MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

iblis1907 18 Mart 2007 22:05

O Aşklar Ki

Deniz dedim, gök dedim
Mavi heyecanlarda sürüklendim durmaksızın
Sen hep uzak limanlardaydın, erişilmez
Seni göre göre,seni seve seve,seni ölesiye özledim

Şimdi o aşkları arıyorum,o aşkları tek başına yaşanan
Bir sır gibi yüreğin içlerinde saklanan
Gözgöze gelmelerde manalar aradığımız
O aşklar ki
Binlerce günbatımı geçse de üzerinden
Anmaya doyamadığımız
Unutmaya kıyamadığımız

oğuzkan bölükbaşı


Mystic@L 18 Mart 2007 22:10

Nerdesin?

Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar: -Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağran bu sesin.

Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgarlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana: -Nerdesin?

Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben,
Elverir ki bir gün bana derinden,
Ta derinden bir gün bana Gel desin.

Ahmet Kutsi Tecer


Nephthys 18 Mart 2007 22:45

KIZLARIMIZ, KADINLARIMIZ, ANALARIMIZ

Bir sarmaşık sığlığında sarılıp kucaklarız
Ta ki, bir yuva kurup gidene dek kızlarımız
Sonra bir özlemle sayıklar dudaklarımız
Telefon çalmalarnda çınlar kulaklarımız

Kimilerimizin için artık kadınlarımız
Acı ve tatlı bir ömrü paylaştığımız
Kimilerimiz için de analarımız
Kokularından nefes aldığımız

Önce kızlarımız, sonra kadınlarımız
Kucaklayıp ta okşadıklarımız
Son hesapta da analarımız
Yok günlerinde aramadıklarımız

Analarımızdı, oysa kucaklandığımız
Analarımızdı, okşanırken saçlarımız
Analarımızdı, babalarımıza kadınlarımız
Büyükbabalarımızdan bir kuşak kızlarımız

Kızlarımız, kadınlarımız ve de analarımız
Her kuşak vazgeçemediğimiz sultanlarımız


YÜCEL TERKANLIOĞLU


Mystic@L 18 Mart 2007 22:45

Nicedir özlemişim

nicedir özlemişim
bu rüzgarı
hani doğu'dan eser
bahar akşamları

nicedir özlemişim
bir elma ağacının
dibine oturmayı

nicedir özlemişim
şoseleri,dağları

nicedir özlemişim
bir dosta sarılıp
ağlamayı

Ataol Behramoğlu


Nephthys 18 Mart 2007 23:13

İKİ KİRPİK ARASINDAN


gecenin soğuk duvarları sorguluyor beni
ben ise iki kirpik arasında sevdim seni
uçurumların kıyılarında,şiirlerimin sonsuz kelimlerinde
artık kadife vitrinler bırakıyorum odamın pencerisine


sana dair tasarımlar çiziyor buluyorum kendimi
her bakışımda hangi görünüşünü çizdiğimi anlamadan
artık sen benim için bir perspektifin iz düşümüydün
çırıl çıplak bir beyaz sayfaya dönüşürken, iki kirpik arasından

her gece yastağıma yumuruklar savuruyorken düşünüyorum
nokta kadar hain olabilecekmiydim yoksa yine mi
yinemi vilgül kadar güçsüz bir düşüncenin hayallerinde kalcaktım
bir uçurumun üstünde umut ve senle birlikte sevdam

yoksa muhbir bakışlarınla senetmi imzalıyordun bana
benimmi olcaktın daraltıcı havasıyla bunaltan bu şehirde
nasırlaşan kaderime bir neşterlemi son vercektin
kırmızıya çalan eflatün bir sevdanın ardından sevdam



GÜRKAN KARANFİL


Misafir 18 Mart 2007 23:29

Geceye değen göz




Kapanırken gecemin gözleri
Kızıl bir sabahı saklar gibi
Sakladım seni koynumda


Gördükçe tanır oldum maskelenmiş yüzleri



Ağlarken gecemin gözleri
Uğultusu ninnidir söğüdün
Yaşamaktan yarım adım kaçanlara


Sizleri tanıdıkça sever oldum bizleri



Buz keserken gecemin gözleri
Güneşe duadan çatlar dudaklar
Bir sen varsın gerçek olan


Seni sevdikçe buldum kendimi

Mehtap


Nephthys 18 Mart 2007 23:40

Gidene kal demek zavallılara
Kalana git demek terbiyesizlere
Dönmeyene dön demek acizlere yakışırmış
Konuşmamasının sebebi
Zavallı durumuna düşmekten korktuğu içinmiş
Bir zamanlar bakmaya doyamadığı
Deniz gözlerimde boğuluyormuş
Bensiz geçen her saat,
Her dakika,her saniye
Hasretimden eriyip yok oluyormuş
Yüreğini avuçlarının içinde bana uzatmış
Kendim için çarptığını
Göremeyecek kadar körmüşüm
Yüreğinin tam ortasında
Aşkımın hançerini bırakmışım
Eğer bir gün beni bir başkasıyla görürse
İşte o zaman o hançeri
Ellerimle yüreğinin içinde hızlıca
çevirip çekermişim
Vay be…Ben ne kadar vicdansız,insafsız biriymişim….


*ALINTIDIR*


Misafir 18 Mart 2007 23:55


Bir ayrılık gününde....

Yorgun ve küçük adımlarıyla
Köşesine çekildi
Bildim bileli konuşmaz

Çentikler arasına sinmiş gözlerinden
Şimdiden düşmeye başladı
Birkaç damla

Saatler ilerledikçe
Göğsündeki kafese
Küt küt çarpar
Beyaz güvercinlerin kanatları
-bilmez ama duyarım-

Titremeye başladı elleri
Yarına çıkınca
Açılacak genç kızlığından
Hercailer işlenmiş
Çeyiz sandığı
-yeni gelin heyecanında, anlarım-

Sararmış mendilde
Uğurlarken yarısını,
Kestiği bir tutam saç
Hala barut kokar

Rengi akmış
Nerdeyse silinmiş resimler
Rutubetle yapışmış
Yıllardır gire çıka
Maziyi gömdüğü
Karanlığa
-özlemler canını yakar, sezerim-

Derin bir nefes çekiyor işte
Duvardaki resme baktıkça
Hele ki radyoda
Çalıyor ya böyle günlerde
Kahramanlık türküleri
Yanık-yanık
-içinden de olsa mırıldanışı, duyarım-

Dizlerine başımı koydum
Yıldız yağmurlarında
Ruhlara açtığın ellerini
Dolaştır saçlarımda

Hayallere sarılırken
Tütsülediğin
Al yazmanı çıkar göğsünden
Ser AYYILDIZın gölgesine
Kanı kurusun şehidinin

Döksen de koca bir ömrü
Takvim yapraklarıyla
Her yıl bir kez daha ölürsün
18 MART’ta
-SAKLAMAM...

sen gibi ağlarım NİNEM...

Arzu Altınçiçek


NiliM 19 Mart 2007 00:02

Çiftetelli
O tatlı gülümsemen
İsmini unuttuğum bir çiçek
Yüzünün bahçesinde
Nakışlı gözlerinde yakamozlar
Çözülürsün sıkıntının yumağından
Sımsıkı sarılırken yüreğime
Gövdenin ter titreyişinde
Bir kere daha alevlenir aşkım
Dişilik akar bakışlarından
Büyük bir ırmak gibi
Doldurup taşırır havuzumu
Güzelliğin kabardıkça kabarır
Bir sel, bir tûfan olur
Alıp sürükler beni
En büyük acıların ve sevinçlerin
Cennetine
Kirpiklerinin gölgesine sığınırım
Biraz serinlemek için
Dağlardan bir volkan benliğimi
Anlamasan da duyarsın belki
Ne demek istediğimi
Seni oynarken seyretmek
Biraz da sana kavuşmak değil mi?...

II.

Güneş giriverdi odama
Aydınlandı içimin kuytuları
O bunu farketmedi ama
Tutuştu aşkımın suları

Kuşattı beni dört bir yandan
Aramadım bir kurtuluş
Düşüncemdeki gür ormandan
Havalandı yüzlerce kuş

O gitti, kararıverdi dünyam
Biri söndürdü içimi
O benim bitimsiz rüyâm
Kanatlandırır sevincimi

Vereydi saçlarından bir tutam
Saklardım onu ömrümce
Suskun varlığım şarkılanır
Ben onu yanımda görünce

Onunla aydınlanır sabahım
Odur beri sarıp sarmalayan
Gökte yıldız gibi kayan
Ne ışıklı gözleri var Allahım!

Sedat Umran


Misafir 19 Mart 2007 00:07

Dalgakıran...

Usanıp korkularımdan
Maviye dokunmak için
Gölgemi vurdum…

Sabaha çıkmazdım oysa
Gecenin rengine karışmasaydın
Ay bakışlı sorgularında sustum…

Açtım
Tenine
Gözlerine
Susuzdum
Dudağına
Islak nefesine

Çamura bulanmış öfkemi
Bir deniz kenarında
Yokluğuna savurdum…

Gömleğinden sızan
Kadınsı telaştı sevişmek
Acemi parmak uçlarımda
Şehvetine yoruldum…

Onlarca tesadüfün
İki eli kanda suçların
Müebbet sürgünlerinde
Nereye baksam sen-
sizlikten kovuldum…

Dokundum saçlarına
An geldi gözyaşın oldum
Teninde yandım
Bıçak sırtı sözlerin
Kanattı yüreğimi
Dayandım
Girdim kavgana
En hırçın dalgalarım
Sahiline vurdu

İçim taştı
Gözlerim kamaştı
Kudurdum…

Yine de sevmekti seni
Yakamoz düşlerinde
Koynun bir liman
Yüreğin dalgakıran

Sende duruldum…

Deniz ÜLKEGÜL...


Nephthys 19 Mart 2007 00:14

HAYALİ GÜZEL

ey hayali güzel şavkını indir
gözlerim kamaştı
bircümle hepsi senindir
bu ışık benide aştı

ey güzel aşkını indir
..................izlerim dolaştı

yetişemiyorum
hayallerimmi sen
sen mi hayalsin
bakamıyorum
sen mi ğüzel
sevdiğim mi
korkuyorum
sen mi giden
hayalmi biten
ışıklarda saklı
..............gizem
....................sen

sen hayali güzel
güzelliğin hayaldir
sen hayali güzel
hayalinde güzeldir

kanımla karaladım dudaklarını
kan kokuyor resmin
adını hazan koydum
can yakıyor ismin

baharda çiğdeme sordum
güzelliğin nedendir
(aşk kokulu bahçelerden geldim
güzelliğim ğözlerden gelir
.............rüzgarda gezen gazeldendir
.........................hayalin kurduğun güzeldendir
.................................doğumdan öte
.................................................ezeldendir)

ey hayali güzel gözlerini kapat
gözlerindeki özlem
...............göklerde yüklenir
teninde berraklık
..................gölgeler izlenir
denizde derinlik
...................sende gizlenir
saçlarında bahar
..................rüzgarla beslenir
içimde duygular
...................seninle seslenir
sen hayali güzel
.................hayalinde güzeldir
sen hayali güzel
.................hayalimde sendedir

mustafa semerci


Misafir 19 Mart 2007 00:33

hala çocuğum






durun

ben daha çocuğum
umut düşünce avuçlarımdan donuyorum
siz gibi bağlı değilim hayata
sevmeyince biri beni
yatağın altına saklanıyorum



bağışıklığım yok yalana
felsefe de kuramıyorum
terk etmenin mantığını bulamadım daha
aşk gidince benden, yarım kalıyorum






oturup televizyon koltuğuna
hiç haberlere bakamıyorum
taş kesiliyorum kanayınca bir çocuk
sayılara asılmış ölümlere
dokunamıyorum




durun


ben daha çocuğum
bütün öfkeleri üstüme alıyorum
pencereme doğan aya bakıp
deli hayallere dalıyorum
anlatmayın bana gerçekleri
anlayamıyorum
bir elma şekerine,
bir küçük gülüşe aldanıyor...



ben hala çok yanılıyorum

Elif KARSLIOĞLU


Nephthys 19 Mart 2007 00:39

BENİM KÖYÜM!

bir köyüm var dağların eteğinde
bazen burnumdan tüter köyüme giderim
pınarlarını soğuk sularını özlerim
yemyeşil dağlarını bahçelerini
damlarını eski ayvanlı panjurlu evlerini
daracık sokaklarını çitlerini
delisini sevdalısını özlerini
çift kanatlı tahta kapıdan girersin
tahta merdivenden üstkata çıkarsın
kocaman geniş salon
oda kapıları salona açılır
salonun başında davulbazlı ocak
ocağın ateşi asla sönmez
yemekler ocağın başında pişirilir
etrafında yer minderleri serili
şöyle minderde oturdun mu
sırtını duvara yasladın mı
değme keyfime dersin
sıcak çorba leziz yemek sonunda çay
bir başkadır ocağın kenarında yemek yemek
bazen akşama doğru dağın yamacına çıkarım
şirin köyümü seyre dalarım
etrafı sessizce dinlerim
bir yandan çocuklar oynar tepreşir
koyunlar kuzular meleşir
inekler eşşekler bağrışır
tarlada ırgatlar çağrışır
horoz tavuk kuşlar ötüşür
cırcır böcekleri hep cırcır
karabaş hiç boş durur mu
çeşmeye giden kızların bakraç cıngırtıları
ya gülmeler şen kahkahalar
büyülü esrarengiz bir orkestra
izahsız bir ahengin sarhoşu olmak
sihirli bir dünyanın içinde
maceralı yolculuğa var mısın
kapanan umutlar yüreğinde filizleniyor
garip bir sevinç; için kıpır kıpır
kendinden geçercesine
bir umut meşalesi yanar yüreğinde
umutsuz hayat karanlıktırçok iyi biliyorum ki
umutsuz hayat olamaz
umut sevgi; aşk demektir
umutsuzluk zillete boyun eğmektir
umutsuzluk cesaretsizliktir
umutsuzlar aradığını asla bulamazlar
umutsuzluk peşin yenilgidir
insan hali bazen yese kapılırım
ama umut ateşim küllenmemiştir
sende öylesin umutsuz değilsin
yüreğinde aşkı sevgiyi
özündeki cevheri görüyorum
aşk olan kalpte; umut vardır
aşk olamazsa umut da olmaz
aşk senin kılıcındır
artık çek kılıcını kınından
çal kılıcını zillete namerde
açısın önün ufkun
yıldrmasın seni hiçbirşey
özündeki cevher çıksın meydana
kulak ver yüreğinin sesine
sen bir cansın
umut kaynağısın
ve bir hayatsın.....


TANER VAHAP KARATAŞ / ANKARA


Misafir 19 Mart 2007 00:44

AŞK İÇİN


Varsın beni hasret ateşin yaksın
Rüyama girdiğin geceler yeter
Renkleri sen olan bir çiçek açsın,
Gel batsın dikenin, acılar yeter

Günaha yürüyen gözlerim olsan,
Perişan gönlümün sultanısın sen
Bir değil, bin dertle, sitemle dolsan
Gözlerinde yazan heceler yeter.

Sözden kuvvetlidir baktığım gözler,
Meramı anlatmaz ettiğim sözler
Izdıraptan yana kalsa da izler,
Aşk için çektiğim sancılar yeter.


Sinan Itır


arwen 19 Mart 2007 03:16

'Ruhumu teslim edesim geliyor' diyorsun...
Korkuyormusun?
Sevda yoluna baş koymaktan,
çek yüregini bu sevdadan!
Dokunma, dokunma bana bin pişman olacaksan...
İstemem...sevme beni..
Sevdam korkutuyorsa seni......


mustafa nihat


NiliM 19 Mart 2007 07:09

Güller ağlardı içimden

Nezaman ayrılık saati gelse
En vazgeçilmez yerinde yaşamın
Duysak ayak seslerini akşamın
Ve sokaklardan el ayak çekilse
Bir ürpertiyle duyarım o zaman
Seni çağıran sesi uzaklardan
Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir gariplik çöker içime birden
Kalan tek anı gibi bir devirden
Durmadan çalınır o gamlı beste
Sanki bilir de hazin öykümüzü
Bulutlar ağlar, kararır gökyüzü
Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir çaresizliği anlatır gibi
Birden değişir gözlerinin rengi
Mavi solar, koyulaşır yeşilse
Sarınca ruhunu eski bir hüzün
Uçar gider pembeliği yüzünün
Ne zaman ayrılık saati gelse
Uzatsan özlemle dudaklarını
Tüm ağaçlar döker yapraklarını
Ne çiçek kalır ortada, ne bahçe
Sadece uğultusu o rüzgarın
Ve bir umut kırıntısı: belki yarın
Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir fırtına çıkmışçasına, büyük
İçimizdeki güllerin boynu bükük
Bir zaman kalakalırım öylece
Neden sonra gittiğini anlarım
İçimde güller ağlar, ben ağlarım



Can Berak


tikkymelike 19 Mart 2007 08:04

GARİP BİR SEVGİ İŞTE BİZİMKİSİ

Baktığım gözlerden
farklı mı?
gözlerin sanki.
Gözbebeklerin de
dikensiz
güllerin alımlı edası.
Sevgilim,
boynunda
buğday başağı zerafeti.
Başkası görse,
belki beğenmeyecek seni.
Taşlı tarla sanıp
kınayacak beni.
Gövdemle
gövden arasına
giremez.
Kem bakışlı cüceler,.
Kartal kanatlarımı
siper eder.
Saklarım,
onlardan seni.
Derin derin
çukurlar kazarım.
Tırnaklarım
kürek misali.
İlişmesinler
rahat bıraksınlar.
Garip bir sevgi
işte bizimkisi...
.....................
Betül Yerli


NiliM 19 Mart 2007 08:24

YAKAMOZDA KIRILMA

Varlığım kurumuş bahar sözlerinde
Kimsesizim
Katmerlenmiş sensizlikte kimsesizliğim
Yollarım burdurulmuş
Hep sen kırıyorsun rüyalarımın bağbozumlarını
Su sızdırmaz kayalıklar üstünde
Gözyaşlarına boğuluyorum

Ölmüyorum
Izdırap, kemiklerimde yuvalı kan tozu
Tarihin tüm zalimleri dirilmiş
Kumar kuruyorlar kaderime kuma
Susuyorum
Kalbimde kalan tek yeşil odamda
Saf beynimi kusuyorum

M. Aşır KARABACAK


NiliM 19 Mart 2007 09:16

BALIĞIN DÜŞÜ

bir nehir var içimde
benden doğar,
yine
bana dökülür.
orda doğan balıklar,
yine, orada ölür.
ama hepsi düşünde,
denizi görür

Mustafa KARAOSMAN



tikkymelike 19 Mart 2007 12:03

TÜKENMEDEN

Öyle bir aşk kiş nedensiz tafra,
Zamansız görünen aşklarda,
Kimsesiz sönen yollarda,
Bedelsiz aşk aramızda.
Öyledir aşk yakar beni,
Öyledir sevda yıkar sevgiyi,
Yollarım bedelsiz aşkta,
Kimse ayırmaz beni.
Ben sensiz sevgisiz,
Ben yaban elde sensiz,
Çareler tükenmeden,
Gel bana sevgilim.
...............................
Adnan Eren


Misafir 19 Mart 2007 12:21

efkâr tüneği



gül dokunur içimin aşk ağıtından
yağmasını bilen bulut ağlar yüzüme
ihtilal hasretin pusularında mesafelerin

hangi yalnızlık faslından tutunsam
yazılmaya hazır kâğıda nagehan
fısıltısına düşerim siyahi kederin



öpüşünü susarım hayat çukurunda
veda güceniği telleri kopuk sazımın
üstüne dökülür sokak başı üşümeleri
yol boyunca kaldırım çürüğü gölgelerin

saçlarımın kar örtüsü ak varlığın
sırtımdan akan yorgun yaşımda izin
bir kaç nefeslik kalan iç çekişimde giz
unutuşun gri ülkesinde yağmur resmin



dile dökülmeyenin tenhalığında ovulan sözler
toprağa çömelik dizlerim kan donuğu sirkatinden
ezik yasemin kokusu ucundan sonrası şimdiler
latin inceliğinde itirafından rengi ıslak gecelerin

yaza dursun güvercinler tanrıça kızı defneyi
cebimde gözyaşları sensiz göksel mermerin
yaşanmış öyküsü sevdana yaktığım kibrit çöpleri
yengeç vadisi kader açıklarında sarsıntılı geleceğim

gül dokunur içimin ağıtından, dil değmemiş şiirler
yüzyıl günahlarının koşumundan uzak sevdalı türkülere
kınalı parmaklarımla yazarım bilmediğin sessizliğimi
hasarlı yüreğimin kuytularında kül alfabesiyle




S.Sevinç YILDIZ


vain 19 Mart 2007 12:38

AYNALAR
Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İste yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karsıma,
Başımın tokmağı indi başıma.

Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

Günah, gunah, hasad yerinde demet;
Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.

Necip Fazıl Kısakürek

ÇİLE..

Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam,
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde...

Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı

Ateşten zehrini tattım bu okun,
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un,
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı

Bir bardak su gibi çalkalandı dünya;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
Al sana hakikat, al sana rüya!
İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

Ensemin örsünde bir demir balyoz,
Kapandım yatağa son çare diye.
Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
Yepyeni bir dünya etti hediye

Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor;
Makâni bir satıh, zamanı vehim.
Bütün bir kainat muşamba dekor,
Bütün bir insanlık yalana teslim.

Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
Otursun yerine bende her şekil;
Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
Benliğim bir kazan ve aklım kepçe,
Deliler köyünden bir menzil aşkın,
Her fikir içimde bir çift kelepçe.

Niçin küçülüyor eşya uzakta?
Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?
Sonum varmış, onu ögrensem asıl?

Bir fikir ki sıcak yarad kezzap,
Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
Selam sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
Ey yedinci gök, esrarını aç!
Annemin duası, düş de perde ol!
Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!

Uyku, katillerin bile çeşmesi;
Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
Teselli pınarı, sabır memesi;
Size şerbet, bana kum dolu çanak.

Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
Sırrını ararken patlayan gülle?
Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
Karınca sarayı, kupkuru kelle...

Akrep nokta nokta ruhumu sokmus,
Mevsimden mevsime girdim böylece.
Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
Fikir çilesinden büyük işkence.

Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
Yetişir çektiğim mesafelerden!

Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
Yollar bir yumaktır, uzun ve dolaşık.
Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
Tutuyor önümde bir mavi ışık.

Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
Bir zehir kıymak gibi, beynimde.

Lugat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvaplarım, tutun elimden;
Aynalar söyleyin bana, ben kimim?

Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
Belâ mimarının seçtiği arsa;
Hayattan mühacir; eşyadan öksüz?

Ben ki, toz kanatıi bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
Bir zerrecigim ki, Arş'a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!

Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

Gece bir hendeğe düşercesine,
Birden kucağına düştüm gerçeğin.
Sanki erdim çetin bilmecesine,
Hem geçmis zamanın, hem geleceğin.

Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;
Atlas sedirinde mavera dede.
Yandı sırça saray, ilahi yapı,
Binbir avizeyle uçsuz maddede.

Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
Içiçe mimari, içiçe benlik;
Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur!

Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
Suda bir gizli yol, pırılıtılı iz;
Suda ezel fikri, ebed duygusu.

Kaçır beni ahenk, al beni birlik;
Artık barınamam gölge varlıkta.
Ver cüceye, onun olsun şairlik,
Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta.

Öteler öteler, gayemin malı;
Mesafe ekinim, zaman madenim.
Gökte saman yolu benim olmalı;
Dipsizlik gölünde, inciler benim.

Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...

SAKARYA TÜRKÜSÜ

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya:
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir:
Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat:
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne?
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine:

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabb'im isterse, sular büklüm büklüm burulur.
Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.

Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük?
Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan:
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan!

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu?
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna?
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya.
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su:
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek:
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

Sakarya, saf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşıyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz:
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya:
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!


Necip Fazıl Kısakürek...


Misafir 19 Mart 2007 12:42

üleşilenler

(getirdiklerini saymıyorum işidir diye
götürmesine ne hacet üstüne ne vazife
deprem oluvermeliyim bir ucundan diğer ucuna
ıradıkça senden çökmeliyim kıvrımlarının üstüne)


en kolayı bana düştü
en zoru yollara
...


yağmurla mı daha çok söndüm gözlerinle mi
hiç ayıramadım
yüreğinin bulutları hep yüklüydü
sahipsiz bir sevinç alâkasız bir hüzün
ya da içlisinden bir türkü değmeye görsün
yağmaya izin istemezdin mevsimlerden
billur bir damla kesilirdin baştan ayağa
ve ben yangınken seni sevmesinde ne vardı

senden giderken ayrılık kaç kiloysa
tam o kadar çekerdim
özlem benim sırtıma ben yolun...

açlık terbiye mi ceza mı bilemedim
doyduğum anda acıkmak ne büyük lanet
şükür iştahımın peşindeyken edemediğim
marazımı sevdiren şifacı
senin bir yanın nimet diğer yanın bereket
ben sofraların yanaşması
seni sevmesinde ne vardı

en kolayı bana düştü
en zoru yollara
ilaveten
utanmak aşka

Selim PUSAT


Misafir 19 Mart 2007 12:45

HAZAN YOLCUSU

Saçların yine solgun
Bağrın elemle dolgun
Nereye yolculuğun
Yeni bir gurbete mi?

Ben de bir kuru yaprak gibi
Seninleyim bak
Zülfüne takılarak
Oldum gönül veremi

Gözlerim dolu melal
Yüzün bir ince hilal
Giderken beni de al
Beraberine e mi?

Kemallettin Kamu


Misafir 19 Mart 2007 12:54

CAM`A AKSEDEN YÜZ



gece sessizliğinde
gözlere
hani derler ya dokunsan...

yok iskelesinde
kanadına yazdı
bir martı özlemi
bin seneyi yitirdi bir gecede
çay bahçesinde ki masa
suskun


sorguladı sahil boyu kaldırımlar
kadın ve adamın
zamana küskün adımlarını

gölgesinden mahrum
bir çınar döker yapraklarını
sokak lambasından
içe düşen kendini arıyor

üşüdü kadının elleri düşen her damlada
ötesi gerisi yok zamanın
karanlık camın ardındaki dağınıklığa
bıraktı hüznü gün..

sarıldı bedenine kol
omuzunu sıkan
bir el titremekte
sıcak değmelerden yoksun
iki dudak
iki göz arası ayrılık
bir veda ki
iki şehir arası


Fulya Çelikbilek


Misafir 19 Mart 2007 12:59

http://img226.imageshack.us/img226/4745/11236046768teddddhl9.jpg

Yine bir rüzgar aldı içine hapsetti beni
Ellerim kavuşmuyor birbirine
Yüreğimin dili tutuk
Gözler anlatıyor bendeki herşeyi
Ahhhh ölüm gelmeden
Bir anlatabilsem ben de ki BEN i...
Kolay mı bu kadar yaşamak aşkı
Yoksa aşk mı kolay yaşatılmaya alıştı...
Yürekler başka konuşurken
Sözler mi sapıtıyor yolunu
Anlatamadın belki de sen de ki SEN i
Bak gözlerimin içine
ANLADIN MI ŞİMDİ SENİ NE KADAR ÇOK SEVDİĞİMİ...........


Yazar : Emelce


Misafir 19 Mart 2007 13:07

Geceyi Vuruyor Sesin

Sunduğum
Portakal çiçeği
Kırlangıç kanadında kırılgan
yetmezdi ömrü
uçarken sığınsa sacağına
bilirdi

her sancı kendi içine
vurulan vurgun
soluksuz bir gece dizlerde

içimde sen
ruhumda başka bir şey
fısıltısı ipek/ ten ipek
yüzüme doku/nsan
su izi

bıraktığın yerde yanan
avucum ayaz
üstümde soğuk yorgan
zaman köz gez

aşk pejmürde
bir tavus kuşu endamı
demini dokur
sus
geceyi vuruyor sesin


Fulya Çelikbilek


Misafir 19 Mart 2007 13:16

http://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10159.jpg

Yağmur ol, derinden ve sessiz yağ üstüme
Serinliğin, bırak işlesin iliklerime
Şarkılar biriksin ayaklarımın gölgesine
Damla damla aksın coşkun denize
Yüreğim yorgun umutlar biriktiriyor
Bir gölge izliyor derinden ve sessiz
Bulutlar ihanet safları kurmuş
Ağıyor yeryüzüne, ıslanıyorum
Aralıksız damlalar vuruyor yüzüme
Kan revan gözlerim suda boğuluyor
Sözler diziliyor boğazıma
Susuyorum derinden ve sessiz
Islıklar karşılıyor dönüşümü
Rüzgârın savurduğu bulutlar gibi
Savruluyorum şehirden şehire
Şehirler, ıslak bir akşamda
Yavru ceylanı bekleyen avcılar gibi
Eller tetikte izleniyorum
Yağmur yağıyor, ıslanıyorum dolu dolu
Bir gölge izliyor derinden ve sessiz
Ağlıyorum, ellerim başımda
Ah deniz, bütün suç senin
Unuttun beni bir sahilde
Bir gölge izliyor derinden ve sessiz
Islak bir yağmur zamanı
Islanıyorum, damlalar vuruyor yüzüme
Kan revan gözlerim suda boğuluyor.

Mahmut Kuru


Misafir 19 Mart 2007 13:19

Bir ruhun sessiz feryadı


...özlemimi yarınlara umutsuzluklara bıraktım...

I

benimki
biraz eski bir dosya
küflenmeye yüz tutmuş
istediği gibi olgunlaşamadan
seneleri geride birakan

hoş kırışıklarımı
beyaz saclarımı
kaldırım taşlarında yürümeyi
denize taş atmayı seviyorum
sadece gecen yıllar nereye gitti
daha hiç bir seyi düzeltmemişken
onu anlamıyorum

bazen dünyanın yükü üzerimdeymiş gibi
kaldıramıyorum
ne kadar kopuk yaşadığımi söyleme
bilmiyorum
yaşiyorum bu yalnızlığı
yorgun
yalnız


II


...Ruhumun özlemiş tarafina ne kadar girebilirki masum bir su damlası hayat...

yaşanan firtınalar
buz içindeki
kristal taneleri
kadar berrak

tünellerde yankıyan
vakitsiz trenin
çığlıkları
hüzünlü ilişkilere
karıştı
egoistce


kaybolan güneşin
gözlere vurulan damgası
bükülen dudakların
sessiz feryadı oldu

ruh
sevmenin
ürkek tadı
gözlerin altına
damlayan
bıkkın yıllardı




Fulya


ispermecet 19 Mart 2007 13:58

"Memleketimdem İnsan Manzaraları" nda, Nazım'dan Çanakkale


Mayısın altıncı gecesi yaralandım,
sekiz yerimden.
Yaranın ikisi hala kapanmadı,
teper vakit vakit.

İngilizle karşı karşıyayız,
gayetle yakın,
bizim el bombası onun siperine gider
gelir onunki bizim sipere.
Hücuma kalktık.
Üç adım atmadan yıkıldım yere.
Kasıklarımın üstünü biçmiş
İngiliz’in makinelisi.
Geçti bir zaman.
Başımı kaldırıp baktım:
Gökte yıldızlar.
Bizimkiler çekilmiş geri.
Boyuna ateş eder İngiliz’in siperi.
Kurşunlar vızır vızır geçer
kafamın üzerinden.
Başladım sürünüp gerilemeye.
Toprağı ellerimle iterim,
alnım gavurdan taraf.
Bir yandan sürünürüm bizim sipere doğru,
“Hey Allahım,” derim bir yandan,
“arkamdan yara aldırma bana.”
O saat
başka şey gelmez insanın aklına.
Boyuna sürtünür bana şehitler,
doğrusu ben onlara dokunurum.
Kimisi sırtüstü yatar
açık ağzı kan içinde,
kimi yüzükoyun,
kimi diz çökmüş
elinde mavzer
öylece donup kalmış.
“Hey Allahım,” derim kendi kendime,
“öldüreceksen beni böyle öldürseydin
elimde silah
diz çökmüş,
yüzüm gavura karşı...”
Neyse gayrı sabah oldu.
İyice açıldı ortalık.
Biz de siperin yanına vardık.
Bir mavzer uzattılar.
Yapıştım süngüsüne.
Beni çekip aldılar içeri.
Sonradan hesapladım
üç saatta geçmişim
25 metrelik yeri.
Kaldım siperde bir zaman.
İki büklüm.
Yaralar başladı sızlamaya.
Öğleye doğru beni bir arkadaşın sırtına yüklediler.
Geldik fırka nahiyesine.
Çadırlar.
Kazıklar çakılı içinde çadırların,
samanla doldurulmuş kazıkların arası.
Samanların üzerinde boy boy yaralı yatar.
Ağlayan mı dersin
küfreden mi dinine imanına.
Makasla kestiler benim elbiseyi.
Bir kaput attılar üzerime.
Sargı bezi yok.
Yaralar açık.
Ama Allahtan
kan akmaz
karışıp toprakla kurumuş.

Geçti bir zaman.
Dalmışım.
Koltuklarımdan tutulunca uyanıverdim.
Çadırdan dışarı çıkarıldık.
Vakit akşam
Gün kavuşmuş kavuşacak.
Dışarım serin, içerim sıcak.
Dizilmiş mekkâre arabaları sıra sıra.
Sıhhiyeler atar yaralıları arabalara.
Üst üste,
Boş buğday çuvalı atar gibi.
Bir tek arabada on, onbeş yaralı.
Bağıran mı dersin
belki o dakka ölen mi?
Neyse yola koyulduk.
Arıburnu’nun yolları taşlık.
Arabalar sarsılır.
Bastı karanlık.
Ben sırtüstü yatarım.
Altımda bir insan gövdesi kımıldanır,
Göğsümde bir çift bacak
ama bir tekinin yarısı yok.
Bayır aşağı ineriz.
Gökyüzü tekmil yıldız.
Bir de inceden inceye bir rüzgâr.
Yürür birbiri peşinden arabalar.
Kum iskelesi’ne vardık sabaha karşı.
Bir çadır orda.
Çadırın içinden seslenir biri
(dışarı çıkmadan):
“-Nerelisin?”
“-Filân yerli.”
“-Babanın adı?”
“-Falan.”
“-Senin adın?”
“-Filân.”
Sıra bana geldi.
Dayanılır gibi değil acıya.
Sövdüm ana avrat arabacıya.
Alışmış herif,
“Söv kardeşim” der,
“kalayla bildiğin gibi.”
Kumların üzerine uzatıldık.
Deniz fışır fışır gidip gelir.
Gayrı iyice ışıdı ortalık.
Kumların üzerinde belki bin yaralı var
belki ziyade.
Bekledik ikindi, vaktine kadar.
Bir vapur geldi:
iki bacalı,
deniz renginde.
Küfrede bağıra çağıra
yüklediler bizi vapura.
Vapurun içi mahşer.
Vıcık vıcık kan,
islim,
yağ,
ter.
Beni ambara indirdiler.
Yola koyulmuşuz.
Yedi gün yedi gece.
Kurtlandı yaralarım.
Kaputu açarım.
kara kara başları
beyaz beyaz kurtlar.
Bakarım eğilip,
Hayvancıklar akıllı,
kaçarlar beni görünce,
tekrardan girerler yaraların içine.
Yedi gün yedi gece.
Öldürmeyince öldürmez Allah.
Türkün sağlamdır naturası,
dayanır.
Sirkeci’ye varmışız sekizinci sabah.
Kaptan demiri atmış.
Ve lâkin
“Bu yanda boş yer yok,” diye istememişler bizi.
Akşam ezanı çekmiş demiri kaptan.
Gelmişiz Haydarpaşa önlerine.
Tıbbiye Mektebi hastaneydi o zaman.
Onlar, “Olur,” demişler.
Bir tayfanın sırtında güverteye çıktım.
Biraz topaldı ama tayfa
demir gibi Laz uşağı.
Bismillah deyip baktım dört tarafa:
İstanbul yanar pırıl pırıl.
Ah canım İstanbul.

Neyse hastaneye girdik.
Duvarlar bembeyaz.
Elektrikler donanma gibi.
Malta taşları tertemiz
gıcır gıcır.
Tekerlekli araba hazır.
Beni üstüne yatırdılar.
Rahat.
Allah devlete millete zeval vermesin.
Devlete dua ettim o saat...”


NAZIM HİKMET


Mystic@L 19 Mart 2007 14:34

Ölü Hangi mahallede imam yok,
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.

Ölüler namına, azade ve temiz,
Meçhul denizlerde balık;
Müslüman değil miyim, haşa,
Fakat istemiyorum, kalabalık.

Beyaz kefenler giydirmesinler,
Sızlamasın karanlığım havada.
Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
Ki bütün azalarım hülyada.

Hiçbir dua yerine getiremez,
Benim kainatlardan uzaklığımı.
Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
Çılgınca seviyorum sıcaklığımı...
Fazıl Hüsnü Dağlarca


Misafir 19 Mart 2007 14:35



Sana Ne Demeliyim bilmem ki

Sana ne demeliyim, bilmem ki
Dost desem olmuyor
Yaren desem uymuyor
Yar mı desem, ne dersin
Sana ne demeliyim, bilmem ki

Bir sürec yaşadık birlikte, dost diyerek
Mevsimler birbiri ardına akarak gitti
Sözler sevileşti suskun gönülde
Yürekte zamanlar zay olup gitti

Gömdük düşleri, duyguları
Kül bastırdık üzerine
Ne gönlün ocağı kabullendi
Ne iç yangını yüreğimizin
Umuda el salladık, ufuk yanarken
Diyemedik birbirimize
Dememiz gerekeni
Sana ne demeliyim, bilmem ki

Soğuklar apansız bastırdı
Kar kapıda, ben yangınlardayım
Bulutlar çöktü üzerime, bulutlar geçti...
Düşmedi bir damlacık olsun, yağmur tenime
Ve ben, senli düşlerin buğusundayım

Sana ne demeliyim, bilmem ki
Dost desem olmuyor
Yaren desem uymuyor
Yar mı desem, ne dersin
Sana ne demeliyim, bilmem ki

Sana ne demeliyim bilmem ki

KÖMEN
Haydar Okur


tikkymelike 19 Mart 2007 14:37

SENİ BEN SADECE SEVDİM

Seni ben böyle sevdim:
ne elimde kılıç kalkan,
ne göğsümde çelik yelek;
çala/kalemyel yepelek:?
avuçlarımda yüreğim;
derin bir sevgiyle sevdim!...
öyle sevdim ki seni ben;
yiğidin yüreğinle,ırgatın emeğiyle,
yoksulun emeğiyle
teessürüyle sevdim
bire bir öyle sevdim!...
seni saygıyla sevdim
atamdan,dedemden kalan
aşık harcıyla sevdim!
balık burcuna inat;akrep burcuyla sevdim!
seni ben öyle sevdim
anamın dilindeki
o hiç eksik olmayan
temennisiyle sevdim!
her yavrum deyişinde
yüzünde güller açan
temennisiyle sevdim!
hala unutamadığım
o enfes o muhteşem
hicaz ninnisiyle sevdim!
seni ben anacığımın
yumuşacık huzur dolu
güzel sesiyle sevdim!
o mübarek kadının,
her derde deva olan busesiyle sevdim!
seni ben tertemiz,pırıl,pırıl sevdim,
kırkpınar'şırıl şırıl su sesiyle sevdim
seni ben güneşimin
sımsıcacık sarmalanmış
şulesiyle sevdim!...
dolunayımın halesiyle sevdim!
yalnışım varsa bağışla/aşkımın hilesiyle sevdim!..
seni ben hece hece sevdim,
gündüz sevdim,gece sevdim
seni ben sadece sevdim!....
.................................
Ahmet Turan Altınsu


Mystic@L 19 Mart 2007 14:46

Gökyüzü Saatleri

III
bakışından yakaladım seni
duruşundan
su gibi akışından sesinin
ağaçlar kuşlar cümle bulutlar geçti
hüznünden yakaladım seni

saçlarımda eski zaman karıncaları
ve ilk ışıkları çeşmelerin
yüzün yüzüme değer gibi yıldızlar
akşamından yakaladım seni

sevinç mi telaş mı
tahtaya kalkmış çocuk gibiyim karşında

IV
yaz akik bir güldü
yanağında soldu ve bitti
sende mi esti bu rüzgar
savrulur saçların da şimdi
yapraklar tümden nefti

bir düş horozudur güneş
her saat seninle
kurulur masaya bir güzel
ıssızlıklardan ıssızlıklara öter

en tetik yerindesin sabahın
kuşlar uçuruyor bakışların

(Bin Yılın Destanı)

Arif Ay


Misafir 19 Mart 2007 15:42

http://www.balcanet.net/resima/jpg/dagarcik10001-1.jpg


http://www.balcanet.net/resima/cubuk/dagarcik10001-cbk.gif

BU DÜNYAYI KURAN MİMAR, NE HOŞ SAĞLAM TEMEL ATMŞ.
İNSANLIĞA İBRET İÇİN KISIM, KISIM KUL YARATMIŞ.
KİMİ YAYA, KİMİ ATLI, KİMİ UÇAR ÇİFT KANATLI,
DÜNYA ŞİRİN, BALDAN TATLI... EYVAH, BALI, TUZA KATMIŞ...

AŞIK VEYSEL

http://www.balcanet.net/resima/cubuk/dagarcik10001-cbk.gif


Misafir 19 Mart 2007 17:40

Bembeyazdır sevdan



Yıldızı olmayan karanlık bir gecenin koynunda
umutlarımda siyah gölgeler dolaşır
kar çiçekleri gibi
bembeyazdır sevdan

gecenin sessizliğinde taşar göz pınarımdan
damıtılırken damla damla kara sevdam
bır kadeh şarap rengine bürünür aşkın
içmelere kıyamadığım
susarım...

Bilir misin
halen dudaklarımda yanan
son busenin bıraktığı buruk bir tad
dudaklarımdan dökülen
her şarkımda özlemsin
papatyanın koparmaya kıyamadığım son yaprağı
sen hàlen bendesin!





Kamuran GÜNDÜZALP


Misafir 19 Mart 2007 17:45

AYRILIK GÜNÜ

Ben nice ayrılıklar gördüm ömrümce
Kuşlar gördüm; kırılmış kolu, kanadı
Ayrı düşmüş sevdiğinden kuşlar gördüm
Hiç bir ayrılık bana bu kadar komadı

Ayrılığın bir ağrıdır vurur şakaklarımda
Ve büyür gözlerimde bir okyanus kadar
Derinden ses verir içimde bir tel
Sonra, birdenbire kırılır, kopar

Yeryüzü çekilir altından ayaklarımın
Geçer başıma çöken bir tavan gibi gökyüzü
Durmadan çalınır kulaklarımda
Şarkıların en hüzünlüsü

Seni alıp uzaklara giden otobüs
Benim üzerimden geçer hışımla
Devrilir, bakakalırım ardından
Bir sel gibi akan gözyaşımda...

Artık ne yapsam boş, teselliler faydasız
Karanlık gitgide en derinlere çeker beni
Çaresiz, bütün sokaklarında bu şehrin
Böyle perişan beklerim dönmeni

Dolaşır birbirine yorgun ayaklarım
Ellerimi koyacak bir yer bulamam
Nereye gitsem, en koyusu acıların
Ne yana baksam, çıldırtan bir akşam

İstemem ben bu ömrü, bu talihi istemem
Böyle durup durup senden ayrılmak varsa
Orada bir mezar kazılır benim için
Ayrılığın nerede başlarsa.

Bir Ayrılık Gününde

Ne gariptir şu ayrılık günleri
Bir dosttan da, düşmandan da ayrılsan
Nedense bir tuhaf oluyor insan

Derin bir sızı giriyor içeri
Son bir defa bakarken caddelere
Dükkânlara, evlere, kahvelere

Hâtıra yüklü kervanlar geçiyor
Dolu dolu gözlerinin önünden
Bu son yadigar mı bir ayrılık gününden

Ne unutulmaz zamanlar geçiyor
Ağır ağır biz farkında değilken
Gökler masmavi, yaprak yemyeşilken

Sen istediğin kadar unutulmaz de
Bu son dakika, bu vakitsiz yağmur
Unutulur, azizim unutulur

Başka ne yapılır böyle bir günde
Kapanan bavul, çivilenen sandık
Ve sonra kuru bir "Allaha ısmarladık!"

Gittin İçimde Kaldı Ayrılık

Gittin
Ayrılırken buz tutmuş bıyıktı gözlerin
Kaçamak ellerimiz komutsuz sallandı
Dudaklarımızda sıradan sözcükler
Vedalaşmayı bile beceremedik
Son bir bakış kaldı arkanda
Kalabalığa karışan
Her şey düzmece bir dinginliğe gömüldü
Gittin.

İçimde
Yığınlarca kitap kaldı uçuşan
Sözcükler beynimin köşelerinden
Çıkıp korkuttular gecelerimi
Peşimden geldi gölgeler
Aynalara bakamaz oldum
Hiçbir oyun avutmadı beni
Yaşamıma sığmayan bir şey kaldı
İçimde.

Kaldı
Yeni bir kent işkenceye hazır
Ödeşemedim gittiğin mevsimlerle
Belleğimi silkeleyip anılardan
Tik tak çaldın uzun zaman
Alışamadım yarımlığa
Düşlerimde intihar tutkuları
Sırtımda hançerinin oyduğu boşluk
Kaldı.

Ayrılık
Çoğalarak giriyor günlerime
Senden başka kim bilebilir
Geçmişin dökümünü yaptığımı
Ağır ağır pulsara dönüşürken güneşler
Sonbahar hüznüne benziyor pencerede
Artık konuk beklemeyen gözlerim
Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı
Ayrılık.

Ayrılanlar İçin

Yollarımız burada ayrılıyor
Artık birbirimize iki yabancıyız
Her ne kadar acı olsa, ne kadar güç olsa
Her şeyi evet her şeyi unutmalıyız

Her kaderin tesellisi bulunur, üzülme
İnsan ne kadar sevse unutabilir
Mevsimler, gelir geçer, yıllar geçer
Sen de unutursun bir gün gelir

Hiç yaşamamışçasına, hiç sevmemişçesine
Unutursun o günlerimizi, gecelerimizi
O günlerce gecelerce sevişmelerimizi
Her şeyi evet her şeyi unutabilirsin

Hatta bütün yazdıklarımı satır satır
Kalırsa, içinde bir derin sızı kalır


Timür ÇELEBİ




Misafir 19 Mart 2007 17:58

DÜŞ YOLU



Kuşlarını özgürlüğe salan dağlarda
Açılan kapıların ardındaydık

Dağlarda kıvrılan bir nehrin ağzında
küfürdü gecenin ıslağı

Dokundu dudaklarda gülümseyen çığlık
Yollara düştü sessizliğimiz.

Kemal YıLDIRıM


Misafir 19 Mart 2007 18:26

KULLANIN


İnsan zaman zaman çeker eziyet
Siz siz olun başka yanı kullanın
İnsanlarda vardır değişik niyet
Siz onurlu olun, şanı kullanın

Paran yoksa kefil olma birine
Çıkamazsın, inme fazla derine
Tel örgü kullanma kumaş yerine
Siz sevimli olun, hanı kullanın

Dostluğu bitirip dostuna küsme
Yanlış yöne girip fırtına esme
Diline hakim ol sen asıp kesme
Siz akıllı olun, zanı kullanın

İnsan gibi, sizde iyilik yapın
Hoş görülü olup, sevgiye sapın
Bir kötü gününde çalarsa kapın
Siz neşeli olun, canı kullanın

Dünyada bulsanda, sarayı hanı
Kırmayın insanı, sevin her canı
Yaşatmak istersen hasta insanı
Siz sağlıklı olun, kanı kullanın

Çok zaman duyarsın iyi kötü laf
Dünyada gördüğün gelirse tuhaf
Her insanda varsa birazcık zaaf
Siz iyi düşünün, anı kullanın

Necati KEÇELİ


Misafir 19 Mart 2007 18:31

ANLAR

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
ikincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim,
seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
daha çok dağa tırmanır,
daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya,
Daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu
hayâli olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve
verimli kılan insanlardan olurdum.
Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar, siz de "an"ı yaşayın.
Hiçbir yere, yanına, termometre, su, şemsiye ve
Paraşüt almadan gitmeyen insanlardanım ben.
Yeniden başlayabilseydim,
ilkbaharda, papuçlarımı atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayakla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer...
Ama işte, 85'imdeyim ve biliyorum...
Ölüyorum...

Jorge Luıs Borges


iblis1907 19 Mart 2007 18:55

Karanlığıma Sitem

Aylar geçer
Günler geçer
Gün doğar
Güneş beni es geçer

Aylar geçer
Günler geçer
Gün batar
Ay desen
Oda hep şanslıyı seçer

Ne arayanım var
Ne soran
Bilinmez ki
Bu baştan neler neler geçer

Varsın geçsin
Her gün her gece
Hüzün ile ah ile
Çekilenler elbet bir gün
Gelecek dile
Destanlar yazıp
Af dilese bile
Silemez izleri
Çabalamak nafile

Aytaç Sözen



Misafir 19 Mart 2007 19:04

SABAH KAHVESİ




herkesin bir istanbul’u vardı
benimse istanbullu yalnızlıklarım
geceleri için için kanardı


sensizlik başkasına nasıl anlatılırdı
ezberlenmesi zor bir hüzündü
hiçbir sınavda çıkmadı /kitaplar yazmadı

ne zaman şiir müziğe sığınsa / şair tütüne
horoz sesleriyle uğurlansa
balıkçı motorları yakamozlarla gerdeğe
sensiz uyanan şehir
öfkeli bir dumanla yüzünü yıkardı
bakır cezvem usulca sokulurken kırık fincanına
kahvem sensizlik kokardı
biliyorum
içtiğim ömrümün en acı yanıydı


herkesin bir savaşı vardı
benimse erken düşmüş şehirlerim
bulvarlarında
sensiz bir istanbul yanardı

Eşref KARADAĞ


NiliM 19 Mart 2007 19:15

BİR ACAYİP DUYGU

«Mürdüm eriği
çiçek açmıştır.
— ilkönce zerdali çiçek açar
mürdüm en sonra —

Sevgilim,
çimenin üzerine
diz üstü oturalım
karşı-be-karşı.
Hava lezzetli ve aydınlık
— fakat iyice ısınmadı daha —
çağlanın kabuğu
yemyeşil tüylüdür
henüz yumuşacık...
Bahtiyarız
yaşayabildiğimiz için.
Herhalde çoktan öldürülmüştük
sen Londra'da olsaydın
ben Tobruk'ta olsaydım, bir İngiliz şilebinde yahut...

Sevgilim,
ellerini koy dizlerine
— bileklerin kalın ve beyaz —
sol avucunu çevir :
gün ışığı avucunun içindedir
kayısı gibi...

Dünkü hava akınında ölenlerin
yüz kadarı beş yaşından aşağı,
yirmi dördü emzikte...

Sevgilim,
nar tanesinin rengine bayılırım
— nar tanesi, nur tanesi —
kavunda ıtrı severim
mayhoşluğu erikte ..........»

.......... yağmurlu bir gün
yemişlerden ve senden uzak
— daha bir tek ağaç bahar açmadı
kar yağması ihtimali bile var —
Bursa cezaevinde
acayip bir duyguya kapılarak
ve kahredici bir öfke içinde
inadıma yazıyorum bunları,
kendime ve sevgili insanlarıma inat.

Nazım Hikmet Ran


Mystic@L 19 Mart 2007 22:27

Nedenle sonuc

Hiçç kanser olmaz onlar
Gnl.mdr.ler
Holidingler
Politikapçıklar
T.S.K.'ler
T.K.K.'lar
Hiç hiç kanser olmazlar
Ama bizim Yaman durduğu yerde
Pankreas kanseri ölür
Nedini bir şair tanır Yunan
Adı Pankreatitis
Yani yeni bir rol

(Güle Güle Seslerin Sessizliği)

Can Yücel


arwen 19 Mart 2007 22:46

AŞK MAHKUMU

Gönlüm sende seviyorum,
İçin,için eriyorum,
Hep sevgini arıyorum,
Izdırap çekiyor,inliyorum

Seni hep rüyalarımda görüyorum,
Beni affetmeni diliyorum.

Gece,gündüz ağlıyorum
Seni her şeyde arıyorum,
Izdırap çekiyor,inliyorum,
Umulmaz gözyaşları döküyorum.


Mazhar Çatal



Misafir 19 Mart 2007 23:04

bir delinin ilaç saati II






-doktor
bu kaçıncı tanıdır ruhuma düğümlediğin-



boğazıma takılı ninni
gün saman sarısı
sığınıp bir yaprağın altına
gölgemi güneşledim

suçtu

kızılı en çok
yeşilin kırılganlığında sevdim

tıraşı gelmiş kalem
pruvada yalım şiir
denizde yürür sandallarım
gaipte bir ses büyür
dolunay çeler aklımı
koca afrika doyurur
şizofren masallarım

kavalı hicaz çoban
cephede halay başı türkü
bosna'da ölür postallarım
duvarda bir ordu büyür
yağmur siler yazgıyı
koca dünya doğurur
kalender sabahlarım

sebebi yoktu

ben değildim
bir çocuğun gözünden damlayan

sen değildin
aklıma maviyi aralayan

uyut beni
doktor
ya da sen uyan



Ferhat Gülsün


arwen 19 Mart 2007 23:20

Yalnızlık bahçelerinin salıncaklarında
Sessiz tüten göz tütsüleri
Hiç yağmur olmadı
Boğazda düğümlendi kimi kelimeler
Ama...
Hiç bir zaman titretemedi ses tellerini
Yosun kokulu taşlara sırtını serip
Yıldızları yere indirmeyi düşledi yürek
Ve o yüreğe sarılmış saçlar
Uzadı, uzadı, uzadı...
Yine bir sabah gözlerini ovuştururken
Düşüncelerinin hepsi silinip gitti
Maske takmış dünyada
Maskeli insanların arasına karıştı
Kuru yürekli sandılar onuda
Oysa ki o her sabah
Yüreğini denizin dibinde bulanlardandı




emre aktürk


Misafir 19 Mart 2007 23:24

taşır mı şehrin beni
sarar mı sen gibi
şiirler yazdıran denizin
okşar mı bir yakamoz gecesi
ateşler içinde
sana sunduğum tenimi

gök kubben
harelenir mi
başımı koysam
göğsüne….
ya da bir çift göz
dile gelir mi
gözlerimde

hicrim yeniden
yön bulur mu seninle
bir sana bıraksam kendimi
bir de kendime
hangimiz daha çok
nida uçururduk geceye

muştu öpücüklerini
hiç tanımadı alnım
gönlüm
sevda sarhoşluğunda
hiç yol almadı
“ağlarsan
göz yaşlarından öpmek zorunda kalırım”
diyenim olmadı
bunca zaman

yıkabilir misin
dünyama ördüğüm duvarları
kendimi hapsettiğim
kalemin anahtarı olabilir misin
telaşıma sükûn-adım gelebilir misin örneğin
üleşebilir misin
acıyan yanlarımı

taşır mı şehrin beni
sarar mı sen gibi
şiirler yazdıran denizin
okşar mı bir yakamoz gecesi
ateşler içinde
sana sunduğum tenimi






Hiç bilmediğim bir iklimde saf tuttum, ne zaman değdi gözlerin gözlerime, ne zaman yağdı yağmurun ellerime, yağdığın yerde can buldum.

MeHTaP


Misafir 19 Mart 2007 23:28

GECEDİR

gecedir
durdum ortasında hüznün

yağmur mermi gibi iniyor sabrıma
bu dar havadan bıktım artık

yoluma mayın ekerek giden aralık
yatmış pusuya

Ocak sapa kaldı
yamacından geçtim şubatın da

gecedir

yumruğum kendi avcuma

öylesine sürüldü ki yüreğim buzullara
öğrendim ateş yakmasını suda

o hırçın nehir
köprüleri yıkmış
bahar karşı kıyıda

gün olur bir şiir açar
gökyüzü büyür
tat gelir acıya.

Türkan İldeniz


arwen 19 Mart 2007 23:33

Huzur arıyorum bulamıyorum,
Buldum dediğim an kaybediyorum.
Bu deli gönlüme söz geçirdim de,
Yaşam karmaşası acır içimde.

Mutluluk insanın yüreğindedir,
Hayatı dürüstçe geçmek gerekir.
Vicdanın rahatsa mutludur özün,
Sıyrıl kederlerden kalmasın hüznün.

Elinden geleni yaparsan eğer,
Günyüzüne çıkar verdiğin değer.
Adamsendecilik yapma yeter ki,
Yaşamın içinde bul sevgileri.

Huzur değerleri çıkarır düze,
Dünya da gülümser senin yüzüne.
Sıkılıyorsa kalbin derin nefes al,
Sonra gururlan da mutluluğa dal.


meziyet ak



Saat: 15:10

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık