![]() |
Sahi gözlerinin rengi nasıldı? Denizler affetsin unuttum onu. Saçın vardı birde siyah mı neydi? Başaklar affetsin unuttum onu. Akıl mı kalıyor ihtiyar serde? Ola ki rastlarım olmadık yerde Dudakların vardı, yüzünde birde Kirazlar affetsin unuttum onu Aglama boşuna yaşın silemem Yollar dersen ırak aşıp gelemem Yüzünü diyorum, görsem bilemem Gökte ay affetsin unuttum onu Serseri aşıgım çekmem sözümü Çok ettin bagcıya yerken üzümü Şöyle bir yokladım kendi özümü Sevdalar affetsin unuttum onu ÖZCAN DERE |
Onur Ödülü Sevgili eşim Havva'ya Olmasın gözünde ne yaş ne bir nem Sana hiç kıyamam canım birtanem Benim tek varlığım sevgi hazinem Sensin aşk bahçemin goncası gülü Tanrı'nın verdiği onur ödülü Her şeyden azizdir bende değerin Kalbimde aşkının izleri derin Gözümde öylesi yüceki yerin Sensin aşk bahçemin goncası gülü Tanrı'nın verdiği onur ödülü Sevincim kederim her gamım sensin Aşkımın imdadı amanım sensin Yazdığım şiirin ilhamı sensin Sensin aşk bahçemin goncası gülü Tanrı'nın verdiği onur ödülü. Ali Dilki |
Daha dokunmadan kurudu irem çöllere bir türlü yağamıyorum yeni bir koşunun başlangıcında biraz deprem sonrası biraz şehir hülyası bir kalp yangınından geriye kalan siyah gözlerine beni de götür artık bu yerlere sığamıyorum. Pembe uçurtmalar yolladığından beri sarardı tiryaki menekşeleri sonbaharın tozlu kafeslerinde sevgi turnaları yakalıyorum turnalar gidiyor;ben kalıyorum avareyim,asudeyim,yorgunum bilmiyorum neden sana vurgunum Erzurum garında banklar üstünde uyku tutmuyor karanlıkları yitik düşlerimi kovalıyorum gölgeler gidiyor;ben kalıyorum. Binbir türlü kokuyorsa yaylalar siyah gözlerine beni de götür baharın koynundan koparıp sana ipek bir mendile sardığım yüreğimle şehzade gülleri gönderiyorum umutlar kalıyor;ben gidiyorum. Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini kaptanları sorgulayan yanından geçen küheylanların korku tufanına yakalandığı siyah gözlerine beni de götür güneş ülkesinden gelen yiğitler benzeri olmayan bir dünya kursun cellat,ayrılığın boynunu vursun. Usul usul intizarı çürüten bu hercai diken,bu çılgın arzu sürüklüyor imkansız muştuların eşiğine gönül vadilerini bir ağaçtan düşen yapraklar gibi düşüyorum tanyerine ya topla yaralı kırlangıçları ya da bu vefasız şarkıyı bitir özgürlüğe giden tutsaklar gibi siyah gözlerine beni de götür CANER AZİZ |
Yer kızıl, gök kızıl Gecenin kara çarşafı yırtılıyor Korkunç bir patlama ortalıkta Ya Rab, mahşer dedikleri bu mu? .. Sarılmış çocuklar birbirlerine Titriyor, titriyorlar... Çağın oyununa kaç beden kurban? Of aman aman! ! ! Yer kızıl, gök kızıl Işık parıltısında görüyorum, bir anne Bir anne ağlamaklı, Kucağında bebeği Yanıbaşında bir kaç evlâdı Küçümen yüreklerde feryâd-figan Of aman aman! ! ! Yer kızıl, gök kızıl İnsanlığın geleceğini vuruyor bombalar Bir gelincik çatal kapı önüne düşmüş, Zift karası giysilerde lâmbalar İnsanın hükmünü veriyor insan Of aman aman! ! ! -II- İstemem İstemem savaş, kavga, kin, nefret İstemem Hastalık, zulüm, işkence, gurbet... Gayya kuyusuna düşsün cümle silâhlar Tebessüme dönüşsün dudaktan çıkan ah'lar Gelincik rüzgârına gebe kalsın sabahlar... -III- Şarkılar, türkülerle gelsin yavrularım okula Ben onu istiyorum Ve de Barış, sevgi dolu bir harita... Var mı ötesi? ... Ahmet Ünal |
Sen uykusuzluk nedir bilirmisin? Tırnaklarınla yastığını parçaladınmı hiç? Gözlerini tavana dikip Düşündüğün oldumu,bütün gece. Ve bütün birgün <Belki gelir> ümidiyle bekledinmi hiç. Gelmeyince seni armayınca Ölesiye ağladınmı?... Sonra çekilp en koyusuna yanlızlıkların O'na ait ne varsa, Bir bir hatırladın mı? Sen günden güne erimeyi bilirmisin? Dev bir ağacın vekarı içinde ölmeyi Bir teselli aramayı Issız parklarda,ten sokaklarda Ve bütün bir şehir uyurken,uzaklarda Deli divane yollara düşüp Yaşlanmış bir köpek gibi, Eskimiş bir gömlek gibi Atılmışlığını hissettiğini oldu mu? Sevmekten, Günler,geceler boyunca yürümekten Elin,ayağın,kalbin yoruldu mu? Sen yanlızlığın acısını bilirmisin? Unutulmak bir hançer bir hançer gibi saplandımı sırtına İçinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı? Sen bütün gururunu çiğneyip, Onun bastığı toprakları eğilip öptün mü? Sen çaresizlik nedir bilirmisin? Sen yokluk nedir, gördünmü? Yanan başını duvarlara vurup parçalamak geldimi içinden? Sen hergün bin defa öldün mü? Böyleyim diye ayıplama beni Birgün kendimi sonsuzluğun koynuna bırakırsam Yaralı ve yenik bir asker gibi, Darılma... UNUTMA Kİ, Her seven adsız bir kahramandır. UNUTMAK Kİ, İnsan sevebildiği kadar İNSANDIR.... AHMET GÜNEŞ |
Döngel sevdiğim döngel yoruldum aramakdan Mutlumusun şimdi bensız uzak diyarlarda Güneşe yildız lara bakar seni sorarım Sorma bana neden sendin benden giden Yagmurla buluta dost oldum seni ararken Ağlatın beni hic hesap ta ayrılık yokken Ayrılık nerden çıkdı seni boyle severken Sorma bana neden sendin benden giden Sokakta sarhoşlara aşık misali kuşlara Şu asırlık dünyaya sorar seni ararım Bu sevdayı bitiremem dünyayı ters döndüremem Sorma bana neden sendin benden giden Aşkın ile bu dünyada cehennem ateşin de yandım Seni boyle severken sensiz nasıl yaparım Döngel sevdigim döngel kurtar beni bu ateşden Sorma bana neden sendin benden giden Ali AY |
Karanlık. Burnunun ucunu bile göremiyor insan, kalkmış türkü söylüyorsun oysa sen. -Hadi ölüversene artık, diye gakıyor karga. -Duan batsın, sen de türkü söyle artık günün ağarsın. -Türkünün dehşetinden çıkıver, kökün tepesinden iniver; türkünün dünyanın neresinde yankılandığını işitebilmem için. -Hadi ölüversene artık, diye gaklıyor karga. Karga, sen de türküye dur artık kes şu gaklamayı ya da konuş insansan eğer. Hava başka yere akıyor. (Çeviren: Suat Engüllü) Radovan Pavlovski |
açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın en görkemli saatinde yıldız alacasının gizli bir yılan gibi yuvalanmış içimde keder uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın rüzgâr uzak karanlıklara sürmüş yıldızları mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan onu çok arıyorum onu çok arıyorum heryerinde vücudumun ağır yanık sızıları bir yerlere yıldırım düşüyorum ayrılığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş tedirgin gülümser çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili hiç bir anı tek başına yaşayamazlar her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar gittikçe genişleyen yakılmış ot kokusu yıldızlar inanılmayacak bir irilikte yansımalar tutmuş bütün sâhili çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili yalnızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık hava ağır toprak ağır yaprak ağır su tozları yağıyor üstümüze özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı karanlık çöktü denize yalnızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız ikimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi tuz parça kırılsak da hâlâ içimizde o yanardağ ağzı hâlâ kıpkızıl gülümseyen -sanki ateşten bir tebessüm- zehir zemberek aşkımız(yalnızkurt levent) |
Sensiz Ankara... Dün yağmur yağdı Ankara'da bardaktan boşalırcasına, Sanki benim yerime Ankara ağlıyordu, Sanki senin gidişinle Ankara kahroluyordu... Ankara'da biliyordu bu son gidişti; Gelmeyecektin birdaha,dönmeyecektin Ankara'ya Kendini bu kadar sevdirmişken zamansızdı bu gidiş... Ankara bugün de ağlıyor dünkü gibi, Alışamamıştı yokluğuna tıpkı benim gibi, Sokaklarda çağlayanlar oluştu aynı gözlerimdeki gibi, Dostlar bile fayda etmedi;çünkü sevmişim seni deli gibi... Ankara'da yarın güneş açacakmış,ısıtacakmış insanları, Umuda yelken açıp unutacakmış yaşananları, Peki ben ne yapacağım yarın? Unutabilecekmiyim yaşananları? Söz verdim Ankara'ya seni unutmayı deneyeceğim; Seni unutamayacağımı bildiğim için Ankara'yı terkedeceğim, Yanlış anlama Ankara seni hep seveceğim; Ama sevgilime söz verdim onun yanına; Cennet'e gideceğim.. Aslıhan Erdal |
Artik cok gec gel desende gelemem uzaklardayim yikilmisim viraneyim hanceri derin vurdun yüregime simdi hatiralarimla basbasayim yiktin dünyami soldurdun benzimi giydirdin kefenimi daha ölmeden hayalimdesin her zaman kavusuruz bir zaman bu dünyada kavusamadik rabbim kavustursun ahir zaman saclarin zülüflerin altindan teller bakislarin gözlerin birer mücevher beline dolansin bu eller doyulmaz sana bütün ömürler besir demir- iskenderun- bremen |
| Saat: 20:38 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık