![]() |
Ölümlü İnsanlar İçin Hepiniz öleceksiniz! Tanrı katına çıkacaksınız utanmadan! Ruhlarınız koyup kaçacak sizi! Topraklara gömüleceksiniz. Kurtlar, böcekler, solucanlar Sevinçle saldıracak üstünüze. Elleriniz bomboş kalacak, Kimse bakmayacak resminize. Sevilmiş kadınların hayali Dumanlar gibi dağılacak; Faydaydı, şöhretti, merhametti Semtinize uğramayacak. Gözleriniz yok artık! Dünyamızı göremeyeceksiniz! Okşamak, gülmek, konuşmak Yok olmuş bir selde yüzeceksiniz, Yavaş yava çürüyeceksiniz. Cahit Külebi |
Tüm mutluluk bu iki kelimede gizli Seni seviyorum... Seni seviyorum Çok mu zor bunu söylemek Sevgimizi dillendirmek Hayır Bence zor olan bu iki kelime değil Bunu senin ağzından duyabilecek İnsanı veya insanları bulmaktır Bulunca , yaşama sarıldığın gibi Sımsıkı sarılmalı Ve... çok sık tekrar etmelisin Seni seviyorum sözcüğünü Öyle bir an gelecek ki Bu sözcüğü söylemek isteyecek Söyleyemeyeceksin Kelimeler bir mezar taşının soğukluğunda Yankılanacak Sen bir kez daha pişmanlık duyacaksın gizem pares |
SABÂ el ayak çekilmiş geceden bir ben varım bir meydandaki yaşlı çınar ve bir de koca erciyes... bekleriz bu garip şehri ..................................sabaha kadar. bir çan vurur şişede bir ezan okunur bir gece ölür ...................ansızın... salâsı sabâdır... Sefer YEŞİLTURT |
Gitme Gitme Bu Gece Ne Olur Kal Düşlerime Oturup Konusalım,Dertleşelim Seninle; Kadehleri Tokuşturup Sessizliğin Gürültüsünü Dinleyelim Seninle, Yalın Ayak Yürüyelim El-Ele Düşlerin Geçmişine Yorgunluktan Yığılalım Bulutların Üzerine Yan Yana Yatalım Önce Ellerimiz Bırlessın Gizlice Sonra Dudaklarımız Sevginin Kokusunu Sindirelim İçimize Bulutlar Beşik Olsun Bedenlerimize Melekler Şahit Olsun Sevgimize Söz verelim Bu Aşkın Hiç Bitmeyeceğine İster Gökyüzünde,İster Yeryüzünde İster Gerçeklerde İstersen Düşlerde………. Gulsun Kabas |
Gözlerde Bağ Bozumu Bağ bozumu sabahı, buğulu gözlerde: Çiy düştü, uykusuz aşk gecemize. Üzümlerden düşen birkaç damla gamzene, Tanrım, eğ başını, bak bize!.. Akıt mutluluğa iki sıra maskara. Hadi gözyaşlarını saklama, Ağla, ağla, yüreğini dağlama... Martı kanat çırparken orman gözlerde, Aldırmaksızın kaderin dikenlerine, Buket yaptım yasemin tenine. Limon ve Ahududu bahçelerine Tütün çiçeği kokunu ekledim: Aşk tuttum; özlem koktun tenimde… Dudaklarım, gamzenin gölge düşümünde, Hayallerim, hayata umutla baktıran gözlerinde, Gözlerim, umarsız kaldı gidişimde. Dönüşüm kelebeğin yaşam süresince, Bekle kadınım, Bekle… Ali KUMAK |
Sevginin gücünü yabana atma yar Ne zincirler dayanır ne de prangalar Ayazlarda kalsak, buz kessek ne çıkar Öyle bir ateş ki, ikimizi de alev alev yakar. Saklanır yürekler de, istersen giz oluruz Duymaz kimseler, biz yanar köz oluruz Susarız, ağlarsak akar içimize gözyaşımız Göz kırpar avutur bizi, gökte ki yıldızımız. Bahsettiğin, sonu gelmez yollara yürüsen de boş Engin suların koynuna istiyorsan hemen atıl, koş Umut tomurcukları yeşerdiğinde görecek herkez Seni ne kadar sevdiğime şahit olacaklar binlerce kez. Masal değiliz, bir varmış, bir yokmuş diyemezsin Varız biz, varlığımızı inkar edip böylesine silemezsin Yokluğum kısa süreli, yanında yokum diye üzülme sakın Şimdi karanlık ama, şafağın sökmesi yarından da yakın. Sığınmışım sıcak yüreğine birkere Söküp çıkarmayı boşuna deneme Evim çoktandır, yüreğindir bilirsin Bırak bu yürek seni, sonsuza kadar sevsin. esel arslan |
Karadut Karadutum, çatal karam, çingenem Nar tanem, nur tanem, bir tanem Ağaç isem dalımsın salkım saçak Petek isem balımsın ağulum Günahımsın, vebalimsin. Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan Yoluna bir can koyduğum Gökte ararken yerde bulduğum Karadutum, çatal karam, çingenem Daha nem olacaktın bir tanem Gülen ayvam, ağlayan narımsın Kadınım, kısrağım, karımsın. Bedri Rahmi Eyüboğlu |
İNADINA Bir umuttur yaşamak bil. Seveceksin inadına Yüreğin kan ağlasada güleceksin inadına Zindanlara düşsen bile Ateşlerde sönsen bile Binlerce kez ölsen bile Doğacaksın inadına Hayat budur umutlar çok Ne şüphe et ne de sen kork Öyle teslim olmak ta yok Yeneceksin inadına İnadına inadına seveceksin inadına Birgün sende konacaksın MUTLULUĞUN KANADINA... Ahmet Selçuk İLKAN |
Nezaman sevdimse Kaç kere yaşadım ben bu romanı Ne zaman sevdimse ayrılık vardı Hep kendim kuruttum gözyaşlarımı Ne zaman sevdimse yalnızlık vardı Sen de git bırak git beni düşünme Kader de, hayat de boşver üzülme Alıştım hasretin her türlüsüne Ne zaman sevdimse ayrılık vardı Alıştım kaderin her cilvesine Ne zaman sevdimse yalnızlık vardı Yaşamadım gitti gönül tadında Nelerden vazgeçtim senin uğrunda Seni de kaybettim yol ortasında Ne zaman sevdimse karanlık vardı Ne zaman sevdimse pişmanlık vardı Ahmet Selçuk İlkan |
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim. Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim. Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim...Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi KARDEŞÇESİNE, bu hasret bizim... N.Hikmet |
|
*Sözler... Sözler... Kurşun gibi sert ve yakıcı bir ateşten... Sözler, mânidar... Ve yanlız bırakır... gece gibi derinden... Sözler, dökülür... Öyle masum ki dudaklar, durmaz; birer birer atılır, durduramadığın gibidir, bir kurşunu aniden... Sözler, bir avuç saçma, iner tenine inceden... Siper alınan; naif bir yürektir, çıkmaya gelmez duygular, sözler... deler geçer, uzansan hiç ürkmeden... Hedef basit, ıskası pek... yakın mevzideyse sevdan, kolaydır öldürmek erinmeden... Sevdam yürekte, yürek; yakın mevzide, sözler kurşuna dönünce, vur beni de derinden... Korkma! ! Sevdam; öyle yakın mevzide ki... Kemal Süme |
KORKUM Korkum sevmek değil Sevipte ayrılmak Korkum kurşun yemek değil birtanem Kalleşçe arkamdan vurulmak Korkum ölüm değil Korkum senin yarafından UNUTLMAK birtanem ......................................... Handan Sağır |
SAKLI KENT MASKARASI Lisanımı sürçmezdim sen olmasaydın, Hani elim, dilim dolanmazdı birbirine. Sen ayrılığın bedelini elime saydın, Bir kuruşunu geçiremedim birine. // Bir yağmurdum gözlerinde taşan, Aktıkça sevda kokardı toprak. Birikip aktığım yerde sendin, Ayrılıp koptuğum yerde... Yağmurlar ebruli damlardı içime.. Artık, Saklı kent çamur deryası, Dert furyası... // Ben senin sevdana yanarken, Sen hangi anası kılıklı, Parlak oğlan için üşürsün. Hangi zemheri çocuğuna tapusun... // Marijuana sessiz şimdi, Islık sesleri gayet hayvani. Geceleri ölüm damlar üstümüze. Yağmurda yağarsa kapanır gözlerin. Gerilla düşlere gark olursun. // Final... // Öğreneceksin ******: Kimsesizliğin saatini yalnızlığa kurmayı, Ve birde... Kondom çocuğuna aşkı sormay Emrah ÖZTÜRK |
AVUNMAYA ÇALIŞIYORUM Kızıl akşamlarda Mavi'nin koynunda. Serseri aşıklar gibiydik geçen sene baharda Şimdi sol yanım sızlıyor yaşadıklarımızı hatırladığımda. Avunmaya çalışıyorum "farzett ki"diyorum, yine ynında. ...................... Hülya Arısan |
AKDENİZ YARAŞIYOR SANA Akdeniz yaraşıyor sana Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında Hiç dinmiyor motorların gürültüsü Köpekler havlıyor uzaktan Demin bir çocuk havladı Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir Denizi tokmaklıyor balıkçılar Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliği Hayatta yattık dün gece Üstümüzde meltem Kekik kokuyor ellerim hala Senle yatmadım sanki Dağları dolaştım Ben senden öğrendim deniz yazmayı Elimden düşmüyor mavi kalem Bir tirandil çıkar gibi sefere Okula gidiyor öğretmenim Ben de ardından açılıyorum Bir poyraz çizip deftere Bir ada var sırf ebabil Dönüyor dönüyor başımda Senle yaşadığım günler Gümüş bir çevre oldu ömrüm Değince güneşine Neden sonra buldum o kaçakçı mağarasını Gözlerim kamaşınca senden Ölüm belki sularından kaçırdığım O loş suda yıkanmaktır Durdukça yosundan yeşil Kulaç attıkça mavi Ben düzde sanırdım yıkıntım Örenim alkolik asarım Mutun doruğundaymışım meğer Senle çıkınca anladım Eski Yunan atları var hani Yeleleri bükümlü Gün inerken de öyle Ağaçtan izdüşümleriyle Yürüyor Balan tepeleri Yürüyor bölük bölük can Toplu bir güzelliğe doğru Kadınım Yaraşıyorsun sen Akdenize CAN YÜCEL |
Nevruz Gök Üstümüze gererdi kollarını Boylu boyunca ovada Atlar kişnerdi Kısa bacaklı tatar atları Tepelerdi nevruzda otları Üç hilalle aydınlanır Ovanın mirası Yelelerinde Türk’ün duaları Gürbüz kızlar oklanır Toy toylanır Atmacalar salınır Aşlar avlanır Allı güllü otağlarda Bahar ağırlanır Çekik gözlerde umut Yanık tende inat Kalpaklarda ağıt Ata yadigarı öğüt Kul olma ey Türk Düşmanı sür,dağıt… Yer Yeşile boyandı Kurtla dost olalı Bir koca budun dokuz odalı Rüzgara sevdalı Tanrı Dağları’ nın ak kartalı Ötüken’ den aşmalı Namı dünyayı sarmalı Binlerce yılın hükümranı Soy soylandı Türk! Adın namlandı Kuzular oğlaklar tebreşte Yağız gençler at üstünde Dört nal hırs ciritte Yalan bilmez dilde Sen Türk oğlusun Korku olmaz yürekte. Su Dağların serinliği Göklerin nimeti Nevruzun sebebi Canlandı yeniden Türkeli Kardan ayazdan aldı Gözlerindeki kahverengi şefkati Atmacadan keskin görüşü Berrak sevdalı Türk Damla damla Dağları erittin En sıcak buharında Demiri buzla devşirdin Al yanaklı hoyrat dudaklı Gökçe kızların atası Su uykusuzu Türk Gök, su ,yer Bu milleti kim esir eder? Dedem Korkut hedef göster Töre kalır il gider Bilge Kağan’ ım bekler Uçmaya varmak şerefse On bin yıllık geçmişe değer Nadir Atalay |
YÜZÜN AVUÇLARIMDA Yine hiç bitmeyen tükenmeyen hayallerle boğuldum dün gece. Bir macera başladı. Film şeridi gibi düşlerimde Gözlerin gözlerimdeydi yüzün avuçlarımda. Sıcacık bedenin tenimi ısıttığında. İçinde sen olan her hayali seviyorum canım sakın unutma .................... Hülya Arısan |
DİNMEYEN AŞK Bakmadan kara, yağmura, göğüs vererek rüzgâra, kayalar içinde ıslak, sisleri aşıp koşarak, sevmek, bıkmamak sevgiden! dinlenmeden, ara vermeden! ömrün tadını, neşesini taşımadansa boş yere ben ızdırabı, acıyı üstün tuttum sevinçlere, o yakınlık duygusunu, gönülden gönüle akışı; ah bir şeye benzemez insanı yaratır acı! nereye kaçayım, nereye? ormanlara mı ırağa mı? boşuna her şey, boşuna! tek sevinci var bu ömrün huzura varmayan neşe ey aşk! her şeyin başı! Johann Wolfgang Von Goethe |
BANA KALAN Caddelerinde yine yokluğun karşıma çıkan bu şehirde Denizin üstünde bir martı çığlığı seni arayışlarım Bir bankın üzerinde kaçamak uykularım Soğuk ayaza kesip içimde Hep seni unutamadığımdan... Görmediğim bilmediğim şehirlerin koynundasın şuan Yitirilmiş zamanların yitik insanları olduk ister isremez Geriye bir umut kaldı. Önce sen gittin sonra hayaller Bana senden sevdan kaldı.... Örtünüp sevdana senden umutlarımı istiyorum Bilirim doğacak yeni bir gün daha Bilirim ümitler bitmez bu aşk sürdükçe ..................................... Hülya Baskın |
Aşk Belki... Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi… Ama; kendimden bile önce tanıdığım… Her saniye yeniden doğmak gibi… Ama, asırlardır süren… Kışa dönmeyen sonbahar; derin, duygulu… Yaza dönmeyen ilkbahar; serin, coşkulu… Ilık avuçlarında, kar taneleri… Güneş sıcağı, gözleri… Ve sözleri… Ve sesi… Böyle olmalı aşkın tarifi… Ki, tarif edilememeli… “Resmini çiz!” deseler… Bacası tüten bir ev belki… Belki gece yarısı terkedilmiş bir şiir… Veya kaldırımların kanına giren… Aşkın ayak sesleri… “Resmini çiz!” deseler… Her köşe başı ıhlamur kokar… Yağmur kokar… “Resmini çiz!” deseler… Şehit akıncının dudaklarındaki tebessüm… Veya… Gecenin koynuna bırakılan gözyaşları… Gizli ve mahcup… Aşk, istemektir belki… Belki bir ticaret; pazarlıksız… Bedeli kalbinizdir… Bedeli herşeydir… Sonrası bir uzun yolculuk… Sonrası; nasip! Tarifini sorsalar…. Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi… Az kalsın ölüyormuşum gibi… Murat Başaran |
BİLMELİYDİM Sonu karanlık ve uğursuz gecelerde İçimde ne fırtınalar kopar,ses edemem.... Ayağım bir türlü varmıyor,varmak istese de Varamaz artık sevdiğimin ebruli çemberi içine... ................................... Gökmen Yılmaz Erdem |
Hangi Ayrılık Hangi gün karar verdin, Küt diye çekip gitmeye? Hangi lafım dokundu sana, Böyle inceden inceye? Hangi otobüs söyle, Hangi uçak, hangi tren; Seni benden götüren, Beni bir kuş gibi öttüren? Hangi kırılası eller dolanır şimdi, Kırılası belinde? Hangi rüzgar şarkı söyler, O ay tanrıçası teninde? Hangi çirkin gerçek uğruna, Tükettin güzel ütopyamızı? Hangi boşboğazlara deşifre ettin, En mahrem sırlarımızı? Hangi cama kafa atsam; Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam? Hangi meyhanede dellenip, Hangi masaları dağıtsam? Ben de bu sersem başımı, Karakolun duvarına vursam! Kendimi caddeye atıp, Arabaların altına savursam!. Hangi tercih beni, En hızlı şekilde öldürür? Hangi şekil öldürmez de Ömür boyu süründürür? Kayıp ilanı mı versem, Şehir şehir dolanmak yerine? Ödül mü koysam, ölü veya diri, Seni bulup getirene? Hangi ayrılık var ki, Böyle diş ağrısı gibi, durmadan zonklasın? Hangi cam kesiği var ki Böyle musluk gibi, içime damlasın? Hiç sanmam, hasta kalbim, Bunu bir süre daha kaldıramaz.. Feriştah olsa, böyle Eli-kolu bağlı, bekleyip duramaz!.. Hangi mübarek dua, Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye? Hangi aptal mazeret ikna eder, Ateşimi söndürmeye? Olur mu be, olur mu? Bu da benim gibi adama yapılır mı? Aşk dediğin mendil mi; Buruşturup bir kenara atılır mı? Vefa bu kadar basit mi? Alınır mı, satılır mı? Hangi hırsız çaldı Seni yırtık cebimden? Hangi pense kopardı, Bizi birbirimizden? Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini? Hangi çöpçü süpürdü, Yerden bütün izini? Hangi yaldızlı otel, Çarşaf serip barındırdı? Hangi süslü manzara, Seni kolayca kandırdı? Hangi şarlatan imaj, Böyle çabuk ilgini çekti? Hangi pembe vaatler, O saf kalbini cezbetti? Dağ gibi adamı eze-eze, Hangi anası tipli parlak çömeze Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze? Hangi yamyamlara yedirdin, O masum rüyamızı? Hangi mahluklar çiğnedi, El değmemiş sevdamızı? Hangi bıçak keser şimdi, Benim biriken hıncımı? Hangi mermi dağıtır, İnsanlara olan inancımı? Hangi bekçi, Hangi polis artık zapteder beni? Ve hangi su bağışlatır, Hangi musalla temizler seni? Hangi sevgili var ki Senin kadar duyarsız ve kalpsiz? Ve hangi sevgili var ki Benim kadar çaresiz? Hangi ayrılık var ki Böyle kanasın ve böyle acısın? Ve hangi taşyürek var ki Benim kadar ağlasın? Kaynak: Gözleri İntihar MaviYusuf Hayaloğlu |
YARIN Öyle çabuk geçiyor ki günler Hele sen de bir bak hayatına. Daha dün doğmuşuz sanki Yeni okula başlamışız Yeni sevmişiz Öyle çabuk geçiyor ki günler Hele sen de bir bak hayatına Yarın bitecek sanki her şey Yarın ölecek gibiyiz. Daha doymamışız yaşamasına Günlerimiz dün bir, bugün iki Sakın bir şey bırakma yarına Yarın yok ki. Özdemir ASAF |
AKİS Sen çaldıkça Teodorakis Bir mor yağıyor üstüme... Dudaklarım öpüşmekten mosmor... Bir putum sanki ilahilerle denize fırlatılmış Ve bir deniz yağıyor üstüme Bakma sen sevgili Teodorakis Açgözlü güvercinlerin didiştiklerine! Avluların o en çakırkeyiflisine Mısır daneleri gibi serpilmişler ama Mısır danesi değil ki bu adalar Ne de biz güverciniz... Sekerek o güneş güzeli çakılların üzerinden Çıplak ayaklarımızın su sesleriyle Birbirimize Ve kendimize Bilakis Sen çaldıkça Teodorakis Bir mor yağıyor üstüme CAN YÜCEL |
Ebedi Aşk Gururum engel oldu sevgime Aşkla gururu karıştırdım bir kere Sana değil sitemim bahtsız kaderime Oynadı oyununu felek bir kere Tanrıya adadım kurban diye kendimi Alın yazıma bağladım tüm sevgimi Bundan böyle sitemlerini çek benden geri Sensizliği ben asla istemedim ki...! Duymak istemem bundan böyle sesini Tutmak istemem güzel ellerini Görmesin gözlerim artık yüzünü Çıkarıp atasım gelir sana ait şu kalbi Tuttuğun ellerim kopsun kökünden Okşadığın saçlarım dökülsün tel tel Seviyorum dediğim dilim tutulsun Sana ait şu kalbim cehennemde kavrulsun Söylemem bundan sonra seni sevdiğimi Kimse silemez bil, kalbimdeki yerini Kara topraklara versen de bedenimi Ruhumla birlikte, AŞKIM EBEDİ...! Şenay Gilor | |
Aşık Kendi Kanını Helal kıldı ma'şuka aşık kendi kanını Ma'şuk nakşından okur aşk eri Kur'anını Yardan ayrı olunca asılıp ölmek yeğdir Aşık kendi bırakır boynuna urganını Gitmez aşık gözünden hergiz ma'şuk hayali Nitekim zilha verir Yusuf'un nişanını Dirlik budur aşıka ma'şuk yolunda öle Sorarlar ise aydam aşıkın burhanını Belkıys ile Süleyman aşka düştü bir zaman İsteyip bulmadılar bu derdin dermanını Gökteki Harut Marut aşk için indi yere Zühre yüzün görecek unuttu Rahman'ını Güzaf görmen siz aşkı kime oğradı ise Sultanı iltir baştan yitirir hanmanını Ferhat bu aşk yolunda başın külünge tuttu Hüsrev Şirin derdinden dosta verdi canını Leyli'yle Mecnun işi acebdür ( ür ) bu halka Abdürrezzak terk etti aşk için imanını Zemane vefaları cefa gelir yunüs'a Bir doğru yer bulucak fidi kılar canını Yunus Emre |
Ortasindayiz memleketin, Uzak degiliz Ankara'dan Yakiniz yakin olmasina; Gelen olmaz, Halimizi gören olmaz. Asfaltmis yollari boydan boya, Lambalar yanarmis dizi dizi. Büyük laflar eden Büyük adamlari varmis. Dayali döseli apartmanlarinda Seçme insanlar yasarmis, Yasarmis yasamasina. Ama sokaklarinda bizim kasabanin Idare lambasi yanmaz, Göz gözü görmez, tozdan dumandan Oysa ki belediyemiz vardir Kavga dövüs seçtigimiz Belediyesinde meclisimiz vardir, Vardir var olmasina. Ker***tir evlerimiz, Yatariz ahir sekisinde Bir yanimizda karimiz, çocugumuz Bir yanimizda çiftimiz, çubugumuz Tezek yakariz odun yerine; Saç üstüne saman yakariz, Gaz yerine. Dügün olur, dernek olur, Kazim'in girnatasinda ayni hava: "Ankara'nin tasina bak" ... Bir topragimiz vardir bize dost Iki agiz bugday verir, Ama ne bugday Ambarlar almaz, gömeriz. Yil olur tohumluk kalmaz elimizde, Tarla gider tapu gider. Ugras didin altimizda hasir yok, Sen gelde isin çik içinden: "Tarla mi kesekli, biz mi kaçamiyok?" Fakili'ya tren gelir Kayseri'den, Biner gider issiz kalan köylümüz. Bulgur gider, pekmez gider elimizden, Ankara'dan emir gelir, Nutuk gelir. "Nevürek, hemserim, nevürek. Aglayak da gözden mi olak, Dövünek de dizden mi olak." Rıfat Ilgaz |
- Korkma ilerle - Kaç hayat yaşanır bir ömre, kaç yaşam sığar Aldanıp yaşama kaç kere doğar yeniden kaç kere ölebilir insan Çevir gözlerini içlerine At bir adım daha İlerle korkma uçurumlarından Alıştırıldığımız yaşam kendi yaşamımız değil İç savaşlarımızda yenen de yenilen de biziz Öldürmek için peşine düştüğümüz kendi yaşamımız yoluna tuzaklar kurduğumuz avımız kendimiziz. Korkma yürü yollarına Salına salına sarsıla sarsıla Henüz ıslak ve nemliyken şekillendir Bittiğinde öğrenilen yaşam neye yarar Kaç hayat yaşanır ki bir ömre kaç yaşam sığar.. Dionisos... En muhteşem eser dolu dolu yaşamdır. Öner Kaçıran |
O ve Ben Sana koşuyorum bir vapurun içinden Ölmemek, delirmemek için... Yaşamak; bütün adetlerden uzak Yaşamak... Hayır değil, değil sıcak: Dudaklarının hatırası; Değil saçlarının kokusu Hiçbiri değil. Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde Ben onsuz edemem. Eli elimin içinde olmalı, Gözlerine bakmalıyım, Sesini işitmeliyim. Beraber yemek yemeliyiz. Ara sıra gülmeliyiz. Yapamam, onsuz edemem. Bana su, bana ekmek, bana zehir; Bana tad, bana uyku Gibi gelen çirkin kızım, Sensiz edemem! Sait Faik |
BANA BİR ŞARKI SÖYLE Özledim sesini ne olur konuş Bir gül açtır zamanların ötesinden Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel Gök mavisinden, deniz mavisinden Bana bir şarkı söyle İçimde bir şey kımıldıyor Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum Bir baksana ne haldeyim deli divane Yaralıyım, çaresizim umutsuzum Bana bir şarkı söyle Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt Dökül karanlığıma ışıklar gibi Al beni, en uzaklara götür Sesin aksın içimde bir pınar gibi Bana bir şarkı söyle Bütün renkleri kat birbirine Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan Bana bir şarkı söyle Bazan kar nasıl hazin yağar bilirsin Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı İşte öyleyim, kapkarayım bu gün gel En hüzünlü sesinle, en dokunaklı Bana bir şarkı söyle Ümit Yaşar Oğuzcan |
Ne kadar zormuş Unutmak denen kelime Halbuki neleri unutmuştum Kendi varlığımı bile Bir seni unutamadım Bir seni silemedim Şu gönlümde kenan arpacıoğlu |
Efendiyiz Umudumuz sarı öküzün boynunda bir yara. Ekmeğimiz kıraç toprakların koynunda. Bir sarı başak. Aşımız bir kuru soğan. Bir pişim patates Bir sahan bulgur. Sevdamız bir kara somundur Tüter sımsıcak. Öksüzüz,kimsesiziz,yetimiz ve biz bu milletin efendisiyiz. Hasretimiz,küçücük camlarında evlerin Bir çift kara göz. Dostumuz sokaklarda bir köpek, bir kedi...bir kaç tavuk. Ve hayvan pislikleri Orta yerlerinde köyümüzün Bir sıfat gibi adımıza. Gurbete yolumuz çok, Yolcumuz da. Kasabamıza bile hep hasretiz oysa. Hasretiz okula,öğretmene Hasretiz yola,suya,elektriğe ve tümden yaşamaya hasretiz. İşte biz milletin efendisiyiz. Ekmeğimizdeki diş izleri, Çorbamızdaki kaşık izleri, Toprağımızdaki tırnak izleri, Onlar bey-efendilerin. Biz milletin efendisiyiz. Ama nasıl oluyorsa yıllardır.. Geçtik efendilikten. Karın tokluğuna Köleliğe bile fitiz. Dursun Yüksek |
Sessiz çığlıklarım vardı, Bir gece yarısı Uçurum sonlarında Senin bilmediğin ......................................... Depremlerim vardı yüreğimin orta yerinde Sarsıntılarını senin görmediğin………. ......................................... Ve göz yaşlarım vardı yüzünü seyrederken Uykuda senin silemediğin………. ....................................... Ve bir onur kırıntısıydı bendeki Sevdiğimi bile söyleyemedim, Ve sen aşk hissetmedin………… Dokunamadım dudaklarına Ellerimi el hissettim. Öpemedim istanbulun gözlerinden Yüzünde giz hissettim. Açamadım ki hislerimi,yüreğimi Korkumda acı, Acımda seni hissettim. ..................................... Ama sen aşk hissetmedin………. pınar koç |
Düşlerde ölmek ne kadar acıdır Ne kadar amansız, ne kadar haince Ama ben seni hiç öldürmedim ki… Düşümde bile olsa… Hep var oluşunu, Hep varlığını hayal ettim… Hep sevdim seni senin haberin olmadan Yüreğimin taaa içinde yaşattım seni Asla üzülmeni, Asla incinmeni istemedim ki… Sen düşlerimde öldün diyorsun Ben ise; sen susuz kalmayasın Sevgisiz ölmeğesin diye Hep sevdalar taşımaya çalıştım... Sen ise dallarımı soldurmaya, Düşlerinde dahi beni öldürmeğe Hayatından silmeğe Beni yok etmeğe çalışıyorsun... Ne yaparsan yap Ne dersen de ama… Ben seni hep yaşatacağım Ve hep seveceğim… Asla benim olmayan ve olamayan sevgili… orhan çapan |
SEN KAYBETTİN Seni aşkla şımarttım Seni sevmedim taptım İncittim gururumu Yanlışı orda yaptım Bu yalan macerada Sen takdire değersin Beni hiç merak etme Asıl kaybeden sensin Bak sensizde yaşanıyor Sevdan artık yaşamıyor Bundan böyle arama beni Şu an aradığın aşka ARTIK ULAŞILAMIYOR..... Hakkı YALÇIN |
. . Akbabalar Kelebekler . Yüregi agzinda bir çocuk Gibi alirken kalemi elime Beceriksiz, acemi ve olasiya Yapayalnizim her defasinda Bu sonuncu olsun diyorum Ömrümün eksiksiz tek siiri Yazilsin artik kirk yasimin Ve bir askin bittigi bu gece Akbabalar bin yil kelebekler Bir mevsim yasarlarmis ki ask Da kisa ömürlüdür, baslar Gibi biter yasanmissa eger Yasanan ne varsa hosgörünün Bir parçasidir artik ama ben Yine de yakabilirim bu gece Bütün anilarimi bir siir için Sonra irkiliyorum, anilarim yoksa Dostlarim da terkedilmistir yangin Sürüp dururken yurdumda ki o zaman Kiymeti harbiyesi nedir bu siirin Sabaha karsi dilim pasli Beynim keçelesmistir ve yangin Yalnizligima siçrarken üsüyor Bütün sözcükler. Umut yoktur Yüregim diyorum, kekeme Alingan, serseri yüregim Sen nerden bilebilirsin Bir siirin nasil yazildigini Ahmet Telli |
AĞLAMADAN DOĞDUM SESSİZCE Defalarca öldürmeye teşebbüstü çıkarttığın yangınlar kaç kayını talan ettin ormanımda yağmurlarla kabaran toprağımın bereketine güvenerek ektim defalarca fidanları ben doğduğumda da sessizdim en gür çığlığı atarken bebekler en derin soluğu çektim içime ölüme teşebbüslere ağlamadan doğdum sessizce.... ............................. Figen Yarar |
EĞER Eger . O kadar da önemli degildir birakip gitmeler, arkalarinda doldurulmasi mümkün olmayan bosluklar birakilmasaydi eger. Dayanilmasi o kadar da zor degildir, büyük ayriliklar bile, en güzel yerde baslatilsaydi eger. Utanilacak bir sey degildir aglamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyasi eger Yüz kizartici bir suç degildir hirsizlik, çalinan birinin kalbiyse eger. Korkulacak bir yani yoktur asklarin, insan bütün derilerden soyunabilseydi eger. O kadar da yürek burkmazdi alisilmis bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydi eger. Daha çabuk unuturdu belki su sizdirmayan sarilmalar, kara sevdayla sarip sarmalanmasalardi eger. Belirsizlige yelken açardi iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardi eger. Çabuk unutulurdu islak bir öpücügün yakici tadi belki de kalp, gögüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eger. Yerini baska seyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylasilmasaydi eger. Düslere bile kar yagmazdi hiçbir zaman, meydan savaslarinda korkular, aski agir yaralamasaydi eger. Su gibi akip geçerdi hiç geçmeyecekmis gibi duran zaman, beklemeye degecek olan gelecekse sonunda eger. Rengi bile solardi düslerdeki saçlarin zamanla, tanimsiz kokulari yastiklara yapisip kalmasaydi eger. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamini yitirirdi, yasanilasi her sey yasanmis olsaydi eger. O kadar da çekilmez olmazdi yalnizliklar, son umut isigi da sönmemis olsaydi eger. Bu kadar da isitmazdi belki de bahar günesleri, her kaybedisin ardindan hayat yeniden baslamasaydi eger. Kahvaltidan da önce sigaraya sarilmak sart olmazdi belki de, dev bir özlem dalgasi meydan okumasaydi eger. Anilarda kalirdi belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eger. Uykusuzluklar yikip geçmezdi, kisacik kestirmelerin ardindan, dokunulasi ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydi eger. Issiz bir yuva bile cennete dönüsebilirdi belki de, sicak bir gülüsle isitilsaydi eger. Yoksul düsmezdi yillanmis sarap tadindaki siirler böylesine, kulagina okunacak biri olsaydi eger. Inanmak mümkün olmazdi her askin bagrinda bir ayrilik gizlendigine belki de, kartvizitinde 'onca ayriligin birinci dereceden failidir' denmeseydi eger. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payini almasaydi eger. Issizliga teslim olmazdi sahiller, Kendi belirsiz sahillerinde amaçsiz gezintilerle avunmaya kalkmamis olsaydin eger. Sen gittikten sonra yalniz kalacagim. Yalniz kalmaktan korkmuyorum da, ya canim ellerini tutmak isterse... Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarina, mazilerinde görkemli bir yasanmisliga taniklik etmis olmasalardi eger! ! . Can Yücel |
Sana Ne Demeliyim bilmem ki Sana ne demeliyim, bilmem ki Dost desem olmuyor Yaren desem uymuyor Yar mı desem, ne dersin Sana ne demeliyim, bilmem ki Bir sürec yaşadık birlikte, dost diyerek Mevsimler birbiri ardına akarak gitti Sözler sevileşti suskun gönülde Yürekte zamanlar zay olup gitti Gömdük düşleri, duyguları Kül bastırdık üzerine Ne gönlün ocağı kabullendi Ne iç yangını yüreğimizin Umuda el salladık, ufuk yanarken Diyemedik birbirimize Dememiz gerekeni Sana ne demeliyim, bilmem ki Soğuklar apansız bastırdı Kar kapıda, ben yangınlardayım Bulutlar çöktü üzerime, bulutlar geçti... Düşmedi bir damlacık olsun, yağmur tenime Ve ben, senli düşlerin buğusundayım Sana ne demeliyim, bilmem ki Dost desem olmuyor Yaren desem uymuyor Yar mı desem, ne dersin Sana ne demeliyim, bilmem ki Sana ne demeliyim bilmem ki KÖMEN Haydar Okur |
Hatirla Askim Unutulmaz anları vardır hayatın Islak kirpiklere takıp kalan Zamana meydan okuyan Biz de öylesine yaşadık seninle Öylesine sevdik Hatırla aşkım... Kahır dolu rüzgarlar esiyor içimde Yıkılıp kalıyorum bu sağır akşamlarda Beni sensizliğe nikahladılar Yenildim duygularıma Yenildim gururuma ağlayamadım Şimdi sanadır bu ağlayışım Hatırla aşkım.. Gözümde dağlar gibi büyüyor hasretin Gelip gelip özlemin doluyor içime Yokluğunda şair kesildi gönlüm Artık hep hüzzamdan çalıyor şarkılarım Sen de nasıl sever nasıl söylerdin Hatırla aşkım.. Oysa nelere katlandı bu gönül Ne acılara halay çekti bu yürek Ne ihanetlere gülüp geçti bu gözler Bir yokluğuna alışamadım Bir de sensiz bu akşamlara Unutamam demiştin giderken bana Ben de unutamadım Bu bizim son yeminimizdi Hatırla aşkım.. Biliyorum şimdi saçlarını yaban eller okşuyor Gözlerine başka gözler gülüyor Gözlerin ki gördüğüm gözlerin en güzeliydi Varsın adı hasret olsun artık bu sevdanın Varsın sonu ayrılık olsun bu romanın Bitmedi bitmeyecek bu şarkım Nerede olursan ol Kiminle olursan ol Hatırla aşkım.. Hatırla Yanındayken bile özlerdim seni Şimdi içimde bir başka yangın Şimdi gözlerimde en ıslak bakışın Ölmek kaderde var biliyorum Her şeyin sonu yakın Ama sen de bil ki Yağmurlarca sevdim seni Yağmurlarca sana yandım Hatırla derya gözlüm Hatırla Aşkım.. Ahmet Selcuk İlkan |
Babalar Güzeline Mersiye Gittin; dünya bir kafes, devâ mahpus, söz ketum Gittin; çekildi suyu can nehrinin; kaldı kum Doruklarda bahardın, derinde servi boylu Muhabbet savaşçısı, yiğit, cihangir soylu Göklere yönelirdin gece gündüz, susardın Zamanı ilmek ilmek çözüp hicranı sardın Bu gün hüznün hayale kuyu kazdığı gündür Bu gün kederden sabrın bile bezdiği gündür Yetim kalmış çiçekler sana meftun bakardı Yuvanda gülkurusu bakışların kokardı Tenhada çoğaltırdın gözlerini kimsesiz Gözlerin başkaları için ağlardı sessiz Bereket dağıtırdın çocukların kalbine Sonbaharına erip döndürüldün Rabbine Bu gün ötenin bir dost eli sezdiği gündür Bu gün samanyolunda aşkın gezdiği gündür Kör bakmayı bilmezdin; özde ruhun yanardı Rüzgâr, yağmur ve güneş seni meczup sanardı Şimdi yansın kapılar, pencereler kırılsın Vadiyi sel götürsün, dağ ikiye yarılsın Öncü bir kıyametten geçtiğin ândı ölüm Sen rüyadan uyandın; senden uyandı ölüm Bu gün kalemin “eyvah” diye yazdığı gündür Bu gün kardelenlere kanın sızdığı gündür Ân gelir, seni nâçâr kılan dert nîran olur Alıcı kuşlar gibi vurulup vîran olur Yedi iklimden sorar düşlerini yârenler Buhurdanlıkta taşır hâtıranı erenler Kırlangıç yuva yapsın şimdi lâlezarına Erguvan tohumları ekildi mezarına Bu gün kovulmuşların katran süzdüğü gündür Bu gün toprağın alevleri üzdüğü gündür Nurullah Genç |
insandır suda akan yaprakta yeşil gülde kırmızı zorlu bir dal gibi eğleniriz de fırtınalarla ince bir sızı birdenbire kırar kollarımızı ve bir akşam kuşlar gibi elimizden uçup giden mutluluk bir sabah ebemkuşaklarının altından dörtnala gelir yaşayalım çocuklar her şey bizimdir bir giysi örtüsünde buldum ben bu yedi satırı bozkırda yüzükoyun bir hitit kasabası yedi satır yedi bülbül yavrusu vurmuşlar ******* da kalmış yavrusu bir sürgün şair yazmış vaktin birinde bir genç kız işlemiş onu örtüye yedi renk ipek iplik, yedi bülbül yavrusu ak örtüde yedi satır, gökkuşağı iğrisi bu yalnızlık bu sürgün, insan olmak acısı aldım yedi yavrucuğu koydum buraya yaşıyor mu bilmiyorum o sürgün şair yaşıyorsa bilsin diye o sürgün şair bir gün çıkıp gelsin diye o sürgün şair ‘uçun kuşlar’ ‘uçun kuşlar’ koydum adını bir giysi örtüsünde yedi bülbül yavrusu yedi satır, yedi renk, gökkuşağı iğrisi Hasan Hüseyin Korkmazgil |
Habersiz Gel Bir akşamüstü gel, habersiz gel Gün dağlardan giderken Kendin bile duyma ayaklarının sesini Ne umudum kaldı ne sevincim hiç direnmem. O gece gökyüzü Bir yıldız çayırına dönsün Uzak kırlarda güz çiçekleri Son güller açsın bahçelerde. Her ne zahmetse bir kadın da Geç bir saatinde gecenin Balkonunda bir sigara içimi O yıldızları izlesin. Dostum filan yoktu, kimim vardı ki Darbelerin bunalttığı İnsanların telle, iple Boğulup da ormanlara Çukurlara atıldığı Bir ülkede yaşadım Ve krallığında çalınmış paranın. Mehmet Karabulut |
Sevgi Katili Ne günler var dönüp arkama baktığımda... Bir sen varsın dünümde yarınımda, gittiğin günden beri yaşamasamda... Katili sensin yaşama sevincimin... Gözlerim her uzağa daldığında... Gördüğüm noktalar hep sen olduğunda, Acımın adını sensizlik koyduğumda, Katili sensin gülüşlerimin.... Bir ben var ki içimde o herşeyi biliyor, Artık beni sevgin değil nefretin yaşatıyor, Adını andığımda, gözlerim artık ağlamıyor, Katili sensin hayallerimin... Bak gözlerime son kez kendini gör orada, Neler yapmışsın bana eserin ortada, bir daha dönme, Bir ben yok burda, KAtili oldun seni seven benim... KAtili oldun gözbebeğim senin.... Ayşe Melek Alkaya |
SUSTUM… OYSA SÖYLENECEK NE ÇOK ŞEY VARDI… Dipsiz kuyularda bırakıp gittin… Haykırmak vardı ardından, terk edilmişliğe isyan etmek, etekteki taşları bir bir dökmek ve sonra ağzıma geleni söylemek gidişine… SUSTUM… Oysa söylenecek ne çok şey vardı… Hani düğümlenir ya insanın boğazına kelimeler, hani anlatmak istersin de sözler tükenir öyle çaresiz, öyle suskun… Biliyorum şimdi ne söylesem anlamsız gidişine… Yolun sonunda bir ben; Sana aşık, sana tutkun… Canımı acıtırken yokluğun… SUSTUM… Oysa söylenecek ne çok şey vardı… Ürkek ve çekingen bir çocuk gibi bez bebeğimle saklanıp bir köşeye hiç ses çıkarmadan öylece bekledim seni Oysa gezdiğin her sokağın kaldırımında dolanmalıydım ayaklarına bir taş misali Sonra çıkıp da karşına gözlerinin taa içine bakıp 'sadece sana sevdalı bu yürek' demek vardı… SUSTUM… Oysa söylenecek ne çok şey vardı… Biliyorum dönmeyeceksin… Sana uzanan ellerim hep boşluğa, hep yalnızlığa dolanacak… Ve biliyor musun böyle hayalini kurmak da güzel yokluğuna sarılıp Oysa çarem, umudum, yarınımdın… Bundan sonra ne zaman konuşmak istesem dudaklarıma bir mühür gibi konacaksın… Sevdamı en çok anlatmak istediğim suskunluğumsun artık… BEN DE SUSTUM… Oysa söylenecek ne çok şey vardı… elif eylem |
BEN SENİ SEVDİM Mİ SEVDİM Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne Tuttum, ta içime oturttum seni Aldım, okşadım saçlarını, öptüm İçtim yudum yudum güzelliğini Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette Bendeydi özlemlerin en korkuncu Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan, Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim Biri vardı ağlayan gecelerce Biri vardı sana tutkun; o bendim Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük En solmayan güller açtı içimde Ömrümü değerli kılan bir şeydin Sen benim boz bulanık gençliğimde Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya Bir çizgiye vardım seninle beraber Ve bir gün orada yitirdim seni Ben seni sevdim mi? Sevdim, Ya sen beni? ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN |
Akşam olur,karanlık çöker kapımıza Sen ağlarsın,ben susarım Yitik şarkılarımız mırıldanılır kulaklarımıza Sen ağlarsın,ben susarım Günbatımı kuşları gelip çöker arkamıza Sen ağlarsın,ben susarım Kızgın gül değmiştir beyaz avuçlarına Sen ağlarsın,ben susarım Gün gelir,kırar kapılarını gireriz kentimize Sen ağlarsın,ben susarım Akşam olur,mürfeze sarar her yanımızı Sen kaçarsın,ben yakalanırım Ethem Vayvaylı |
Yanyana Bu gürül gürül otların yanı başında. Ağacın gölgesine değdi değecek Tam şeftalinin kokusu başlarken Öpüşmeye kıl kadar bitişik Akarsuyun burnunun dibinde Bu zulüm, bu haksızlık, bu işkence Melih Cevdet Anday |
Yaşamak Haydi gülümse Ve tutun "şimdi"ye Gözbebeklerindeki ışık Yüreğindeki yekiniş Umuttur Yemişi çağla, Goncası mercan pembesi Sokuluver koynuna akşamleyin Tekmili birden düşlerinin Dündeki düne kalsın, yarınki sana Umurunda olmasa da kimseciklerin. Bir elmayı dişle, Ekşimtırak... Bir sümbülü kokla, Mavi... Nakışlarken somaki mermerleri Bir de ıslık çalabiliyorsan hani Körpe bir gelin kınasıdır Siner günlerine Vazgeçilmez aşklar gibidir yaşamak. Hamdi Topçu |
| Saat: 13:23 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık