![]() |
Gerçek Aşk Yalnızca Bir Kez Yaşanır Çok mu zordu beni sevmek, Gözlerime bakıp içimdeki tutkuyu görmek. Duymak, sadece senin sesini işitmek Söyle; çok mu zordu? Dayanılmaz bir duygu bu bendeki Yalnızca seninle yaşayabilen, Bu dünyada bende varım dedirten. Sen, sadece sen. Senin tenin, senin kokun. Ne gariptir ki uçurumlar yüksek gelmiyor artık bana, Denizlerde bir o kadar ürkütücü. Çünkü sen yoksun ki yanımda, Sensizlikten büyük korku yok ki içimde. Korkularda düğümlenir bazen kalbinin köşesinde Onunla yaşarsın, ama kabullenemezsin. Ne korkusuz olabilirsin, Ne de korkusuz yaşayabilirsin. Ondan asla vazgeçmezsin. Çünkü gerçek aşk yalnızca bir kez yaşanır. Eğer bir gün kaybedersen o şansı, Her baktığın gözde onu ararsın. Her dokunduğun bedeni o zannedersin. Sadece bir soru acımasızca vurur gerceği yüzüne, Beni seviyor musun? Düşünmene bile gerek kalmaz cevabını İşte o zaman anlarsın sözlerimi. Gerçek aşk yalnızca bir kere yaşanır. Fuat Halıcılar |
Bence bugün için en anlamlı şiir bu olsa gerek çünkü İSTİKLAL MARŞININ KABULÜ: 12 MART 1921 İstiklal Marşımız, yurdumuzun düşman işgaline uğradığı felaket günlerinde hazırlandı. Saldırgan düşmana karşı Anadolu’da tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi, Genel Kurmay Başkanı İsmet (İnönü) Paşa dan geldi. İsmet İnönü böyle bir marşın Fransız ordusunda mevcut olduğunu ve bizim ordumuz için de faydalı olacağını Milli Eğitim Bakanlığına iletti. Milli Eğitim Bakanlığı da bu düşünceyi benimseyip bir yarışma düzenledi. Beğenilen güfte için 500 lira ödül verilecekti. Yarışma için 734 şiir gönderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hiçbiri beğenilmedi; marş olacak değerde bulunmadı. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif’in para ödülünden rahatsızlık duyduğu için yarışmaya katılmadığı öğrenildi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi şairin Meclis’teki sıra arkadaşı Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Bey’in yardımını istedi. Hasan Basri Bey bundan sonrasını şöyle anlatıyor: ‘‘Akif Bey’in yanımda olduğu bir zaman,elime bir kağıt parçası alarak,onun dikkatini çekecek bir tarzda yazmaya başladım. - Ne yazıyorsun? - Marş…İstiklal Marşı yazıyorum. - Yahu sen ne adamsın? Seçilecek şiire para ödülü verileceğini bilmiyor musun? içinde para olan bir işe nasıl katılıyorsun? - Yarışma kaldırıldı? Seçilecek şiire ne para verilecek, ne de her hangi bir ödül. Milli Eğitim Bakanı bana güvence verdi. - Ya, o halde yazalım. İşte böylece yazılmaya başlanan ve 48 saatte bitirilen İstiklal Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığının seçici kuruluna sunuldu. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, daha önce seçilen 6 şiirle birlikte yeni şiiri Ordu Komutanlarına gönderdi. Onlardan, şiirlerin askerlere okunmasını, beğenilenleri sıralamalarını istedi. Komutanlar, kısa sürede sonucu bildirdiler: Hepsi de Mehmet Akif’in şiirini birinci sıraya almıştı. Bundan sonraki iş, İstiklal Marşı’nın T.B.M.M’ne getirip kabul ettirmekti. Marş, ilkin Meclis’in 1 Mart 1921 günü yaptığı ikinci oturumunda ele alındı. Başkan Mustafa Kemal’in söz vermesi üzerine Hamdullah Suphi kürsüye gelerek, sık sık alkışlarla kesilen şiiri okudu ve son seçimin Meclis’e ait olduğunu söyledi. O gün oylama yapılmadı. Şiirle ilgili konuşmalar ve oylama, Meclis’in 12 Mart 1921 günü öğleden sonraki oturumunda yapıldı. Bazı milletvekilleri, bir komisyon kurularak şiirin yeniden incelenmesini, bazıları da hemen görülüp karara bağlanmasını istediler. Uzunca tartışmalardan sonra, şiirin kabulü için verilen 6 önerge benimsendi ve İstiklal Marşı çoğunlukla kabul edildi. Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul etti. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930 da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı orkestrası şefi Osman Zeki Üngör’ün 1922 de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu. Marşın armonilenmesini Edgar Manas, bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer yaptı. iSTiKLAL MARŞI Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır parlayacak! O benimdir, o benim milletimindir ancak! Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal. Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal. Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım; Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar. Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar, 'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar? Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın. Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın, Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı. Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı. Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ! Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ, Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ. Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli: Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli! Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli- Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli. O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım. Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım; Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım; O zaman yükselerek arşa değer belki başım! Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl; Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet, Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl! Mehmet Akif Ersoy |
Ansızın Bahar Geçmişin affına sığındığım saatlerde Uykusu kaçmış Dul masallardaydı sokak başlarım / huzursuz Gözleri(m) çekik çinli gecelerimde.. İhtimal ben de yoktum / el değmemiş günlerimizde A n s ı z ı n b a h a r......... Hangi yağmurun Kristal düşlerime bıraktığını bilmediğim Yeşili – ö n c e l e r i – senin gökkuşağını Gözlerin gözlerime çizene kadar Sonra Buğçeli yollar döşedim sana / yalnızlığımdan Gün ışıklarına kokunu serpeledim Tükendim gözlerinde / uzanıp göğsüne zamanın Umut / varsa / sana dokunuşlarda dedim Rüzgarının ertesinde / çılgın bir denizcinin Sana bağımlı öyküsüydü artık sesim Eski şiirlerin yazıldığı tüm harfleri Silik aşklara tutulmuş günceleri Geçmişimi bahşiş diye bıraktığım barlarda yaktım A k l a n d ı m...... Düşünmek sevmekti hafif dozlu Sana oradan başladım Seni yakacağım tüm ateşleri Günlerimize sereceğim gidilmemiş yolları En bakir zamanlara sakladım Sönmesin diye uyumadım geceleri Sana açılmayan kapıları sonsuza kapadım S e n... En uzun baygınlığım S e n... Günbegün / adım adım / A d ı m.. Orhun BASAT |
Acı Bahar şurada burada sıkılmış limon kesikleri paslanmaya bırakılmış demir çubuklar tertemiz kaynaklara atıksu tarifesi taze sürgünlerin ince boyunlarında ağır kementler henüz sıcaklığı soğumamış körpe cesetler karanlıklar ortasında bir ışık adası gibi talancıların gözünden nasılsa kaçmış çimenler birkaç tomurcuk üç-beş yeşil yaprak ıslak bir kağıt gibi yırtıp atmış kentin dokusunu acımasız kasırgalar arıtmıyor sabun çıkartmıyor sular giysilerden yalnızlığın kokusunu aşk mevsimi değil miydi bahar elele tutuşmaktan korkan ürkek ceylanlar hani nerede eşlerine kur yapan kumrular kuş cıvıltılarına hasret kulaklar denizler denli derin içezikliği geleceksen sekizinci günde gel sevgilim burada haftanın yedi gününde de aşka geçit vermiyor yağmurlar yalnızca bir ad yaraşabilir bu mevsime: “acı bahar” Mustafa Yıldız |
**Kemancı, Küçük Kız... Aşk, yada dua… Kemancı, küçük kız; Çaldığın, en güzel nota… Yalnızlar gecesi, ağır… volta atan hayaller, çağırır… ………..ayları… ………..perde perde indiren, ………………...sahneden… …………………..…zaman; düş kıyısına vuran, umut dalgasıdır. Kemancı, küçük kız, senden hediye…adındır… Ve sen… Kemancı kız, bilirsin nasıl yeşerir zihinde, senli günlerin meyvesi… Hani solursun, Yıllar sonra… ………………aynı havayı… ………………derinden… …………….…iç çekiştir… ……………….zaman… o zaman… Çaldığın kemandır küçük kız, hani tel tel, perde perde… her birinde tane tane çağlayan, bir harmonik dua ………………..ki nerde? Duygular, ……………..…akor basan… karmakarışık, hüzün yumağı… ………………..yalan… (II) Ses, Yada gölge… Kemancı, küçük kız, Dilinde en taze hece… Şarap kırmızısı dudaklarında, ……………………….söndürüldü… Alev alan; ………………….…….... şehvetin… Dudaklar; yol geçen hanı… pervane yüreğinin… Kemancı, küçük kız… ………………..Alev alan şehvetin… Şimdi sen… Kapatırsın gözlerini, yaşanmış sevişlere, yok sayarsın yiteni, hani az önce verdiğin hediyendi, ………………….tenin, ………………….kimindi? … Ve zaman, çaldığın kemandı küçük kız, hani her teline sardığın, ……………….gözyaşındı… ………….……ağlayandı… çaban… Aşk, yada dua… Kemancı, küçük kız; çaldığındı, en güzel nota… Kemal Süme |
Sen gideli yar günü ayı bilmez oldum Yüreğim yürek değil artık bin yara. İçime işleyen kurşun oldu türküler Çağrılarımı yıdızlar da duydu yar… Kanamalı yüreğimin acısı içinde Ben seni beklemedeyim. Karardı düşlerim sen yoksun. Seni dinlemedeyim, Bana bir ses ver ne olursun yar Gecelerin içinde bir çiçek Hem kanıyor, hem ağlıyor… Dallarda donakaldı bahar… Özlemim ve umutlarım kanter içinde. Cemre düşeli hayli zaman oldu... Kelebekler, kurtlar kuşlar güneşini bekliyor… Yelkenler rüzgarı, yaşam yağmuru… Ben seni bekliyorum. Mezar taşları duydu beni Sağır sultanlar bile… Sen beni duyuyor musun Neredesin, kiminlesin, nasılsın Susuz toprak nasıl bekliyorsa yağmuru, Renklerini yitirmiş bütün çiçekler Yağmur duasında şimdi çayır-çimin elleri Güvercin gagasında minicik bir zetin dalı… Seni bekliyorum yar Kuruyan çimdemisin, Solan çiçektemisin Kuru kıraç yerdemisin… Nerdesin Nerelerdesin Yazgımın al bahar mevsimi Sen gideli günü ayı bimez oldum Bana bir ses ver ne olursun yar haydar okur |
I http://www.antoloji.com/siir/sair/rs/07/2707_b_1934.jpg BANA ELLERİNİ VER.. HAYAT SENİ SEVİNCE GÜZEL.. HESABA OTURALIM Bir yağmur çisemişti sokaklara geceden Sana gelmek istiyorum bu sabah Gözlerimde kan tortusu gecelerden uykular Yıllara solmuş resmin Avuçlarıma bıkmış.. Cebimin saklısında posta pullu acılar Birazdan bir horoz ötecek sokağında bilirim.. Karanlıklar bir şafağa susacak Ve ben çalacağım kapını ürkek ellerle İnsaniyetine sığınarak Şaşırma karışmış sakalıma saçıma Ayakkabım yırtık işte neyleyim.. Yamalı bir pantolon seni gücendirmesin Düşmez kalkmaz bir Allah. Ne vardı.. Ne vardı be yüreğine koyup ağırlasaydın? Yasını tutuşturmak yerine bir sevdanın Ne olurdu gülmeyi elimden almasaydın Talanı böyle mi olacaktı Beni bir yağmasına terk ettiğin yılların.. De ki o sevdaya dahlim olmadı Gönül terim gözlerinden domur domur akmadı Haydi bunları birer birer atalım Peki elimdekiler ne oldu? Gel.. Gel gidenin hesabını tutalım Kimden geldi kışları dağlarımın Boran boran kim savurdu bir ömrü Hani gençlik diyorlar ya? O vergisi Tanrının.. Bilmem ki kimin için pervasız Nerelere bıraktın... Çisil çisil bir yağmur karasına gecenin Sana gelmek zorundayım. Bulanmışım.. naçarım.. Sevda kimmiş ben de kim! Dersimi aldım. Dizlerine yatınca Vardı ya o elin-tarak okşadığın saçlarım? Yaşam duvarlarını kazmalıyan zamanın Geçenlerde boz-bulanık tozlarına bıraktım Yıllar mı zorlu çıktı Yoksa sen mi vefasız? Birileri bir şeyler yaptı da kavrayamadım... Hani çokça öptüğün düzü var ya alnımın Zamansız ayaklanmış Görmedin ki kaç karışa fırlattım.. Elimde neler vardı geride ne bıraktım Haydi bunları da kalem-kalem atalım Hem bana gönül borcu da neymiş Say ki senin tuvalin değil arta kalanım Öğretilen gibi olmadı be hayat gülüm.. Boş ver Boş ver Bu hesabı kapatalım... Benim değil yaprağını erken dökmüş içimdeki ağaçlar Hasreti kahır kahır ben değilim imbiklemiş demlemiş Peki kim bu? Dört bir yanı tarumar. Söyle bu kim? O sen sonu, Mevsim mevsim sonbahar Artık bir ney eskisi değil yürek kanamalarım Sancıları da keman ahı değil anılarımın Say ki.. Say ki nevruzları da hala duruyor yüreğimin Baharsız dağlanmadım Kararmadım.. kavrulmadım.. yanmadım.. Eylüllü bir şafağına şu Elazığ’ın Kaldırıp kalemimi hiç yoktan sana buladım.. Yoksulluk demişler ya Yedi başlı ejdermiş Toz duman kan revanım Yelkenleri suya hal saldım ha salıcam.. Demem o ki Kusura kalma e mi Artık mısralarımı satacağım O ırgat yüreğimin nasır kaş emeğini Gizli katmanlarına nasıl da mühürlemiştim sabrı Kimin aklına gelirdi ki bir gün Köhnemiş dükkanların tozlu vitrinlerine Seni kitap-kitap bırakacağım.. Töresi mi bu yoksa Şu büyülü kör yumak edebiyat dünyasının? Yazanı yıkık viran.. Ozanı darmadağın.. Nerde Cahit Sıtkılar Ümit yaşarlar hani Ahmed Arifine noldu be Diyarbakır’ın Tekmil mısralar öksüz Sevdalar paslı yarım Bilesin ki Yıldızı senden kaydı Ahıtını sen yaktın bir hayatın.. O musalla taşına bıraktığın sevdanın Ben sadece şivanını mısralara dağladım.. Bir yağmur.. Çisil çisil şafağına gecenin Sana gelmek zorundayım Başka kapım yok Yek başına sarılmazmış yaraları sevdanın Geç de olsa anladım... Ya, Dirisiyle bir yere vardık mı ki! Hadi gel.. Hiç değilse ölüsünü birlikte kaldıralım.. RIDVAN AYDIN (“Eylül Bulutları” adlı kitabından) |
aldırma, gelip geçiyor işte, hergün emek veriyorum, sevgiye aşka... çok zamandır yoksun, boşluklar kaplamış beni, uçar hasretinde uçurtmalar, güle oynaya ağlaşıyorum sevgili... seni bir şiire yazıyorum, kum sayfaları içinde, sahil kenarı şarkıyı tutturdum, martıları güldürüyorum sevgili... hala seviyorum, hala acıyı güldürüyorum, senden geçmemişken henüz, henüz ölmemişken, hayatı bir kez daha, bir güne sığdırıyorum sevgili...... ahmet arslan |
Aşk Bu Şehirde – Istanbul’da Aşk bu şehirde kapana kısıldı Istanbul’da ayakları bağlı Ne kaçmak, ne de terk ülkeyi Aşk buradaydı sürükledi beni Bir ağaç kadar köklü aşkım Dal dal, yaprak yaprak kaldım Her yaprakta ayrı anım Her dalda aşağı çeken yanım İçi su dolu kör kuyularda boğulacağım Köklerim toprağa girecek Aşkıma vermezsen İstanbul karşılık Sende kaybettim, sende yalnızlık… İstanbul aşkları ağırlamaktan mağrur Aşkı satanlarda ne arar onur ve gurur Sana sunacağım sonsuz huzur Ya İstanbul’da ya toprağın altında durur… Senden önce ölürsem eğer olur ya Kemiklerim toz olup konacak bacana Olur da kavuşursam sana mavi sularda Bir martı olup konacağım avucuna Ekmeğin ekmeğim derdin derdim olana Birlikte uçana kadar fezaya… Sevim Atan |
Seni Yine Terkedeceğim Seni yine terkedeceğim Ve bilmediğim dillerde ağlayacağım Kirpiğime tuz düşecek Sevgim kadar büyük değilmişsin diyeceğim Ve seni yine terkedeceğim Bir kapı aralığında bırakacağım ellerini İsimsizlikler doğurmaya yatacağım bu yosun kentinde Ne ilk gelensin ne son giden Seni bana terketmelerine izin vermeyeceğim Seni her gece terk edeceğim Aşk-ı cinayetim olacaksın Ve yalnızlıkların en çoğulu bana kalacak Düşle çoğalttığım bu yaşamın adı Düşmek olacak Uzak bir şehirde hiç görmediğim bir kızı seveceğim O bana sarıldığında Göğsümde bıraktığın darp izlerin kanayacak Ve bir çocuk annesini kaybedecek çarşılarda Ağlamayacak kadar vazgeçeceğim senden öfkeme bile değmezmişsin diyeceğim Ve seni yine terkedeceğim Günler devrildikçe ağıt tutacak sonbahar Rüzgarlara karanfiller ekeceğim Yollarda kaybedeceğim aşkımın ilk harfini Seni Kirli kent bakışlı Bozkır saçlı bir kıza ekleyeceğim Aşk iki kişilik bir yalandır sevdiğim ve iç kanamalı bir aşkın Mürekkep fırtınasıdır bu şiir istersen yalnızlık duvarlara yakışır de ve bakışlarını sev Ben sende herkesi terkedeceğim Kahraman Tazeoğlu |
NEDEN Hiçbirşey nedensiz çıkmıyor dudaklardan Her sözcüğün ayrı ayrı nedenleri var İsteksizce konuştuğunu hissettiğin anda bile Her söylediğin kelimenin bir sebebi var Düşünceler beyinde nedensiz yüzmez... Yzündeki tebessüm nedensiz beliremez.... O bakışların mutlaka bir anlamı olmalı; Nedensiz bana böyle huzur veremez... Hayat nedenlerle yaşanıyor belki de... Nedenleri kovalarken sona eriyor...! Nedenleri ararken mutlu,hüzünlü olabiliyor. Nedenlerin olmadan yaşayabilir misin? Yaşamıma anlam katan nedenlerden birisin....! Beni nedensiz kabul eder misin? Seni nedensiz sevebilir miyim? Mutluyken mutsuz rolü yapabilir misin? Sen varken yokmuşsun gibi davranabilir miyim? Yaşamımın en güzel rengini inkar edebilir miyim? Neden olduğunu biliyorum... Sadece sen söyle; Neden hep benimlesin? Melandri |
TEŞEKKÜRLER ÇOK GÜZEL BİR KÖŞE VEFASIZ Ne senden bir öncesi var Ne senden bir sonrası Senin adınla çarpar kalbim oldum olası Yalnızlıktanmı bilmem,hasretindenmi yoksa Gözüm birşey görmüyor yalnız seni özledim Unutmaya çalıştıkça daha çok özlüyorum Yalnızım !!!! Yalnız !!!!! Gel beni dertlere salan yakan vefasız. Bu kadar sevdimse şaşırma sakın Tarifi imkansız inan bu aşkın Kalbimde yalnız seni yaşatacağım Yalnızım !!!!! Yalnız !!!!!! Gel beni dertlere salan yakan VEFASIZ !!!! BANA AİT BU GECE BEKLERİM HEP KAPALI GİŞE OYNADIM ACILARIMI BU HAYAT SAHNESİNDE ARTIK SAHTE ALKIŞLARA HİLELİ BAKIŞLARA VE O ARTİST GÖZYAŞLARINA KARNIM TOK ŞİMDİ YALNIZLIKTAN DEVREN SATILIK BİR YÜREK KALDI BENDE BİRDE HARAÇ-MEZAY ÜMİTLERİM HA BİRDE İSTEYENE KELEPİR Mİ KELEPİR ÜMİTLERİM TAKSİT YOK PAZARLIK YOK FAİZ YOK SADECE YALANSIZ BİR AŞK İSTEDİM VARSA MERAKLISI BU GECE BEKLERİM AHMET SELÇUK İLKAN |
ALIŞAMADIM Seni seviyorum... Kardelen yapraklarına gizledim sevgimi Yüreğinin en soğuk anında, Sıcacık bir tebessüm olsun diye. Yıldızlara nakış nakış işledim bütün harfleri, Sen baktığında yıldızlara, Orada buluşup,orada bitirelim hasretliği diye. Her yağan yağmurda sırıksıklam ıslandım. Bulutları kucakladım sımsıkı. Her damlaya bir isim taktım, Kimi sevinç,kimi mutluluk, Kimi bir sevda türküsü oldu Ben seni seçtim. Bir seni gördüm ıslak kirpiklerimi açtığımda, Bir sana dokundum ellerimi uzattığımda. En umarsız hallere alıştı yüreğim. Defalarca vurgun yedim derinlerde, Acımasız ihanetlerle sarsıldı bedenim. Hırçın dalgalar vurdu kıyılarıma. Izdırap gemileri yanaştı bir biri ardına, Ne tayfalar anladı yalnızlığımı, Ne kaptan fark etti yıkılmış halimi, En acı dertlere alıştım ağlamaklı, Izdıraba sarıldım çocuksu bir umutla, Alıştım herşeye... Terk edip gidenlere,beni ağlatanlara... Hani;alışdım dedim ya herşeye! Sana yalan söyledim.. Dertlerime alıştım, Yıkılmış halime alıştım Kaderin beni unutmuş olmasına bile alıştım. Ama sen bozdun işte alışkanlığımı. Karanlık gecelerde hayaline, İçime çöken hasretine, Sensizliğin nöbetine, Ne yaptımsa alışamadım... Şiirler yazıp ismine, Ağıtlar yakıp resmine, Her gece yatıp dizine, Ağlamaya alışamadım... Çılgınca sevişmeye rüyalarda, Seni aramaya tenhalarda, Ufkuma düştüğün zamanlarda, Sensizliğe alışamadım. Hani;alıştım dedim ya herşeye! Sana yalan söyledim. Aramızda uzayan yollara, Seni bensiz saran kollara, Senin dilinle konuşmayan duvarlara, Ne yaptımsa alışamadım... Erkan Başok |
BEYAZ GÜVERCİN http://www.e-sehir.com/siirler/images/503bar.gif Süzülüp mavi göklerden yere doğru Omuzuma bir beyaz güvercin kondu Aldım elime, usul usul okşadım Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım Bembeyazdı tüyleri, öyle parlaktı Açsam ellerimi birden uçacaktı Eğildim kulağına; dur, gitme dedim Hâreli gözlerinden öpmek istedim Duydum; avuçlarımda sıcaklığını Duydum; benden yıllarca uzaklığını Çırpınan kalbini dinledim bir süre Ve uçmak istedim onunla göklere Ak güvercinin iri gözleri vardı Güzelliğinden fışkıran bir pınardı Soğuk sularından içtim, serinledim Çağlayan bir nehrin sesini dinledim Belki buydu sevmek hayat belki buydu Işıl ışıldım, gözlerim dopdoluydu Bir nağme yükseldi sevinçten ve hazdan Bir nağme yükseldi, güzelden beyazdan Uzattı sevgiyle pembe gagasını Birden öğrendim hayatın mânâsını Kaderde sevgiyi sende bulmak varmış Seninle bir çift güvercin olmak varmış ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN |
YALNIZ BİR OPERA Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda Yorgun,kirli ve umutsuz geçmişim Oysa bilemediğin bir şey vardı sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim İmrendiğin,öfkelendiğin Kızdığın,ya da kıskandığın diyelim Yani şayaşamışlık sandığın Geçmişim Dile dökülmeyenin tenhalığında Kaçırılan bakışlarda Gündeliğin başıboş ayrıntılarında Zaman zaman geri tepip duruyordu Ve elbet üzerinde durulmuyordu Sense kendini hala hayatımdaki herhngi biri sanıyordun, Biraz daha fazla sevdiğim,biraz daha fazla önem verdiğim. Başlangıça doğruydu belki. Sıradan bir serüven,,rastgele bir ilişki gibi başlayıp, Günden güne hayatıma yayılan,varlığımı ele geçiren Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin Ve hala bilmiyordun sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana Bütün kazananlar gibi Terk ettin. Şimdi biz neyiz biliyor musun? Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. Umut ve korkunun hiç bir anlam taşımadığı dünyada Bir şey bulduğunda neyi,ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi Ve elbet biz de bu aşk da büyüyecek Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz Kış başlıyor sevgilim Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor Bir yaz daha geçti hiç bir şey anlamadan Oysa yapacak ne çok şey vardı Ve ne kadar az zaman Kış başlıyor sevgilim İyi bak kendne Gözlerindeki usul şefkati Teslim etme kimseye,hiç bir şeye Upuzun bir kış başlıyor sevgilim Ayrılığımızın kışı başlıyor Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime. Murathan Mungan |
Bez Ciltli Bir Kitapta Bez ciltli bir kitapta kederli bir düş vardı Solgundu düş, yorulmuş, eskimiş, eprimişti Esmerdi, inceydi, tartımlı tümceleri Hiçbir ileti yoktu, sözcüklerdendi evren Her sözcük dilediği anlamını edinirdi Gül kul olabilirdi, ses sus, sazlar susardı ay turuncu doğardı düş kentin üzerine Işıklar yol boyunca ay olmayı isterdi Gürüldeyen taşıtlar usul olalım derd Gelir kara bulutlar, ışıkları budardı Çıkar yükseklere ay, aklaşır, paklaşırdı Bir uçak yaklaşırdı, kanatları iki renk Sözcükler yanaşırdı, bumlu kamyon arkada Seyrederdi ocuklar baştan sona merakla Acıların kalıba dükülmesini parkta Yoksavar şairlerin varsıl şiirlerini hey Çiçek, sofra, oyuncak, donanma fişekleri Düştü bu düş! Düğünde sepet havası çaldı Değil mi ki yok saymak düşsüzlüğün umarı değil mi ki yaşamak düşlemek ve istemek Bez ciltli kitaplarda düler yinelenecek Coşkun Yerli |
Ağır Bir Havanın Yüreğime Estirdikleri... Bak... Ne güzel bir hava var dışarıda... Senin sevdiğin gibi... Salt sen seviyorsun diye, benim de sevmeye başladığım havalar gibi... Şimdi pencerenden bakıp gökyüzüne gülümsüyorsan... Hele de yeşermeye yüz tutmuş ağaçların dalları sarmalıyorsa etrafını ve en derinlerine çekebilecek kadar sağlıklıysan bu pekmez tadındaki havayı... Ve arzuluyorsan zaman zaman beni parmalarının ucunda... Mutlusundur... İçini titretirken içinde sakladığın güvercin kanatlı çocuk; soğuksu havaya gülüp geçiyorsan... Yürüyorsan; paçalarına tutunmaya çalışan çamur taneciklerine aldırmadan sokakta... Ve her gördüğün simada aynı kişiyi görüyorsan... Umutlusundur... Yalnız kaldığın gecelerde... Bir karyolanın başına kıvrılıp böyle havaları anımsıyorsan... Esiyorsan... Titremeye başlıyorsa içindeki güvercin kanatlı çocuk, yeniden... Yağıyorsa gözlerin... Ağırlaşıyorsa yüreğin... Yine de güneşi bekliyorsan zaman zaman... Ve o pekmez kokulu havanın tadı boğazında düğümleniyorsa... Seviyorsundur... Sen her zaman sev böyle havaları... Ben de... Böyle havalarda buluşalım yalnız kaldığımızda... Böyle havalarda buluşalım kıvrıldığımız karyolaların başuçlarında... Yemyeşil ağaçların yağmur damlalarıyla sevişen dallarının altında... Pıt diye alnımıza düşerken en bakir damla, sarılıp öperken dudaklarının en bakir kıvrımından... Es bana bir meltem gibi... Bu gün gibi... Eğer hakkımsa; bu günü sana hediye ediyorum... Bahçemdeki çiçeğe gebe ağaçlara dokunan yağmur tanelerini kendime ilham kaynağı seçerek... Ve yüreğimdeki yerini tabi, unutmadan... Mutlu kal... Benimle kal... Kemal Süme |
Aşkta yarın yoktur sevgili Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır. Gelir ve İçimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur. Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş, Anneler ve Korkular Yoktur Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili. İnsan Başka Bir Işığa Teslim Olur, Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur Hem Dışındadır Dünyanın, Hem de Tam Ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin Yakılan Yoksun Adamın Hissettikleri de Onunladır, Yitirdikleri de... New York'ta, Bir Sokakta, Kartondan Kulübesinde Yaşayan Kadının Çıplak Yalnızlığı da Her Şey Onunladır, Ona Emanettir Sanki, Ama O, Çıldırtıcı Bir Yalnızlık İçindedir Yine de... Aşkın Kültürlü Olmakla, Bilgili Olmakla da İlgisi Yoktur Sevgili, Kanımıza Karışan İlkel Acı, O Yaban Ağrıyla Hiçbir Kitabın Yazamadığı Hakikatlere Daha Yakınızdır, İnan... Kim Demiştir Hatırlamıyorum, Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır Diye. Belki de Bu Yüzden İlk Gençliğimde, O Yoğun Aşık Olduğum Yıllarda, Gözüme Uyku Girmez, Dudağımda Bir Islıkla Bütün Gece Şehri, O Karanlık, O Hüzünlü Sokakları Dolaşır, İnsanları Uykularından Uyandırmak İsterdim. Uyanıp, İçimde Derin Bir Sızıyla Uyanan O Derin Sancının Acısına Ortak Olsunlar Diye... Aşk Çok Eski Bir Şeydir Sevgili Onun İçinden O Çileli Çocukluğumuz Geçer Sevdiğimiz İnsanların Çocuklukları da... Oradan Üvey Anneler, Eksik Babalar, Parasız Yatılılar Geçer Ve Sonra Aşk Bütün Bunları Alır, Daha da Eskilere Gider, Hep O İlkel Acıya, O Yaban Ağrıya... İnsan Bazen Nedensiz Yere Umutsuzluğa Kapılır Kimselere Veremez Sevgisini, Kimselere Derdini Anlatamaz, Evlere Kapanır... Bazen Denizler Kıyılar Çeker İnsanı. İnsan Bu Kapılmayı Anlayamaz, Oysa Çok Eski Bir Yerde Yaşanmasından Korkulup Vazgeçilmez Aşkların Sızısıdır Bu. Bu Sızı, Bu Yenilgi Mevsimlerle Yıllarla Devrilir Başka İnsanlara... Bir İnsanın Yaptığı Bir Hatanın Tüm İnsanlara Yayılması Gibi... İşte Şimdi Biz de Sevgili, Ya Olmadık Zamanlarda Umutsuzluğa Kapılıp, Soluğu Evlerde Alacağız, Ya da Denizler, Kıyılar Çekecek Bizi. Nasıl Biz Başkalarının Korkularını Taşıyorsak, Başkaları da Bizim Korkularımızı Taşıyacak, Yenilgimizi, Umutsuzluğumuzu... Birazdan Sabah Olacak... Para, Tarifeler, Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş, Anneler ve Korkular Başlayacak... Bunlar Varsa Bizim İçin Geçerliyse Aşk Yoktur ve Hiç Olmamıştır Sevgili. Birbirimizi Kandırmayalım... Hadi Güne Hazırlan, Yaşadıklarımızı Unutmaya Çalış Aşk Bize Güvenip Verdiği Büyüsünü, Sırlarını, Cesaretini, Bilgeliğini ve O İlkel, O Yaban Ağrısını Geri Alacak Bunlar Olurken İçimiz Bir an Üşüyecek, Sonra Geçecek... Hadi, Oyalanma Birazdan Yarın Olacak... AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifCezmi ERSÖZ |
Düşlerim Titriyor…..Ayazında…… hoşça kal, yağmur gözlüm…… kara bulutları dağıttı rüzgar bir gün doğumunda…… çaktı gökkuşağını, karasına gözlerinin……… geç kalmış bir baharın kavak yelleri, savururken saçlarını………… hani, eğiliyordu gökyüzü, son yıldızın gidişine…… ve ben, ayazında dolaşıyordum düşlerimin…… titreyen ellerimle; “ dur ne olur “ diyemeden……… soluk soluğa, küfrediyorum cigaraya ve ciğerlerimdeki katrana arsızca… çay bardağından kadehimin, buz gibi bedenindeyken yüreğim……. aşkın, heykelini yontuyorum…… nasıl istiyorsam,öyle…… kalın acımasız ve anlamsız dokunuşlarla…… 22/02/2007 ege altun |
BU GECE EN HÜZÜNLÜ ŞİİRİ YAZABİLİRİM Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı. Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara. Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim. Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi. Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa. Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri. Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi. O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla Artık sevmiyorum ya severim belki yine Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca Belki bana verdiği son acıdır bu acı Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona PABLO NERUDA |
Sen... Şu an yine seni düşünüyorum Her zaman olduğu gibi Önümde kitaplar hepsinde sen, sen yazıyorsun Seni okuyorum Seni çalışıyorum Günlerce, haftalarca, aylarca Damarlarımdaki kana seni işlemek istiyorum Beni sen yaşatasın istiyorum Sen benim için tek yaşam kaynağısın Öyle olmanı istiyorum Seni istiyorum Sensiz duramıyorum Sen... Azrailim olmanı istiyorum Zamanı gelince canımı alacak Doktorum olmanı istiyorum Hastalandığımda tek ilacımın Sadece bir tebessüm olmasını istiyorum Seni istiyorum Bilirsin ki: sensiz duramıyorum Sen... Eşim olmanı istiyorum Bir ömür boyu dostum olacak Dost kalacak Eş istiyorum Seni istiyorum Bilirsin ki: sensiz duramıyorum Sen... ...Şu an yine seni düşünüyorum Her zaman olduğu gibi Önümde masa Bugün yine menüde sen varsın Seni yiyiyorum Seni içiyorum Seninle doyuyorum Seninle yaşıyorum Seni istiyorum Bilirsin ki: sensiz duramıyorum Sen... Kolumdaki saatim olmanı istiyorum Zamanın sensiz olmayacağı gibi Sen "Dur" deyince dursun istiyorum Bütün kâinatın Seni istiyorum Bilirsin ki: sensiz duramıyorum Sen... Beynim olmanı istiyorum İçimdeki bütün bilgileri sana endekslemek İstiyorum ki; Gözlerim olmanı istiyorum Kimse bakmasın diye Aynaya bakmak istiyorum Gözlerime Seni göreyim diye Seni istiyorum Bilirsin ki: sensiz duramıyorum Sen... ...Evet Sevgilin olmak istiyorum Ben... Emrah Uruç | |
HÜZÜN RENGİ Ne zamanki bu iskeleye geleceksin yaprakları dökülmüş bir papatya bulacaksın aynı masada rengi hüzün beyazı Oysa martı seslerine karışırdı vapur düdükleri, denizin iyot kokusunu çekerken içine sisleri aralanırdı gözlerinin Saçlarına gökkuşağı konardı, ılık bir bahar esintisiyle sevda yağmurlarından sonra Karanlık odanda yokluk sararken dört bir yanını kör bir yalnızlığın kemendi takılacak boynuna Tek başına içilen kahvenin her yudumunda, telve telve tortulanacak cinnet geçirilen geceler ve hüzünlü zamanlar gözlerinde Oysa bir çocuk tebessümü yüzünde hiç eksilmeyen, acı ve kederden uzak saatler hep güneşli öğleden sonlarında olurdu Şimdi güneşli günler o kadar gerilerde ve kaynağı belirsiz sancılara gebe saatler içinde bir rüzgar değecek saçlarına, üşüyeceksin Sevda sözlerini dalgalar süpürmüş olacak ve yalancı bir rüyadan hiç yaşamamış gibi uyanacaksın sabahın rengi hüzün karası Oysa sabahın ilk ışıkları vururdu her daim pencerenden bir yusufçuk öter saçlarında ellerim gezerdi Atila IŞIK |
Sonsuz zannetmiştim her geçen ân-i Ufukta güneşler sönmeden evvel. Düşünmek iyi şey, yaşamak güzel Nafile aradim her kaybolani. Yaşanan yillarin annesi kimdir, Kimler eritiyor yillari böyle? Varlik ile yokluk vermiş el-ele Nereye çekiyor günleri bir bir? Görülen her rüya olmasin yarim Günleri bogmasin içinde gece. Niçin seviyoruz bilmem delice Bu aşkin manasi nedir ey Tanrim? Hürriyet kapanmiş benim içime Bense hürriyetin elinde esir. Istirap neşeden daha cihangir Girmez mi bu dünya başka biçime? Sonsuzluk agliyor tükendim diye, Her yolun sonunda bir kalin duvar. Ardinda bilinmez, bilinmez ne var Huzuru aramak öyleyse niye? Edirne - 01.09.1945 Kaynak: Kara Sevdam Ak ÖzlemimMehmet Bozkurt Esenyel |
Demek ki Sabah uyandığımda yüzüm gülüyor ise; Ve Güneş her zamankinden parlaksa Kış bile olsa, Yağmur bile yağsa, Yine de mutluysam, Demek ki; Ben birini seviyorum..... Her şeyde onu buluyorsam, Her damla gözyaşımda, Aşk çiçeğimi suluyorsam, Eğer ben; Ağlarkende gülüyorsam, Ben birini çok seviyorum... Her yol sana çıkıyorsa, Gözlerim hep seni arıyorsa, Sesin hep kulağımda, Yüzün hep karşımdaysa, Demek ki; Ben seni seviyorum... Sensizken hayat, Bana zor geliyorsa, Ecel ensemde, Yaşamak vız geliyorsa, Sen gelince dünya Daha hızlı dönüyorsa, Demek ki; Ben seni çok seviyorum... Ve seni senden bile, Hatta canımdan bile, Ben seni ölesiye seviyorum... Begüm Ateş |
Adını Yüreğime Şiir Ettim Kıvılcım bir kıvılcımdı gönlümün fitilini yakan Aşkındı sürekli beynimde şimşekler çakan Ruhuyla bedeniyle sana sımsıkı bağlanan Ah! Şu garip neylesin kara sevdandan Ay yüzlüm ne kadar çok bağlanmışım sana Söyle niye acı damlar kömür gözlerinden bana Lisanlar yetmez sevdayı anlatmana Ancak gözlerimden akan şu mana "Ne olur beni anla" diyor sana. Murat Gencer |
AŞK DEĞİLSE NE Sensizliğe alıştım diye mi? Çattın kaşın yar. Ben her şeye alıştım da Bir sensizliğe alışamadım. Bakma esmer bakışlı gülüşüme Söyle içime dökülen bu kızıl sıvı ne Ya bu sürgün sevda ya bu hasret Söyle nedir bu bedenimi saran bu yangın Aşk değil de ne Sensiz Göklerin bulutları sığınır gözlerime Usulca dökülür sensizliğe yanaklarımdan zaman Sağanağın nehirleştiği sel yatakları Özlemlerimi taşır sana Çarpa çarpa kıyılarına yüreğin Abdullah Oral |
YİTİRİLMİŞ BİR SEVDA İLANI Geceye ay düşerdi ve sularda yakamoz Önce bulutlar üşürdü, sonra yapraklar bir de ben Nefesinden öper, titrerdim geceden başka kimse görmezdi seni öptüğümü Sevdaya fesleğen kokularını gizleyip içimde senliliğe dair düşleri çoğaltırken önce bulutlar, sonra yapraklar çiçeğe dönerdi zamansız Mavi yıldızların aydınlattığı gecede önce ebruli karanfiller sonra katmerli yediveren gülleri açar ben üşürdüm Sevda cemreleri düşmeden yüreklere kumdan yaratılan cama titreyen parmakların ince bir sızı ile çizdiği kırık bir sevdadır artık adın geç kalınmış bu sevdadan geriye kalan Öfkeli bir yalnızlık senfonisinin ilk gamı terk edilmişlik sesleriyle notaya dökülüp ve mevsimler magmanın tam ortasında kışa dönerken Havadaki ilkyaz çiçeklerinin kokusuna inat bütün ışıkları sönerdi umutların Sevda zifiri karanlıkta kaybolurken unutulmuş bir heykel katılığında ben üşürdüm Sonra silindiri geçerdi üzerinden zamanın ne bir caddede ne de aynı iskelede kesişmeyince yollar ayrılığın donmuş karesi canlanmaz ben yine üşürdüm Şimdi uzak kıyılarda kalıp da rengini yitirirken düşler Sekiz sütuna manşet bir ilandır hüzün üzerine hüzün sözcükleriyle yazılan gazetelerin ön sayfalarında yitirilmiş sevdam ‘Bir rüya’ olsun artık ayrılık, uyanayım Atila IŞIK |
Göz kırparken yıldızlar karanlık gecelerde Sen dağlarca uzakta ismin hecelerde O diyardan bu diyara esen rüzgarlar Seni getiri bana karanlık gecelerde süleyman sönmez |
ARA SIRA Yalnızlığa dayanırım da,birbaşınılığa asla... Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka baka.. Bir dost göz arayışıyla. Saat tıkırtısıyla... Korkmam Geçinip gideriz biz mutluluğumla, Ama "Günün aydın,akşamın iyi olsun"diyen biri olmalı.. Bir telefon sesi çalmalı ara sıra kulağımda... Yoksa Zor değil,hiç zor değil, Demli çayı bardakta Karıştırıp bir başına Yudumlamak doyasıya... Ama "Çaya kaç şeker alırsın?" Diye soran bir ses Olmalı ya ara sıra... Elif Şebnem Akal |
Anlatamaz Elde mızrap, dilde türkü değilsin Nasıl çalsın, söylesene saz beni? Bende ben ol, herkes seni ben bilsin Bak aynaya, senden gizli süz beni Serdar Tuncer |
Nen Var Kardeşim (Kirmayanin) bir salkim üzüm bir bardak şaraba ne kadar benzerse bir nefes tütün bir demet yapraga ne kadar benzerse nen var canim kardeşim? her nefeste biraz daha bugulaniyor cam hep bir buzlu camin arkasindan bakiyormuşsun gibi geliyor yüzüme çildiracam iki nokta bir benek gözlerim erimiş uzanmiş dökülmüş ellerim nen var canim kardeşim? hay camina camekanina büyüsüne bugusuna aldiranin kirmak mi dedin kirmayanin.. Bedri Rahmi Eyüboğlu | |
Bu Ülke (Boyayalım Abi! ....) Benim ülkemde Beyaz saçlı ihtiyar çocuklar Henüz ilkokul çağında başlar İşçilikleri… Biri karton toplar sokaktan Siyaha boyalıdır diğerinin elleri Umut dolu gözleriyle sorar Boyayalım abi? …………… Hani aristokrat durur bir yanınız Ve diğer yanınız genlerinden utanır Bardağınızda viski, sofranızda havyar … Geçer gidersiniz çoğu zaman yanından Duymaz bir türlü kulaklarınız Boyayalım abi? …………… Ayakkabınızın cinsi değildir düşündüğü Kulak bile asmaz terslemenize, güler Acımanın ve acımasızlığın rengini tanır Kaçamak çalışır ders sonrası Şimdi öğretmeni görse O’na ne der? Kim bilir nasıl utanır… Hani siz eylem hazırlığı yaparken Lastik yakarken sokakta Barikat kurarken… Bir de çiçekleri sopalarla dövüp yolarken Camını kırdığınız marketin önünden bakar Bir omzunda okul çantası üstünde önlük… “Akademik protesto” nun “ilk çağ seyircisi” Kırıp dökerken duymaz sokak eylemcisi Boyayalım abi? …………… Benim ülkemde Çocuk diyemezsiniz bazılarına Yürek ister… En azından yağmuru bilmelisiniz Sonra sıtmaya tutulmayı Bütün gece ateşler içinde yanmayı İlaçsız kalmayı ve bazen Yevmiyesiz döndü diye azarlanmayı… Zordur çocuk olmak bu ülkede Bu şehrinde yaşamak Altı delik ayakkabılar Ve soğuktan buz tutan parmaklar… Çocuk işte Yine de yeter içini ısıtmaya Vitrinde Düş’ünü kurduğu oyuncaklar… …………… Hani siz Aşk’tan falan bahsedersiniz Bir de Kadının ruhundan Kimi zaman Sosyal bir “ – izm” hikayesidir anlattığınız Bar sohbetlerinde kapanırken gözleriniz Nasıl da çok satar kitaplarınız… Bir de siz Diaspora bilgesi Pamuk tarlasında terleyen Kadının sesi… Çözümcü medeni uysal Toplumsal bir yaranın Düşünsel tedavisi… Boş “ –Bakan” gözler Şen şakrak ekranlar Bir bulvar gazetesi Kahvede oturanlar, sessizlik… Radyoda “Amerikanın sesi…” “Sevgili Vatandaşlarım…vs..vs..vs..” Dar gelirken vücuduma giydiğim Söyle bakalım “Vekaleten seçtiğim ” O giydiğin…Kimin elbisesi? …………… Çabuk eskir Ankara’da ayakkabılar Boyayalım abi? .......................... Deniz ÜLKEGÜL |
Sen kanattığın yüreğimi anlayamazsın, Dilimden dökülenlere yabancısın. Yalnız ağlayanlarmı göz yaşı döker, Yüreğim inlerkende gözlerim güler, Kimseyi sevmediğin için göremezsin ki. Ayağın çamura değmemiş, Tenin yağmur görmemiş, Dudakların teri göz yaşı bilmiş, Çıran beni yakmaz ki. Sevgi sıradan bir hikaye, Sevda tek kişilik bir masal, Aşk yarını olmayan bir roman senin dünyanda, Sen gönül bahçeme adım atamazsın ki. Bir anlık kedere, Bir damla göz yaşına, Bir içten gülümsemeye, Bir tadımlık ekmeğe, Bir adımlık emeğe ortak olmamışsın, Sen sevgiyi bilemezsin ki. Anla artık yalancı aşık, Sen kendine aşıksın, Sen hiç aşık olmamışsın ki. tarık sasaoğlu |
Dilek beni çocuk gözlerinde yeşert ölülere ninni sesiyle ağlayan kan revan intiharlarımda ellerimden menekşeleri sağ mora çalan en çok da ağustos yangınlarımda iri taneli karlar yağdır kirpiklerimin arasından ve gururuma bir damla çiy bırak dikeni emziren gül yaprağından . . . Belgin ERTÜRK |
yalancı sevgiler sevgiyi aradım durdum yıllardır her denememde yanıldım son kez karşıma çıktı bu kez olur dedim buna da kader karşı çıktı seviyorken birbirimizi her kafadan ses çıktı ne olur karışmasalardı bizi bizle bıraksalardı o o tarafa çekti bu tarafa, seven kalbe yaş, din, ırk sorulur mu kalp atışlarına karşı konulur mu birbiri için atan yürekler vurulur mu hiç mi tatmadınız sevgiyi hiç mi akmadı damarlarınızdan delice kan hiç mi aşık olmadınız en sahisinden yazık size! seven kalbin nasıl attığını nerden bileceksiniz hep çıkar, hep menfeat ilişkileri içinde kendinizi avutup durmuşunuz sevgiyi tatmamış yaşamamışınız nerden bileceksiniz seven yürekler ayrılmaz ki bir tek şey ayırır derler o da ölüm ama onlar öldükden sonrada beraberler siz ise yalancı sevgilerle yaşayıp göçeceksiniz sevenleri ayırmaya gücünüz yetmeyecek onlar burada olmasa öbür tarafda buluşacak siz ise yaptıklarınızın hesabını tek tek vereceksiniz ben aradığımı buldum burada olmasa da buluşacam öbür tarafda gücünüz yeterse eğer öbür dünyada da karışın! gülce şeren |
İhtilal ben dağlara dağ mı derim yarılıp sen çıkmayınca gökte bulut, altta ırmak, bir de çuha çiçeği dere kenarında ve hep adınla başlıyorum bildiğim iki duaya sende yayla gülü yayla gülüşlü bir ağız var öpüyorsun beni buğdaylar sapsarı oluyor arpalar tam arpa susarsak susuyor kuşlar, konuşsak kızılca kıyamet yüzünü kalabalık bulvarlara dönüyorsun akşam üstleri bütün kuytu sokaklarda aklıma dudakların düşüyor alyuvarlar ihtilale kalkıyor her halukarda konuşsan börtü böcek sesleri kesiliyor koca kuşluk vakti bir sen bir ben kalıyoruz gökyüzünün altında hemen yanıbaşımızda yüceee bir Allah sen hilafsız bir kumral yağmursun patlayan ovalara Fadıl OKTAY... |
DİPSİZ Gecelere doğdun Daha yaşın kum aklın safari Kırlarda takılı ömrün Kıllı keçelere takılmış ya yüreğin Sen şimdi nerdesin Sarı paçalı kekliğim Gül çarıklı ayakların Sıcağında emer duymaz karları Kurutur var ömrün deryayı Ekili harmanım tuzum ayranım Hakiki saltanatım Kertikli hasatlara kalamadım Örselenmiş aşklara Bilirim yasaklı bahtın Nefesin gölgelenmiş yumru Hörgücün sırtımda bellenmiş Cırmıkların benlenmiş kaderin tımarında Düşer alaz yanağından Terlik giymiş apartmanlar Balkonları aynalı Üfürüyor ölüm koynunda Kar nefesin yutkunmadan Körle sıra boyunda gelmiş esaretin Gül yüzünü okşuyorken yel Gel der ver bir ömrü düne gel Tanımak isterken mehiri Soruyor güle ömrüne el veriyor Ölüm diyor zamana sığmıyor Tünemiş kadrim gülüme ömür Dağ taş sana haykırıyor feriha ceylan |
Abdal Yürür asfalt ovalarda abdal. Vitrinlerin düşen kepenklerinde Hep hüzün çeşmeleri: lambalar. Yüzer gibi önce bir tulum yavaşça Yanaşır kıyımıza eski diclelerden Ve fırlar ilk bedevi, dalar çadırımıza. Nerde bu leylâ, aslı nerde? Çıkartmalar, yağma ve leylâ! Vurur ferhat dağlarında abdal- Bir fener olacak ilerde bir yerde. Sığ sularda dönen yorgun gemiler Yangın ve tütün içinde arar da Görmez geçer sönmüş eski feneri Bir ses çınlar karanlıkta: Kayalar! Ateşin daha yeni bulunduğu çağlarda Yine böyle yanardı lambalar, Sonra asfalt ovalarda Akan seller ve abdal Behçet Necatigil | |
bitmeyen sensizlik Telli turnalar uçar Ufuklar daralır Camın ardından baktığım yüz yirmi kilometre hızlı yollarda Hızla çarpan sevdamın ufkunda Dikenli tellerde dolaşır gözlerim Acıtmaz beni Canıma batan sözlerin kadar Yitik kelimesinde buluyorum kendimi Kürtçe küfürler savruluyor suratıma hiçten Güneş niye doğsun ki sabahın köründe Ben seni bu kadar özlüyorken Seni sevdiğimi saniyelere işliyorken Yitik kelimesi buluyor beni Ben seni, Ben seni bıraktım gittim içime Sarhoş tekerler götürüyor suyun gözüne Gözünde kayboluyor gölgem Girdap içre girdap içre İçer giderim zehir bakışları Ölmek bir kere olsa bile Gözlerinde bin kere ölmek var sevdiğim Hadi sussun öyleyse Bu satırları okuyan gözlerin Acımasın diye yalvar yüreğine İşte o zaman Gönül sus Sussun bütün heyecanlar Sussun nefesim Acılarla bestelenmiş yürekler kadar Belki Ağlayan kemanla sana, beni katar… Sen git Gölgem takip etsin seni Takip etsin bir tarafım Bir tarafım seni arasın Eğer kaldıysa Sensiz dünyada yaşamak Ve kaldıysa geri kalanımın tek amacı Senden gelen rüzgâra kapılmak Söylesene ağlayan gözlerine Neden bitmiyor senden ayrılmak mahir demir |
dalgalarına geldim sevgilim yanımda getirdiğim kuzey rüzgarıyla geldim çünkü sesimi son kez duyurmaya meğer aşkım zarar veriyormuş sana yoksa meltemini hissederdim her yerimde yaşardım seni,dönerdin bana şimdi kadınım kapılarımı kapatıyorum kapatıyorum çünkü artık ışığını göremiyorum gözlerinden süzülen bir damla olmuşum haberim olmamış. dalgalı saçlım,kadınım senden son isteğim haberim olmasın senden gözünde bir yaş olursam ve sana ulaşamazsam işte o zaman ölürüm dinlediğimiz şarkıdaki gibi kal hoşçakal papatyam bugünlerin yarınları var sen hep mutlu ol yasemin kokulum sakın unutma bu gardiyanı... çünkü papatyası ilk aşkıydı tek hastalığı oydu.. günhan aras |
ÜŞÜRÜM Sen dostumsun benim gülünce güneşler açan Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam Her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar İnsanlar değişmiş diyorsun, varsın değişsin Anlamını yitiren bir şeyler var şimdilerde Yazdığım şiirlere yabancıyım, sokaklara yabancıyım Taşı delemiyorum senin için!!!! bir çığlık ve apansız su oluyorum ipince, kendime sızıyorum Dünya yetmiyor bazen, bırakıp gidebilir miyim? Kuşları ürkütülmüş bir dal gibisin öylesine mahzun! Efkar da yakışır sana, bir kadeh kekik kokar efkarın Unutalım mı şimdi bu dostluğu, kardeşliği Sabahlara kadar uyutmayan sancılı bekleyişleri Sabahlara kadar düşüncelerimizde yaşattığımız hayallerimizi Kar aydınlığında yürüdüğümüz o yolları Sen dostumsun benim gülünce güneşler açan Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam Her akşam mektup yazarım dağlar kadar Kayıp bir adresten gelmesin sesin hiç ÜŞÜRSÜN... ÜŞÜRÜM Unutma dostumsun sen, neredeysen orda ölmek isterim! Yazan: Nagehan |
AŞKA ZAMAN BIRAKMALI Bir bardak su al Bir bardak suda Kocaman bir okyanus gör Beni gören gözlerle Bir kuşa kanat ol, Beni düşündüğün zaman Özgürlüğün tadını çıkar,düşünürken Tüm masalları mutlu bitir mutlaka Tüm şiirlerini sevda için yaz Benim için yaz,bir de Bir şiir yaz sevda kokan Sen kokan Bizim olan Ne kadar seviyorsan O kadar kısa olsun Seviyorsan zor değildir anlatmak Aşka zaman bırak,unutmadan. Gülabi Deniz |
YALANCISIN SEN bile bile yalana kanabilmek aşka kanamamaktan olsa gerek yumuşatır mı? acıyı baştan yalan olduğunu bilmek kaç mavi serebilirsin yoluma? sendeki maviler sabır aşılar mı? canıma tutsam ve savursam dualarımı semaya kim bilir kaçı teğet geçer sarf ettiğin yalanlara şeffaftı benim dünyam özgür-adım koşabilirim sandım kaypak bir zeminmiş meğer gecelerce kavrulup yandığım güdümlü şimdi tüm sözler rehavet yasak duygulara yağmur mevsimlerine dönmeliyim asit yağmalı topraklarıma dişlemeliyim şimdi sana inanmışlığımı ve kanmışlığımı kusmalıyım avuçlarına tarihime yasak düşmeliydin sen tarihim alışmışken talihsizliklere hoyratlığına teslimiyetmiş yaşadığım gül derdiğimi sandığım bozkır gölgeli bahçende bir yudum yokluğun bin yudum zehirdi bana bilemezdim pazarlıklar içten yapılırmış benim içim sen doluydu pazarlığa yer kalmamış toparla artık yaydığın tüm sevda kokan yalanlarını gecelerime taşıma “illaki sen” diyen çığlıklarını susmayı dene duymak ağır geliyor bedenime sözüme sözün değse irkilirdim adın kulaklarımda bir arya şimdi kaça kaçmış sevdan karışlarımla ölçtüm bil ki yordum seni özür dilerim sevgili geldiğim gibi giderim şimdi ***y a k ı ş t ı n s a n m ı ş t ı m s e v d a m a ***a m a s e v d a m y a l a n b a r ı n d ı r m ı y o r ****a n l a Mehtap |
http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10168-solust.gif http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10168-sagust.gifhttp://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10168.jpg Gecedir; Çalarsın kapıları açan olmaz. Gecedir; Hem de yıldızsız göz gözü görmez, Bir ses duyar irkilirsin, Sarar korkusu yalnızlığın. Rüzgâr eser savrulursun, Düşersin kucağına karanlığın. Gecedir; Ararsın yolların bulunmaz, Gecedir; Kalbinin gürültüsünden durulmaz, Üşürsün... Sevdiğini düşünür, ısınırsın. Gözleri gelir aklına... Bir çift yıldız gibi Asılır kalır karanlık göğe. Gecedir; An olur yenersin korkuyu, An olur canın çeker Oturursun bir köşeye Dinlersin geceyi, hissedersin... Gözlerini yumup susarsın, An olur, gece olursun. Ahmet Ünal Çam http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10168-solalt.gif http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10168-sagalt.gif |
CEMRE SUSKUSU Şehirler büyüdü hüzünlerde Pırıltılar sakladı mum eriği gözler Tüneline gizlenen arsız acılarla. Sustum.Bir gelinciği öpüp rüyalara daldı kırmızılar içien yürekle.... http://img186.imageshack.us/img186/7766/anmatedstarpx2.gif Geçti düşler yamalı eteğiyle Göz kırpıp çile yumağı içreme Sevda taşımayan göçler düştü,cemre cemre... http://img186.imageshack.us/img186/7766/anmatedstarpx2.gif Benzi sarıya yenik şiirler soldu Sarhoş dilinde silindi mavisi göğün Pembe dudaklarına giz bırakıp kaçtı Sustum.Bir papatyayı öpüp rüyalara daldı fallar biçen yürekle http://img186.imageshack.us/img186/7766/anmatedstarpx2.gif Düştü özlemler kanatları yaralı Göz kırpıp hüzün heybesi içreme Aşk kokmayan üzgüler düştü,cemre cemre... http://img186.imageshack.us/img186/7766/anmatedstarpx2.gif Dehlizler çoğaldı derin akışlarda birikti en onunmaz yerlere umarsız sancı hiçlikler sorgusuna yazıldı hayat. Sustum.Bir kardeleni öpüp rüyalara daldı ayazlar eken yürekle... http://img186.imageshack.us/img186/7766/anmatedstarpx2.gif Atıldı öfke kurşunları kovanları ayrıldı Göz kırpıp dert bakracı içreme Yazgı tanımayan göçler düştü cemre cemre... http://img186.imageshack.us/img186/7766/anmatedstarpx2.gif Göllere alışık suya yazılan izlerdi silinen Sahipsiz bakışlar dizili göz imleri sazlıklara takıldı rüzgar geçmişi bırakarak. Sustum.Bir nilüferi öpüp rüyalara daldı suskunluk kesen yürekle... http://img186.imageshack.us/img186/7766/anmatedstarpx2.gif Susmayı öğrendi sözler çiçek dilerinde Göz kırpıp kırık testi içreme Havaya,suya,torağa. Yalnızlık açan bahara gebe Unutuşlar düştü cemre cemre... Neslhan Yazıcılar |
Fakülte Fakülte hastanesinde Olmuş idi ameliyat. Genel cerrah servisinde, Bekledi, bekledi imdat.. Yeşil kartla hastaneye Yatırdılar garibimi... Derdin demedi kimseye, Sustu artırdı derdimi... Kardeşim halin anlattı, "Bağırsağını kestiler" Gene ciğerim kanattı, Sanki benden mi kestiler.. Hacıemmi duydu bunu, Kulağını sağır etti.. Unuttu insanlığını, Koşarak camiye gitti... "Komşusu açken tok yatan Bizden değil" demedi mi? Secdeye varmaya utan, Fitre, zekat denmedi mi? Nefse hoş gelirse sünnet, İlk farz değil mi merhamet? Senin tapunda mı cennet, Böyle mi yüce adalet??? Yoksa fakire kader mi, Yoksulluk, hastalık, çile? İNCE bu böyle gider mi, Lades olmaz bile bile... Sabit İnce | |
|
Yüreğim sizladığı zaman Yüreğim sızladığı zaman Gece yarılarından sonra,şafaktan önce Bilmediğim bir istasyondan,bilmediğim bir müzik geliyor kulağıma: Uzak vahşi Karanlık... Gece denizleri gibi bir müzik, Batık gemilerli gece denizleri gibi bir müzik, Çağırıyor,çağırıyor beni durmadan Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim. Yüreğim sızladığı zaman Duvarları banka afişli çok eski bir şehrin Cumhuriyet Caddesi'nde iki tüfek bir kelepçe, Tüfekler garip garip Kelepçe garip... Öyle beter Öyle çamur Bir yaprak döne yuvarlana, Bir akarsu bata çıka... Koşuyor koşuyor bir kadın kelepçenin ardından Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim. Yüreğim sızladığı zaman Bir kara tank çıkıyor bir ağıttan,bir filmden,bir savaş romanından çıkıp yürüyor sevgilerin,özlemlerin üzerinden. Aşkların,umutların,oyuncakların,küçük emeklerin,büyük kaygıların üzerinden geçip gidiyor. Su gibi ilerliyor yangın İşliyor kıtlık karanlığı Ölüler birden bire şarkılaşıp Virüsler bakteriler Bütün dilleri birden konuşuyor herşey. Çırpınıyor yerde bir damla kan Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim. Yüreğim sızladığı zaman Kör bir çeşme başında kör bir kadın geliyor gözlerimin önüne Bütün iplikleri bütün iğnelere takıyor da Ne iplikler bitiyor,ne de iğneler. Götürülmüş oğluna mı kaçırılmış kızına mı Geçen günlerine mi Unutmuş neye ağladığını Ağlıyor,aranıyor Aranıyor, Bıkmadan Bilmeden usanmadan. Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim. Yüreğim sızladığı zaman Ciğerlerime çekerken kötülüğü, Ellerimle dokunurken kötülüğe, Ayaklarıma dolaşırken kötülük, Şu taşı şurdan alıp şuraya koymamanın pis bunaltısı geçiriyor tırnaklarını gırtlağıma. Kokuyor işyerleri Kokuyor günaydınlar. Ne varsa verilmemiş, Alınmamış ne varsa; Edilmemiş söz, Patlamamış öfke, Uyutulmuş ne varsa Ne varsa kokuyor birden bire Ve kayıyor bir şey parmaklarımdan, Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim. Yani ben dört mevsime bölerek bu yürek sızısını, Günlere,saatlere bölerek bu yürek sızısını, Sokağım,kentim,vatanım sanarak bu yürek sızısını, Bir yaprağı durmadan işliyorum bu ölümsüz ağaca. Günlere,saatlere bölerek bu yürek sızısını http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifHasan Hüseyin KORKMAZGİL |
http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10157-yaprak.gif http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10157-yaprak.gif http://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10157.jpg Öyle bir ilk yaz ol ki korkut yaprakları, Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları, Sararıp dökülürken güz rüzgârlarında Ardında savrulsunlar, unut yaprakları. Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar Seninle yeşerdiler, seninle soldular.. Olsunlar senden sonra da umut yaprakları. Özdemir Asaf http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10157-yaprak.gif |
http://img404.imageshack.us/img404/1250/huzunmisralarimsimdiburfn8.jpg Şimdi burda değilsin ama beni duyuyorsunn...biliyorum.... kapat gözlerini benim için ve dinle n'olur... bak yoksun.... bunun anlamını biliyor musunn.. yokluğun yüreğimdeki bu yıldızsız, bu dipsiz,karanlık gece, yokluğun odamın duvarlarına astığım suretlerine bakarken, unuttuğum dalgın gözlerim yokluğun yastığımda bıraktığın bu kimsesiz saç telleri... sırf kalemini değdirdiğin için atmaya kıyamadığım bu kağıtlar... her an gözümün önünde sakladığım mektupların, peçetelere yazdığın şiirlerin, hediyelerini sardığın paket kağıtların... sen gidince, hala sen kokuyordur,diye üzerime giydiğim ve derinn derinnn soluduğumm giysilerin... bu yarı deli bu hayattan kopuk ruhum... kapat gözlerini ve bana bak.. ben ne diye varsa gördüğün,işte o senin yokluğun... söyle.! sana neyi anlatayım sabaha karşı çalan telefonumun ucunda, n'olur bana hayattan kötü davranma diyen...sayıklayan... o kırgın,o kendine çarpan sesini mi...! Cezmi Ersöz |
| Saat: 21:57 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık