![]() |
BETER biliyorum artık bana gülmeyecek o gül yüzün. ve sürecek hükmünü yüreğimdeki hüzün sen geceleri uğramayan yarı hayal uykumdun okyanus kıyılarından derdiğim renk,renk pırıl pırıl kumdun öyle hoştun avucumda bir kaybediş,bir gidiş bir yiştirme korkumdun avuçlarımı yumdum daha sıkı tutarsam kalırsın diye umdum; kayıp gittin,kalmadın... bir buket yaoıp sana bir,bir; hayallerimi,iyi niyetlerimi, yüreğimi sundum alırsın diye umdum; sayıp gittin,almadın... artık gözlerin yerine asılı gözlerimde kaşların;çatık bu sürgün yollarında bana umudum ekmeğim,yaşalrım katık sana vuracak tek gemi... o da yüzyıllar evvelinden batık bu yol ki;tek yönlüdür, hasrete gider... hasret,senin hasretin; ölmekten beter.... ..................................... A.Hakan Yenice |
http://img89.imageshack.us/img89/45/askadntz3.jpg Dönebilmek o dönüşü olmayan yollardan Sürekli bir aldanış bir daha bir daha Hiç bitmeyecek gecelerden bir sabaha Çıkabilmek ve sevmek durmadan usanmadan Konuşmak Konuşmak gözlerle fısıltılarla Duymak büyülü sıcaklığını beyaz ellerin Her geçen dakika var olduğunu anlamak için Yaşamak arzu dolu dudaklarda, şarkılarla Unutmak ne varsa kötülükten yana İnmek sevilen gözlerin derinliğine Öyle mutlu, öyle sarhoş, alabildiğine Bin yıl içmek o sulardan kana kana Her gün ona koşmak dağlardan tepelerden Her yerde, her zaman onsuz edememek O en tatlı hayal, en büyük gerçek Anlarsın taşan o günlerden gecelerden Sonra bir gün o bütün karanlıkları yırtasın gelir Başını alıp gidesin gelir uzak denizlere Artık her şey boş ve yalan sevdin ya bir kere Her yerinden bir buğu halinde o yükselir Sen yoksun Artık anla yeryüzünde bir o var Onun elleri var, gözleri, dudakları Anlarsın tenin beslediği zaman toprakları Ve hala seversin zaman bitinceye kadar Yeniden var oluştur ya da bir başka türlü oluştur bu Nice aldanmalardan sonra bir aşka dönüştür bu. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Sevgi Yüreklim Karanlık dünyama aydınlık veren, Hüzünlü gözlerimde, mutluluğu gören ve yaşatan, Sessiz çığlıklarıma ses olan, Yalan olmuş dünyadan doğruları yansıtan, Sevgi yüreklim hoş geldin. Karanlık dünyamda, Yalnızlığı dört duvarla paylaşırken, Dalgaların kıyılarımda sessiz vuruşlarını yaşarken, Karanlık dünyama aydınlık veren, Sevgi yüreklim hoş geldin. Gözlerimde ki bakışlarda, Derinliklerde ki kırılmaların sarsıntısını yaşarken, Çöküntülerin altına sızan ışıktan umutsuzca bakarken, Hüzünlü gözlerimde, mutluluğu gören ve yaşatan, Sevgi yüreklim hoş geldin. Sessiz çığlıklarımda, Fırtına sonrası acılara sessiz kalırken, Yüreğimde ki volkan patlamalarının yakıcılığına, Kanayan duygularımın, Sessiz çığlıklarına ses olan, Sevgi yüreklim hoş geldin. Yalan olmuş dünyada, Doğru çizgiden sapmayan, Sevginin ve saygının değerini bilen, Yüreğinde ki deryayı veren, Yalan olmuş dünyadan doğruları yansıtan, Sevgi yüreklim hoş geldin. Dilek İclal |
Deniz Gözlüm Vurgunum mavi gözlerine Aldatır balıkçıyı, ayışığını bile Yakamoz sanırlar pırıltısını Gözlerin denize karışır Çok üzülmüş besbelli, kıyamam Okşayamam, Islanmış lüle saçlarına uzanamam Bir damla yaşına can kurban Gözyaşları yağmura karışır Bir güzel ki mezarım başında Bir güzel ki acımaz genç yaşına Yapamaz, dayanamaz acıma Bilirim az kaldı Karışır toprağı toprağıma. DENİZ EROL |
Aşk Şairi * içimde bir çocuk var ki söküp atamıyorum köpüklü denizim hislerimi tutamıyorum uyanmalardan korkup aynaya bakamıyorum kanda vahşi ırmak akıyor durduramıyorum * yaklaştı o gün unutun beni her yalan gibi biri sıçradı gitti deyin sahte sözler gibi tren durdu istasyonu şimdilik raysız gibi içimden gölgeler geçiyor başkası yok gibi * her şeyi kapışın ben aşığım martı sesine ne derseniz de alıştım feleğin sillesine tutuklanmış sevdalarda çırpındım ki nesine buğu halindeyim yırtılan sesin gülüşüne * insan olmak zormuş çatladı benim sabır taşım kime inansam tuş oldum ders almıyor bu başım yılların suçu yok ya akma yada sus gözyaşım bir bıraksam yüz yıl daha vefa arar bakışım * sevenler severken ölmeyi bilenler içindir düş bitti mutlu ol oyun seyirciler içindir ben kaçın kurasıyım şiir mutsuzlar içindir bu zamanda aşk bol parası olanlar içindir * Serdar San - İzmir , 10.06.2006 |
Eflatun esintiler içinde titredi incecik Aynı içten kokuyla iki ayrı erguvan Birisi bir küçük evin içedönük bahçesinde Süsledi sevgisini iki pembe avucun Öbürü bir mezar başında öksüz döktü rengini sessizce... Şükrü Erbaş |
Aşktı O Askti o! Degistiren tum gecelerimi Askti o! Beni durup durup yenileyen Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi Oydu, doludizgin gidisime dur diyen Bir bicakin keskin yuzunde kan lekesiydim Askti yine beni yikayan, aritan su Boyle ak pak olacagimi bilir miydim? Icimde acmasaydi o sevmek duygusu Ben bir tutsagim simdi sevgiye, gonullu Cozmeyin ellerimi, zincirlerim kalsin Gorsun prangalarim o dogacak gunu Ve bu dunyaya ask dolu siirlerim kalsin Seninle her yerde guzel, her zaman yeni Istemem, sensiz hatirlamasinlar beni. Ümit Yaşar Oğuzcan |
OPAL KALELER “Kuşbakışı bakıyorduk hayatımıza ve şiirlerimiz altyazı geçiyordu tenimize urganlarla bağladığımız inançlarımıza......” Yarım bırakılmış bulmacalarda hiç bulunmamacasına saklandığımız, gizli özneli şiirlerin mecburi uyaklarında arandığımız Ve kır çiçeklerinin adını ezberimize aldığımız günlerdi akreple yelkovan; hiç yakalanmayacağımızı sandığımız kör ebelerdi... Acemiydi sevdalarımız; yanlış adreslere ulaşan mektuplar kadar sakardı düşlerimiz; gördüğümüz yerde düşecek kadar bilmiyorduk ki; masumiyet sadece biyografilerde ağlar...... artık derin uçurumlar sakladığımız bakışlarımız kaldı bize yakamoz kırığı aynalarda yüzleştiğimiz gövdemizi yakarcasına çakan bir şimşektir şimdi gençliğimiz kendimize çözülme zamanıdır; artık soldan sağa hiçbir şeyiz...... Yetiştirme yurduna terk ettiğimiz o en steril hayaller çürüğe çıkartılmıştır; en büyük hüsranların toplama kamplarında beyaz bir bayrak sallanmaktadır hayallerimizden kurduğumuz muhteşem kalelerin surlarında..... Çünkü pusuya düşürüldük!! Ve düşürdük cebimizden elyazması ilk şiirimizi Bir ablukada yitirdik; O bahar kokan nefesimizi..... Şimdi bir ihanet içindedir Kartopu oynadığımız o kardan adam Tüm karlarını saçlarımıza serpiştirmektedir Ve bir iç kanamadır geçirdiğimiz Kanımızdan; Yaktığımız gemiler geçmektedir Zaman; Protokol hayallerimizi; boş tribünlere terk etmektedir.... Bakışlarımızdan kayan dilek taşlarımız var artık Artık nikotin sarısı parmak uçlarımız Ve dökülürcesine sararan dişlerimiz Yaşadıkça kalınlaşıyor; Yaşama meydan okuyan biyografimiz Sevdiğimiz kadınlara son bir şiir yazmalı Son bir söz söylemeli, son bir kez dokunmalı... Giderayak; bir isyan çıkarmalı!!! Ve demeli ki; ey hayaller!.... yıkmak zorunda bırakıldığımız surları yüksek o muhteşem kaleler; emanet kavgalarımız var opal taşlarınızda, ve yitik ömürler var dehlizlerinizin o hain karanlığında! Şimdi biz; birşeyler yazmalıyız... iadeli taahhütlü bir vasiyet bırakmalıyız ardımızdan bakakalan gözlerin ıslaklığına şimdi biz; o heybetli yıkıntıların gölgesinde o yıkılmışlığın tarifsiz sükunetinin acıtan kederinde incinmiş mağrurluğumuzla silahlarını teslim etmiş bir ordu kadar yalnızız zamanıdır; son hayalimizi bir kurşun gibi beynimize sıkmalıyız.... Zeki KUMOVA |
Sen bakmaya gör Gül kokulu şiirler okudum Gözlerinin değdiği yerlere Şiir kokulu güller koydum özlerinin değdiği yerlere. Koştum bir oraya bir buraya Gölgene arkadaş olmak istedim Her şeye, her yere bir daha baktım Belki gözlerin değmiştir diye 16-6-98 Taşkışla / İST Samet Gül |
YALANCISIN SEN kime benziyorsun sen herkesten sakladığım yalnızlığıma mı? şimdi kapalı gözlerim. kulağımda, koşar adım ayak seslerin. bana mı? geliyorsun benden mi? kaçıyorsun çözemedim. ulaşılamamışlıklarla boğuşuyorum gece yarıları uykuyu haram ediyorum gözlerime kendime söz geçiriyorum da, söz geçmiyor kalemime. yazma diyorum, salma kuşkuları sevdama. “sus” diyor kalemim, “sus”. o değil miydi? şans arayan bir başkasında. duruyor usum, bakamıyorum uzaklara. gözlerimde yaş, kalbim yapış yapış yosun. “ne yani” diyorum, sahte mi? bunca coşku bile bile kandırılıyor muyum? gülme kalem, gülme şaşkınlığıma. varsa bir bildiğin, eğil de fısılda kulağıma. tuttum nefesimi, göz yaşlarımı tutamıyorum. içim geri sayımlarda can özüm. sevdamın yüzü suyu hürmetine ****** bir gecede yüzüyorum. çık gel şimdi renk kat odama. bozyel çarptı rendelenmiş yanıma. hazırım, inanmak istiyorum günışığı görmemiş yalanlarına… Mehtap |
Sen beni asla unutamazsın.. Bilirim geceleri uykun kaçar, Dayanamazsın ararsın! Kalbin ağlar ama, sen ağlayamazsın! Bensizliğe bir türlü alışamazsın! sen beni asla unutamazsın! Gururun hayır dese de, kalbin kan kusar. Ateşin söndü!desen de, küllerim bağrını yakar! Maziye dalıp her gece resmime bakar, bir türlü ağlayamazsın! Sen beni asla unutamazsın! Unutabilsen,gece yarısı telefonlarımı çaldırmazdın! Unutabilsen,böyle isyankar olmazdın! Sen beni unuttum desen de unutamazsın! Kalbini başka gönüllerde asla avutamazsın!. Zeynep Orcanel |
BAĞIŞLA Ya zamanından çok erken gelirim.. Dünya'ya geldiğim gibi, Ya zamanından çok geç, Seni bu yaşta sevdiğim gibi.... Mutluluğa hep geç kalırım. Hep erken giderim mutsuzluğa.. Ya herşey bitmiştir çoktan, Ya hiçbirşey başlamamış... Öyle bir zamanında geldim ki yaşamın, Ölüme erken,sevgiye geç.. Yine gecikmişim bağışla sevgilim.. Sevgiye on kala,ölüme beş...... AZİZ NESİN |
İçe Sesleniş her akşam eteklerine yığıyorsun sarışın manolyaları -yığ- ve sakıngan açılımlarla yaklaşıyorsun kadınına –yazıktır- oysa kokusu leyli meccani kızların odalarındaki koku –delirme- tırnağı yarılsa kızıl zebralar fırlar içinden –abarttın- sen esas baktı mı bakışlarını sev –sanki aynalar kırılır- dişil kahkasıyla yırtabilir gecenin karanlığını –ürkme- zaten korktuğun ne varsa öldürdün hınçla-ama ne varsa- ocudukça ocumak fiilini düşürüyorsun yazıtlara -yeter- güney kıyılarında hışırdayan bir Kıbrıs akasyasısın -incitildin- kimbilir ne tacirler gelip geçer kıyılarından -sen gibi- ve her uykuya dalışında bir orman suluyorsun –yılgınlıktan- mevsimidir şimdi güzel dudaklı yaban kazlarının –hele bir göğe bak - her sabah avcuna bırakıyorsun mor menekşeleri -yakışır- damakçatlatan lezzette bir kadını seviyorsun-ne güzel- oysa gördüğün en keskin sözlerle deşiyor böğrünü –hoşgör - sen esas öptü mü öpüşlerini sev–sanki bulutlar ikiye yarılır - latilokum bir cariyedir süzülür her tan ağartısında odana –istiyordun- lavanta mavisi tüyleriyle bağrıkara kuşları kıskandırır – daha ne- şimdi buz kesmiştir teninde ne varsa aşktan kalan –sızlanma- karşılaştığınızda içselliğin susuz ve geçirgendi –suç senin- anla ki kadın seçimindeki yanılgı ölümcüldür –geç kaldın- sen esas gitti mi gidişini sev – sanki yer gök utanır- bre rezil, öl şimdi seni koydukları yerde –sen de mi- -evet ben de- nasılsa yoksul köpekler gibi geçti ömrün -hem söylesene, neden taktın bu ara Göktürk şarkılarına ? Fadıl OKTAY |
SEVGİ DUVARI Sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi Dilimizde akşamdan kalma bir küfür Salonlar, piyasalar, sanat sevicileri Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni Yakanda bir amonyak çiçeği Yalnızlığım benim sidikli kontesim Ne kadar rezil olursak o kadar iyi. Kumkapı meyhanelerine dadandık Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, Fasulye Pilakisi Arkamızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi Öyle sıcaktıki çöpçülerin elleri Çöpçülerin ellerinde okşardım seni Yalnızlığım benim, süpürge saçlım Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi. Baktım gökte bir kırmızı bir uçak Bol çelik, bol yıldız, bol insan Bir gece Sevgi Duvarını aştık Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki Başucumda bi sen varsın bi de evren Saymıyorum ölüp, ölüp dirildiklerimi Yalnızlığım benim çoğul türkülerim Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi CAN YÜCEL |
AÇIK Biz hep açık konuştuk. Gökyüzünden maviydi sözlerimiz. Sığ bataklarda değildik, kuşlar gibiydik, Uçarıydık. Gözlerimizde Şavkıyan parıltılar gibiydik. Biz iyiye iyi, güzele güzel dedik. Masallardan çekerdik mısraları, tülbent gibi. Yalnız, şiirlerde yalan söylemezdik, Umutlarımızda, hayallerimizde de yalancı değildik. Biz buğday tarlalarında buğday, Ağu yeşili bahçelerde ot, Trenlerde düdük sesiydik. Yıldızlara çobandık, değirmenlere su, Bozkırlara bulut gölgesiydik. Seller aktı gitti. Biz kaldık. Bulutlar uçtu gökyüzünden. Rüzgarlar darmadağın etti. Ne bahçesinden hayır var, ne güzünden. Akıl da bulutlar gibi çekip gitti. Nerden bilirdik, çalışmaktan Kocayacağını sevgililerin, Yaşamanın güzelliği kadar Hoyratlığını, bezginliğini... Biz kaldık, koyup gitti bahar, Her şeyi nerden bilirdik. Cahit Külebi |
B a r b i e B a r b i e I. bir sevgilim vardı, barbie adında ya da öyle sanırdım, girmişti kanıma kör olurmuş insan, bilemezdim sevince narin elleri vardı, titrerdim değince eli-elime.. bir sevgilim vardı, barbie adında söylemesi güzel, kendi de güzeldi bence akşamlari kararınca hava, alırdım onu usulca tatlı sözleri vardı, titrerdim değince sesi-sesime.. bir sevgilim vardı, barbie adında bir de anneannesi vardı, biraz yaşlıca çılgın tutkuları vardı, tutamadığı sarı saçları vardı, titrerdim değince teni-tenime... II. bir sevgilim vardı, barbie adında ne cadıymış o biraz geç anladım ne de adı barbie, yalanmış meğer ne tatlı sözleri varmış, ne de mavi gözleri sarı saçları da boyaymış hatunun mavi değilmiş gözleri, lenssiz kahverengi boyu da pek uzun değilmiş, topuklu giyermiş bir de yüzü boyasız kaldımı siyah&beyaz* tanınmaz olurmuş, o güzelim hatun gülüşleri de sahte çıkınca malumunuz geriye bir kuru aşkımız kalmış, o da bahane... III. bir sevgilim vardı Barbie adında hatırlarsanız, onca yıl önceydi ne aşk'tı be, savrulurken külleri zamana ne çabuk geçmişti üstünden yıllar.. merak ettiniz değil mi, hadi anlatayım; onunla, bir yalancı baharda karşılaştık hiç tavsiye etmem bu arada, dosta-düşmana koşarken, geriye dönmek gibiydi duygularım ne tutku ne hayâldi sadece, başrolde yine bendim mutsuzdu anlıyordum sözlerinden ne kadar belli etmemeye çalışsa başaramıyordu, kaçırırken gözlerini fazlaca da abartmamak gerekirdi yaşanan, yalancı bir bahardı sadece.. yıllar nasıl da değiştirmişti onu eser kalmamıştı o can yakan hâlinden sararmış solmuştu yüzü kilo almıştı, yüzünde derin çizgiler ne sevgiliydi ama, ne kadındı ne canlar yakardı, alevinde dans ederken ve şimdi kalandı geriye, onca yılın ardından koskoca bir hayâlin, hayâl kırıklığı.. bir sevgilim vardı, Barbie adında, demiştim hatırlarsanız onca yıl önceydi hangi gözle baktıysam tanıyamadım şimdi demek ki gözlerdeki aldanıştı kalbe vuran oysa zaman mı değişti, ben mi değiştim yoksa artık dönüp bakmıyordum bile, kahrolası gururumdan... *t ü m h a y â l l e r s i y a h & b e y a z d ı r ç a l ı n m ı ş t ı r_ r e n k l e r i... Ali Hakan DÜZ |
Semaha Geldim Aşkın çilesine bir ah’ a geldim Arındım günahtan duaya geldim Zifiri karanlık bir gecedeyim Nurunla ışıyan sabaha geldim Ya pirim mürşidim ya hak diyerek İlahi aşk ile yandı bu yürek Eşiğe diz çöküp niyaz ederek Erenler safında dergaha geldim Bir dilsiz ağıdım sessiz beyidim Çığlığımı bir mahşerde yitirdim Beni de al divanına ey mirim Canların ceminde semaha geldim Erenlerin yolu zordur yokuştur Yüreğim kanatsız garip bir kuştur Çile ateşiyle yandır tutuştur Içimde külleşen feryada geldim Kılıçtan keskindir sevgin dediler İnsanlık derdidir derdin dediler Hakkın huzuruna erdin dediler Kerem et gönlümü yunmaya geldim Bu evreni baştan başa dolaştım Aşk denilen bir sahile ulaştım Gönül ummanına sığmadım taştım Yitirdim yönümü bulmaya geldim Nuri Can |
türküledim gözlerimi bir eylül uykusunda sarışın bir rüzgar eser bahçeme kırılır kendime uzayan dallarım bir baykuş konar omzuma susar ağustos böcekleri deniz'e koşar kalesi göçük kumsallarım eylül düşer takvime tende izi kalır... sokağımda darbenin siren çığlığı bir infaz saplanır dile susarım... mücevherdir bileğimde kelepçenin sıyrığı bir yiğit ölür yasını tutar ünye'de meydan sürgün olur martı karadeniz akar damarımda kan dört yanım çatışma ben diyarbakır kokarım diyarbakır zindan yüküm ağır sırtımda üç bıçak yarası gecem duvar günüm iki parmaklık arası bir türkü sardım akşamına beni an derdime yan harran ovası... Ferhat Gülsün |
Seni seviyorum insanlar yaşıyor sorular içinde hepsi bilinmez bir gerçeğin peşinde oysa ben gerçeği çoktan biliyorum seni seviyorum yaptığın işleri, hünerli ellerini yıkadığın bulaşığı, süpürdüğün yerleri yürüyüşünü, gülüşünü, üzülüşünü seni seviyorum bilmelisin değerini sevgimin sen de bir şeyler eklemelisin sıcak, sımsıcak bir yürek örneğin yalnız bugün değil her gün aşkının menzilinde vurulana kollarının arasında ölene değin öyle çok özlüyorum ki seni görmediğim zaman gözlerini deli gibi dolanıyorum ortalıkta senden başkasında bulamıyorum benzerini seni seviyorum evet seviyorum söyle bunu, yaz diyor yüreğim ve bu kutsal kitaba yazıyorum seni seviyorum kırdım seni, üzdüm seni kıskandım ne yaptıysam aşkımdan yaptım anla işte aşk bu tanımsız bir coşku gönlümün derinlerinden doktorsuz bir hastalık insanı deli eden nedeni sen ilacı sen senden önce en çok ben yalnızca yağmurları sevdim yine seviyorum çok seviyorum sen en güzel yağmurumsun benim çok sözler söyledim sana çoğu uçup gitmiştir aklından ama birini unutma, hiç unutma seni seviyorum böylesi de olurmuş demek sevginin gün gün büyüyor, düşündükçe çoğalıyor bin yüreğim olsa, aşkımı bine bölsem her biri yine kavrulur ateşinden ve hepsi birden aynı şarkıyı söyler seni seviyorum... seni seviyorum Celal Kabadayı |
Genetik Şifre Çocukluk orada Karşıda oyun sahasında Koşuyor sağa sola Tükenmez enerji ile Düşe kalka Duyuyor musunuz çocuklar Genetik şifre çözülmüş Çocuklar çocuk kalacak Kirlenmeyecek dünya Kimin umurunda Gaffar Karadoğan |
Sonsuluğun Anahtarı Sonsuluğun anahtarı Bir bulutun üstündeymiş dediler O kadar çok bulut var ki! Sonsuzluğun anahtarı Gül bahçesinde Ama hangi yaprağın gölgesinde Sonsuzluğun anhtarı Bir derin kuyuya düştü ki Bulup çıkarmaya yaşlı bir ipim yok Sonsuzluğun anhtarı Bin kutulu bir bimecede saklıymış dediler Bin fikrimolsa onu bulup çıkartmaya Sonuncusunda çıkmayacağına bahse girerim Sonsuzluğun anahtarı Saklıymış şurda burda Ararken küçücük bir yürektim Bulamazken Çenesi beyazlamış bir ULEMA Melon Şapka |
Çoban Akşam oluyor yine Gün kızıla koşuyor Sarı başaklar aheste Rüzgarla dans etmekte Yaşlı söğüt Günahlarını dallarına yüklemiş Ağırdan ağır başını dövmekte Önce kokusu erişir menzile Ardından toz dumanı Peşi sıra neşesi çıngırakların Hoplaya zıplaya Önde yürür anaları oğlakların Çeşmeye ilk su içmeye koşan çomarların Geliyor işte aydınlık yüzü tarlaların Dilinde yanık türküsü Elinde azık ve örtüsü Kızıl Çobanın kendisi sonra iner çeşmeye Önden gelir sürüsü Akşam olmakta yine Ezan yankılanmakta Köyün eteklerinde Çoban yürür Dert yürür Söğüt ağırdan içlenir Her adımda gece, büyür Kızıl Çoban yürür Gece bütün dertler ölür Nadir Atalay... |
Sen ey aşktan hüküm giyen haşarı delikanlı Bir 6 Mayıs sabahı yüreğindeki sevdayı ölümün suratına haykırıp Arkada bir tarih bırakarak çekip giderken sevdalı ölümünü gören bir güvercin çırpındı telaşla çığlık çığlığa çırpınarak ve havalandı Güller kanadı ( 1 ) gökyüzüne kan bulaştı, büsbütün kuşlar ağladı "Bir gülün çevresi dikendir, hardır Bülbül gülün elinden ahuzardır Ne de olsa kışın sonu bahardır Bu da gelir, bu da geçer ağlama." ( 2 ) Sen ey aşktan ölüme bir tarih yazarak bir sabah vakti Deniz'e lirik bir şiir gibi asılan haşarı delikanlı sen çırpınırken darağacında gökyüzüne telaşla çırpınan güvercin senin türkünü yaydı kanayarak ne de olsa kışın sonu bahardır o baharın da sahibi vardır o baharda aşkın tarinini yeniden yazacağız biz kuşlara söz verdik haşarı delikanlı. -------------------------------------------------------------------------------- (1) -Deniz asılırken yaşanan gerçek bir olaydır. Hapishane bahçesi kasuetli bir sessizlik içerisindedir. Deniz'in ayaklarının altındaki tabure tekmelendiğinde, Deniz'in o iri bedeni boşluğa küt diye düşer. İşte bu esnada, o ağır sessizlikte, bu sesten ürken bir güvercin telaşla kanat çırparak havalanır. Deniz'in avukatları bu olayı böyle naklederler. (2) Deniz Gezmiş'in çok sevdiği ve sık sık söylediği türkü. Mahmut Ayaz |
İNTİHAR.. İntiharla dolu bir akşamdayım Kan ter içindeyim, yansın bu gece Tükendi mecalim yine gamdayım Varsın ölüm beni ansın bu gece Güneşin titreyen hallerindeyim Bir damla yaşının sellerindeyim Vefasız bir yarin ellerindeyim Kollarına hasret sansın bu gece Yüreğim terliyor aşk ayazında Heder oldu ömrüm her niyazında Kışları yaşattın bu son yazında Mevsimleri çalan sensin bu gece Yürek namlusunda kurşundur sözler Feryadı alevdir ağlayan gözler Diz çökse, yalvarsa silinmez izler Dertler benim ile yansın bu gece… Sinan ITIR |
YOSUNLU GÖZÜM Sevda çeşmesinden hüzün dökülür Yosunlu gözlerim hiç gülmez benim Yamalı bedenden terler sökülür Tenimden buzlarım hiç bitmez benim Yılların özünden mutluluk sordum İhanet topladım, yalanlar gördüm Çilekeş geçmişe göz yaşı ördüm Bestekar sözlerim hiç bitmez benim Fıtratımda güven, doğruluk yatar Yüreğim sevgiyle, coşkuyla atar Sadakat her şeyim, bana ben katar Gönülden özlerim hiç bitmez benim Hırçın dere gibi çağladım durdum Umutsuz yarına hayaller kurdum Aşkıma aldanıp kalbimi yordum Yürekte közlerim hiç bitmez benim Yarından umut yok rüyalar haram Dizeler perişan cümleler dram İstersen kapında yıllarca duram Aşk dolu hazlarım hiç bitmez benim Ahmet EROĞLU |
Kimliğini Satıyor Hikayeler... Hikayeler yürüyor yollarda... Kaçırdıkları gözlerinde yalan zaman... Mekan bulur ayakları her bastığı yerde... Bir içimlik cigaralık ve altılı hayallerde... Büyük büyük hikaye ağbi diyor bana Öyle deme ne olur romansın sen Ben el kadar küçük küçük çocuğum... Hikayeler türkü yakıyor yağmurda... Bazen ah çekiyor ‘ah ulan rıza’da... Biliyorum çok oldu ilk kez ağlamayalı... Baktığın gözleri kuru odtan sarı... Ayakkabı pençeli çorap yamalı Umut bu yola uğramayalı... Kimliğini satıyor sonunda hikayeler... İnkar edemediğin kadar gerçek hikayeler... Ruhunun salıverdiği kadar özgür hikayeler... Toprağın kabul edeceği kadar çamur hikayeler... Sancaksız bulut gibi rüzgarın önünde... Damlalardan belli yükün hikayeler... Bülent Özdemir |
♥ ♥ ♥ YAMALI SEVDA Saçaklarım damlıyor Uykusuz sabahların yüzüne Yorgun akşamların koynuna Sesimde soğuktan kalma titrek nağmeler Çığlıklar üşüyor lâl dilimde Hasret satırları damlıyor kalemden Yırtık anılar geziniyor beynimde Dikmek için Yamalar topluyorum iyi yanlarımdan Çoğu zaman gölgeme sarılıyorum Yanımda olmayan sevgili Terk edip giden dostlar niyetine Uçuruma düşen umutlarımı arıyorum Yalancı bakışlarda Sahte gülüşlerde Şiirler yaslı bu günlerde Şarkılar keskin bıçak Yokluğun ölüm… Gelsen diyorum Yarım kalan yanlarıma Sevda bahçelerime Papatyalar toplasak hayatın içinden Yıldızlar sokulsa umutsuz yanlarıma Ufuklarıma güneşler doğsa Yakalasak yaşamı En mutlu yerinden Son kudretimle sesleniyorum Son arzum Son yakarış... Söyle gelecek misin? Ahmet EROĞLU |
Sevi`ye Özlem… seni benim kadar hiç seven oldu mu hangi kül tablasına yazıldı ismin sonuna kadar içilmiş hasret acı bir tat bırakırken dudağa hangi gök yazdı ismini bulutlara tek tek /satır satır / dolu dolu hangi sevda döküldü sırılsıklam saçaklardan bir yaşam /damlayan su hangi eller sardı seni benden yasak işledi matemini kaç dudak mühürledi kendini susmak için ismini kaç basamak çıktı kendinden izler bırakarak söyle ey sevgili kac gönül yanginlarda kül oldu benim gibi seve seve öpüp koklayarak uğurlarken seni gitme ne olursun çıkar yüzünden maskeyi sen sen gibi sev beni rüzgarın nefesi yağmurun sesi gönlümün efendisi toprağım ol gülümse... Fulya Çelikbilek |
BEN DELİMİYİM Kara sevda benimki kaderim gibi Sen delisin diyorlar ben delimiyim Yokmuş bu aşkın ne sonu ne dibi Sen delisin diyorlar ben delimiyim Bir yar sevdim yaralandım Dertler içinde sıralandım Ben bu aşkın narında yandım Sen delisin diyorlar ben delimiyim Kimseler bana hak vermiyor Aç gözünü hayır yok diyor Gönlüm illede onu istiyor Sen delisin diyorlar ben delimiyim Gözümde hayali aman vermiyor Geceleri bir türlü uyku girmiyor Nasıl sevdiğimi kimse bilmiyor Sen delisin diyorlar ben delimiyim Ne edersen sen kendine edersin Bu kafayla nereye kadar gidersin AVSARSOYLU inan çok çile çekersin Sen delisin diyorlar ben delimiyim? KADİR ÖNDER |
BİR GÜN GELİR SENİ SEVENİ SEVMEYİ ÖĞRENİRSİN Bir gün gelir.. Seni sevmeyi öğrenirsin. Yıllara boğulmuş olsan da Bir gün esmer,bir gün sarışın Sabah Avşa’da da olsa, kızıl bir geceden sonra Dudaklarında üzüm tadında şarapla. Gönülden gönüle bir sıcak rüzgar olup Esip dursan da Kalamış ta. Bilirsin, Tek kucak vardır seni seven. Sessiz,eski bir bizans kalesi, mağrur. Sabırlı, yavrusunu bekleyen ana, şefkatli. Sevecen, erkeğini bekleyen kadın,sıcak. Telaşsız.. hesapsız..öfkesiz.. Hayatının bir yerinde durmuştur. Bilirsin. Ne denli yok saysan da. Hissedersin değer vermesen de. En ücrasına gitmiş olsan da Marmara’nın Ve hangi cehennem ateşine vursanda dudaklarını. İlle de özleminden cayır cayır yansan da İçindeki devleşen cüceler var ya Hiç durmadan fısıldasa da kulağına ‘’sen sana yetersin’’ dese. Bittiğin yerde tükenirken. Her tükenişinde biterken. Bilirsin. Ne denli yok saysan da Hissedersin değer vermesen de Seni bir seven vardır Hayatın bir yerinde yaşanmıştır Bir vakitte. Sen çekip giderken Seni hep seven kalmıştır. Sema Çevik(YILDIRIM) |
Her Şey Yerli Yerinde Her şey yerli yerinde; havuz başında servi Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan, Eşya aksetmiş gibi tılsımlı bir uykudan, Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi Her şey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak, Serpilen aydınlıkta dalların arasından Büyülenmiş bir ceylan gibi bakıyor zaman Sessizlik dökülüyor bir yerde yaprak yaprak. Biliyorum gölgede senin uyuduğunu Bir deniz mağarası kadar kuytu ve serin Hazların aleminde yumulmuş kirpiklerin Yüzünde bir tebessüm bu ağır öğle sonu. Belki rüyalarındır bu taze açmış güller, Bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde, Bitmeyen aşk türküsü kumruların sesinde, Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner. Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda Azapta bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan, Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgarda. Ahmet Hamdi Tanpınar |
Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan, Güneş kucağındadır, bilemezsin. Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür, Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın. Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın. Uçar gider, koşsan da tutamazsın... William Shakespeare |
En uzak mesafe ne Afrika’dır ne Çin, ne Hindistan, ne seyyareler ne de yıldızlar geceleri ışıldayan… En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir Birbirini anlamayan Can Yücel |
Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi meselâ, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani, bütün işin gücün yaşamak olacak. Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani, o derecede, öylesine ki, meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut, kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde. Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak, yani ağır bastığından. Nazım Hikmet RAN |
GÜZ AŞKI ÖLDÜRÜR Gittiğinde eylüldü... kimbilir belki de güzdü bu aşkın faili bir ayrılık ilk kez acıtırken canımı yakın çağ kapanmış, hasret çağı başlamıştı gönlümde gittiğinde eylüldü... zaten gidişinle yapraklarda döküldü ne yaprakların yeşili kaldı ne gözlerinin yeşili bir ben kaldım ardında,duyguları deşili... CEM KUMSAV |
Denizle Başbaşa Otel odası, deniz kıyısı, gün batmakta Gitti: ve göremeyeceğim onu bir daha Gitti: ve göremeyeceğim onu bir daha. Bakıp bakıp divanda bıraktığı çiçeğe Sarılıyorum divanın yıpranmış örtüsüne Sarılıyorum divanın yıpranmış örtüsüne. Havada, bir öpücüğü andıran o kokusu Ve altta, kabaran deniz, sevinçli ve mutlu Ve altta, kabaran deniz, sevinçli ve mutlu. Parlıyor ışıl ışıl bir fener ötelerde Gel sevgilim, bak, deniz türküler söylemekte Gel sevgilim, bak, deniz türküler söylemekte. Türkülenen şu yaban denizi dinliyorum Tarazlanmış divanda dülere dalıyorum Tarazlanmış divanda dülere dalıyorum. Burada öptüm onu, kucakladım burada Deniz uğuldamakta, bir geçmiş konuşmakta Deniz uğuldamakta, bir geçmiş konuşmakta. (Türkçesi: Tahsin Saraç) Endre Ady |
Uluorta -seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin- -nazlanırsın ama bir gün gelirsin- düşen bir yaprağa bağladım hayatımı olsun artık diyorum ne olacaksa paralı asker miyim neyim ben ekleyip duruyorum sabahları akşama ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim hem de mayhoş elma tadında. kendimi de koysam ayağımın altına yine de yetişemiyorum ey aşk, omzunun hizasına. çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle. budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin nereye konsam geri sayım başlıyor kurcalıyor beni bir çırağın elleri ah, unufak olsam ve desem ki ağzın tat görmesin hayat kandırdın beni. sorma, elim kırılsın bir daha dokunursam güneşe. kılpayı kaçırılmış bir şeyin bıraktığı ardında neyse oyum ben. yaralı serçe, benim için dua et: gök bir kayalık gibi şimdi üstümde dr. şükrü öncüoğlu'ndan üç ayda bir reçete. acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması bir yastık arıyorum kuş seslerinden mühim değil sonrası. sorma, yangın sönseydi suyla denizler her akşam böyle yanmazdı. yakartop oynayan melekler gördüm güneşle ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen yolundaydı herşey, ben bile yolundaydım ama kıyıya vardığımda kendimi unuttuğumu anladım karşı kıyıda. şiirler söyledim belki duyarsın diye çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin sana seslendim durdum bu küçücük odadan acımı duy, sensin pusulam benim ki dünya silinmiş bir harita gibi yabancı bana. sorma, usulca uzandığında bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran. ibrahim tenekeci |
ÇOCUKLUĞUM Affan dedeye para saydım, Sattı bana çocukluğumu. Artık ne yaşım var ne de adım; Bilmiyorum kim olduğumu. Hiç bir şey sorulmasın benden; Haberim yok olan bitenden. Bu bahar havası, bu bahçe; Havuzda su şırıl şırıldır. Uçurtmam bulutlardan yüce, Zıpzıplarım pırıl pırıldır. Ne güzel dönüyor çemberim; Hiç bitmese horoz şekerim! Cahit Sıtkı Tarancı |
ZAMANI KAYBEDEN KADIN Zaman durdu Keskin bir bıçağın Sivri ucuyla kanatırcasına Saplandı yitik tenime, Bir ceviz kabuğu Nasıl sallanırsa Deli bir denizin dalgalarında Öyle savruldum Zamanın olmadığı bir zamanda Zamansız ayrılığına... Artık ne umudun tatlı sağanığı Islandığım, Ne de ince sızısı ızdırabın... Durdururken zamanı gidişinde Duygularımı da dondurdun.... Kordon boyunda ürkek adımlarım Sana çıkmıyor ki sokaklar... Vapurda martılarla dertleşmiyorum Köpüren dalgalarla dost Tenimi yakan güneşle sırdaş O l a m ı y o r u m.... Eksiğim ben Zaman yok... Ayrıksı bir çiçeğim artık Rengi olmayan Kokusu yabanı Yitirince zamanı Tarlanın birinde unutuldum Gözpınarlarımdan yapraklar dökülüyor Bilmiyorum günde kaç tane Zaman kayıp... Şarap kadehlerinde kayboluyorum Unutmuşum çok iyi bildiğim yüzmeyi Boğuluyorum.... Elinin değdiği kadehi Hatırlamaya çalışıyorum Olmuyor.... Zamanla beraber Dünler de kayıp... Öpmelere doyamadığın Dudaklarımı arıyorum aynalarda Hoyratlığım dikiliyor karşıma Kanatıyorum acı bir hazla... Sana uzanmıyorsa Damlayan kan olsun ucunda.... Kırmızıya bulanıyor acım Kör bir karanlıkta Gece miydi gündüz müydü Bilmiyorum Zamanı da götürdün sen yanında... Kavgalardayım kendimle Bir yabancıyı yargılar gibi Suçlar yüklüyorum İdam ağır geliyor Müebbet diyorum cezama Sonra Zamansızlığım geliyor aklıma O an dar geliyor bildiklerim, Zamanın olmadığı bir ceza biçiyorum Bu hırçın kadına Geçimsizliğe ve geleceksizliğe mahkum ediyorum Usulca..... ................................ Funda bilgili |
DOSTLUK Biz haber etmeden haberimizi alırsın, yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin. Gözümüzün dilinden anlar, elimizin sırrını bilirsin. Namuslu bir kitap gibi güler, alnımızın terini silersin. O gider, bu gider, şu gider, dostluk, sen yanı başımızda kalırsın Nazım Hikmet RAN AĞLAMAK MESELESİ Nasıl etmeli de ağlayabilmeli Farkına bile varmadan? Nasıl etmeli de ağlayabilmeli Ayıpsız, Aşikare, Yağmur misali? Neylersin alışkanlık İçin kan ağlarken yüzün güler Dikilitaş gibi dinelirsin yine. Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer, Anneler gibi ağlamanın yiğitliğine? Nazım Hikmet RAN |
<< Karanlıkların içinde >> Kağıt önümde kalem elimde Yazıyorum hikayemi düşüncesizce Haykırıyorum kendi içimden sessizce Bağırıyorum beni sevmeyenlere Haykırıyorum delice Beni anlamıyorlar bile Çünki; onlar karanlıkların içinde Bir dünya düşün ki; içinde sevgi yok yanında kimse yok Ve bir ben düşün Yalnız sessiz;sessiz bir yerde SEVİL AKBARDAK |
Sensizlik Yanımda olmadığın her saniyeye seni bölüyorum, Senli geçen dakikaları tek tek zihnime kazıyor, Sensizliğe inat her dakikamı senle paylaşıyorum, Sen bana geldin geleli, Her nefeste seni soluyorum. Yanımda olmadığın her anıma seni ekliyorum, Her göz kırptığında, gözlerine doluyor, Sen diye bakıyorum ve sen olduğun için bakıyorum, Sensizlik ateşi dağlarken yüreğimi, Merhem niyetine seni anıyorum. Yanımda olmadığın her dakikama seni serpiştiriyorum, Ruhuma süzülen her bir damlayı içimde hissediyor, Ferahlatıcı senli düşüncelerle, yüreğimi besliyorum, Sen diyorum sen, Sensin içimdeki kandil ateşi sönmeyen. Yanımda olmadığın her günüme, seninle başlıyorum, Masmavi güne seninle günaydın diyor, Seninle uyanıyorum, Sen bende, her hücremde gezinirken, Ben seni yaşıyorum, Ben bunu hissediyor ve yaşıyorum, Bakışların daldığında, aklına geliyor muyum? Ya sen, Sen ne hissettin, Bilmiyorum. Ayşe Manav |
YALNIZ İNSAN Yalnız insan merdivendir Hiç bir yere ulaşmayan Sürülür yabancı diye Dayandığı kapılardan Yalnız insan deli rüzgar Ne zevk alır ne haz verir Dokunduğu küldür uçar Sunduğu tozdur silinir Yalnız insan yok ki yüzü Yağmur çarpan bir camekan Ve gözünden sızan yaşlar Bir parçadır manzaradan Yalnız insan kayıp bir mektup Adresi mi yanlış nedir Sevgiler der fırlatılır Kimbilir kim tarafından... ............................. Aragon |
Fatih'in Resmi Ayasofya kubbesinde ak bir bulut, Baktım, gitti gider. Balrengi tesbihim Kehribar günler, düştü yaprak ve umut, Güz yağmuru indi camda düğüm düğüm. Benimdi savrulan kaftanlar, benimdi Atların boynu, yerinde yeller eser! Surların taşlarına sürdüm elimi, Benimdi İstanbul, burçlar bana benzer. Altın sahanlarda aş yedim, su içtim Altın kupadan, zorlu Tuna'dan geçtim, Ben Sultan Mehmet, Avni, tuğlarla yüce. Bir resimde kaldım cüce, ben değilim, Sarığım, soğuk kürküm, kokusuz gülüm, Ararım, aranırım yerde delice. Oktay Rıfat Horozcu |
PROMETE Kalbinde her dakika şu ulvi tahassürün minkar-ı âteşinini duy, dâima düşün: Onlar niçin semâda, niçin ben çukurdayım? Gülsün neden cihan bana, ben yalnız ağlayım?.. Yükselmek âsümâna ve gülmek, ne tatlı şey!.. Bir gün şu hastalıklı vatan canlanırsa... Ey müştâk-ı feyz u nûr olan âti-i milletin meçhul elektrikçisi, aktâr-ı fikretin yüklen getir - ne varsa - biraz meskenet - fiken, bir parça rûhu, benliği, idrâki besleyen esmâr-ı bünye-hıyzini; boş durmasın elin. Gör dâimâ önünde esâtir-i evvelin gökten dehâ-yi narı çalan kahramâanını... Varsın bulunmasın bilecek nâm ü şânını!.. TEVFİK FİKRET |
Çanakkale Şehitlerine Şu Boğaz Harbi nedir ? Var mı ki dünyada eşi ? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya- Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya, Ne hayâsızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı! Nerde -gösterdiği vahşetle "bu, bir Avrupalı" Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer, Yedi iklimi cihanın duruyor karşında; Ostralya'yla beraber bakıyorsun Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk. Sâde bir hadise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ... Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil, Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyet denilen *****, hakikat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harab. Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı: Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam; Atılan her lâğımın yaktığı yüzlerce adam. Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer; O ne müthiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak; Boşanır sırtlara, vadîlere sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!.. Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm? Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm. Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, Beşerir azmini tevkîf edemez sun-u beşer; Bu gögüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi; "O benim sun-u bedîim, onu çiğnetme!" dedi. ÂSIM'ın nesli.. diyordum ya... Nesilmiş gerçek; İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek, Şühedâ gövdesi, baksan a, dağlar, taşlar O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor; BİR HİLÂL uğruna, yâ Rab, ne GÜNEŞLER batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!.. Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor TEVHÎDİ... BEDR'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi... Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. "Bu, taşındır" diyerek KÂBE'yi diksem başına; Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle, Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana... Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana. Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini; Şarkın en sevgili sultânı SELÂHADDÎN'i, KILIÇ ARSLAN gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran; O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın; Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât! Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat... Ey şehid oğlu, isteme benden makber, Sana âğûşunu açmış duruyor PEYGAMBER. Mehmed ÂKİF ERSOY |
DERTLERİN ÜSTÜNE ÇEKİYORUMM SİFONU Dertlerin üstüne çekiyorum sifonu, Yeter artık nedir bu, Hasretin ayrı bir dert yalnızlığın ayrı bir dert, Artık hepsinden kurtuluyorum,. Dertlerin çekiyorum sifonu, Siliyorum sözlüğümden, Yok artık böyle bir kelime, Sadece huzur var dünyamda. Dertlerin üstüne sifonu çekiyorum, Ama yalnızlığımı kovamıyorum, Sanki ben dertlere değil de, Derler benim üstüme sifonu çekiyor. ............................................ Görkem Özbilgen |
Çanakkale Allah Allah nidalarıyla patladı toplar Gümbür gümbür; Zehir oluyor onlara bu yollar Yer gök karışmış sanki kıyamet Gözyaşlarında kalır Vuslat dolu azamet Çanakkale geçilmez der tüm gönüller Anlamaz bu nidayı o yabancı eller Yer gök karışmış Üstüme üstüme gelir düşman Savaşırız amansızca Düşmana vermeyiz ferman Gözlerimden yaşlar dökülür Mehmetciğin; Kanının son damlasına kadar Savaşacaktır kardeşliğin Namahrem ele sürdürmeyecektir Namusunu Allah Allah nidalarıyla Çevirir topun namlusunu Ölse de vermez Canı pahasına bu vatanı Anlar o zaman Vatanında kefensiz yatanı Taş, toprak, vatan, millet Bizimdir ,bizim kalacak illelebet. selim özşahin |
Ayrılık Gözyaşına Sığmaz Bir gün yenik düşmesin yine sevdamız siyaha, Gözyaşıyla anlatılmasın yalanlar bir daha. Bir ikindi serinliğinde ömrümüzü gölgeler sarmasın, Gecenin en karanlık yerinde yine sen varsın. Hiçbir zaman sonu gelmesin bu düşüncelerin, Kimse olmasa da ben dostu kalayım gecelerin. Biliyorsun gözyaşına sığmaz ayrılık inleyişlerde, Kavuşmak tutsaktır sabırsız bekleyişlerde. Zamanın ellerinde yalnızlıklar ateş, ayrılıklar kor, Aynalardaki yorgun benim, istersen yüreğine sor... -Ayrılık Gözyaşına Sığmaz isimli kitabından Ahmet Beltekin |
hasret geceleri gömülmüş karanlığa yıldızlara dargın yorganına sarılır ay yine öyle eski haliyle dudakları kırmızı dökülür nameler buğday başaklarından balıklar mendil tutar göz yaşlarına ağaçlar boy verir meyve verir inada bir de hasret türkülerini çalar radyolar penceremi özler bekler sarı güller yollar düz yollar kıvrımlı gündüz çiğnendiğinin yorgunluğunu atar uzanır alabildiğince hasret geceleri hasret geceleri sessiz kimsesiz yorgun yürekleri çekingen duymaz ıssız yatağında uzanan ırmağın sakinliğini gözler kapalı gök kapalı yer siyah karanlık serin hasret geceleri Mustafa Küçüktepe |
| Saat: 03:41 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık