MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

blood_lovee 12 Mart 2007 21:28

Gerçek Aşk Yalnızca Bir Kez Yaşanır

Çok mu zordu beni sevmek,
Gözlerime bakıp içimdeki tutkuyu görmek.
Duymak, sadece senin sesini işitmek
Söyle; çok mu zordu?

Dayanılmaz bir duygu bu bendeki
Yalnızca seninle yaşayabilen,
Bu dünyada bende varım dedirten.
Sen, sadece sen.
Senin tenin, senin kokun.

Ne gariptir ki uçurumlar yüksek gelmiyor artık bana,
Denizlerde bir o kadar ürkütücü.
Çünkü sen yoksun ki yanımda,
Sensizlikten büyük korku yok ki içimde.

Korkularda düğümlenir bazen kalbinin köşesinde
Onunla yaşarsın, ama kabullenemezsin.
Ne korkusuz olabilirsin,
Ne de korkusuz yaşayabilirsin.
Ondan asla vazgeçmezsin.

Çünkü gerçek aşk yalnızca bir kez yaşanır.
Eğer bir gün kaybedersen o şansı,
Her baktığın gözde onu ararsın.
Her dokunduğun bedeni o zannedersin.
Sadece bir soru acımasızca vurur gerceği yüzüne,
Beni seviyor musun?
Düşünmene bile gerek kalmaz cevabını
İşte o zaman anlarsın sözlerimi.
Gerçek aşk yalnızca bir kere yaşanır.

Fuat Halıcılar


fayzen25 12 Mart 2007 21:37

Bence bugün için en anlamlı şiir bu olsa gerek çünkü İSTİKLAL MARŞININ KABULÜ: 12 MART 1921
İstiklal Marşımız, yurdumuzun düşman işgaline uğradığı felaket günlerinde hazırlandı. Saldırgan düşmana karşı Anadolu’da tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi, Genel Kurmay Başkanı İsmet (İnönü) Paşa dan geldi. İsmet İnönü böyle bir marşın Fransız ordusunda mevcut olduğunu ve bizim ordumuz için de faydalı olacağını Milli Eğitim Bakanlığına iletti. Milli Eğitim Bakanlığı da bu düşünceyi benimseyip bir yarışma düzenledi. Beğenilen güfte için 500 lira ödül verilecekti. Yarışma için 734 şiir gönderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hiçbiri beğenilmedi; marş olacak değerde bulunmadı. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif’in para ödülünden rahatsızlık duyduğu için yarışmaya katılmadığı öğrenildi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi şairin Meclis’teki sıra arkadaşı Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Bey’in yardımını istedi.

Hasan Basri Bey bundan sonrasını şöyle anlatıyor:

‘‘Akif Bey’in yanımda olduğu bir zaman,elime bir kağıt parçası alarak,onun dikkatini çekecek bir tarzda yazmaya başladım.

- Ne yazıyorsun?

- Marş…İstiklal Marşı yazıyorum.

- Yahu sen ne adamsın? Seçilecek şiire para ödülü verileceğini bilmiyor musun? içinde para olan bir işe nasıl katılıyorsun?

- Yarışma kaldırıldı? Seçilecek şiire ne para verilecek, ne de her hangi bir ödül. Milli Eğitim Bakanı bana güvence verdi.

- Ya, o halde yazalım.

İşte böylece yazılmaya başlanan ve 48 saatte bitirilen İstiklal Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığının seçici kuruluna sunuldu. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, daha önce seçilen 6 şiirle birlikte yeni şiiri Ordu Komutanlarına gönderdi. Onlardan, şiirlerin askerlere okunmasını, beğenilenleri sıralamalarını istedi. Komutanlar, kısa sürede sonucu bildirdiler: Hepsi de Mehmet Akif’in şiirini birinci sıraya almıştı. Bundan sonraki iş, İstiklal Marşı’nın T.B.M.M’ne getirip kabul ettirmekti. Marş, ilkin Meclis’in 1 Mart 1921 günü yaptığı ikinci oturumunda ele alındı. Başkan Mustafa Kemal’in söz vermesi üzerine Hamdullah Suphi kürsüye gelerek, sık sık alkışlarla kesilen şiiri okudu ve son seçimin Meclis’e ait olduğunu söyledi. O gün oylama yapılmadı. Şiirle ilgili konuşmalar ve oylama, Meclis’in 12 Mart 1921 günü öğleden sonraki oturumunda yapıldı. Bazı milletvekilleri, bir komisyon kurularak şiirin yeniden incelenmesini, bazıları da hemen görülüp karara bağlanmasını istediler. Uzunca tartışmalardan sonra, şiirin kabulü için verilen 6 önerge benimsendi ve İstiklal Marşı çoğunlukla kabul edildi.

Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul etti. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930 da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı orkestrası şefi Osman Zeki Üngör’ün 1922 de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu. Marşın armonilenmesini Edgar Manas, bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer yaptı.

iSTiKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

Mehmet Akif Ersoy


Misafir 12 Mart 2007 22:07

Ansızın Bahar

Geçmişin affına sığındığım saatlerde
Uykusu kaçmış
Dul masallardaydı sokak başlarım / huzursuz
Gözleri(m) çekik çinli gecelerimde..
İhtimal ben de yoktum / el değmemiş günlerimizde

A n s ı z ı n b a h a r.........

Hangi yağmurun
Kristal düşlerime bıraktığını bilmediğim
Yeşili – ö n c e l e r i – senin gökkuşağını
Gözlerin gözlerime çizene kadar

Sonra
Buğçeli yollar döşedim sana / yalnızlığımdan
Gün ışıklarına kokunu serpeledim
Tükendim gözlerinde / uzanıp göğsüne zamanın
Umut / varsa / sana dokunuşlarda dedim

Rüzgarının ertesinde / çılgın bir denizcinin
Sana bağımlı öyküsüydü artık sesim

Eski şiirlerin yazıldığı tüm harfleri
Silik aşklara tutulmuş günceleri
Geçmişimi bahşiş diye bıraktığım barlarda yaktım

A k l a n d ı m......

Düşünmek sevmekti hafif dozlu
Sana oradan başladım

Seni yakacağım tüm ateşleri
Günlerimize sereceğim gidilmemiş yolları
En bakir zamanlara sakladım
Sönmesin diye uyumadım geceleri
Sana açılmayan kapıları sonsuza kapadım

S e n...
En uzun baygınlığım
S e n...
Günbegün / adım adım /

A d ı m..


Orhun BASAT



Mystic@L 12 Mart 2007 23:15

Acı Bahar

şurada burada sıkılmış limon kesikleri
paslanmaya bırakılmış demir çubuklar
tertemiz kaynaklara atıksu tarifesi
taze sürgünlerin ince boyunlarında ağır kementler
henüz sıcaklığı soğumamış körpe cesetler

karanlıklar ortasında bir ışık adası gibi
talancıların gözünden nasılsa kaçmış çimenler
birkaç tomurcuk üç-beş yeşil yaprak

ıslak bir kağıt gibi yırtıp atmış
kentin dokusunu acımasız kasırgalar
arıtmıyor sabun çıkartmıyor sular
giysilerden yalnızlığın kokusunu

aşk mevsimi değil miydi bahar
elele tutuşmaktan korkan ürkek ceylanlar
hani nerede eşlerine kur yapan kumrular
kuş cıvıltılarına hasret kulaklar
denizler denli derin içezikliği

geleceksen sekizinci günde gel sevgilim
burada haftanın yedi gününde de
aşka geçit vermiyor yağmurlar

yalnızca bir ad yaraşabilir bu mevsime: “acı bahar”

Mustafa Yıldız


Nephthys 12 Mart 2007 23:20

**Kemancı, Küçük Kız...


Aşk,
yada dua…
Kemancı, küçük kız;
Çaldığın, en güzel nota…

Yalnızlar gecesi, ağır…
volta atan hayaller,
çağırır…
………..ayları…
………..perde perde indiren,
………………...sahneden…
…………………..…zaman;
düş kıyısına vuran, umut dalgasıdır.
Kemancı, küçük kız,
senden hediye…adındır…

Ve sen…
Kemancı kız,
bilirsin nasıl yeşerir zihinde,
senli günlerin meyvesi…

Hani solursun,
Yıllar sonra…
………………aynı havayı…
………………derinden…
…………….…iç çekiştir…
……………….zaman… o zaman…
Çaldığın kemandır küçük kız,
hani tel tel, perde perde…
her birinde tane tane çağlayan,
bir harmonik dua
………………..ki nerde?

Duygular,
……………..…akor basan…
karmakarışık,
hüzün yumağı…
………………..yalan…


(II)

Ses,
Yada gölge…
Kemancı, küçük kız,
Dilinde en taze hece…

Şarap kırmızısı dudaklarında,
……………………….söndürüldü…
Alev alan;
………………….…….... şehvetin…
Dudaklar;
yol geçen hanı…
pervane yüreğinin…
Kemancı, küçük kız…
………………..Alev alan şehvetin…

Şimdi sen…
Kapatırsın gözlerini,
yaşanmış sevişlere,
yok sayarsın yiteni,
hani az önce verdiğin hediyendi,
………………….tenin,
………………….kimindi? …

Ve zaman,
çaldığın kemandı küçük kız,
hani her teline sardığın,
……………….gözyaşındı…
………….……ağlayandı… çaban…

Aşk,
yada dua…

Kemancı, küçük kız;
çaldığındı, en güzel nota…

Kemal Süme


arwen 12 Mart 2007 23:42

Sen gideli yar günü ayı bilmez oldum
Yüreğim yürek değil artık bin yara.
İçime işleyen kurşun oldu türküler
Çağrılarımı yıdızlar da duydu yar…

Kanamalı yüreğimin acısı içinde
Ben seni beklemedeyim.
Karardı düşlerim sen yoksun.
Seni dinlemedeyim,
Bana bir ses ver ne olursun yar

Gecelerin içinde bir çiçek
Hem kanıyor, hem ağlıyor…
Dallarda donakaldı bahar…
Özlemim ve umutlarım kanter içinde.
Cemre düşeli hayli zaman oldu...

Kelebekler, kurtlar kuşlar güneşini bekliyor…
Yelkenler rüzgarı, yaşam yağmuru…
Ben seni bekliyorum.

Mezar taşları duydu beni
Sağır sultanlar bile…
Sen beni duyuyor musun
Neredesin, kiminlesin, nasılsın

Susuz toprak nasıl bekliyorsa yağmuru,
Renklerini yitirmiş bütün çiçekler
Yağmur duasında şimdi çayır-çimin elleri
Güvercin gagasında minicik bir zetin dalı…
Seni bekliyorum yar

Kuruyan çimdemisin,
Solan çiçektemisin
Kuru kıraç yerdemisin…
Nerdesin
Nerelerdesin
Yazgımın al bahar mevsimi
Sen gideli günü ayı bimez oldum
Bana bir ses ver ne olursun yar


haydar okur


Nephthys 12 Mart 2007 23:56

I
http://www.antoloji.com/siir/sair/rs/07/2707_b_1934.jpg BANA ELLERİNİ VER.. HAYAT SENİ SEVİNCE GÜZEL..

HESABA OTURALIM

Bir yağmur çisemişti sokaklara geceden
Sana gelmek istiyorum bu sabah
Gözlerimde kan tortusu gecelerden uykular
Yıllara solmuş resmin
Avuçlarıma bıkmış..
Cebimin saklısında posta pullu acılar

Birazdan bir horoz ötecek sokağında bilirim..
Karanlıklar bir şafağa susacak
Ve ben çalacağım kapını ürkek ellerle
İnsaniyetine sığınarak
Şaşırma karışmış sakalıma saçıma
Ayakkabım yırtık işte neyleyim..
Yamalı bir pantolon seni gücendirmesin
Düşmez kalkmaz bir Allah.

Ne vardı..
Ne vardı be yüreğine koyup ağırlasaydın?
Yasını tutuşturmak yerine bir sevdanın
Ne olurdu gülmeyi elimden almasaydın
Talanı böyle mi olacaktı
Beni bir yağmasına terk ettiğin yılların..

De ki o sevdaya dahlim olmadı
Gönül terim gözlerinden domur domur akmadı
Haydi bunları birer birer atalım
Peki elimdekiler ne oldu?
Gel..
Gel gidenin hesabını tutalım
Kimden geldi kışları dağlarımın
Boran boran kim savurdu bir ömrü
Hani gençlik diyorlar ya?
O vergisi Tanrının..
Bilmem ki kimin için pervasız
Nerelere bıraktın...

Çisil çisil bir yağmur karasına gecenin
Sana gelmek zorundayım.
Bulanmışım.. naçarım..
Sevda kimmiş ben de kim!
Dersimi aldım.
Dizlerine yatınca
Vardı ya o elin-tarak okşadığın saçlarım?
Yaşam duvarlarını kazmalıyan zamanın
Geçenlerde boz-bulanık tozlarına bıraktım

Yıllar mı zorlu çıktı
Yoksa sen mi vefasız?
Birileri bir şeyler yaptı da kavrayamadım...
Hani çokça öptüğün düzü var ya alnımın
Zamansız ayaklanmış
Görmedin ki kaç karışa fırlattım..

Elimde neler vardı geride ne bıraktım
Haydi bunları da kalem-kalem atalım
Hem bana gönül borcu da neymiş
Say ki senin tuvalin değil arta kalanım

Öğretilen gibi olmadı be hayat gülüm..
Boş ver
Boş ver
Bu hesabı kapatalım...

Benim değil yaprağını erken dökmüş içimdeki ağaçlar
Hasreti kahır kahır ben değilim imbiklemiş demlemiş
Peki kim bu?
Dört bir yanı tarumar.
Söyle bu kim?
O sen sonu,
Mevsim mevsim sonbahar

Artık bir ney eskisi değil yürek kanamalarım
Sancıları da keman ahı değil anılarımın
Say ki..
Say ki nevruzları da hala duruyor yüreğimin
Baharsız dağlanmadım
Kararmadım.. kavrulmadım.. yanmadım..
Eylüllü bir şafağına şu Elazığ’ın
Kaldırıp kalemimi hiç yoktan sana buladım..
Yoksulluk demişler ya
Yedi başlı ejdermiş
Toz duman kan revanım
Yelkenleri suya hal saldım ha salıcam..

Demem o ki
Kusura kalma e mi
Artık mısralarımı satacağım
O ırgat yüreğimin nasır kaş emeğini
Gizli katmanlarına nasıl da mühürlemiştim sabrı
Kimin aklına gelirdi ki bir gün
Köhnemiş dükkanların tozlu vitrinlerine
Seni kitap-kitap bırakacağım..

Töresi mi bu yoksa
Şu büyülü kör yumak edebiyat dünyasının?
Yazanı yıkık viran..
Ozanı darmadağın..
Nerde Cahit Sıtkılar
Ümit yaşarlar hani
Ahmed Arifine noldu be Diyarbakır’ın
Tekmil mısralar öksüz
Sevdalar paslı yarım
Bilesin ki
Yıldızı senden kaydı
Ahıtını sen yaktın bir hayatın..
O musalla taşına bıraktığın sevdanın
Ben sadece şivanını mısralara dağladım..

Bir yağmur..
Çisil çisil şafağına gecenin
Sana gelmek zorundayım
Başka kapım yok
Yek başına sarılmazmış yaraları sevdanın
Geç de olsa anladım...

Ya,
Dirisiyle bir yere vardık mı ki!
Hadi gel..
Hiç değilse ölüsünü birlikte kaldıralım..

RIDVAN AYDIN (“Eylül Bulutları” adlı kitabından)


arwen 13 Mart 2007 00:01

aldırma,
gelip geçiyor işte,
hergün emek veriyorum,
sevgiye aşka...

çok zamandır yoksun,
boşluklar kaplamış beni,
uçar hasretinde uçurtmalar,
güle oynaya ağlaşıyorum sevgili...

seni bir şiire yazıyorum,
kum sayfaları içinde,
sahil kenarı şarkıyı tutturdum,
martıları güldürüyorum sevgili...

hala seviyorum,
hala acıyı güldürüyorum,
senden geçmemişken henüz,
henüz ölmemişken,
hayatı bir kez daha,
bir güne sığdırıyorum sevgili......


ahmet arslan


arwen 13 Mart 2007 05:05

Aşk Bu Şehirde – Istanbul’da

Aşk bu şehirde kapana kısıldı
Istanbul’da ayakları bağlı
Ne kaçmak, ne de terk ülkeyi
Aşk buradaydı sürükledi beni
Bir ağaç kadar köklü aşkım
Dal dal, yaprak yaprak kaldım
Her yaprakta ayrı anım
Her dalda aşağı çeken yanım
İçi su dolu kör kuyularda boğulacağım
Köklerim toprağa girecek
Aşkıma vermezsen İstanbul karşılık
Sende kaybettim, sende yalnızlık…
İstanbul aşkları ağırlamaktan mağrur
Aşkı satanlarda ne arar onur ve gurur
Sana sunacağım sonsuz huzur
Ya İstanbul’da ya toprağın altında durur…
Senden önce ölürsem eğer olur ya
Kemiklerim toz olup konacak bacana
Olur da kavuşursam sana mavi sularda
Bir martı olup konacağım avucuna
Ekmeğin ekmeğim derdin derdim olana
Birlikte uçana kadar fezaya…

Sevim Atan



Misafir 13 Mart 2007 08:53

Seni Yine Terkedeceğim

Seni yine terkedeceğim
Ve bilmediğim dillerde ağlayacağım
Kirpiğime tuz düşecek
Sevgim kadar büyük değilmişsin diyeceğim
Ve seni yine terkedeceğim

Bir kapı aralığında bırakacağım ellerini
İsimsizlikler doğurmaya yatacağım bu yosun kentinde
Ne ilk gelensin ne son giden
Seni bana terketmelerine izin vermeyeceğim
Seni her gece terk edeceğim

Aşk-ı cinayetim olacaksın
Ve yalnızlıkların en çoğulu bana kalacak
Düşle çoğalttığım bu yaşamın adı
Düşmek olacak

Uzak bir şehirde hiç görmediğim bir kızı seveceğim
O bana sarıldığında
Göğsümde bıraktığın darp izlerin kanayacak
Ve bir çocuk annesini kaybedecek çarşılarda

Ağlamayacak kadar vazgeçeceğim senden
öfkeme bile değmezmişsin diyeceğim
Ve seni yine terkedeceğim

Günler devrildikçe ağıt tutacak sonbahar
Rüzgarlara karanfiller ekeceğim
Yollarda kaybedeceğim aşkımın ilk harfini
Seni
Kirli kent bakışlı
Bozkır saçlı bir kıza ekleyeceğim

Aşk iki kişilik bir yalandır sevdiğim
ve iç kanamalı bir aşkın
Mürekkep fırtınasıdır bu şiir

istersen yalnızlık duvarlara yakışır de
ve bakışlarını sev
Ben sende herkesi terkedeceğim

Kahraman Tazeoğlu


tikkymelike 13 Mart 2007 09:38

NEDEN

Hiçbirşey nedensiz çıkmıyor dudaklardan
Her sözcüğün ayrı ayrı nedenleri var
İsteksizce konuştuğunu hissettiğin anda bile
Her söylediğin kelimenin bir sebebi var
Düşünceler beyinde nedensiz yüzmez...
Yzündeki tebessüm nedensiz beliremez....
O bakışların mutlaka bir anlamı olmalı;
Nedensiz bana böyle huzur veremez...
Hayat nedenlerle yaşanıyor belki de...
Nedenleri kovalarken sona eriyor...!
Nedenleri ararken mutlu,hüzünlü olabiliyor.
Nedenlerin olmadan yaşayabilir misin?
Yaşamıma anlam katan nedenlerden birisin....!
Beni nedensiz kabul eder misin?
Seni nedensiz sevebilir miyim?
Mutluyken mutsuz rolü yapabilir misin?
Sen varken yokmuşsun gibi davranabilir miyim?
Yaşamımın en güzel rengini inkar edebilir miyim?
Neden olduğunu biliyorum...
Sadece sen söyle;
Neden hep benimlesin?

Melandri



scanner_11 13 Mart 2007 09:56

TEŞEKKÜRLER ÇOK GÜZEL BİR KÖŞE


VEFASIZ

Ne senden bir öncesi var
Ne senden bir sonrası
Senin adınla çarpar kalbim oldum olası
Yalnızlıktanmı bilmem,hasretindenmi yoksa
Gözüm birşey görmüyor yalnız seni özledim
Unutmaya çalıştıkça daha çok özlüyorum
Yalnızım !!!! Yalnız !!!!!
Gel beni dertlere salan yakan vefasız.

Bu kadar sevdimse şaşırma sakın
Tarifi imkansız inan bu aşkın
Kalbimde yalnız seni yaşatacağım
Yalnızım !!!!! Yalnız !!!!!!
Gel beni dertlere salan yakan VEFASIZ !!!!



BANA AİT

BU GECE BEKLERİM

HEP KAPALI GİŞE OYNADIM ACILARIMI
BU HAYAT SAHNESİNDE
ARTIK SAHTE ALKIŞLARA
HİLELİ BAKIŞLARA
VE O ARTİST GÖZYAŞLARINA
KARNIM TOK

ŞİMDİ YALNIZLIKTAN
DEVREN SATILIK
BİR YÜREK KALDI BENDE
BİRDE HARAÇ-MEZAY ÜMİTLERİM
HA BİRDE İSTEYENE
KELEPİR Mİ KELEPİR ÜMİTLERİM
TAKSİT YOK
PAZARLIK YOK
FAİZ YOK
SADECE YALANSIZ BİR AŞK İSTEDİM
VARSA MERAKLISI
BU GECE BEKLERİM

AHMET SELÇUK İLKAN


tikkymelike 13 Mart 2007 11:48

ALIŞAMADIM

Seni seviyorum...
Kardelen yapraklarına gizledim sevgimi
Yüreğinin en soğuk anında,
Sıcacık bir tebessüm olsun diye.
Yıldızlara nakış nakış işledim bütün harfleri,
Sen baktığında yıldızlara,
Orada buluşup,orada bitirelim hasretliği diye.
Her yağan yağmurda sırıksıklam ıslandım.
Bulutları kucakladım sımsıkı.
Her damlaya bir isim taktım,
Kimi sevinç,kimi mutluluk,
Kimi bir sevda türküsü oldu
Ben seni seçtim.
Bir seni gördüm ıslak kirpiklerimi açtığımda,
Bir sana dokundum ellerimi uzattığımda.
En umarsız hallere alıştı yüreğim.
Defalarca vurgun yedim derinlerde,
Acımasız ihanetlerle sarsıldı bedenim.
Hırçın dalgalar vurdu kıyılarıma.
Izdırap gemileri yanaştı bir biri ardına,
Ne tayfalar anladı yalnızlığımı,
Ne kaptan fark etti yıkılmış halimi,
En acı dertlere alıştım ağlamaklı,
Izdıraba sarıldım çocuksu bir umutla,
Alıştım herşeye...
Terk edip gidenlere,beni ağlatanlara...
Hani;alışdım dedim ya herşeye!
Sana yalan söyledim..
Dertlerime alıştım,
Yıkılmış halime alıştım
Kaderin beni unutmuş olmasına bile alıştım.
Ama sen bozdun işte alışkanlığımı.
Karanlık gecelerde hayaline,
İçime çöken hasretine,
Sensizliğin nöbetine,
Ne yaptımsa alışamadım...
Şiirler yazıp ismine,
Ağıtlar yakıp resmine,
Her gece yatıp dizine,
Ağlamaya alışamadım...
Çılgınca sevişmeye rüyalarda,
Seni aramaya tenhalarda,
Ufkuma düştüğün zamanlarda,
Sensizliğe alışamadım.
Hani;alıştım dedim ya herşeye!
Sana yalan söyledim.
Aramızda uzayan yollara,
Seni bensiz saran kollara,
Senin dilinle konuşmayan duvarlara,
Ne yaptımsa alışamadım...

Erkan Başok


Nephthys 13 Mart 2007 13:26

BEYAZ GÜVERCİN
http://www.e-sehir.com/siirler/images/503bar.gif

Süzülüp mavi göklerden yere doğru
Omuzuma bir beyaz güvercin kondu

Aldım elime, usul usul okşadım
Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım

Bembeyazdı tüyleri, öyle parlaktı
Açsam ellerimi birden uçacaktı

Eğildim kulağına; dur, gitme dedim
Hâreli gözlerinden öpmek istedim

Duydum; avuçlarımda sıcaklığını
Duydum; benden yıllarca uzaklığını

Çırpınan kalbini dinledim bir süre
Ve uçmak istedim onunla göklere

Ak güvercinin iri gözleri vardı
Güzelliğinden fışkıran bir pınardı

Soğuk sularından içtim, serinledim
Çağlayan bir nehrin sesini dinledim

Belki buydu sevmek hayat belki buydu
Işıl ışıldım, gözlerim dopdoluydu

Bir nağme yükseldi sevinçten ve hazdan
Bir nağme yükseldi, güzelden beyazdan

Uzattı sevgiyle pembe gagasını
Birden öğrendim hayatın mânâsını

Kaderde sevgiyi sende bulmak varmış
Seninle bir çift güvercin olmak varmış

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN


tikkymelike 13 Mart 2007 14:06

YALNIZ BİR OPERA

Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
Yorgun,kirli ve umutsuz geçmişim
Oysa bilemediğin bir şey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
İmrendiğin,öfkelendiğin
Kızdığın,ya da kıskandığın diyelim
Yani şayaşamışlık sandığın
Geçmişim
Dile dökülmeyenin tenhalığında
Kaçırılan bakışlarda
Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
Zaman zaman geri tepip duruyordu
Ve elbet üzerinde durulmuyordu
Sense kendini hala hayatımdaki herhngi biri sanıyordun,
Biraz daha fazla sevdiğim,biraz daha fazla önem verdiğim.
Başlangıça doğruydu belki.
Sıradan bir serüven,,rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
Günden güne hayatıma yayılan,varlığımı ele geçiren
Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin.

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.
Umut ve korkunun hiç bir anlam taşımadığı dünyada
Bir şey bulduğunda neyi,ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşk da büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz
Kış başlıyor sevgilim
Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
Bir yaz daha geçti hiç bir şey anlamadan
Oysa yapacak ne çok şey vardı
Ve ne kadar az zaman
Kış başlıyor sevgilim
İyi bak kendne
Gözlerindeki usul şefkati
Teslim etme kimseye,hiç bir şeye
Upuzun bir kış başlıyor sevgilim
Ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

Murathan Mungan



Mystic@L 13 Mart 2007 17:31

Bez Ciltli Bir Kitapta Bez ciltli bir kitapta kederli bir düş vardı
Solgundu düş, yorulmuş, eskimiş, eprimişti
Esmerdi, inceydi, tartımlı tümceleri

Hiçbir ileti yoktu, sözcüklerdendi evren
Her sözcük dilediği anlamını edinirdi
Gül kul olabilirdi, ses sus, sazlar susardı

ay turuncu doğardı düş kentin üzerine
Işıklar yol boyunca ay olmayı isterdi
Gürüldeyen taşıtlar usul olalım derd

Gelir kara bulutlar, ışıkları budardı
Çıkar yükseklere ay, aklaşır, paklaşırdı
Bir uçak yaklaşırdı, kanatları iki renk

Sözcükler yanaşırdı, bumlu kamyon arkada
Seyrederdi ocuklar baştan sona merakla
Acıların kalıba dükülmesini parkta

Yoksavar şairlerin varsıl şiirlerini hey
Çiçek, sofra, oyuncak, donanma fişekleri
Düştü bu düş! Düğünde sepet havası çaldı

Değil mi ki yok saymak düşsüzlüğün umarı
değil mi ki yaşamak düşlemek ve istemek
Bez ciltli kitaplarda düler yinelenecek
Coşkun Yerli


Nephthys 13 Mart 2007 17:42

Ağır Bir Havanın Yüreğime Estirdikleri...


Bak... Ne güzel bir hava var dışarıda...

Senin sevdiğin gibi...

Salt sen seviyorsun diye, benim de sevmeye başladığım havalar gibi...

Şimdi pencerenden bakıp gökyüzüne gülümsüyorsan...

Hele de yeşermeye yüz tutmuş ağaçların dalları sarmalıyorsa etrafını ve en derinlerine çekebilecek kadar sağlıklıysan bu pekmez tadındaki havayı...

Ve arzuluyorsan zaman zaman beni parmalarının ucunda...

Mutlusundur...

İçini titretirken içinde sakladığın güvercin kanatlı çocuk; soğuksu havaya gülüp geçiyorsan...

Yürüyorsan; paçalarına tutunmaya çalışan çamur taneciklerine aldırmadan sokakta...

Ve her gördüğün simada aynı kişiyi görüyorsan...

Umutlusundur...

Yalnız kaldığın gecelerde...

Bir karyolanın başına kıvrılıp böyle havaları anımsıyorsan...

Esiyorsan...

Titremeye başlıyorsa içindeki güvercin kanatlı çocuk, yeniden...

Yağıyorsa gözlerin...

Ağırlaşıyorsa yüreğin...

Yine de güneşi bekliyorsan zaman zaman...

Ve o pekmez kokulu havanın tadı boğazında düğümleniyorsa...

Seviyorsundur...

Sen her zaman sev böyle havaları...

Ben de...

Böyle havalarda buluşalım yalnız kaldığımızda...

Böyle havalarda buluşalım kıvrıldığımız karyolaların başuçlarında...

Yemyeşil ağaçların yağmur damlalarıyla sevişen dallarının altında...

Pıt diye alnımıza düşerken en bakir damla, sarılıp öperken dudaklarının en bakir kıvrımından...

Es bana bir meltem gibi...

Bu gün gibi...

Eğer hakkımsa; bu günü sana hediye ediyorum...

Bahçemdeki çiçeğe gebe ağaçlara dokunan yağmur tanelerini kendime ilham kaynağı seçerek...

Ve yüreğimdeki yerini tabi, unutmadan...

Mutlu kal... Benimle kal...

Kemal Süme


Misafir 13 Mart 2007 18:02

Aşkta yarın yoktur sevgili
 
Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili
O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır.
Gelir ve İçimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur.
Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar
Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler
Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş,
Anneler ve Korkular Yoktur
Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili.
İnsan Başka Bir Işığa Teslim Olur,
Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir
Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur
Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur
Hem Dışındadır Dünyanın, Hem de Tam Ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin Yakılan
Yoksun Adamın Hissettikleri de Onunladır,
Yitirdikleri de...
New York'ta, Bir Sokakta,
Kartondan Kulübesinde Yaşayan Kadının
Çıplak Yalnızlığı da
Her Şey Onunladır, Ona Emanettir Sanki,
Ama O, Çıldırtıcı Bir Yalnızlık İçindedir Yine de...
Aşkın Kültürlü Olmakla, Bilgili Olmakla da İlgisi Yoktur Sevgili,
Kanımıza Karışan İlkel Acı, O Yaban Ağrıyla
Hiçbir Kitabın Yazamadığı Hakikatlere Daha Yakınızdır,
İnan...
Kim Demiştir Hatırlamıyorum,
Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır Diye.
Belki de Bu Yüzden İlk Gençliğimde,
O Yoğun Aşık Olduğum Yıllarda,
Gözüme Uyku Girmez, Dudağımda Bir Islıkla
Bütün Gece Şehri, O Karanlık, O Hüzünlü Sokakları Dolaşır,
İnsanları Uykularından Uyandırmak İsterdim.
Uyanıp, İçimde Derin Bir Sızıyla Uyanan
O Derin Sancının Acısına Ortak Olsunlar Diye...
Aşk Çok Eski Bir Şeydir Sevgili
Onun İçinden O Çileli Çocukluğumuz Geçer
Sevdiğimiz İnsanların Çocuklukları da...
Oradan Üvey Anneler, Eksik Babalar, Parasız Yatılılar Geçer
Ve Sonra Aşk Bütün Bunları Alır, Daha da Eskilere Gider,
Hep O İlkel Acıya, O Yaban Ağrıya...
İnsan Bazen Nedensiz Yere Umutsuzluğa Kapılır
Kimselere Veremez Sevgisini,
Kimselere Derdini Anlatamaz, Evlere Kapanır...
Bazen Denizler Kıyılar Çeker İnsanı.
İnsan Bu Kapılmayı Anlayamaz,
Oysa
Çok Eski Bir Yerde Yaşanmasından Korkulup
Vazgeçilmez Aşkların Sızısıdır Bu.
Bu Sızı, Bu Yenilgi Mevsimlerle Yıllarla Devrilir Başka İnsanlara...
Bir İnsanın Yaptığı Bir Hatanın
Tüm İnsanlara Yayılması Gibi...
İşte Şimdi Biz de Sevgili,
Ya Olmadık Zamanlarda Umutsuzluğa Kapılıp,
Soluğu Evlerde Alacağız,
Ya da Denizler, Kıyılar Çekecek Bizi.
Nasıl Biz Başkalarının Korkularını Taşıyorsak,
Başkaları da Bizim Korkularımızı Taşıyacak,
Yenilgimizi, Umutsuzluğumuzu...
Birazdan Sabah Olacak...
Para, Tarifeler, Beklentiler, Randevular, Taksitler,
İş, Anneler ve Korkular Başlayacak...
Bunlar Varsa Bizim İçin Geçerliyse
Aşk Yoktur ve Hiç Olmamıştır Sevgili.
Birbirimizi Kandırmayalım...
Hadi Güne Hazırlan,
Yaşadıklarımızı Unutmaya Çalış
Aşk Bize Güvenip Verdiği Büyüsünü,
Sırlarını, Cesaretini, Bilgeliğini ve O İlkel,
O Yaban Ağrısını Geri Alacak
Bunlar Olurken İçimiz Bir an Üşüyecek,
Sonra Geçecek...
Hadi, Oyalanma Birazdan Yarın Olacak...
AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ
http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifCezmi ERSÖZ


Nephthys 13 Mart 2007 18:14

Düşlerim Titriyor…..Ayazında……

hoşça kal,

yağmur gözlüm……
kara bulutları
dağıttı rüzgar
bir gün doğumunda……
çaktı gökkuşağını,
karasına gözlerinin………
geç kalmış bir baharın
kavak yelleri,
savururken saçlarını…………
hani,
eğiliyordu gökyüzü,
son yıldızın gidişine……
ve ben,
ayazında dolaşıyordum
düşlerimin……
titreyen ellerimle;
“ dur ne olur “
diyemeden………
soluk soluğa,
küfrediyorum cigaraya
ve
ciğerlerimdeki katrana
arsızca…
çay bardağından kadehimin,
buz gibi bedenindeyken
yüreğim…….
aşkın,
heykelini yontuyorum……
nasıl istiyorsam,öyle……
kalın acımasız
ve
anlamsız
dokunuşlarla……


22/02/2007 ege altun




Nephthys 13 Mart 2007 18:39


BU GECE EN HÜZÜNLÜ ŞİİRİ YAZABİLİRİM

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana

Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca

Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona

PABLO NERUDA


Mystic@L 13 Mart 2007 19:05

Sen...
Şu an yine seni düşünüyorum
Her zaman olduğu gibi
Önümde kitaplar hepsinde sen, sen yazıyorsun
Seni okuyorum
Seni çalışıyorum
Günlerce, haftalarca, aylarca
Damarlarımdaki kana seni işlemek istiyorum
Beni sen yaşatasın istiyorum
Sen benim için tek yaşam kaynağısın
Öyle olmanı istiyorum
Seni istiyorum
Sensiz duramıyorum
Sen...
Azrailim olmanı istiyorum
Zamanı gelince canımı alacak
Doktorum olmanı istiyorum
Hastalandığımda tek ilacımın
Sadece bir tebessüm olmasını istiyorum
Seni istiyorum
Bilirsin ki: sensiz duramıyorum

Sen...
Eşim olmanı istiyorum
Bir ömür boyu dostum olacak
Dost kalacak
Eş istiyorum
Seni istiyorum
Bilirsin ki: sensiz duramıyorum

Sen...
...Şu an yine seni düşünüyorum
Her zaman olduğu gibi
Önümde masa
Bugün yine menüde sen varsın
Seni yiyiyorum
Seni içiyorum
Seninle doyuyorum
Seninle yaşıyorum
Seni istiyorum
Bilirsin ki: sensiz duramıyorum

Sen...
Kolumdaki saatim olmanı istiyorum
Zamanın sensiz olmayacağı gibi
Sen "Dur" deyince dursun istiyorum
Bütün kâinatın
Seni istiyorum
Bilirsin ki: sensiz duramıyorum

Sen...
Beynim olmanı istiyorum
İçimdeki bütün bilgileri sana endekslemek
İstiyorum ki;
Gözlerim olmanı istiyorum
Kimse bakmasın diye
Aynaya bakmak istiyorum
Gözlerime
Seni göreyim diye
Seni istiyorum
Bilirsin ki: sensiz duramıyorum

Sen...
...Evet
Sevgilin olmak istiyorum

Ben...

Emrah Uruç |


kambis 13 Mart 2007 19:34

HÜZÜN RENGİ
Ne zamanki bu iskeleye geleceksin
yaprakları dökülmüş
bir papatya bulacaksın aynı masada
rengi hüzün beyazı
Oysa
martı seslerine karışırdı
vapur düdükleri, denizin iyot kokusunu çekerken içine
sisleri aralanırdı gözlerinin
Saçlarına gökkuşağı konardı, ılık bir bahar esintisiyle
sevda yağmurlarından sonra
Karanlık odanda
yokluk sararken dört bir yanını
kör bir yalnızlığın kemendi takılacak boynuna
Tek başına içilen kahvenin
her yudumunda, telve telve tortulanacak
cinnet geçirilen geceler
ve hüzünlü zamanlar gözlerinde
Oysa
bir çocuk tebessümü yüzünde
hiç eksilmeyen, acı ve kederden uzak
saatler hep güneşli öğleden sonlarında olurdu
Şimdi güneşli günler o kadar gerilerde
ve kaynağı belirsiz sancılara gebe saatler içinde
bir rüzgar değecek saçlarına, üşüyeceksin
Sevda sözlerini dalgalar süpürmüş olacak
ve yalancı bir rüyadan
hiç yaşamamış gibi uyanacaksın
sabahın rengi hüzün karası
Oysa
sabahın ilk ışıkları vururdu her daim pencerenden
bir yusufçuk öter
saçlarında ellerim gezerdi
Atila IŞIK


Mystic@L 13 Mart 2007 19:35

Sonsuz zannetmiştim her geçen ân-i
Ufukta güneşler sönmeden evvel.
Düşünmek iyi şey, yaşamak güzel
Nafile aradim her kaybolani.

Yaşanan yillarin annesi kimdir,
Kimler eritiyor yillari böyle?

Varlik ile yokluk vermiş el-ele
Nereye çekiyor günleri bir bir?

Görülen her rüya olmasin yarim
Günleri bogmasin içinde gece.
Niçin seviyoruz bilmem delice
Bu aşkin manasi nedir ey Tanrim?

Hürriyet kapanmiş benim içime
Bense hürriyetin elinde esir.
Istirap neşeden daha cihangir
Girmez mi bu dünya başka biçime?

Sonsuzluk agliyor tükendim diye,
Her yolun sonunda bir kalin duvar.
Ardinda bilinmez, bilinmez ne var
Huzuru aramak öyleyse niye?

Edirne - 01.09.1945
Kaynak: Kara Sevdam Ak ÖzlemimMehmet Bozkurt Esenyel


tikkymelike 13 Mart 2007 20:54

Demek ki

Sabah uyandığımda yüzüm gülüyor ise;
Ve
Güneş her zamankinden parlaksa
Kış bile olsa,
Yağmur bile yağsa,
Yine de mutluysam,
Demek ki;

Ben birini seviyorum.....

Her şeyde onu buluyorsam,
Her damla gözyaşımda,
Aşk çiçeğimi suluyorsam,
Eğer ben;
Ağlarkende gülüyorsam,

Ben birini çok seviyorum...

Her yol sana çıkıyorsa,
Gözlerim hep seni arıyorsa,
Sesin hep kulağımda,
Yüzün hep karşımdaysa,
Demek ki;

Ben seni seviyorum...

Sensizken hayat,
Bana zor geliyorsa,
Ecel ensemde,
Yaşamak vız geliyorsa,
Sen gelince dünya
Daha hızlı dönüyorsa,
Demek ki;

Ben seni çok seviyorum...

Ve seni senden bile,
Hatta canımdan bile,

Ben seni ölesiye seviyorum...

Begüm Ateş



blood_lovee 13 Mart 2007 21:27

Adını Yüreğime Şiir Ettim

Kıvılcım bir kıvılcımdı gönlümün fitilini yakan
Aşkındı sürekli beynimde şimşekler çakan
Ruhuyla bedeniyle sana sımsıkı bağlanan
Ah! Şu garip neylesin kara sevdandan
Ay yüzlüm ne kadar çok bağlanmışım sana
Söyle niye acı damlar kömür gözlerinden bana
Lisanlar yetmez sevdayı anlatmana
Ancak gözlerimden akan şu mana
"Ne olur beni anla" diyor sana.

Murat Gencer


tikkymelike 13 Mart 2007 22:02

AŞK DEĞİLSE NE

Sensizliğe alıştım diye mi?
Çattın kaşın yar.
Ben her şeye alıştım da
Bir sensizliğe alışamadım.
Bakma esmer bakışlı gülüşüme
Söyle içime dökülen bu kızıl sıvı ne
Ya bu sürgün sevda ya bu hasret
Söyle nedir bu bedenimi saran bu yangın
Aşk değil de ne
Sensiz
Göklerin bulutları sığınır gözlerime
Usulca dökülür sensizliğe yanaklarımdan zaman
Sağanağın nehirleştiği sel yatakları
Özlemlerimi taşır sana
Çarpa çarpa kıyılarına yüreğin

Abdullah Oral


kambis 13 Mart 2007 23:24

YİTİRİLMİŞ BİR SEVDA İLANI
Geceye ay düşerdi
ve sularda yakamoz
Önce bulutlar üşürdü, sonra yapraklar
bir de ben
Nefesinden öper, titrerdim
geceden başka kimse görmezdi seni öptüğümü
Sevdaya fesleğen kokularını gizleyip
içimde senliliğe dair düşleri çoğaltırken
önce bulutlar, sonra yapraklar çiçeğe dönerdi zamansız
Mavi yıldızların aydınlattığı gecede
önce ebruli karanfiller
sonra katmerli yediveren gülleri açar
ben üşürdüm
Sevda cemreleri düşmeden yüreklere
kumdan yaratılan cama
titreyen parmakların ince bir sızı ile çizdiği
kırık bir sevdadır artık adın
geç kalınmış bu sevdadan geriye kalan
Öfkeli bir yalnızlık senfonisinin ilk gamı
terk edilmişlik sesleriyle notaya dökülüp
ve mevsimler magmanın tam ortasında kışa dönerken
Havadaki ilkyaz çiçeklerinin kokusuna inat
bütün ışıkları sönerdi umutların
Sevda zifiri karanlıkta kaybolurken
unutulmuş bir heykel katılığında
ben üşürdüm
Sonra silindiri geçerdi üzerinden zamanın
ne bir caddede ne de aynı iskelede kesişmeyince yollar
ayrılığın donmuş karesi canlanmaz
ben yine üşürdüm
Şimdi uzak kıyılarda kalıp da rengini yitirirken düşler
Sekiz sütuna manşet bir ilandır
hüzün üzerine hüzün sözcükleriyle yazılan gazetelerin
ön sayfalarında yitirilmiş sevdam
‘Bir rüya’ olsun artık ayrılık, uyanayım
Atila IŞIK


arwen 13 Mart 2007 23:39

Göz kırparken yıldızlar karanlık gecelerde
Sen dağlarca uzakta ismin hecelerde
O diyardan bu diyara esen rüzgarlar
Seni getiri bana karanlık gecelerde


süleyman sönmez


tikkymelike 14 Mart 2007 00:48

ARA SIRA

Yalnızlığa dayanırım da,birbaşınılığa asla...
Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka baka..
Bir dost göz arayışıyla.
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam
Geçinip gideriz biz mutluluğumla,
Ama
"Günün aydın,akşamın iyi olsun"diyen biri olmalı..
Bir telefon sesi çalmalı ara sıra kulağımda...
Yoksa
Zor değil,hiç zor değil,
Demli çayı bardakta
Karıştırıp bir başına
Yudumlamak doyasıya...
Ama
"Çaya kaç şeker alırsın?"
Diye soran bir ses
Olmalı ya ara sıra...

Elif Şebnem Akal


fayzen25 14 Mart 2007 01:24

Anlatamaz

Elde mızrap, dilde türkü değilsin
Nasıl çalsın, söylesene saz beni?
Bende ben ol, herkes seni ben bilsin
Bak aynaya, senden gizli süz beni

Serdar Tuncer


MaKaLeLe 14 Mart 2007 01:43

Nen Var Kardeşim (Kirmayanin)

bir salkim üzüm bir bardak şaraba
ne kadar benzerse
bir nefes tütün bir demet yapraga
ne kadar benzerse
nen var canim kardeşim?
her nefeste biraz daha bugulaniyor cam
hep bir buzlu camin arkasindan
bakiyormuşsun gibi geliyor yüzüme
çildiracam
iki nokta bir benek gözlerim
erimiş uzanmiş dökülmüş ellerim
nen var canim kardeşim?

hay camina camekanina büyüsüne bugusuna aldiranin
kirmak mi dedin
kirmayanin..

Bedri Rahmi Eyüboğlu |


Misafir 14 Mart 2007 02:23



Bu Ülke (Boyayalım Abi! ....)


Benim ülkemde
Beyaz saçlı ihtiyar çocuklar
Henüz ilkokul çağında başlar
İşçilikleri…

Biri karton toplar sokaktan
Siyaha boyalıdır diğerinin elleri
Umut dolu gözleriyle sorar

Boyayalım abi?

……………

Hani aristokrat durur bir yanınız
Ve diğer yanınız genlerinden utanır
Bardağınızda viski, sofranızda havyar …
Geçer gidersiniz çoğu zaman yanından
Duymaz bir türlü kulaklarınız

Boyayalım abi?

……………

Ayakkabınızın cinsi değildir düşündüğü
Kulak bile asmaz terslemenize, güler
Acımanın ve acımasızlığın rengini tanır
Kaçamak çalışır ders sonrası
Şimdi öğretmeni görse O’na ne der?
Kim bilir nasıl utanır…

Hani siz eylem hazırlığı yaparken
Lastik yakarken sokakta
Barikat kurarken…
Bir de çiçekleri sopalarla dövüp yolarken
Camını kırdığınız marketin önünden bakar
Bir omzunda okul çantası üstünde önlük…

“Akademik protesto” nun “ilk çağ seyircisi”
Kırıp dökerken duymaz sokak eylemcisi

Boyayalım abi?

……………

Benim ülkemde
Çocuk diyemezsiniz bazılarına
Yürek ister…

En azından yağmuru bilmelisiniz
Sonra sıtmaya tutulmayı
Bütün gece ateşler içinde yanmayı
İlaçsız kalmayı ve bazen
Yevmiyesiz döndü diye azarlanmayı…

Zordur çocuk olmak bu ülkede
Bu şehrinde yaşamak
Altı delik ayakkabılar
Ve soğuktan buz tutan parmaklar…
Çocuk işte
Yine de yeter içini ısıtmaya
Vitrinde
Düş’ünü kurduğu oyuncaklar…

……………

Hani siz Aşk’tan falan bahsedersiniz
Bir de Kadının ruhundan
Kimi zaman
Sosyal bir “ – izm” hikayesidir anlattığınız
Bar sohbetlerinde kapanırken gözleriniz
Nasıl da çok satar kitaplarınız…

Bir de siz
Diaspora bilgesi
Pamuk tarlasında terleyen
Kadının sesi…
Çözümcü medeni uysal

Toplumsal bir yaranın
Düşünsel tedavisi…

Boş “ –Bakan” gözler
Şen şakrak ekranlar
Bir bulvar gazetesi
Kahvede oturanlar, sessizlik…
Radyoda “Amerikanın sesi…”

“Sevgili Vatandaşlarım…vs..vs..vs..”

Dar gelirken vücuduma giydiğim
Söyle bakalım “Vekaleten seçtiğim ”
O giydiğin…Kimin elbisesi?

……………

Çabuk eskir Ankara’da ayakkabılar

Boyayalım abi? ..........................


Deniz ÜLKEGÜL



arwen 14 Mart 2007 02:34

Sen kanattığın yüreğimi anlayamazsın,
Dilimden dökülenlere yabancısın.
Yalnız ağlayanlarmı göz yaşı döker,
Yüreğim inlerkende gözlerim güler,
Kimseyi sevmediğin için göremezsin ki.
Ayağın çamura değmemiş,
Tenin yağmur görmemiş,
Dudakların teri göz yaşı bilmiş,
Çıran beni yakmaz ki.
Sevgi sıradan bir hikaye,
Sevda tek kişilik bir masal,
Aşk yarını olmayan bir roman senin dünyanda,
Sen gönül bahçeme adım atamazsın ki.
Bir anlık kedere,
Bir damla göz yaşına,
Bir içten gülümsemeye,
Bir tadımlık ekmeğe,
Bir adımlık emeğe ortak olmamışsın,
Sen sevgiyi bilemezsin ki.
Anla artık yalancı aşık,
Sen kendine aşıksın,
Sen hiç aşık olmamışsın ki.


tarık sasaoğlu


Misafir 14 Mart 2007 02:44

Dilek






beni çocuk gözlerinde yeşert
ölülere ninni sesiyle
ağlayan

kan revan intiharlarımda
ellerimden menekşeleri sağ
mora çalan

en çok da
ağustos yangınlarımda
iri taneli karlar yağdır
kirpiklerimin arasından

ve
gururuma
bir damla çiy bırak
dikeni emziren gül yaprağından
.
.
.


Belgin ERTÜRK


arwen 14 Mart 2007 02:47

yalancı sevgiler


sevgiyi aradım durdum yıllardır
her denememde yanıldım
son kez karşıma çıktı
bu kez olur dedim
buna da kader karşı çıktı
seviyorken birbirimizi
her kafadan ses çıktı
ne olur karışmasalardı
bizi bizle bıraksalardı
o o tarafa çekti bu tarafa,
seven kalbe yaş, din, ırk sorulur mu
kalp atışlarına karşı konulur mu
birbiri için atan yürekler vurulur mu
hiç mi tatmadınız sevgiyi
hiç mi akmadı damarlarınızdan delice kan
hiç mi aşık olmadınız
en sahisinden
yazık size!
seven kalbin nasıl attığını nerden bileceksiniz
hep çıkar, hep menfeat ilişkileri içinde
kendinizi avutup durmuşunuz
sevgiyi tatmamış yaşamamışınız
nerden bileceksiniz seven yürekler
ayrılmaz ki
bir tek şey ayırır derler o da ölüm
ama onlar öldükden sonrada beraberler
siz ise yalancı sevgilerle yaşayıp
göçeceksiniz
sevenleri ayırmaya gücünüz yetmeyecek
onlar burada olmasa öbür tarafda buluşacak
siz ise yaptıklarınızın hesabını tek tek vereceksiniz
ben aradığımı buldum
burada olmasa da buluşacam öbür tarafda
gücünüz yeterse eğer öbür dünyada da karışın!




gülce şeren


Misafir 14 Mart 2007 02:50

İhtilal


ben dağlara dağ mı derim yarılıp sen çıkmayınca
gökte bulut, altta ırmak, bir de çuha çiçeği dere kenarında
ve hep adınla başlıyorum bildiğim iki duaya

sende yayla gülü yayla gülüşlü bir ağız var
öpüyorsun beni buğdaylar sapsarı oluyor arpalar tam arpa
susarsak susuyor kuşlar, konuşsak kızılca kıyamet

yüzünü kalabalık bulvarlara dönüyorsun akşam üstleri
bütün kuytu sokaklarda aklıma dudakların düşüyor
alyuvarlar ihtilale kalkıyor her halukarda

konuşsan börtü böcek sesleri kesiliyor koca kuşluk vakti
bir sen bir ben kalıyoruz gökyüzünün altında
hemen yanıbaşımızda yüceee bir Allah

sen hilafsız bir kumral yağmursun patlayan ovalara


Fadıl OKTAY...


arwen 14 Mart 2007 02:51

DİPSİZ

Gecelere doğdun
Daha yaşın kum aklın safari
Kırlarda takılı ömrün
Kıllı keçelere takılmış ya yüreğin
Sen şimdi nerdesin
Sarı paçalı kekliğim

Gül çarıklı ayakların
Sıcağında emer duymaz karları
Kurutur var ömrün deryayı
Ekili harmanım tuzum ayranım
Hakiki saltanatım

Kertikli hasatlara kalamadım
Örselenmiş aşklara
Bilirim yasaklı bahtın
Nefesin gölgelenmiş yumru
Hörgücün sırtımda bellenmiş
Cırmıkların benlenmiş kaderin tımarında

Düşer alaz yanağından
Terlik giymiş apartmanlar
Balkonları aynalı
Üfürüyor ölüm koynunda

Kar nefesin yutkunmadan
Körle sıra boyunda gelmiş esaretin
Gül yüzünü okşuyorken yel
Gel der ver bir ömrü düne gel

Tanımak isterken mehiri
Soruyor güle ömrüne el veriyor
Ölüm diyor zamana sığmıyor
Tünemiş kadrim gülüme ömür
Dağ taş sana haykırıyor


feriha ceylan


MaKaLeLe 14 Mart 2007 02:54

Abdal

Yürür asfalt ovalarda abdal.
Vitrinlerin düşen kepenklerinde
Hep hüzün çeşmeleri: lambalar.

Yüzer gibi önce bir tulum yavaşça
Yanaşır kıyımıza eski diclelerden
Ve fırlar ilk bedevi, dalar çadırımıza.
Nerde bu leylâ, aslı nerde?
Çıkartmalar, yağma ve leylâ!
Vurur ferhat dağlarında abdal-
Bir fener olacak ilerde bir yerde.

Sığ sularda dönen yorgun gemiler
Yangın ve tütün içinde arar da
Görmez geçer sönmüş eski feneri
Bir ses çınlar karanlıkta: Kayalar!

Ateşin daha yeni bulunduğu çağlarda
Yine böyle yanardı lambalar,
Sonra asfalt ovalarda
Akan seller ve abdal

Behçet Necatigil |


arwen 14 Mart 2007 02:59

bitmeyen sensizlik


Telli turnalar uçar
Ufuklar daralır
Camın ardından baktığım yüz yirmi kilometre hızlı yollarda
Hızla çarpan sevdamın ufkunda
Dikenli tellerde dolaşır gözlerim
Acıtmaz beni
Canıma batan sözlerin kadar

Yitik kelimesinde buluyorum kendimi
Kürtçe küfürler savruluyor suratıma hiçten
Güneş niye doğsun ki sabahın köründe
Ben seni bu kadar özlüyorken
Seni sevdiğimi saniyelere işliyorken
Yitik kelimesi buluyor beni

Ben seni,
Ben seni bıraktım gittim içime
Sarhoş tekerler götürüyor suyun gözüne
Gözünde kayboluyor gölgem
Girdap içre girdap içre
İçer giderim zehir bakışları
Ölmek bir kere olsa bile
Gözlerinde bin kere ölmek var sevdiğim

Hadi sussun öyleyse
Bu satırları okuyan gözlerin
Acımasın diye yalvar yüreğine
İşte o zaman
Gönül sus
Sussun bütün heyecanlar
Sussun nefesim
Acılarla bestelenmiş yürekler kadar
Belki
Ağlayan kemanla sana, beni katar…

Sen git
Gölgem takip etsin seni
Takip etsin bir tarafım
Bir tarafım seni arasın
Eğer kaldıysa
Sensiz dünyada yaşamak
Ve kaldıysa geri kalanımın tek amacı
Senden gelen rüzgâra kapılmak
Söylesene ağlayan gözlerine
Neden bitmiyor senden ayrılmak


mahir demir


arwen 14 Mart 2007 04:09

dalgalarına geldim sevgilim
yanımda getirdiğim kuzey rüzgarıyla
geldim çünkü sesimi son kez duyurmaya
meğer aşkım zarar veriyormuş sana
yoksa meltemini hissederdim her yerimde
yaşardım seni,dönerdin bana
şimdi kadınım kapılarımı kapatıyorum
kapatıyorum çünkü artık ışığını göremiyorum
gözlerinden süzülen bir damla olmuşum
haberim olmamış.
dalgalı saçlım,kadınım senden son isteğim
haberim olmasın senden
gözünde bir yaş olursam
ve sana ulaşamazsam
işte o zaman ölürüm
dinlediğimiz şarkıdaki gibi
kal hoşçakal papatyam
bugünlerin yarınları var
sen hep mutlu ol yasemin kokulum
sakın unutma bu gardiyanı...
çünkü papatyası ilk aşkıydı
tek hastalığı oydu..


günhan aras


nisan_yagmuru 14 Mart 2007 04:37


ÜŞÜRÜM

Sen dostumsun benim gülünce güneşler açan
Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam
Her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar



İnsanlar değişmiş diyorsun, varsın değişsin


Anlamını yitiren bir şeyler var şimdilerde
Yazdığım şiirlere yabancıyım, sokaklara yabancıyım



Taşı delemiyorum senin için!!!!


bir çığlık ve apansız su oluyorum ipince, kendime sızıyorum
Dünya yetmiyor bazen, bırakıp gidebilir miyim?



Kuşları ürkütülmüş bir dal gibisin öylesine mahzun!
Efkar da yakışır sana, bir kadeh kekik kokar efkarın
Unutalım mı şimdi bu dostluğu, kardeşliği


Sabahlara kadar uyutmayan sancılı bekleyişleri

Sabahlara kadar düşüncelerimizde yaşattığımız hayallerimizi
Kar aydınlığında yürüdüğümüz o yolları



Sen dostumsun benim gülünce güneşler açan
Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam
Her akşam mektup yazarım dağlar kadar
Kayıp bir adresten gelmesin sesin hiç


ÜŞÜRSÜN... ÜŞÜRÜM


Unutma dostumsun sen, neredeysen orda ölmek isterim!


Yazan: Nagehan


tikkymelike 14 Mart 2007 08:43

AŞKA ZAMAN BIRAKMALI

Bir bardak su al
Bir bardak suda
Kocaman bir okyanus gör
Beni gören gözlerle
Bir kuşa kanat ol,
Beni düşündüğün zaman
Özgürlüğün tadını çıkar,düşünürken
Tüm masalları mutlu bitir mutlaka
Tüm şiirlerini sevda için yaz
Benim için yaz,bir de
Bir şiir yaz sevda kokan
Sen kokan
Bizim olan
Ne kadar seviyorsan
O kadar kısa olsun

Seviyorsan zor değildir anlatmak
Aşka zaman bırak,unutmadan.

Gülabi Deniz


Misafir 14 Mart 2007 11:39

YALANCISIN SEN

bile bile yalana kanabilmek
aşka kanamamaktan olsa gerek
yumuşatır mı? acıyı
baştan yalan olduğunu bilmek


kaç mavi serebilirsin yoluma?
sendeki maviler
sabır aşılar mı? canıma
tutsam ve savursam
dualarımı semaya
kim bilir kaçı teğet geçer
sarf ettiğin yalanlara


şeffaftı benim dünyam
özgür-adım
koşabilirim sandım
kaypak bir zeminmiş meğer
gecelerce
kavrulup yandığım


güdümlü şimdi tüm sözler
rehavet yasak duygulara
yağmur mevsimlerine dönmeliyim
asit yağmalı topraklarıma
dişlemeliyim şimdi
sana inanmışlığımı
ve kanmışlığımı
kusmalıyım avuçlarına


tarihime
yasak düşmeliydin sen
tarihim
alışmışken talihsizliklere
hoyratlığına teslimiyetmiş
yaşadığım
gül derdiğimi sandığım
bozkır gölgeli bahçende


bir yudum yokluğun
bin yudum zehirdi bana
bilemezdim
pazarlıklar içten yapılırmış
benim içim sen doluydu
pazarlığa yer kalmamış


toparla artık
yaydığın
tüm sevda kokan yalanlarını
gecelerime taşıma
“illaki sen” diyen
çığlıklarını
susmayı dene
duymak
ağır geliyor bedenime


sözüme sözün değse
irkilirdim
adın kulaklarımda bir arya şimdi
kaça kaçmış sevdan
karışlarımla ölçtüm bil ki
yordum seni
özür dilerim sevgili
geldiğim gibi
giderim şimdi




***y a k ı ş t ı n s a n m ı ş t ı m s e v d a m a
***a m a s e v d a m y a l a n b a r ı n d ı r m ı y o r
****a n l a


Mehtap



Misafir 14 Mart 2007 12:00

http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10168-solust.gif http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10168-sagust.gifhttp://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10168.jpg

Gecedir;
Çalarsın kapıları
açan olmaz.
Gecedir;
Hem de yıldızsız
göz gözü görmez,
Bir ses duyar irkilirsin,
Sarar korkusu yalnızlığın.
Rüzgâr eser savrulursun,
Düşersin kucağına karanlığın.

Gecedir;
Ararsın yolların bulunmaz,
Gecedir;
Kalbinin gürültüsünden durulmaz,
Üşürsün...
Sevdiğini düşünür, ısınırsın.
Gözleri gelir aklına...
Bir çift yıldız gibi
Asılır kalır karanlık göğe.

Gecedir;
An olur yenersin korkuyu,
An olur canın çeker
Oturursun bir köşeye
Dinlersin geceyi,
hissedersin...
Gözlerini yumup susarsın,
An olur,
gece olursun.




Ahmet Ünal Çam



http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10168-solalt.gif http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10168-sagalt.gif


tikkymelike 14 Mart 2007 12:09

CEMRE SUSKUSU

Şehirler büyüdü hüzünlerde
Pırıltılar sakladı mum eriği gözler
Tüneline gizlenen arsız acılarla.
Sustum.Bir gelinciği öpüp rüyalara
daldı kırmızılar içien yürekle....
http://img186.imageshack.us/img186/7766/anmatedstarpx2.gif
Geçti düşler yamalı eteğiyle
Göz kırpıp çile yumağı içreme
Sevda taşımayan göçler düştü,cemre cemre...
http://img186.imageshack.us/img186/7766/anmatedstarpx2.gif
Benzi sarıya yenik şiirler soldu
Sarhoş dilinde silindi mavisi göğün
Pembe dudaklarına giz bırakıp kaçtı
Sustum.Bir papatyayı öpüp rüyalara
daldı fallar biçen yürekle
http://img186.imageshack.us/img186/7766/anmatedstarpx2.gif
Düştü özlemler kanatları yaralı
Göz kırpıp hüzün heybesi içreme
Aşk kokmayan üzgüler düştü,cemre cemre...
http://img186.imageshack.us/img186/7766/anmatedstarpx2.gif
Dehlizler çoğaldı derin akışlarda
birikti en onunmaz yerlere umarsız sancı
hiçlikler sorgusuna yazıldı hayat.
Sustum.Bir kardeleni öpüp rüyalara
daldı ayazlar eken yürekle...
http://img186.imageshack.us/img186/7766/anmatedstarpx2.gif
Atıldı öfke kurşunları kovanları ayrıldı
Göz kırpıp dert bakracı içreme
Yazgı tanımayan göçler düştü cemre cemre...
http://img186.imageshack.us/img186/7766/anmatedstarpx2.gif
Göllere alışık suya yazılan izlerdi silinen
Sahipsiz bakışlar dizili göz imleri
sazlıklara takıldı rüzgar geçmişi bırakarak.
Sustum.Bir nilüferi öpüp rüyalara
daldı suskunluk kesen yürekle...
http://img186.imageshack.us/img186/7766/anmatedstarpx2.gif
Susmayı öğrendi sözler çiçek dilerinde
Göz kırpıp kırık testi içreme
Havaya,suya,torağa.
Yalnızlık açan bahara gebe
Unutuşlar düştü cemre cemre...

Neslhan Yazıcılar


MaKaLeLe 14 Mart 2007 12:40

Fakülte

Fakülte hastanesinde
Olmuş idi ameliyat.
Genel cerrah servisinde,
Bekledi, bekledi imdat..

Yeşil kartla hastaneye
Yatırdılar garibimi...
Derdin demedi kimseye,
Sustu artırdı derdimi...

Kardeşim halin anlattı,
"Bağırsağını kestiler"
Gene ciğerim kanattı,
Sanki benden mi kestiler..

Hacıemmi duydu bunu,
Kulağını sağır etti..
Unuttu insanlığını,
Koşarak camiye gitti...

"Komşusu açken tok yatan
Bizden değil" demedi mi?
Secdeye varmaya utan,
Fitre, zekat denmedi mi?

Nefse hoş gelirse sünnet,
İlk farz değil mi merhamet?
Senin tapunda mı cennet,
Böyle mi yüce adalet???

Yoksa fakire kader mi,
Yoksulluk, hastalık, çile?
İNCE bu böyle gider mi,
Lades olmaz bile bile...

Sabit İnce |


Mystic@L 14 Mart 2007 14:04



Misafir 14 Mart 2007 15:36

Yüreğim sizladığı zaman
 
Yüreğim sızladığı zaman
Gece yarılarından sonra,şafaktan önce
Bilmediğim bir istasyondan,bilmediğim bir müzik geliyor kulağıma:
Uzak
vahşi
Karanlık...
Gece denizleri gibi bir müzik,
Batık gemilerli gece denizleri gibi bir müzik,
Çağırıyor,çağırıyor beni durmadan
Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.
Yüreğim sızladığı zaman
Duvarları banka afişli çok eski bir şehrin Cumhuriyet Caddesi'nde iki tüfek bir kelepçe,
Tüfekler garip garip
Kelepçe garip...
Öyle beter
Öyle çamur
Bir yaprak döne yuvarlana,
Bir akarsu bata çıka...
Koşuyor koşuyor bir kadın kelepçenin ardından
Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.
Yüreğim sızladığı zaman
Bir kara tank çıkıyor bir ağıttan,bir filmden,bir savaş romanından çıkıp yürüyor sevgilerin,özlemlerin üzerinden.
Aşkların,umutların,oyuncakların,küçük emeklerin,büyük kaygıların üzerinden geçip gidiyor.
Su gibi ilerliyor yangın
İşliyor kıtlık karanlığı
Ölüler birden bire şarkılaşıp
Virüsler bakteriler
Bütün dilleri birden konuşuyor herşey.
Çırpınıyor yerde bir damla kan
Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.
Yüreğim sızladığı zaman
Kör bir çeşme başında kör bir kadın geliyor gözlerimin önüne
Bütün iplikleri bütün iğnelere takıyor da
Ne iplikler bitiyor,ne de iğneler.
Götürülmüş oğluna mı
kaçırılmış kızına mı
Geçen günlerine mi
Unutmuş neye ağladığını
Ağlıyor,aranıyor
Aranıyor,
Bıkmadan
Bilmeden
usanmadan.
Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.
Yüreğim sızladığı zaman
Ciğerlerime çekerken kötülüğü,
Ellerimle dokunurken kötülüğe,
Ayaklarıma dolaşırken kötülük,
Şu taşı şurdan alıp şuraya koymamanın pis bunaltısı geçiriyor tırnaklarını gırtlağıma.
Kokuyor işyerleri
Kokuyor günaydınlar.
Ne varsa verilmemiş,
Alınmamış ne varsa;
Edilmemiş söz,
Patlamamış öfke,
Uyutulmuş ne varsa
Ne varsa kokuyor birden bire
Ve kayıyor bir şey parmaklarımdan,
Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.
Yani ben dört mevsime bölerek bu yürek sızısını,
Günlere,saatlere bölerek bu yürek sızısını,
Sokağım,kentim,vatanım sanarak bu yürek sızısını,
Bir yaprağı durmadan işliyorum bu ölümsüz ağaca.
Günlere,saatlere bölerek bu yürek sızısını
http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifHasan Hüseyin KORKMAZGİL


Misafir 14 Mart 2007 15:41

http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10157-yaprak.gif http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10157-yaprak.gif
http://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10157.jpg

Öyle bir ilk yaz ol ki korkut yaprakları,
Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
Sararıp dökülürken güz rüzgârlarında
Ardında savrulsunlar, unut yaprakları.
Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
Seninle yeşerdiler, seninle soldular..
Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.


Özdemir Asaf
http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10157-yaprak.gif


tikkymelike 14 Mart 2007 15:53

http://img404.imageshack.us/img404/1250/huzunmisralarimsimdiburfn8.jpg
Şimdi burda değilsin
ama beni duyuyorsunn...biliyorum....
kapat gözlerini benim için ve dinle n'olur...
bak yoksun....
bunun anlamını biliyor musunn..
yokluğun
yüreğimdeki bu yıldızsız,
bu dipsiz,karanlık gece,
yokluğun odamın duvarlarına astığım suretlerine bakarken,
unuttuğum dalgın gözlerim
yokluğun yastığımda bıraktığın bu kimsesiz saç telleri...
sırf kalemini değdirdiğin için atmaya kıyamadığım bu kağıtlar...
her an gözümün önünde sakladığım mektupların,
peçetelere yazdığın şiirlerin,
hediyelerini sardığın paket kağıtların...
sen gidince,
hala sen kokuyordur,diye üzerime giydiğim
ve derinn derinnn
soluduğumm giysilerin...
bu yarı deli
bu hayattan kopuk ruhum...
kapat gözlerini ve bana bak..
ben ne diye varsa gördüğün,işte o senin yokluğun...
söyle.!
sana neyi anlatayım
sabaha karşı çalan telefonumun ucunda,
n'olur bana hayattan kötü davranma diyen...sayıklayan...
o kırgın,o kendine çarpan sesini mi...!
Cezmi Ersöz



Saat: 21:57

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık