![]() |
Sergüzeşt-i Aşk Aşkını dudağından yudum yudum içerken Rüzgar mavi denizin saçlarını tarardı Sükûtun kumsalında kendimizden geçerken Tenimizden muzdarip kum güneşi arardı Kalbimizi bırakıp sonsuz dalgalanışa Sevişmenin fikrini koyardık baygın başa Gölgemizde kalırken mehtaptaki temaşa Rakkase sularını üstümüze salardı Uykuyu güneşlere canan eden aylarda Kavlimize besteler yaptırdı derin sevda İstikbale saadet ektiğimiz koylarda Ömrün o hoş deminin şen hatırası kaldı |
Güzün hüznü, Sararıp düşen yaprağın yakarışı, Göç eden kuşların vedası, Ya da; Doğayı saran ölüm sessizliği, Gül'ün Bülbül'e ihaneti, Veya; Yaşamın baharına olan özleminden değil sevmemem... Eylül'ü sevmiyorum!.. Çünkü, Eylül'de; Işığı olmayan, Hain, Soğuk bir karanlık, Çöker içime... Kişiliğim kırılır, İradem zedelenir o anda. Beynimin tüm kıvrımlarına, Nüfuz eder, Soğuk bir sıtmaya tutulurum, Zangır zangır titremeye başlar, Vücudumun her hücresi. Ter basar her yanımı, Gözbebeklerime kadar... Kovmaya, kaçmaya çalışırım, Ama çoğu zaman başaramam, Ve yakalanırım, Karanlığın soğuk ellerine... Uykuda mıyım, Uyanık mıyım bilemem, Şizofrenik bir vaka olurum, Ve esir alır beni bu anımda... Beyaz perdede oynayan, Bir filmin karakteri olurum bir an, Bir yandan da, Salonda seyirci... Artık, gerçek ve hayal, Karışmıştır birbirine. Bir meçhulde, Orta dünyada bir yerdeyim. Işıklar söner, Film başlar... Tekmelerle kırılan kapılar, Gözbağı, Ve arkadan bağlanan eller, Yakılan, yırtılan kitaplar, yazılar, Yere düşen şiir dizelerinin acı çığlıkları... İteleme ve dipçiklemelerle, Çıkıyoruz yola... İstikameti ve amacı belirsiz, Bir zaman yolculuğu başlar, İçimdeki Eylül karanlığına... Ter kokan soğuk, Yankılanan umutsuzluk çığlıkları, Dolambaçlı labirentler, Bir aşağı, bir yukarı, Yedi demirkapı arkasında, Yedi kat yerin dibinde, Küf kokan, Kan kokan, Havasız, penceresiz bir oda... Çullandı üzerime beş on kişi, Coplar, sopalar, falakalar... Çarmıha gerdiler, Acım, bir damla yaş oldu gözlerimde, Haykırışım arşa çıktı, İsa'ya ulaştı gökyüzünde isyanım.. Açtım kenetlenen ellerimi, Bir avuç ışık süzüldü ellerimden, Yıldırım çarpmışa döndü karanlık, Acıyla kıvrandı cehennem bekçileri... Kör oldu karanlık, Bir avuç ışık ile... Yine de, Acıdım onlara, İnsan olduğum için. Acıdım onlara, Çocuklarımı sevdiğim için. Çünkü; İster insan, ister hayvan, Ya da bitki.. Yani canlı veya cansız, Yeryüzündeki her şey... İşkenceyi haketmez, İşkenceci olsa bile... Eylül'ü sevmiyorum!.. Çünkü; Geçmişe götürür beni... Yazdığım romanları, öyküleri, Duygularımla suladığım şiirlerimi çaldılar... Uzun bir süre yazmadım, Yazamadım. Ve halen, roman yazmıyorum... Çünkü; Yıllarca önce yakılan, Ya da toprağa gömülen, Romanlarımın kahramanları, Suphi, Melek, Samyel ve diğerleri, Rüyama girip, Acıyla haykırırlar, Boğazıma sarılırlar... Onları, Ateşten ve yerin altından, Kurtarmamı isterler... Onları kurtaramadım... Söylemeye de utandım... Utandım Suphi'den, Utandım onlarca şiirin, Hüzün dolu bakışlarından, Utandım... Kendimden utandım, Çaresizliğimden utandım... Ve yemin ettim, Bir daha roman yazmayacağım, Kahramanlarını koruyamadığım sürece... Eylül'ü sevmiyorum!.. Suphi, Melek, Samyel ve diğerlerini, Yok ettiği için... Eylül'ü sevmiyorum!.. Sevgi, aşk ve barış şiirlerimi, Işığımı çaldıkları için... Eylül'ü sevmiyorum!.. Binlerce, Aydınlık beyni zincire vurduğu için... Şimdi anladın mı? Eylül'ü neden sevmediği mi!.. Sence, haksız mıyım?.. |
Sen Nehri geceyi lapa lapa böldüler sevdiğim derinliğinde yansıttılar ölümün renkli elbisesini yazmamalı insan ağrırken dişleri yazmamalı düşerken gözlük burnun güncesinden oysa eski zamanların lirik tanrıları aşkı kutsal sayarken Mısır’da piramitleri yapıyorduk biz bir şişe bira ve bir dilim ekmek için ama sen, Sen nehrine bakarak yalanlar söylüyordun bana oltanın ucundaki balığın sana anlattığı acıklı öyküye dayanamayıp özgürlüğe buluyordun levrekvari düşlerini karpuzların hasat mevsimiydi güneydeydim yerkürenin en hüzünlü bitki örtüsünde salyangozların yalnızlığı emdiği bir coğrafi bilinmezlikte kurabiyeler yaparken gecikmiş ikindiye televizyonların cinayet sahnelerinde koşuşuyordun odadan odaya ağlamak bir kulis hatasıydı gözyaşların dağılıyordu ne zaman gülsen gözyaşın kanadı kanayacak gibi oluyordu ağladığında alfabelerim eksik kalıyordu hep sabah içilen likörün akşama ne nanesi kalıyordu ne de muzu Afrika’da tırnaklarını yiyerek yaşayan bir kabileydim gözlerinde hüzünlü bir şiirin dörtlüğünde asmıştım kendimi dağ köylerine acımtırak bir sis çökmüştü sokakların arasında yeşeren küfürlerin gençliğine kusarken gölgen köşe başındaki köşk utancından yakıyordu kendini bir intiharın beklendiği saatlerde kaldırımların sızladığı duyulurdu şehrin ortasından süzülen ırmak aylarca kırmızı akardı keserdi bileklerini terk edilen kentler kutsal kitapların en bilindik ayeti olurdu bu ve bütün ölüler akranlarını öperdi odanın ortasında incecik dolaşan bu kan eski aşkların kırıklığından kime sorsalar lapa lapa bölünür gece diyecekti kime sorsan kalarak gitmenin ziftini dökecekti fincanına sen halâ Sen nehrinin yanılgısında boğuyorsun sözlerimi dudağımdaki Afrika’ya anlatırken yenmiş bir aşkın kangrenli etlerini |
Onca yıldan sonra Sana beslediğim o sevgimi alıp, Çıkar giderim hayatından, Hiç girmemiş gibi. Ve … Gecikmiş sevda deyip Vururum sevgime zinciri. Hatıralarım ve anılarım, Bir köşede küflenirken, Yalnızlığın kollarına atarım kendimi. Ben seni tanırkende burdaydım, Tanıdıktan sonrada burdayım. Yabancısı değilim’ki bu yaşamın. Ama ben ... Sana olan aşkımı, Kendi ellerimle işledim, ve Sana sundum. Her satırında ayrı bir tat Her cümlesinde ayrı bir ad vardı. Ve ... Ben verdim o aşka canı Ben verdim o sana doyumsuz heyacanı. Ama sen ... Bir zaman dilimi içerisinde yaşattın bana Terkedilmişliği. Ve ... O tertemiz duygularımı Kirletmeyide başarabildin nihayet. Ve ben ... Bulmak ve kaybetmek arasında Hep böyle ıslanırken Birgün ... Evet birgün, bende kuruyacağım. Canın cehenneme. ...BİTANEM... |
Umud Türküsü Ne sızlanırsın deli gönül Gül ve geç yeis diyarından Yarını gelmez günlerde Karlı dağlar aşmadık mı Sabaha kavuşmaz gecelerde Pusulardan çıkmadık mı Sırt sırta dövüşende Ne hançerler yedik dostlardan Vazgeçmedik yine de Geçmedik dostluklardan Gün doğdu, gün battı Nehirler durdu, zaman aktı Bizde ne inat bitti, ne sevda Korkularımızı ektik toprağa Gözyaşlarıyla suladık Topraktan umudumuz bitti... |
Uçurum uçurum hayatlar... olmak istemediğim bir dünya ve sen ayağımın altındaki taş parçaları yok olan ben yok eden sen nefes darlığı uğultu ve gürültü ölüm... uzak ama bir o kadar yakın hele ki uçurumun kenarındaysan bilmiyorum sonsuzluk gibi bir şey komik.. |
Bekle Askim mavi bir günde gelecegim, Kollarinda darmadagin olacak saclarim, Üzülme Askim toparlanacagiz birlikte, Ayagada kalkacagiz, yürüyecegiz hemde kosacagiz. Bu ask bir heves, gercek sevmiyor, sevgi yok, umut yok. Guvenme güven yok, Diyenlere ispat, Güveniyorum sana Askim! Bekle beni! Dünyaya sevdamizi, sevginin bitmedigini, Yarinlarda umut oldugunu ögretecek, Hasretinden kanayan kalbim!! Aglama Askim bak, Denizler var, yagmurlar var, Ay var, Cocuklar ve sokaklarda KEDILER var. Senin gibi beni sonsuzlukta bekliyenlerim var!! Inan bana Askim Sevdamizda ayrilik yok, Sonsuzluk Ve zamanin bittigi yerde kavusmak var! Seni suya hasret toprak tadinda olumune seviyorum ve ölmekten korkmuyor ölumu özlüyorum ...BİTANEM... |
Ucu Yok Sevdamın Seni bir hayat boyu sevebilirim ben.. Ölümün beni bu dünyadan ayırdığı son nokta, İşte oraya kadar.. Belkide ondan sonrası da var benim için; Seni kara toprakta bembeyaz kefenle bile sevebilirim ben.. Duyguların bittiği yer yok benim için; Seni bir çiçeğin gözünde, Seni bir çocuğun elma şekerinde, Seni,sen benden uzaktayken bile sevebilirim ben.. |
Umut Solarken gün gecenin karasında rüzgârlar fırtınasında gece Bir yangın baslar gecede gecede yüreğimde Savururken rüzgarlar yüreğimde yanan duyguların küllerini Savururken rüzgar gecede Kesilir tüm sesler kesilir gecede gecenin sesi. Ne bir ses duyulur artik ne de alınacak bir nefes tam bitti bittim denilirken sesi gelir uzağından umudun. Aslında sessizliğinin sesidir uzağında yankı bulan gecenin iste umut ki sesinde yatar gecede gece sessizliğinin. |
Nemli Gülücükler!! Ağlamaklı gözlerimle nemli gülücükler saçtım etrafıma Ve ağlarken dostum oldu anıların o bitmeyen isyanlarda Acılarımı ekledim sensiz bedenime yalnızlığıma Ah o beni yakan hatıraların olmasa ah seni andığımda kalbim hasretle dolmasa Sen beni sevme aşka inanma aşksız yaşa Elbet bir gün seni de yakacak aşk pişman olacaksın sonunda Beni seni sensizliğime ekledim benim için orada yaşa Ah bir de o beni yakan hatıraların olmasa Seni her andığımda şu masum gözlerim dolmasa |
| Saat: 07:34 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık