![]() |
Güz pervasız bir ayaklanma akortsuz seslerden mutsuz yollar işgalci ayaklardan kulaklarımızda yırtıcı kuş sesleri üşüten tiz çığlıklar ensemizde artıyor duvarlarda tırnak izleri küçük kurtlar kemiriyor koca kentleri akşamdan çok önce çöküyor gece yüreğim daha ne kadar dayanır bilinmez ateşimi yakabilsem küller savrulacak yak(a)masam karanlıklar basacak içimizi elyordamıyla arıyorum ateş almıyor yarin gönderdiği çakmak kafalarda pırıl pırıl taptaze bir bahar kapılarda karakışın habercisi bir güz var. |
Unut Yüreğim Ben ne aşklar yaşadım bilemezsin Ne başlangıçlardan vazgeçtim göremezsin Gel desem bilirim gelemezsin Sevdiğimi söylesem onu bile düşünemezsin. Ayrılıklar saplanmış yüreğime Bir gözyaşı damlası düşer önüme Ürkek güvercinler gibi geldim yine Sana geldim benim olasın diye. Üşüdüm karanlık gecelerde Sorguladım duygularımı bir bir Seviyormuşum hala seni Seviyormuşum bir çiçeği sevgiğim gibi. Düşlerimi sana verdim Uykularım yarım kaldı Kalbim binbir parça Kalbimde ismin yazılı. Şimdi yüksek kaldırımlarda yürüyorum Eve otobüsle gidip geliyorum Bazen eve gitmeyi unutuyorum Bir de seni unutsam... |
Bir Adı Yoktu Sensizliğin Bir adı yoktu sensizliğin Zamanı durdurmuştun gittiğin gün Oysa bir sevda masalıydı yaşananlar Sessiz bir kayboluştu anılar Düş bahçesinde oyun oynamak gibiydi sevda Yıldızlı gecelerde sokulmaktı o sıcak nefese Yağmurdan habersiz sevişmekti bazen Bazen bir sığınaktı Uyumaktı şefkatli bir kucakta Habersizce denizi izlemekti Çocuklar gibi top oynayıp eğlenmek Hiç konuşmadan anlaşabilmek Sözlerin anlamı yoktu çoğu zaman Bitmez denilen sevdalardandı bizimkisi Herhangi bir saatte ve yerde tesadüfen karşılaşabilmekti İki simit gerekmezdi bu sevdaya Paylaşmanın sevinci vardı duygularda Düş kurmaya da gerek yoktu İçimizden gelenler o anda yaşanırdı Martılar göç etmezdi sıcak diyarlara Bizim sıcak kucağımız yeterdi onlara Güvercinler bir tek kışın konmazdı pencere kenarına Kışında serçeler öterdi bahçedeki ağaçlarda Yalan yoktu bu sevdada Konuşmak ta yoktu zaten Sadece yaşamak vardı Düşünmek yaşamak Kaybolmak bilinmezliğe doğru Şimdi zaman gittiğinin tam ertesi Güvercinler konmuyor artık pencereme Sabahları yaptığımız kahvaltı tatsız Göç etmeyen martılar ölüyor avuçlarımda Gökyüzündeki yıldızları da yanında götürmüş olmalısın Geceler hep karanlık odamda Eskinden de konuşmazdım, yine konuşmuyorum İnsan sesi duymayalı ne çok olmuş Sitemim sana sanma... Sitemim zamanı... Hani haber bile vermeden gittin ya İşte sitemim seni benden alana... |
Güz Gelmeden Sırtında taşıdığın kıl heybe dağ rüzgarı ve lor peyniri gibi doluysa kır çiçekleriyle sesler türkülere dönecektir üzünçse ışıklı bir sevince Dudaklarında özlem türküleri ve gözlerinin menevşesinde aşk çağıldıyorsa çavlanlar gibi usulca bir umudun menziline hüznü gerilerde bırak Türküler paylaşıyorsa eğer dağ rüzgarları paylaşıyorsa sevinç de dahildir buna ve o zaman bütün bir yaşam paylaşılacak kadar güzeldir artık Heybendeki kır çiçekleri bir yangındır güze doğru tutuşturur yüreğinde uzak özlemlerin külünü hiç beklemediğin bir anda Güz gelip de yangın başlamadan tutmalısın doğanın yelesinden yüreğindeki sabah olmadan gül bahçesine sevda hevengine |
Ertelemeyeceğim Tek Şeysin Bir dilin bütün sözcüklerini kullansam Seni tarif edemeyeceğimi biliyorum Ulaşılmaz oldun hep Dokunmak, hissetmek ve dolu dolu yaşamak isterken seni... Kocaman bir yalnızlıktı payımıza düşen Herşeyi erteledim ama ertelemediğim bir şey vardı! Sana benziyordu.. Su olsan dokunulduğunda bozulurdun Bozulmayan bir şeydin Gidilecek bir yer olsan sonu olurdu Sonu olmayan bir şeydin Uykuda görülecek bir rüya olsan uyanırdım Beni rüyamdan uyandırmayacak bir şeydin Simsiyah saçların olsun istiyordum Ama baktım değil Üç ırmağın birleştiği yerinden öpeyim desem Aklıma ırmaklar gelir Düşün ki Yılan Dağı'ndan aşağı iniyoruz. Ve dünyada sadece 2 kişilik bir türkü kalmış onu söylüyoruz Öyle bir şeysin sen Seni düşündükçe yoruluyorum desem Dünyanın en büyük yalanı olur Yalanım yok Bu günden yarına ne kalır bilmem ama Sen kalırsın Tıpkı yatağı değişmeyen bir ırmak gibi.. Yaşadıklarımız azdı.. zamana sığmadık.. Yaşamak isterken her şeyi bugün şarkı söylüyorsam O gün şarkı değik Şarkı gibi seni yaşamak isterim Halkıma benziyordun Bir yanın göç Bir yanın toprak kokuyordu hep Gezmediğim yerin kalmadı Bazen yasaklandın bana Bazen bir suç gibi boynumda taşıdım seni Yedi telli sazımla bile anlatamadım Sen bir uçurumun gülüydün Ellerimi her uzattığımda Bin kırıkla geri döndüm Yasakların bile tanımlayamadığı bir şeydin Haritalara sığmazdın Her ülkede bir başka gülüyordun Uzundun, inceydin Dokunduğumda nereli olduğumu seninle hatırlardım Bana hep kendimi hatırlatan bir şeysin sen Uzaksın, yakınsın, özlenensin Ama bugün değil, yarın gibi bir şeysin Sen bugün her şeyi değiştirmek için çabalarken Sen değişmeyen olarak duruyorsun karşımda Kabul ediyorum dünyaya bu kalsın ama sen bilme... Dünyada kaç iklim kaç zulüm kaç ölüm Bir seni bunların karşısına koymak nasıldır bilemezsin, bilme... Bugün her ölümle biraz ölürken Seni düşündükçe hayata dönüyorum Yeniden gecenin en karanlık yerindeyim Bir sigara ateşinin aydınlattığı kadar ışık bile olsan Yine de seviyorum seni... Sadece benim seni anladığım kimsenin unutmamak için Defterine not düşmediği ama hayatında hep dipnot olarak kalan Kendi yasaklarım gibi unutmuyorum seni.. Dağları delmiyorum inmek istiyorum oralardan Hepiniz gibi aynada saçlarımı taramak, günaydın der gibi sokağa fırlamak Ve şarkı söylemek istiyorum Adına aşk diyorlar gelecek diyorlar Bana yetmiyor... Her şarkımda sana bir adım daha yaklaşmak istiyorum Bir başka dilden seviyorum seni... Kırmızıdan daha huzurlu Gelincikler gibi bir mevsim değil Dört iklim köşe bucak Kim ne derse desin Geri dönecek yerim yok, Bir kentin ortasında çığlık çığlığa kalsam da, Yine seviyorum seni... Bu bir suç duyurusudur.. Kendimi ihbar ediyorum... |
Alıntı:
Sıyrılıp gelen Soluk bir ay dolanıyor kentin üstünde her gece Her gece bilge bir gezgin tavrıyla adımlıyor yolunu Güz yanığı bir durgun sessizlikle örtülü her şey ve yırtılmış bir tül gibi savrulup duruyor zaman Suların sesini dinle şimdi ormanın fısıldayışlarını usulca yarılıyor dağların göğsü bir aşkı dinlendirmek için Ve gözleri uzak yamaçlarda aranıp dururken bir şeyleri sessiz ve sakin beklemekte bekledikçe bileylenen yürek Belli ki dağların, denizlerin ve göllerin üzerinden sıyrılıp gelmektedir seher Belli ki yakındır doğayı ve hayatı sarsacak saat |
Eserini Rafa Kaldır Selamın da bitti ya, Demek ki her şeyi tüketmişsin, İflas etmiş hislerin, Besbelli ki, Gönül galerin kibirinin talanına uğramış, Kapanmış kapısı, Kilit vurulmuş, Anahtarını uzayın derinliklerine fırlatmışsın, Ohh, ohh be,çok rahatsın anlıyorum canım, Bebekler kadar rahat uyursun artık, Tebrikler, bak bunu çok iyi yapmışsın... Hani nerede o söndürülemez görünen koca yangın, Hamarat itfaiyeci, Sen çok yaşa emi, suyunu nereden buldun, Işıktan da ımı hızlısın,anlamadım, Nasıl, ne çabuk, ne zaman söndürdüğüne şaşarım, Enkazıda kalmamış sevdanın, Hızlı yok edicim, a cicim, Gurur duy kendinle bak başardın işte, başardın... Tek arta kalan şey, Yalnızca bir avuç kül , Rüzgarı da ikna etmiş gibisin, O da tersten esiyor, Katmış önüne o bir avuç külü, Savuruyor, savuruyor, Suskunlukla bitmesini bekliyorsun, Meraklanma o da biter, Bir avuç külün şu koca evrende yeri mi olur, Rivayeti mi edilir sanki... Varsın olsun, Bende bir buruk yürek, Bükük bir boyun, Kırık bir gurur kalmış geriye, Ne farkeder ha, ne farkeder, Evet kader utansın diye düşünebilirsin, Teselli mükafatı gibi bir şey olur ya, Sen hiç utandığını duydun mu kaderin, İnsanların utanmaz ettiği, O utanmazın, Bükük boyunlara, Buruk yüreklere, Kırık gururlara, Mahçubiyetini bir söyleyen oldumu hiç... Her şeye rağmen de, Hep onu suçlarız ama, Asıl suçlu biz değil miyiz, Onu da biz yaratmadık mı sanki, Al hadi, işte eserin, Yani ben, Günahımı kaderemi yüklesem, Yazık değil mi ona da, Hep o mu suçlu sanki... Al hadi dünya senin olsun, Çekiliyorum içinden, Kaderi suçlamadan, Bizdeki kader de, yine biz değilmiyiz, Ortak etme beni soluduğun havaya, Bildiğin gibi yaşa, Dünya senin olsun, Mutlu ol, kendimi imha etmeye gidiyorum artık, Kül değil, zerre kalmasın, Geniş olsun yerin, Rafa kaldırbilirsin eserin, İnkar et, kader de istersen, Bu eser Benim değil de , Ört üstünü, Görmesin kimse, Ne yaparsın, okunmuyor, okunmuyor işte, Kötü bir eser o, Ama yinede, yazarına kader deme, Kadere de yazıktır... Bir başka eser yaz, artık deneyimlisin, İyisini yaz, olur mu, iyisini, Kaderi suçlama, suçlama sakın... |
Yıkılır kalırım bu sağır akşamlarda Önümde dağ gibi bir yalnızlık İçimde yıllanmış yorgunluklar Unutulmuş eski bir adrese çıkar yollarım Çayımın ilk yudumunda o Sigaramın son nefesinde o Anlarsa beni.. bir tek o anlar. |
İçimde Azan Pişmanlık İşin farkına vardım nice sonra Özleyeceğim seni Son zamanlar içimde bir sıkıntı Başımda bir duman Derdi çok dağlar gibiyim Hani patlayacağım dokunsalar Anlıyorsun derdimi Özleyeceğim seni Bu gece dün geceden daha uzun Şarkılar daha manalı İçimde bir başka hüzün İçkim sigaram yok bilirsin Ama gel gör sarhoş gibiyim Ellerim titriyor sinirden Yalan değil anladım Özleyeceğim seni Türlü hüzünler yaratıp kendime Saatlerce yürüyorum akşamları Dudaklarım tir tir titriyor Ağlasam ağlarım o dakika Lakin o aptal mahçupluğum Gücüm kalmadı artık Özleyeceğim seni Kimseyle anlaşamaz oldum İstemeden kırıyorum herkesi Avutmuyor teselli etmiyor Hiç kimse hiçbir şey Çekilmez oldum Anlaşılmaz oldum Hani bir zamanlar Seni aramam özlemem demiştim ya! Unut onu! Seni çok özleyeceğim. |
Gidersem bir daha dönmeyeceğim Kalırsam kalbime yenilmeyeceğim Çözemedim seni çıldıracağım Gözlerin kal diyor dudakların git |
| Saat: 08:50 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık