![]() |
Gecede ayaklarım ağır kurşun mafsallarım Yürüyorum bir dağ yolunda ateşe dönük Biraz yaklaşır mısın kır çiçeğim öksüz papatyam Silahsızım çevrilmişim yalnız sana anlatacağım İşte ateşledim cigaramı bir soluk aldım Tütün bastım yarama tuz koydum çaresiz Oysa damarlarım vuruyor dağ başlarına Eritiyor karanlığı ilkin gözlerin sonra dudakların Yanan cigaramın dumanında görüyorum seni Hep onsekiz Ağustos hep kızgın bir bakır Sonra bir Akdeniz sabahı aydınlık yüzün Rüzgarlı bir denizle kolkola kıyıda sen Kırık bir aynanın parçalarında sen İlkin saçlarını görüyorum tanıyamıyorum Sonra yüzünü dönüyorsun biraz Temmuz güneşi Öyle bir siluetin olmalı rüzgarda biraz sarı Tek tek ufak ufak çizgiler kağıtta Eğilirim suya yaprakların arasından bakarım Yüzünün bir yanı başlar konuşmaya Omuzumu sarsıyor anılar yürüyelim biraz Kolay mı çılgınlıklara yürek tutmak Biraz zehir sert içki sonra bir yudum soda Bir soluk bir soluk daha tut beni düşeceğim Yaklaştırıyor uzaklardan gelen bir türkü Önce seni sonra bir kenar mahalleyi İki saattir karamsarım ayakta duramıyorum Dolduracağım sabaha yaklaşırken dağ başında Mavi bir demir kadar sert olacağım Ömer Faruk Toprak |
Kimsin Sen Dünyada kendini çok büyük görebilirsin, Çok şey de başarmış olabilirsin, Hatta dünya’nın hakimi bile olabilirsin, Ama aslında bu şu gerçeği değiştirmez, Evren o kadar büyük ki ve sen orada bir kum tanesi bile değilsin. Ve bu ölçeği düşünürsen sen de tıpkı benim gibi unutulup gideceksin. Ceren Ağlargöz |
Yaz güneşini hatırlatıyor adın Tenime değiyor söyledikçe dudaklarımı yakıyor tuzu Bir deniz manzarasının serinliği yüzüme çarpıyor Gözlerimi kamaştırıyor o güneş.. Aklıma geliyorsun! Bir resim çiziyorum kafamda Yine akşam olmuş,batıyorsun Kıpkırmızı bir gökkube Sana yakışan o mavi Ve bir deniz kıyısında Yine aynı sahilde Adını anıyorum... Ellerimi tuttukça ellerin Yaz güneşini hatırlatıyorsun bilmelisin... NERMİN ÖZER |
Hani bir zamanlar sen, ne çok sevmiştin beni Bedenim de titrerdi, birden görünce seni Demet demet güllerle, beklerdim hep gelmeni Yavaşça gönlümüzden, esti bahar yelleri Artık mâzide kaldı, o günler gelmez geri Bir dünyâ kurmuştuk biz, ikimize sevgiden Dün gibi hâtıralar, bir anda geçip giden Niye bitti diye yâr, sorma bana sen neden Yavaşça gönlümüzden, esti bahar yelleri Artık mâzide kaldı, o günler gelmez geri Yaşardık biz günbegün, sevdâyı en derinden Her gün hazla dönerdik, senle aşk seferinden Günler daha güzeldi, hep biri diğerinden Yavaşça gönlümüzden, esti bahar yelleri Artık mâzide kaldı, o günler gelmez geri Kendimizden geçerek, sevgiyle bakışırdık Gittiğimiz her yerde, kolkola takışırdık Biz birbirimize yâr, ne de çok yakışırdık Yavaşça gönlümüzden, esti bahar yelleri Artık mâzide kaldı, o günler gelmez geri Buğulu bir anıdır, senle hep yaşananlar Kalbimde iz bıraktı, unutulmayan anlar Biten bir aşk yangını, tütüyor hep dumanlar Yavaşça gönlümüzden, esti bahar yelleri Artık mâzide kaldı, o günler gelmez geri timur ilikan |
Zamansız Aşk Gece gündüzü bırakamaz gündüzde geceyi, Gece hep çözerken gündüzdeki bilmeceyi, Gece sessizce bekler gündüzdeki her heceyi, Hecelerde bulurmuş çok sevdiği biricik eceyi. Gün olur gece uzar gün olur gündüz kısalır. Gün olur gece gündüze,gündüz geceye asılır. Zaman sabırla geceyle gündüzün aşkında kasılır. Kasıldıkça zaman kavuşamaz aşıklar öylece kala kalır. Eray Aydemir |
Gözlerin umuttur. Yaşanmış bütün acılar şahit. Yazık oldu denen ne varsa ukdedir mahzun bakışlarımda. Dünyayı perçeminden tutmalıyım. Geriye dönüp kahır yüklenmektense, şükrü bağrıma basıp yürürüm. Biliyorum sen de istemezsin denize yalnız açılmayı Yağmuru tek başına seyretmek sana da zor gelir. Az kaldı diyoruz ya, ağlayalım işte, az kaldı. Tüm yeisleri ve hevesleri sıyırıp üzerimden gözlerine bakacağım: Yağmur bu şehre nasıl da yakışıyor. Keşke hep sussam diyorum. Bir şiir yüreğime iner diye korkuyorum. Ayakkabılarımın içi çöl dolu sanki, Yürümek ve susamak ve gözlerini düşlemek tek çarem. Şehrin kapılarına vardığımda: Çatlamış dudaklarla alnından öpeceğim. Zaman... Neler düşündüm kafamı eğip, Allah büyüktür. Yazı tez gelir bazen. Savaşlar uzağında olmalı şehrin Bu yazı bu şehrin neresinden gelir? Yine de dert içimde büyür. Anlamı yoksa eğer sesin ya vadilere esirdir kelime ya da sırra tutkun Dua etmeli, her şey güzel olsun demeli. Gözlerini düşünmeli. Güneş kıpkızıl batarken ay bembeyaz doğuyorsa Vardır bir hikmeti tevekkülün. Sabır şerha şerha yarılmasıdır toprağın Lütuf yağmurun sağanak sağanak inmesi Gözlerin yağmurdur gözlerin umut. ÖZLEM YEŞİLYURT |
Papatya Kalbimin iç cebinde sana sakladığım Bir demet papatyayla, Seviyor sevmiyor yaptım Sevmiyor dedi papatya, her defasında İnanmadım. Şimdi kalbimin iç cebinde Yalnız seni taşıyorum. Ve sormuyorum kimseye Seviyor mu sevmiyor mu diye. Papatyalar yalan söylese de, Biliyorum sen beni seviyorsun Hiç kimseler bilmese de.. Eylül 2005 Süleyman Tutuş |
Ben Bir Eylül Sen Bir Haziran Bir eylüldü başlayan içimde Ağaçlar dökmüştü yapraklarını Çimenler sararmıştı Rengi solmuştu tüm çiçeklerin Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı Katar katar gidiyordu kuşlar uzaklara Deli deli esiyordu rüzgâr Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar Neydi o bir zamanlar Sevmişliğim, sevilmişliğim O heyheyler, o delişmenlikler neydi Ne bu kadere boyun eğmişliğim Ne bu acıdan korlaşan yürek Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım Beni kötü yakaladın haziran Gamlı, yıkık eylül sonuma Bir ilk yaz tazeliği getirdin Masmavi göğünle Cana can katan güneşinle Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime Çiçekler açtı dokunduğun.. Çimler büyüdü yürüdüğün Ve güller katmer katmer oldu güldüğün yerde Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi Oldurduğun yemişlerin ağırlığından Dallarım yere değiyor Güneşi batmadan saçlarının Bir dolunay doğuyor bakışlarından Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık Başım dönüyor, off başım dönüyor yaşamaktan Ölebilirim artık Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma Baksana; parmak uçlarım ateş Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan Benimle meydan oku her çaresizliğe Benimle uyu, benimle uyan Birlikte varalım onuncu aylara Ben bir eylül, Sen haziran... |
Takvimdeki Deniz Hasreti denizlerin, Denizler kadar derin Ve o kadar bucaksız... Ta karşımda, yapraksız, Kullanılmış bir takvim... Üzerinde bir resim: Azgın, sonsuz bir deniz; Kaygısız, düşüncesiz, Çalkanıyor boşlukta. Resimdeyse bir nokta: Yana yatmış bir gemi... Kaybettiği âlemi Arıyor deryalarda. Bu resim rüyalarda Gibi aklımı çeldi; Bana sahici geldi. Geçtim kendi kendimden, Yüzüme, o resimden, Köpükler vurdu sandım; Duymuş gibi tıkandım, Ciğerimde bir yosun. Artık beni kim tutsun? Denizler oldu tasam. Yakar, onu bulmazsam, Beni bu hasret, dedim, Varırım, elbet, dedim, Bir ömür geze geze, Takvimdeki denize. Ne var, bana ne oldu, Odama nasıl doldu, Birdenbire bu meltem? Ve dalgalandı perdem, Havalandı kâğıtlar. Odamda kıyamet var! Ah yolculuk, yolculuk! Ne kadar baygın, soluk, O gün bizde betbeniz; Ve ne titrek kalbimiz Ve eşyamız ne küskün! Yola çıktığımız gün, Bir sıraya dizilmiş, Gözyaşlarını silmiş, Bakarlar sinsi sinsi. Niçin o ânda hepsi, Bir kuş gibi hafifler, Arkadan geleyim der? Niçin o güne kadar, Dilsiz duran ne kadar Eşya varsa dirilir, Yolumuza serpilir? Ufak böcekler gibi, Gezer onların kalbi, Üstünde döşemenin. Bir gizli didişmenin Saati çala o ân; Birden bakar ki, insan, Her şey karmakarışık. Ayırmak olmaz artık Bir kalbi bir taraktan; Ve kalb, ağlayaraktan, Çekilir geri geri, Terkeder bu mahşeri. Bu mahşerin içinden O gün ben de geçtim, ben; Nem varsa, evim, anam, Çocukluğum hatıram Ve ne sevdalar serde, Bıraktım gerilerde, Kaçar gibi yangından. Rüzgârların ardından, Baktım da süzgün süzgün, Kurşun yükünü gönlün, Tüy gibi hafiflettim, Denize hicret ettim... 1931 Necip Fazıl Kısakürek |
Bu ülkenin okullarında çok şey öğrendim... Eklembacaklıları bile! Solon'un kanunları için kaç gecemi feda ettim... Ve kilolarca kitabın seneler süren hamallığı... Hesapta eğittiler bizi. Ama eğemediler. Yıllar geçti... Çok şeyin hesabını yaptım inceden inceye... Sinüsler, polinomlar hiç işime yaramadı. Ben bir şeyler arıyordum. Gerçeği arıyordum. Gerçek O'ndan ibaretti. O'nu öğretemediler. Sonra... Bir aydınlık... Bin dört yüz küsur sene evvel. Buldum. Gerçek sevgilinin, sevgilisi... Dedim ki kendime: "O'nun ve Ehli Beyit’in çektiği sıkıntının bir zerresine katlansak dünya dize gelir..." Ve sonra... Ya Allah, Bismillah... O'nun ve Soyunun sevdasına tutunup çıktık meydana. Biz kaç asırdır hep galip başlamışız mücadeleye... Şuurumuzun hâkim edasından korkmuşlar meğer... O'nu öğretmediler... İnsanların Efendisinden, bahsetmediler hiç, bu ülkenin okullarında... Ama öğrendim... Aşk medresesi… IŞIK BULUT |
| Saat: 15:38 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık