![]() |
O Aşklar Ki Deniz dedim, gök dedim Mavi heyecanlarda sürüklendim durmaksızın Sen hep uzak limanlardaydın, erişilmez Seni göre göre,seni seve seve,seni ölesiye özledim Şimdi o aşkları arıyorum,o aşkları tek başına yaşanan Bir sır gibi yüreğin içlerinde saklanan Gözgöze gelmelerde manalar aradığımız O aşklar ki Binlerce günbatımı geçse de üzerinden Anmaya doyamadığımız Unutmaya kıyamadığımız oğuzkan bölükbaşı |
Nerdesin? Geceleyin bir ses böler uykumu, İçim ürpermeyle dolar: -Nerdesin? Arıyorum yıllar var ki ben onu, Aşıkıyım beni çağran bu sesin. Gün olur sürüyüp beni derbeder, Bu ses rüzgarlara karışır gider. Gün olur peşimden yürür beraber, Ansızın haykırır bana: -Nerdesin? Bütün sevgileri atıp içimden, Varlığımı yalnız ona verdim ben, Elverir ki bir gün bana derinden, Ta derinden bir gün bana Gel desin. Ahmet Kutsi Tecer |
KIZLARIMIZ, KADINLARIMIZ, ANALARIMIZ Bir sarmaşık sığlığında sarılıp kucaklarız Ta ki, bir yuva kurup gidene dek kızlarımız Sonra bir özlemle sayıklar dudaklarımız Telefon çalmalarnda çınlar kulaklarımız Kimilerimizin için artık kadınlarımız Acı ve tatlı bir ömrü paylaştığımız Kimilerimiz için de analarımız Kokularından nefes aldığımız Önce kızlarımız, sonra kadınlarımız Kucaklayıp ta okşadıklarımız Son hesapta da analarımız Yok günlerinde aramadıklarımız Analarımızdı, oysa kucaklandığımız Analarımızdı, okşanırken saçlarımız Analarımızdı, babalarımıza kadınlarımız Büyükbabalarımızdan bir kuşak kızlarımız Kızlarımız, kadınlarımız ve de analarımız Her kuşak vazgeçemediğimiz sultanlarımız YÜCEL TERKANLIOĞLU |
Nicedir özlemişim nicedir özlemişim bu rüzgarı hani doğu'dan eser bahar akşamları nicedir özlemişim bir elma ağacının dibine oturmayı nicedir özlemişim şoseleri,dağları nicedir özlemişim bir dosta sarılıp ağlamayı Ataol Behramoğlu |
İKİ KİRPİK ARASINDAN gecenin soğuk duvarları sorguluyor beni ben ise iki kirpik arasında sevdim seni uçurumların kıyılarında,şiirlerimin sonsuz kelimlerinde artık kadife vitrinler bırakıyorum odamın pencerisine sana dair tasarımlar çiziyor buluyorum kendimi her bakışımda hangi görünüşünü çizdiğimi anlamadan artık sen benim için bir perspektifin iz düşümüydün çırıl çıplak bir beyaz sayfaya dönüşürken, iki kirpik arasından her gece yastağıma yumuruklar savuruyorken düşünüyorum nokta kadar hain olabilecekmiydim yoksa yine mi yinemi vilgül kadar güçsüz bir düşüncenin hayallerinde kalcaktım bir uçurumun üstünde umut ve senle birlikte sevdam yoksa muhbir bakışlarınla senetmi imzalıyordun bana benimmi olcaktın daraltıcı havasıyla bunaltan bu şehirde nasırlaşan kaderime bir neşterlemi son vercektin kırmızıya çalan eflatün bir sevdanın ardından sevdam GÜRKAN KARANFİL |
Geceye değen göz Kapanırken gecemin gözleri Kızıl bir sabahı saklar gibi Sakladım seni koynumda Gördükçe tanır oldum maskelenmiş yüzleri Ağlarken gecemin gözleri Uğultusu ninnidir söğüdün Yaşamaktan yarım adım kaçanlara Sizleri tanıdıkça sever oldum bizleri Buz keserken gecemin gözleri Güneşe duadan çatlar dudaklar Bir sen varsın gerçek olan Seni sevdikçe buldum kendimi Mehtap |
Gidene kal demek zavallılara Kalana git demek terbiyesizlere Dönmeyene dön demek acizlere yakışırmış Konuşmamasının sebebi Zavallı durumuna düşmekten korktuğu içinmiş Bir zamanlar bakmaya doyamadığı Deniz gözlerimde boğuluyormuş Bensiz geçen her saat, Her dakika,her saniye Hasretimden eriyip yok oluyormuş Yüreğini avuçlarının içinde bana uzatmış Kendim için çarptığını Göremeyecek kadar körmüşüm Yüreğinin tam ortasında Aşkımın hançerini bırakmışım Eğer bir gün beni bir başkasıyla görürse İşte o zaman o hançeri Ellerimle yüreğinin içinde hızlıca çevirip çekermişim Vay be…Ben ne kadar vicdansız,insafsız biriymişim…. *ALINTIDIR* |
Bir ayrılık gününde.... Yorgun ve küçük adımlarıyla Köşesine çekildi Bildim bileli konuşmaz Çentikler arasına sinmiş gözlerinden Şimdiden düşmeye başladı Birkaç damla Saatler ilerledikçe Göğsündeki kafese Küt küt çarpar Beyaz güvercinlerin kanatları -bilmez ama duyarım- Titremeye başladı elleri Yarına çıkınca Açılacak genç kızlığından Hercailer işlenmiş Çeyiz sandığı -yeni gelin heyecanında, anlarım- Sararmış mendilde Uğurlarken yarısını, Kestiği bir tutam saç Hala barut kokar Rengi akmış Nerdeyse silinmiş resimler Rutubetle yapışmış Yıllardır gire çıka Maziyi gömdüğü Karanlığa -özlemler canını yakar, sezerim- Derin bir nefes çekiyor işte Duvardaki resme baktıkça Hele ki radyoda Çalıyor ya böyle günlerde Kahramanlık türküleri Yanık-yanık -içinden de olsa mırıldanışı, duyarım- Dizlerine başımı koydum Yıldız yağmurlarında Ruhlara açtığın ellerini Dolaştır saçlarımda Hayallere sarılırken Tütsülediğin Al yazmanı çıkar göğsünden Ser AYYILDIZın gölgesine Kanı kurusun şehidinin Döksen de koca bir ömrü Takvim yapraklarıyla Her yıl bir kez daha ölürsün 18 MART’ta -SAKLAMAM... sen gibi ağlarım NİNEM... Arzu Altınçiçek |
Çiftetelli O tatlı gülümsemen İsmini unuttuğum bir çiçek Yüzünün bahçesinde Nakışlı gözlerinde yakamozlar Çözülürsün sıkıntının yumağından Sımsıkı sarılırken yüreğime Gövdenin ter titreyişinde Bir kere daha alevlenir aşkım Dişilik akar bakışlarından Büyük bir ırmak gibi Doldurup taşırır havuzumu Güzelliğin kabardıkça kabarır Bir sel, bir tûfan olur Alıp sürükler beni En büyük acıların ve sevinçlerin Cennetine Kirpiklerinin gölgesine sığınırım Biraz serinlemek için Dağlardan bir volkan benliğimi Anlamasan da duyarsın belki Ne demek istediğimi Seni oynarken seyretmek Biraz da sana kavuşmak değil mi?... II. Güneş giriverdi odama Aydınlandı içimin kuytuları O bunu farketmedi ama Tutuştu aşkımın suları Kuşattı beni dört bir yandan Aramadım bir kurtuluş Düşüncemdeki gür ormandan Havalandı yüzlerce kuş O gitti, kararıverdi dünyam Biri söndürdü içimi O benim bitimsiz rüyâm Kanatlandırır sevincimi Vereydi saçlarından bir tutam Saklardım onu ömrümce Suskun varlığım şarkılanır Ben onu yanımda görünce Onunla aydınlanır sabahım Odur beri sarıp sarmalayan Gökte yıldız gibi kayan Ne ışıklı gözleri var Allahım! Sedat Umran |
Dalgakıran... Usanıp korkularımdan Maviye dokunmak için Gölgemi vurdum… Sabaha çıkmazdım oysa Gecenin rengine karışmasaydın Ay bakışlı sorgularında sustum… Açtım Tenine Gözlerine Susuzdum Dudağına Islak nefesine Çamura bulanmış öfkemi Bir deniz kenarında Yokluğuna savurdum… Gömleğinden sızan Kadınsı telaştı sevişmek Acemi parmak uçlarımda Şehvetine yoruldum… Onlarca tesadüfün İki eli kanda suçların Müebbet sürgünlerinde Nereye baksam sen- sizlikten kovuldum… Dokundum saçlarına An geldi gözyaşın oldum Teninde yandım Bıçak sırtı sözlerin Kanattı yüreğimi Dayandım Girdim kavgana En hırçın dalgalarım Sahiline vurdu İçim taştı Gözlerim kamaştı Kudurdum… Yine de sevmekti seni Yakamoz düşlerinde Koynun bir liman Yüreğin dalgakıran Sende duruldum… Deniz ÜLKEGÜL... |
HAYALİ GÜZEL ey hayali güzel şavkını indir gözlerim kamaştı bircümle hepsi senindir bu ışık benide aştı ey güzel aşkını indir ..................izlerim dolaştı yetişemiyorum hayallerimmi sen sen mi hayalsin bakamıyorum sen mi ğüzel sevdiğim mi korkuyorum sen mi giden hayalmi biten ışıklarda saklı ..............gizem ....................sen sen hayali güzel güzelliğin hayaldir sen hayali güzel hayalinde güzeldir kanımla karaladım dudaklarını kan kokuyor resmin adını hazan koydum can yakıyor ismin baharda çiğdeme sordum güzelliğin nedendir (aşk kokulu bahçelerden geldim güzelliğim ğözlerden gelir .............rüzgarda gezen gazeldendir .........................hayalin kurduğun güzeldendir .................................doğumdan öte .................................................ezeldendir) ey hayali güzel gözlerini kapat gözlerindeki özlem ...............göklerde yüklenir teninde berraklık ..................gölgeler izlenir denizde derinlik ...................sende gizlenir saçlarında bahar ..................rüzgarla beslenir içimde duygular ...................seninle seslenir sen hayali güzel .................hayalinde güzeldir sen hayali güzel .................hayalimde sendedir mustafa semerci |
hala çocuğum durun ben daha çocuğum umut düşünce avuçlarımdan donuyorum siz gibi bağlı değilim hayata sevmeyince biri beni yatağın altına saklanıyorum bağışıklığım yok yalana felsefe de kuramıyorum terk etmenin mantığını bulamadım daha aşk gidince benden, yarım kalıyorum oturup televizyon koltuğuna hiç haberlere bakamıyorum taş kesiliyorum kanayınca bir çocuk sayılara asılmış ölümlere dokunamıyorum durun ben daha çocuğum bütün öfkeleri üstüme alıyorum pencereme doğan aya bakıp deli hayallere dalıyorum anlatmayın bana gerçekleri anlayamıyorum bir elma şekerine, bir küçük gülüşe aldanıyor... ben hala çok yanılıyorum Elif KARSLIOĞLU |
BENİM KÖYÜM! bir köyüm var dağların eteğinde bazen burnumdan tüter köyüme giderim pınarlarını soğuk sularını özlerim yemyeşil dağlarını bahçelerini damlarını eski ayvanlı panjurlu evlerini daracık sokaklarını çitlerini delisini sevdalısını özlerini çift kanatlı tahta kapıdan girersin tahta merdivenden üstkata çıkarsın kocaman geniş salon oda kapıları salona açılır salonun başında davulbazlı ocak ocağın ateşi asla sönmez yemekler ocağın başında pişirilir etrafında yer minderleri serili şöyle minderde oturdun mu sırtını duvara yasladın mı değme keyfime dersin sıcak çorba leziz yemek sonunda çay bir başkadır ocağın kenarında yemek yemek bazen akşama doğru dağın yamacına çıkarım şirin köyümü seyre dalarım etrafı sessizce dinlerim bir yandan çocuklar oynar tepreşir koyunlar kuzular meleşir inekler eşşekler bağrışır tarlada ırgatlar çağrışır horoz tavuk kuşlar ötüşür cırcır böcekleri hep cırcır karabaş hiç boş durur mu çeşmeye giden kızların bakraç cıngırtıları ya gülmeler şen kahkahalar büyülü esrarengiz bir orkestra izahsız bir ahengin sarhoşu olmak sihirli bir dünyanın içinde maceralı yolculuğa var mısın kapanan umutlar yüreğinde filizleniyor garip bir sevinç; için kıpır kıpır kendinden geçercesine bir umut meşalesi yanar yüreğinde umutsuz hayat karanlıktırçok iyi biliyorum ki umutsuz hayat olamaz umut sevgi; aşk demektir umutsuzluk zillete boyun eğmektir umutsuzluk cesaretsizliktir umutsuzlar aradığını asla bulamazlar umutsuzluk peşin yenilgidir insan hali bazen yese kapılırım ama umut ateşim küllenmemiştir sende öylesin umutsuz değilsin yüreğinde aşkı sevgiyi özündeki cevheri görüyorum aşk olan kalpte; umut vardır aşk olamazsa umut da olmaz aşk senin kılıcındır artık çek kılıcını kınından çal kılıcını zillete namerde açısın önün ufkun yıldrmasın seni hiçbirşey özündeki cevher çıksın meydana kulak ver yüreğinin sesine sen bir cansın umut kaynağısın ve bir hayatsın..... TANER VAHAP KARATAŞ / ANKARA |
AŞK İÇİN Varsın beni hasret ateşin yaksın Rüyama girdiğin geceler yeter Renkleri sen olan bir çiçek açsın, Gel batsın dikenin, acılar yeter Günaha yürüyen gözlerim olsan, Perişan gönlümün sultanısın sen Bir değil, bin dertle, sitemle dolsan Gözlerinde yazan heceler yeter. Sözden kuvvetlidir baktığım gözler, Meramı anlatmaz ettiğim sözler Izdıraptan yana kalsa da izler, Aşk için çektiğim sancılar yeter. Sinan Itır |
'Ruhumu teslim edesim geliyor' diyorsun... Korkuyormusun? Sevda yoluna baş koymaktan, çek yüregini bu sevdadan! Dokunma, dokunma bana bin pişman olacaksan... İstemem...sevme beni.. Sevdam korkutuyorsa seni...... mustafa nihat |
Güller ağlardı içimden Nezaman ayrılık saati gelse En vazgeçilmez yerinde yaşamın Duysak ayak seslerini akşamın Ve sokaklardan el ayak çekilse Bir ürpertiyle duyarım o zaman Seni çağıran sesi uzaklardan Ne zaman ayrılık saati gelse Bir gariplik çöker içime birden Kalan tek anı gibi bir devirden Durmadan çalınır o gamlı beste Sanki bilir de hazin öykümüzü Bulutlar ağlar, kararır gökyüzü Ne zaman ayrılık saati gelse Bir çaresizliği anlatır gibi Birden değişir gözlerinin rengi Mavi solar, koyulaşır yeşilse Sarınca ruhunu eski bir hüzün Uçar gider pembeliği yüzünün Ne zaman ayrılık saati gelse Uzatsan özlemle dudaklarını Tüm ağaçlar döker yapraklarını Ne çiçek kalır ortada, ne bahçe Sadece uğultusu o rüzgarın Ve bir umut kırıntısı: belki yarın Ne zaman ayrılık saati gelse Bir fırtına çıkmışçasına, büyük İçimizdeki güllerin boynu bükük Bir zaman kalakalırım öylece Neden sonra gittiğini anlarım İçimde güller ağlar, ben ağlarım Can Berak |
GARİP BİR SEVGİ İŞTE BİZİMKİSİ Baktığım gözlerden farklı mı? gözlerin sanki. Gözbebeklerin de dikensiz güllerin alımlı edası. Sevgilim, boynunda buğday başağı zerafeti. Başkası görse, belki beğenmeyecek seni. Taşlı tarla sanıp kınayacak beni. Gövdemle gövden arasına giremez. Kem bakışlı cüceler,. Kartal kanatlarımı siper eder. Saklarım, onlardan seni. Derin derin çukurlar kazarım. Tırnaklarım kürek misali. İlişmesinler rahat bıraksınlar. Garip bir sevgi işte bizimkisi... ..................... Betül Yerli |
YAKAMOZDA KIRILMA Varlığım kurumuş bahar sözlerinde Kimsesizim Katmerlenmiş sensizlikte kimsesizliğim Yollarım burdurulmuş Hep sen kırıyorsun rüyalarımın bağbozumlarını Su sızdırmaz kayalıklar üstünde Gözyaşlarına boğuluyorum Ölmüyorum Izdırap, kemiklerimde yuvalı kan tozu Tarihin tüm zalimleri dirilmiş Kumar kuruyorlar kaderime kuma Susuyorum Kalbimde kalan tek yeşil odamda Saf beynimi kusuyorum M. Aşır KARABACAK |
BALIĞIN DÜŞÜ bir nehir var içimde benden doğar, yine bana dökülür. orda doğan balıklar, yine, orada ölür. ama hepsi düşünde, denizi görür Mustafa KARAOSMAN |
TÜKENMEDEN Öyle bir aşk kiş nedensiz tafra, Zamansız görünen aşklarda, Kimsesiz sönen yollarda, Bedelsiz aşk aramızda. Öyledir aşk yakar beni, Öyledir sevda yıkar sevgiyi, Yollarım bedelsiz aşkta, Kimse ayırmaz beni. Ben sensiz sevgisiz, Ben yaban elde sensiz, Çareler tükenmeden, Gel bana sevgilim. ............................... Adnan Eren |
efkâr tüneği gül dokunur içimin aşk ağıtından yağmasını bilen bulut ağlar yüzüme ihtilal hasretin pusularında mesafelerin hangi yalnızlık faslından tutunsam yazılmaya hazır kâğıda nagehan fısıltısına düşerim siyahi kederin öpüşünü susarım hayat çukurunda veda güceniği telleri kopuk sazımın üstüne dökülür sokak başı üşümeleri yol boyunca kaldırım çürüğü gölgelerin saçlarımın kar örtüsü ak varlığın sırtımdan akan yorgun yaşımda izin bir kaç nefeslik kalan iç çekişimde giz unutuşun gri ülkesinde yağmur resmin dile dökülmeyenin tenhalığında ovulan sözler toprağa çömelik dizlerim kan donuğu sirkatinden ezik yasemin kokusu ucundan sonrası şimdiler latin inceliğinde itirafından rengi ıslak gecelerin yaza dursun güvercinler tanrıça kızı defneyi cebimde gözyaşları sensiz göksel mermerin yaşanmış öyküsü sevdana yaktığım kibrit çöpleri yengeç vadisi kader açıklarında sarsıntılı geleceğim gül dokunur içimin ağıtından, dil değmemiş şiirler yüzyıl günahlarının koşumundan uzak sevdalı türkülere kınalı parmaklarımla yazarım bilmediğin sessizliğimi hasarlı yüreğimin kuytularında kül alfabesiyle S.Sevinç YILDIZ |
AYNALAR Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik; İste yakalandık, kelepçelendik! Çıktınız umulmaz anda karsıma, Başımın tokmağı indi başıma. Suratımda her suç bir ayrı imza, Benmişim kendime en büyük ceza! Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme! Acı, hapsettiğin sefil gölgeme! Nur topu günlerin kanına girdim. Kutsi emaneti yedim, bitirdim. Doğmaz güneşlere bağlandı vade; Dişlerinde, köpek nefsin, irade. Günah, gunah, hasad yerinde demet; Merhamet, sucumdan aşkın merhamet! Olur mu, dünyaya indirsem kepenk: Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk? Çıkamam, aynalar, aynalar zindan. Bakamam, aynada, aynada vicdan; Beni beklemeyin, o bir hevesti; Gelemem, aynalar yolumu kesti. Necip Fazıl Kısakürek ÇİLE.. Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam, Gezdirsin boşluğu ense kökünde! Ve uçtu tepemden birdenbire dam; Gök devrildi, künde üstüne künde... Pencereye koştum: Kızıl kıyamet! Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı! Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent, Ok çekti yukardan, üstüme avcı Ateşten zehrini tattım bu okun, Bir anda kül etti can elmasımı. Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un, Kustum, öz ağzımdan kafatasımı Bir bardak su gibi çalkalandı dünya; Söndü istikamet, yıkıldı boşluk. Al sana hakikat, al sana rüya! İşte akıllılık, işte sarhoşluk! Ensemin örsünde bir demir balyoz, Kapandım yatağa son çare diye. Bir kanlı şafakta, bana çil horoz, Yepyeni bir dünya etti hediye Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor; Makâni bir satıh, zamanı vehim. Bütün bir kainat muşamba dekor, Bütün bir insanlık yalana teslim. Nesin sen, hakikat olsan da çekil! Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam! Otursun yerine bende her şekil; Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam! Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın, Benliğim bir kazan ve aklım kepçe, Deliler köyünden bir menzil aşkın, Her fikir içimde bir çift kelepçe. Niçin küçülüyor eşya uzakta? Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl? Zamanın raksı ne bir yuvarlakta? Sonum varmış, onu ögrensem asıl? Bir fikir ki sıcak yarad kezzap, Bir fikir ki, beyin zarında sülük. Selam sana haşmetli azap; Yandıkça gelişen tılsımlı kütük. Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol! Ey yedinci gök, esrarını aç! Annemin duası, düş de perde ol! Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç! Uyku, katillerin bile çeşmesi; Yorgan, Allahsıza kadar sığınak. Teselli pınarı, sabır memesi; Size şerbet, bana kum dolu çanak. Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet, Sırrını ararken patlayan gülle? Yeşil asmalarda depreniş, şehvet; Karınca sarayı, kupkuru kelle... Akrep nokta nokta ruhumu sokmus, Mevsimden mevsime girdim böylece. Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş, Fikir çilesinden büyük işkence. Evet, her şey bende bir gizli düğüm; Ne ölüm terleri döktüm, nelerden! Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm, Yetişir çektiğim mesafelerden! Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz; Yollar bir yumaktır, uzun ve dolaşık. Her gece rüyamı yazan sihirbaz, Tutuyor önümde bir mavi ışık. Büyücü, büyücü ne bana hıncın? Bu kükürtlü duman, nedir inimde? Camdan keskin, kıldan ince kılıcın, Bir zehir kıymak gibi, beynimde. Lugat, bir isim ver bana halimden; Herkesin bildiği dilden bir isim! Eski esvaplarım, tutun elimden; Aynalar söyleyin bana, ben kimim? Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa, Arzı boynuzunda taşıyan öküz? Belâ mimarının seçtiği arsa; Hayattan mühacir; eşyadan öksüz? Ben ki, toz kanatıi bir kelebeğim, Minicik gövdeme yüklü Kafdağı, Bir zerrecigim ki, Arş'a gebeyim, Dev sancılarımın budur kaynağı! Ne yalanlarda var, ne hakikatta, Gözümü yumdukça gördüğüm nakış. Boşuna gezmişim, yok tabiatta, İçimdeki kadar iniş ve çıkış. Gece bir hendeğe düşercesine, Birden kucağına düştüm gerçeğin. Sanki erdim çetin bilmecesine, Hem geçmis zamanın, hem geleceğin. Açıl susam, açıl! Açıldı kapı; Atlas sedirinde mavera dede. Yandı sırça saray, ilahi yapı, Binbir avizeyle uçsuz maddede. Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik; Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur. Içiçe mimari, içiçe benlik; Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur! Nizam köpürüyor, med vakti deniz; Nizam köpürüyor, ta çenemde su. Suda bir gizli yol, pırılıtılı iz; Suda ezel fikri, ebed duygusu. Kaçır beni ahenk, al beni birlik; Artık barınamam gölge varlıkta. Ver cüceye, onun olsun şairlik, Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta. Öteler öteler, gayemin malı; Mesafe ekinim, zaman madenim. Gökte saman yolu benim olmalı; Dipsizlik gölünde, inciler benim. Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök! Heybem hayat dolu, deste ve yumak. Sen, bütün dalların birleştiği kök; Biricik meselem, Sonsuza varmak... SAKARYA TÜRKÜSÜ İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya: Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir: Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir. Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat: Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne? Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine: Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabb'im isterse, sular büklüm büklüm burulur. Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur. Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük? Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!.. Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya! Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal; Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal, Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan: Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan! Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu? Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna? Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir! Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; Sakarya, kandillere katran döktü geceler. Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya. Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya! İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su: Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu. Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek: Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl! Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! Sakarya, saf çocuğu, mâsum Anadolu'nun, Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun! Sen ve ben, gözyaşıyle ıslanmış hamurdanız; Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız! Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz: Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz! Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya: Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! Necip Fazıl Kısakürek... |
üleşilenler (getirdiklerini saymıyorum işidir diye götürmesine ne hacet üstüne ne vazife deprem oluvermeliyim bir ucundan diğer ucuna ıradıkça senden çökmeliyim kıvrımlarının üstüne) en kolayı bana düştü en zoru yollara ... yağmurla mı daha çok söndüm gözlerinle mi hiç ayıramadım yüreğinin bulutları hep yüklüydü sahipsiz bir sevinç alâkasız bir hüzün ya da içlisinden bir türkü değmeye görsün yağmaya izin istemezdin mevsimlerden billur bir damla kesilirdin baştan ayağa ve ben yangınken seni sevmesinde ne vardı senden giderken ayrılık kaç kiloysa tam o kadar çekerdim özlem benim sırtıma ben yolun... açlık terbiye mi ceza mı bilemedim doyduğum anda acıkmak ne büyük lanet şükür iştahımın peşindeyken edemediğim marazımı sevdiren şifacı senin bir yanın nimet diğer yanın bereket ben sofraların yanaşması seni sevmesinde ne vardı en kolayı bana düştü en zoru yollara ilaveten utanmak aşka Selim PUSAT |
HAZAN YOLCUSU Saçların yine solgun Bağrın elemle dolgun Nereye yolculuğun Yeni bir gurbete mi? Ben de bir kuru yaprak gibi Seninleyim bak Zülfüne takılarak Oldum gönül veremi Gözlerim dolu melal Yüzün bir ince hilal Giderken beni de al Beraberine e mi? Kemallettin Kamu |
CAM`A AKSEDEN YÜZ gece sessizliğinde gözlere hani derler ya dokunsan... yok iskelesinde kanadına yazdı bir martı özlemi bin seneyi yitirdi bir gecede çay bahçesinde ki masa suskun sorguladı sahil boyu kaldırımlar kadın ve adamın zamana küskün adımlarını gölgesinden mahrum bir çınar döker yapraklarını sokak lambasından içe düşen kendini arıyor üşüdü kadının elleri düşen her damlada ötesi gerisi yok zamanın karanlık camın ardındaki dağınıklığa bıraktı hüznü gün.. sarıldı bedenine kol omuzunu sıkan bir el titremekte sıcak değmelerden yoksun iki dudak iki göz arası ayrılık bir veda ki iki şehir arası Fulya Çelikbilek |
http://img226.imageshack.us/img226/4745/11236046768teddddhl9.jpg Yine bir rüzgar aldı içine hapsetti beni Ellerim kavuşmuyor birbirine Yüreğimin dili tutuk Gözler anlatıyor bendeki herşeyi Ahhhh ölüm gelmeden Bir anlatabilsem ben de ki BEN i... Kolay mı bu kadar yaşamak aşkı Yoksa aşk mı kolay yaşatılmaya alıştı... Yürekler başka konuşurken Sözler mi sapıtıyor yolunu Anlatamadın belki de sen de ki SEN i Bak gözlerimin içine ANLADIN MI ŞİMDİ SENİ NE KADAR ÇOK SEVDİĞİMİ........... Yazar : Emelce |
Geceyi Vuruyor Sesin Sunduğum Portakal çiçeği Kırlangıç kanadında kırılgan yetmezdi ömrü uçarken sığınsa sacağına bilirdi her sancı kendi içine vurulan vurgun soluksuz bir gece dizlerde içimde sen ruhumda başka bir şey fısıltısı ipek/ ten ipek yüzüme doku/nsan su izi bıraktığın yerde yanan avucum ayaz üstümde soğuk yorgan zaman köz gez aşk pejmürde bir tavus kuşu endamı demini dokur sus geceyi vuruyor sesin Fulya Çelikbilek |
http://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10159.jpg Yağmur ol, derinden ve sessiz yağ üstüme Serinliğin, bırak işlesin iliklerime Şarkılar biriksin ayaklarımın gölgesine Damla damla aksın coşkun denize Yüreğim yorgun umutlar biriktiriyor Bir gölge izliyor derinden ve sessiz Bulutlar ihanet safları kurmuş Ağıyor yeryüzüne, ıslanıyorum Aralıksız damlalar vuruyor yüzüme Kan revan gözlerim suda boğuluyor Sözler diziliyor boğazıma Susuyorum derinden ve sessiz Islıklar karşılıyor dönüşümü Rüzgârın savurduğu bulutlar gibi Savruluyorum şehirden şehire Şehirler, ıslak bir akşamda Yavru ceylanı bekleyen avcılar gibi Eller tetikte izleniyorum Yağmur yağıyor, ıslanıyorum dolu dolu Bir gölge izliyor derinden ve sessiz Ağlıyorum, ellerim başımda Ah deniz, bütün suç senin Unuttun beni bir sahilde Bir gölge izliyor derinden ve sessiz Islak bir yağmur zamanı Islanıyorum, damlalar vuruyor yüzüme Kan revan gözlerim suda boğuluyor. Mahmut Kuru |
Bir ruhun sessiz feryadı ...özlemimi yarınlara umutsuzluklara bıraktım... I benimki biraz eski bir dosya küflenmeye yüz tutmuş istediği gibi olgunlaşamadan seneleri geride birakan hoş kırışıklarımı beyaz saclarımı kaldırım taşlarında yürümeyi denize taş atmayı seviyorum sadece gecen yıllar nereye gitti daha hiç bir seyi düzeltmemişken onu anlamıyorum bazen dünyanın yükü üzerimdeymiş gibi kaldıramıyorum ne kadar kopuk yaşadığımi söyleme bilmiyorum yaşiyorum bu yalnızlığı yorgun yalnız II ...Ruhumun özlemiş tarafina ne kadar girebilirki masum bir su damlası hayat... yaşanan firtınalar buz içindeki kristal taneleri kadar berrak tünellerde yankıyan vakitsiz trenin çığlıkları hüzünlü ilişkilere karıştı egoistce kaybolan güneşin gözlere vurulan damgası bükülen dudakların sessiz feryadı oldu ruh sevmenin ürkek tadı gözlerin altına damlayan bıkkın yıllardı Fulya |
"Memleketimdem İnsan Manzaraları" nda, Nazım'dan Çanakkale Mayısın altıncı gecesi yaralandım, sekiz yerimden. Yaranın ikisi hala kapanmadı, teper vakit vakit. İngilizle karşı karşıyayız, gayetle yakın, bizim el bombası onun siperine gider gelir onunki bizim sipere. Hücuma kalktık. Üç adım atmadan yıkıldım yere. Kasıklarımın üstünü biçmiş İngiliz’in makinelisi. Geçti bir zaman. Başımı kaldırıp baktım: Gökte yıldızlar. Bizimkiler çekilmiş geri. Boyuna ateş eder İngiliz’in siperi. Kurşunlar vızır vızır geçer kafamın üzerinden. Başladım sürünüp gerilemeye. Toprağı ellerimle iterim, alnım gavurdan taraf. Bir yandan sürünürüm bizim sipere doğru, “Hey Allahım,” derim bir yandan, “arkamdan yara aldırma bana.” O saat başka şey gelmez insanın aklına. Boyuna sürtünür bana şehitler, doğrusu ben onlara dokunurum. Kimisi sırtüstü yatar açık ağzı kan içinde, kimi yüzükoyun, kimi diz çökmüş elinde mavzer öylece donup kalmış. “Hey Allahım,” derim kendi kendime, “öldüreceksen beni böyle öldürseydin elimde silah diz çökmüş, yüzüm gavura karşı...” Neyse gayrı sabah oldu. İyice açıldı ortalık. Biz de siperin yanına vardık. Bir mavzer uzattılar. Yapıştım süngüsüne. Beni çekip aldılar içeri. Sonradan hesapladım üç saatta geçmişim 25 metrelik yeri. Kaldım siperde bir zaman. İki büklüm. Yaralar başladı sızlamaya. Öğleye doğru beni bir arkadaşın sırtına yüklediler. Geldik fırka nahiyesine. Çadırlar. Kazıklar çakılı içinde çadırların, samanla doldurulmuş kazıkların arası. Samanların üzerinde boy boy yaralı yatar. Ağlayan mı dersin küfreden mi dinine imanına. Makasla kestiler benim elbiseyi. Bir kaput attılar üzerime. Sargı bezi yok. Yaralar açık. Ama Allahtan kan akmaz karışıp toprakla kurumuş. Geçti bir zaman. Dalmışım. Koltuklarımdan tutulunca uyanıverdim. Çadırdan dışarı çıkarıldık. Vakit akşam Gün kavuşmuş kavuşacak. Dışarım serin, içerim sıcak. Dizilmiş mekkâre arabaları sıra sıra. Sıhhiyeler atar yaralıları arabalara. Üst üste, Boş buğday çuvalı atar gibi. Bir tek arabada on, onbeş yaralı. Bağıran mı dersin belki o dakka ölen mi? Neyse yola koyulduk. Arıburnu’nun yolları taşlık. Arabalar sarsılır. Bastı karanlık. Ben sırtüstü yatarım. Altımda bir insan gövdesi kımıldanır, Göğsümde bir çift bacak ama bir tekinin yarısı yok. Bayır aşağı ineriz. Gökyüzü tekmil yıldız. Bir de inceden inceye bir rüzgâr. Yürür birbiri peşinden arabalar. Kum iskelesi’ne vardık sabaha karşı. Bir çadır orda. Çadırın içinden seslenir biri (dışarı çıkmadan): “-Nerelisin?” “-Filân yerli.” “-Babanın adı?” “-Falan.” “-Senin adın?” “-Filân.” Sıra bana geldi. Dayanılır gibi değil acıya. Sövdüm ana avrat arabacıya. Alışmış herif, “Söv kardeşim” der, “kalayla bildiğin gibi.” Kumların üzerine uzatıldık. Deniz fışır fışır gidip gelir. Gayrı iyice ışıdı ortalık. Kumların üzerinde belki bin yaralı var belki ziyade. Bekledik ikindi, vaktine kadar. Bir vapur geldi: iki bacalı, deniz renginde. Küfrede bağıra çağıra yüklediler bizi vapura. Vapurun içi mahşer. Vıcık vıcık kan, islim, yağ, ter. Beni ambara indirdiler. Yola koyulmuşuz. Yedi gün yedi gece. Kurtlandı yaralarım. Kaputu açarım. kara kara başları beyaz beyaz kurtlar. Bakarım eğilip, Hayvancıklar akıllı, kaçarlar beni görünce, tekrardan girerler yaraların içine. Yedi gün yedi gece. Öldürmeyince öldürmez Allah. Türkün sağlamdır naturası, dayanır. Sirkeci’ye varmışız sekizinci sabah. Kaptan demiri atmış. Ve lâkin “Bu yanda boş yer yok,” diye istememişler bizi. Akşam ezanı çekmiş demiri kaptan. Gelmişiz Haydarpaşa önlerine. Tıbbiye Mektebi hastaneydi o zaman. Onlar, “Olur,” demişler. Bir tayfanın sırtında güverteye çıktım. Biraz topaldı ama tayfa demir gibi Laz uşağı. Bismillah deyip baktım dört tarafa: İstanbul yanar pırıl pırıl. Ah canım İstanbul. Neyse hastaneye girdik. Duvarlar bembeyaz. Elektrikler donanma gibi. Malta taşları tertemiz gıcır gıcır. Tekerlekli araba hazır. Beni üstüne yatırdılar. Rahat. Allah devlete millete zeval vermesin. Devlete dua ettim o saat...” NAZIM HİKMET |
Ölü Hangi mahallede imam yok, Ben orada öleceğim. Kimse görmesin ne kadar güzel, Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim. Ölüler namına, azade ve temiz, Meçhul denizlerde balık; Müslüman değil miyim, haşa, Fakat istemiyorum, kalabalık. Beyaz kefenler giydirmesinler, Sızlamasın karanlığım havada. Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım, Ki bütün azalarım hülyada. Hiçbir dua yerine getiremez, Benim kainatlardan uzaklığımı. Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar, Çılgınca seviyorum sıcaklığımı... Fazıl Hüsnü Dağlarca |
Sana Ne Demeliyim bilmem ki Sana ne demeliyim, bilmem ki Dost desem olmuyor Yaren desem uymuyor Yar mı desem, ne dersin Sana ne demeliyim, bilmem ki Bir sürec yaşadık birlikte, dost diyerek Mevsimler birbiri ardına akarak gitti Sözler sevileşti suskun gönülde Yürekte zamanlar zay olup gitti Gömdük düşleri, duyguları Kül bastırdık üzerine Ne gönlün ocağı kabullendi Ne iç yangını yüreğimizin Umuda el salladık, ufuk yanarken Diyemedik birbirimize Dememiz gerekeni Sana ne demeliyim, bilmem ki Soğuklar apansız bastırdı Kar kapıda, ben yangınlardayım Bulutlar çöktü üzerime, bulutlar geçti... Düşmedi bir damlacık olsun, yağmur tenime Ve ben, senli düşlerin buğusundayım Sana ne demeliyim, bilmem ki Dost desem olmuyor Yaren desem uymuyor Yar mı desem, ne dersin Sana ne demeliyim, bilmem ki Sana ne demeliyim bilmem ki KÖMEN Haydar Okur |
SENİ BEN SADECE SEVDİM Seni ben böyle sevdim: ne elimde kılıç kalkan, ne göğsümde çelik yelek; çala/kalemyel yepelek:? avuçlarımda yüreğim; derin bir sevgiyle sevdim!... öyle sevdim ki seni ben; yiğidin yüreğinle,ırgatın emeğiyle, yoksulun emeğiyle teessürüyle sevdim bire bir öyle sevdim!... seni saygıyla sevdim atamdan,dedemden kalan aşık harcıyla sevdim! balık burcuna inat;akrep burcuyla sevdim! seni ben öyle sevdim anamın dilindeki o hiç eksik olmayan temennisiyle sevdim! her yavrum deyişinde yüzünde güller açan temennisiyle sevdim! hala unutamadığım o enfes o muhteşem hicaz ninnisiyle sevdim! seni ben anacığımın yumuşacık huzur dolu güzel sesiyle sevdim! o mübarek kadının, her derde deva olan busesiyle sevdim! seni ben tertemiz,pırıl,pırıl sevdim, kırkpınar'şırıl şırıl su sesiyle sevdim seni ben güneşimin sımsıcacık sarmalanmış şulesiyle sevdim!... dolunayımın halesiyle sevdim! yalnışım varsa bağışla/aşkımın hilesiyle sevdim!.. seni ben hece hece sevdim, gündüz sevdim,gece sevdim seni ben sadece sevdim!.... ................................. Ahmet Turan Altınsu |
Gökyüzü Saatleri III bakışından yakaladım seni duruşundan su gibi akışından sesinin ağaçlar kuşlar cümle bulutlar geçti hüznünden yakaladım seni saçlarımda eski zaman karıncaları ve ilk ışıkları çeşmelerin yüzün yüzüme değer gibi yıldızlar akşamından yakaladım seni sevinç mi telaş mı tahtaya kalkmış çocuk gibiyim karşında IV yaz akik bir güldü yanağında soldu ve bitti sende mi esti bu rüzgar savrulur saçların da şimdi yapraklar tümden nefti bir düş horozudur güneş her saat seninle kurulur masaya bir güzel ıssızlıklardan ıssızlıklara öter en tetik yerindesin sabahın kuşlar uçuruyor bakışların (Bin Yılın Destanı) Arif Ay |
http://www.balcanet.net/resima/jpg/dagarcik10001-1.jpg http://www.balcanet.net/resima/cubuk/dagarcik10001-cbk.gif BU DÜNYAYI KURAN MİMAR, NE HOŞ SAĞLAM TEMEL ATMŞ. İNSANLIĞA İBRET İÇİN KISIM, KISIM KUL YARATMIŞ. KİMİ YAYA, KİMİ ATLI, KİMİ UÇAR ÇİFT KANATLI, DÜNYA ŞİRİN, BALDAN TATLI... EYVAH, BALI, TUZA KATMIŞ... AŞIK VEYSEL http://www.balcanet.net/resima/cubuk/dagarcik10001-cbk.gif |
Bembeyazdır sevdan Yıldızı olmayan karanlık bir gecenin koynunda umutlarımda siyah gölgeler dolaşır kar çiçekleri gibi bembeyazdır sevdan gecenin sessizliğinde taşar göz pınarımdan damıtılırken damla damla kara sevdam bır kadeh şarap rengine bürünür aşkın içmelere kıyamadığım susarım... Bilir misin halen dudaklarımda yanan son busenin bıraktığı buruk bir tad dudaklarımdan dökülen her şarkımda özlemsin papatyanın koparmaya kıyamadığım son yaprağı sen hàlen bendesin! Kamuran GÜNDÜZALP |
AYRILIK GÜNÜ Ben nice ayrılıklar gördüm ömrümce Kuşlar gördüm; kırılmış kolu, kanadı Ayrı düşmüş sevdiğinden kuşlar gördüm Hiç bir ayrılık bana bu kadar komadı Ayrılığın bir ağrıdır vurur şakaklarımda Ve büyür gözlerimde bir okyanus kadar Derinden ses verir içimde bir tel Sonra, birdenbire kırılır, kopar Yeryüzü çekilir altından ayaklarımın Geçer başıma çöken bir tavan gibi gökyüzü Durmadan çalınır kulaklarımda Şarkıların en hüzünlüsü Seni alıp uzaklara giden otobüs Benim üzerimden geçer hışımla Devrilir, bakakalırım ardından Bir sel gibi akan gözyaşımda... Artık ne yapsam boş, teselliler faydasız Karanlık gitgide en derinlere çeker beni Çaresiz, bütün sokaklarında bu şehrin Böyle perişan beklerim dönmeni Dolaşır birbirine yorgun ayaklarım Ellerimi koyacak bir yer bulamam Nereye gitsem, en koyusu acıların Ne yana baksam, çıldırtan bir akşam İstemem ben bu ömrü, bu talihi istemem Böyle durup durup senden ayrılmak varsa Orada bir mezar kazılır benim için Ayrılığın nerede başlarsa. Bir Ayrılık Gününde Ne gariptir şu ayrılık günleri Bir dosttan da, düşmandan da ayrılsan Nedense bir tuhaf oluyor insan Derin bir sızı giriyor içeri Son bir defa bakarken caddelere Dükkânlara, evlere, kahvelere Hâtıra yüklü kervanlar geçiyor Dolu dolu gözlerinin önünden Bu son yadigar mı bir ayrılık gününden Ne unutulmaz zamanlar geçiyor Ağır ağır biz farkında değilken Gökler masmavi, yaprak yemyeşilken Sen istediğin kadar unutulmaz de Bu son dakika, bu vakitsiz yağmur Unutulur, azizim unutulur Başka ne yapılır böyle bir günde Kapanan bavul, çivilenen sandık Ve sonra kuru bir "Allaha ısmarladık!" Gittin İçimde Kaldı Ayrılık Gittin Ayrılırken buz tutmuş bıyıktı gözlerin Kaçamak ellerimiz komutsuz sallandı Dudaklarımızda sıradan sözcükler Vedalaşmayı bile beceremedik Son bir bakış kaldı arkanda Kalabalığa karışan Her şey düzmece bir dinginliğe gömüldü Gittin. İçimde Yığınlarca kitap kaldı uçuşan Sözcükler beynimin köşelerinden Çıkıp korkuttular gecelerimi Peşimden geldi gölgeler Aynalara bakamaz oldum Hiçbir oyun avutmadı beni Yaşamıma sığmayan bir şey kaldı İçimde. Kaldı Yeni bir kent işkenceye hazır Ödeşemedim gittiğin mevsimlerle Belleğimi silkeleyip anılardan Tik tak çaldın uzun zaman Alışamadım yarımlığa Düşlerimde intihar tutkuları Sırtımda hançerinin oyduğu boşluk Kaldı. Ayrılık Çoğalarak giriyor günlerime Senden başka kim bilebilir Geçmişin dökümünü yaptığımı Ağır ağır pulsara dönüşürken güneşler Sonbahar hüznüne benziyor pencerede Artık konuk beklemeyen gözlerim Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı Ayrılık. Ayrılanlar İçin Yollarımız burada ayrılıyor Artık birbirimize iki yabancıyız Her ne kadar acı olsa, ne kadar güç olsa Her şeyi evet her şeyi unutmalıyız Her kaderin tesellisi bulunur, üzülme İnsan ne kadar sevse unutabilir Mevsimler, gelir geçer, yıllar geçer Sen de unutursun bir gün gelir Hiç yaşamamışçasına, hiç sevmemişçesine Unutursun o günlerimizi, gecelerimizi O günlerce gecelerce sevişmelerimizi Her şeyi evet her şeyi unutabilirsin Hatta bütün yazdıklarımı satır satır Kalırsa, içinde bir derin sızı kalır Timür ÇELEBİ |
DÜŞ YOLU Kuşlarını özgürlüğe salan dağlarda Açılan kapıların ardındaydık Dağlarda kıvrılan bir nehrin ağzında küfürdü gecenin ıslağı Dokundu dudaklarda gülümseyen çığlık Yollara düştü sessizliğimiz. Kemal YıLDIRıM |
KULLANIN İnsan zaman zaman çeker eziyet Siz siz olun başka yanı kullanın İnsanlarda vardır değişik niyet Siz onurlu olun, şanı kullanın Paran yoksa kefil olma birine Çıkamazsın, inme fazla derine Tel örgü kullanma kumaş yerine Siz sevimli olun, hanı kullanın Dostluğu bitirip dostuna küsme Yanlış yöne girip fırtına esme Diline hakim ol sen asıp kesme Siz akıllı olun, zanı kullanın İnsan gibi, sizde iyilik yapın Hoş görülü olup, sevgiye sapın Bir kötü gününde çalarsa kapın Siz neşeli olun, canı kullanın Dünyada bulsanda, sarayı hanı Kırmayın insanı, sevin her canı Yaşatmak istersen hasta insanı Siz sağlıklı olun, kanı kullanın Çok zaman duyarsın iyi kötü laf Dünyada gördüğün gelirse tuhaf Her insanda varsa birazcık zaaf Siz iyi düşünün, anı kullanın Necati KEÇELİ |
ANLAR Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya, ikincisinde daha çok hata yapardım. Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım. Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar. Çok az şeyi ciddiyetle yapardım. Temizlik sorun bile olmazdı asla. Daha çok riske girerdim, seyahat ederdim daha fazla. Daha çok güneş doğuşu izler, daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim. Görmediğim bir çok yere giderdim. Dondurma yerdim doyasıya, Daha az bezelye. Gerçek sorunlarım olurdu hayâli olanların yerine. Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardan olurdum. Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten. Anlar, sadece anlar, siz de "an"ı yaşayın. Hiçbir yere, yanına, termometre, su, şemsiye ve Paraşüt almadan gitmeyen insanlardanım ben. Yeniden başlayabilseydim, ilkbaharda, papuçlarımı atardım. Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayakla. Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır, çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer... Ama işte, 85'imdeyim ve biliyorum... Ölüyorum... Jorge Luıs Borges |
Karanlığıma Sitem Aylar geçer Günler geçer Gün doğar Güneş beni es geçer Aylar geçer Günler geçer Gün batar Ay desen Oda hep şanslıyı seçer Ne arayanım var Ne soran Bilinmez ki Bu baştan neler neler geçer Varsın geçsin Her gün her gece Hüzün ile ah ile Çekilenler elbet bir gün Gelecek dile Destanlar yazıp Af dilese bile Silemez izleri Çabalamak nafile Aytaç Sözen |
SABAH KAHVESİ herkesin bir istanbul’u vardı benimse istanbullu yalnızlıklarım geceleri için için kanardı sensizlik başkasına nasıl anlatılırdı ezberlenmesi zor bir hüzündü hiçbir sınavda çıkmadı /kitaplar yazmadı ne zaman şiir müziğe sığınsa / şair tütüne horoz sesleriyle uğurlansa balıkçı motorları yakamozlarla gerdeğe sensiz uyanan şehir öfkeli bir dumanla yüzünü yıkardı bakır cezvem usulca sokulurken kırık fincanına kahvem sensizlik kokardı biliyorum içtiğim ömrümün en acı yanıydı herkesin bir savaşı vardı benimse erken düşmüş şehirlerim bulvarlarında sensiz bir istanbul yanardı Eşref KARADAĞ |
BİR ACAYİP DUYGU «Mürdüm eriği çiçek açmıştır. — ilkönce zerdali çiçek açar mürdüm en sonra — Sevgilim, çimenin üzerine diz üstü oturalım karşı-be-karşı. Hava lezzetli ve aydınlık — fakat iyice ısınmadı daha — çağlanın kabuğu yemyeşil tüylüdür henüz yumuşacık... Bahtiyarız yaşayabildiğimiz için. Herhalde çoktan öldürülmüştük sen Londra'da olsaydın ben Tobruk'ta olsaydım, bir İngiliz şilebinde yahut... Sevgilim, ellerini koy dizlerine — bileklerin kalın ve beyaz — sol avucunu çevir : gün ışığı avucunun içindedir kayısı gibi... Dünkü hava akınında ölenlerin yüz kadarı beş yaşından aşağı, yirmi dördü emzikte... Sevgilim, nar tanesinin rengine bayılırım — nar tanesi, nur tanesi — kavunda ıtrı severim mayhoşluğu erikte ..........» .......... yağmurlu bir gün yemişlerden ve senden uzak — daha bir tek ağaç bahar açmadı kar yağması ihtimali bile var — Bursa cezaevinde acayip bir duyguya kapılarak ve kahredici bir öfke içinde inadıma yazıyorum bunları, kendime ve sevgili insanlarıma inat. Nazım Hikmet Ran |
Nedenle sonuc Hiçç kanser olmaz onlar Gnl.mdr.ler Holidingler Politikapçıklar T.S.K.'ler T.K.K.'lar Hiç hiç kanser olmazlar Ama bizim Yaman durduğu yerde Pankreas kanseri ölür Nedini bir şair tanır Yunan Adı Pankreatitis Yani yeni bir rol (Güle Güle Seslerin Sessizliği) Can Yücel |
AŞK MAHKUMU Gönlüm sende seviyorum, İçin,için eriyorum, Hep sevgini arıyorum, Izdırap çekiyor,inliyorum Seni hep rüyalarımda görüyorum, Beni affetmeni diliyorum. Gece,gündüz ağlıyorum Seni her şeyde arıyorum, Izdırap çekiyor,inliyorum, Umulmaz gözyaşları döküyorum. Mazhar Çatal |
bir delinin ilaç saati II -doktor bu kaçıncı tanıdır ruhuma düğümlediğin- boğazıma takılı ninni gün saman sarısı sığınıp bir yaprağın altına gölgemi güneşledim suçtu kızılı en çok yeşilin kırılganlığında sevdim tıraşı gelmiş kalem pruvada yalım şiir denizde yürür sandallarım gaipte bir ses büyür dolunay çeler aklımı koca afrika doyurur şizofren masallarım kavalı hicaz çoban cephede halay başı türkü bosna'da ölür postallarım duvarda bir ordu büyür yağmur siler yazgıyı koca dünya doğurur kalender sabahlarım sebebi yoktu ben değildim bir çocuğun gözünden damlayan sen değildin aklıma maviyi aralayan uyut beni doktor ya da sen uyan Ferhat Gülsün |
Yalnızlık bahçelerinin salıncaklarında Sessiz tüten göz tütsüleri Hiç yağmur olmadı Boğazda düğümlendi kimi kelimeler Ama... Hiç bir zaman titretemedi ses tellerini Yosun kokulu taşlara sırtını serip Yıldızları yere indirmeyi düşledi yürek Ve o yüreğe sarılmış saçlar Uzadı, uzadı, uzadı... Yine bir sabah gözlerini ovuştururken Düşüncelerinin hepsi silinip gitti Maske takmış dünyada Maskeli insanların arasına karıştı Kuru yürekli sandılar onuda Oysa ki o her sabah Yüreğini denizin dibinde bulanlardandı emre aktürk |
taşır mı şehrin beni sarar mı sen gibi şiirler yazdıran denizin okşar mı bir yakamoz gecesi ateşler içinde sana sunduğum tenimi gök kubben harelenir mi başımı koysam göğsüne…. ya da bir çift göz dile gelir mi gözlerimde hicrim yeniden yön bulur mu seninle bir sana bıraksam kendimi bir de kendime hangimiz daha çok nida uçururduk geceye muştu öpücüklerini hiç tanımadı alnım gönlüm sevda sarhoşluğunda hiç yol almadı “ağlarsan göz yaşlarından öpmek zorunda kalırım” diyenim olmadı bunca zaman yıkabilir misin dünyama ördüğüm duvarları kendimi hapsettiğim kalemin anahtarı olabilir misin telaşıma sükûn-adım gelebilir misin örneğin üleşebilir misin acıyan yanlarımı taşır mı şehrin beni sarar mı sen gibi şiirler yazdıran denizin okşar mı bir yakamoz gecesi ateşler içinde sana sunduğum tenimi Hiç bilmediğim bir iklimde saf tuttum, ne zaman değdi gözlerin gözlerime, ne zaman yağdı yağmurun ellerime, yağdığın yerde can buldum. MeHTaP |
GECEDİR gecedir durdum ortasında hüznün yağmur mermi gibi iniyor sabrıma bu dar havadan bıktım artık yoluma mayın ekerek giden aralık yatmış pusuya Ocak sapa kaldı yamacından geçtim şubatın da gecedir yumruğum kendi avcuma öylesine sürüldü ki yüreğim buzullara öğrendim ateş yakmasını suda o hırçın nehir köprüleri yıkmış bahar karşı kıyıda gün olur bir şiir açar gökyüzü büyür tat gelir acıya. Türkan İldeniz |
Huzur arıyorum bulamıyorum, Buldum dediğim an kaybediyorum. Bu deli gönlüme söz geçirdim de, Yaşam karmaşası acır içimde. Mutluluk insanın yüreğindedir, Hayatı dürüstçe geçmek gerekir. Vicdanın rahatsa mutludur özün, Sıyrıl kederlerden kalmasın hüznün. Elinden geleni yaparsan eğer, Günyüzüne çıkar verdiğin değer. Adamsendecilik yapma yeter ki, Yaşamın içinde bul sevgileri. Huzur değerleri çıkarır düze, Dünya da gülümser senin yüzüne. Sıkılıyorsa kalbin derin nefes al, Sonra gururlan da mutluluğa dal. meziyet ak |
| Saat: 15:10 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık