MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

tikkymelike 17 Mart 2007 14:35

BETER

biliyorum artık bana
gülmeyecek o gül yüzün.
ve sürecek hükmünü
yüreğimdeki hüzün
sen geceleri uğramayan
yarı hayal uykumdun
okyanus kıyılarından derdiğim
renk,renk pırıl pırıl kumdun
öyle hoştun avucumda
bir kaybediş,bir gidiş
bir yiştirme korkumdun
avuçlarımı yumdum
daha sıkı tutarsam
kalırsın diye umdum;
kayıp gittin,kalmadın...
bir buket yaoıp sana bir,bir;
hayallerimi,iyi niyetlerimi,
yüreğimi sundum
alırsın diye umdum;
sayıp gittin,almadın...
artık gözlerin yerine
asılı gözlerimde kaşların;çatık
bu sürgün yollarında bana
umudum ekmeğim,yaşalrım katık
sana vuracak tek gemi...
o da yüzyıllar evvelinden batık
bu yol ki;tek yönlüdür,
hasrete gider...
hasret,senin hasretin;
ölmekten beter....
.....................................
A.Hakan Yenice


Misafir 17 Mart 2007 14:38

http://img89.imageshack.us/img89/45/askadntz3.jpg
Dönebilmek o dönüşü olmayan yollardan
Sürekli bir aldanış bir daha bir daha
Hiç bitmeyecek gecelerden bir sabaha
Çıkabilmek ve sevmek durmadan usanmadan

Konuşmak Konuşmak gözlerle fısıltılarla
Duymak büyülü sıcaklığını beyaz ellerin
Her geçen dakika var olduğunu anlamak için
Yaşamak arzu dolu dudaklarda, şarkılarla

Unutmak ne varsa kötülükten yana
İnmek sevilen gözlerin derinliğine
Öyle mutlu, öyle sarhoş, alabildiğine
Bin yıl içmek o sulardan kana kana

Her gün ona koşmak dağlardan tepelerden
Her yerde, her zaman onsuz edememek
O en tatlı hayal, en büyük gerçek
Anlarsın taşan o günlerden gecelerden

Sonra bir gün o bütün karanlıkları yırtasın gelir
Başını alıp gidesin gelir uzak denizlere
Artık her şey boş ve yalan sevdin ya bir kere
Her yerinden bir buğu halinde o yükselir

Sen yoksun Artık anla yeryüzünde bir o var
Onun elleri var, gözleri, dudakları
Anlarsın tenin beslediği zaman toprakları
Ve hala seversin zaman bitinceye kadar

Yeniden var oluştur ya da bir başka türlü oluştur bu
Nice aldanmalardan sonra bir aşka dönüştür bu.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Nephthys 17 Mart 2007 16:08

Sevgi Yüreklim

Karanlık dünyama aydınlık veren,
Hüzünlü gözlerimde, mutluluğu gören ve yaşatan,
Sessiz çığlıklarıma ses olan,
Yalan olmuş dünyadan doğruları yansıtan,
Sevgi yüreklim hoş geldin.

Karanlık dünyamda,
Yalnızlığı dört duvarla paylaşırken,
Dalgaların kıyılarımda sessiz vuruşlarını yaşarken,
Karanlık dünyama aydınlık veren,
Sevgi yüreklim hoş geldin.

Gözlerimde ki bakışlarda,
Derinliklerde ki kırılmaların sarsıntısını yaşarken,
Çöküntülerin altına sızan ışıktan umutsuzca bakarken,
Hüzünlü gözlerimde, mutluluğu gören ve yaşatan,
Sevgi yüreklim hoş geldin.

Sessiz çığlıklarımda,
Fırtına sonrası acılara sessiz kalırken,
Yüreğimde ki volkan patlamalarının yakıcılığına,
Kanayan duygularımın,
Sessiz çığlıklarına ses olan,
Sevgi yüreklim hoş geldin.

Yalan olmuş dünyada,
Doğru çizgiden sapmayan,
Sevginin ve saygının değerini bilen,
Yüreğinde ki deryayı veren,
Yalan olmuş dünyadan doğruları yansıtan,
Sevgi yüreklim hoş geldin.



Dilek İclal



iblis1907 17 Mart 2007 17:16



Deniz Gözlüm

Vurgunum mavi gözlerine
Aldatır balıkçıyı, ayışığını bile
Yakamoz sanırlar pırıltısını
Gözlerin denize karışır

Çok üzülmüş besbelli, kıyamam
Okşayamam,
Islanmış lüle saçlarına uzanamam
Bir damla yaşına can kurban
Gözyaşları yağmura karışır

Bir güzel ki mezarım başında
Bir güzel ki acımaz genç yaşına
Yapamaz, dayanamaz acıma
Bilirim az kaldı
Karışır toprağı toprağıma.


DENİZ EROL



kambis 17 Mart 2007 17:32

Aşk Şairi
*
içimde bir çocuk var ki söküp atamıyorum
köpüklü denizim hislerimi tutamıyorum
uyanmalardan korkup aynaya bakamıyorum
kanda vahşi ırmak akıyor durduramıyorum
*
yaklaştı o gün unutun beni her yalan gibi
biri sıçradı gitti deyin sahte sözler gibi
tren durdu istasyonu şimdilik raysız gibi
içimden gölgeler geçiyor başkası yok gibi
*
her şeyi kapışın ben aşığım martı sesine
ne derseniz de alıştım feleğin sillesine
tutuklanmış sevdalarda çırpındım ki nesine
buğu halindeyim yırtılan sesin gülüşüne
*
insan olmak zormuş çatladı benim sabır taşım
kime inansam tuş oldum ders almıyor bu başım
yılların suçu yok ya akma yada sus gözyaşım
bir bıraksam yüz yıl daha vefa arar bakışım
*
sevenler severken ölmeyi bilenler içindir
düş bitti mutlu ol oyun seyirciler içindir
ben kaçın kurasıyım şiir mutsuzlar içindir
bu zamanda aşk bol parası olanlar içindir
*
Serdar San - İzmir , 10.06.2006


Misafir 17 Mart 2007 17:56

Eflatun esintiler içinde titredi incecik
Aynı içten kokuyla iki ayrı erguvan
Birisi bir küçük evin içedönük bahçesinde
Süsledi sevgisini iki pembe avucun
Öbürü bir mezar başında öksüz
döktü rengini sessizce...

Şükrü Erbaş


Mystic@L 17 Mart 2007 21:28

Aşktı O

Askti o! Degistiren tum gecelerimi
Askti o! Beni durup durup yenileyen
Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi
Oydu, doludizgin gidisime dur diyen

Bir bicakin keskin yuzunde kan lekesiydim
Askti yine beni yikayan, aritan su
Boyle ak pak olacagimi bilir miydim?
Icimde acmasaydi o sevmek duygusu

Ben bir tutsagim simdi sevgiye, gonullu
Cozmeyin ellerimi, zincirlerim kalsin
Gorsun prangalarim o dogacak gunu

Ve bu dunyaya ask dolu siirlerim kalsin
Seninle her yerde guzel, her zaman yeni
Istemem, sensiz hatirlamasinlar beni.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Misafir 17 Mart 2007 21:29

OPAL KALELER

“Kuşbakışı bakıyorduk hayatımıza
ve şiirlerimiz altyazı geçiyordu
tenimize urganlarla bağladığımız inançlarımıza......”

Yarım bırakılmış bulmacalarda
hiç bulunmamacasına saklandığımız,
gizli özneli şiirlerin mecburi uyaklarında
arandığımız
Ve kır çiçeklerinin adını ezberimize aldığımız günlerdi
akreple yelkovan;
hiç yakalanmayacağımızı sandığımız kör ebelerdi...

Acemiydi sevdalarımız;
yanlış adreslere ulaşan mektuplar kadar
sakardı düşlerimiz;
gördüğümüz yerde düşecek kadar
bilmiyorduk ki;
masumiyet
sadece biyografilerde ağlar......

artık derin uçurumlar sakladığımız bakışlarımız kaldı bize
yakamoz kırığı aynalarda yüzleştiğimiz
gövdemizi yakarcasına çakan bir şimşektir
şimdi gençliğimiz
kendimize çözülme zamanıdır;
artık soldan sağa hiçbir şeyiz......

Yetiştirme yurduna terk ettiğimiz o en steril hayaller
çürüğe çıkartılmıştır; en büyük hüsranların
toplama kamplarında
beyaz bir bayrak sallanmaktadır
hayallerimizden kurduğumuz
muhteşem kalelerin surlarında.....

Çünkü pusuya düşürüldük!!
Ve düşürdük cebimizden elyazması ilk şiirimizi
Bir ablukada yitirdik;
O bahar kokan nefesimizi.....

Şimdi bir ihanet içindedir
Kartopu oynadığımız o kardan adam
Tüm karlarını saçlarımıza serpiştirmektedir
Ve bir iç kanamadır geçirdiğimiz
Kanımızdan;
Yaktığımız gemiler geçmektedir
Zaman;
Protokol hayallerimizi;
boş tribünlere terk etmektedir....


Bakışlarımızdan kayan dilek taşlarımız var artık
Artık nikotin sarısı parmak uçlarımız
Ve dökülürcesine sararan dişlerimiz
Yaşadıkça kalınlaşıyor;
Yaşama meydan okuyan biyografimiz

Sevdiğimiz kadınlara son bir şiir yazmalı
Son bir söz söylemeli,
son bir kez dokunmalı...
Giderayak;
bir isyan çıkarmalı!!!


Ve demeli ki;
ey hayaller!....
yıkmak zorunda bırakıldığımız
surları yüksek
o muhteşem kaleler;
emanet kavgalarımız var
opal taşlarınızda,
ve yitik ömürler var
dehlizlerinizin o hain karanlığında!

Şimdi biz;
birşeyler yazmalıyız...
iadeli taahhütlü bir vasiyet bırakmalıyız
ardımızdan bakakalan gözlerin ıslaklığına
şimdi biz;
o heybetli yıkıntıların gölgesinde
o yıkılmışlığın tarifsiz sükunetinin
acıtan kederinde
incinmiş mağrurluğumuzla
silahlarını teslim etmiş bir ordu kadar yalnızız
zamanıdır;
son hayalimizi
bir kurşun gibi beynimize sıkmalıyız....

Zeki KUMOVA



Mystic@L 17 Mart 2007 21:35

Sen bakmaya gör

Gül kokulu şiirler okudum
Gözlerinin değdiği yerlere
Şiir kokulu güller koydum
özlerinin değdiği yerlere.

Koştum bir oraya bir buraya
Gölgene arkadaş olmak istedim
Her şeye, her yere bir daha baktım
Belki gözlerin değmiştir diye

16-6-98
Taşkışla / İST

Samet Gül


Misafir 17 Mart 2007 21:45

YALANCISIN SEN

kime benziyorsun sen
herkesten sakladığım
yalnızlığıma mı?
şimdi
kapalı gözlerim.
kulağımda, koşar adım
ayak seslerin.
bana mı? geliyorsun
benden mi? kaçıyorsun
çözemedim.

ulaşılamamışlıklarla
boğuşuyorum gece yarıları
uykuyu haram ediyorum
gözlerime
kendime söz geçiriyorum da,
söz geçmiyor kalemime.

yazma diyorum,
salma kuşkuları
sevdama.
“sus” diyor kalemim,
“sus”.
o değil miydi?
şans arayan
bir başkasında.

duruyor usum,
bakamıyorum uzaklara.
gözlerimde yaş,
kalbim
yapış yapış yosun.

“ne yani” diyorum,
sahte mi? bunca coşku
bile bile kandırılıyor muyum?
gülme kalem,
gülme şaşkınlığıma.
varsa bir bildiğin,
eğil de fısılda kulağıma.

tuttum nefesimi,
göz yaşlarımı tutamıyorum.
içim
geri sayımlarda can özüm.
sevdamın
yüzü suyu hürmetine
****** bir gecede yüzüyorum.

çık gel şimdi
renk kat odama.
bozyel çarptı
rendelenmiş yanıma.
hazırım,
inanmak istiyorum
günışığı görmemiş yalanlarına…

Mehtap



Mystic@L 17 Mart 2007 21:51

Sen beni asla unutamazsın..

Bilirim geceleri uykun kaçar,
Dayanamazsın ararsın!
Kalbin ağlar ama, sen ağlayamazsın!
Bensizliğe bir türlü alışamazsın!
sen beni asla unutamazsın!

Gururun hayır dese de,
kalbin kan kusar.
Ateşin söndü!desen de,
küllerim bağrını yakar!
Maziye dalıp her gece resmime bakar,
bir türlü ağlayamazsın!
Sen beni asla unutamazsın!

Unutabilsen,gece yarısı telefonlarımı çaldırmazdın!
Unutabilsen,böyle isyankar olmazdın!
Sen beni unuttum desen de unutamazsın!
Kalbini başka gönüllerde asla avutamazsın!.

Zeynep Orcanel


Misafir 17 Mart 2007 22:12

BAĞIŞLA

Ya zamanından çok erken gelirim..
Dünya'ya geldiğim gibi,
Ya zamanından çok geç,
Seni bu yaşta sevdiğim gibi....

Mutluluğa hep geç kalırım.
Hep erken giderim mutsuzluğa..
Ya herşey bitmiştir çoktan,
Ya hiçbirşey başlamamış...

Öyle bir zamanında geldim ki yaşamın,
Ölüme erken,sevgiye geç..
Yine gecikmişim bağışla sevgilim..
Sevgiye on kala,ölüme beş......

AZİZ NESİN


Misafir 17 Mart 2007 22:14

İçe Sesleniş



her akşam eteklerine yığıyorsun sarışın manolyaları -yığ-
ve sakıngan açılımlarla yaklaşıyorsun kadınına –yazıktır-
oysa kokusu leyli meccani kızların odalarındaki koku –delirme-
tırnağı yarılsa kızıl zebralar fırlar içinden –abarttın-
sen esas baktı mı bakışlarını sev –sanki aynalar kırılır-
dişil kahkasıyla yırtabilir gecenin karanlığını –ürkme-
zaten korktuğun ne varsa öldürdün hınçla-ama ne varsa-
ocudukça ocumak fiilini düşürüyorsun yazıtlara -yeter-
güney kıyılarında hışırdayan bir Kıbrıs akasyasısın -incitildin-
kimbilir ne tacirler gelip geçer kıyılarından -sen gibi-
ve her uykuya dalışında bir orman suluyorsun –yılgınlıktan-
mevsimidir şimdi güzel dudaklı yaban kazlarının –hele bir göğe bak -

her sabah avcuna bırakıyorsun mor menekşeleri -yakışır-
damakçatlatan lezzette bir kadını seviyorsun-ne güzel-
oysa gördüğün en keskin sözlerle deşiyor böğrünü –hoşgör -
sen esas öptü mü öpüşlerini sev–sanki bulutlar ikiye yarılır -
latilokum bir cariyedir süzülür her tan ağartısında odana –istiyordun-
lavanta mavisi tüyleriyle bağrıkara kuşları kıskandırır – daha ne-
şimdi buz kesmiştir teninde ne varsa aşktan kalan –sızlanma-
karşılaştığınızda içselliğin susuz ve geçirgendi –suç senin-
anla ki kadın seçimindeki yanılgı ölümcüldür –geç kaldın-
sen esas gitti mi gidişini sev – sanki yer gök utanır-
bre rezil, öl şimdi seni koydukları yerde –sen de mi-
-evet ben de- nasılsa yoksul köpekler gibi geçti ömrün

-hem söylesene, neden taktın bu ara Göktürk şarkılarına ?

Fadıl OKTAY


Misafir 17 Mart 2007 22:22

SEVGİ DUVARI

Sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar, piyasalar, sanat sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi.

Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, Fasulye Pilakisi
Arkamızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktıki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin ellerinde okşardım seni
Yalnızlığım benim, süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi.

Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik, bol yıldız, bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp, ölüp dirildiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

CAN YÜCEL


NiliM 17 Mart 2007 22:31

AÇIK

Biz hep açık konuştuk.
Gökyüzünden maviydi sözlerimiz.
Sığ bataklarda değildik, kuşlar gibiydik,
Uçarıydık. Gözlerimizde
Şavkıyan parıltılar gibiydik.

Biz iyiye iyi, güzele güzel dedik.
Masallardan çekerdik mısraları, tülbent gibi.
Yalnız, şiirlerde yalan söylemezdik,
Umutlarımızda, hayallerimizde de yalancı değildik.

Biz buğday tarlalarında buğday,
Ağu yeşili bahçelerde ot,
Trenlerde düdük sesiydik.
Yıldızlara çobandık, değirmenlere su,
Bozkırlara bulut gölgesiydik.

Seller aktı gitti. Biz kaldık.
Bulutlar uçtu gökyüzünden.
Rüzgarlar darmadağın etti.
Ne bahçesinden hayır var, ne güzünden.
Akıl da bulutlar gibi çekip gitti.

Nerden bilirdik, çalışmaktan
Kocayacağını sevgililerin,
Yaşamanın güzelliği kadar
Hoyratlığını, bezginliğini...
Biz kaldık, koyup gitti bahar,
Her şeyi nerden bilirdik.

Cahit Külebi


Misafir 17 Mart 2007 22:39

B a r b i e

B a r b i e


I.

bir sevgilim vardı, barbie adında
ya da öyle sanırdım, girmişti kanıma
kör olurmuş insan, bilemezdim sevince
narin elleri vardı, titrerdim değince eli-elime..

bir sevgilim vardı, barbie adında
söylemesi güzel, kendi de güzeldi bence
akşamlari kararınca hava, alırdım onu usulca
tatlı sözleri vardı, titrerdim değince sesi-sesime..

bir sevgilim vardı, barbie adında
bir de anneannesi vardı, biraz yaşlıca
çılgın tutkuları vardı, tutamadığı
sarı saçları vardı, titrerdim değince teni-tenime...


II.

bir sevgilim vardı, barbie adında
ne cadıymış o biraz geç anladım
ne de adı barbie, yalanmış meğer
ne tatlı sözleri varmış, ne de mavi gözleri
sarı saçları da boyaymış hatunun
mavi değilmiş gözleri, lenssiz kahverengi
boyu da pek uzun değilmiş, topuklu giyermiş
bir de yüzü boyasız kaldımı siyah&beyaz*
tanınmaz olurmuş, o güzelim hatun
gülüşleri de sahte çıkınca malumunuz
geriye bir kuru aşkımız kalmış, o da bahane...


III.

bir sevgilim vardı Barbie adında
hatırlarsanız, onca yıl önceydi
ne aşk'tı be, savrulurken külleri zamana
ne çabuk geçmişti üstünden yıllar..

merak ettiniz değil mi, hadi anlatayım;
onunla, bir yalancı baharda karşılaştık
hiç tavsiye etmem bu arada, dosta-düşmana
koşarken, geriye dönmek gibiydi duygularım
ne tutku ne hayâldi sadece, başrolde yine bendim
mutsuzdu anlıyordum sözlerinden
ne kadar belli etmemeye çalışsa
başaramıyordu, kaçırırken gözlerini
fazlaca da abartmamak gerekirdi
yaşanan, yalancı bir bahardı sadece..

yıllar nasıl da değiştirmişti onu
eser kalmamıştı o can yakan hâlinden
sararmış solmuştu yüzü
kilo almıştı, yüzünde derin çizgiler
ne sevgiliydi ama, ne kadındı
ne canlar yakardı, alevinde dans ederken
ve şimdi kalandı geriye, onca yılın ardından
koskoca bir hayâlin, hayâl kırıklığı..

bir sevgilim vardı, Barbie adında, demiştim
hatırlarsanız onca yıl önceydi
hangi gözle baktıysam tanıyamadım şimdi
demek ki gözlerdeki aldanıştı kalbe vuran
oysa zaman mı değişti, ben mi değiştim yoksa
artık dönüp bakmıyordum bile, kahrolası gururumdan...


*t ü m
h a y â l l e r
s i y a h & b e y a z d ı r
ç a l ı n m ı ş t ı r_ r e n k l e r i...

Ali Hakan DÜZ


Mystic@L 17 Mart 2007 23:01

Semaha Geldim

Aşkın çilesine bir ah’ a geldim
Arındım günahtan duaya geldim
Zifiri karanlık bir gecedeyim
Nurunla ışıyan sabaha geldim

Ya pirim mürşidim ya hak diyerek
İlahi aşk ile yandı bu yürek
Eşiğe diz çöküp niyaz ederek
Erenler safında dergaha geldim

Bir dilsiz ağıdım sessiz beyidim
Çığlığımı bir mahşerde yitirdim
Beni de al divanına ey mirim
Canların ceminde semaha geldim

Erenlerin yolu zordur yokuştur
Yüreğim kanatsız garip bir kuştur
Çile ateşiyle yandır tutuştur
Içimde külleşen feryada geldim

Kılıçtan keskindir sevgin dediler
İnsanlık derdidir derdin dediler
Hakkın huzuruna erdin dediler
Kerem et gönlümü yunmaya geldim

Bu evreni baştan başa dolaştım
Aşk denilen bir sahile ulaştım
Gönül ummanına sığmadım taştım
Yitirdim yönümü bulmaya geldim

Nuri Can


Misafir 17 Mart 2007 23:15

türküledim gözlerimi bir eylül uykusunda






sarışın bir rüzgar eser bahçeme
kırılır kendime uzayan dallarım
bir baykuş konar omzuma
susar ağustos böcekleri
deniz'e koşar
kalesi göçük kumsallarım


eylül düşer takvime
tende izi kalır...
sokağımda
darbenin siren çığlığı
bir infaz saplanır dile
susarım...
mücevherdir bileğimde
kelepçenin sıyrığı


bir yiğit ölür
yasını tutar ünye'de meydan
sürgün olur martı
karadeniz akar damarımda kan
dört yanım çatışma
ben diyarbakır kokarım
diyarbakır zindan


yüküm ağır
sırtımda üç bıçak yarası
gecem duvar
günüm iki parmaklık arası
bir türkü sardım akşamına
beni an
derdime yan harran ovası...





Ferhat Gülsün


Mystic@L 17 Mart 2007 23:27

Seni seviyorum

insanlar yaşıyor sorular içinde
hepsi bilinmez bir gerçeğin peşinde
oysa ben gerçeği çoktan biliyorum
seni seviyorum

yaptığın işleri, hünerli ellerini
yıkadığın bulaşığı, süpürdüğün yerleri
yürüyüşünü, gülüşünü, üzülüşünü
seni seviyorum

bilmelisin değerini sevgimin
sen de bir şeyler eklemelisin
sıcak, sımsıcak bir yürek örneğin
yalnız bugün değil her gün
aşkının menzilinde vurulana
kollarının arasında ölene değin

öyle çok özlüyorum ki seni
görmediğim zaman gözlerini
deli gibi dolanıyorum ortalıkta
senden başkasında bulamıyorum benzerini

seni seviyorum evet seviyorum
söyle bunu, yaz diyor yüreğim
ve bu kutsal kitaba yazıyorum
seni seviyorum

kırdım seni, üzdüm seni kıskandım
ne yaptıysam aşkımdan yaptım
anla işte aşk bu
tanımsız bir coşku gönlümün derinlerinden
doktorsuz bir hastalık insanı deli eden
nedeni sen ilacı sen

senden önce en çok ben
yalnızca yağmurları sevdim
yine seviyorum çok seviyorum
sen en güzel yağmurumsun benim

çok sözler söyledim sana
çoğu uçup gitmiştir aklından
ama birini unutma, hiç unutma
seni seviyorum

böylesi de olurmuş demek sevginin
gün gün büyüyor, düşündükçe çoğalıyor
bin yüreğim olsa, aşkımı bine bölsem
her biri yine kavrulur ateşinden
ve hepsi birden aynı şarkıyı söyler
seni seviyorum... seni seviyorum

Celal Kabadayı


Misafir 17 Mart 2007 23:28


Genetik Şifre

Çocukluk orada
Karşıda oyun sahasında
Koşuyor sağa sola
Tükenmez enerji ile
Düşe kalka
Duyuyor musunuz çocuklar
Genetik şifre çözülmüş
Çocuklar çocuk kalacak
Kirlenmeyecek dünya
Kimin umurunda
Gaffar Karadoğan


Mystic@L 17 Mart 2007 23:36

Sonsuluğun Anahtarı

Sonsuluğun anahtarı
Bir bulutun üstündeymiş dediler
O kadar çok bulut var ki!
Sonsuzluğun anahtarı
Gül bahçesinde
Ama hangi yaprağın gölgesinde
Sonsuzluğun anhtarı
Bir derin kuyuya düştü ki
Bulup çıkarmaya yaşlı bir ipim yok
Sonsuzluğun anhtarı
Bin kutulu bir bimecede saklıymış dediler
Bin fikrimolsa onu bulup çıkartmaya
Sonuncusunda çıkmayacağına bahse girerim
Sonsuzluğun anahtarı
Saklıymış şurda burda
Ararken küçücük bir yürektim
Bulamazken
Çenesi beyazlamış bir ULEMA

Melon Şapka


Misafir 17 Mart 2007 23:44

Çoban





Akşam oluyor yine
Gün kızıla koşuyor
Sarı başaklar aheste
Rüzgarla dans etmekte
Yaşlı söğüt
Günahlarını dallarına yüklemiş
Ağırdan ağır başını dövmekte

Önce kokusu erişir menzile
Ardından toz dumanı
Peşi sıra neşesi çıngırakların
Hoplaya zıplaya
Önde yürür anaları oğlakların
Çeşmeye ilk su içmeye
koşan çomarların
Geliyor işte aydınlık yüzü tarlaların

Dilinde yanık türküsü
Elinde azık ve örtüsü
Kızıl Çobanın kendisi
sonra iner çeşmeye
Önden gelir sürüsü


Akşam olmakta yine
Ezan yankılanmakta
Köyün eteklerinde
Çoban yürür
Dert yürür
Söğüt ağırdan içlenir
Her adımda gece, büyür

Kızıl Çoban yürür
Gece bütün dertler ölür


Nadir Atalay...


Mystic@L 17 Mart 2007 23:46

Sen ey aşktan hüküm giyen haşarı delikanlı
Bir 6 Mayıs sabahı
yüreğindeki sevdayı ölümün suratına haykırıp
Arkada bir tarih bırakarak çekip giderken
sevdalı ölümünü gören
bir güvercin çırpındı telaşla
çığlık çığlığa çırpınarak ve havalandı
Güller kanadı ( 1 )
gökyüzüne kan bulaştı, büsbütün kuşlar ağladı

"Bir gülün çevresi dikendir, hardır
Bülbül gülün elinden ahuzardır
Ne de olsa kışın sonu bahardır
Bu da gelir, bu da geçer ağlama." ( 2 )

Sen ey aşktan ölüme bir tarih yazarak bir sabah vakti
Deniz'e lirik bir şiir gibi asılan haşarı delikanlı
sen çırpınırken darağacında
gökyüzüne telaşla çırpınan güvercin
senin türkünü yaydı kanayarak
ne de olsa kışın sonu bahardır
o baharın da sahibi vardır
o baharda aşkın tarinini yeniden yazacağız
biz kuşlara söz verdik
haşarı delikanlı.

--------------------------------------------------------------------------------
(1) -Deniz asılırken yaşanan gerçek bir olaydır. Hapishane bahçesi kasuetli
bir sessizlik içerisindedir. Deniz'in ayaklarının altındaki tabure tekmelendiğinde,
Deniz'in o iri bedeni boşluğa küt diye düşer. İşte bu esnada, o ağır sessizlikte,
bu sesten ürken bir güvercin telaşla kanat çırparak havalanır.
Deniz'in avukatları bu olayı böyle naklederler.
(2) Deniz Gezmiş'in çok sevdiği ve sık sık söylediği türkü.

Mahmut Ayaz


Misafir 17 Mart 2007 23:56

İNTİHAR..





İntiharla dolu bir akşamdayım
Kan ter içindeyim, yansın bu gece
Tükendi mecalim yine gamdayım
Varsın ölüm beni ansın bu gece

Güneşin titreyen hallerindeyim
Bir damla yaşının sellerindeyim
Vefasız bir yarin ellerindeyim
Kollarına hasret sansın bu gece

Yüreğim terliyor aşk ayazında
Heder oldu ömrüm her niyazında
Kışları yaşattın bu son yazında
Mevsimleri çalan sensin bu gece

Yürek namlusunda kurşundur sözler
Feryadı alevdir ağlayan gözler
Diz çökse, yalvarsa silinmez izler
Dertler benim ile yansın bu gece…

Sinan ITIR


Nephthys 18 Mart 2007 00:08

YOSUNLU GÖZÜM

Sevda çeşmesinden hüzün dökülür
Yosunlu gözlerim hiç gülmez benim
Yamalı bedenden terler sökülür
Tenimden buzlarım hiç bitmez benim

Yılların özünden mutluluk sordum
İhanet topladım, yalanlar gördüm
Çilekeş geçmişe göz yaşı ördüm
Bestekar sözlerim hiç bitmez benim

Fıtratımda güven, doğruluk yatar
Yüreğim sevgiyle, coşkuyla atar
Sadakat her şeyim, bana ben katar
Gönülden özlerim hiç bitmez benim

Hırçın dere gibi çağladım durdum
Umutsuz yarına hayaller kurdum
Aşkıma aldanıp kalbimi yordum
Yürekte közlerim hiç bitmez benim

Yarından umut yok rüyalar haram
Dizeler perişan cümleler dram
İstersen kapında yıllarca duram
Aşk dolu hazlarım hiç bitmez benim

Ahmet EROĞLU



Misafir 18 Mart 2007 00:19

Kimliğini Satıyor Hikayeler...



Hikayeler yürüyor yollarda...
Kaçırdıkları gözlerinde yalan zaman...
Mekan bulur ayakları her bastığı yerde...
Bir içimlik cigaralık ve altılı hayallerde...
Büyük büyük hikaye ağbi diyor bana
Öyle deme ne olur romansın sen
Ben el kadar küçük küçük çocuğum...
Hikayeler türkü yakıyor yağmurda...
Bazen ah çekiyor ‘ah ulan rıza’da...
Biliyorum çok oldu ilk kez ağlamayalı...
Baktığın gözleri kuru odtan sarı...
Ayakkabı pençeli çorap yamalı
Umut bu yola uğramayalı...

Kimliğini satıyor sonunda hikayeler...
İnkar edemediğin kadar gerçek hikayeler...
Ruhunun salıverdiği kadar özgür hikayeler...
Toprağın kabul edeceği kadar çamur hikayeler...
Sancaksız bulut gibi rüzgarın önünde...
Damlalardan belli yükün hikayeler...

Bülent Özdemir


Nephthys 18 Mart 2007 00:24

♥ ♥ ♥ YAMALI SEVDA


Saçaklarım damlıyor
Uykusuz sabahların yüzüne
Yorgun akşamların koynuna
Sesimde soğuktan kalma titrek nağmeler

Çığlıklar üşüyor lâl dilimde
Hasret satırları damlıyor kalemden
Yırtık anılar geziniyor beynimde
Dikmek için
Yamalar topluyorum iyi yanlarımdan

Çoğu zaman gölgeme sarılıyorum
Yanımda olmayan sevgili
Terk edip giden dostlar niyetine
Uçuruma düşen umutlarımı arıyorum
Yalancı bakışlarda
Sahte gülüşlerde

Şiirler yaslı bu günlerde
Şarkılar keskin bıçak
Yokluğun ölüm…

Gelsen diyorum
Yarım kalan yanlarıma
Sevda bahçelerime
Papatyalar toplasak hayatın içinden
Yıldızlar sokulsa umutsuz yanlarıma
Ufuklarıma güneşler doğsa
Yakalasak yaşamı
En mutlu yerinden

Son kudretimle sesleniyorum
Son arzum
Son yakarış...

Söyle gelecek misin?

Ahmet EROĞLU


Misafir 18 Mart 2007 01:05


Sevi`ye Özlem…


seni benim kadar hiç seven oldu mu
hangi kül tablasına yazıldı ismin
sonuna kadar içilmiş hasret
acı bir tat bırakırken dudağa

hangi gök yazdı ismini bulutlara
tek tek /satır satır / dolu dolu
hangi sevda döküldü
sırılsıklam saçaklardan
bir yaşam /damlayan su

hangi eller sardı seni
benden yasak
işledi matemini
kaç dudak mühürledi kendini
susmak için ismini
kaç basamak çıktı
kendinden izler bırakarak
söyle ey sevgili
kac gönül yanginlarda kül oldu
benim gibi
seve seve öpüp koklayarak uğurlarken seni

gitme
ne olursun
çıkar yüzünden maskeyi
sen
sen gibi
sev beni
rüzgarın nefesi
yağmurun sesi
gönlümün efendisi
toprağım ol
gülümse...



Fulya Çelikbilek


arwen 18 Mart 2007 01:56

BEN DELİMİYİM

Kara sevda benimki kaderim gibi
Sen delisin diyorlar ben delimiyim
Yokmuş bu aşkın ne sonu ne dibi
Sen delisin diyorlar ben delimiyim

Bir yar sevdim yaralandım
Dertler içinde sıralandım
Ben bu aşkın narında yandım
Sen delisin diyorlar ben delimiyim

Kimseler bana hak vermiyor
Aç gözünü hayır yok diyor
Gönlüm illede onu istiyor
Sen delisin diyorlar ben delimiyim

Gözümde hayali aman vermiyor
Geceleri bir türlü uyku girmiyor
Nasıl sevdiğimi kimse bilmiyor
Sen delisin diyorlar ben delimiyim

Ne edersen sen kendine edersin
Bu kafayla nereye kadar gidersin
AVSARSOYLU inan çok çile çekersin
Sen delisin diyorlar ben delimiyim?

KADİR ÖNDER


arwen 18 Mart 2007 05:41

BİR GÜN GELİR SENİ SEVENİ SEVMEYİ ÖĞRENİRSİN

Bir gün gelir..
Seni sevmeyi öğrenirsin.
Yıllara boğulmuş olsan da
Bir gün esmer,bir gün sarışın
Sabah Avşa’da da olsa, kızıl bir geceden sonra
Dudaklarında üzüm tadında şarapla.
Gönülden gönüle bir sıcak rüzgar olup
Esip dursan da Kalamış ta.

Bilirsin,
Tek kucak vardır seni seven.
Sessiz,eski bir bizans kalesi, mağrur.
Sabırlı, yavrusunu bekleyen ana, şefkatli.
Sevecen, erkeğini bekleyen kadın,sıcak.
Telaşsız.. hesapsız..öfkesiz..

Hayatının bir yerinde durmuştur.
Bilirsin. Ne denli yok saysan da.
Hissedersin değer vermesen de.

En ücrasına gitmiş olsan da Marmara’nın
Ve hangi cehennem ateşine vursanda dudaklarını.
İlle de özleminden cayır cayır yansan da
İçindeki devleşen cüceler var ya
Hiç durmadan fısıldasa da kulağına
‘’sen sana yetersin’’ dese.

Bittiğin yerde tükenirken.
Her tükenişinde biterken.

Bilirsin. Ne denli yok saysan da
Hissedersin değer vermesen de

Seni bir seven vardır
Hayatın bir yerinde yaşanmıştır
Bir vakitte.
Sen çekip giderken
Seni hep seven kalmıştır.


Sema Çevik(YILDIRIM)


NiliM 18 Mart 2007 07:40

Her Şey Yerli Yerinde

Her şey yerli yerinde; havuz başında servi
Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan,
Eşya aksetmiş gibi tılsımlı bir uykudan,
Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi

Her şey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak,
Serpilen aydınlıkta dalların arasından
Büyülenmiş bir ceylan gibi bakıyor zaman
Sessizlik dökülüyor bir yerde yaprak yaprak.

Biliyorum gölgede senin uyuduğunu
Bir deniz mağarası kadar kuytu ve serin
Hazların aleminde yumulmuş kirpiklerin
Yüzünde bir tebessüm bu ağır öğle sonu.

Belki rüyalarındır bu taze açmış güller,
Bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde,
Bitmeyen aşk türküsü kumruların sesinde,
Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner.

Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda
Azapta bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan,
Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan
Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgarda.


Ahmet Hamdi Tanpınar


ispermecet 18 Mart 2007 12:14

Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
Uçar gider, koşsan da tutamazsın...
William Shakespeare



ispermecet 18 Mart 2007 12:33

En uzak mesafe ne Afrika’dır
ne Çin, ne Hindistan,
ne seyyareler
ne de yıldızlar geceleri ışıldayan…
En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir
Birbirini anlamayan
Can Yücel


Nephthys 18 Mart 2007 13:02

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani, o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut, kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.

Nazım Hikmet RAN


NiliM 18 Mart 2007 13:18

GÜZ AŞKI ÖLDÜRÜR


Gittiğinde eylüldü...
kimbilir belki de güzdü bu aşkın faili
bir ayrılık ilk kez acıtırken canımı
yakın çağ kapanmış, hasret çağı başlamıştı gönlümde

gittiğinde eylüldü...
zaten gidişinle yapraklarda döküldü
ne yaprakların yeşili kaldı ne gözlerinin yeşili
bir ben kaldım ardında,duyguları deşili...


CEM KUMSAV


Mystic@L 18 Mart 2007 14:42

Denizle Başbaşa Otel odası, deniz kıyısı, gün batmakta
Gitti: ve göremeyeceğim onu bir daha
Gitti: ve göremeyeceğim onu bir daha.

Bakıp bakıp divanda bıraktığı çiçeğe
Sarılıyorum divanın yıpranmış örtüsüne
Sarılıyorum divanın yıpranmış örtüsüne.

Havada, bir öpücüğü andıran o kokusu
Ve altta, kabaran deniz, sevinçli ve mutlu
Ve altta, kabaran deniz, sevinçli ve mutlu.

Parlıyor ışıl ışıl bir fener ötelerde
Gel sevgilim, bak, deniz türküler söylemekte
Gel sevgilim, bak, deniz türküler söylemekte.

Türkülenen şu yaban denizi dinliyorum
Tarazlanmış divanda dülere dalıyorum
Tarazlanmış divanda dülere dalıyorum.

Burada öptüm onu, kucakladım burada
Deniz uğuldamakta, bir geçmiş konuşmakta
Deniz uğuldamakta, bir geçmiş konuşmakta.

(Türkçesi: Tahsin Saraç)
Endre Ady


iblis1907 18 Mart 2007 15:21

Uluorta

-seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin-
-nazlanırsın ama bir gün gelirsin-

düşen bir yaprağa bağladım hayatımı
olsun artık diyorum ne olacaksa
paralı asker miyim neyim ben
ekleyip duruyorum sabahları akşama
ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor
gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta
aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim
nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim
hem de mayhoş elma tadında.

kendimi de koysam ayağımın altına
yine de yetişemiyorum ey aşk,
omzunun hizasına.
çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu
ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle.
budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin
nereye konsam geri sayım başlıyor
kurcalıyor beni bir çırağın elleri
ah, unufak olsam ve desem ki
ağzın tat görmesin hayat
kandırdın beni.

sorma,
elim kırılsın bir daha
dokunursam güneşe.

kılpayı kaçırılmış bir şeyin
bıraktığı ardında
neyse oyum ben.
yaralı serçe, benim için dua et:
gök bir kayalık gibi şimdi üstümde
dr. şükrü öncüoğlu'ndan
üç ayda bir reçete.

acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda
ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla
çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması
bir yastık arıyorum kuş seslerinden
mühim değil sonrası.

sorma,
yangın sönseydi suyla
denizler her akşam böyle yanmazdı.

yakartop oynayan melekler gördüm güneşle
ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen
yolundaydı herşey, ben bile yolundaydım
ama
kıyıya vardığımda
kendimi unuttuğumu anladım
karşı kıyıda.

şiirler söyledim belki duyarsın diye
çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin
sana seslendim durdum bu küçücük odadan
acımı duy, sensin pusulam benim
ki dünya
silinmiş bir harita
gibi yabancı bana.

sorma,
usulca uzandığında
bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran.


ibrahim tenekeci



Misafir 18 Mart 2007 15:22

ÇOCUKLUĞUM

Affan dedeye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var ne de adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiç bir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.
Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!

Cahit Sıtkı Tarancı


tikkymelike 18 Mart 2007 16:07

ZAMANI KAYBEDEN KADIN

Zaman durdu
Keskin bir bıçağın
Sivri ucuyla kanatırcasına
Saplandı yitik tenime,
Bir ceviz kabuğu
Nasıl sallanırsa
Deli bir denizin dalgalarında
Öyle savruldum
Zamanın olmadığı bir zamanda
Zamansız ayrılığına...

Artık ne umudun tatlı sağanığı
Islandığım,
Ne de ince sızısı ızdırabın...
Durdururken zamanı gidişinde
Duygularımı da dondurdun....

Kordon boyunda ürkek adımlarım
Sana çıkmıyor ki sokaklar...
Vapurda martılarla dertleşmiyorum
Köpüren dalgalarla dost
Tenimi yakan güneşle sırdaş
O l a m ı y o r u m....
Eksiğim ben
Zaman yok...

Ayrıksı bir çiçeğim artık
Rengi olmayan
Kokusu yabanı
Yitirince zamanı
Tarlanın birinde unutuldum
Gözpınarlarımdan yapraklar dökülüyor
Bilmiyorum günde kaç tane
Zaman kayıp...

Şarap kadehlerinde kayboluyorum
Unutmuşum çok iyi bildiğim yüzmeyi
Boğuluyorum....
Elinin değdiği kadehi
Hatırlamaya çalışıyorum
Olmuyor....
Zamanla beraber
Dünler de kayıp...

Öpmelere doyamadığın
Dudaklarımı arıyorum aynalarda
Hoyratlığım dikiliyor karşıma
Kanatıyorum acı bir hazla...
Sana uzanmıyorsa
Damlayan kan olsun ucunda....
Kırmızıya bulanıyor acım
Kör bir karanlıkta
Gece miydi gündüz müydü
Bilmiyorum
Zamanı da götürdün sen yanında...

Kavgalardayım kendimle
Bir yabancıyı yargılar gibi
Suçlar yüklüyorum
İdam ağır geliyor
Müebbet diyorum cezama
Sonra
Zamansızlığım geliyor aklıma
O an dar geliyor bildiklerim,
Zamanın olmadığı bir ceza biçiyorum
Bu hırçın kadına
Geçimsizliğe ve geleceksizliğe mahkum ediyorum
Usulca.....
................................
Funda bilgili




ispermecet 18 Mart 2007 16:36

DOSTLUK
Biz haber etmeden haberimizi alırsın,
yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.
Gözümüzün dilinden anlar,
elimizin sırrını bilirsin.
Namuslu bir kitap gibi güler,
alnımızın terini silersin.
O gider, bu gider, şu gider, dostluk,
sen yanı başımızda kalırsın
Nazım Hikmet RAN






AĞLAMAK MESELESİ


Nasıl etmeli de ağlayabilmeli


Farkına bile varmadan?


Nasıl etmeli de ağlayabilmeli


Ayıpsız,


Aşikare,


Yağmur misali?



Neylersin alışkanlık


İçin kan ağlarken yüzün güler


Dikilitaş gibi dinelirsin yine.


Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer,


Anneler gibi ağlamanın yiğitliğine?


Nazım Hikmet RAN




NiliM 18 Mart 2007 16:53

<< Karanlıkların içinde >>



Kağıt önümde kalem elimde
Yazıyorum hikayemi düşüncesizce
Haykırıyorum kendi içimden sessizce


Bağırıyorum beni sevmeyenlere
Haykırıyorum delice
Beni anlamıyorlar bile
Çünki; onlar karanlıkların içinde

Bir dünya düşün ki;
içinde sevgi yok
yanında kimse yok
Ve bir ben düşün
Yalnız sessiz;sessiz bir yerde


SEVİL AKBARDAK


the_pretty 18 Mart 2007 17:05

Sensizlik

Yanımda olmadığın her saniyeye seni bölüyorum,
Senli geçen dakikaları tek tek zihnime kazıyor,
Sensizliğe inat her dakikamı senle paylaşıyorum,
Sen bana geldin geleli,
Her nefeste seni soluyorum.

Yanımda olmadığın her anıma seni ekliyorum,
Her göz kırptığında, gözlerine doluyor,
Sen diye bakıyorum ve sen olduğun için bakıyorum,
Sensizlik ateşi dağlarken yüreğimi,
Merhem niyetine seni anıyorum.

Yanımda olmadığın her dakikama seni serpiştiriyorum,
Ruhuma süzülen her bir damlayı içimde hissediyor,
Ferahlatıcı senli düşüncelerle, yüreğimi besliyorum,
Sen diyorum sen,
Sensin içimdeki kandil ateşi sönmeyen.

Yanımda olmadığın her günüme, seninle başlıyorum,
Masmavi güne seninle günaydın diyor,
Seninle uyanıyorum,
Sen bende, her hücremde gezinirken,
Ben seni yaşıyorum,

Ben bunu hissediyor ve yaşıyorum,
Bakışların daldığında, aklına geliyor muyum?
Ya sen,
Sen ne hissettin,
Bilmiyorum.

Ayşe Manav


tikkymelike 18 Mart 2007 17:30

YALNIZ İNSAN

Yalnız insan merdivendir
Hiç bir yere ulaşmayan
Sürülür yabancı diye
Dayandığı kapılardan

Yalnız insan deli rüzgar
Ne zevk alır ne haz verir
Dokunduğu küldür uçar
Sunduğu tozdur silinir

Yalnız insan yok ki yüzü
Yağmur çarpan bir camekan
Ve gözünden sızan yaşlar
Bir parçadır manzaradan

Yalnız insan kayıp bir mektup
Adresi mi yanlış nedir
Sevgiler der fırlatılır
Kimbilir kim tarafından...
.............................
Aragon


blood_lovee 18 Mart 2007 19:02

Fatih'in Resmi

Ayasofya kubbesinde ak bir bulut,
Baktım, gitti gider. Balrengi tesbihim
Kehribar günler, düştü yaprak ve umut,
Güz yağmuru indi camda düğüm düğüm.

Benimdi savrulan kaftanlar, benimdi
Atların boynu, yerinde yeller eser!
Surların taşlarına sürdüm elimi,
Benimdi İstanbul, burçlar bana benzer.

Altın sahanlarda aş yedim, su içtim
Altın kupadan, zorlu Tuna'dan geçtim,
Ben Sultan Mehmet, Avni, tuğlarla yüce.

Bir resimde kaldım cüce, ben değilim,
Sarığım, soğuk kürküm, kokusuz gülüm,
Ararım, aranırım yerde delice.

Oktay Rıfat Horozcu


YaKaMoZcuk 18 Mart 2007 19:08

PROMETE

Kalbinde her dakika şu ulvi tahassürün
minkar-ı âteşinini duy, dâima düşün:

Onlar niçin semâda, niçin ben çukurdayım?
Gülsün neden cihan bana, ben yalnız ağlayım?..

Yükselmek âsümâna ve gülmek, ne tatlı şey!..
Bir gün şu hastalıklı vatan canlanırsa... Ey

müştâk-ı feyz u nûr olan âti-i milletin
meçhul elektrikçisi, aktâr-ı fikretin

yüklen getir - ne varsa - biraz meskenet - fiken,
bir parça rûhu, benliği, idrâki besleyen

esmâr-ı bünye-hıyzini; boş durmasın elin.
Gör dâimâ önünde esâtir-i evvelin

gökten dehâ-yi narı çalan kahramâanını...
Varsın bulunmasın bilecek nâm ü şânını!..


TEVFİK FİKRET


mcduzkeceli 18 Mart 2007 19:25

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz Harbi nedir ? Var mı ki dünyada eşi ?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayâsızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle "bu, bir Avrupalı"
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer,
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında;
Ostralya'yla beraber bakıyorsun Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk.
Sâde bir hadise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ...
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil,
Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyet denilen *****, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harab.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı:
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam;
Atılan her lâğımın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak;
Boşanır sırtlara, vadîlere sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!..
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm?
Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerir azmini tevkîf edemez sun-u beşer;
Bu gögüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun-u bedîim, onu çiğnetme!" dedi.
ÂSIM'ın nesli.. diyordum ya... Nesilmiş gerçek;
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek,
Şühedâ gövdesi, baksan a, dağlar, taşlar
O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
BİR HİLÂL uğruna, yâ Rab, ne GÜNEŞLER batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor TEVHÎDİ...
BEDR'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek KÂBE'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle,
Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...
Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;
Şarkın en sevgili sultânı SELÂHADDÎN'i,
KILIÇ ARSLAN gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran;
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor PEYGAMBER.

Mehmed ÂKİF ERSOY


tikkymelike 18 Mart 2007 19:48

DERTLERİN ÜSTÜNE ÇEKİYORUMM SİFONU

Dertlerin üstüne çekiyorum sifonu,
Yeter artık nedir bu,
Hasretin ayrı bir dert yalnızlığın ayrı bir dert,
Artık hepsinden kurtuluyorum,.
Dertlerin çekiyorum sifonu,
Siliyorum sözlüğümden,
Yok artık böyle bir kelime,
Sadece huzur var dünyamda.
Dertlerin üstüne sifonu çekiyorum,
Ama yalnızlığımı kovamıyorum,
Sanki ben dertlere değil de,
Derler benim üstüme sifonu çekiyor.
............................................
Görkem Özbilgen



iblis1907 18 Mart 2007 19:49

Çanakkale

Allah Allah nidalarıyla patladı toplar
Gümbür gümbür;
Zehir oluyor onlara bu yollar
Yer gök karışmış sanki kıyamet
Gözyaşlarında kalır
Vuslat dolu azamet

Çanakkale geçilmez der tüm gönüller
Anlamaz bu nidayı o yabancı eller
Yer gök karışmış
Üstüme üstüme gelir düşman
Savaşırız amansızca
Düşmana vermeyiz ferman

Gözlerimden yaşlar dökülür Mehmetciğin;
Kanının son damlasına kadar
Savaşacaktır kardeşliğin
Namahrem ele sürdürmeyecektir
Namusunu
Allah Allah nidalarıyla
Çevirir topun namlusunu

Ölse de vermez
Canı pahasına bu vatanı
Anlar o zaman
Vatanında kefensiz yatanı
Taş, toprak, vatan, millet
Bizimdir ,bizim kalacak illelebet.


selim özşahin


Mystic@L 18 Mart 2007 21:21

Ayrılık Gözyaşına Sığmaz

Bir gün yenik düşmesin yine sevdamız siyaha,
Gözyaşıyla anlatılmasın yalanlar bir daha.

Bir ikindi serinliğinde ömrümüzü gölgeler sarmasın,
Gecenin en karanlık yerinde yine sen varsın.

Hiçbir zaman sonu gelmesin bu düşüncelerin,
Kimse olmasa da ben dostu kalayım gecelerin.

Biliyorsun gözyaşına sığmaz ayrılık inleyişlerde,
Kavuşmak tutsaktır sabırsız bekleyişlerde.

Zamanın ellerinde yalnızlıklar ateş, ayrılıklar kor,
Aynalardaki yorgun benim, istersen yüreğine sor...


-Ayrılık Gözyaşına Sığmaz isimli kitabından

Ahmet Beltekin


Mystic@L 18 Mart 2007 22:03

hasret geceleri gömülmüş karanlığa
yıldızlara dargın yorganına sarılır
ay
yine öyle eski haliyle
dudakları kırmızı
dökülür nameler buğday başaklarından
balıklar mendil tutar göz yaşlarına
ağaçlar boy verir meyve verir inada
bir de hasret türkülerini çalar radyolar
penceremi özler
bekler sarı güller
yollar düz yollar kıvrımlı
gündüz çiğnendiğinin yorgunluğunu atar
uzanır alabildiğince
hasret geceleri
hasret geceleri
sessiz kimsesiz yorgun
yürekleri çekingen
duymaz ıssız yatağında uzanan
ırmağın sakinliğini
gözler kapalı gök kapalı
yer siyah
karanlık serin
hasret geceleri

Mustafa Küçüktepe



Saat: 03:41

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık