![]() |
Nisa Çorak topraklara düştü yolum Nisa... İsimsiz şehirlerin,gergin caddelerinde Bir yığın sancı taşıyor omuzlarım. Çorak topraklarda su aramak değildi benimkisi. Bir öksüz su damlacığı götürmekti; Yazık ki olmadı Götüremedim Nisa... Öfkeli gözlerin kızgınlığında Buharlaşıp uçtu öksüzlüğü rahmetin. Şah damarıma kadar hissettim üşüdüğümü. Ama caddeleri süsleyen bu ışıklar gibi, Üşüyemedim Nisa... Hangi savaştı hatırlamıyorum. Hangi sürgünden kalma, sırtımdaki izler. Yalnızca bir kaç şeyi anımsıyorum: Sınırların olmadığı bir dünyada, Sosyal kargaşaların mahkum ettiği Dev adamların öldüğünü gördüm. Haberin yok senin. Artık cesetlere heyecanlanmadan bakmayı öğrendim. Çürüyüp gitmiş duygularımı gördüm de Aralarında kendimi, Göremedim Nisa... Yeniden sevmek mi? Yeniden ölmek olur da, Yeniden sevmek olmaz Nisa... Kanım çekildi, Bütün damarları kurudu yüreğimin, Bırakıp gidişinden bu yana. Buralara boşuna mı geldiğimi sanıyorsun. Mademki sen yoksun: O zaman sonsuza dek sensizlik bana. Dediğim de oldu. Senden sonra kimseyi sevemedim Nisa... Anlatmama gerek yok aslında. Aşırı dozda narkoz almış duygular, Sancısız değişimini yaşıyor hayatlarının. Hepimizde mevcut,derin neşter izleri... Ne tür ameliyatların kadavrası olduğumuz da meçhul. Eskisi gibi kahramanlar da yok artık. Herkes kendi filminin figüranı Ve artık herkes buralı. Bir kısır döngüdeki Basit dişlilerden biriyim ben de... Yani istediğin gibi olmadı, Yapamadım Nisa... Görüyorsun ya! Çorak topraklara attım kendimi. Son trenini de kaçırdım ütopyanın. Sensizliğin sonsuzluğunda dolaşıp, Leşimi yiyecek akbabalar arıyorum şimdi. Yani,canımı senin tükendiğin yola Veremedim Nisa... Belki esir düşerim, İyimser işgallerin birinde. Fersizliğimin sorgusuna çekerler beni. Cezasını verirler tüm suçlarımın. Son sözün imzasına bırakılır her şey... Yine de keskin tereddütlerdeyim, Yalın kaygılarda... Senin acılarını yaşadım da... Senin gibi destansı ve yüreklice Ölemedim Nisa... Mesut Sütçü |
Aşkın Temizliği yüzün halisina dökülen zeytinyagi askin dikis izleri ya tamamiyle degistirmek lazim deriyi ya da temizlemeye calismak, çullardan çaputlarla gün gün biraz allik biraz agri biraz suyla bilerek gitmeyecegini ve daha beter kusacagini aslinda uzak bir 'sonra'da Ilgım Veryeri |
Karanlık Gözlerin gözlerine karanlıklar çökmesin elinden gelirse uyma bile dünyaya güzel gözlerin hep güzellik saçsın şehir şehir kent kent dünya seninle dolsun taşsın İsmail Baharşen |
Kara Çarpmış, Paramparça etmiş, Kara sütü, kara devdayla seni... Ve kara memelerinde dişlerin asi, Karadır, upuzun yattığın gece, Felek, ah ettirir, boynun kıl-ince... Cihanlar, çocuklar, kuşlar içinde Sızlar bir yerlerin Adsız ve kayıp Sızlar, usul-usul, dargın Vekan tadında bir konca, Damıtır kendini mısralarınca... De be aslan karam, De yiğit karam, Hangi kalemin yazısı, Zorlu yazısı, Belanda? Anadan doğma nişan mı, Sütlü barut damgası mu, Bir gece parçası mı kaburgandaki? Kız kakülü, ne hal eylermiş teni, Ellerin, deli hoyrat, Ellerin, susuz, yangın. Ellerin ooooy alarga... De be aslan karam, De yiğit karam, Hangi güzelin diş yeri, Mavi diş yeri, Sevdanda? Vurmuş, Demirlerin çapraz gölgesi, Alnın galip ve serin. Künyen çizileli kaç yıldız uçtu, Kaç ayva sarardı, kaç kız sevişti, Gelmemiş, kimselerin... De be aslan karam, De yiğit karam, Hangi zehirin meltemi, Saran meltemi, Hülyanda? Hakikatlı dostun muydu, Can koyduğun ustan mıydı, Bir uyumaz hasmın mıydı, "Ooooof" de bunlar olsun muydu? De be aslan karam, De yiğit karam, Hangi *****nin hançeri, Saklı hançeri, Yaranda? Ahmed Arif |
KAÇ Kaç hayat yaşanır bir ömre, kaç yaşam sığar Aldanıp yaşama kaç kere doğar yeniden kaç kere ölebilir insan Çevir gözlerini içlerine At bir adım daha . Öner Kaçıran |
geliyorum sevgilerimle hüzünlerimle yalnızlığımla içimdeki şımarık çocuk uslandı tutuklandı özgür yüreğim kurşunlandım her gün maviliklere kanat çırpan kuşlarla bu kentin caddelerinde meydanlarında boğazlandım geliyorum ey sevgili türkülerine şarap kokulu saçlarınna gül kokan sıcaklığınla aç kollarını dolu dizgin kaçıyorum bu şehirden gelinliğini giydi doğa çiçek çiçek açan yüreğine geliyorum gülüşlerinde her gün seninle yeniden doğuyorum zeki ergin |
OPAL KALELER “Kuşbakışı bakıyorduk hayatımıza ve şiirlerimiz altyazı geçiyordu tenimize urganlarla bağladığımız inançlarımıza......” Yarım bırakılmış bulmacalarda hiç bulunmamacasına saklandığımız, gizli özneli şiirlerin mecburi uyaklarında arandığımız Ve kır çiçeklerinin adını ezberimize aldığımız günlerdi akreple yelkovan; hiç yakalanmayacağımızı sandığımız kör ebelerdi... Acemiydi sevdalarımız; yanlış adreslere ulaşan mektuplar kadar sakardı düşlerimiz; gördüğümüz yerde düşecek kadar bilmiyorduk ki; masumiyet sadece biyografilerde ağlar...... artık derin uçurumlar sakladığımız bakışlarımız kaldı bize yakamoz kırığı aynalarda yüzleştiğimiz gövdemizi yakarcasına çakan bir şimşektir şimdi gençliğimiz kendimize çözülme zamanıdır; artık soldan sağa hiçbir şeyiz...... Yetiştirme yurduna terk ettiğimiz o en steril hayaller çürüğe çıkartılmıştır; en büyük hüsranların toplama kamplarında beyaz bir bayrak sallanmaktadır hayallerimizden kurduğumuz muhteşem kalelerin surlarında..... Çünkü pusuya düşürüldük!! Ve düşürdük cebimizden elyazması ilk şiirimizi Bir ablukada yitirdik; O bahar kokan nefesimizi..... Şimdi bir ihanet içindedir Kartopu oynadığımız o kardan adam Tüm karlarını saçlarımıza serpiştirmektedir Ve bir iç kanamadır geçirdiğimiz Kanımızdan; Yaktığımız gemiler geçmektedir Zaman; Protokol hayallerimizi; boş tribünlere terk etmektedir.... Bakışlarımızdan kayan dilek taşlarımız var artık Artık nikotin sarısı parmak uçlarımız Ve dökülürcesine sararan dişlerimiz Yaşadıkça kalınlaşıyor; Yaşama meydan okuyan biyografimiz Sevdiğimiz kadınlara son bir şiir yazmalı Son bir söz söylemeli, son bir kez dokunmalı... Giderayak; bir isyan çıkarmalı!!! Ve demeli ki; ey hayaller!.... yıkmak zorunda bırakıldığımız surları yüksek o muhteşem kaleler; emanet kavgalarımız var opal taşlarınızda, ve yitik ömürler var dehlizlerinizin o hain karanlığında! Şimdi biz; birşeyler yazmalıyız... iadeli taahhütlü bir vasiyet bırakmalıyız ardımızdan bakakalan gözlerin ıslaklığına şimdi biz; o heybetli yıkıntıların gölgesinde o yıkılmışlığın tarifsiz sükunetinin acıtan kederinde incinmiş mağrurluğumuzla silahlarını teslim etmiş bir ordu kadar yalnızız zamanıdır; son hayalimizi bir kurşun gibi beynimize sıkmalıyız.... Zeki KUMOVA |
Yar, yüz vermeyince, Aşık yüzü gülmezmiş. Sevda baştan gitmeyince, Göze uyku girmezmiş. Gönül havanda yanmayınca, Aşk ateşini bilmezmiş. Araya dağlar girmeyince, Yar, hüzün nedir, bilmezmiş. Aşk alevi sönmeyince, Gözden perde inmezmiş. Bir umuttur yanar içimde, Ben sevdim, sev sen de. mehmet ali arslan |
ADIN SENİN Saçlarına can veren yıldızlar nerde gülüm Hangi ferman dokundu bakışlarına senin Belki sahrada değil, şimdi göklerde gülüm Taşıyor bulutları gözlerinde, nazenin Senin her kirpiğinde bir dervişin ahı var Muhteris aynaların eskidiği yerdesin Yüzünde en çaresiz devlerin günahı var Zamanı sonsuzluğa bağlayan mahşerdesin Divan-ı harbe giden yiğitlerin ardında Kanayan kitaplara gül götüren yağmurum Hüznü bir tabut gibi buluyorum derdinde Senin toprağın için çırpınıp ağlıyorum Memnu bir zerrin kadar edalı ve soylusun Gamzelerinde nazlı kıvılcımlar gizlenir Bağbozumunda bile yediveren boylusun Gün olur ki, kalbinde gözlerin filizlenir Bu sevda dayanılmaz bir ağıttır zülfünde Rüzgarın her busesi içimde kurşun olur Yıldız kayar, ay susar geceye güldüğünde Dağda çiğdem solarken çölde ceylan vurulur Ben bu yol ayrımında sensiz olsam ne çıkar Kahra göçen kuşların kanatlarında kaldın Ölümün gözyaşları bir gün hicranı yıkar Tarihe bir sır gibi düşer senin de adın Nurallah GENÇ |
işte hayat gülüyor yanında hadi susadığını al kana kana bakmayı görmekten sakın ayırma acıları bırak artık gel buralara... .......... yana yana katıldın kurtlar sofrasına akan gözyaşlarında buğun nerede nerede gözlerindeki gizemli derinlik. attığın adımın isyanı. düşüncelerindeki gizemlik. bakışlarındaki büyü ile doğan güneş. nerede akışların, susuşların haykırışları görmemeye yeminli bakışların sönmemeye tövbeli yanışların karanlığa sırıtan sönmüş suratın yırtılan damarlarında durmayacak sonsuzluğa yönelen kırmızı nehir haydi yaşa karanlığını doya doya bakma buralara sakın susama... açma yaraları bir daha, kanatma... ......... işte hayat sönüyor bağrında karanlık nehirine koş doya doya bakmayı görmekten ayır anında acılarını tut artık kal oralarda............... ahmet elmalı |
Gönlümden yüreğime kayan Cemre Karıştı gül diken Karıştı yer gök birbirine Artık ne gündüzüm kaldı Ne gecem Zaman düğümüdür Kördüğümün Allah’ım koru beni Kolla beni ne olur Cemren düştü Gönlüme celal aksu |
Birimiz tepeyiz birimiz düz Kavuşamayız.... Baharlarım olur güz.....sevgilim Birimiz aşk birimiz yürek Gidersen.. Aşksız yürek neme gerek.........sevgilim Birimiz toprak birimiz tohum Serpilmezsen.. Barım olmaz,açmaz gülüm.......sevgilim Birimiz hayat birimiz su Tanrım.. Sende beni canlı kıldı..............sevgilim Barım olmaz açmaz gülüm.....sensizim Birimiz hayat birimiz su Tanrım.. Sende beni canlı kıldı..... sevgilim Sen..son nokta oldun gönüle koyduğum MertlerinEfendisi / Arap kurt |
Can dedim canımdan ettin beni Yar dedim yaktın beni Gülüm dedim dikeniyle yüreğimden vurdu Söylesene sevemedin demi beni ömür boyu Gel dedim bana bu yolları dar ettin Sarıl kollarıma dedim koş dedim Sen yine gelmedin Bana beklediğim yerleri mezar ettin Uzat ellerini bana dedim İstedim hissedeyim sıcaklığını delicesine Sen tutmadın ellerimi Cehennem ateşlerine attın beni Bir Sıçak söz duymak istedim dudaklarından senin Bana neden o iki kelimeyi söyleyemedin Kırdın kanadımı yıktın bütün hayatımı Yaşanmaz ettin bana bu dünyamı Geldin tutmaya geldin ellerimi Koştun sımsıkı sarılmaya geldin Ve şimdi ömür boyu seninim dedin Sen gelmeyince ben gittim Çek ayaklarını üzerimden Arama boşuna topraktayım ben Sen bu hayatı tek başına yaşamı seçtin mehmet akif akay |
Saki…………. sevmeler yoruyor adamı…. nasıl anlatacağını bilemiyor insan; bir çırpıda doğuyor aydınlık hemen ardından karanlık ….. hain telaşlarda dönüyor gün…..….. ay yüzler. karanfil çiğnetiyor….. akşam olduğunda….. erken masaların, saki’leri sessiz….. sessiz ve cimri……. haydi saki…… sözcükler bitti….. gitarın tınılarından doldur kadehime……. masanın kıyısında bir mum olsun…. ışığına gözlerini koyayım, esrik yarimin……… EGE ALTUN |
Sensizdim yine canım dün gece Kimsesizdim bu koca şehirde Bir doğum günüydü dün amma Sensizlikte bana ölüm günüydü Sabaha kadar yine oturdum dün gece sigaramı yaktım çayımı aldım bekar odamın camında öyle dikildim kaldım gözlerim dolmam dedi kahrol bu dertle sana rahat yok derdine derman olmam dedi çaylara kanamadım canım yine dün gece senin elinden bir başka yanında olsaydım esirgemez yapardın bir de pasta Bir doğum günüydü dün amma Sensizlikte bana ölüm günüydü Doğum günü senede bir kez Sanma ki her gün keyifteyim Benim ölüm günüm her gün bin kez Sen bilirsin zaten beni Nasıl özlerim bilirsin Nasıl sevdiğimi iyi bilirsin Diyorsun ki sen işini bilirsin Eminim bu gün yarın gelirsin Sana gelemem demek Sen artık öl demek Nasıl özlersin bilirim Nasıl sevdiğini iyi bilirim Gelirim elbet bir gün gelirim Ama bir başıma keyifle Belki de Dört kişiyle mustafa acıoğlu |
ACIRIM SANA Dargın değil kırgınız konuşuruz ordan burdan söz gelince aşka kaçarız oralardan ha bugün ha yarın derken geçip gidiyor zaman ağaracak saçlarımz dargın kırgın yaşlanacağız anılara atamam senide yok sayamam dilim mühürlü ama kalbim konuşuyor herzaman yazarım mısralara sorarım seni sana haberin gelir bana kuşlar fısıldar kulağıma bu kez sözüm sana bu devran böyle dönecek sanma bir gün gelir bulursun yalnızlığı kapında ne ana ne baba derman olmaz yarana yoksa yüreğinde bir sevda acırım o zaman sana .................................. Fulya Aydın |
Günün Sonunda Arzû Bir Yorgun gözümün halkalarındaGüller gibi fecr oldu nümâyân, Güller gibi... sonsuz, iri güller Güller ki kamıştan daha nâlân; Gün doğdu yazık arkalarında! Altın kulelerden yine kuşlar Tekrârını ömrün eder i'lân. Kuşlar mıdır onlar ki her akşam Âlemlerimizden sefer eyler? Akşam, yine akşam, yine akşam Bir sırma kemerdir suya baksam; Üstümde semâ kavs-i mutalsam! Akşam, yine akşam, yine akşam Göllerde bu dem bir kamış olsam! Ahmet Haşim |
çizgi Koyu kahve kıvamında acılar , uyku katliamında . Acılar gece gezer , dostum : bir kurşun gibi silik bir çizgi çizip geceye , gecenin Vietnam'ında .. Sen hiç vurulmadın mı ? Orhun BASAT |
İkindi Kahvemsin... Sen benim ikindi kahvemsin, telvesi bol, sıcak, köpüklü... orta şekerli… Küçücük bir fincandan yudumladığımsın... Sessizce içişlerim, her tadında boğazımı yakan, acısı saatlerce geçmeyensin. Sen benim ikindi kahvemsin... Kendi ellerimle pişirdiğim, bir kaşık kahve, biraz şeker, bir cezve suya verdiğimsin... 'Benimsin...' Yavaş yavaş karıştırıp kısık ateşte, her defasında köpüğünü seçtiğim, taşmaya yeltendiğinde üfleyişim, kokusunu içime sindirdiğimsin… Sen benim ikindi kahvemsin, Sıcacık.. ince kulplu, nazik bir fincandan yudumladığım, hiçbir tadına kanamadığımsın.. Telvesine doyamasamda, sabredişlerimde fallarına baktığım, üç vakte kadar gelen sevgili, aydınlığa çıkan yollarımsın.. 'Sen benim ikindi kahvemsin…' Kemal Süme |
Üç Dünya İnsan, Yaşar, üç türlü şu üç dünyada: Evvela: "Şunu sevdim, bunu sevdim!" diyerek Ömrü sevmekle geçer. Sözde olgunlaşır ondan sonra: "Şunu yaptım, bunu yaptım!"diyerek Ömrü saymakla geçer. İhtiyarlıkta tanır dünyayı: "Kahbe dünya!" diyerek "Hey gidi dünya!" diyerek Ömrü sövmekle geçer Orhan Seyfi Orhon |
Alacakaranlık Ben bu ışığı tanıyorum, bu amansız aydınlığı, Ve bir atlı arabanın sessizliği yırtan tekerlek takırtalarını, Büro pencerelerindeki demir parmaklıkları, Tanıyorum, soluksuz uykuya dalmış sokağın ıssızlığını. Gece devrildi yıllara, özgür ve çılgınca. Daha yanıyor yüreği sarsan güçlerin ateşi; Sert sabah ayazı sessizce yalıyor göğsümü ama. Kımıltısız donmuş evler, binlerce mezar sanki. Ölüler uyuyor o evlerde cifter cifter ve yapayalnız, Ya sırtüstü, ağız açık, yüzükoyun ya da. Ama gökyüzüdür benim istediğim derin ve engin, Ve görkemli uzaklıklar çıplak doğanın duru bağrunda! İki denk dünya var, iki denk şiir; Gündüzün dünyası ve dünyası gecenin, çılgınlığın ve aklın, Ama geceyarıyı vuran saattir iki dünyanın zor sınırı, Aydınlığın hükümsüz olduğu ve derinleştiği an karanlığın. Son bir arzuyla can atıyor ruhum Dönmek için gecenin düşünü gündüzün boş kalıplarına, Fakat boşuna savaşıyorum, ve boşuna mucize arıyorum: Sen, ey gündüz, güçlü düşman, yine boyun eğdiriyorsun bana! (Çev. Arif Berberoğlu) Valeri Bryusov |
BIRAKTIĞIN YERDEYİM Kaybolmuş zamanlar içindeyim Ne yıl belli ne de ay Sensiz günlerdeyim Takvimler ne söylese yalan Ben bıraktığın gündeyim Saat öğleden sonra Mevsimse kış olmalı İçim titriyor Sensizlk mi,soğuk mu Beni üşüten,bilmiyorum Yolda ayak izlerin Gidiyor mu, geliyor mu Belli değil beklemedeyim Kaybolmuş zamanlar içinde Sürgündeyim Takvimler ne söylese yalan Bıraktığın gündeyim Beni ararsan eğer Kalbine sor,nerdeyim Hiç gitmedim Bıraktığın yerdeyim...... ....................................... Fulya Aydın |
Karanlık Gözlerin gözlerine karanlıklar çökmesin elinden gelirse uyma bile dünyaya güzel gözlerin hep güzellik saçsın şehir şehir kent kent dünya seninle dolsun taşsın İsmail Baharşen |
İnsan, Yaşar, üç türlü şu üç dünyada: Evvela: "Şunu sevdim, bunu sevdim!" diyerek Ömrü sevmekle geçer. Sözde olgunlaşır ondan sonra: "Şunu yaptım, bunu yaptım!"diyerek Ömrü saymakla geçer. İhtiyarlıkta tanır dünyayı: "Kahbe dünya!" diyerek "Hey gidi dünya!" diyerek Ömrü sövmekle geçer Orhan Seyfi Orhon |
Öykü Yıl kırk yediydi sonbahardı Üstümde başka gök başka bulut Cebimde param vardı Tramvaylar taksiler emrime hazır Durağım İstanbullar Ankaralardı Yıl kırk yediydi sonbahardı Demiri büken ellerim Üzüm gibi saçım vardı Bir güzel geçse sokaktan İçim aşkla dolardı Yıl kırk sekiz mevsim sonbahar Ankara'nın taşına bak Neden böyle gözlerim dolar Neydim n'oldum n'olacağım Şu feleğin işine bak (Ahlat Ağacı) Mehmet Başaran |
İçimdeki Boşluk! Bencileyin şöyle garib var mı ki Anlatamam ne menemdir hallerim Yerim yurdum bir kör kuyu dibi ki Hep çıkmaza gider gelir yollarım Yumaklanmış yüreğimde acılar Ucu kayıp bulamam ki çözeyim Çaresizlik hükmediyor tabi ki Gözyaşıyla her gece gözgözeyim Hissiyatım ısyan eder aklıma İçimde bir bitmek bilmez savaş var Bir kararda eğleyemem kendimi Yürek sever dilim söver karalar Bir çıkmaza düşmüş gönül döneler Beden mülküm yangınlarda kavrulur Şu boşluk ki bir doldurmuş içimi İçimdeki her şey dışa savrulur Bir çıkmaza düşmüş gönül döneler Çelişkiler benliğime kök salmış Şu boşluk ki bir doldurmuş içimi Şişmiş şişmiş patlamaya an kalmış Hünkar Dağlı |
Takvimdeki Deniz Hasreti denizlerin, Denizler kadar derin Ve o kadar bucaksız... Ta karşımda, yapraksız, Kullanılmış bir takvim... Üzerinde bir resim: Azgın, sonsuz bir deniz; Kaygısız, düşüncesiz, Çalkanıyor boşlukta. Resimdeyse bir nokta: Yana yatmış bir gemi... Kaybettiği âlemi Arıyor deryalarda. Bu resim rüyalarda Gibi aklımı çeldi; Bana sahici geldi. Geçtim kendi kendimden, Yüzüme, o resimden, Köpükler vurdu sandım; Duymuş gibi tıkandım, Ciğerimde bir yosun. Artık beni kim tutsun? Denizler oldu tasam. Yakar, onu bulmazsam, Beni bu hasret, dedim, Varırım, elbet, dedim, Bir ömür geze geze, Takvimdeki denize. Ne var, bana ne oldu, Odama nasıl doldu, Birdenbire bu meltem? Ve dalgalandı perdem, Havalandı kâğıtlar. Odamda kıyamet var! Ah yolculuk, yolculuk! Ne kadar baygın, soluk, O gün bizde betbeniz; Ve ne titrek kalbimiz Ve eşyamız ne küskün! Yola çıktığımız gün, Bir sıraya dizilmiş, Gözyaşlarını silmiş, Bakarlar sinsi sinsi. Niçin o ânda hepsi, Bir kuş gibi hafifler, Arkadan geleyim der? Niçin o güne kadar, Dilsiz duran ne kadar Eşya varsa dirilir, Yolumuza serpilir? Ufak böcekler gibi, Gezer onların kalbi, Üstünde döşemenin. Bir gizli didişmenin Saati çala o ân; Birden bakar ki, insan, Her şey karmakarışık. Ayırmak olmaz artık Bir kalbi bir taraktan; Ve kalb, ağlayaraktan, Çekilir geri geri, Terkeder bu mahşeri. Bu mahşerin içinden O gün ben de geçtim, ben; Nem varsa, evim, anam, Çocukluğum hatıram Ve ne sevdalar serde, Bıraktım gerilerde, Kaçar gibi yangından. Rüzgârların ardından, Baktım da süzgün süzgün, Kurşun yükünü gönlün, Tüy gibi hafiflettim, Denize hicret ettim... 1931 Necip Fazıl KISAKÜREK |
Sana Ne Demeliyim bilmem ki Sana ne demeliyim, bilmem ki Dost desem olmuyor Yaren desem uymuyor Yar mı desem, ne dersin Sana ne demeliyim, bilmem ki Bir sürec yaşadık birlikte, dost diyerek Mevsimler birbiri ardına akarak gitti Sözler sevileşti suskun gönülde Yürekte zamanlar zay olup gitti Gömdük düşleri, duyguları Kül bastırdık üzerine Ne gönlün ocağı kabullendi Ne iç yangını yüreğimizin Umuda el salladık, ufuk yanarken Diyemedik birbirimize Dememiz gerekeni Sana ne demeliyim, bilmem ki Soğuklar apansız bastırdı Kar kapıda, ben yangınlardayım Bulutlar çöktü üzerime, bulutlar geçti... Düşmedi bir damlacık olsun, yağmur tenime Ve ben, senli düşlerin buğusundayım Sana ne demeliyim, bilmem ki Dost desem olmuyor Yaren desem uymuyor Yar mı desem, ne dersin Sana ne demeliyim, bilmem ki Sana ne demeliyim bilmem ki KÖMEN Haydar Okur |
Sen beni asla unutamazsın.. Bilirim geceleri uykun kaçar, Dayanamazsın ararsın! Kalbin ağlar ama, sen ağlayamazsın! Bensizliğe bir türlü alışamazsın! sen beni asla unutamazsın! Gururun hayır dese de, kalbin kan kusar. Ateşin söndü!desen de, küllerim bağrını yakar! Maziye dalıp her gece resmime bakar, bir türlü ağlayamazsın! Sen beni asla unutamazsın! Unutabilsen,gece yarısı telefonlarımı çaldırmazdın! Unutabilsen,böyle isyankar olmazdın! Sen beni unuttum desen de unutamazsın! Kalbini başka gönüllerde asla avutamazsın!. Zeynep Orcanel |
Aşka ve Sevgiye Dair Aşk ikidir sevgi bir; Aşk yalan,sevgi gerçektir. Aşk sudur,sevgi susuzluk. Bu yüzden sevgi hasrettir, Özlemektir,beklemektir. Asıl maharet: Susuzken suyu içmek değil Karşısına geçip seyretmektir. Aşk haykırmaktır,sevgi ağlamak; Aşk açmaktır,sevgi katlamak. Sevgi saklamaktır Yüreğini,gözlerini Ve de ellerini saklamak Bahar geldiğinde… Bir çiçeğe,yeşile,çimene Aşık olamazsın ama seversin. Arkadaşına aşık olamazsın Ama seversin. Toprağa fidanı aşkla değil Sevgiyle dikersin. Sevgi için ölünür,aşk öldürür. Aşk kıskançtır,nankördür Sevgiyi öldürür. Aşk Kabil’dir,sevgi Habil. Aşkla sevgi aslında kardeştir Babaları insandır,Adem’dir Aşk için şiirler yazarsın, Şarkılar yaparsın; Sevgiyi anlatamazsın. Çünkü yüreğine sığdıramazsın. Kalbini aşka kapatabilirsin Ama sevgiye kapatamazsın Sevgi gizli,aşk aşikardır. Yüz vermeyince unutursun Sen aşığım diye daha kendini kandır. Dedim ya sevgi gerçek,aşk yalandır. Dahası da var: Aşkın gözü kördür, Fazla naz aşık usandırır; Aşk oyun,aşık oyuncaktır. Sevgi ise yaşamdır,hakikattir. Aşk aceledir, Sevgi usul usul sabırlıdır. Acele işe hem şeytan karışır. Aşk ateşlidir Çünkü hastalıklıdır. Sevgi ılıktır Çünkü sağlıklıdır. Velhasıl bu iki kardeşin hikayesidir Aşka ve sevgiye dair… 26 Ocak 2002 Aydın Yüksel Kasım |
Gecede hüzün gizli. Hüzünde Sen... Aynada yüzün gizli. Yüzün de Sen... Bir ırmak gibi çağlatır aşkın. Şaşkınım seni gördüğüm günden beri şaşkın. Öldürür beni tatlı her bakışın. Bakışta gözün gizli. Gözünde Sen... Bir aha sığdı bütün hayatım. Gerçeğim sen oldun; sen oldun yalanım. Her aklıma geldiğinde ağrıyan yanım. Rüzgarda sözün gizli. Sözünde Sen... Yaz gib yaktın. Bahar gibi aktın. Kışta yalnız bıraktın. Her mevsimde güzün gizli. Güzünde Sen... Gülmekte var ağlamakta. Yok olmakta var, var olmakta Pişmanlıkta var yol almakta. Aşk özünde gizli. Özünde Sen... Sen gizlisin özünde, alemde ne varsa. Yanacaktır Kerem ASLI'sı yarsa. Bir gün sen nerdesin diye soran olursa: Her şeyde SEN gizlisin. Sende ben...... osman dağıstan |
BENDEKİ BEN Dert değil yıkılmak deli fırtınalarda, Yıkılan içimdeki tek sevgi ağacı olmasa.... Dert değil boğulmak deli mavi sularda, Verilen son nefes aşk dolu olmasa.... Dert değil bugün ömrümün son günü olması, Yaşananlar hep yarım kalmasa... Dert değil gözlerimi kapamak son defa, O gözler doymuş olsa sevdalara... Dert değil koparman gülümün yaprağını, O yaprak en sonuncu olmasa.... Dert değil aslında gidişin birtanem, Yanında götürdüğün bende ki ben olmasa.... .................................................... Funda Bilgili |
Sabaha Kadar Şu airler sevgililerden beter; Nedir bu adamlardan çektiğim? Olur mu böyle, bütün bir geceyi Bir mısranın mahremiyetinde geçirmek? Dinle bakalım, işitebilir misin Türküsünü damların, bacaların Yahut da karıncaların buğday taşıdıklarını Yuvalarına? Beklemesem olmaz mı güneşin doğmasını Kullanılmış kafiyeleri yollamak içein, Kapıma gelecek çöpçülerle, Deniz kenarına? Şeytan diyor ki: “Aç pencereyi; Bağır, bağır, bağır; sabaha kadar.” Orhan Veli |
BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM Hayatta ben en çok babamı sevdim Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk Çarpık bacaklarıyla -ha düştü, ha düşecek- Nasıl koşarsa ardından bir devin O çapkın babamı ben öyle sevdim Bilmezdi ki oturduğumuz semti Geldi mi de gidici-hep, hep acele işi! - Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi Atlastan bakardım nereye gitti Öyle öyle ezberledim gurbeti Sevinçten uçardım hasta oldum mu 40'ı geçerse ateş, çağrırlar İstanbul'a Bir helalleşmek ister elbet, diğ'mi, oğluyla! Tifoyken başardım bu aşk oyununu Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu Can Yücel 2 MAARİF BİZE NELER ETTİ okullarda kafalarımıza tonla gereksiz bilgi zerketti sınavlar dışında çok az kullandık hiç işimize yaramadı hayatta elimizi kolumuzu bağladı hatta anlayacağınız dostlar onca emek onca uykusuz geceler güzelim gençlik yılları boşa gitti gerekenleri yeniden öğrendik harcanan ekstra para yitirilen değerli vakit nakitti kuala lumpur nerdeymiş pizza kulesi eğriymiş hind'in inekleriymiş afrika’nın filleriymiş darwin evrimi galapagos adalarında ak’letmiş napoleon moskova önlerinde ne halt etmiş askercilik oynayıp josephine’i bekletmiş ya galileo galilei göklerde ne görmüş Fuat Eriçok |
Aylar Oldu görmedim seni aylar oldu aslında seni yüreciğimin ta derininde taşımak inan herşeye bedel aylar oldu görmedim seni ve daha aylar var ki göremeyeceğim dert etme sen yine yüreğim seninle görmedim seni aylar oldu sarı yaprakları koca sonbaharın bana seni anlatıyor gözlerimdeki seni yüreğimdeki seni o zaman salıveriyorum güvercin misali denize doğru süzülüyorsun arkanda beni bıraktığını ve el salladığımı ve ağladığımı bile görmeden kaçar gibi.. görmedim seni aylar oldu görmedim, yüreğim soldu görmedim, cesaretim bile kalmadı seni görmeye bir daha.. artık bir yabancı gibisin uzaklardan gelen ve yine uzaklara giden yollara sevdalı... aylar oldu görmedim seni denizler kabarmış gökler umutsuz kuşlar çok uzaklarda, son nefesi gülün kimin umrunda? görmedim seni aylar oldu yüreğim çrpınmada uçtu uçacak sen daha gelmeden daha doğmadan güneş uçtu uçacak yüreciğim görmedim seni aylar oldu üstüme üstüme geldi rüzgar.. aylar oldu görmedim seni seni görmedim dün gibi aklımda oysa sahipsiz ağlamalar, yakınmalar günler geceler sensiz geçen seni beklemeler camlarda umutlar, ışıklar yarınsız öyküler, şiirler yarım kalmış bekleyişler, özleyişler ağlayışlar sana hepsi sana... aylar oldu görmedim seni ama yüreğim hala aynı yangında bunların hepsi yüreğimden sana aylar oldu beni unutma unutma aylar oldu... Ömer Seydi Ekinci |
Beklerken rüzgarı yağmurla geldi Bulutlar karayı bağladı şimdi Her zaman yaprağım alır giderdi Kırıldı dallarım savruldu şimdi Toprağa tutunup özlerken güzü Direnir köklerim içimde sızı Eserken poyraza dayandım bazı Tufanla gövdemi kaybettim şimdi önder eren |
ÖTESİ YOK KÜÇÜĞÜM Üzülme küçüğüm Güneş ısıtır nasılsa Ayaza düşen yüzünü Düşüncelerinin derinliğinde Dondurma düşlerini Kaldır başını Bak yalan yansımasına yaşamın Ve gülümse Çözülsün buzları iklimin . Kış bitecek nasılsa Toprak uyanacak Cemrenin selamınla Ve en güzel yediverenler açacak Avuçlarında -Solan tüm çiçeklere rağmen- Ötesi yok küçüğüm Ötesi yok... .................................. Figen Yarar |
''Gitme aklım sende kalır, Uyuyamam geceleri...'' Giderdin ardına bile bakmadan. Bense rafa kaldırırdım her seferinde, Hiç yaşamadığım kadınlığımı. Geldiğinde rol yapardım uyur gibi. İçimde kopan fırtınalara, Boğazımda düğümlenen, Hiç söylenmemiş, Söylenmeyecek sözcüklerle, Ne kadar da sakin uyurdum, kıpırdamadan. Ya da sen öyle sanırdın. Oysa beynime sığmazdı düşüncelerim, İçimden taşardı yüreğim. Kıpır olurdu ya, Nefes bile almazdım, Sen anlayacaksın diye. Sanki uyurken nefes alınmazmış gibi. Yoksayılan kadınlığımdan soyunup, Bu gecelerin içinde doğdum yeniden. Çırılçıplak, yalın, yalansız. Bir insanım ben, İnsanca yaşamayı ilke edinen. zübeyde taşkın |
KORKUYORUM Dostuna dostum diyordum Düşmanına düşmanım Gözü yaşlı kaldım şimdi ben Sende çekip gittikten sonra Bak ağlamaktan yaş kalmadı Bak saçlarıma,sayende bembeyaz kaldı Bak bir buz gibi hergün eriyip giden bedenime Senden bana sadece karanlık bir hayat kaldı Sen benim baharda açan gülümdün Hiç solmayacaktı senin mahzun yüzün Telli duvaklı gelin olduğun gün hayalim Sarayıma sultan edcektim sevdiğim Sen her şeyi bir tarafa atıp gitmeyi seçtin Hani bir zamanlar yaşama sevincindim Bensiz bir hayatı düşünemeyen sen değil miydin Hayatının yalan olduğunu ben nerden bilebilirdim Ben sana yalan söylemekten çok korkuyordum Aslında yalandan değil ben Allah'tan korkuyordum Genç bir kızın hayalleriyle oynamaktan korkuyordum Ben biliyor musun sevdiğimi kaybetmekten korkuyordum. ......................................................... Fırat Coşkun |
Bitiyor belki baharım derken azizim. Bu çiçek te nerden açtı bahçemde. Büyümüş yetişmiş gelmişte kemale Ne Gül dersin ona sen ne Sümbül ne de Lale… Bak şimdi açan çiçek kıyılırmı ki kesilsin Ruhumun arzusudur ona baksın ve sevinsin. Gitmesin ne kokusu, solmasın ne de rengi, Bitmesin gönlüme neş’e veren ahengi. Bahçevan aman su ver bak yağmurlarda kesildi Kurutma yeşil kalsın o bizim son gülümüz. Deli bir dalga gibi şu derya da dileğim, Yetişmezse dünya da mahşere düğünümüz…. tuncer akbaba |
PİŞMANLIK Bu dünyayı zindan ettin sen bana Sahte gülücüklerle girdin dünyama Her şeyimi alıp gittin başka kollara Yalancı koydum bende senin adını Her şey unutulur gidilir bir anda Pişmanlık duyup dönmek istersin bana Gelip de bulamazsın eskisi gibi bir ben daha Yanlışlarınla kal şimdi baş başa Kocaman yüreğim vardı sevgiye susayan Aşkı yaşayıp sana da yaşatan Bırak git dedin ardına bile bakmadan Meğerse nefretin olmuşum anlamadan Çok gördün değil mi mutluluğu bana Yalvarıyormuşsun her gün Allah'a Geri dönsün canımı vereyim diye ona Son pişmanlık fayda etmez bunu unutma.. ................................... Fırat Coşkun |
Gel…. Gel de Gönlüme serinlik ver Bad_ı saba mı? Dersin Poyrazdan mı esersin Yeter ki gel.. Bir kez duyulsun sesin.. Gecelerin içinden… Geleceksen gel artık… Ya Maçin Ya da Çin’den.. Ama ruhum be gülüm Bak sana sesleniyor. Dilimin raksı değil….. Dinleyeceksin belki. Beynimde kopan değil.. Bu fırtına bu tayfun… Gönlümün, yüreğimin, kalbimin Taa içinden.... tuncer akbaba |
Uluorta -seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin- -nazlanırsın ama bir gün gelirsin- düşen bir yaprağa bağladım hayatımı olsun artık diyorum ne olacaksa paralı asker miyim neyim ben ekleyip duruyorum sabahları akşama ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim hem de mayhoş elma tadında. kendimi de koysam ayağımın altına yine de yetişemiyorum ey aşk, omzunun hizasına. çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle. budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin nereye konsam geri sayım başlıyor kurcalıyor beni bir çırağın elleri ah, unufak olsam ve desem ki ağzın tat görmesin hayat kandırdın beni. sorma, elim kırılsın bir daha dokunursam güneşe. kılpayı kaçırılmış bir şeyin bıraktığı ardında neyse oyum ben. yaralı serçe, benim için dua et: gök bir kayalık gibi şimdi üstümde dr. şükrü öncüoğlu'ndan üç ayda bir reçete. acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması bir yastık arıyorum kuş seslerinden mühim değil sonrası. sorma, yangın sönseydi suyla denizler her akşam böyle yanmazdı. yakartop oynayan melekler gördüm güneşle ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen yolundaydı herşey, ben bile yolundaydım ama kıyıya vardığımda kendimi unuttuğumu anladım karşı kıyıda. şiirler söyledim belki duyarsın diye çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin sana seslendim durdum bu küçücük odadan acımı duy, sensin pusulam benim ki dünya silinmiş bir harita gibi yabancı bana. sorma, usulca uzandığında bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran. İbrahim Tenekeci | |
Kalbimin ateşi sen Evimin neşesi sen Dünya benim olurdu Bir gülsen ah bir gülsen Bülbülleri çağırır Seslen bulut dağılır Doğar güneş yeniden Bir gülsen ah bir gülsen Ufukta yar gözlerin Silinmezki izlerin Erir tutmaz dizlerim Bir gülsen ah bir gülsen Dağlar aşar gelirim Arar seni bulurum Gülsen meshud olurum Bir gülsen ah bir gülsen fatma akgöl |
ANLAMSIZ Sen kendini tanımamışken, Beni tanımaya çalışma sakın. Sahte gülüşlerine yandığım masal kuşum. Biliyor musun! Meğer masalların sonları hüzünmüş Bakışlarının ardındaki yalanlar gibi.... Bundan sonra sen bir düş güzeli Bense Sana inanmış şaşkın bir deli. ...................................... Gizem İnan |
YASTIĞIMIN SEN KOKAN YÜZÜ Küllerini savurduğum bir yangının meyvesiydi; Ayrılık... Ateşler içinde yandığım cehennem yeriydi; Yastığımın sen kokan yüzü... İlk buluştuğumuz anı hatırlıyorum dün gibi. Soğuğun içime işlediği anlardaki; Asi, ateşli bir bakış; utangaç bir yüz Sahipsiz bir kalp... Ve çabucak biten bir hikâye... Şimdi için rahat olsun... Bir ikindi vaktinde; Köşelerden birine rastlayan bir masa vardı, O zaman diliminde verilen sözlerin ve ağlayan gözlerin Bir tek ruhu kaldı... ADEM ERAY KOZAN |
GİTME, KAL DESEM?.. Hani; Bir ayağın içerde Tam çıkacakken Kalbimin kapısından Gitme Kal, desem?.. Hani; Başka gözlere Dalmamışsa gözlerin, Yankılanmıyorsa Başka bir ses Kalbinin dağlarında, Kurşun sıkmamışsa Sevdama kalbin, Çıkma Kal, desem?.. Sen de seviyorsan Beni halâ, Ve düşünüyorsan Seni düşündüğüm kadar, Yok ediyorsa mesafeleri Sevgin, Gitme! Bir kez daha düşün!.. Sebahat Mayda Yavuz |
kaç gecenin çölüdür bu ayrılık |
Anlamalı !! Kafesteki kuşun gözlerinden anlamalı, Yalnızlığı, unutulmuşluğu, ıztırabı. Babanın o buğulu sesinden anlamalı, Sevmeyi, sadakatı, vefayı ve de cefayı. Yağan yağmurun taneciklerinden anlamalı, Dalgaların kayaları döğüşünden anlamalı, Görmeli zaman zaman da ana ile babayı. Solutmalı onlara da yudum yudum yaşamı. Bir gün gelir de beni düşünerek ararsanız, Resmime bakarken hatırlayıp ağlarsanız, Yılda bir defacık olsun beni anarsanız, Bilin ki canım kızlarım bu bana yeter. Bir gün benim mezarıma rastlarsanız, Bir de taşına bakıp adımı okursanız, Üstüne küçücük bir kuru gül de koysanız, Bilin ki canım kızlarım bu bana yeter. Necdet Çobanlı |
Uluorta -seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin- -nazlanırsın ama bir gün gelirsin- düşen bir yaprağa bağladım hayatımı olsun artık diyorum ne olacaksa paralı asker miyim neyim ben ekleyip duruyorum sabahları akşama ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim hem de mayhoş elma tadında. kendimi de koysam ayağımın altına yine de yetişemiyorum ey aşk, omzunun hizasına. çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle. budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin nereye konsam geri sayım başlıyor kurcalıyor beni bir çırağın elleri ah, unufak olsam ve desem ki ağzın tat görmesin hayat kandırdın beni. sorma, elim kırılsın bir daha dokunursam güneşe. kılpayı kaçırılmış bir şeyin bıraktığı ardında neyse oyum ben. yaralı serçe, benim için dua et: gök bir kayalık gibi şimdi üstümde dr. şükrü öncüoğlu'ndan üç ayda bir reçete. acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması bir yastık arıyorum kuş seslerinden mühim değil sonrası. sorma, yangın sönseydi suyla denizler her akşam böyle yanmazdı. yakartop oynayan melekler gördüm güneşle ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen yolundaydı herşey, ben bile yolundaydım ama kıyıya vardığımda kendimi unuttuğumu anladım karşı kıyıda. şiirler söyledim belki duyarsın diye çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin sana seslendim durdum bu küçücük odadan acımı duy, sensin pusulam benim ki dünya silinmiş bir harita gibi yabancı bana. sorma, usulca uzandığında bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran. İbrahim Tenekeci |
| Saat: 15:46 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık