlu ve olumsuz yönlerini anımsamalı ve bunların kendileri üzerindeki yansımasını bulmaya çalışmalıdır. Böylelikle karşısındakini dinlememe ve yapıcı değil kırıcı tarzda eleştirme gibi kötü huylarını daha kolaylıkla bırakabilir. Eğer bu yapılabilirse anne-babalar çocuklarıyla daha iyi bir iletişim kurmakla kalmaz, aynı zamanda onlara iyi bir örnek de olurlar. Anne-babanın okul çağındaki çocuklarıyla iletişiminde çok sık yaptığı bazı hatalar vardır. Aşağıda bu hatalardan bazı örnekler verilmiştir: Emrivaki konuşmak “Bunu söylediğim gibi yapacaksın, yoksa...” Ders vermek “Ben çocukken senin yaptığın işin iki katını yapardım.” Eleştirmek “Bugün her şeyi berbat yapıyorsun.” Alay etmek “Bu yaptığın çok aptalca bir şeydi.” Küçük düşürmek “Senin yaşındaki bir çocuğun bunu bilmesi gerekir.” Çocukla iletişim kurarken ona olumlu bir bakış açısıyla yaklaşılmalı ve gerektiğinde onurlandırılmalıdır. Örneğin, "Bugünkü matematik ödevlerini çok güzel çözdün." gibi takdir söylemleri kullanılabilir. Ancak bunu yaparken, anne-baba onu ‘kendi görmek istediği biçimde davrandı’ diye yapmamalıdır. Onun etkinliklerine çok karışmadan, onu olduğu gibi kabul ettiğini göstermelidirler. Örneğin, resim yapmakta olan bir çocuğa hangi boyaları karıştıracağını göstermek yerine, karışmadan onu izlemek çocukta doğru şeyler yaptığı hissi uyandıracaktır. İyi bir iletişimin koşulu: Dinlemesini bilmek Çocukla iyi bir iletişim kurabilmek için ondan gerekli mesajların alınması gerekir. Bu da ancak dinlemekle sağlanır. Anne-baba iyi bir dinleyici olabilirse çocuk için de iyi bir model oluşturacaktır. Aktif dinleme, iletişimin önemli bir parçası olup, iletişim kanallarının açık tutulmasıdır. Bir başka deyişle, anne-babanın çocuğun duygu ve düşüncelerini söyleme isteğini fark etmesi ve onu dinlemeye hazır olduğunu belirtmesi anlamındadır. Aktif bir dinleyici olmak için şunlara dikkat edilmelidir:
Anne-babanın kendisinin de aktif olarak dinleyip dinlemediğini anlamasına yarayan bazı ipuçları vardır. Eğer anne ya da baba konuşmadan sıkılmış, dikkati dağılmış, çocuk yerine başka yerlere bakıyor ya da çok zaman yitirdiğini düşünmeye başlamışsa o sırada aktif olarak dinlemiyor demektir. Çocuklarla konuşma yöntemleri Anne-baba çocukla konuşurken ona karşı yargılayıcı ve suçlayıcı olmamalı, olumlu bir diyalog kurmaya çalışmalıdır. Bu diyalog, çocuğun herhangi olumsuz bir davranışını düzeltirken "sen" mesajı yerine "ben" mesajı kullanılarak sağlanabilir. Aşağıda bir kaç "ben" mesajı örneği verilmiştir: -Okurken daha çok sessizliğe gereksinimim var. -Masamı en son kullanan toplamadığı için aradığım şeyleri bulamıyorum. -Çok yorgunum, mutfağın toplanması için yardıma gereksinimim var. "Ben" mesajları, aslında "sen" mesajları ile aynı şeyleri söylemesine karşın, tehdit içermediğinden, çocuk tarafından daha kolay kabul edilecektir. Böylece, örneğin babasına "sesimin seni rahatsız ettiğini fark etmedim" ya da annesine "yorgun olduğunu söylemen iyi oldu, sana yardım edeyim" gibi yanıtlar verecektir. "Sen" mesajlarına örnek: -Bir daha bunu sakın yapma. -Beni çok kızdırıyorsun. -Neden dikkat etmiyorsun? Bu mesajlar daha bir çocuğa yönelik olduklarından, çocuk kendini savunmak zorunda hissedecek, o da benzer karşılıklar verecek ve böylece de etkili bir iletişim olanağı ortadan kalkacaktır. Bundan daha da kötüsü çocuğu küçük düşürücü konuşma biçimidir. Eğer çocuğa sürekli olarak onun kötü, aptal ve düşüncesiz olduğu biçiminde mesajlar verilirse, yalnız çocukluk döneminde değil, belleğinde o biçiminde yer ettiği için sonra ki yıllarda bile birey kendini o biçiminde algılayabilir ve toplumla olan ilişkilerinde zorluklar yaşayabilir. Doğal olarak, her çocuk "ben" mesajlarını başlangıçta algılamayabilir ve bu yöntem yararlı olmayabilir. Bu durumda bile, belki başka bir biçimde ya da daha değişik bir ses tonuyla, "ben" mesajları verilmesi sürdürülmelidir. Çocuğa bu mesajları algılaması için biraz zaman tanımalıdır. Konuşurken ses tonunun verilmek istenen mesaja uygunluk göstermesi de çok önemlidir. Eğer anne ya da baba kendi sorunlarını konuşmaya yansıtırlarsa verilmek istenen mesaj tam algılanmayabilir. Anne-baba, çocukların huylarına göre bazı ufak tefek değişiklikler olsa bile, bütün çocuklarına eşit davranmalı ve ayrım gözetmemelidir. Anne-baba ile çocuklar arasındaki iletişim bozukluğunun olası nedenleri
"Çocuk uykuda sevilir" kuralını önceki kuşaklardan olan hemen herkes iyi bilir. Yoksa, çocuk şımarır ve babanın otoritesi sarsılır (!) Eski zamanlarda, çoğu ailede baba ile çocuk arasındaki diyalog (elçi!) anne tarafından sağlanırdı. Ülkemizin sanayi ülkesi olma yolundaki adımları, hızlı kentleşme ve medyanın önemli etkisi sonucunda eski büyük ailelerin yerini çekirdek aileler almakta, feodal dönemin özelliklerinden olan babanın mutlak otoritesinin sarsılması ile birlikte baba ile çocuk arasında da daha sıcak ilişkiler kurulmaktadır. Ama yine de çoğu ailede erişkinlere tanınan söz hakkı nedense bugün bile çocuktan esirgenmektedir. Birer anne-baba olarak çocukların bize saygılı davranmasını istiyorsak, bizim de onları saygıyla dinlememiz ve olayları bir de onların gözüyle bakarak onları anlamaya çalışmamız ve hekimler olarak da bunu tüm anne ve babalara anlatmamız gerekir. |
Bebek GeliyorEndometriozisEndometriozis nedir? Üreme çağındaki kadınlarda görülen endometriozis rahmin endometrium adı verilen tabakasının rahim dışında bulunmasıdır. Bu hastalık yumurtalıklar, yumurtalık kanalları (tüpler), rahmin dış yüzünde görülür. Erken yaşta çocuk sahibi olan kadınlarda daha nadir görülen endometriozis ağrılı adet kanamaları, ağrılı ilişki ve kısırlığa neden olur. Endometriozis ne sıklıkla görülür? Sağlıklı kadınları yüzde 5'inde görülen endometriozis, çocuk sahibi olamayan kadınların yüzde 30-40'ında görülür. Bu hastalıktan en çok 30 ila 40 yaşındaki kadınlar etkilenir. Endometriozis kısırlık vakalarının yüzde 20'sinden sorumludur. Endometriozis nedeni nedir? Adet kanaması sırasında adet kanı ve hücreler rahimden tüpler aracılığı ile karın boşluğuna kaçar. Değişik organlara yapışan endometrial hücreler adet dönemindeki hormonal değişikliklere cevap verir ve adet sırasında kanar. Bu kanama iltihap ve nebde dokusunun gelişmesine neden olarak üreme organlarında yapışıklar oluşmasına yol açar. Laparoskopi ile endometriozis hastalığı evrelendirilir. Endometriozis kısırlığa nasıl yol açar? Tüpler, yumurtalıklar ve bağırsakların birbirine yapışmasına neden olarak normal anatomiyi bozar. Bu durum yumurtanın tüplerden geçmesini zorlaştırır. Ayrıca endometrial dokular döllenmeyi ve döllenen yumurtanın gelişimini engelleyen faktörler salgılarlar. Endometriozis'in bulguları nelerdir? Hastaların üçde birinde tek bulgu kısırlıktır. Bazı kadınlar ağrılı adet kanamalarından, fazla kanamadan ve ağrılı cinsel ilişkiden yakınırlar. Yakınmaların şiddeti ile hastalığın derecesi arasında bir ilişki yoktur. Ağır endometriozisi olan kadınların hiç bir yakınması yok iken hafif endometriozisi olan bir kadının çok şiddetli ağrısı olabilir. Endometriozis'in tanısı nasıl konur? Endometriozis'in kesin tanısı laparoskopik inceleme ile konur. Endometriozis'in tedavisi nedir? Laparoskopi esnasında tespit edilen odaklar cerrahi olarak tedavi edilir. Cerrahi tedavi sonrasında bir süre hormonal tedavide uygulanabilir. Çocuk sahibi olmak isteyen çiftler endometriozis'in tedavisinden fayda görebilirler. Endometriozis'in evresine ve hastanın özelliklerine göre hastalığın tedavisi değişir. Eğer hastanın istediği kadar çocuğu varsa ve çok şiddetli ağrıdan yakınıyorsa rahim ve yumurtalıklar çıkarılır. Çocuk sahibi olmayan kadınlarda cerrahi sırasında mümkün olduğunca çok sayıda odak çıkarılır, yapışıklıklar giderilir. Bu işlemin laparoskopik olarak yapılması uygundur. Endometriozis odakları eletrokoter yada lazer ile yakılır. Endometriozis tedavisinde çeşitli hormon ilaçları kullanılabilir. Hormonal tedavi genellikle 3 ila 6 ay sürer. Bu ilaçlar yardımı ile hastada gebelik veya menapoz benzeri bir hormonal tablo oluşturularak hastanın adet görmesi önlenir. Böylelikle hasta adet kanaması dönemini yaşamaz ve endometrioz odakları sessiz kalarak iyileşir. Hormonal tedavinin yan etkileri nelerdir? Bu hormonların bir kısmı hastada östrojen azalmasına bağlı ateş basması, vajinal kuruluk, kemik erimesine yol açabilir. Endometriozis tekrarlar mı? Hastaları %30 ila 40'ında endometriozis tekrarlar. Bu hastaların bir kısmının cerrahi olarak tedavi edilmesi gerekir. Dr. Osman Denizhan Özgün |
Çocuğunuzun Kendi Özgüvenini Artırmak İçin 1- ONA SIK SIK SÖZ HAKKI VERİN 2- KENDİNİ VE DUYGULARINI ''NE DÜŞÜNÜYORSUN , NASIL HİSSEDİYORSUN'' GİBİ SÖZLERLE ANLAMAYA ÇALIŞIN 3- O KONUŞURKEN ONUN YÜZÜNE BAKIN VE CİDDİYE ALINDIĞINI HİSSETTİRİN 4- ONUN FİKİRLERİNE DEĞER VERDİĞİNİZİ HİSSETTİRİN 5- ONUN OLUMLU DAVRANIŞLARINI KESİNLİKLE TAKDİR EDİN 6- YAŞINA UYGUN GÖREVLER VERİN 7- VERİLEN GÖREVLERDEN SONRA BAŞARISINI TAKDİR EDİN 8- ONUN İÇİN ZAMAN AYIRIN 9- ONUN İLE DEĞİŞİK KONULARDA SOHBET ETME ORTAMI OLUŞTURUN 10- ONUN KORKU VE ENDİŞELERİNE SAYGI DUYUN 11- AŞIRI ELEŞTİRİCİ OLMAKTAN VE YARGILAYICI DAVRANMAKTAN KAÇININ 12- HATALI DAVRANIŞLARINI KONUŞARAK UYARIN VE ONA DOĞRU OLANI ANLATIN 13- BAŞKALARI YANINDA ONU KÜÇÜK DÜŞÜRMEYİN 14- ONUN BAŞARISIZLIKLARINI BÜYÜTMEYİN 15- BAŞKALARI İLE ONU KIYASLAMAYIN 16- KABİLİYETLERİNİ FARKEDİN VE TEŞVİK EDİN 17- ONU SOSYAL ORTAMLARDA BULUNMAYA CESARETLENDİRİN 18- TOPLULUK İÇERİSİNDE SÖZ ALMASINI TEŞVİK EDİN 19- ONU ÇOCUK OLARAK GÖRMEYİP , VARLIĞINI ÖNEMSEYİN 20- YAŞINA UYGUN OYUN FAALİYETLERİNİ DESTEKLEYİN 21- ONU SIK SIK SEVDİĞİNİZİ SÖYLEYİN 22- ONUN İÇİN ÖNEMLİ OLAN ŞEYLERE SİZDE ÖNEM VERİN 23- ONUN ÖNEMLİ GÜNLERİNİ UNUTMAYIN 24- AİLE İÇİN VAZGEÇİLMEZ BİR KİŞİ OLDUĞUNUN ALTINI ÇİZİN 25- ONUN YERİNE YAPMASI GEREKEN ŞEYLERİ SİZ YAPMAYIN 26- ONUN AİLE İÇİ BAĞLARININ KUVVETLENMESİNİ SAĞLAYIN 27- OLAYLARI HEP OLUMSUZ DEĞERLENDİRMEYİN 28- ONUN OKUL HAYATINA VE EĞİTİMİNE ÖNEM VERİN 29- SADECE ONUN İÇİN AYIRDIĞINIZ ZAMANLAR OLSUN 30- ONUNLA BERABER SOSYAL AKTİVİTELERDE BULUNUN 31- YANLIŞ VE UYGUNSUZ CEZALANDIRMADAN KAÇININ 32- ONDAN BEKLENTİLERİNİZ ÇOK AŞIRI OLMASIN 33- ONUN FARKLI VE GELİŞMEKTE OLAN KİŞİLİK YAPISI OLDUĞUNU UNUTMAYIN 34- ONUN İÇİN MUTLU VE HUZURLU BİR AİLE ORTAMI SAĞLAYIN |
Gençlerde Depresyon "16 yaşında ve depresyonda olmanın nasıl bir duygu olduğunu hala hatırlıyorum. Hüznümü, ümitsizliğimi, “benim karakterim böyle herhalde” diye düşündüğümü ve o bir şeylerin doğru gitmediği duygusunu acı bir şekilde hatırlıyorum. Ne olduğunu anlamıyordum. 70’li yılların sonlarıydı ve aslında hiç kimse bilmiyordu. O yıllarda tıp çevreleri gençlerin veya çocukların depresyonda olabileceklerine inanmıyordu. Neyse ki artık bu görüş değişti. Fakat hala klinik depresyon konusunda birçok yanlış inanış var ve bu yüzden de gençler bazen depresyonda olduklarını bilmediklerinden, bazen de yardıma ulaşamadıkları için tedavi olamıyorlar." Depresyondayken neler hissedersiniz? · Hep mutsuzsunuz · Ya çok heyecanlı ya da donuksunuzdur · Her şey ümitsiz gelir · Suçluluk duyarsınız · Sebebi bilinmez bir sürü fiziksel şikayetiniz vardır -durduk yerde karnınız veya başınız ağrır ya da göğsünüz sıkışır · Gerginsinizdir · Herkes ve her şey sizi sinir eder · Piliniz bitmiş gibidir, kendinizi hep yorgun hissedersiniz · Huzursuz ve kıpır kıpır olursunuz · Dikkatinizi hiç bir yere toplayamazsınız · Ölüm ya da intihar hakkında uzun uzun düşünürsünüz Hayatınızı Nasıl Etkiliyebilir? · Notlarınız düşer · Ya sürekli uyursunuz ya da bir türlü uyuyamazsınız · Kilo alabilir veya kilo verebilirsiniz · Artık canınız arkadaşlarınızla birlikte olmak istemez · Eskiden sevdiğiniz şeyleri canınız istememeye başlar · Durduk yerde ağlamaya başlarsınız Anneme Babama Nasıl Anlatacağım? Anne babanızın dengeli insanlar olduğunu, sizi sevdiklerini ve sizin için her şeyin en iyisini istediklerini varsayalım önce. Ama yine de bilmeden yardım almanızı zorlaştırabilirler. “Bu kadar bunalacak neyin var ki?” diyebilirler ya da bu duygularınızın gençlik çağında normal, büyümenin bir parçası olduğunu savunabilirler. Burada iki etken devreye girer. Birincisi inkar. Hiç bir anne - baba çocuğunun bir sorunu olduğuna inanmak istemez. Üstelik bir de ruh sağlığ gibi tabuya yakın konularda asla! Küçükken düşüp diziniz kanadığında ayağınıza bir bant yapıştırıp, sorunu halledebilirler.Ancak halledemiyecekleri bir sorunla karşı karşıya geldiklerinde, size bakma konusunda kendilerini yetersiz hissettikleri için, kendilerini suçlu hissedebilir ve hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya çalışabilirler. İkinci etken ise anne - babanın bilgisizliğidir. Bu konuda tek bilgisiz olan sizin anne babanız değil. ABD’de yapılan bir kamuoyu araştırmasında yetişkinlerin yüzdae 70’den fazlası depresyondaki insanların bütün yapması gerekenin, kendine çeki düzen vermek olduğunu ve her şeyin kolayca çözüleceğine inandığını söylemiş. Bilgisiz oldukları için suçlu değiller. Sadece biraz eğitilmeleri gerek. Büyük olasılıkla onlara biraz bilgi verdiğiniz taktirde sizin yardım görmeniz için gerekeni yapacaklardır. Tabii anne babanız bu kategoride olmayabilir. Kendileriyle fazlasıyla meşgul olabilirler. Alkolizm gibi kendi problemleri olabilir, hatta sizi hırpalıyor bile olabilirler. Bu durumda sizin güçlü olmanız ve kendi başınıza yardım aramanız gerekir. En ihtiyacınız olduğu anda anne - babanızın yanınızda olmayışı, işleri daha da zorlaştırır. Fakat bu durumda büyük olasılıkla zaten kendi işinizi kendiniz görmeye alışkınsınızdır. Depresyondaysanız, olumlu herhangi bir şey yapabilmek çok güçtür. Ancak yardım almak zorundasınız. Bu durumun hayatınızı mahvetmesine izin veremezsiniz. Eğer size yardım edebilecek hiçbir erişkin yoksa, doğruca bildiğiniz, tanıdığınız bir doktora gidip, onun size bir psikiyatrist önermesini isteyin. Bir sağlık ocağına ulaşın. Burada yardım almanız her şeyden önemlidir. Hiçbir şeyin buna engel olmasına izin vermeyin Nasıl Yardım Alabilirim? Anne - babanız birinci kategoridekilerden ise, büyük olasılıkla onlara, kendinizde depresyon belirtileri olduğunu ve bir doktora görünerek bir psikiyatriste gitmek istediğinizi söylemek yeterli olur. Depresyon hakkında edineceğiniz bilgileri onlarla paylaşır ve onları eğitirseniz, inkar etme sürecini ve itirazlarını oldukça kolay atlatabilirsiniz. Onlar gerçekten sizin için her şeyin en iyisini isterler ve büyük olasılıkla sizdeki değişikliklerin de farkındadırlar. Eğer anne babanız ikinci kategoriden ise, iki seçeneğiniz var. Birinci seçenek, sizi anlayacak ve anne babanızı yardıma ihtiyacınız olduğuna ikna edecek bir büyükten destek istemek. Bu kişi aileden biri, sevdiğiniz bir öğretmeniniz ya da anne babanızın bir arkadaşı olabilir. Gerekirse bu kişiyi depresyon hakkında bilgilendirebilir ve anne babanızla konuşmasını isteyebilirsiniz. Bu metin, ABD Sağlık Bakanlığı tarafından orta okul ve liselere dağıtılan rehberin çevirisidir. Arkadaşınız depresyondaysa; Genç olmak kolay değildir. Okul yılları komplike ve zor olabilir. Bazen aslında kim olduğumuzu, ileride nasıl biri olacağımızı, yapmak zorunda olduğumuz bir sürü seçimin doğru seçimler olup olmadığını kestirmek güç gelebilir. Çevremizdeki değişimler ve baskılar bizi zaman zaman bunaltabilirler. Bu yüzden de ara sıra kendimizin veya bir arkadaşımızın “bunalmış”, “deprese” ya da morali bozuk olması çok doğaldır. Ama ya bir arkadaşınızın bu “bunalmış” ya da “bezgin” hali haftalarca sürer ve ilişkinizi etkilemeye başlarsa? Eğer bu durumda olan bir arkadaşınız varsa, depresyonda olabilir. Arkadaş olarak ona yardım edebilirsiniz. |
Hiperaktif Çocuklar Hiperaktif Çocuklar Hiperaktif çocuklar bizim toplumumuz da %5 oranında görülen yaygın bir durumdur. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumunun üç şekli bulunmaktadır. Birincisinde dikkat eksikliği ön planda ,ikinci tipinde hiperaktivite ön planda ,diğer tipinde ise her ikisi birlikte görülmektedir. Bu çocuklarda sürekli hareketlilik ile beraber dikkat eksikliği , dikkatini uzun süre bir noktaya odaklayamama ve fevri olma durumu sıktır. Bu belirtilerin görünümü tanının geçerli olması için 7 yaşından önce başlamalıdır. Zaten hiperaktif çocuklar doğumdan itibaren hatta anne karnında aşırı hareketlilikleri ile dikkat çekerler ve çok net bir şekilde diğer çocuklardan ayrılırlar. Ama burada gereken sınır konmamış , davranış sorunlarına uygun müdahale edilmemiş , eğitim konusunda eksik kalmış çocukları bu durumdan ayırmak gerekir. Hiperaktivite ve dikkat eksikliği olan çocuklarda okul çağından önce ve okul çağında hareketlilik ve dikkat eksikliği belirgin olarak göze çarpar. Bu dikkat eksikliği ve hiperaktivite özellikleri sadece bir ortamda değil birkaç ortamda kendini belli eder . Hiperaktif çocukların işlevselliği belirgin olarak bozulur , özellikle okul döneminde göreceli bir başarısızlık ve sık sık öğretmeninden uyarı alma görülür. Derse konsantre olamadığı ve dikkat eksikliği olduğu için , çoğu zaman zeka normal olmasına rağmen derslerde başarısızlık görülür.Dikkat eksikliği belirtileri -başka nedenler yok ise - :Dikkatlerini uzun süre toparlayamazlar , başladıkları işlerin sonunu getirmekte güçlük çekerler , dikkat gerektiren günlük işlerden kaçınırlar, eşyalarını sık sık kaybederler , günlük işlerde unutkanlıkları vardır, işlerini düzensiz ve dağınık yaparlar , genelde bir işten diğerine çok sık geçiş yaparlar, karşısındakini dinlememe sık sık konu değiştirme görülür, dikkatleri ilgisiz uyaranlarla sık sık dağılır, çalışmaları plansızdır , emirleri anlamakta güçlük çekerler, yaptıkları işlerde dikkatsizce hatalar yaparlar. Hiperaktivite ve fevrilik belirtileri-başka nedenler yok ise- :Yerinde duramama hali vardır, devamlı kıpır kıpır haldedirler, kendi yaşıtlarına göre belirgin farklılık ile sürekli hareket halindedirler, otururken bile bir yerleri kıpır kıpırdır. Her şeye karışma , mobilyaların üzerinde gezme , ev içinde koşuşturma , bir iş yaparken sık sık ayağa kalkma gezinme halindedirler, konuşmanın sonu gelmeden araya girerler, başkaları onların sözünü kesememekten yakınır,elleri ayakları kıpır kıpırdır, ellerinde sürekli bir şeylerle oynarlar, olası sonuçlarını düşünmeden tehlikeli işlere girme görülür, sakinlik isteyen grup içi etkinliklere katılmakta zorlanırlar, etraftaki insanlar tarafından sık sık hareketlilik konusunda uyarılırlar. Sonunu düşünmeden ani olarak karar verip o işi yaparlar , sabırsızdırlar , sıra beklemek konusunda engellenmeye dayanamazlar. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda ek diğer psikiyatrik durumlar olabilir. Bu psikiyatrik durumlar arasında öğrenme güçlükleri , karşı gelme bozukluğu , davranış bozukluğu , depresyon , anksiyete bozuklukları sayılabilir .Önemli olan bu tanının psikiyatrik muayene ve testler ile bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından kesinleştirilmesidir. Tedavi konusunda ilaç tedavisi ön plandadır. Türkiye’de mevcut ilaçlar ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite semptomları büyük oranda kontrol altına alınabilmektedir. Gerekirse ilaç tedavisinin yanı sıra ek olarak psikoterapi , pedagojik eğitim ile dikkat süresini artırma ve davranışçı yaklaşımlar vardır. İlaç tedavisinin ne kadar devam edeceği klinik görünüm ve semptomların devam etmesine göre tespit edilir. Hiperaktif çocuğun ailesinin yönlendirilmesi önemlidir. Ailenin bu türlü bir çocuğu idare etmesi güç olur. Hatta anneler bu konuda oldukça yorgun düşüp sık olarak yorgunluk belirtileri göstermektedirler. Çocuğun sosyal ilişkileri bozulabilir, arkadaş ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir.. Ders başarısızlığı da bu duruma eklenince çocuğun kendine olan özgüveni azalabilir , anksiyete ve duygusal zedelenebilirlik artar. Bu nedenle ailenin ve çocuğun psikososyal açıdan desteklenmesi çok önemli bir konudur. Diğer yandan çocuğun okul içerisindeki durumu öğretmenin yönlendirmesi ve davranışları önemli olmaktadır. Yanlış tutumlar çocukların hareketliliğini daha da artırmakta , mevcut problemlerin çözümünü güçleştirmektedir. Okul -aile - doktor işbirliği bu durumda çok önemlidir. |
Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim dedi sonra düşündü; oh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez. Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve baba haritayı düzelttim artik sinemaya gidebiliriz dedi. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de halen hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk; "Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı" dedi... İnsanı Düzelttiğim Zaman, Dünya Kendiliğinden Düzelmişti. Çocuklarımızın da en az bir yetişkin kadar "birey" olduğunu ve o bireyi şekillendirenin de ana -baba olduğunu unutmayalım.... |
Anne Sütü http://www.bebekkokusu.com/news/articlefiles/85-b2.jpgDoğada bulunan tüm memeli hayvanların yavruları için bir mucize olarak annelerine süt üretebilme yeteneği verilmiştir. Her tür annenin sütü kendi yavrusuna özgüdür. Her memelinin memelerinden gelen salgıya süt denilmektedir. İnsan yavrusuna en uygun süt doğal olarak insan sütüdür. Bir başka memelinin örneğin ineğin yavrusu için salgıladığı süt kendi yavrusu için çok uygun iken insan yavrusu için o denli yararlı olmayacağı gibi belki de zararlı olabilir. Anne sütünün başka hiçbir besin maddesinde bulunmayan üstünlükleri vardır. Kısaca bunlara değinelim.
Bebeğini emzirmek annenin sağlığı ve ruhsal gelişimi için son derece yararlıdır. Meme dokusunun bir çok hastalığı emzirmeyen kadınlarda daha sık olarak ortaya çıkmaktadır. Doğumu izleyen saatlerde emzirmekle salınan bazı hormonlar anne rahiminin kasılmasını sağlayarak doğum sonrası iyileşmeyi hızlandırır. |
Çocuklarda İşitme Kaybı Çocuklarda İşitme Kaybı Çocuğunuzun işitme kaybının olup olmadığının belirlenmesi, onun sağlıklı gelişimide sorunlarla karşılaşmaması için çok önemlidir. Memorial Hastanesi Kulak Burun Boğaz bölümü hekimleri, çocuğunuzun bir işitme kaybı olup olmadığının belirlenmesinde yardımcı olması için aşağıdaki listeyi oluşturdular. İşitme kaybına neden olabilecek durumlar Hamilelik sırasında nne kızamıkçık, viral bir enfeksiyon ve grip geçirmiş, Anne alkollü içecek tüketmiş, Yenidoğan (Doğumdan ilk 28 güne kadar) Doğumdaki kilosu 1600 gramdan düşük, Yüz ve kulaklarının görüntüsü farklı, Doğumda sarılığı oldu ve kan değişimi uygulandı, Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde beş günden fazla kaldı, Damardan iğne ile antibiyotik aldı, Menenjit geçirdi. Ailede Erken yaşlarda olan veya gelişmiş, kalıcı veya ilerleyen işitme kaybı bir veya daha fazla birey var. Bebeğim (29 gün ile 2 yaş arası) Damardan antibiyotik aldı, Menenjit oldu, Kulaktan kanamanın olduğu veya olmadığı kafatası kırığı olan ciddi bir yarlanma geçirdi, 3 aydan fazla süren kulaktan sıvının olduğu ve tekrarlayan bir kulak enfeksiyonu var. Yukarıda sayılan bu maddeler size ve çocuğunuza uyuyorsa en kısa zamanda uzman bir hekime danışmalısınız. Bebeklerde işitme kaybı belirtileri nelerdir? Yenidoğan (Doğumdan 6 aya kadar) Beklenmedik yüksek sesli gürültülerle irkilmiyor, hareket etmiyor, ağlamıyor veya herhengi bir şekilde tepki vermiyor, Yüksek sesli gürültülerle uyanmıyor, Kendiliğnden sesleri takip etmiyor, Sadece sesle sakinleştirilemiyor, Başını sesime doğru çevirmiyor. Küçük bebeğim (6 aydan 12 aya kadar) Sorulduğunda tanıdık kişi veya eşyaları östermyor, Konuşma sesi çıkarmıyor ya da konuşma sesi çıkarmayı bıraktı, 12 aylıkken ‘el salla’, ‘elin çırp’ gibi basit sözleri yalnız dinlemekle anlamıyor ancak ifade, hareketlerle tamamlandığında anlayabiliyor. Büyük Bebeğim (13 ay 2 yaş) Hafif bir sesle ilk seslenişte doğru yöne dönmüyor, Çevreden gelen seslere duyarsız, İlk seslenişte cevap vermiyor, Sese cevap vermiyor veya sesin nerden geldiğini anlamıyor, Benzer yaştaki diğer çocuklar gibi ses çıkarmıyor ve konuşamıyor, Normal ses yüksekliğinde televizyon seyretmiyor, Anlama ve iletişim için kelimelerin kullanımında yeterli gelişmeyi göstermiyor. Çocuğunuzda bu göstergelerden bir veya daha fazlası varsa işitme kaybı olabilir.Çocuğunuzu kulak muayenesi ve işitme testine götürmeniz gerekir. Bu herhangi bir yaşta veya doğumdan hemen sonar bile yapılabilir. |
Çocuklarda Uyku Sorunları Uyku karmaşık, beyin işlevi ve psikoloji ile ilgili yaşamsal bir durumdur. Dış etkenlere açık, bireyin duygusal ve içgüdüsel yaşamıyla ilgili gelişimsel bir işlevdir. Şu üç dönemi içermektedir: Bunlar uykuya dalma, rüyasız uyku ve rüyalı uyku dönemleridir. Uykuya dalma döneminde yavaş yavaş çevre ve beden ile ilgili algılar azalarak kişi uyku dönemine geçmektedir. Rüyasız uyku dönemi bedenin temel yapı taşları olan proteinlerin yeniden oluşturulduğu ve kişinin fiziksel yorgunluğunu atarak dinlenmeyi sağlayan dönemdir. Ayrıca bu dönemde büyüme hormonu salgılanır. Rüyalı uyku dönemi, uyuyan kişide göz kapaklarında ve gözlerinde hareketlerin başlaması ile fark edilir. Rüyalar başlar, bu dönemde görülen rüya ile uyumlu olarak beden hareketlerinin ortaya çıkmaması için kasların gerginliği kaybolmuştur. Eğer böyle bir düzenleme olmasaydı gördüğümüz rüya ile hareket edecek, hatta yataktan kalkıp dolaşacaktık. Bu özellik yenidoğan bebeklerde tam oluşmadığından el ve ayaklarda ya da yüzde, bazen gövde de küçük hareketler olabilmektedir. Bu dönem doğumda yaklaşık uykunun yarısını oluşturmakta, bir yaşından sonra ise erişkindeki gibi yaklaşık uykunun beşte birine düşmektedir. Uykunun rüya döneminde bir çok ruhsal olay gerçekleşmektedir. Bu dönemde gerilimler ********ta ya da serbestleşmekte, hatırlanan her şey ve gündüz yaşananlar birbirine bağlanarak, programlanmaktadır. Gündüz uyanık iken algılanan duyumlar rüya aracılığıyla yapılanırlar. Yenidoğanlarda ve bebeklerde rüyalar, uykuya daldıktan 30-45 dakika sonra, büyük çocuklarda ise 120 dakika sonra ortaya çıkmaktadır. Doğumdan sonraki dönemde süt çocuğu için bedensel gereksinimler uykuyu etkilemektedir. Açlık uyandırmakta, tokluk ise uykuya dalmayı kolaylaştırmaktadır. Bu dönemdeki uykusuzluklarda anne tarafından bebeğin beslenmesi ya da duygusal desteklenmesinin yetersiz, ters ya da aşırı bir biçimde karşılandığı görülmektedir. Uyku bebek için ritmik ve temel bir gereksinimdir. Yenidoğan döneminden başlayarak bebeklerin ya da çocukların uyku özelliklerine bakıldığında birçok değişiklikler görülmektedir. Bunlar bireyseldir ya da dönemlere bağlıdır. Bebekler içinde çok uyuyanlar olduğu gibi az uyuyanlar da vardır. İlk aylarda uykusuzluk sıradan bir durumdur, ancak sonuçları nedeni ile aile için önemlidir. Ortaya çıkan gerginlik ve sinirlilik durumu yalnız çocuğun uykusuzluğunu artırmaz, yeni çatışmaları da ortaya çıkarır. Uykusuzluğun önemi ve ağırlığı bebeğin yaşı, gelişim düzeyi ve kişisel özelliklerine bağlı olarak belirlenir. Yenidoğan 19-23 saat uyur. Başlangıçta aralıklı ve parçalara bölünmüş bir uyku biçimindedir. Yavaş yavaş gece ağırlıklı olarak gelişir, üçüncü yıla doğru derinliğine kavuşur. Uykusuzluk nedenlerine bakacak olursak; bedensel bir hastalık sırasında çekilen sıkıntı ve acı uyku işlevinin bozulmasına yol açmaktadır. Ayrıca odanın sıcak-soğuk ya da gürültülü olması gibi dış etkenler de uykuyu bozacaktır. 2-3 aylık bebekler çığırtkandır, kolay uyarılabilir, sinirlidir. Bu özellikler ise annede sabırsızlık, yetersizlik gibi ilişkiden kaynaklanan zorlukları yaratabilir. İlk aylardaki bakımın niteliği, sürekliliği ve yumuşaklığı çok önemlidir. Bebeğin hareket ve dil becerisinin gelişme düzeyi, altının temizlenmesi, anne ile bebek ilişkisinin biçimi, ailenin yaşam şekli, iklim, çocuğu paylaşan birden fazla kişinin olması, annenin sıkıntı ya da huzursuzlukları gibi bir çok özellik uykuyu etkileyecektir. Uykusuzluk bazen bebeğin, bazen de annenin kişilik özelliklerinden kaynaklanır ve çatışmaların sonucudur. Uyku sorunu genellikle duyarlı bir bebek ile yetenekleri bakımından yetersiz bir anne arasındaki iyi işlemeyen bir ilişkinin işaretidir. Uyurgezerlik Erkeklerde daha sıktır. 7-12 yaşlar arasında görülür. Ailede uyurgezerlik olanlarda daha sıktır. Gecenin ilk yarısında çocuk yataktan kalkar. Bazen karmaşık, her zaman aynı şekilde tekrarlanan bir etkinlik içine girer. 10-30 dakika sonra tekrar yatar, uykusuna devam eder. Sabah hiçbir şey hatırlamaz. En basit şeklinde gözler açılır ve yataktan kalkmaya çalışır. Altı ile on iki yaşları arasındaki çocukların altıda birinde en az bir kez olurken, bunların ancak % 3-5'inde uyurgezerlik gelişir. Rüyasız uyku döneminde görülür. Uyku ile ilgili sorunlar Gece terörü (night terror) Gece çocuk yatağında ağlar, gözleri dalgın bir şekilde bakar, korkmuş bir yüz ifadesi vardır. Çevresini tanımaz, solgundur, terler, çarpıntısı vardır. Bu durum bir kaç dakika sürer. Çocuk tekrar uyur. Çocuk sabah uyandığında, gece olanlarla ilgili hiç bir şey hatırlamaz. Uykusunun rüyasız uyku döneminde ortaya çıkmaktadır. Genellikle 5-6 yaşlarına doğru azalarak kaybolur. Seyrek olarak kaybolmaz ve tedavi gerektirir. Sıkıntılı düşler Çocukların % 30'unda olur. İkinci yaştan sonra görülür. Çocuk uyanır, ağlar, bağırır, yardım ister. Sıklıkla sabah hatırlanır. Sıkıntılı düşler genellikle uyku başında görülür, güzel rüyalar ise genellikle sabaha karşıdır. Özellikle çocuğun yaşantısında yoğun sıkıntılı bir olay varsa sıradan bir durumdur, ayrıca ruhsal aygıtın yapılanmasının bir göstergesidir. 4-5 yaşından sonra şiddeti giderek azalır. Çocuk uyanır, endişelidir. Anne babasının yatağına gider ve uyumaya devam eder. |
13-17 yaş grubundaki çocuklar için çevrimiçi güvenlik ipuçları http://img.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/l_corner.gifhttp://img.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/r_corner.gif •• http://img.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/l_b.corner.gifhttp://img.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/r_b.corner.gif http://img.microsoft.com/turkiye/athome/security/images/children/54727_150x140_14-17yrs_F.jpg Bu çağdaki gençlerde, düşük öz saygı dönemleri yaşamak, arkadaşlarının onayını almaya çalışmak ve anne babalarının beklentilerini karşılamak konusunda isteksiz davranmak yaygındır. Bu grubun ilerleyen yaşlarındaki çocuklar grup kimliği ve bağımsızlık isterler ve aile değerleriyle yaşlarına özgü değerleri bağdaştırmak eğilimindedirler. Erişkinlik döneminde, çocuklar olgunlaşır ve dünyayla düşünsel düzeyde etkileşim kurmaya hazırdır. Bu yaş grubundakiler, genellikle yeni düşüncelere açıktır ancak bunların geçerliliğini sorgulayacak yaşam deneyiminden yoksundur. Anne babaların erişkin çocukların Internet kullanımını yönlendirmeyi sürdürmesi önemlidir. Bu yaş grubundakiler çevrimiçi ortamda neler yapar? Bu yaş grubundakiler anlık ileti (IM), e-posta kullanır ve çevrimiçi oyunlar oynarlar. Ayrıca Internet'te bilgilere erişmek için arama motorlarını etkin olarak kullanırlar. 13-17 yaş grubundakilerin çoğu sohbet odalarını ziyaret etmiştir ve yetişkinlere özgü ya da özel sohbetlere katılmış olabilir. Bu yaş grubundaki erkek çocuklar, sınırları zorlamaya daha yatkındır ve kaba mizah, şiddet, kumar ya da yetişkin içerik sitelerini ararlar. Kızlar ise daha çok çevrimiçi ortamda sohbet ederler ve dolayısıyla çevrimiçi yoldan gelen cinsel içerikli tekliflere daha çok maruz kalabilirler. Güvenlik ipuçları Burada, bu yaş grubunda çevrimiçi ortamda bulunan çocukları yönlendirirken göz önüne alacağınız bazı ipuçları bulunmaktadır. •Çocuklarınızın da katkısıyla Internet ev kuralları listesi oluşturun. Bu listede sınırların dışında kalan site türleri, Internet'e erişim saatleri ve sohbet odası iletişimini de içeren çevrimiçi iletişimle ilgili olarak uyulması gereken kurallar da bulunmalı. •Internet'e bağlı olan bilgisayarları, açık bir alanda ve çocuklarınızın yatak odalarının dışında tutun. •Diğer arkadaşları ve etkinlikleri hakkında konuştuğunuz gibi, çocuklarınızla çevrimiçi arkadaşları ve etkinlikleri hakkında konuşun. Çocuklarınızın yabancılarla konuşmalarını engellemek için, anlık ileti listeleri hakkında konuşun. •Ebeveyn gözetiminin yerine geçecek değil onu bütünleyecek Internet filtreleme araçlarını (MSN Premium'ın Ebeveyn Denetimleri gibi) araştırın. •Çocuklarınızın hangi sohbet odalarını ya da ileti panolarını ziyaret ettiğini ve çevrimiçi ortamda kimlerle konuştuğunu öğrenin. Onları izlenen sohbet odalarını kullanmaya teşvik edin ve genel sohbet odası alanlarında kalmaları için ısrar edin. •Çevrimiçi ortamda edindikleri arkadaşlarla asla gerçek yaşamda buluşmayı kabul etmemeleri konusunda ısrar edin. •Çocuklarınıza e-posta, sohbet odası ya da anlık ileti kullanırken, kayıt formu ve kişisel profil doldurmak ve çevrimiçi yarışmalara girmek için izniniz olmaksızın asla kişisel bilgiler vermemelerini öğretin. •Çocuklarınıza, izniniz olmaksızın program, müzik ya da dosya yüklememeyi öğretin. Web'de dosya paylaşırken, metin, görüntü ya da çizim alırken telif hakkı yasalarını çiğneyebilir ve yasadışı duruma düşebilirler. •Çocuklarınızı, çevrimiçi ortamda kendilerini rahatsız ya da tehdit altında hissettiren bir şey ya da bir kişi olduğunda size iletmeleri için teşvik edin. Sakin olun ve çocuklarınıza bu türden şeyleri size ilettiklerinde bir sorunla karşılaşmayacaklarını anımsatın. (Çocuğunuzun, onun bilgisayar konusundaki haklarını elinden almayacağınızı düşünmesi önemlidir.) Çevrimiçi saldırganlar ve sanal kabadayılarla nasıl baş edebileceğinize ilişkin makaleler okuyun. •Çocuklarınızla çevrimiçi yetişkin içeriği ve pornografi hakkında konuşun ve onları sağlık ve cinsellikle ilgili olumlu sitelere yönlendirin. •Onları istenmeyen postalardan koruyun. Çocuklarınıza çevrimiçi ortamda e-posta adreslerini vermemelerini, istenmeyen postalara yanıt vermemelerini ve e-posta filtresi kullanmalarını anlatın. •Çocuklarınızın sık ziyaret ettiği Web sitelerini öğrenin. Çocuklarınızın saldırgan içerik taşıyan siteleri ziyaret etmemesini ya da kişisel bilgilerini ya da fotoğraflarını kimseye iletmemelerini sağlayın. •Çocuklarınızla sorumlu, ahlaki çevrimiçi davranışları öğretin. Internet'i, dedikodu yaymak, tacizde bulunmak ya da başkalarına tehditler yöneltmek için kullanmamaları gerekir. •Çocuklarınızın çevrimiçi mali işlemler (bir ürünü sipariş etme, alma ya da satma) yapmadan önce sizden onay almalarını sağlayın. •Çocuklarınızla çevrimiçi kumarı ve olası risklerini tartışın. Çevrimiçi kumar oynamalarının yasadışı olduğunu anımsatın. |
Bebeklerin, kendilerine izin verildiği takdirde uyku alışkanlığını kazandığını belirten uzmanlar, alınacak basit tedbirlerle 7 gün içerisinde bebeğin uyumayı öğrendiğini ifade ediyor. Bebeğinize yeni bir düzen kurup bunu uygulamak, ağlayan bebeği sakinleştirmek ve sabırlı davranmak, annelerin sabahlamasına son veriyor. 7 günde bebeğin uykularını düzene sokacak çözüm şöyle:
|
BEBEĞİN BANYOSU Bebeğe ilk banyolarını yaptırmak o kadar kolay bir iş değildir.Bebeğin elinizden kayacağından, su yutacağından ya da soğuk alacağından korkmayınız. Neler yapmanız gerektiğini aşğıda açıklıyoruz: Bebeği bütünüyle ******z. Üşümemesi için bir örtüyle sarmalayınız. Henüz kendinize yeterince güvenmiyorsanız, küvete sokmadan önce başını ve yüzünü yıkayınız, Örtüyü üzerinden alınız; ama elinizin altında olacak bir yere bırakınız. Dirseğinizle suyun sıcaklığını kontrol ettikten sonra bebeği usulca küvete sokunuz. Bebeği koltuk altından sıkıca tutunuz ve başını kolunuza dayayınız. Böylece öteki eliniz yıkamak için serbest kalacaktır. Bu arada bebeğinizin suyla oynamasına izin veriniz. Böylece suyu sevmesini sağlarsınız. |
TV de Şiddet ve Çocuklarınız: Etkilenmemeleri İçin Neler Yapabilirsiniz? |
BİLİYOR MUYDUNUZ???? Zeka gelişiminin % 60'ının 0-6 yaş arasında tamamlandığını, Kişiliğin temelinin atıldığı kritik bir dönem olarak adlandırılan okul öncesi yıllarda verilen eğitimin, tüm eğitim kademelerini, hatta tüm yaşamı etkilediğini, kendine güveninin arttığını, İlköğretim 1. sınıfına, okul öncesi eğitimden yararlanmış olarak gelen çocuğun, bu eğitimi almadan gelen çocuktan çok daha başarılı olduğunu, okuma-yazmaya diğer çocuklardan daha erken başladığını ve dil gelişimlerinin olumlu yönde ilerlediğini, problem çözme, iletişim kurma ve grup içinde olma becerilerinin çok daha iyi geliştiğini, Okul öncesi eğitimin çocuğunuzun anlama ve anlatma becerisini geliştirdiğini, Okul öncesi eğitimi alan çocuğun duygu ve düşüncelerini daha rahat ifade ettiğini, sosyal yaşama daha rahat uyum sağladığını, Çocuğunuzun yaratıcılığının geliştirilmesinde, okul öncesi eğitimin rolünün çok önemli olduğunu, Vücudu temiz tutma, diş sağlığı ve diğer tüm öz bakım becerilerinin okul öncesi eğitimle çocuklarınıza kazandırıldığını, Sağlıklı beslenme bilincinin okul öncesi eğitimle daha kolay verilebildiğini, Çoklu Zeka Kuramını biliyor musunuz ve çocuğunuzun hangi zekaya/zekalara sahip olduğunu okul öncesi eğitim kurumlarında ortaya çıkarıldığını Biliyor muydunuz????? |
Çocukları tembellikle suçlamayın... Çocukları Tembellikle Suçlamayın... Bu durumun nörolojik olarak en önemli sebebi beyin dalgalarındaki uyarı bozukluğudur. Klinikte bana bu şikayetle gelen hatta ailesi tarafından "bunun zeka seviyesi mi düşük" gibi kaygılar duyulan çocuklarda yaptığım muayene ve inceleme sonucunda çoğu çocukta beyin dalgalarının bozukluğunu saptandı... Bu durumun nörolojik olarak en önemli sebebi beyin dalgalarındaki uyarı bozukluğudur. Klinikte bana bu şikayetle gelen hatta ailesi tarafından "bunun zeka seviyesi mi düşük" gibi kaygılar duyulan çocuklarda yaptığım muayene ve inceleme sonucunda çoğu çocukta beyin dalgalarının bozukluğunu saptadım. Yani bu bir tip sara (epilepsi) hastalığıdır. Uygun basit bir ilaçla bu şikayetler sona erdi. Örneğin "absans nöbeti" denen bir epilepsi yani sara hastalığı tipi vardır. Bu hastalıkta çocuk normal aktivitesini yaparken birden saniyeler süren bir hafıza kaybı olur çocuk gözünü bir noktaya diker bu süre içinde hiçbir şeyi algılamaz, hatırlayamaz sonra tekrar aktivitesine devam eder. Bu gün boyu defalarca tekrarlayabilir. Yine birçok sara türünde çocukta istemsiz hareketlerin yanında dikkat azlığı olabilir. Bunun için özellikle birden bire derse ilgisi azalır. Adaptasyonu bozulan çocukta bu hastalık ekarte edilmelidir. Bunun için çocuğun velisi öğretmeni dikkatice dinlenmeli,daha sonra EEG denen beyin elektrosu ile beyin dalgalarında bir anormallik olup olmadığına bakmak ve gerekirse uygun ilaç vermek gerekir. Ailenin huzurunu ve dengesini tehdit eden olaylar arasında okul başarısızlığı önemli bir yer tutar. Tabii ki çocuğun okul başarısızlığının tek sebebi yukarıdaki hastalık değildir. 1)Ailedeki sorunlar anne,babanın çocuğa karşı tutumu, çocuktan yapabileceğinden fazla başarı istemek. 2)Okulun ve okuldaki öğretmenlerin etkisi. 3)Maddi manevi sınırlı olanakların etkisi. 4)Arkadaşların etkisi. 5)Çocuğu yaşından daha önce okula göndermek. Yani fiziksel olgunlukta eksiklik....vs okul başarısını etkiler. Fakat bunlar psikolojik hadiselerdir. Herhangi bir hastalığın sonucu değildir. Yukarıdaki saydığım hadiseler iyi tespit edilirse, durum düzelir. Başka önemli bir sağlık sorunu da yetersiz beslenme ve buna bağlı vitamin eksikliği örneğin B vitamini, C vitamini eksikliği .....vs ve buna bağlı dikkat eksikliğidir. Yetersiz beslenmenin nedeni maddi yetersizlikten çok, çocukların özellikle kantinden, hazır gıdalarla beslenmesidir. Velilerin evde çocukların gıdalarına dikkat etmesi gerekir . Tabiî ki daha yazmadığım birçok sebep okul başarısızlığını etkiler. Bu yazımda ben genelde atlanan ve önemli bir hastalık olan bazı epilepsi yani sara türlerinden de dikkat ve hafızada zaman zaman azalma olabileceğinden bahsettim. Bunun için çocukların muhakkak bir beyin elektrosu çektirmeleri gerekir. |
Çocuklarda Diş Çıkarma http://www.hekimim.com/cocuk/parmakemenbebek.jpg DİŞLER NE ZAMAN ÇIKAR? Ortalama olarak ilk diş 7. ay ortalarında belirir.Ancak bazan ilk diş üçüncü ayda erkenden ortaya çıkarken, bazan da on ikinci ay, hatta sonrasına sarkabilir. Dişlerin çıkışı genellikle kalıtsal düzene uyar, yani sizin veya eşinizin dişleri erkenden çıkmışsa bebeğinizde de aynı şekilde olması olasıdır. Alttaki şekilde süt dişlerinin ortalama çıkış zamanlarını görebilirsiniz : Çocukların dişleri niye çürüyor? Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler. Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir. Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler. Özellikle annelerin sıklıkla yaptığı bir hata da emzik ya da biberonu şeker, reçel vb. gibi gıdalara batırarak çocuklara vermeleri veya uyku aralarında şekerli süt, meyve suyu gibi gıdalara alıştırmalarıdır. Böylece beslenme düzensizliğinden dolayı dişler çürümeye yatkın hale gelir. Bebeklerde ağız bakımı Bebeklerin, en azından ilk dört ay anne sütü ile beslenmeleri ağız çevresindeki yumuşak doku ve kas fonksiyonlarının normal gelişimini sağlayacaktır. Anne sütünün yetersiz olduğu durumlarda fizyolojik başlıklı (damaklı, kesik uçlu) biberon kullanımı gerekir. Bebekler 1 yaşından itibaren bardak ve kaşıkla beslenmeye alıştırılmalıdır. Biberonla beslenme en fazla 2 yaşına kadar devam edebilir. Parmak emme, yalancı emzik kullanma gibi alışkanlıklara 2 ' 2,5 yaşına kadar izin verilebilir. Eğer parmak emme alışkanlığı mevcutsa, bunun sebebi araştırılarak 3 ' 6 yaş arasında bu alışkanlık mutlaka giderilmelidir. Solunum problemleri, çene gelişmesi üzerine olumsuz etki eder. Burundan değil de, sadece ağızdan soluma durumu mevcutsa (bu durum uykuda daha iyi anlaşılır) muhakkak kulak burun boğaz uzmanına danışılmalıdır. |
Çocuklarda 'hayır' dönemi, 1 yaştan hemen sonra başlar. Bazı çocuklarda bu süre kısadır ve kendini çok hissettirmez. Bazı çocuklarda ise çok uzun süreli ve şiddetli olabilir. Bu dönemin normal ve sağlıklı bir dönem olduğunu, çocuğun birey olabilmesinde ve kendisini ifade edebilmesinde önemli bir yer tutttuğunu unutmamak gerekir. Bu dönemi kolay ve sağlıklı geçirebilmek için nelere dikkat etmemiz gerektiğini gözden geçirelim: Onunla konuşurken, ondan birşey yapmasın veya yapmamasını isterken, bir birey olduğunu, kendi kararlarını kendisinin verebildiğini ve bizler gibi onun da direktiflerden hoşlanmadığını unutmayın. Hayatıyla ilgili kararları kendisinin verebildiğini düşünmesini sağlayın. 'Yemeğini televizyon izlerken mi yemek istersin, yoksa benimle birlikte masada mı yemek istersin' gibi bir mesaj, kararlarına saygı duyulduğunu düşündürecektir. Böyle bir mesajla onu yemeğe davet etmeniz 'hayır, yemek yemek istemiyorum' gibi bir yanıt alma olasılığınızı da azaltır. Ona karşı negatif bir tutum içine girmeyin, olabildiğince az 'hayır' deyin. Siz ona ne kadar negatif bir tutumla yaklaşırsanız, o da size o kadar nefatif bir tutumla yaklaşacaktır. Siz ona ne kadar çok 'hayır' derseniz, o da size o kadar çok 'hayır' diyecektir. Negatif cümleler kurmaktan da kaçının. Yapılmasını istediğiniz şeyi olabildiğince pozitif cümleler kullanarak ifade etmeye çalışın. 'Ayakkabılarını çıkart' demek yerine, 'Terliklerimizi giyelim haydi' demek daha etkilidir. Mesajlarınızı, 'hayır' yanıtı alamayacak şekilde iletin. 'Sütünü iç' yerine, 'sütünü balıklı bardağınla mı, yoksa kupanla mı içmek istersin' şeklinde mesajınızı iletin. 'Hayır' dediğinde, onunla alay etmeyin, küçümsemeyin, gülmeyin, onunla inatlaşmayın, ona kimin güçlü olduğunu ispat etmeye çalışmayın, sinirlenmeyin ve asla ona ceza vermeyin. Aranızda çıkan sorunu ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, uzlaşmacı bir tavırla çözüm üretmeye çalışın ve onu da çözüm üretmeye davet edin. Kurallar çocuğun ruh sağlığını bozar mı? İnatlaşma döneminde olması çocuğunuza hiç 'hayır' demeyeceğiniz anlamına gelmez. Çocuğunuza zaman zaman kısıtlamalar, yasaklar koymak zorundasınız, bunun çocuğunuzun ruh sağlığını bozmasından korkmayın. Dikkat edilmesi gereken en önemli şey koyduğunuz yasakların gerekli olduğundan emin olmanızdır. Gereksiz konularda da yasaklamalar getiriyorsanız, bir süre sonra çocuğunuza çok fazla 'hayır' demeye başlarsınız. Bu da çocuğunuzda, hem bağımsızlığının elinden alındığı, hem de her şeyi yanlış yaptığı hissini uyandırmaya başlar. Her iki duygu da onun kendine olan güvenini sarsar ve onu rahatsız eder. Bu yüzden, öncelikli olarak 'hayır' demeniz gerekenlerin listesini yapın, bunlar dışında da gereksiz zamanlarda ve durumlarda 'hayır' dememeye özen gösterin. Ayrıca, aşırı kurallarla büyüyen çocukların, kuralları koyan yetişkinler yanlarında olmadığı zamanlarda bu kuralları ihlal etme eğilimi duyduklarını da unutmayın. Kurallara uyumu nasıl kolaylaştırabiliriz? Çocukların kurallara uygun davranmalarını ve kurallardan daha az rahatsız olmalarını sağlamanın en iyi yolu bu kuralların gerekçesinin açıklanması ve kuralların çocuklarla birlikte konmasıdır. Bazı kuralların anne-babalar için de konduğunu bilmek çocuğu rahatlatır ve kurallara uyumunu kolaylaştırır. Çocuk anne-babasının sırf kendisine muhalefet olmak için değil, onun iyiliğini istedikleri için bazı kurallar koyduğunu bilmelidir. Yasakladığınız şeyleri yapmaya kalktığında, nazikçe ona yasakladığınız şeyi yeniden hatırlatın ve yapabileceği alternatif bir şey önerin. Örneğin yemekten önce gofret yemek istiyorsa, 'yemekten önce gofret yenmez' demek yerine 'yemekten önce gofret yersen yemeğini yemek istemeyebilirsin, ama istersen bu gofreti saklayabiliriz ve yemekten sonra yiyebilirsin' diyerek ona alternatif bir gofret yeme zamanı sunabilirsiniz. Veya duvarları çiziyorsa, 'duvarı çizme' demek yerine, 'duvarları çizersen duvarlar kirlenir, ama eğer istersen sana kağıt verebilirim veya çizmen için duvara kağıt yapıştırabilirim' diyebilirsiniz. Böylece, hayırlarınız onu daha az rahatsız edecek, bağımsızlığının elinden alındığını düşünmeyecek, onun isteklerinize önem verdiğiniz düşünecek, kuralların gerekçelerini öğrenecek ve sizinle çatışmaya girmeyecektir. Yasaklara uymadığında cezalandırmak yerine, kurallara uyduğunda onu ödüllendirin. Ödül veriken de 'benim oğlum söz dinler, annesinin her dediğini yapar' gibi sizin üstünlüğünüzün altının çizildiği bir cümle kullanmak yerine 'sen harikasın, bunu ne güzel yaptın' gibi onu onayladığınızı belirtir bir cümleyi tercih edin. Onun yanında başkalarına, çocuğunuzdan övgüyle sözedin. Ondan olumsuz bir davranış beklentisi içinde olmadığınız mesajını verin. 'Bıçaklarla oynamamak gerektiğini unuttun sanırım, unutmasaydın tehlikeli oldukları için oynamazdın zaten biliyorum. Onları tekrar çekmeceye bırakacağın için teşekkür ederim' gibi bir mesaj 'sana kaç kere söyledim, bıçaklarla oynama' gibi bir mesajdan çok daha sağlıklıdır ve çocuğunuzun uyumunu kolaylaştırır. |
ÖĞRETİN: Çocuklarınızı iyi yetiştirin. Doğruları söyletin. Canı istemediği için çalışmadığında elektrikler ke***** demesin. Vazoyu kim kırdı dediğinizde ben kırdım diyebilsin. Sorumluluk almayı öğretin. Sadece kendi üzerine düşeni yapıp kenara çekilmemesi gerektiğini; her zaman her yerde herşeyden sorumlu olduğunu öğretin. Birini ezmeden de yukarılara çıkabileceğini hatta bazen yukarılar denilen şeyin çıkılmasada olur bir yer olduğunu öğretin. İlla birini örnek alsın diyorsanız Mustafa Kemal'i öğretin. Kızlarınızı iyi yetiştirin. Kendi kendilerine yetmeyi öğretin. Namuslu olmanın yürekten geçtiğini öğretin. Evden çıkar çıkmaz ilk köşede eteğinin boyunu kısaltmasına gerek olmadığını öğretin. İstediğini giymeyi öğretin . İnsanın ahlakının sadece kendi beyninde olduğunu öğretin. Kıskanılmanın sevilmeyle aynı olmadığını öğretin. Kıskanılmanın güzel, saygısızlığın kötü olduğunu öğretin. Beni çok kıskanır, dışarı çıkarmaz, şunu bunu giydirmez diyen adamla gurur duymamayı bunun aslında kendine hakaret olduğunu öğretin. Arayıp neredesin ; kiminlesin vs. diyen adama seni tanımadan önce nasıl davranacağımı bilmiyor muydum haddini bil demeyi öğretin. Eşlerini aldatan erkeklerin yanındaki ikinci kadın olmamayı öğretin. Erkeklerle sadece arkadaş olunabileceğini çünkü onlarında sadece insan olduklarını öğretin. Oğullarınızı iyi yetiştirin. Karşı cinse saygı duymayı öğretin. Gece yarısı evine dönen kadının aranmadığını öğretin. Bir kadının omzuna arkadaş olarak da sarılabileceğini öğretin. Dokunmaktan korkmamasını öğretin. Sevmenin değer verme olduğunu öğretin. Sahip çıkmayla sahibi olmanın farklı olduğunu öğretin. Bütün gençliğini birileriyle beraber olmaya çalışarak geçirdikten sonra kimseyle beraber olmamış birini bulup evlenmeye çalışmanın ikiyüzlülük olduğunu öğretin. Bulunmaz hint kumaşı olmadıklarını; olsalar bile burun silinen mendillerinde kumaştan yapıldığını; hiçkimseyi küçük görmemeyi öğretin. AMA ÖNCE KENDİ İÇİNİZDEKİ ÇOCUĞA |
Yeni NEslin Kalbi Tehlikede Yeni neslin kalbi tehlikede http://www.istanbulfm.com.tr/img/image_data/haber/saglik/1148909779511.jpgMemorial Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, fast-food türü beslenmenin önümüzdeki 20 yılın kalp hastalarını yetiştirdiğini belirterek, "Nasıl sigaranın üzerine ’Sigara sağlığa zararlıdır’ yazıyorsa, fast-food türü yiyeceklerin üzerine de "fast-food sağlığa zararlıdır" yazılması kanunla sağlanmalıdır" dedi. Prof. Dr. Sönmez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son yıllarda kalp kapak hastalıklarının, toplumun refah seviyesinin yükselmesinin ardından romatizmal kalp hastalıklarının kontrol altına alınmasıyla birlikte düşüş gösterdiğini ancak, koroner kalp hastalıklarının ciddi oranda arttığını bildirdi. Koroner kalp hastalığı yaşının oldukça düştüğünü anlatan Sönmez, "Geçen hafta 32 yaşında enfarktüs geçirmiş birini ameliyat ettim. Burada ki en önemli sıkıntı, Türk toplumu olarak iyi huylu kolesterolden genetik olarak çok fakir toplumuz" dedi. Bunun yanı sıra Türkiye’de ağır mutfak kültürü olduğuna dikkati çeken Sönmez, şöyle konuştu: "Evet bir Akdeniz mutfağımız var ama, bugün Akdeniz mutfağına giderseniz orda da Gaziantep mutfağı var aslında. Bu nedenle içyağı yüksek olan bir mutfak sahibiyiz. Spor yapmayı hiç sevmiyoruz, sedanter hayat yaşıyoruz. Ağır olan mutfağımızın yanın da bir de fast-food mutfağı ortaya çıktı. Bu da yeni yetişen çocukları çok ciddi şekilde olumsuz etkiliyor. Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nde ki obez çocukların aynılarını bizim okullarımızda da görebiliyoruz. İlköğretim okullarında fast-food büfeleri var, bunlar da önümüzdeki 20 yılın kalp hastalarını yetiştiren yerler. Bence nasıl sigara üzerine "sigara sağlığa zararlıdır’ yazıyorsa fast foodlara da ’fast-food sağlığa zararlıdır’ yazılması kanunla sağlanmalıdır." Fast-food türü yiyeceklerin yüzde 40-50 oranında içyağı ihtiva eden beslenme şekli olduğunu vurgulayan Sönmez, bu içyağının alışkanlık yaptığını ve yiyen herkese çok zararlı olduğunu ifade ederek, "Düşünün bir nesil yetişiyor ki, sadece fast-food yiyor. Bunlar bugün 10 yaşında çocuklar, yarın 25-30 yaşlarına geldiklerinde hepsi koroner kalp hastası olarak önümüze gelecekler. Çünkü kolesterolleri o dönemde çok yüksek olacak" dedi. EGE BÖLGESİNDE KALP HASTASI DAHA AZ İçyağından ve kırmızı etten zengin, geleceğin kalp hastalarını yetiştiren mutfağa sahip olunduğunu anımsatan Sönmez, sözlerini şöyle tamamladı: "Güneydoğu Anadolu’dan çok ciddi sayıda koroner kalp hastası geliyor. Ege Bölgesinden ise daha az hasta geliyor. Çünkü o bölgede halk daha çok zeytinyağıyla besleniyor. Zeytinyağının koruyucu özelliklerinden dolayı kalp hastalığı o bölgede daha az. Yine Karadeniz Bölgesinde de hiç zeytinyağı görmemiş köyler var, tamamen tereyağıyla besleniyorlar. Bu nedenle Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinden çok fazla koroner kalp hastası geliyor." |
Çocuklarda uykuya dalma zorlukları İkinci ile altıncı yaşlar arasında aşırı hareketli olan çocuk uykuya dalma konusunda direnebilir. Ayrıca ilk kaygılı rüyalar da bu zorluğu arttırır. Bu dönemde yatmaya direnen çocuk çeşitli bahaneler bulur. Korktuğunu, yalnız yatamadığını söyleyerek anne baba ile yatmak isteyebilir, odasında gece bir ışık yakılmasını ister, bir oyuncak ya da yastık gibi uykuya geçişi kolaylaştıracak bir eşyaya sarılabilir, ilk bir yılda gördüğümüz davranışlardan olan parmak emme ile rahatlamaya çalışabilir ya da aileden birinin anlatacağı masala bağlanır. Dış ortamdaki koşulların uygunsuzluğu (gürültü, anne baba ile birlikte yatma, uyku saatinin düzensizliği), uygun olmayan dış baskılar (aşırı baskıcı anne babasına karşı otonomisini korumaya çalışan çocuk) ve sıkıntılı ya da çatışmalı bir ev ortamı bu geçiş dönemini bozar. Çocuk rüyalardan ya hoşlanır ya da çoğu zaman bildirildiği gibi korku ile güçlü tepkiler sergileyebilir. Rahatsız edici rüyalar çocuk 3, 6 ve 10 yaşında iken en yoğundur. İki yaşındaki çocuğun rüyaları kovalanmak ya da ısırılmak ile ilgili olabilmekte, dört yaşında ise bazı hayvan rüyaları ile iyi ya da kötü insanlarla karşılaşılan rüyalar başlamaktadır. Beş ya da altı yaşlarında öldürme ya da yaralanma ile uçma, arabada olma ve belirgin hayaletlerin olduğu rüyalar vardır. Çocuklukta saldırgan rüyalar oldukça ender görülür, onun yerine çocuğun bağımlılığını yansıtan tehlikede olduğu şeklinde rüyalar görülür. Beş yaşına doğru çocuk o zamana kadar gerçek yaşantılar olduğuna inandığı rüyaların gerçek olmadığını fark etmeye başlar. Yedi yaşına gelinceye kadar çocuklar rüyaların kendileri tarafından yaratıldığını bilirler. Üç ile altıncı yaşlar arasındaki çocukların, anne babaları ile bağlantılarını sürdürebilmek, odalarını daha gerçekçi ve daha az korkutucu bir şekilde görebilmek için yatak odalarının kapısını ya da ışığını açmak istemeleri doğaldır. Zaman zaman çocuklar rüyalardan kaçmak için yatmağa gitmeyi reddedebilirler. Uykuya dalma güçlükleri genellikle rüya görmelerle bağlantılıdır. Uyku dünyasında iken gerçek dünyadan kopmamak için güvenliği sağlayan koruyucu yöntemlerin oluşturulduğu alışkanlıklar geliştirilir. Çocuğun Uyku Saatlerinin Belirlenmesi ve Düzenlenmesi ir çocuğun temel gereksinmelerinin başında, karnının doymasından sonra, uyuyup dinlenmesi gelir. Bilindiği gibi büyüme hormonlarının çoğu çocuğunuzun uykusu sırasında salgılanır ve bu nedenle çocuğun yeteri kadar uyuması çok önemlidir. Uykusunu almış çocuk, huzurlu ve sakin olur. Anne-Babaların en sık karşılaştığı problemlerden biridir “Uyku Sorunu”. Bu sorunu aşmak için anne-babalar biribirlerini suçlayıp yanlış bir tutum içerisine girmektense anlaşıp birbirlerini destekleyerek çözüme ulaşmaya çalışmalıdırlar. Unutmayın ki çocuklar ailelerinde gördükleri davranışları model alırlar, onlarda sorunlarını kavga ve tartışma yoluyla halletmeye çalışacaklardır. Her çocuğun bir iç saati vardır. Yani her çocuğun kilosuna, günlük aktivitelerine ve alışkanlıklarına göre uykusunun gelme saati değişiktir. Uyku saatinde sizlerinde bugüne kadar izlediğiniz tutumların büyük önemi vardır. Ama ne olursa olsun çocuk uyku saatleriyle ilgili disipline edilmelidir. Bu, çocuğun hem bedensel hemde sistemli bir yaşama alışması açısından önemlidir. |
KADIN (ANNE) Küçük bir erkek çocuk annesine sordu. "Niçin ağlıyorsun?". "Çünkü ben bir kadınım" diye cevapladı annesi. "Anlamadım!" dedi çocuk. Annesi çocuğu kucaklayıp, "Ve hiç bir zaman anlamayacaksın!" dedi. Babasına "Baba, annem niçin ağlıyor?" diye sordu. Baba "Bütün kadınlar sebepsiz ağlayabilen yapıdadır" diye cevapladı. Küçük oğlan büyüdü, yetişkin adam oldu, hala kadınlarin niçin ağladıklarını keşfedemedi. Nihayet öldukten sonra cennete gittiğinde Allah'a sordu. "Allahım" dedi. "Kadınlar niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar?" Allah dedi ki... "Ben kadınları özel yarattım!... Tüm yaşamın ağırlığını taşıyabilecek kuvvette olmasına rağmen başkalarına teselli verecek kadar yumuşak omuzlar, doğumun acısına olduğu kadar doğurdukları evlatlarının nankörlüğüne dayanabilecek iç kuvvetini verdim. Başkalarının kuvvetinin kalmadığında devam edecek azmi, ailesinin hastalığında yorgunluğa papuç bıraktırmayacak kudreti verdim. Her türlü şart altında ve hatta annelerini çok kötü incitselerde, cocuklarını sevmek duygusallığını verdim. Bu duygusallık her yaştaki çocuklarının yaralarını sarmalarına, sorunlarını dinleyip paylaşmalarına yardım ediyor. Kocalarına tüm kusurlarıyla sevmek kudretini verdim. Erkeğin kaburgasından onları erkeğin kalbini korumaları için yarattım. Onlara iyi bir eşin asla incitmeyeceğini fakat bazen destek ve kuvvetini deneyecek davranışlarda bulunacağını anlayacak duyarlı bir zeka verdim.Tek zayıflık olarak kadınlara birer gözyaşı verdim. Tamamen kendilerinin sahip oldukları, ihtiyaçları olduğunda kullanmak üzere... İnsanlık için bir gözyaşı..." diye cevapladı. |
Boşanmış Aileler ve Çocukları Kuşkusuz bir çocuk fiziksel ve psikolojik gelişimini en güzel şekilde ailesinin içinde tamamlar. Çocuk hem annenin hem de babanın ilgisine, sevgisine, şefkatine muhtaç bir varlıktır. Çocuğun ruhsal ve zihinsel açıdan sağlıklı olmasının başta gelen şartlarından birisi elbette ki kişiliğinin ideal bir aile tarafından yoğrulmasıdır. Ancak günümüzde yıkılan ailelere ne yazık ki oldukça sık rastlıyoruz. Şu bir gerçek ki boşanmanın yükünü en fazla çocuklar çekiyor. Boşanma çocuğun hiç istemediği fakat kaçınılmaz olarak sonuçlarına katlanmak zorunda kaldığı bir durumdur. Boşanan eşler yeterince sorumlu davranmadıkları takdirde çocukta uyum ve davranış sorunları ortaya çıkabilir. Çocuğun dünyasından boşanmaya bakarsak, çocuk genellikle boşanmadan dolayı kendisini suçlu hisseder. Anne ve babasının kendisi yüzünden anlaşamadığını, onun yüzünden boşandıklarını zanneder. Bu durumda anne ve babanın yaklaşımları daha da önem kazanmaktadır. Anne babalar aralarındaki sorunları çocuğa yansıtmaktan özenle kaçınmalılar. Çocuk aile içindeki anlaşmazlıkların kaçınılmaz sonuçlarını zaten görür, bu durumun sorumlusunun kendisi olduğunu düşünür. Boşanmanın Çocuk Üzerindeki Etkisi Anne babası boşanan bir çocuk zaten o yaşta yaşayabileceği en büyük travmalardan birini yaşamaktadır. Boşanma öncesinde devamlı didişen anne baba, çocuğu depresyona iten bir sebeptir. Aileler boşanma öncesinde ve sonrasında aralarındaki sorunları çocuklarına asla yansıtmamalıdırlar. Çocuğun duygusal belleğinin olduğundan, yaşadığı her şeyi kaydettiğinden bahsetmiştik. Çocuk çok küçük bile olsa çevresinde olan biteni takip etmekte, sorunları hissetmektedir. Sorunları hisseden çocuk sıkıntısını söz diliyle anlatamadığı için bunu farklı şekillerde dışarıya yansıtır. Bu durum tırnak yeme, altını ıslatma şeklinde ortaya çıkabilir. Çocukta psikosomatik hastalıklar gözlenebilir; sık sık hasta olur, kusar, bağırsakları bozulur. Evden, okuldan kaçma, kendisine ait olmayan şeyleri alma, uyuşturucuya yönelme gibi durumlar yaşanabilir. Yıkılan ailelerde çocukluk depresyonlarına da çok sık rastlıyoruz. Aileler ne yapıp edip çocuğun kendisini boşanmanın sorumlusu olarak görmesini engellemeli ve çocuğun psikolojik ihtiyaçlarını karşılamaya özen göstermelidir. Anne baba ayrılsa da annelikten ve babalıktan istifa etmemelidir. Boşanma Çocuğa Nasıl Anlatılmalı? Ebeveyn çocuk ilişkisinde temel bir ilkemiz vardır: Çocuğu büyük insan yerine koyup ona olan biteni anlayabileceği bir dille anlatmak, fakat karşılığında büyük bir insan gibi tepki vermeyebileceğini kabul edip sabırlı ve anlayışlı olmak. Bu ilke çocuk için aşılması zor bir engel olan anne baba ayrılığında da uygulanmalıdır. Anne babalar ne yapıp edip çocuğu kendi aralarındaki sorunlardan uzak tutmalı, kaldıramayacağı sorunları çocuğa yansıtmamalıdır. Ancak boşanma çocuktan saklanılamayacak bir durumdur. Sorunları çocuğa yansıtmamak için olan biteni ondan saklamak çözüm değildir. Çocuk zaten ailesinde yaşananları takip edecek, anne baba onu bu konudan haberdar etmezse olayları zihninin elverdiği ölçüde yorumlayacaktır. Çocuğun yaşananları doğru algılaması için olayı ona bizim anlatmamız faydalı olacaktır. Aksi halde çocuk zihin kapasitesinin üstünde olan bu durumu yanlış anlar ve büyük bir ihtimalle suçu kendisinde arar. Anne baba boşanma durumunu anlatırken çok açık ve net bir dil kullanmalıdır. Ebeveynler çocuğa yaklaşırken şöyle bir tutum sergileyebilirler: “Biz senin üzüleceğini, bir müddet mutsuz olacağını biliyoruz. Bir süre bu duruma katlanman gerekiyor ama senin bu durumla ilgili hiçbir suçun ve sorumluluğun yok. Bu tamamen bizden kaynaklanan bir olay.” Anne baba çocuğa bu mesajı verebilirse çocuk bu durumdan en az zararla çıkmış olur. Boşanmadan Sonra Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar Boşanma aile birliğinin yıkılması ve yerine yeni bir düzen kurulması anlamına gelen zor bir süreçtir. Çocuk için önemli bir travma nedeni olabilecek bu dönemin en az zararla atlatılabilmesi için ailelerin dikkat etmesi gereken bazı hususlar vardır. Bu başlık altında öncelikle ailelerin bu süreçte düşmemeleri gereken hataları vurgulayalım. Evlilik esnasında taraflardan biri gerçekten mağdur edilmiş, çok canı yanmış olabilir. Ancak unutulmamalı ki bu mağduriyetin sebebi olarak görülen kişi, aynı zamanda çocuğunuzun annesi ya da babasıdır. Elbette acı çeken bir kişi bunu eşiyle dostuyla paylaşmak isteyecektir fakat bunu yaparken bile çok dikkatli olmak gerekir. Böyle bir konuşma esnasında çocuğun da aynı ortamda bulunmamasına özen gösterilmelidir. Boşanmanın ardından anne babaların çocuğu kazanma yarışına girmelerine sık sık rastlıyoruz. Bazı ebeveynler çocuğu kendi taraflarına çekmek için çocuğa yanlış mesajlar veriyorlar. Öyle şeyler yaşanıyor ki, çocuk annesinden ya da babasından uzaklaşsın, diğer tarafı seçsin diye “Annen/Baban seni sevmiyor zaten” diyenler, karşı tarafı suçlayanlar dahi oluyor. Bu sözler çocuğun ruh dünyasında tahmin edilemez boyutlarda yaralar açar. Bu çok yanlış ve çocuk açısından çok yaralayıcı bir tutumdur. Eşler ayrılsalar bile çocuğu annesinden ya da babasından ayırmaya çalışmak, eski eşten öç almak için çocuğu kullanmak çocuğun ruh sağlığı açısından asla düşülmemesi gereken hataların başında gelir. Boşanmanın ardından anne babalar çocuğu kendi taraflarına çekmek için onun istediği her şeyi yapma yanılgısına da düşebilirler. Her istediğinin yapılması çocukta disiplin eksikliğine yol açar. Oysa ki disiplin, doğru kullanıldığı takdirde sağlıklı bir kişilik gelişimi için elzem bir unsurdur. Disiplinli olmaya alışmamış bir çocuk ileride sosyal yaşama adapte olmakta zorluk çekebilir. Boşanma sürecinde yapılmaması gereken hataların altını çizdik. Şimdi de boşanan eşlerin yerine getirmeleri gereken bazı görevlerini vurgulayalım. Boşanan eşler, aralarında yaşanan kötü olaylara rağmen arkadaş olmaya gayret göstermeliler. Yaşamı boyunca çocuğun önüne çıkabilecek bir sürü problem olabilir. Anne babanın kimi zaman bu problemlere birbirlerine danışarak çözüm bulmaları, ortak kararlar alıp uygulamaları gerekir. Herhangi bir iş arkadaşı gibi, hiç olmazsa telefonla görüşülebilir. Unutulmamalı ki anne babanın kendi sorumluğunda olan çocuklar her türlü husumetten, öfkeden daha önemlidir. Dağılan bazı aileler çocukları için bazen bir araya gelip arkadaş gibi davranabiliyorlar. Bunu başarabilmek çocuğun bu dönemi yaralanmadan atlatmasına yardımcı olacaktır. Boşanma sonrasında ebeveynlerin sorumlulukları artabilir. Boşanmadan önce çalışmayan bir anne ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmaya başlamak zorunda kalabilir. Bir evin sorumluluğunu tek başına yüklenmek, çocuk sahibi olmanın ve işin gereklerini bir arada yerine getirmek zordur. Fakat burada yine bir ilkemizi tekrarlama ihtiyacı duyuyoruz. Bir insanın, iyi ve başarılı olması önemlidir ama bundan daha önemlisi iyi bir anne ya da baba olmasıdır. Bir çocuk, anne babasının ilgisine, onlarla birlikte vakit geçirmeye muhtaçtır. Bu noktada sürekli ve nitelikli birliktelik, çocukla geçirilen kaliteli zaman kavramı önem kazanır. Anne ya da baba çocuklarıyla ilgilenirken bütün dertlerini, sorumluluklarını bir kenara bırakıp çocuğa odaklanmalıdırlar. Çocuk annesinin ya da babasının aklının başka yerde olduğunu hissederse kendisini dışlanmış gibi hisseder ve bir yere ait olma ihtiyacı duyar. Çocuk kendisine önem verilmediğini hissetmemeli, kendisini güvende ve ailesine ait hissetmelidir. Çocuğun psiko-sosyal ihtiyaçlarının karşılanması kişilik gelişimi açısından çok önemlidir. Anne baba çocuğunun ihtiyaçlarını görüp doyurmazsa çocuk, içgüdüleriyle bazı anlık zevklere yenilebilir, aidiyet duygusunu yanlış insanlarla tatmine yönelebilir. Çocuğun cinsel gelişimi açısından da vurgulanması gereken noktalar var. Bilindiği gibi erkek çocuklar cinsel kimliklerini babadan, kız çocuklar anneden alırlar. Örneğin üç yaşındaki bir erkek çocuk sürekli olarak anne, anneanne, teyze arasında büyürse, çevresinde yeterli erkek model yoksa cinsel kimliği yanlış gelişebilir. Çocuk yanlış cinsel özdeşimler kurabilir. Babanın erkek çocukla zaman geçirmesi önemlidir. Kuşkusuz aynı ilişki anne ve kız çocuk arasında da gereklidir. Hatırlanacağı gibi bu hususu “Anne Babası Vefat Eden Çocuklar” başlığı altında da vurgulamış, annesi vefat eden bir kız çocuğunun teyzesiyle, halasıyla, babası vefat eden bir erkek çocuğunun ise dayısıyla, amcasıyla birlikte vakit geçirmesini önermiştik. Oysa ki burada çok daha şanslı bir durumla karşı karşıyız. Aileler annenin de babanın da hayatta olmasının kıymetini bilmeli, çocuklarıyla birebir iletişim kurmayı ihmal etmemelidir. Çocuklarına verilecek sevgi, şefkat, kendini güvende hissetme duygusu hiçbir şeyle ölçülemeyecek kadar büyük bir hediyedir. Kimi zaman boşanmaların ardından ikinci evlilikler gündeme geliyor. Anne babalar ikinci evliliklerini yapınca ilk evliliklerden getirilen çocuklarla üvey anne babalar arasında bazı uyum problemleri yaşanabiliyor. Gerçi bu ilişkiyi çok iyi dengeleyen aileler de oluyor. Üvey anne eğer kendisini aşabilen, gerçeklerle yüzleşebilen biriyse denge kurup adil davranmayı başarabiliyor. Fakat problemli ailelere de çok daha sık rastlıyoruz. Bu nedenle üvey anne çocuk ilişkisine bu başlık altında değinmek yerine bu konuyu ayrı bir başlıkla değerlendirmeyi daha faydalı buluyoruz. Boşanma konusu üzerine söylediklerimizi özetlersek; boşanmalardan çocuğun nasıl en az zararla çıkabileceğini düşünmek gerekir. Çocuğun boşanmadan ötürü kendi suçlaması muhakkak önlenmelidir. Ebeveynlerin “Biz ayrılıyoruz ama annelikten babalıktan ayrılmıyoruz. Arkadaş kalacağız ve senin iyiliğin için elimizden gelen her şeyi yapacağız” mesajını çocuğa vermeleri, ayrıldıktan sonra da geçmişte yaşananlara sünger çekip çocuğun ihtiyacı doğrultusunda dayanışmaya girmeleri çocuk açısından en iyisidir. Çocukluk döneminin kişiliğin oluşması açısından ne denli önemli olduğunu biliyoruz. Çocuğun bu dönemi mümkün olduğunca sağlıklı geçirmesi için aileler ellerinden gelen özeni göstermelidirler. |
Çocuğunuzun uykuya yatış saatini belirlemek için, önce onu gözlemlemelisiniz. Çocuğunuz akşam yemeğini yedikten sonra biraz sevilmek biraz da oyun oynamak, yani sizinle vakit geçirmek ister (Bunu göz önünde bulundurark akşam yemek saatlerinizi erken bir saatte yaparsanız çocuğunuzla yeteri kadar vakit geçirip uygun bir saatte yatırabilirsiniz). Yemek yedikten sonra hemen yatağa gönderilen çocuklarda, içe dönüklük, mutsuzluk ve özgüven eksikliği görülebilir. Çocuklar yeterli derecede sevgi gereksinmelerini karşıladıktan sonra artık uykuya hazır hale gelirler. Anne çocuğun pijamalarını giydirdikten sonra yatağına götürüp ona güzel masallar anlatarak ya da okuyarak uyumasına yardımcı olabilir. Çocuğunuzu yanınıza alıp sabaha kadar birlikte yatmak, yapılacak en büyük hatalardan biridir. Çocuk bu duruma izin verildiğini anladıktan sonra, en ufak bir şeyde yanınıza gelecek hatta bunu alışkanlık haline getirecektir. Bazı anneler eşleri seyahate gittiği zamanlarda çocuklarının öyle bir isteği olmadığı halde, onları yanlarına alarak uyurlar, sonra da bunun önüne geçemez ve şikayet ederler. Eğer çocuğunuz şu ya da bu nedenden dolayı, sizinle yatmayı alışkanlık haline getirdiyse asla pes etmeyin. Çocuğunuz her yanınıza geldiğinde uykuya daldıktsn sonra onu yatağına geri götürün. Çocuğunuz ısrarla siz olmadan uyumacağını söylüyorsa yatağının yanına bir sandalye çekip, o uyuyana kadar yanında durabilirsiniz. (Bu noktada onun yatağında yatmanız veya oturmanız bile sakıncalı olacaktır). Çocuğunuz uyumadan önce ona etki eden psikolojik etkenler 1. Çocuğu azarlamak 2. Çocuğu korkutmak 3. Çocuğu cezalandırmak 4. Çocuğun yanında korku filmleri ya da şiddete dayanan filmler izlemek 5. Çocuğun yanında yapılan anne-baba kavgaları cocuklarda olumsuz davranışlar Yemeği reddetme ya da seçici davranma özellikle 2 yaş civarında sık rastlanan olumsuz bir yeme davranışıdır. Çoğu durumda çocuk iyi besleniyordur. Ancak ailenin beklentisi doğrultusunda yemiyordur. İştahsızlık, çocuğun besini almak istememesi ile ortaya çıkan bir durumdur. Anemi, bağırsak parazitleri, hastalıklar çocukta iştah kaybına neden olabilir. Okul öncesi çocuklarda yeme sorunları, büyük ölçüde yeme sorunları, büyük ölçüde psikolojik nedenlerle ortaya çıkar. Çünkü beslenme bu dönemde, çocuk ve ailesi arasındaki duygu alışverişini belirtmenin en iyi yoludur. Bazı çocuklar dikkat çekmek için beslenmeyi reddedebilirler. Bu durumda yemekten önce çocuğun hoşlanacağı bir şeyler yapmak, örneğin oyun oynamak yararlı olabilir. Çocuk tarafından yiyeceğin reddedilmesi, anne – babaya karşı kullanılan güçlü bir silahtır. Aile ve çocuk arasında yaşanan olumsuz yeme davranışının devam etmesi, bazen anksiyeteye kadar varan sorunlara neden olur. Yaklaşım Öncelikle çocuğun beslenme durumu değerlendirilir. Bunun için besin tüketimi için aileden 3 günlük ayrıntılı beslenme anemnezi alınır ve günlük tüketilen enerji, protein ve diğer besin öğeleri miktarları hesaplanır. Çocuklar genellikle içmeyi, yemeğe tercih ederler ve böylece kolayca doygunluk hissi duyarlar. Bu çocukların ailelerine, yemekten 1 saat önce ve yemek sırasında çocukların sıvı alımını kısıtlamaları önerilir. Çocuk biberon kullanıyorsa, biberon bardakta değiştirilmeye çalışılır. Böylece çocuğun sıvı alımı kendiliğinden azalır. Günlük süt miktarı 2 su bardağı ile sınırlıdır. |
Çocuğun eğitimi sadece annenin görevi mi? http://ailem.zaman.com.tr/images/2006/06/17/babalar2.jpg Çocuk eğitiminde annenin rolü inkar edilemez. Çocuğun eğitiminde annenin çok etkili olması, babanın çocuk eğitiminde sorumluluğunun az olduğunu göstermez. Sanıldığı gibi, babanın çocuğu ile ilgilenmesi için onun büyümesini beklemek gerekmez. Çocuk eğitimi ve bakımı anne babaların her ikisinin de karşılıklı sorumluluk paylaşımı ile yürütmesi gereken bir durumdur. Özellikle annenin bebeklik dönemindeki yeri tartışılmaz olmakla birlikte uygun baba modelinin varlığı çocuğun her dönem için sağlıklı gelişmesine yardımcı olacaktır. Çalışma ve şehir hayatında babaların çocuklarını az görmesi, çocukların eğitim ve bakımını tamamen annenin üzerine bırakması hem anneler hem çocuklar açısından büyük sorunlara yol açmaktadır. Anneler bu durumda çocuğa uygun eğitim ve disiplini vermekte zorluk çekerken (babanın desteği olmadığı için), çocuklar da babalarını seyrek gördükleri ve babanın etkinliğini hissetmedikleri için bazı psikolojik sorunlara girmektedirler. Bu durum anneyi ve çocuğu etkilemektedir. Anneler evin sorumluluğu, çocuğun bakımı gibi konularda yalnız kalıp strese girmektedirler. Ayrıca sürekli duygusal destek, sevgi ihtiyacı hisseden çocukta da bazı davranış ve duygusal sorunlar oluşabilmektedir. Mümkün olduğunca babanın da hamilelikten itibaren bu konuda anneye gerekli psikolojik desteği sağlaması gerekir. Babanın anneye verdiği destek, çocuklara ayırdığı zaman, çocuk eğitimine doğrudan veya dolaylı katılımı birçok sorunu oluşmadan engellemektedir. Babalar bebekten ürker! Çocuğun babasıyla olan ilişkisi, özellikle hayatının ilk beş yılında çok önemlidir. Çoğu baba, küçük bebekten ürker ve bu yüzden uzak durmaya çalışır. Halbuki, babalık da annelik gibi çocuğun doğduğu andan itibaren başlar. Bundan, babanın annenin yerini alarak, onun yerine mamasını yedirmesi, altını temizlemesini kastetmiyorum. Bu iki eşin kendi aralarındaki anlayışa bağlıdır. Burada benim kastettiğim, babanın çocukla ilgilenmesi, onu sevmesi ve duygusal bir bağlantı kurmasıdır. Baba ile çocuk arasında iyi ilişkilerin temeli, bebeklik döneminde atılır ve bu günler bir daha geri gelmez. Baba, “Şimdi zamanım yok, daha sonra onunla ilgilenirim.” derse, kendini aldatmaktan başka bir şey yapmış olmaz. Göz açıp kapayana kadar “ufacık bebek” okula başlayıverecek, birinci sınıfa başlayacak ve birden yetişkin bir genç oluverecektir. Ergenlik ve gençlik yaşında da çocuklar, babalarıyla pek yakın ilişkiye geçmek istemezler. Artık çok geç kalınmıştır. Baba, çocuğu ufakken onunla ilgilenmediği için, çocuk da büyüdüğü zaman babasının sözleriyle ilgilenmeyecektir. Baba ile çocuk, birbirlerine yabancı olacaklardır. Baba ile gençlik dönemindeki çocuğun arasındaki gelişecek bağ, büyük ölçüde çocuğun okul öncesi yıllardaki ilişkiye bağlıdır. Bu da daha bebeklik dönemindeki ilişkiyle belirlenir. Babalar, çocuğun hayatını paylaşmalı... Bir çocuğun, babasıyla birlikte yapmaktan hoşlanacağı çok çeşitli şeyler vardır. Siz bunların içinden, yapmaktan hoşlanacağınız şeyleri seçin. Zevk almadan yapacağınız şeyler, çocuğa o aradığı “birliktelik” duygusunu vermeyeceği için, boşuna zaman harcamış olursunuz. Çocuğunuzla birlikte yapabileceğiniz birkaç şey şunlardır: Resim yapmak, kumla oynamak, parka veya çocuk bahçesine gitmek, denize gitmek, sandala binmek, arabayla gezmek, alışverişe çıkmak, sokakta dolaşmak, yerden taş vb. toplamak, karıncaları seyretmek, hayvanat bahçesine gitmek. Baba-çocuk ilişkisinin en iyi olduğu yerlerden biri de çocuk parklarıdır. İşin tuhafı, çocuk parklarında genellikle anneler vardır da, babalara pek rastlanmaz. Oysa çocuğu parka babanın götürmesi çok daha akla yatkındır. Siz kitabınızı, derginizi okurken çocuğunuz da oyun oynayacak ve sizin orada olduğunuzu bilmek bile onu mutlu etmeye yetecektir. Üstelik, demirlere tırmandığı, sallandığı, kaydıraktan kaydığı zamanlar, “Baba, bak ne yapıyorum!” diye başarısını size kanıtlayabilmesi çocuğun kimlik duygusunu geliştirecektir. Günümüz şartlarında babalar öyle yoğun bir çalışma içine girdiler ki, çocuklarına hemen hemen hiç zaman ayıramaz oldular. Babalar genellikle şöyle düşünüyorlar: “Bunca çalışmamın nedeni, aileme iyi bir hayat düzeni sağlamak. Çocuklar biraz daha büyüsünler, o zaman durumumuz da daha düzelir ve onlarla ilgilenirim.” Oysa çocukla asıl ilgilenilmesi, ilişki kurulması gereken yaş, okulöncesi yaşlarıdır. İşiniz mi, babalık mı önemli? Çocuk farkında olmadan anne-babasını örnek alır. “Bugün babamın izin günü. Onu iyice gözlemleyeyim de ondan sonra taklit edeyim.” diyen bir çocuk yoktur. Babanın işi ne kadar başından aşarsa aşsın her akşam oğluna on dakika masal okumalıdır. Aynı şekilde cumartesi veya pazar günü bir saatini oğluna ayırmalıdır. Çocuğuyla beraber olmalıdır baba. Bunun en iyi yolu ikinizin birlikte yapacağınız “birşeyler”dir. Bu “bir şeyler” her babanın tavrına, hayat biçimine, beğenilerine göre değişebilir, ama mutlaka vardır. Oğlunuzla beraber alışverişe çıkmak bile çocuk için büyük deney ve gözlem konusudur. Hafta sonları da çocuğunuzu bir yerlere götürün. Bu gezmeler hem aranızdaki ilişkiyi güçlendirir, hem de onun bilinçli olmadan sizi örnek almasını sağlar. Hafta sonları bir saatinizi ayırıp çocuğunuzu götürebileceğiniz yerler itfaiye istasyonu, polis karakolu, matbaa, kaynakçı dükkanı, kitaplık, banka, pazar, havaalanı, ayakkabı tamircisi, dökümhane, pasta fırını, postahane gibi yerlerdir. Çocuğunuzu mutlaka götürmeniz gereken yerlerden birisi de kendi işyerinizdir. Çocuğunuza çalıştığınız yeri gösterin. Fabrika, çiftlik, devlet dairesi gibi gezilebilecek bir yerse dolaştırın. Ne iş yaptığınızı üç yaşındaki bir çocuğun anlayacağı bir dille anlatın. Çocuk, annesiyle birlikte olduğu için gün boyunca onun ne yaptığını bilir. Babasının da ne iş yaptığını, bu işin nasıl olduğunu bilmesi gerekir. Hiç olmazsa telefonla arayın! En meşgul babalar bile öğle tatilinde veya kısa bir aralıkta eve telefon ederek çocuklarıyla birkaç şey konuşabilirler. Bu onların çocuklarıyla ilgilendiklerini, onu sevdiklerini çocuğa kanıtlayan bir olaydır. Çocuğunuza kartpostal da gönderebilirsiniz. Küçük çocuklara postadan bir şey gelmesi kadar sevindirici ve kişilik verici bir durum olamaz. Babalar genellikle bir başka şehre gittiklerinde çocuklarına kartpostal yollamayı ya da telefon etmeyi düşünürler. Halbuki sabahları evden işe giden babalar da çocukların gözünde “başka bir yere gitmiş” tirler. Bu ufak ve zaman almayacak ilgiler çocuğunuzla sağlam bir ilişki kurmanızı sağlar. Çocuk eğitiminde anne-baba eşit sorumluluktadır ve bunu paylaşmalıdırlar. Ancak, anneye düşen rolün babanınkinden ayrıldığı durumlar da vardır. Böyle durumlarda anne ile baba birbirlerinin yerini tutamazlar. Yetişmekte olan bir çocuğun örnek alabileceği bir “kadın”, bir de “erkek” modeline ihtiyacı vardır. Anne veya baba tek başına, bu rollerin ikisini birden oynayamaz. PROF. DR. MEHMET ZEKİ AYDIN |
Annelik Beynin Yapısını Değiştiriyor ANNE OLMAK bir kadının hayatında çok farklı bir evredir. O zamana dek gözetilen biri iken, hamilelikle başlayan annelik sürecinde adım adım gözeten kişi olmaya doğru ilerler. Bir annenin yavrusu olmaktan, bir yavrunun annesi olmaya doğru yaşanan bu geçiş sürecinde, ihtiyaç duyulan davranış örüntüleri de değişir. O vakte değin kendini yöneten, kendi ihtiyaçlarına ve kendi hayatını sürdürmeye adanmış olan bünye, yavrularının iyi durumda olmasına ve onların bakımına odaklanmaya başlar. Uzun zamandan beri bilim adamları tarafından gözlemlenen bu değişimin biyolojik temeli yakın zamana kadar aydınlatılamamış bir sahaydı. Fakat son yapılan araştırmalar hamilelik, doğum ve emzirme süreçleri boyunca ortaya çıkan heyecan verici hormonal değişimlerin annenin beyin yapısında birtakım değişikliklere neden olduğunu ortaya koydu. Buna göre beynin bazı bölümlerinde nöronların hacmini arttırdığı, bazı bölümlerde yapı değişikliklerin meydana geldiği görüldü. Bilim adamları beyinde görülen bu biyolojik değişimlerin annenin beyninin anneliğe uygun davranışlar sergilemek amacıyla yeniden biçimlenmesi anlamına geldiğini düşünüyorlar. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar annenin beyninde meydana gelen değişimlerin yuva inşa etmek, yavrusunu yetiştirmek ve onları yırtıcı hayvanlardan korumak gibi annenin annelik görevlerini yerine getirmesine zemin oluşturduğunu ortaya koyduğu gibi; bazı değişimlerin de hafıza, öğrenme, korku ve strese verilen tepkileri kontrol etmeyle ilgili olduğu sonucuna vardı. Örneğin, fareler üzerine yapılan bir çalışma, anne farenin avını yakalamada diğer farelere göre daha başarılı olduğunu ortaya koydu. Avcılık kabiliyetinin yanında, anne farelerin yiyecek arama ve bulma beceresinin de daha ileride olduğunu ortaya koyan bu çalışmaya göre, anneliğin getirdiği değişimler fareler yaşlanana dek sürüyor. Peki insanlar açısından durum ne? TORONTO Üniversitesi’nden Alison Fleming, annelerin hamilelik döneminden itibaren beş duyularının hassasiyetlerinde artış olduğunu ortaya koydu. Anneler bu sayede küçük bebeklerinin kokularını ve seslerini ayırd edebilir hale geliyorlar. Fleming’e göre anneler doğum sonrası yüksek seviyedeki ‘cortisol’ hormonu sayesinde bebeklerinin kokularına daha fazla dikkat kesildikleri gibi, onların ağlama seslerini de daha duyarlı oluyorlar. Normalde stresle birlikte ortaya çıkan ve insan sağlığı üzerinde yıkıcı etkileri olan ‘cortisol’ tam tersine annede son derece işlevsel ve faydalı bir rol yükleniyor. Cortisol hormonu seviyesi yükselen anne, hormon sayesinde dikkati, uyanıklığı ve duyarlılığı arttığı için bebeğine karşı görevlerini çok daha başarıyla yerine getirebiliyor. Anneliğin hormonlar ve beyin yapısı üzerinde yaptığı değişimlerin etki süresine gelince, bu konuda en çarpıcı bulgu Boston Üniversitesi’nden Thomas Perls ve arkadaşlarından geldi. Hamilelik yaşına ilişkin yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, kırklı yaşlarda hamile olan kadınların yüz yaşına kadar yaşama ihtimalleri erken yaşlarda hamile olanlara göre dört kat daha fazla. Perls’in bu konudaki yorumu, kırklı yaşlarında hamile olan kadınların daha yavaş yaşlandığı yönünde. Bunun muhtemel sebeplerinden birinin, hamilelikte yaşanan hormonal değişikliklerin menopoz devresinde ortaya çıkan yıkımları dengelemesi olarak düşünülüyor. Tüm bu bilgilerden sonra, anneliğin kadınların sağlığını deformasyona uğrattığı şeklindeki genelgeçer kabulün ne kadar hatalı olduğu da görülmesi gereken bir başka nokta. İlâhî hikmet, bir canlı dünyaya getiren annenin annelik görevini yerine getirebilmesi için, onu olduğundan daha dayanıklı ve sağlıklı kılıyor. |
I.NORMAL DİL GELİŞİMİ 0-3 AY Ağlayarak ses çıkarır.Ağlama dışında tek ünlü sesi çıkarmaya başlar.Aynı zamanda bu şekilde diğerlerinin konuşmalarına, bakışlarına,jest ve mimiklerle de karşılık verir.Üçüncü aya yaklaştıkça gülmeye başlar. 3-6 AY İki farklı ünlü ses çıkarabilir.Agucuklar yapar.Ünlü ve ünsüz sesleri bir araya getirmeye başlar.”-ba” veya “-da” gibi farklı duygular için farklı sesler ve mimikler geliştirir.Ses ve mimiklerle taklit başlar. 6-9 AY Tekrarlı iki heceden oluşan sesler üretebilir.Mama,dada....v.b Ses ve hareketlerle yetişkinle sıralı, karşılıklı konuşma etkinliği gerçekleştirir.Dikkat için bağırır.İstemediği olduğunda ağlamayla ve gürültülü seslerle tepki verir.Tanıdık bir kişiyi selamlar,gülümser ve sesler çıkarır.Taklit artar.Alkışlama,el sallama...vb. 12-15 AY Sohbetten hoşlanır.Etkileşimi sürdürmek için sesini yükseltip alçaltır.Selam verirken tatlı sesler çıkartır.Bir şeyler vermekten hoşlanır o zaman da sesler çıkarır.Sözcükleri yaklaşık olarak taklit eder.Suya “bu” demesi...Sorulan şeye “bu ne?” ...vb. uygun yada buna benzer yanıt verebilir.Hayret,soru gibi ses tonlarını uygun kullanmaya başlar. 15-18 AY İsim reddetme –ıh,selamlama sözcüklerini içeren 4-6 sözcük kullanabilir.Bilmediğini jest ve mimiklerle tanımlar.Şarkılara katılmaya çalışır.Yankı taklitleri,dikkat çeken sözcükleri söyleme görülür. 18AY-2YAŞ 25 sözcüğü söyleyebilir.İnsan,nesne isimleri,selamlama sözcükleri,eylemler-al v.b Fazlası için “-da”,reddetmek için “ıh”...v.b.İki sözcüklü cümleleri taklit edebilir.Kendini tanıyan yetişkinlere çoğu sözcüğü anlamlı gelir. 2-3 YAŞ 2,5 yaşındayken 50 sözcük,3 yaşındayken 200 sözcük kullanabilir.İki ve üç sözcüklü cümleler kurar.Sıralı sohbete katılır.Zaman,iyelik ekleri,zamirler yerleşmeye başlar.Kendi kendine konuşarak oynama olabilir. 3-4 YAŞ 3-4 sözcüklü cümlecikler kurar.Sorular sorar.Yakın geçmişte yaşadıklarıyla ilgili konuşur.Sorulduğunda adını soyadını söyler.Başka pek çok soruya cevap verir. Ses kontrolü artar.Fısıldama,bağırma...v.b.Tekerlemeler ve basit bir şarkıyı söyleyebilir.Olumsuz ve 3.kişi zamirlerini kullanır.6 sözcüklü cümleyi tekrarlayabilir.Ses tonu ve kalıpları,yetişkinlerle aynıdır. |
" Cinsel taciz kişiliği bozuyor " Cinsel tacize uğrayan çocuklarda ilerki yaşlarda kişilik bozuklukları gelişebiliyor Prof. Dr. Abdülkadir Çevik, aile içi etkili iletişimin çocukları söz konusu tehlikeden koruyabileceğine dikkat çekti. Cinsel tacize uğrayan çocuklar, davranış ve kişilik bozuklukları geliştirebiliyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdülkadir Çevik, cinsel istismara uğrayan çocukların bunun kompleksi içinde, kendilerini aşağılanmış, horlanmış, itilmiş hissedebileceğini belirterek, "Bu onların tüm yaşamlarını etkileyebilir." dedi. Çevik, aile içi etkili iletişimin çocukları söz konusu tehlikeden koruyabileceğini de vurguladı. Son günlerde Çocuk Pornosu Çetesi'ne yönelik operasyonlar, çocuklara yönelik cinsel istismarı yeniden gündeme getirdi. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdülkadir Çevik, CİHAN'a yaptığı açıklamada istismara uğrayan çocukların hangi yaş grubundan olursa olsun ağır bir travma içinde olabileceğini söyledi. Cinsel istismara uğrayan çocukların kişilik ve davranış bozuklukları geliştirebileceğini kaydeden Çevik, "Onlarda ilerde cinsel istismar yapacak kişiler olabilirler. O tür insanlara karşı kendileri de ilerde şiddet uygulayabilirler. Onlara kötülük yapanlarla özdeşim yapıp onlar gibi olabildikleri gibi, tam tersi hayatları boyunca böyle bir durumla maruz kaldıkları için bunun kompleksi içinde, kendilerini aşağılanmış, horlanmış, itilmiş hissedebilirler. Bu onların tüm yaşamlarını etkileyebilir" diye konuştu. Söz konusu durumun uzun süreli bir etki bıraktığını ifade eden Çevik, psikiyatrik yardımın gerekli olduğunu vurguladı. Cinsel tacize maruz kalan çocuklarda uyku bozuklukları, davranış değişikleri olabileceği gibi yersiz korkular da yaşayabileceklerini aktaran Çevik, çocukları bu tür tuzaklardan korumada özellikle ailelere büyük rol düştüğünü belirtti. Çevik, ilgili ailelerde problemin görülme sıklığının çok düşük olduğuna dikkat çekerek şöyle devam etti: "Çok küçük çocukların sokakta böyle kişilerin elinde ne işi var. Demek ki ailede sorun. Çocuklarını kontrol altına almalılar, sahip çıkmalılar. Çocuklar bir aileye ait olduğunu hissetmeliler. Sahiplenilmiş olmak çok önemli. Sahiplenildiklerini hissettiklerinde çocuklar da böyle bir şeye prim vermezler. Çocukları nereye gidiyor, ne yapıyor, arkadaşları kimler... Oturup konuşmaları lazım. İletişim kuramayan bir ailede çocuk boşta kalıyor ve çocuğun nereye gittiği belli olmuyor." Bazı çocukların ise meraklarından ötürü çok masum bir şekilde bu tür tuzakların içine düşebildiğini anlatan Çevik, "Bu bakımdan da aileler çok önemli. Aileler, onların meraklarını da giderecek şekilde çocukları ile sağlıklı bir iletişim içinde olmalılar" dedi. ( Haber Kaynak:15 Haziran, 2006- HaberObjektif.Net ) |
Uyuşturucu hakkında ailelere uyarı! http://www.istanbulfm.com.tr/img/image_data/haber/guncel/1152780762245.jpgEmniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü İsmail Çalışkan, uyuşturucu konusunda anne babaları uyararak, çocuklarında meydana gelen ani değişimlere dikkat etmelerini istedi. Çalışkan, uyuşturucu maddelerin bireylerden uzak tutulması konusunda emniyet teşkilatının elinden gelen gayreti gösterdiğini, bireyi uyuşturucudan uzak tutma konusunda ise toplumun her kesiminin katkı sağlamasını beklediklerini kaydetti. Çalışkan, haftalık bilgilendirme toplantısında, Türkiye'nin yasadışı bağımlılık yapıcı madde kaçakçılığı trafiğinin yanı sıra madde kullanımı ve bağımlılığı ile ilgili riskleri de taşıdığını bildirdi. İstanbul'da uyuşturucu maddeden genç bir kızın ölümünün herkesi ve kendilerini bir ebeveyn olarak çok üzdüğünü belirten Çalışkan, "O çocuklar bizim de çocuklarımız olabilirdi. Bu kapsamda anne babalara buradan seslenmek istiyoruz. Polis olarak gerek bizler gerek konunun tıbbi uzmanları olan Sağlık Bakanlığı çalışanları ve gerekse diğer ilgili uzmanlar ile anne ve babalar çok iyi diyalog içerisinde olmalı, işbirliği yapmalıdırlar" dedi. Anne-babaları en başta kendilerinin çocuklarına model olması gerektiği, madde kullanıcı ve bağımlılarının, bağımlılık sürecinde çoğunlukla sigara ve alkol gibi maddeleri kullanarak başladıklarının bilindiğinin unutulmaması, anne-babaların çocuklarının bulunduğu ortamlarda sigara ve alkol tüketiminden kaçınmaları konusunda uyaran Çalışkan, şunları söyledi: "Ailelerin çocuklarına daha fazla zaman ayırmaları, onları gerçekçi ve samimi bir şekilde dinlemeleri ve söylediklerini ciddiye almaları gerekmektedir. Anne ve babalara buradan sesleniyoruz, lütfen çocuğunuzda meydana gelen ani ve sıradışı değişikliklere dikkat edin. Çocuğunuzun davranışlarının gözlemlenmesinde daha hassas davranın ve gerektiğinde profesyonellerden yardım alınabileceğini unutmayın. Bu kapsamda, muhtelif illerimizde Sağlık Bakanlığımıza bağlı olarak faaliyetlerini sürdüren Alkol ve Madde Bağımlılığı Araştırma ve Tedavi Merkezlerinden (AMATEM) istifade edilebilmektedir. Buradan yola çıkarak madde kullanımı ve bağımlılığı ile mücadeleye sadece aile kurumunu değil toplumun her kesimini dahil etmek gerekmektedir. Polis olarak maddeyi bireyden uzak tutma faaliyetlerinin yanı sıra bireyi maddeden uzaklaştırma faaliyetlerine toplumun her kesiminin katkı sağlamasını ve bu konuda samimi çaba göstermelerini bekliyoruz." Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde 2004 yılında kurulmuş olan Türkiye Madde Bağımlılığı İzleme ve Önleme Merkezi'nin (TUBİM), etkin bir mücadele verdiğini belirten Çalışkan, TUBİM'in ulusal ve uluslararası işbirliği çerçevesinde, bireyi maddeden uzaklaştırma, maddeyi bireyden uzaklaştırma faaliyeti, tedavi ve rehabilitasyon aşamalarını da içine alacak şekilde sürdürdüğünü vurguladı. Çocuğunuzun uyuşturucu kullandığını nasıl anlarsınız? Uyarıcı ve uyuşturucu haplar, her kullanımda beyinde hücre kaybına sebep olur. Çocuğunuz aşırı unutkan olduysa, gözlerinde yaşarma, sulanma ve kızarma varsa, yüzünde aşırı kızarma görüyorsanız dikkat edin. Hap kullanıyor olabilir. Son yıllarda özellikle gençler arasında bağımlılık yapan uyuşturucu ve uyarıcı hap (ecstasy, captagon) kullanım oranı giderek artıyor. İlk başlarda olumsuzlukları unutturduğu, heyecan verdiği düşünülse de, kısa sürede bağımlılık oluşturan bu haplar ruhsal ve bedensel çok ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Ecstasy, diğer uyuşturucu maddelere göre daha kolay ulaşılabildiği ve bağımlılık yapmadığı sanıldığı için daha yaygın kullanılıyor. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ergen-Genç-Erişkin Kliniği Şefi Psikiyatr Doç. Dr. Kemal Sayar, kliniğe müracaat eden gençlerin yarısının madde bağımlısı olduğunu söylüyor. Gençlerin bu tür maddelere yönelmesindeki sebepleri ailede aramak gerektiğini belirten Sayar’a göre, ekonomik ve sosyal sıkıntılar sonucu ailenin çözülmesi ve gençlerin üzerindeki dikkatin azalması olumsuzlukların başlıca sebebi. Aile bir arada yaşadığı halde, anne-babalar çocuklarına yeterince ebeveynlik yapmıyor, gerektiği kadar zaman ayırmıyor. Çocuklar, televizyonda ve video oyunlarında gördükleri parlak, ışıltılı dünyaları ve heyecanı gerçek hayatta yaşamak istiyor. Çocuğun hayatında var olan anne-baba, onun için kararlı bir üs gibi emniyet veriyorlar. Anne-baba hayatında yoksa çocuk, o ışıltılı dünyanın baştan çıkarıcı unsurlarının peşine koşuyor. Bu noktada karşısına ilk olarak madde kötüye kullanımı çıkıyor. Her hastalığın, her bağımlılığın kendisini gösteren, dışa ya da duygulara yansıyan belirli, belirsiz özellikleri olduğu gibi bu durumlarla karşılaşan çocukların da bazı özellikleri var. Çocuğunuzun akademik başarılarında düşme varsa, eve bulutların üzerinde gibi geliyorsa, şaşkınlık emareleri gösteriyorsa, unutkanlık emareleri gösteriyorsa, bazı şeylerini okulda unutuyorsa, bazı şeylerin hesabını iyi veremiyorsa, para çalmaya başlamışsa, vücuduna zarar verici davranışlarda bulunuyorsa, gözlerinde yaşarma ve sulanma varsa, yüzünde ve gözlerinde aşırı kızarma gözlüyorsanız şüphelenmelisiniz. Çocuğunuzun arkadaş gruplarına çok dikkat etmeli, olumsuz arkadaşlarla dolaşmaya başlamışsa, arada bir kayboluyorsa ve gece belirsiz saatlerde gelmeye başlamışsa mutlaka tetikte olmalısınız. Doç. Dr. Kemal Sayar, toplumun hızla değişmesiyle birlikte, eski değerler aşınırken yerine yeni değerlerin konulamamış olmasının da gençlerin bir değersizlik buhranıyla karşı karşıya kalmalarına sebep olduğunu söylüyor. Gençlerin hayatı sevmediğine dikkat çeken Sayar, “Her gün yüzlerce gencin hikayesini dinliyorum. Gençler öyle şeyler anlatıyor ki vizite sonunda gazetelerin 3. sayfalarını okumuş gibi oluyorum. Büyük bir değer buhranı var. Gençler tutunacak dal bulamıyor, aidiyet hissedemiyor. Moral değerler hızla aşınıyor; ama onların yerine konulacak bir şey bulunamıyor. Popüler kültür insanlara geçici sahte aidiyetler sunuyor; fakat tam olarak gençleri tatmin etmiyor. Anne-baba yok, sağlam değerler yok. Gençler suni mutluluklara koşuyor. Haplar onlara geçici bir şekilde kendilerini iyi hissetme imkanı veriyor.” diyor. Tedavi için çevre değişmeli Hap kullanan gençler, bir süre sonra suni mutluluğa alıştıkları için bu maddeler olmadan mutlu olmayı unutuyor. Hayatın güzelliklerini ancak bu şekilde görebileceklerini sanıyorlar ama, bu maddeler zaman zaman öyle büyük depresyona yol açıyor ki, uzun vadede ciddi moral bozukluğu yaşıyorlar. Bu da gençlerin hayattan soğumalarına ve küsmelerine yol açıyor. Hayata bir türlü tutunamıyorlar. Haplar karaciğeri iflas ettiriyor. Her kullanımda beyinde hücre kaybına sebep oluyor. Bir süre sonra beyin de iflas etmeye başlıyor. Özellikle tiner, bali çeken gençlerde beyin ve akciğer hızlı bir şekilde ölüyor. Zaten bir müddet bu maddeleri kullanan insanlarda iç organlar iflas ediyor. Bağımlı bir kişinin tedaviden sonra eski sağlığına kavuşması çok zor oluyor. Bu maddelerin her alımında vücudun yeni hücrelerini öldürdüğünü unutmamak gerekiyor. Sınavlara hazırlanan çocuklar uyanık kalmak için kullandıklarını söylüyor; ama uzun vadede bu haplar unutkanlığa yol açıyor. Uyarıcı olan hap o an içindir; fakat kronik kullanımında zihnin yavaşlamasına ve zayıflamasına yol açar. Tedavi için kişinin motive olması çok önemli. Eğer istiyorsa ailenin de desteğiyle çok hızlı tedavi olabilir. Beden maddeden yi arındırdıktan sonra birtakım motivasyon egzersizleri veriliyor. Madde kullanımını bırakmanın en önemli şartı, bulunulan çevreden uzaklaşmaktır. Çoğu, mahalle arkadaşlığı gibi bir alt kültürün sonucu olarak başlıyor. Bağımlı olsalar bile arkadaşlığını devam ettirmek için genç de kullanmaya başlıyor. |
Çocuklarda Saç Bakımı... http://www.bebekkokusu.com/news/articlefiles/855-22615661.jpg "Kızım başında saçlar ile doğmuştu ve bunlar giderek düzensizleşmeye başladı. Artık idare etmesi zor bir hal aldı." Fazla saçı olmayan 9 aylık bir bebeğe annelik yapmak rahattır. Fakat düzensiz, uzun saçlı bir bebekle uğraşmak herkesi çıldırtabilir.İşler düzelmeden evvel iyice kötüye gider. Özellikle yeni yürüyenler için her şampuan ve saç tarama bir savaş demektir. Eğer yeterince cesursanız saçlarını kestirebilirsiniz. Aşağıdaki ipuçlarına uyarak işleri biraz daha kolay bir hale sokabilirsiniz :
|
Yalnız uyuyamayan çocuklar, ailelerinin kâbusu oldu Yalnız uyuyamayan çocuklar, ailelerinin kâbusu oluyor. Uzmanlar, çocuğunuzun yatağınızdan vazgeçmesini sağlamanız için önemli tavsiyelerde bulunuyor. Uzmanlara göre, bunun pek çok sebebinden biri, günümüz ailelerinin 24 saat boyunca çocukları için var olmaları gerektiğini düşünmeleri. Günümüz annelerinin pek çoğunun aktif iş hayatı nedeniyle çocuğuna yeterince vakit ayıramadığını düşünmesi de bu davranışın sebeplerinden biri. Öte yandan, bazı aileler, bu devamlı beraberliğin çocukları için zararlı olabileceğini düşünüyor. Uzmanlara göre, anne-baba yatağına sadece misafir olarak gelen çocuklarla ilgili bir endişe duymamız gerekmiyor. Özellikle küçük yaştaki çocukların kabuslar görüp korkuyla uyanmaları, karanlıkta uyumak istememeleri ya da yalnız kalmaktan korkmaları son derece doğal. Anne-babanın da bu durumda çocuklarını yatağına alması doğal bir davranış. Ama anne-baba yatağı kesin olarak zaman zaman ziyaret edilen bir yatak olmalı ve kesinlikle çocuğun kendi yatağı haline gelmemeli. Uzmanların verdikleri bilgiye göre, normal şartlarda çocuklar 2 yaşından itibaren problemsiz olarak geceyi anne-babalarından ayrı geçirmeye hazır oluyor. Bu yaşta çocuklar, yetişkinlerin kendilerine ait özel bir hayatları olduğunu ve anne-babalarının sadece kendileri için var olmadıklarını anlayabiliyor. Dolayısıyla çocuğa mutlaka bir sınır konulması ve çocuğun, ilkokula başladığı 7-8 yaşlarından itibaren, anne-baba yatağının sadece çok özel durumlarda paylaşılan bir yer olduğunu bilmesi gerekiyor. Uzmanlara göre, kötü bir rüya görmek ya da deprem gibi korkular, aileden birinin ağır bir hastalık geçirmesi, ailenin ikamet ettiği evi veya şehri değiştirmesi ya da değiştirmek üzere olması, çocuğun okula başlaması ya da okul değiştirmesi, aile içinde şiddetli bir tartışma yaşanması ve çocuğun ciddi bir rahatsızlık geçirmesi, anne-baba yatağının paylaşılabileceği çok özel durumlar olabilir. Bunlar veya benzer sebeplerden biri olmadığı sürece anne-babaların kararlı olmaları ve çocuklarının kendilerine ısrar etmelerine izin vermemeleri gerektiğini vurgulayan uzmanlar, çocukların yeni bahaneler bulmak konusunda son derece yapıcı olduklarını hatırlatıyor. Uzmanlar, çocuğunuzun yatağınızdan vazgeçmesini sağlamanız için şu tavsiyelerde bulunuyor: "Bu değişiklik için kendinize ve çocuğunuza yeterli zamanı tanıyın, sabırlı olun. Çocuğun kendi yatağına alışmasının 2 hafta kadar sürebileceğini unutmayın. Çocuğunuzun yaşına uygun bir dille, sizin de geceleri huzurlu bir uykuya ihtiyacınız olduğunu, ama özel durumlarda her zaman yanınıza gelebileceğini anlatın. Bu değişim sürecinde, çocuğunuza normalde olduğundan daha fazla sevgi gösterin ve bir süre için onu şımartın. Uykudan önce ılık bir banyo, masal okuma, müzik dinleme ya da ninni söyleme gibi bir sırayı izleyen bir program belirleyin ve bu programı düzenli olarak uygulayın. Yatak odanızdan çocuğunuzun hoşuna gidebilecek yumuşak yastıkları, peluş hayvanları kaldırın ve bunun yerine çocuk odasını daha sevimli bir hale getirin. Çocuğunuz ısrarla sizin odanızda yatmak istiyorsa, ona bir yer yatağı ya da benzeri bir ek yatak hazırlayın ve burada uyumasına izin verin. Zamanla kendi yatağının rahatlığını tercih edecektir. Koridorda yakacağınız bir gece lambası ile çocuğunuzun karanlık korkusunun üstesinden gelebilirsiniz. Ayrıca, çocuğun yatağını dışarıdan gelebilecek garip ışık-gölge oyunlarını görmeyeceği bir yere kurmalısınız. Hem çocuk odasının hem kendi yatak odanızın kapısını mutlaka açık bırakın. Sizin ulaşılabilir olmanız ona huzur verecektir. Sabahları uyandıktan sonra kısa bir süre için yatağınıza gelip keyif yapmasına izin verin. Bu hem onun hem de sizin için güne başlarken bir moral kaynağı olacaktır. Eğer çocuğunuz geceleri sizin yatağınızda yatmak konusunda ısrarlı ise, siz de onun yatağında yatın. Kararının birdenbire değişeceğini göreceksiniz. Son olarak; birkaç ay süren korku durumlarında mutlaka psikolojik yardım alın". |
Çocuğun besin seçimindeki öncelikleri dikkate alınarak farklı tat, kıvam, renk ve çeşitlilikte besinler sunulur. Aileye aşağıdaki öneriler sunulur; * Yemek porsiyonları annenin kendi ölçüsüne göre değil, çocuğun gereksinimine göre ayarlanır. * Yemek için yeterli zaman verilir. Ancak yarım saatten fazla uzamasına da izin verilmez. * Bir öğünde verilen besin reddedildiyse, tamamen farklı bir besin denenir. Onun da reddedilmesi halinde, bir sonraki öğüne kadar herhangi bir besin verilmeden beklenir. * Ara öğünlerin, küçük porsiyonlar şeklinde olmasına dikkat edilir. Aksi halde bir sonraki ana öğünün yenmesi engellenir. * Herhangi bir nedenle ( özel durumlar dışında) ödül olarak şeker ve tatlı türünden besinlerin verilmemesine özen gösterilir. * Yiyecekler çocukların kolay yiyebileceği türden hazırlanır. Örneğin, küçük dilimlenmiş havuç, salatalık, küçük şekillenmiş köfte, sigara böreği, karikatürize edilmiş kurabiye, kek vb. besinler çocuklar tarafından kolay tüketilir. * Çocuklar anlatılanı değil, gördüklerini taklit ederek öğrenirler. Bu nedenle anne – baba ve çocuğun bakımından sorumlu diğer kişilerin olumlu yeme davranışı içinde olmaları gerekir. * Grup halinde, yaşıtlarıyla yemek yemek yada arkadaşlarının evinde, restoranda, piknikte yemek, çocuklarda, özellikle seçici çocuklarda olumlu yeme davranışının gelişmesine yardımcı olur. * Geçici olarak bir yiyeceğe düşkünlük veya reddetme okul öncesi dönemde görülen yaygın bir sorundur. Normal gelişimin bir parçası olarak kabul edilen bu durum, çocuğun bağımsızlığının bir ifadesidir. Bu nedenle ailelere, çocuğu yemek konusunda zorlamanın doğru olmadığı, bunun sorunu kötüleştireceği, ancak reddedilen besinin bir süre sonra tekrar denenmesi gerektiği belirtilir. * Yemek saatlerinin, çocuğun gününün hoş bir bölümü olmasına özen gösterir. * Öğünlerin düzenli olarak, günün belirli saatlerinde yapılmasına dikkat edilir. |
> Bazıları der ki, anne olmak içgüdüsel olarak bilinir, sonradan öğrenilmez, > > belli ki bu bazıları hiçbir zaman 3 yaşında bir çocuğu alış-verişe > götürmeyi denememiş. > > Bazıları der ki, anne olmak sıkıcı bir şeydir. Belli ki bu "bazıları" > ehliyetini yeni > almış onsekiz yaşındaki çocuğunun kullandığı arabaya binmemiş. > > Bazıları der ki, eğer iyi bir anne olursan çocuğun da iyi bir çocuk olur. > Belli ki > bu "bazıları" çocukların bir kullanım kılavuzu ve garanti belgesiyle > birlikte geldiğini > sanıyor. > > Bazıları der ki, iyi anneler hiçbir zaman çocuklarına karşı seslerini > yükseltmezler. > Belli ki bu "bazıları" hiçbir zaman mutfağa aniden girdiklerinde > çocuklarını; bütün > mutfak havlularını ve peçetelerini mutfak masasının üzerine yığmış, yanına > 2 > yaşındaki küçük kardeşini de oturtmuş, elinde kibrit, acaba bunlar yanıyor > mu > diye denemek üzereyken yakalamamışlar. > > Bazıları der ki, anne olmak için eğitimli bir insan olmana gerek yoktur. > Belli ki bu > "bazıları" hiçbir zaman lise birinci sınıfa giden çocuklarının matematik > ödevlerine > yardımcı olmak zorunda kalmamışlar. > > Bazıları der ki, beşinci çocuğunuzu ilk çocuğunuz kadar çok sevemezsiniz. > Belli ki > bu "bazıları" beş çocuk sahibi değil. > > Bazıları der ki, çocuk yetiştirmek için gereken her şeyi kitaplardan da > pekâlâ > öğrenebilirsiniz. Belli ki bu "bazıları" çocuğunu burnunu ya da > kulaklarını leblebilerle > doldurmuş olarak bulmamış. > > Bazıları der ki anne olmanın en zor tarafı artan iş yükü ve evde yerine > getirmen gereken sorumluluklardır. Belli ki bu "bazıları" hiç çocuklarını > > anaokula göndermek üzere ilk defa okul servisine bindirmek, ilk defa > yatılı > okula göndermek veya çocuklarının uçağa ilk defa yalnız başına binişini > seyretmek zorunda kalmamış. > > Bazıları der ki, bir anne çocuklarını evlendirdikten sonra artık onlar > için > endişelenmekten vazgeçebilir. Belli ki bu "bazıları" çocuk evlendirmenin > fazladan endişelenecek bir kız ya da bir erkek çocuk daha edinmek > olduğundan > bihaber. > > Bazıları der ki, çocuk kendi hayatını kurduktan sonra artık annenin görevi > > bitmiştir. Belli ki bu "bazıları" nın hiç torunu olmamış. > > Bazıları der ki, annenize onu sevdiğinizi söylemenize gerek yoktur, > anneniz > bunu zaten bilir. Belli ki bu "bazıları" bir "anne" değil. > > HAYATINIZDAKİ TÜM ANNELERE.......... |
Çocukların sorularına cevap verin Çocukların hemen hepsi bir çok konuda merak ettikleri sorulara cevap bulmak isterler.Soru sormak ve onun cevabını almak,normal gelişen bir çocuk için vazgeçilmez bir duygudur. Yapılan bilimsel araştırmalar,okul öncesi çağdaki çocukların özellikle hayata nasıl geldiklerini merak ettiklerini ortaya koymuştur.Bu merak,esas itibarıyla yetişkinlerin,kendi varlıklarını soru yaparak,hayatın menşeini ve manasını,nereden gelip nereye gittiklerini,niçin yaşadıklarını düşünmelerinin ve sormalarının ilk basamağını teşkil etmektedir. Çocukların sorularına anlayacakları dilde ve seviyede cevap verilmesinin;çocuğun soruyu sormakla neyi öğrenmek istediğinin düşünülmesi ve sadece onu öğretecek kadar bilginin kendisine aktarılması faydalı olacaktır. Bütün akla gelenler bir çırpıda çocuğa aktarılmamalı.Soru soran çocuklar büyüklerce geçiştirilmemelidir.Çünkü çocuklar,geçiştirildiklerinin rahatlıkla farkına varmaktadırlar.Cevap vermekte gecikmemek kadar acele etmemenin de yararı bulunmaktadır. Kısacası çocuğun kişiliğinin gelişimi,kendisine verilen değerle doğru orantılıdır.Çocuğa sağlam bir kişilik kazandırmak için onu ciddiye almak ve onu dinlemek çok önemlidir. |
Anne sütü ile beslenme ANNE SÜTÜNÜN YARARLARI Anne sütünde bebeğiniz için gerekli besinle doğru miktar ve oranlardadır ve anne sütü ile beslenen çocuklarda başta enfeksiyon hastalıkları olmak üzere birçok hastalığın ve allerjilerin görülme sıklığı azalmakla birlikte beyin ve zeka gelişimi daha iyi olmaktadır. ANNE SÜTÜ İLE BESLENMEYE HASTAHANEDE BAŞLANMALIDIR Anne sütü ile beslenme hem bebeğiniz hemde sizin için bir öğrenme sürecidir. Göğüslerinizde zaten erken süt, diğer adıyla kolostrum mevcuttur. Bebeğiniz bu sütü, doğumdan hemen sonra almaya başlayabilir. Kolostrum onu birçok hastalıktan koruyacaktır. Hastahanemizdeki deneyimli bebek hemşireleri anne uygun olur olmaz zaman hemen emzirmeyi başlatacaklardır. Bebeğinizi en azından her 2-3 saatte bir veya günde 8-12 kez emzirmeniz gerekir. Eğer emmek istemiyorsa bir yarım saat-1 saat sonra tekrar deneyebilirsiniz ancak ilk haftalarda 5 saatten daha uzun süre emzirmedem uyumasına izin vermeyin. Bebeğinizi uyandırmak için yapabilecekleriniz: -Üzerini soyun veya bezini değiştirin -Oturtun ve sırtını, karnını, ayaklarını nazikçe sıvazlayın -Yüzünü nemli bir havluyla silin -Bebeği teninizle temasa geçirin EMZİRME TEKNİĞİ Anne sütünün yapımı, annenin beslenmesinden bağımsız olarak bebeğin doğru teknik ve sık aralıklarla emzirilmesi sonucu artar. Doğru emzirme tekniğinde bebeğin anne kucağında memeyi kavraması açısından aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir: -Meme ucunuzu baş ve işaret parmağınızla yuvarlayarak daha belirgin hale getirebilirsiniz. -Bebeği kavramadığınız kolunuzla göğsünüzü destekleyin. Başparmağınzı areolanın (meme ucunu çevreleyen koyu renkli bölge) 1-2 cm üzerine üzerine koyun, diğer parmaklarınızı da göğsünüzü alttan desteklemek için kullanın. Parmaklarınızın areolaya dokunmamasına dikkat edin. -Göğüs ucunuzu bebeğin alt dudağına değdirerek ağzını açmasını sağlayın. Ağzını açar açmaz ağzını göğsünüze yaklaştırarak tüm areolayı kavramasını sağlayın. Süt areolanın arkasında depolandığından bebeğin ağzı tüm areolayı kavramalıdır. Sadece meme ucunu alırsa süt gelmeyebilir ve göğüs ucunuz acır. Bebeğin burun ucu ve çenesi göğsünüze değmelidir. Sabırlı olun tam yakalama sağlamak için bir çok kez denemeniz gerekebilir. -Emzirme normalde ağrılı veya memeyi acıtan bir olay değildir. EMZİRME POZİSYONLARI Kucak pozisyonu Bebeği kucağınıza koyduğunuz yastığın üzerine yatırın. Başını kolunuzun kıvrımına yaslayarak poposunu elinizle destekleyin ve karnını kendi karnınıza doğru çevirin ki yüzü göğsünüze doğru dönsün. Ters kucak pozisyonu Bu pozisyon bebeğin başını daha iyi kontrol etmenizi ve göğsünüze daha kolay yaklaştırmanızı sağlar. Bebeğin karnını karnınıza çevirin ve elinizle başını, ensesini ve omuzlarını kavrayın. Diğer elinizle de göğsünüzü tutun. Bebek meme ucunu tam kavrayınca, ellerinizi yukarıdaki pozisyona geçirebilirsiniz. Koltuk altı pozisyonu Bu pozisyon özellikle sezeryandan sonra dikişleriniz iyileşene kadar kullanmak isteyeceğiniz bir pozisyondur. Ayrıca ikizleri de iki taraflı emzirmek için de kullanılabilir. Yine koltuğunuzun altına yastık yerleştirerek bebeği ve kolunuzu destekleyiniz. Bebeğin vucudunu kotuğunuzun altına yerleştirerek başını ve ensesini elinizle destekleyin. Ayakları ve poposu arkanıza bakmalıdır. Diğer elinizi de göğsünüzü desteklemek için kullanın.Göğsünüzü bebeğe yaklaştırmak yerine, bebeği göğsünüze yaklaştırıp göğüs ucunuzu kavramasını sağlayın. Yatarak emzirme pozisyonu Bir yastığı başınızın altına, diğerini de bebeğin altına koyun. Bebeği, karnı sizin karnınıza değecek şekilde yan yatırın. Gerekirse iki yastıkla destekleyip ağzı tam göğüs ucunuzun önünde olacak şekilde yatırın. Bir elinizle de göğsünüzü destekleyin. Bu pozisyonda sezeryan dan sonra tercih edilebilir. BEBEĞİ MEMEDEN NASIL AYIRACAKSINIZ? Emzirme bittikten sonra bebeğiniz eğer kendisi göğüsten ayrılmıyorsa göğüsten ayırmak için parmağınızla ağzının köşesineden göğsünüze doğru bastırın. Eğer hala memeyi yakalamışken göğsünüzü çekerseniz ğöğüs ucunuz acıyabilir. NE KADAR SÜRE VE SIKLIKLA EMZİRECEKSİNİZ? Anne sütü çabuk sindirilir ve bebeğinizin mide kapasitesi küçüktür. İki günlük olduğunda günde yaklaşık 8-10 kez emer buda her 2-3 saate karşılık gelir. Bebeğinizi her emmek istediğinde emzirin. Açlıklarını ağızlarıyla aranarak ve hareketlerini arttırarak gösterirler. Ağlama genelde en son belirtidir. Eğer bebeğiniz 1-2 emme hareketinden sonra yutkunuyorsa süt alıyor demektir. Emmesini bitirene ve uyuyana kadar göğsünüzde kalabilir. 5-7 günlükten itibaren bir göğüste 20 dakika kalırlar. Yutması bitene kadar aynı göğüste kalmasını sağlayın, daha sonra gazını çıkartın ve diğer göğüse geçirin. SÜTÜNÜZÜN YETERLİ OLDUĞUNU NASIL ANLAYACAKSINIZ? -Günde 6-8 kez bezini ıslatıyorsa, -Günde 2 veya daha fazla hardal sarısı cıvık ve pürtüklü kaka yapıyorsa, -Emdikten ve gazını çıkardıktan sonra sakinleşip uyuyorsa -Aktifse ve sesli ağlıyorsa yeterince anne sütü alıyor demektir. GÖĞÜS UCUNUZUN YARA OLMAMASI İÇİN NELER YAPMALISINIZ? Yapılan çalışmalar göstermiştir ki, bebeğin anne göğüs ucunu alış şekli göğüs ucu yara oluşmasını en fazla etkileyen faktördür. İlk 1-2 haftada hafif acı ve yanma hissetmeniz normaldir . Eğer bebek emmeye başladıktan sonra göğüs uçlarınızda ağrı hissediyorsanız bebeği memeden çekip vucut pozisyonunu ayarlayarak ağzını açıp göğüs ucunuzu dilinin üstüne ve damağına değdirerek tekrar deneyin. Emzirmeden sonra 1-2 damla sütü meme uçlarına sürün ve açık bırakarak kurutun. Göğüs uçlarında çatlama, kanama ve sürekli ağrı olması normal değildir. Bu problemleriniz oluyorsa mutlaka bebek doktoruzla temasa geçin. GÖĞÜSLERİNİZDE SÜT BİRİKİRSE NE YAPMALISINIZ? Doğumdan sonraki 2.-3. günde göğüslerinizdeki süt artacaktır ve doluluk hissedeceksiniz. Bu dolgunluk hissi genelde 2-3 gün surer ve göğüslerinizde aşırı gerginlik ve ağrı hissedebilirsiniz. Bu durumda yapmanız gerekenler: -Bebeğin göğüsünüzün ucunu koyu renk kısmıyla beraber ağzının içine alıp almadığını control edin. Sadece meme ucunu alıyorsa göğsü tam boşaltamayabilir. -Bebeğinizi her 1-3 saate bir sık aralıklarla besleyin. -Bebek emmekte zorlanıyorsa emzirmeden once anne sütü sağılarak göğüsler bir miktar boşaltılabilir böylece göğüs ucuda daha çok belirginleşir. -Emzirmeden önce ağrılı göğsün üzerine ılık kompres, emzirdikten sonra hala dolgunluk ve ağrı varsa soğuk kompres uygulayın -Bebeğinizi sakin ve stressiz bir ortamda emzirin, rahatlamak için müzik dinlemeyi deneyin. Emzirme aralarını dinlenmeye ayırın. Eğer yukarıdakileri denedikten sonra halen göğüslerinizdeki şişlik aynıysa, kızarıklık varsa mutlaka doktorunuza danışın. EMZİREN ANNELERİN DİKKAT ETMESİ GEREKEN NOKTALAR -Dengeli beslenmeye ve günde yaklaşık 4 lt sıvı alımına dikkat etmelisiniz. -Emzirirken taze meyve suyu veya süt gibi besleyici bir içecek alabilirsiniz. -Hamilelik sırasında aldığınız prenatal vitaminlere emzirdiğiniz sürece devam edin. -Bebeğinizi bir emzirme rutinine koymayı beklemeyin. Bebeler genellikle 6-8 haftada kendi rutinlerini oturturlar. Unutmayın ki bebek emdikçe, süt yapımı da artmaktadır. -Bebekler hızlı büyüme dönemlerinde daha çok emmek isterler (genellikle 2-3 hafta, 6 hafta ve 3. ayda) -Doktorunuz önermediği sürece bebeğe su, şekerli su veya mama vermeye hiç gerek yoktur. İlk 6 ay anne sütü bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılamaya yeter. -Bebeğinizin veya sizin hasta olduğunuzu hissettiğinizde ilaç kullanmadan önce mutlaka doktorunuzu arayın. SAĞILMIŞ ANNE SÜTÜNÜ NASIL SAKLAYABİLİRSİNİZ? 50-100cc sağılmış anne sütünü temiz bir kap veya süt saklama poşetine koyun. Donarken süt genişleyebileceğinden, tepeleme doldurmayın. Tüm torbalara mutlaka tarih ve miktar yazın. Sütü derin dondurucunun kapağına değil, en soğuk noktasına koyun. GÜVENLİ SÜT SAKLAMA KOŞULLARI -Odanın serin bir yerinde 6-8 saat -Buzdolabının rafında 72 saat (3 gün) -Buzdolabının buzluğunda 2 hafta-2 ay arası -Derin dondurucuda 6 ay Her zaman önce en eski tarihli sütü kullanın. DONDURULMUŞ ANNE SÜTÜNÜN ERİTİLMESİ VE ISITILMASI Sakladıüınız anne sütünü kesinlikle ocağın üstüne veya mikrodalga fırına koymayın. Bu sütün proteinini bozar ve sütün içinde oluşan sıcak noktalar bebeğinizin ağzını yakabilir. Süt poşetini bir kaba koyduğunuz ılık suyun içine ağzı dışarda kalacak şekilde batırarak çözülmesini sağlayın (ben-mari usulü) ve salladıktan sonra sıcaklığını kontrol ederek bebeğinize verin. UNUTMAYIN: Çözülmüş süt kullanılana kadar buzdolabında saklanmalıdır ve 24 saat içinde kullanılmalıdır. Bebeğinizi besledikten sonra sütün arta kalanını atın. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Çocuk Hastaları Uzmanı Dr. Ela Tahmaz |
Anne sütünün verilemediği durumlarda en sağlıklı beslenme şekli hazır bebek mamalarıdır. Bu mamalar, mümkün olduğunca anne sütüne benzetilerek hazırlanmaya çalışılmış; modern teknolojilerin kullanıldığı, hijyenik ve sağlıklı ürünlerdir. Bu mamaları doktorunuza danışarak da alabilirsiniz. Mama alırken dikkat edilecek hususlar - İçindeki proteinin anne sütündeki protein oranlarına benzer olması - Mineral içeriğinin doğru ve anne sütüne benzer olması - Karbonhidrat ve yağ cins ve miktarının anne sütündeki gibi olmasıdır Mamanın hazırlanışı Mama hazırlarken çok titiz davranmak gerekir. İşte dikkat etmeniz gereken noktalar: - El yıkamanın önemini unutmayın - Kullanılacak tüm kaplar önce sabunlu suyla yıkayıp durulanmalıdır, sonra kaynamakta olan suya atılarak en az 10 dakika bekletilmelidir. Daha sonra, temiz bir maşa ile temiz bir yüzeyde kurutulmalıdır. - Temiz içme suyu en az 10 dakika kaynatılmalı ve 60 dereceye kadar soğutulmalıdır. - Mamanın üzerinde yazan veya doktorunuzun önerdiği miktarda mama, belirtilen miktarda su ile karıştırılmalıdır. - Mama eridikten sonra, bebeğin içebileceği ısıya getirilmelidir. Mamanın sıcaklığı ideal vücut sıcaklığı olan 35- 37 derece olmalıdır. Bir damla mamayı bileğinizin iç kısmına damlatarak kontrol edin. Bilekte soğuk ya da sıcak bir his oluşturmamasına dikkat edin. - Mama paketleri, açıldıktan sonra belli bir süre içinde tüketilmelidir. Bunun için kutunun üzerinde yer alan talimatlara uyun. Bebekler mama ile besleniyorsa ya da mama anne sütüne takviye amaçlı kullanılıyorsa, emzirme saatleri sıklığında mama verilmelidir. Mama miktarı da zamanla artacaktır. Mama verirken de, emzirme işleminde olduğu gibi rahat bir yere oturun ve bebeğinizle göz teması kurun. Başını göğsünüze yaslayın. Bu yakınlık ona ve size iyi gelecektir. Aslında bu işi arada sırada baba da yapabilir. Böylece bebekle baba arasında bir bağ kurulmuş olur. |
AKRABA EVLİLİĞİ Akraba evliliği, eşler arasında kan bağı bulunması yani aynı atadan gelme durumudur. Kanbağı olan akrabalar, toplumun genelinde görülen ortak gen yüzdesinin dışında, ayrıca akraba oldukları için ve bunun derecesine göre daha da fazla ortak genleri vardır. Akraba evlilikleri genetik danışmanlık hizmetinin verilmesini gerektirir. Genetik danışmanlıkta ise önemsenmesi gereken üç önemli konu vardır: 1. Çiftler arasındaki akrabalığın doğru olarak saptanması ve soyağacının çıkarılması, 2. Ailede kalıtsal nedenli bir hastalık riskinin böyle bir evlilikte nasıl etkileneceği, 3. Zararlı bir genin, çiftin her ikisi tarafından çocuğa aktarılma riski ne kadar yüksektir ki buna bağlı çocuk hasta olsun. Akraba evliliği genetik hastalıkların epidemiyolojisini etkileyen önemli durumlardan biridir ve dünya toplumunun %20'si belki de daha fazlası tarafından yeğlenmektedir. Doğan çocukların en azından %8.4'ü akraba evliliklerinden doğmaktadır. Özellikle Batı Akdeniz ve Güney Hindistan'da çok yaygındır. Akraba evliliği yapan popülasyonda özürlü çocuk doğma riski diğer popülasyona göre iki kat artarak %8-9 olmaktadır. Eski devirlerden beri toplum ve dini topluluklar akrabalar arası evlilikler için bazı yasaklar getirmişlerdir. Bu sınırlamalar kökenini olasılıkla biyolojik bilgi ve deneyimlerden değil, sosyal gereklilikten almıştır. Bir insan toplumunun insest tabuları olmaksızın kurulması olası değildir. Ayrıcalıklı durumlarda kardeşler arası evlilikler bile kabüllenilmiş ve hatta firavunlarda olduğu gibi desteklenmiştir. İslam aleminde kuzen evlilikleri kabul görürken, kardeşle, amca, teyze, dayı, hala gibi akrabalarla ve sütanne ile evlenmek yasaklanmıştır. Bütün Hıristiyan aleminde ise halen birinci derece kuzen evlilikleri kabul edilmemekte ve böyle evlilikler için katolik kilisesinden özel izin almak gerekmektedir. Kilisenin aynı zamanda vaftiz baba ile onun vaftiz çocuğunun da evliliklerini yasaklamış olması bu yasakların biyolojik temellerin dışında başka inanışlara bağlı olduğunu göstermektedir. Birinci dereceden kuzen evlilikleri diye isimlendirebileceğimiz kardeş çocuklarının evlilikleri, ülkemizde en sık rastlanan akraba evliliğidir. Almanya'da kuzen evliliklerine çok ender rastlanmaktadır. Halkın eğitim düzeyinin ve genetik hastalıklar konusundaki bilgisinin artması, bu tür evliliklerin oranının %0.3'ün altına düşmesine ve hatta büyük şehirlerde daha da azalmasına neden olmuştur. Başka kültürlerde ise yakın akraba evlilikleri ekonomik çıkarlar, çiftin ailelerinin birbirini daha yakın tanıyor olması, coğrafi konum gibi nedenlerle desteklenebilmektedir. Japonya'da yapılan çalışmalarda akraba evlilikleri oranı %6 dolayındadır; hatta adalarda izolasyon nedeniyle %29'a yükselebilmektedir. Arap ülkeleri, Güney Hindistan, Mısır ve Türkiye gibi ülkelerde ise bu oran daha da yüksektir. Buna karşılık Avrupa ve Amerika'da ise kuzen evliliklerinden doğacak çocukların sakatlıklar, kalıtsal hastalıklar ve zeka özürlü olma durumlarından muzdarip olacakları görüşü yaygındır. Bu nedenle bu ülkelerde bu tip evliliği olan çiftler sıklıkla genetik danışmanlık istemektedirler. |
Aile Tutumları ve Çocuk Gelişimi Eğitimciler çocukların gelecekte uyumlu ve başarılı olabilmeleri için en sağlıklı eğitim yollarının geliştirilmesi çabası içindedirler. Her ne kadar kişilik gelişiminin insanın yaşamı boyunca süregeldiğini kabul etsek de, kişilik gelişmesi ve yapılanmasında temelinçocukluk döneminde atıldığı gerçeği geçerliliğini korumaktadır. Sosyal uyum üzerine yapılan çalışmalar, ailenin çocuk üzerindeki ilk etkilerinin son dereceönemli olduğunu göstermiştir. Aile tutumları ve anne-babanın ve ailenin diğer bireylerininçocukla olan etkileşimi, çocuğun aile içindeki yerini belirlemektedir. Çocuğayöneltilen davranış ve ona karşı takınılan tavır, ilk yaşantıların örülmesindebüyük önem taşımaktadır. Okul öncesi dönemde çocuk, sosyal birey olmayıöğrenirken aynı zamanda özdeşim yapacağı bir modele gereksinim duyar. Kişilikoluşumu için gerekli olan özdeşim, büyük olasılıkla aile içindeki yakın bir üyeile gerçekleşmektedir. Genellikle özdeşim nesnesi anne-baba olmaktadır, fakatağabey, teyze, hala, dayı ya da amca gibi aile içinden bir erişkin de özdeşimnesnesi olabilir. Bu üyelerin bozuk bir kişilik yapısına sahip olması halinde,olumsuz davranış örneğinin çocuğa yansıma olasılığı artmaktadır. Çocuk yetiştirmede ve ailenin çocuğa karşı tutumlarını belirlemede, anne-babatarafından çocuğun gelişim dönemlerinin özelliklerinin neler olduğununbilinmesi çok önemlidir. Çocuk erişkinin küçük bir modeli değildir. Çocuğuerişkinden ayıran bir çok özellik vardır. Çocuğun kanıtlanabilir en güçlütarafı ve üstünlüğü öğrenme güdüsüdür. Çocuk, Montessori`nin "emicizihin" diye adlandırdığı bir yetiye sahip olarak doğar. Kültür, töre,ülkü, duygu, davranış ve inançların "emilip" benimsenmesi, çocuğundoğumuyla altı yaşı arasındaki "emici zihin" döneminde gerçekleşir. Anne-babanın çocuğa ilişkin tutumlarını değerlendirirken, aile içindeki ilişkidinamiğini gözden geçirmek gerekir. Üç çocuk, anne ve babadan oluşan 5 kişilikbir ailede aile içi etkileşiminin kaç çeşit olduğu teke tek ilişkiler formulüile saptanabilir: 5 kişilik bir ailede X=n2-n= 20 çeşit ilişki mevcutdur. Bu,herkesin kendisinden başka 4 kişi ile ilişkiye girdiği anlamına gelir. Builişkiler çift yönlüdür. Gerçekte ilişkiler daha karmaşıktır. Yani; anne, anneolarak çocukları ile ilişkide, anne ve baba işlevleri gereği çocuklarlailişkide, kızlar ve erkekler birbirleriyle ilişkide gibi değişik ve karmailişkiler vardır. Gerçekte kuramsal olarak formül şöyle olmalıdır:X=1x2x3x4x5=120 çeşit ilişki aile içinde vardır. Beş kişilik aile, 6 kişi olsa,yani bir çocuk daha eklense, ilişki sayısı 120x6=720’e çıkar. Yani aile,ilişkiler yumağı şeklinde gözlemlenir. Olumlu veya olumsuz herkes birbiriyleilişkidedir. Aile üyelerinden birinin başarısı veya başarsızlığı herkesietkiler. Aile içindeki çatışmalar (kardeşler arası, anne-baba, anne-çocuk veyababa-çocuk çatışması v.b.) da aile içindeki herbir bireyi etkiler. Ancakçatışmaları önem sırasına koymak gerekirse, anne-baba çatışması ailenin tümbireylerini diğerlerine oranla çok daha fazla etkilemektedir. Aile için,anne-baba ilişkisi daha temeldir. OLUMSUZ AİLE TUTUMLARI Ailenin çocuk yetiştirmedeki tutumunu ve çocuk yetiştirmeyle ilgili sorunlarınıanlamak için aile tutum modeli yararlı bir yaklaşımdır. Çocuğun anne-babadan aldığı iki şey vardır: Sevgi ve Eğitim. Sevgi; kabullenme, koruma, kollama ve sevecenlik gibi bütün olumlu duyguları içerir. Eğitim ise;öğretilen herşeyi, verilen bilgileri, becerileri, yasakları, kuralları, inançları,değer yargılarını, görgü kurallarını ve insanın sosyalleşmesi için gerekli olantüm toplumsal değerleri kapsar. Olumsuz aile tutumlarında ailenin verdiği sevgi ya yetersiz veya aşırı, eğitimise gevşek ya da sıkı olmaktadır. Aşırı sevgi tutumunda, aile çocuğu sevgiyeboğucu, onu çok koruyucu ve aşırı kollayıcıdır. Bunun sonucu olarak çocuktabağımlılık ve güvensizlik gelişir. Çocuk karşılaştığı her olayda anne-babasınayaslanır, onlara güvenir fakat kendisine güvensizdir. Sevgi yetersizliği veyayokluğu sonucu ise, çocukta kendine ve çevreye karşı güvensizlik ve olumsuzduygular gelişir. Doğal olarak aşırı sevginin veya yetersizliğinin dedereceleri vardır. Sevgi yetersizliğinin en aşırı ucu, çocuğu terketmek veyakabullenmemektir. Yetersiz sevginin, aşırı sevgiye göre sonuçları daha ağırolmaktadır . Sıkı eğitim, çocuğa olur olmaz yasaklar koyma ve yaşanmaz kurallar ile çoçuğuyetiştirmedir. Sıkı eğitim ve disiplin uygulayan anne-babalar çocuğu kenditasarladığı bir kalıba göre yetiştirmek amacını güderler. Çocuk sıkı birdenetim altında tutularak en küçük yanılgı ve hataları gözden kaçmamakta,bunların önemle durulmakta ve düzelitmesi istenmektedir. Böyle aileler fizikselcezayı ön planda kullanmakta ve çocuklara kendilerini yönetme fırsatı vermemektedir.Bireyin kendine güvenini ortadan kaldıran, onun kişiliğini hiçe sayan birdisiplin yöntemi olan sıkı eğitim ile büyüyen çocuklar kibar, sessiz, uslu vedürüst olmalarına karşın küskün, çekingen, kolay etkilenebilen, huysuz ve aşırıhassas bir yapıya sahip olabilmektedir. Gevşek eğitimde ise “hoş gör, boş ver”anlayışı egemendir. Bu anlayışta “Her şeyi hoş gör; çocuktur her şeyi yapar;çocuk özgür olmalıdır; onun her dediğini yapın; ona sevgi verin yeterlidir”şeklinde yüzeyel ve asılsız öğretiler vardır. Bu tutumda çocuğun olumsuzdavranışları aşırı hoşgörü ile karşılanır. Aşırı gevşek tutumla yetiştirilençocukların bencil, sabırsız ve anlayışsız oldukları ileri sürülmektedir. Aşırıdenetim çocuğu pasifleştirirken aşırı hoşgörü çocuğun şımarmasına neden olmaktave olgunlaşmasını engellemektedir. Bazı ailelerde ise disiplin bulunmakta,ancak ne zaman ve nerede uygulanacağı belli olmamaktadır. Anne-babaların tutumuaşırı hoşgörü ile katı cezalandırmalar arasında gidip gelmektedir. Böyle birortamda büyüyen çocuk hangi davranışın ne zaman ve nerede yapılacağınıayırtedemez. Tutarsızlık, bir günün bir güne uymaması biçiminde olabileceğigibi anne-babanın birbirine çok aykırı ceza ve eğitim anlayışlarının olmasındanda kaynaklanabilir. Bu tutum sonucunda çocuklarda iç çatışmalar vehuzursuzluklargelişir, ardından dengesiz ve tutarsız bir yapının oluştuğugözlenir. OLUMSUZ AİLE TUTUM ŞEKİLLERİ 1. Aşırı sevgi ve gevşek eğitim: Bu tutumu gösteren ailelerde sevgi, çocuğaşımartılacak derecede çok verilir ve disiplin yok denecek kadar azdır. Çocuktançok az şey beklenir. Bu tarz yetiştirilen çocuklar genellikle erişkinlikyaşamlarında sorumluluk taşımayan, hep alıcı bireyler olarak karşımıza çıkar.Burada verilen sevgi, aşırı vericilik ve aşırı koruyuculuk biçimindedir.Disiplin tarzları ise yalancı bir hoşgörü biçiminde görünürse de aslındaailenin güçsüzlüğünün ve yetersizliğinin bir sonucudur. Çocuk ne kadar büyümüşolursa olsun, aile ona ilk yıllarda olduğu gibi daima vermeye ve korumayaeğilimlidir. Böyle çocukların ileride, doyumsuz ve bencil olma olasılığıfazladır. Eğer aile varlıklı ise çocuğu bir süre daha doyurulabilir; çocukdayanaksız ve doyumsuz kaldığında ise alkol, kumar ve madde kullanımına başlamaolasılığı artar. Bazı anne-babalar otorite olmayı öğrenememişlerdir; bunlar çocuklarına gereklisınırlamaları koyamazlar. Bir kısım anne-baba ise katı baskı altındayetişmişlerdir. Kendi yaşamadıklarını çocuklarına yaşatmak isterler ve dolaylıolarak doyum sağlamaya çalışırlar. Ne var ki, sınırların katı ve dar olmasıkadar iyi çizilmemesi de çocuğun gerekli rehberlikten yoksun kalmasına nedenolur. Bu gibi çocuklarda başkaldırıcı ve toplumdışı davranışlar daha sıkgözlenir. 2. Aşırı sevgi ve sıkı eğitim: Burada sevgi, aynı birinci tutumda olduğu gibiaşırı verici ve koruyucu bir davranışla sunulmaktadır. Ancak çocuğa bir bebekgibi bakıldığı halde, kendisinden beklenenler çoktur. Hiçbirşey esirgenmez;özel dersler aldırılır, çeşitli olanaklar sağlanır. Buna karşılık çocuktanileri düzeyde başarı beklenir. Bu tutumla yetiştirilen çocukların nevrotik olmaolasılıkları çok yüksektir. Bu beklenti, sevgi ile beraber sunulduğundançoğunlukla çocuklar tarafından kolay benimsenir ve benliğe sindirilir. Bazençocuk bu özellikleri çok sindirmiştir ve kendisini aşırı derecede kontrol eder;böylece acımasız bir üstbenliğe sahip erişkin olarak yetişir. 3. Yetersiz sevgi ve aşırı disiplin: Sıkı eğitim vardır ve disiplin genellikleaşırı cezalarla uygulanır; en küçük şeyde cezalandırma (dayak, şiddet) yolunagidilir. Çocuk çoğunlukla aşağılanır ve horlanır. Böyle yetiştirilen çocuklardasaldırgan ve antisosyal davranışlara eğilim artar. Bu tür ailelerde büyüyençocuklar, karşı çıkma ve saldırganlık gibi yollarla kendilerini kabul ettirmekisterler ve kendi iç dünyalarını açıklamakta zorlanırlar. 4. Gevşek eğitim ve yetersiz sevgi: Bu durum yoksul ve kalabalık ailelerdegözlenir. Çocuğa düşen sevgi ve ilgi payı azdır. Çocuğun eğitimi deyetersizdir. Böyle çocuklar "saldım çayıra, mevlam kayıra” anlayışı ileyetişir. Çocuk, kendi yolunu bulmaya çalışır. Böyle çocuklar pasif vedonukturlar. Bu tutumda da disiplinsizlik söz konusudur, ancak disiplinsizliğinburadaki nedeni sorumsuzluk ve ilgisizliktir. Sevginin yetersiz oluşu aşırıiticiliğe neden olur. Çocuk yeterli sevgi ve bakım görmez. Hazır olmadığıçağlarda bağımsızlığa zorlanır; bir an önce kendi kendisine yetmesi vekendisine bakması beklenir. Diğer Olumsuz Aile Tutumları a. Anne ve babanın tutumları arasında tutarsızlık: Bu tutumda, bir çocuğaannenin ayrı, babanın ayrı bir tutum izlemesi söz konusudur. Çocuğa konulansınırların sürdürebilmesi için anne-babanın davranışlarında tutarlı olmasıgerekir. b. Aile içindeki kardeşlere farklı tutumlar : Burada çocuklar arasındaayrımcılık vardır. Örneğin, kız çocukla erkek çocuk arasında veya yatağınııslatan çocukla diğer çocuklar arasında ayırım yapılır. c. Aile içi kutuplaşmalar: Aile içinde bazen klikleşmeler, aile içindeki birgrubun başka gruba ya da kişiye karşı çıkması, gizli anlaşmalar oldukça sıkgörülür. Bazen anne-baba çocuklara karşı, çocuklar anne-babaya karşı, bazen debir çocukla baba, bir başka çocukla anneye karşı kutuplaşabilir. Çocuk aileiçinde herkesin yüklendiği bir şamar oğlanı da olabilir. Sağlıklı tutum Ailenin çocuğa karşı tutumunun iki temel ögesi vardır; 1.Sevgi, 2. Disiplin. Kuramsal olarak en olumlu tutum, temel gereksinimleri enuygun biçimde karşılayan, kişide kendi kendisini doyurabilme yetisi geliştiren,iki temel ögeyi en sağlıklı biçimde ve oranda içinde bulunduran tutumdur. Disiplin, aile içindeki denge ve düzenin oluşturulmasında büyük önem taşır.Ancak disiplin toplumumuzda çoğunlukla "cezalandırma" ile eşanlamlıolarak değerlendirilmektedir. Her ne kadar kelime anlamıyla "katılık"ve "kuralcılık" gibi kavramları çağrıştırıyorsa da gerçek anlamdadisiplin, cezalandırma kadar ödüllendirmeyi de içerir ve çocuğun toplumauyumunu kolaylaştıran davranışın yönlendirilmesini amaçlar. Disiplin, çocuğaistenilen davranış ve alışkanlıkları öğretir, kendi kendini denetleme ya da içdenetim demek olan ahlak gelişimini sağlar. Disiplin, tutarlılık ve esneklikgibi temel ilkeleri içermelidir. Katı ve baskıcı disiplinle davranışıyönlendirmeyi amaçlayan anne-baba; çocuğun kendilerine karşı korku, öfke vekızgınlık içinde olmasına neden olur, çocuğa saldırgan olmayı ve sorunlarınışiddet yoluyla çözmeyi öğretir ve zayıf vicdan ve ahlak gelişimine yol açar. Araştırmalarda disiplin yöntemi olarak ödüllendirmenin ceza vermekten dahaetkili olduğu saptanmıştır. Disiplin hem yeteri kadar hem de çocuğun yaşınauygun olmalıdır. Kurallar açık olmalı ve uygulanabilmelidir. Ceza verilmesigerekiyorsa hemen uygulanmalı ve üstü örtülmemelidir. Ceza, çocuğun özüne değilde davranışlarına yönelik olmalıdır. Anne-babalar çocuklarına sevgi, anlayış, sabırve hoşgörü ile disiplin vermelidir. Anne-baba-çocuk ilişkilerini içinde yaşanan toplumun etkileri belirler. Türkaile ve eğitim sistemine bakıldığında, genelde otoriter, kısıtlayıcı, aşırıkoruyucu ve kontrol edici bir yapının ortaya çıktığı, çocukların saygılı,başeğici, pasif ve uysal kişilik yapısıyla biçimlendiği, kurallara uygundavranışlar ödüllendirilirken; aktif, sorgulayıcı, atılgan davranışlarıncezalandırıldığı görülmektedir. Başka bir deyişle, toplumumuzda çoğunluklapasif ve söz dinleyen çocuklar anne-babayla olumlu ilişkilere girmekte, kendigörüşlerini ifade edebilen aktif ve girişken çocuklar ise çatışma kaynağıolmaktadır. Hoşgörülü ve demokratik ailelerde büyüyen çocuklar, arkadaşları ileilişkilerinde daha etkin, daha girişken, yaratıcı fikirler ileri sürebilen vefikirlerini söyleme eğiliminde görülen çocuklar olmaktadır. Sevgi ve şefkat insan ruhunun üretebildiği en gönül okşayıcı duygulardır.Sevgi, övgü ve takdir insana değerli olduğu duygusunu verir; değerli olduğunuhisseden insan da çevresine değer verir. Hepimizin ortak amacı çocuklarımızınfiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı yetişmesidir. Bunda anne-babalarıntutumlarının etkisinin büyük olduğu gerçeği yadsınamaz. Anne-babalarınçocuklarına yönelik tutumlarının sağlıklı olması, büyük ölçüde onların kendiiçlerinde barışık, dengeli, huzurlu ve birbirlerine karşı sevgi ve saygılıolmalarına bağlıdır. Disiplin Çocukların gösterdiği uyum ve davranış sorunlarının nedenlerinden birisi deanababalarının onlara uygun sınırlar koymamalarıdır. Bazı ailelerde disiplinyok gibidir. Çocuğun tüm davranışları hoşgörüyle karşılanır. “Çocuktur yapar”,“O daha çok küçük yüklenmeyelim” düşünceleriyle çocuğa sınırsız haklar tanınır.Çocuk istenmeyen bir şey yaptığında anababa yumuşak bir şekilde “Yapma” measjıverir, defalarca aynı mesajı tekrarladıktan sonra ikna edici nedenler veaçıklamalarda bulunulur. Bu arada çocuk istediği şeyi yapmaya devam etmektedir. Bazı evlerde ise disiplin vardır ancak ne zaman, nerede uygulanacağıbelirsizdir. Annebabanın tutumu aşırı hoşgörü ile sert cezalandırmalar arasındagidip gelmektedir. Normalde izin verilmeyen bir davranış, anne babanınuğraşacak zamanı olmadığında ya da keyifleri yerinde olduğunda görmezliktengelinir. Çocuk nerede durması gerektiğini bilemez. Davranışlarını “Ne zamanyaparsam cezadan kurtulurum” sorusuna göre ayarlar. Anne babalar kendi ruh durumları, çocuğun yapısı ve çevre koşulları nedeniyleçocuklarına karşı tutarsız davranabilirler. Hiçbir evde her zaman tutarlı olmakmümkün değildir. Burada sözü edilen tutarsızlık sürekli devam edentutarsızlıktır. Birgün görmezlikten gelinen davranış, ertesi gün ağır cezagörüyorsa, annenin yaptığını baba bozuyor ya da babanın verdiği cezaya annekarşı çıkıyorsa, tutarsızlık gerçekten vardır. Tutarlı olmayan yaklaşım gevşekve katı tutumların tüm sakıncalarını taşır. Çocukların sorumluluk almalarınıengeller hem de onları aşırı deneme ve isyana teşvik eder. Tutarsız yaklaşım içinde annelerin sık başvurduğu yollardan birisi de acındırmayoludur. “Beni çok üzüyorsun”, “Sizin yüzünüzden hasta oldum”, “Beni birazcıkseviyorsan yapma” diyerek çocuğun söz dinlemesini sağlamaya çalışan annelervardır. Bu yolla çocuk endişelenir ama yine söz dinlemez hatta daha hırçındavranır. Bütün gün bağıran, azarlayan, söylenen anneler vardır. Çocuk davranışınıannenin ses tonuna göre ayarlamayı öğrenmiştir. Anne en yüksek ses tonuylabağırmadan söz dinlemez. Babaya şikayet etmek, babanın öfkesiyle korkutmak dadiğerbir tutarsız yaklaşım örneğidir. Akşam baba eve gelinceönce çocuklarınbütün gün yaptıkları anlatılır daha sonra “Bu seferlik affet babası bir dahayapmayacağına söz versin” denilerek babayla çocukların arasına girilir. Çocukuyarıların uygulanmayacığını öğrenir, ertesi gün aynı senaryo tekrar yaşanır. Uygulanması sakıncalı olan ama anababaların sık başvurduğu yöntemlerden biriside çocuğa küsmektir. “Konuşma benimle, ben senin annen değilim”, “Git başkaanne bul” cümleleriyle çocuğu yola getirmeye çalışmak ve bunu uzun süresürdürmek çocuğa küsmeyi öğretir. Çocuk tedirgin olur ve annenin kendisiylebarışması için elinden geleni yapar. Sonunda zaten vicdanı rahat olmayan annehiçbirşey olmamış gibi barışır. Bazen anne çocuk arasındaki ilişki küslüköncesinkinden daha yakın olur. Bir disiplin aracı olarak söz edilmesi uygun olmayan ama günümüzde halen uygulanmakta olduğu için üzerinde durulacak bir yöntem dayaktır. Dayak biranlık öfke ile başvurulan, çoğu kez amacını aşan bir cezadır. Öğretici değeriolmayan, etkisi kısa süren bir yıldırma yöntemidir. Dayak yiyen çocuklarçoğunlukla neden dayak yediklerini unuturlar. O gün babasının kendisinidövdüğünden yakınan bir çocuğa o gün neler olduğu sorulduğunda, olayıhatırlamadığını söyleyecektir. Aklında kalan tek şey dayak yemiş olduğudur. Disiplin, bir eğitim aracı olarak düşünüldüğünde korkutma, utandırma, gururunukırma gibi kavramlarla iç içe olmamalıdır. Disiplinin iki temel amacı vardır;Birincisi, çocuğa anlaşılır, kesin ve sınırları olan, güvenli bir ortamsunmaktır. Bu ortam çocuğun sağlıklı gelişimi için gereklidir. Disiplininikinci amacı ise, çocuğun kendi kendini yönetme yeteneği yani özdenetimkazanmasıdır. Çocuk denetim altında değilken de öğrendiklerini uygulayabilmeli,kurallara uymayı sürdürebilmelidir. Anababası yanındayken kurallara uyan, amadenetim kalkınca çığrından çıkan çocuk özdenetim yeteneği kazanmamış demektir. Bazı anababalar, disiplini, sorun olduğu zamanlarda başvurulacak uygulamalarolarak görürler. “çocuğum söz dinlemediği zaman ne yapmalıyım?”, “Bana vurduğuzaman ben de ona vurabilir miyim?”, “verdiğimiz hiçbir ceza işe yaramıyor, neyapacağımızı şaşırdık” ifadeleri bu bakış açısını tanımlar. Bu anababalar içindisiplin, acil durumlarda dokunulması gereken bir alarm düğmesidir. Böyle birdisiplin anlayışı eğitici değil cezalandırıcıdır. Önceden bir hazırlık yoktur,olay anında tepkisel yaklaşılır. Bu duruma gelmemek için disiplin, yaşamın birparçası olarak görülmeli, “sorunları önceden önlemek için neler yapmamızgerekiyor” sorusuna yanıt aranmalıdır. Anababaların etkili ve kesin sınırlar koyamamasının bir nedeni de çocuklarınınsevgisini kaybetme korkularıdır. Çocuklar anababanın bu korkusunu hissederlerve sınırlarla karşılaştıklarında onları sevmemekle tehdit ederler. “sen kötübir annesin, senden nefret ediyorum”, “çok acımazsızsın, beni hiç sevmiyorsun”gibi cümlelerle annebabaya geri adım attırmayı başarırlar. Hiçbir çocuksınırları isteyerek, memnuniyetle kabul etmez. Çocuğun kural koyan anababaya“Bu kuralları benim iyiliğim için koyduğunuzu biliyorum, iyi ki kurallarınızvar” demesini beklemek yanlıştır. Anababa olmanın zor taraflarından birisi dekonulan kurallar nedeniyle çocuğun kızgın olmasını tolore edebilmek ve geriadım atmamaktır. Çocuğuyla yakın ilişki kurmayı onunla “arkadaş” gibi olmaklakarıştıran anababalar da vardır. Arkadaşlık ilişkisinde eşitlik vardır,taraflar biribirlerine öneride bulunabilir, kararlar uzlaşarak alınır, yaptırımyoktur. Önerilen şey istenirse yapıluır, istenmezse yapılmaz. Oysa çocuklariçin evde tutarlı kurallar ve sınırlar koyan, sevgi ve destek veren bir anababagereklidir. Anababa sınırını koymalı, çok memnun olmasa bile uygulamaya devametmelidir. Disiplin İçin Önemli İlkeler 1. Tutarlılık disiplin için en önemli ilkelerden biridir. Anababa çocuğu uygunolmayan bir isteğine birkaç kez “Hayır” dedikten sonra sonunda “Evet” diyorsa,çocuk ısrar etmesinin işe yaradığını öğrenecektir. 2. Anababanın sözbirliği ve işbirliğ yapması disiplin için gereklidir. Anneçocuğa “Dışarı çıkmadan önce oyuncaklarını topla” dediğinde baba “Bırak gitsin,arkadaşları bekliyor” diyorsa çocuk işine gelen kuaralı dinleyecektir. 3. Anababa davranışlarıyla çocuğa örnek olduğunu unutmamalıdır. Anne babaöğrettikleri kuralları kendileinin de sergiliyor olması gerekir. Kardeşinevurduğu için çocuğunu döven bir baba “kimsenin kimseye vurmaması gerekir”kuralını önce kendisi bozmuş olur. Çocuklar anababaların birbirilerine nasıldavrandıklarını gözlemlerler. Eşini sürekli eleştiren ya da ona alaycı birşekilde yaklaşan bir babanın yanında çocuğun kardeşine olumlu ve saygılıdavranması beklenemez. Anne babaların, çocuklarına karşı tutumlarını etkileyen başlıca faktörler şöylesıralanabilir: Anne ve babanın zihinlerinde nasıl bir çocuk istedijkleri konusunda, dahadoğumdan önce hayali bir çocuk kavramı oluşur. Dünyaya gelen çocuk, anne vebabanın beklentilerine uygun ıolmadığı takdirde, oluşan kırıklık sonucu, annebabada red etme tavrı gelişir. Toplumun kültürel değerleri, çocuklarını yetiştirme konusunda anne-babalarıntutumlarını etkiler. Çocukların sayısı, cinsiyeti ve kişilik özellikleri anne-babanın tutumlarınıetkiler (uyaran çocuk anne-babanın dikkatini daha çok çeker, kendisiyleilgilendirir). Bütün bunların dışında, anne-babanın kendi çocukluk yıllarındaki deneyimleri,şimdiki tutumlarında etkili olabilir. Çocukluk yıllarında kendi anne babasıylasağlıklı bir etkileşim kuramayan, yeterli sevgi göremeyen bir baba ya da gençkızlık yıllarında aşırı baskı altında büyümüş bir annenin tutumları, bu kötüdeneyimler nedeniyle olumsuz olabilir. Yine aile içinde eşler arasındaki ilişki, çocuklara karşı takınılan tavrıetkileyen bir başka faktördür. Örneğin, eşiyle anlaşamayan, mutsuz bir anne,tüm sevgisini çocuğuna vererek onunla aşırı derecede bütünleşebildiği gibi, tamtersine, saldırgan bir tutuma da bürünebilir. Alıntıdır |
Çocuğunuzun Kendi Özgüvenini Artırmak İçin 1- ONA SIK SIK SÖZ HAKKI VERİN 2- KENDİNİ VE DUYGULARINI ''NE DÜŞÜNÜYORSUN , NASIL HİSSEDİYORSUN'' GİBİ SÖZLERLE ANLAMAYA ÇALIŞIN 3- O KONUŞURKEN ONUN YÜZÜNE BAKIN VE CİDDİYE ALINDIĞINI HİSSETTİRİN 4- ONUN FİKİRLERİNE DEĞER VERDİĞİNİZİ HİSSETTİRİN 5- ONUN OLUMLU DAVRANIŞLARINI KESİNLİKLE TAKDİR EDİN 6- YAŞINA UYGUN GÖREVLER VERİN 7- VERİLEN GÖREVLERDEN SONRA BAŞARISINI TAKDİR EDİN 8- ONUN İÇİN ZAMAN AYIRIN |
Bebekler de Depresyona Girer Çocukların yanı sıra bebeklerin de 6 aydan sonra depresyon riski yaşadığını belirten Psikolog Derya Toparlak "Anne ya da anne gibi bağlandığı kişiden ayrılan bebeklerde ayrılmadan hemen sonra çok şiddetli ve uzun süreli ağlamalar izlenir. Bu ağlamaların ardından sessizlik ve küskünlük ortaya çıkar" uyarısında bulundu. Depresyon çocuklukta ve yetişkinlikte görülen bir duygu durum bozukluğudur. İnsan hayatında en erken depresyon yaşantısı bebeklik çağında bağlandığı kişiden ayrılma sonucu ortaya çıkar. Bebekler yaklaşık 6 aydan sonra bağlandıkları kişiden ayrılmaya tepki gösterirler. Bebeğin bağlandığı ebeveynin kısa süre içinde dönmesi durumunda çocuğun düzelir ancak kaybın sürmesi halinde belirtiler ağırlaşır. Çevredeki uyaranlara cevap azalır olduğu yerde sallanma vurma hareketleri görülür. Yemek yeme azalır kusma ve ishaller başlar. Fiziksel gelişme duraksar kilo kaybı artar üzüntü ve küskünlük belirgindir. Yalancı zeka geriliği denen zihinsel işlevlerde gerileme olur. Depresyonun Belirtileri Mutsuzluk kendini boşlukta hissetme sık ağlama sevdiği şeyleri yapmama zevk almama oyun oynamama değersizlik duyusuumutsuzluk gergin ve sıkıntılı olma kolay öfkelenme az ya da çok yemek yeme uyku bozuklukları özellikle uykuya dalmada güçlük huzursuz uyuma kabuslar alınganlık aşırı hareketlilik dikkat dağınıklığı okul başarısında düşme aile ilişkilerine bozulma söz dinlememe ya da çok sessiz kalma arkadaş problemlerinde artma kendini dışlanmış ve yalnız hissetme korkma ve intihar girişimi. Depresyon tanısının konması için çoğu belirtinin 15 günden daha uzun sürmesi gerekiyor. Çocuklarda belirtiler ev ortamlarında daha belirgin olarak göze çarpıyor. Depresyonu tek bir nedene bağlamak doğru değil. Kişinin temel ve psikolojik özelliklerine ve çevrenin etkilerine göre ortaya çıkıyor. Kaynak: hanimefendi.com |
Çocukların Korkularını Küçümsemeyin Çocuklarda korkular sıkça görülen bir durum olup çocuklar bu korkuları kimi zaman ailelerinden kimi zaman kendi kendilerine kimi zaman da arkadaşlarından edinmektedirler. Korkular başlangıçta bizi dış tehlikelerden korumaya yönelik edinimler olduğu halde bir süre sonra amacını aşmakta ve yaşantıyı engeller hale gelmektedir. Yabancılardan uzak durmasını onların kendisine zarar verebileceğini söylediğimiz çocuklarımız bir süre sonra değil başkalarından uzak durmak yanlarına yanaşmak istememekte hatta bu korkularını genelleyerek herkese uzak kalabilmektedir. Bu yüzden korkuları başlatmak kolaydır ancak durdurmak zordur. Çocuklarda korkular en çok gece yatarken ortaya çıkmakta yalnız kalmak istememekte korktuklarını söyleyerek anne babalarının yanına gitmekte yalnız başına tuvalete gitmek istememekte gitse bile sürekli olarak anne ya da babayı yanına çağırmaktadır. Seyretmiş oldukları korku filmlerindeki kahramanları görmekten eve hırsız girmesinden kaçırılmaktan korkmakta ve tüm bu nedenlerden dolayı tedirgin ve huzursuz olmaktadırlar. Biraz daha yaşları büyüdüğünde ise anne babalarını kaybetmekten onların kendilerini bırakmasından ya da ayrılmalarından korkmakta bu korkuları nedeniyle onları yanından ayırmak istememektedir. Korkular nedeniyle bağımlılıkları artmakta özellikle anneyi bir yere göndermek istememekte sürekli yanlarında durmaları için ısrar etmektedirler. Çocuklarımızın Korkuları Karşısında Takındığımız Tavırlar Çok Önemlidir Çocuklarımızın korkuları karşısında “Korkacak bir şey yok” demek korkularını önemsememek kadar aşırı önemsemekte yanlış bir davranış olacaktır. Korkuları yoğunken onları yalnız bırakmak ileriki yaşantıları için problem yaratacak tüm yaşamları boyunca korkuların nesnesi değişecek ama kendisi varlığını sürdürecektir. Çocukluktaki korkular gençlik dönemlerinde sınav korkusuna erişkinlerde gelecek korkularına ileri yaşlarda ise ölüm korkularına dönecek ama hep varlığını sürdürecektir. Korkuların nedenleri niçinleri araştırılmalı ve nedene yönelik önlemler alınmalıdır. Korkuları olduğu zaman onlara güvence vermek yanında olmak bir süre işe yarayacak korkuları geçip hayatlarına döndüklerinde sorun kalmayacaktır. Ancak korkuları devam eder ve yaşantılarını kısıtlamaya başlarsa o zaman bir profesyonel yardım işe yarayacaktır. Psikologlardan psikiyatristlerden yardım almak ve onların dediklerini uygulamak korkuları kalıcı bir iz kalmadan ortadan kaldıracak ve bunu yapmadığımız takdirde ileri yaşlardaki panik bozukluk ve birçok başka psikiyatrik hastalığın temelini oluşturacaktır. |
Baba sevgisi, kişiliği belirliyor ABD'deki Connecticut Üniversitesi'nin çalışması, çocukken baba sevgisinden yoksun kalan bireylerin yetişkinlik döneminde ikili ilişkilerde ciddi sorunlar yaşadığını ortaya koydu. Dünyada son 50 yılda, farklı ülkelerde, çocukluktan yetişkinliğe geçişte ebeveynlerden yoksunluğun bireyin kişiliğinin şekillenmesine etkilerinin konu edildiği 36 araştırmayı değerlendiren Connecticut Üniversitesi ekibi, baba sevgisinin de en az anne sevgisi kadar önemli ve kişilik gelişiminde belirleyici olduğunu bildirdi. Çalışmanın yöneticisi, Connecticut Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ronald Rohner, çalışma sonuçlarına ilişkin raporda, ebeveynlerinin sevgisinden veya varlığından yoksun büyüyen çocukların kültür, ırk, cinsiyet ayrımı olmaksızın yetişkinliklerinde benzer tepkiler verip benzer sorunlarla karşı karşıya kaldıklarını belirtti. On binden fazla katılımcının 13 ülkeden psikolog tarafından değerlendirildiği çalışmaya göre, özellikle baba figürünün eksikliği çocuğun daha endişeli, güvensiz ve üçüncü kişilere karşı saldırgan tutum takınmasına neden olurken ikili ilişkilerde de ciddi bağlanma sorunları görülebiliyor. Çalışmada, babanın çocuk gelişimindeki rolü ve öneminin çoğu zaman anne sevgisi karşısında ikinci planda kabul edilmesinin büyük bir hata olacağı belirtilerek, ''Umarız bu çalışmada varılan sonuçlar, birçok erkeği çocuklarının yetişmesinde daha aktif rol oynamaya teşvik eder'' deniliyor. ''GÜVEN DUYGUSU ÖNEMLİ'' Çalışmanın sonuçlarını değerlendiren psikolog Seval Baysal, çocuğun gelişiminde babanın da anne kadar önemli ve sorumlu olduğunu ifade ederek, özellikle Türk kültüründe ve aile yapısında babanın önem taşıdığını söyledi. Hayat şartları, geçim sıkıntısı, çoğu kez anneye duyulan aşırı güven nedeniyle babaların çocuk gelişimi sırasında bazen bir adım geride kalabildiklerini ancak çocuk için babayla her saniye birlikte olmaktan çok güven duygusunun önemli olduğunu kaydeden Baysal, ''Türk kültüründe baba güçtür, güvendir, kişinin arkasındaki ağaçtır. Hayat şartları içinde çok zaman ayıramasa da babanın sevgisini ve desteğini çocuğuna mutlaka hissettirmesi gerekir'' dedi. Baysal, çocukluktaki güven duygusu eksikliğinin ileri yaşlarda depresyon eğilimi, boşluk, sorunlarla baş etme güçlüğü olarak kişiye geri dönebildiğine dikkati çekerek, kişinin önce kendine, sonra başkalarına güvenebilmesi ve sağlıklı ikili ilişkiler yürütebilmesi için ebeveynlerinden güven duygusunu mutlaka alması gerektiğini kaydetti. |
| Saat: 03:17 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık