MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Misafir 21 Mart 2007 23:47

Eski Bir Sonbahar
Sonbahardı... Seninle geçiyorduk o yoldan;
Topraklardan, havadan bir hüzün taşıyord
Bize yaklaşıyordu

Gönlümüzde yepyeni bir duygu yaşıyordu.
Rüzgarların değildi bu musiki, bu hüzün;
Hatırladın değil mi? Kuşlar ağlaşıyordu...
Havada bir serinlik... Tatlı bir hayal gibi...
Torak nasıl meçhuldü tıpkı istikbal gibi?
O gün tabiat başka bir türlü yaşıyordu.
Kalbin acı, gözlerin yaşla dolmuştu senin;
Yapraklar gibi yere dökülüyordu enin;
O nağme mesafeyi, zamanı aşıyordu.
O bir beste değildi: Kuşlar ağlaşıyordu.
En hazin şey muhakkak öksüz kalan ocaktır.
Bu ocak hüzünlerle dolup boşalacaktır.

Eski bir sonbaharı, küçük kuşları anmak
Belki veda etmektir sana birkaç satırla...
Yine bir sonbaharda ordan yalnız geçersen
Beraber geçtiğimiz serin günü hatırla!..
Hüseyin Nihal Atsız


Misafir 21 Mart 2007 23:57

Seni Sevmek

seni sevmek bana yetti
bu ayrılıkla aşk bitti
fakat senin yaman aşkın
geceleri zindan etti
seni sevmek suç mu bana?
ağlıyorum yana yana!
ayrılık denilen yara
uğrayıp beni mahvetti
geceler gündüz olurken
sevdam dağları aşarken
"aşk zamanı geldi" derken
sevdan beni benden etti.
Hüseyin Nihal Atsız


arwen 22 Mart 2007 00:24

Geçtiğimiz dolunay akşamında,
Güllerin en kırmızısına uyandık;
Caddelerin bittiği sokaklarda...
Ağaçların kırağılı dal uçlarında

Bütün bir gece boyunca
Dolunay aradık başucumuzda
Saçlarımız karışıktı ayıramadık
Aklımızdan yıldızlar kaybolunca.

Üşüyorduk üşüyor olmasına
Kuşlar da uçmuştu, kör olduk;
Gözlerimiz bir buluttaydı en son,
Gece boyu bir yağmurla soyunduk...

Aşkların en akışkanıydı üstümüzdeki
Büyük sahra çölünün ortasında
Sevişmelerin en canalıcı noktasında
Yağmur yağdı, seller aktı, aldırmadık.....



ramazan adil uysal


Misafir 22 Mart 2007 00:39

Yaren Geceler
aydınlık çırılçıplak karşımda
kadınlar çarpık bacaklı
güzeller bile güzel değil
tozlu bir tablo gibi şehir

gündüzler bana ait değil
verin bana geceleri

geceler dilimde geceler
geceler içimde geceler
geceler gönlümde geceler geceler

geceler yaren geceler
geceler yarim geceler
geceler tek dost geceler geceler

ışıkta ne aşkın tadı var ne zamanın
görünür binbir çehresi o maskeli kahramanın
insanlık doğupta yaşamak değil
bu bir gerçek değilde söyle nedir

gündüzler bana ait değil
verin bana geceleri


geceler dilimde geceler
geceler içimde geceler
geceler gönlümde geceler geceler


geceler yaren geceler
geceler yarim geceler
geceler tek dost geceler geceler

müzik:fatih çınar
Fatih Çınar


Misafir 22 Mart 2007 00:40

Adamlar Bilirim



Adamlar Bilirim Sönük,
Adamlar Bilirim Çürük
Adamlar Bilirim Rozetleri
Yüreklerinden Büyük.

Adamlar Bilirim Coşkun
Adamlar Bilirim Durgun
Adamlar Bilirim Adları
Boylarından Uzun

Adamlar Bilirim İri
Adamlar Bilirim Ufak
Adamlar Bilirim ki Sözleri
Eserlerinden Parlak…

Adamlar Bilirim Anlamamış.
Anlamayacak Ne Olduğunu
Adamlar Bilirim Dolduramamış,
Dolduramayacak Koltuğunu…

Adamlar Bilirim Yamuk Eğri…
Adamlar Bilirim Maskara
Adamlar Bilirim Elleri
Eldivenlerinden Kara…

Sabahlar Bilirim, Öğlenler,
İkindiler, Akşamlar Bilirim
Ve Günlerin Gecelerin
Dışında Yaşayan Adamlar Bilirim…

ARİF NİHAT ASYA


NiliM 22 Mart 2007 00:48

NOKTA NOKTAM

Dün bir dosttan, uzun bir mektup aldım
Beni anlatmış sana ve sen ona
"Unuttum artık onu" demişsin.
Hem bu sözü gülerek,
Medar-ı iftihar ile söylemişsin.
Unutamazsın Nokta Noktam
Unutamazsın!
Çünkü; unutmak için
önce unutulmak gerek
Oyasa ki sen,
Hala bende esen,
Eski kavak yelisin.
Unutamazsın...
Kan değil, tüküremezsin,
Ruj değil, silemezsin
Dişi dudaklarına, dişimle yazdığım
İki heceli erkek adımı
Unutamazsın Nokta Noktam
Unutamazsın!
Seninle biz, halâ bir kabukta
İki badem içi gibiyiz.
Baharsın; kokacaksın
Güneşsin; yakacaksın.
Sabah yatağım kadar rüyâ dolu
Sabah yatağım kadar sıcaksın
Unutamam
Unutamazsın!
Şimdilik bu kadar.
Öbür mektubuma daha diyeceklerim var
Darılma bana, gücenme sakın
Ankara günlerinin bembeyaz ufkundan
Binlerce selam sana.
Bahar başladı nokta noktam
Ankara'da bahar, veriminde toprak ana
Aylar var ki sana tek satır yazamadım
Oysa ki şimdi mevsim bahar
Ötüşlerde adın, kokuşlarda tadın var
Artık yazmalıyım.
Takvime baktım bu sabah,
ayrılalı beş ay olmuş.
Düşün ki Nokta Noktam
Beş ay denilen nesne tam yüz elli gün eder.
Bunca uzun ayrılıksa;
İnan bana Nokta Noktam
İnsanı, herşeye küskün eder.
İnan bana... Dargınlığım herkese
Ve tek hasretim sana
Düşünüyorum...
Aşıklar pazarına çıkan yolu düşünüyorum.
Bu yolun sağında yükselen
Her geçişinde penceresinden tebessümler gelen
Bahçesinde iri yedi veren,
kayısı gülleri açan evi düşünüyorum.
Bir türlü gelmiyor düşüncelerimin ardı
Ablan yanımda çorapsız gezerdi,
Baş örtüsüz annen.
Düşünüyorum... Bu mevsimde baban,
Her akşam bir yerine iki içerdi.
Miyoplaşınca gözleri "Şair, iç be oğlum
bahar dişidir doğurur" derdi.
Bahar başladı Nokta Noktam.
Ankara'da bahar,
Gönül ufkunda yağmur bulutları
Cennet olsa artik sevmiyorum
Sevmiyorum sensiz baharı...
Sen; ey yirmidört baharın en güzel süsü!
Sen; ey mutlu günlerimin mutlu türküsü!
Sen; ey ilk yaz akşamları kadar güzel çocuk!
Sen; ey altın gözlerinin hisli dünyası!
Ölümsüz bir yolculuk yaratan
Sen; ey çıplak bir hançer gibi!
Boylu boyunca gönlümde yatan
Sen; ey herşeyim olan herşey!
Son mektubunda söz verdin
Tut diyorsun, unuttum
Unut diyorsun, unutmak mı???
Güneş tekrar doğmayı unutabilir mi hiç?
Gönül ferman dinlemez sözü unutulabilir mi hiç?
Sen; ey mutlu günlerimin mutlu türküsü!
Sen; ey herşeyim olan herşey!
Bu gece Yılbaşı...
Başkent'de kar yağıyor Nokta Noktam
Başkentte kar ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi hatıralar
Başkent'de kar yağıyor, başkent'de kar...
Bu gece yılbaşı.
Bilirsin ki Nokta Noktam
Yılbaşında hesaplanır
Çoğu zaman insanların yaşı.
Bu gece yılbaşı...
Tokmaklarında yirmi dört hece
Eğilip üstüme sessizce
Şehrin kule saati
Bilir misin Nokta Noktam?
Bilir misin, bilir misin ne dedi?
"Şair, kutlu olsun, yaş otuz yedi."
Ve bir el saçlarımdan tutarak
Kalbimi sana kadar sürükledi.
Bu gece yılbaşı, başkent ayakta
Çalınan Tuna dalgaları komşu plâkta.
Ne de kıvrak bu vals havası
Başladı yine gönlümün
On yıl evvel ki kanaması
Ne günlerdi o günler cancağızım
Ne günlerdi...
Sen, on yedisinde sevgilerin sisinde
Başı duman duman bir kız.
Ben, yirmi üstünde
Gönlü gördüğü her güzelliğe nişanlı
Öylesiye bir şair, öylesiye bir delikanlı.
Ne çabuk geçti zaman.
Hey gidi Dünya hey...
Bu gece yılbaşı
Dışarıda kar yağıyor ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi eski hatıralar
Köşede bir kırlent, kırlentde bir resim.
Bartın'da bahar.
Elimle yapmışım
"asma köprüsünden" Kocanaz deresi
Sağda, orta okul
Okulda, çocukların sesi.
"Çakır beylerin" elma bahcesi.
Derede kayık, dümende ben.
Küreklerde sen.
Hava berrak, hava ılık
Hava temiz
Ve sularda sarmaşan gölgemiz
Bu gece yılbaşı, başkent ayakta
Çalınan Tuna dalgaları değil artık
komşu plâkta.
Gönlüm bu diyardan çok çok uzakta.
Dışarıda kar yağıyor.
Dışarıda kar ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi
Eski hatıralar...

Rıza Polat AKKOYUNLU


arwen 22 Mart 2007 00:58

Bir damla gözyaşının ahdı kaldı bende
Akmayan damlaları biriktirdim içimde
Yağmurlara dolandı ayaklarım gidemedim
Ben hep kaldım sende...
Şimdi her mevsim yağmur yağıyor buralara
Kalbime gözüme göz yaşlarıma karşı
Yağmur hüznümün uslu kızı
Usulca dokunuyor damarlarıma
Zamana karşı koyamayan, direnç
Akmayan yaşların ise
Bedelini ödüyor gözlerim
Sessizlik,hıçkırıklarım oldu
Her daim sessizim artık....


arzu öztürk


NiliM 22 Mart 2007 01:22

ARTI SONSUZ

yağmurun yerden göğe yağdığı
bu gece yasak bölgedeyim
büyük çingenelerin çaldığı
kaçak silahların içindeyim
sevişmek kapısının kapandığı

bir nabız yoklar ki daima
hızlı bir nabız yoklar elim
öpüştüklerim hırsızlama
çirkin bir ağızda dişlerim
bir bıçak değer dudağıma

gök yarıldıkça şimşeklerden
soğuk aynalarda kilitliyim
tırnaklarımdaki elektrikten
su gibi erir iliştiklerim
kıvılcımlar uçar kirpiklerimden

doğumdan öncesini yaşıyorum
henüz belli olmadı kimliğim
vücudunu arıyor ruhum
bir yerde atomun çekirdeğiyim
bir yerde artı sonsuzum

Attila İlhan


arwen 22 Mart 2007 01:34

Öyle bir anda gel ki
Tüm korkularım bitsin
Tüm karanlığın hüznü,seninle gitsin
Her şeyi sevdir bana
Seninle tüm kederi öldür
Başlamak ruhumda çocuk gibi
Gel gülüşünle beni güldür
Öyle bir günde gel ki
Anlamayayım geldiğini
Gece rüyama bir düş gibi gel
Hayatıma bir hırsız gibi
Kalbinin kurşuni hızıyla
Al beni götür
Yeni bir dünyanın ayaklarında
Tüm yangınları söndür
Üzerimde mavinin en koyusu
Lacivert sevdalarla
Gel başımı döndür
Öyle bir saatte gel ki
Geceyi gündüz,gündüzü seninle
Cennet sayayım
Sıyrılayım alt üst olmuş ruhlardan
Seninle yeniden başlayayım...



arzu öztürk


arwen 22 Mart 2007 04:50

hüzünlü gül


Çözemedim güldeki esrarı,,
Yüzünüzdeki hüznün sırrı gibi,
Yılların acısı çöreklenmiş yüreğinize,
Aradığınız vefaydı belki de...

Herkezden gizli bir tükenişi yaşamak,
Depremlerle yerle bir olurken gönül haneniz,
Yüzünüzde sahte gülücüklerle
Sahte bir mutluluğun tablosunu çizmek,
Belki de en usta ressamlık burada,
Gül yüzünüzdeki hüznün esrarında...

Bir ömür boyu bağlanmak birine,
Kendini feda etmek,
Yok olurken sevginde
Sevdiğinde tükendiğini görmek
İhanet olmasa da,
Dayanamaz hiç bir yürek bu vefasızlığa,
Gül yüzüne düşen hüzün bundandı bekli de....



seyyid burhaneddin kekeç


Nephthys 22 Mart 2007 09:01

Annem Yok Artık

Annem yok artık.Beni düşünen kalbi yok.Bitti.
Umutsuz olmak istemiyorum.
Umutsuzlugun bir çıkar yol olmadıgını biliyorum.
Annem yok artık,yeryüzü çok gördü onu,
Kalabalığın arasında kuş gibi çırpınan varlığını
Çok gördü
Dalgın yüregini çok gördü
Bizim için çarpan,kaygılarla dolu yüreğini.
Annem yok artık.Bu kesin.Gelinecek bir yere gitmedi.
İşte geldim çocuklar demeyecek
Nasılsın yavrum demeyecek


Ataol BEHRAMOĞLU


NiliM 22 Mart 2007 09:12

BENI UNUTMA

Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma

Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni unutma

O saatlerde serpilir gülüşün
Bir avuç su gibi içime, ey yar
Senin de başında o çılgın rüzgar
Deli deli esiverirse bir gün
Beni unutma

Ben ayağımda çarık, elimde asa
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni unutma

Hala duruyorsa yeşil elbisen
Onu bir gün benim için giy
Saksıdaki pembe karanfilde çiğ
Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
Beni unutma

Büyük acılara tutuştuğum gün
Çok uzaklarda da olsan yine gel
Bu ölürcesine sevdiğine gel
Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün
Beni unutma..

..Ümit Yasar Oguzcan...


blood_lovee 22 Mart 2007 09:56

Umut

Gel de gör,
Yüreğimdeki çölde, aşka aç martıların
Sevda tanelerine nasıl kanat çırptığını
Gel de sor
Dilsiz okyanuslara, nefretindeki limandan sandalsız,
Küreksiz gözlerinde boğulduğum günleri
Şimdi gel de sev hadi!
Bir olta at vazgeçtiğin aşklar için ve ucuna kalbini tak.
Belki yine kanar dudaklarım...


Korkmaz Bıçkın


ispermecet 22 Mart 2007 10:20

ne ki zaman ey bu beş harften mürekkep muazzam muamma

müstehzi yüzlerde soru işaretleriyle yüklü derin çizgiler


lumpen bir kum taneciğinin o metruk hazneye kayıp gitmesi


akrep ile yelkovan, nacar ile serkisof ve saatli maarif takvimi ne ki


Semih Çelenk


Nephthys 22 Mart 2007 10:30

Hayat Gül Kokulu Bir Sağanak Yine


Gözlerimin önünde ıslak dağların kabaran yalnızlığı.
Ne varsa uçurumlar eşiğinde,
hüzünlerle yalpalayan ne varsa
gözlerimin önünde,
ve hayat gül kokulu bir sağanak yine…

Bir şeyler anlatmak istiyor hayat
ve alıp götürmek bir şeyleri kurt sofralarına…

Gün batıyor...
Gün batıyor bukağısı paslı bir sevinç oluyor yalnızlığım.
Unutuyorum sevgilim suretini;
durgunluğum “niçin”di unutuyorum…

Gün batıyor...
Gün batıyor ürkek yıldızlar dolanıyor yalnızlığıma.
Umurumda değil ne yağmur ne ayaz
ne de bu ker*** kokusu havada;
unutuyorum, sabaha kadar, gün batıyor
ve geciken sabahlara koşuyor kuşlar,
gözlerimin önünde
ve hayat gül kokulu bir sağanak yine…


Yılmaz Odabaşı


ispermecet 22 Mart 2007 10:36

önsöz
Bu seçki deneysel şiiri seven veya en azından sevme fırsatına kendini baştan kapamayan şiirsever ve şairlere, ülkemizde fazlaca bilinmeyen bir coğrafyanın cennetvari Avusturya deneysel şiirinin, sınırlı da olsa bir ilk haritasını sunmak için hazırlandı. .…

Avusturya İkinci Dünya Savaşı Sonrası Deneysel Şiiri Seçkisi adı da, bu kitabın çerçevesini belirleyen niceliğe, zamana, türe ve coğrafyaya dair dört niteliği ifade ediyor.
...

Erhan Altan


İki ayda bir yayınlanan yasakmeyve dergisi Eylül-Ekim2006 sayısında, Avusturya İkinci Dünya Savaşı Sonrası Deneysel Şiiri Seçkisi adlı küçük bir ek kitapla satışa sunuldu. Bu kitapçık sadece, az sayıda basılan bu dergiyi alanlarda var. Fırsat buldukça oradan şiirler ekleyeceğim.

Eki hazırlayan Erhan Altan Heimrad BACKER’in onbinlerce sayfa nazi tutanaklarını okuduktan sonra yazdığı 140 sayfalık Tutanak isimli şiir kitabını dilimize tercüme etmiş. Viyana grubuna ait nadir Türkçe kitaplardan biri bu.

E. Altan İTÜ Elektronik ve Viyana Teknik Üniversitesi Elektronik ve Ekoloji mezunu. Fakat bu işi yapmayıp Viyana’da şiir kritikleri yazarak yaşıyor. Tutanak hakkında bana gönderdiği bir yazısını kitaptan satırlar olduğu için aşağı ekliyorum.


tutanak üzerine düşünceler

ERHAN ALTAN

Her şeyden önce, tutanak’ın her sayfasının ayrı bir girişim alanı olduğunun; dolayısıyla her sayfanın kendi başına bir duruşunun bulunduğunun ve bütüncül bir tezin olanaksızlığının altını çizmek gerekiyor. Ama yine de benzerliği olan belli sayfalarla ilgili kısmi perspektifler geliştirmek olası. Burada kısmen içiçe geçen üç düşüncemden bahsetmek istiyorum.


1. Metin-gerçeklik ilişkisi

Holokaust’un gerçekliğine tam olarak yaklaşmak, onu tüm vahşeti içinde aktarmak olanaksız. Hiçbir araç olanların korkunçluğunu anlatmaya yetkin değil. Bu anlamda hiçbir aktarım yeterince “gerçekçi” olamaz. Bu durum, holokaust’un dışına çıktığımızda da değişmiyor, her durumda gerçekliğin kendisinin dışında, başka bir araç içinde hareket ettiğimiz için gerçekliğin ‘olduğu gibi’ verilmesi tanım gereği olanaklı değil. Bunun yanında her dönemin “gerçeklik” olarak kabul gören belli temsilleri var ki, bunlara o dönemin konvansiyonu deniyor. Çok yönlü bir yapı olan gerçekliğin temsili için kullandığımız yöntemler bizi bu yapının belli yanları ile buluştururken diğer yanlarından kaçınılmaz olarak uzaklaştırıyor, dolayısıyla her zaman başka bir yere düşülüyor. Bu durum ise bu “yöntemler” üzerine düşünmemiz gereğini ortaya çıkarıyor. Böylesi bir düşünmenin nasıl olabileceğine dair bir örneği yazımın ‘Somut Şiir – somut dil’ adlı ikinci bölümünde vermeye çalışacağım.

Metin-gerçeklikilişkisi tutanak’ta iki yönden kurgulanıyor: Alıntılanan belgeler ve bunların temsili.
Alıntılanan belgelerin referanslarıyla ilişkileri aracılığıyla bu metinlerin kendi tarihsel gerçekliklerine gönderiliyoruz. Öte yandan, tutanak’ın yazarı Heimrad Bäcker’in kitaba seçtiği belgelere uyguladığı yöntemler ve bunların diziliş ve biraradalıklarına dair aldığı kararlardan oluşan kurgusu ile bu belgeler temsil ediliyor. Sadece bu kurgusallık nedeniyle tutanak’ın, konusu holokaust olan diğer eserler gibi, holokausta dolaylı olarak yaklaşan bir eser olduğunu söyleyebiliriz. Ancak burada tutanak’ın bu kurguyu otantik metinler üzerine uyguladığını gözardı etmemek gerekiyor. Bu metinlerin otantikliği ‘Notlar ve Kaynakça’ bölümünde kaynakların listelenmesiyle sınanmaya sunulmuş durumda.

“Notlar ve Kaynakça” bölümü, çoğu İkinci Dünya Savaşı sonrasında basılmış kitaplardan oluşuyor. Bu ikincil kaynaklar birincil kaynaklara, yani direkt belgelere gönderiyorlar. tutanak’ın alıntılarının gerçek olduğunu yani ikincil ve birincil kaynakların doğruluğunu kabul edersek, otantik metinlerle karşı karşıya olduğumuzu kabul etmemiz gerekir. İlk okumada görece özgür olan okurun tasavvuru arka taraftaki “notlar”a bakılmasıyla biçim alırken, belgelerin otantikliğinin farkedilmesi metnin algılanmasına “sahicilik” kazandırıyor.

tutanak kurban ve fail metinlerinden oluşuyor. Kurban metinlerinin daha çok her biri belli bir olay ya da olguyu döneminin dili ve içinde bulunulan perspektifle aktaran ve kaynaklarının bağlamlarından bir başlangıç bir de sonla ayrılan direkt alıntılardan oluştuğunu söylemek mümkün. Bu metinlerin de dış dünyayı yansıtma anlamında daha gerçekçi oldukları söylenemez. Onlar da herhangi bir konuya ilişkin herhangi bir belgenin olabileceği kadar gerçekçiler. Ancak yaşantıların, dönemin konvansiyonları içinde aktarıldığı metinlerdir bunlar. Yaşananları aktarmaktan önce bunları yaşayanların gerçekliklerini; dolayısıyla yaşananların, yaşayanların gerçeklik duygularına nasıl etkidiğini aktaran metinlerdir. Ve bu halleriyle kısmen konvansiyon içinde kalıp kısmen dışına çıkarak, o ne demek olduğunu hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğimiz “holokaust”un, dönemin özneleri üzerine etkilerinin kısa ve keskin hissettiricileri veya çağrıştırıcıları oluyorlar. Aşağıdaki böyle bir metinde müdahalenin asgari olduğunu söyleyebiliriz:

muhtemelen seni bir daha görmeyeceğim, sesini artık duymacağım, seni artık öpemeyeceğim. oysa ne çok isterdim seni görmeyi, sadece bir kez bile olsa!

Ölümün eşiğinde sevgilisini bir kez bile görmenin olanaksızlığından bahseden öznenin acısıyla bu çıplak ve ani karşılaşma kısa bir an için onun içinde bulunduğu ruh hali ile karşılaştığımız duygusunu veriyor. Bir diğer mektupta özne kendi gerçekleşmiş ölümünden bahsediyor:

bu benim son mektubum ve sana 1 eylül’de, saat altıda kurşuna dizildiğimi bildiriyorum.

İçinde bulunulan olağanüstü durumda, ölümünün kaçınılmazlığı bu paradoks tümceyle ifadesini buluyor. Gündelik dille yazıldığı halde kurşuna dizildiğini şimdiki zaman kipiyle bildirerek aslında konvansiyon dışına taşan bu tümcenin olanaksızlığı, olanaksızlıkların normallik olduğu holokausta dair kısa bir tasavvur kıvılcımı çakıyor.

Her ne kadar kurban metinleri daha çok direkt alıntılardam oluşuyorsa da, böyle direkt alıntılara fail metinlerinde de rastlanıyor:

o sabah hala III no.lu kamp’ın 300 kadar tutuklusu için kahvaltı hazırlaması gerekirken, öğleyin sadece, yaklaşık 150 kişiye yemek temin etmesi gerekti.

Yaşananların akıl almazlığı dilin sınırlarını zorlamakta ve bu zorlamanın getirdiği konvansiyon dışına taşmalar, dildeki absürdlük ve uygunsuzluklar ister istemez gündelik dil içinde ifadesini arıyor. Bu ifadelerin çaresizliklerinde, aşırı sertliklerinde bir an için yazanların ruh halleriyle ve içinde bulundukları dilsel gerçeklikle karşılaşıyoruz.

Montajlara daha çok fail metinlerinde rastlanıyor. Daha çok “anlamaya”, düzenin dilinin deşifre edilmesine yönelik” kurgusal manipülasyon olarak tanımlanabilecek bu uygulamalarda, bu belgelerin içinde saklı olan bir gerçekliklerin kazısı yapılıyor. Böyle bir örneğe tutanak’ın 25. sayfasında rastlıyoruz:

varılması amacıyla zaten / halen sürmekte olan sevkıyatta / ön tedbirlerle ilgili bütün / gerekli hazırlıklar / diğer bir çözüm imkanı olarak / fikir birliğinin / önceki ilgili iznine göre / bu nihai çözümle / sosyopolitik mecburiyetler / geriye kalması muhtemel artık miktar / cinsiyetlere göre ayırarak / kahvaltıyla nihayet bulacak / bir müzakere konusu olarak / büyük Wann Gölü 56/58 No’da

“Notlar” bölümünde bu metnin Göring’le Heydrich’in arasında geçen yazışma, Wann Gölü Konferansı davetiyesi ve Wann Gölü Konferansı’nın protokolünden yapılan alıntılardan oluşmuş bir montaj olduğunu anlıyoruz. Bäcker, bu yazışma, davetiye ve protokolü, konferansı okurun gözünde canlandırmaya yönelik kullanmak yerine, kullanılan kalıpların yahudilerin imha kararını gizleme ve laf kalabalığı arasında boğma işlevini nasıl yerine getirdiğini gösteriyor. Bäcker burada tüm sarplığı, sertliği, çelişkileri, istisnailiği ile gerçekliğin sadece bir yanını, ama üzerinde düşünmemize olanak veren bir yanını ortaya çıkarıyor. Benzeri bir manipülasyon sayfa18’de yahudiler’in kamusal yaşamın dışına çıkarılışlarının bir kademesi olan mallarına el koyulmasına dair hukuksal bir metnin fargmanlaştırılarak anlaşılmaz ve korkutucu bir hale getirilmesiyle yapılıyor. Tekrarlarla oluşan bu baş döndürücülüğün bunları okumak ve bu metinlerin labirentinde yolunu bulmak durumunda olan bireyde yarattığı karmaşa bu metnin hedefini oluşturuyor:

“kararname ile mallara el koyma işlemleri hukuken idari yoldan genişletilmiş mallara el koyma konusunda salâhiyetli bir talimat uyarınca mallara el koyma ile yetkili alt daire mallara el koyma kararını icra etmeden önce mal sahibinin tespitini dosya, ifade ve aynî değerler listelerinin eklenmesiyle dilekçe ile bildirmesi kararnamenin hükümlerinin tespit kararı alt dairenin mallara el koyma bildirimi bu karara dayanılarak mallara el koyma usulü ile görevlendirmiş kendi selahiyetiyle böyle mallara el koyma bildirimlerini merkezi dairenin nakliyelerinin başlamasıyla reich bölgesi içerisinde geride bırakılan maddi değerlerin bu kararnamenin bu bildirimlerin esas olarak resmi kısmında bu kararnameyi esas almışlardır.”

Montajlarda uygulanan temel işlem, resmi metinlere yapılan müdahale ile bir ayıklamaya tabi tutulan metnin çeşitli işlevleri arasından okuru belli yönde düşünmeye yönelten kısımların seçilmesidir. Dönemin düzen ve karmaşası bu kurgusal manipülasyonlarla ortaya çıkarılıp etkilenime sunuluyor. Direkt alıntılarda ise onları yaşayanların dilde bıraktıkları izdüşümler gözler önüne seriliyor. Metinlerin gerçekliği öncelikle onları yazanların gerçekliği demektir. Biri kurgusal diğeri ‘gönderen’ bu iki yöntemle faillerin mantığı ve kurbanların yaşadıklarına -metinler aracılığıyla- yaklaşılabileceği kadar yaklaşılıyor. Her ikisine dair empati sağlıyor bu metinler, bu yüzden güçlüler. Ancak yaklaşılan holokaust değil onun hazırlığının ve uygulanmasının metinlere bıraktıkları izlerdir. Unutulmaması gereken, metinler içinde bir yolculuk yapılmış olunduğu ve dilsel gerçeklikle kalındığıdır.


2. Somut Şiir – somut dil

tutanak’ın birçok sayfası sözcükleri kavramsal bir kullanım içinde sıralıyor. Bir süreci yansıtır biçimde zamansal bir akışla yukarıdan aşağıya doğru ilerleyen kavramlar nasyonal sosyalist düzenin imha planının aşamalarına karşılık geliyorlar.

Kullanılan kavramlar sözde bilimsellikleri, soyutlukları, yalıtılmışlıkları ile her türlü insani yaklaşımdan uzaktır. Bu insaniyetten yalıtılmışlık, uygulayıcılarının herhangi bir vicdani hesaplaşmadan uzak olmalarını, milyonlarca insanın katli gibi korkunç bir planı kıllarını bile kıpırdatmadan gerçekleştirmelerini mümkün kılacak operatif kolaylık sağlama görevini görür.

Benzeri bir kavramsallaştırma Somut Şiir’in de amacı olmuştur. II. Dünya Savaşı sonrasında, kendilerini kirlenmiş bir dille şiir yazma güçlüğü karşısında bulan bazı şairler, sözcüklerin yananlamlarının (konnotasyonlar) ortaya çıkışını olanaksızlaştıran, sadece düz veya sözlüksel anlamlarına olanak tanıyan bir şiire yöneldiler. Böylelikle sözcüklerin tarihi siliniyordu ve dil bu şiirlerin filtresinden geçecek, yeni, kirletilmemiş yananlamlar buralardan filiz verecekti. Tabii unutulmaması gereken bir nokta, aslında ‘somut şiir’in de tüm bu dile odaklanmışlığı içinde, özneyi bakış açısının dışında bırakmış olduğuydu. Dahası, Avusturyalı yazar Franz Josef Czernin’in dikkat çektiği gibi, Nazilerin kullandığı yöntemler görsel veya Somut Şiir’le benzeşiyordu. Belki de bu yüzden bu yöntemler nazilerin dilinin deşifre edilmesinde bu derece başarılı oldular.

Ancak konunun daha ilginç yanı, tutanak’ın kaynaklarına gidildiğinde ortaya çıkıyor. Aşağıdaki metin nasyonal sosyalizmin “toplama ve nakliye” ile sonuçlanan yahudilerin imhasını “köküne yabancılaştırma süreci”, “özel problem” gibi sözde bilimsel kavramların ardına gizleyerek gerçekleştiriyor:

köküne yabancılaştırma süreci / özel problem I / köküne yabancılaştırma süreci / özel problem II / köküne yabancılaştırma süreci / özel problem III / köküne yabancılaştırma süreci / özel problem IV / / toplama ve nakliye

Bu kavramların ‘Somut Şiir’ olarak sunulması da uygun düşüyor, çünkü ‘somut şiir’ de sözcükleri yananlamlarından soyutlayarak kavramsallaştırıyor. Ancak arşive gidildiğinde metin, savaş sonrasında yazılmış bir kitabın ‘içindekiler’ bölümünde çıkıyor. Niçin kitabın sayfaları içinde bu sözcüklerin ortaya teker teker çıktıkları yerlerden değil de ‘içindekiler’ bölümünden alıntılandığı sorusunun ilk yanıtı, böylesinin daha pratik olacağı gibisinden oluyorsa da, uzun vadede bu yanıt yetersizleşmeye başlıyor. Benzer denecek türde bir başka örneği sayfa 39’da buluyoruz:

çalışma kampı / gazla öldürme denemesi / imha işlemi / kurban sayısı / / kamp tasviri / gazla öldürme denemesi / imha işlemi / kurbanların toplam sayısı / / kampın donanımı / özel komando / imha işlemi / kurban sayısı

Bu kavramlar sayfa sayıları verilerek bu sefer de bir kitabın arkasındaki ‘dizin’ bölümünden alıntılanmışlardır. Kitabın kültürümüzün önemli bir öğesi olduğunu düşündüğümüzde birden bire bu alıntıların yapıldığı yerler tesadüfi olmaktan çıkıyor. Evet, ‘içindekiler’ ve ‘dizin’ bölümleri tam da dilin kavramsal olarak kullanıldığı, yananlam içermeyen bir ‘somut’lukta kullanıldığı yerler. Başka bir örnek sayfa 21’den:

tanım / / işten çıkarmalar / istimlâklar / temerküz / / tanım / / takatsizlikten ölüm / açlıktan ölüm / kısırlaştırma / / tanım / / yerel öldürme operasyonları / seyyar öldürme operasyonları / merkezi öldürme operasyonları / / tanım

Bu alıntı yine savaş sonrasına ait bir kitabın içindeki bir ‘tablo’dan. Yine öğrenmemize bir temel oluşturan, hiçbir kurumun kullanmadan edemeyeceği, görselliğin kolaylığından yararlanan kavramsallaştırıcılığı içindeki ‘tablo’... Dilin böylesi bir somutlukla kullanıldığı daha başka yüzlerce yer göstermekte olanaklı. Ve bu kullanımlardan vazgeçmemiz de pek olanaklı görünmüyor. İşte Bäcker, alıntısını tam buradan yaparken bu gerçek zorluğu da gösteriyor: İnsanı dışladığını söylediğimiz bu kavramsallıktan kurtulmak gerçekten olanaklı mı? Evet, çoğu bildiğimiz, kullandığımız, evrensel denebilecek yöntemler. Failin düşünüşüne uzak olduğumuz yanılsamasını vermiyor tutanak.

Son olarak burada hakkının verilmesi gereken bir nokta da tutanak’ın ‘Somut Şiir’in aynı yöntemlerini kullanarak tam tersine ulaşabildiği, yani insanın bu gözden kaçırılışını gösterdiği, tutanak’ın bu anlamda Somut Şiir’in namusunu da temizlediği.


3. Metinlerin arasında

tutanak,tarihsel ön bilgi gerektiren ve bağlama dair tarihsel bilgiye sahip oldukça daha çok anlaşılabilen, etkisi artan bir eser. Ancak bazı sayfaların anlaşılması belli bir araştırmayı gerekli kılıyor veya anlaşıldığı düşünülen sayfalarla ilgili yapılacak bir araştırma arşivlere gidildikçe yeni perspektifler kazandırıyor. Sonlarda yer alan iki metnin bu açıdan ilginç olduğunu düşünüyorum, tutanak’ın 126. sayfasında aşağıdaki metin durmaktadır:

“ilan edildi’den sonra eklenecek: / yasaklamadığı’dan sonra eklenecek: / ters düşmedikleri’den sonra eklenecek: / nüfuz eden’den sonra eklenecek: / muaf tutuldu’dan sonra eklenecek: / dönüştürüldü’den sonra eklenecek: / yağdırdığını’dan sonra eklenecek: / tayin edildiler’den sonra eklenecek: / zorla götürdüklerini’den sonra eklenecek: / atıldılar’dan sonra eklenecek: / cezalandırma’dan sonra eklenecek: / dağıtıldılar’dan sonra eklenecek: / yağmalayan’dan sonra eklenecek: / kontrolünde bulunduracak’tan sonra eklenecek: / tertip edildi’den sonra eklenecek: / olmak için’den sonra eklenecek: / gizlemek’ten sonra eklenecek: / sömürmek için’den sonra eklenecek: / takviye etmek’ten sonra eklenecek: / kullanıldılar’dan sonra eklenecek: / imkan verecek’ten sonra eklenecek: / hedefleyen’den sonra eklenecek: : / felce uğratmak’tan sonra eklenecek: / korumayı’dan sonra eklenecek:”

İlk bakışta pek bir yere oturtulamayan bu metnin anlamına „notlar“ bölümüne bakınca da varılamıyor. Savaş suçlularına yönelik oturumlarının tutanaklarını içeren 42 ciltlik Uluslarası Nürnberg Mahkemesi’nin XXIII. ve XXIV. ciltlerinden alıntılar yapılmış. Ancak arşive gidilip bakıldığında satırlar aralanmaya başlıyor: Hepsi de daha önce çıkmış olan ciltlerdeki kayıtlara göndermeler ve eklemeler yapan ek bir ciltten alınmışlar. İlgili cilt ve sayfadaki, italik yazılmış sözcüklerden sonra gelmek üzere “eklenecek” olan kayıtları içeriyorlar. Bunların gerçek anlamları ilgili oldukları cildin, ilgili sayfasına gidilip okunduktan sonra anlaşılabiliyor ancak. Ek cilt ana ciltlere, ana ciltlerse suçlara gönderiyor. İster istemez Bäcker’in, niçin böyle bir yol seçtiği; niçin alıntılarını direkt olarak ilgili ciltlerden yapmadığı sorusu geliyor akla.

Somut şiirle ilgili bölümde bahsettiğime benzer bir durumun burada da söz konusu olduğunu düşünüyorum: Hukuk dili gözlem altına alınmaktadır. Savaş suçlarının tekil vakalarıyla uğraşmanın yanında mahkemeler genel bir hukuksal prosedürün içine düşmektedirler. Her ne kadar bu uluslararası mahkemelerle nasyonal sosyalist hükümet yargılandı ise de, bir bürokratikliğin pençesine düşmeden gerçekleşemedi bu. Ve bu durumu aşmanın, teker teker vakaların hakkını vermenin çaresi; bu yolu geri gitmek.

tutanak, son sayfasındaki şu sözcüklerle kapanıyor:

“MONUMENTA GERMANIAE HISTORICA (bkz.),”

Orijinal dili olan Latince’de bırakılan bu sözcüklerin Türkçe karşılığı „notlar“ bölümünde verilmiştir: “ALMANYA TARİHİNİN ANITLARI”. İlk bakışta ironik bir dille Almanya tarihinin olumsuzluklarına bir gönderme yapıldığı düşüncesini veriyor. Ancak arşiv kayıtlarına gidildiğinde sözcüklerin görünür anlamlarından ötesini içerdikleri fark ediliyor. Bu kayıt Meyer Ansiklopedisi’nin IV. cildinin 943. sayfasında aynı haliyle karşımızda durmaktadır. Tekrar sondaki “(bkz.),” ibaresine uyulup ansiklopedinin “MONUMENTA GERMANIAE HISTORICA“ kayıtlı sayfasına gidildiğinde ise yine „notlar“ bölümünde verilen şu kayıtla karşılaşılıyor: “1819’da kurulan Alman Eski Tarih Topluluğu’nun, Alman ortaçağ tarihini araştırmaya yönelik büyük kaynak ve belge kitapları dizisi.”

Her şeyden önce 1819’da niçin böyle bir tarih kurumuna gerek duyulduğu sorusu geliyor akla. Kırk yıl önce gerçekleşmiş olan Fransız Devrimi’nin dalgaları Avrupa’nın her yanına yayılmıştır ve gelişen milliyetçilik ulusal bir kimlik oluşumunu olanaklı kılmak için kendi tarih yazımını talep etmektedir. Ve üstelik tam da Alman ortaçağından hareketle yapacaktır bunu. Akla hemen ortaçağın sinagog yangınları geliyor. Antisemitizmin ve bir grubu dışlayarak bir kimlik yaratmanın kökleri çok eskiye gitmekte.

Evet bu Tarih Topluluğu kaynak ve belge kitapları dizisi yayınlamıştır ve tutanak’ın son sayfasında tekrar kaynaklara, belgelere geri gönderilmekteyiz. Bu iki örnekte tutanak’ın sadece tarihi bize getirmediğini, aynı zamanda bizi de o tarihin metinlerine gönderdiğini görüyoruz. Bu çift yönlü vektör aracılığıyla Bäcker, tutanak’la holokaust üzerine metinler arasında bir bağlantılar ağı kurmuş. tutanak tüm diğer metinlerce belirlenen bir son nokta değil sadece, geri dönerek kaynak metinlere olan bakışı da sorguluyor, onların yeniden okunmasını da talep ediyor. tutanak kaynak metinlerle ilişkisini, onları nasıl biçimlendirdiğini deklare ediyor, dolayısıyla seçilen perspektifi okura gösteriyor. Geçmiş olguları değiştirme sanşımız yok ama onlara bakışımızı değiştirebiliriz. Özgürleşmenin yolu sürekli metinlere geri dönerek arınmaktan geçiyor, bir sisyphos çalışması...

tutanak, s.24.




NiliM 22 Mart 2007 13:02

Sabır

Sabrı anlat bana...
Mağlubiyetlere dayanmayı öğret ruhuma
Bir ışık yak aydınlansın ufuklarım
Söyle ne vâkit sona erer bu amansız sınanma?

Özlemi anlat bana...
Göğünde kanat çırpan vuslat kuşları
Nereye konarlar yorulduklarında?
Ayaz yemiş sevdaların bakışlarındaki
Ümitsiz ümitleri anlat.
Yalnızlığın dili olsaydı sormazdım sana...

Sevgilerin nihayetini anlat...
Nasıl biter bir sevda?
Yakıp, yıkılan umutların külleri
Nereye savrulur sonunda?
Ben sustukça sen anlat...
Hüzünlerine geldim,
Bir damladan derya yaptığım hasret
Ve
Dinmek bilmeyen bir sancıyla.
Al kat acılarımı acılarına...

Hep vuslatı düşünürken savruldum
Yüreğimin esir rüzgârlarıyla.
Hayat körebe oyunuydu
Sobelendim yaşanmamışlıklara.
Anlat, merak ediyorum
Her zaman ışık var mıdır, tünellerin ucunda?




Saynur İnal


kambis 22 Mart 2007 13:14

Gül Yaprağı Gibisin Yastığımda

nerede başlıyor bu ayrılık
nerede bitiyor
sınırı nerede bilmiyorum
öyle bir günde geliyorsun ki
gittiğini unutuyorum o an
var mısın yok musun

gül yaprağı gibisin yastığımda
saçlarında yosun kokusu
hangi limanlardan geldin
hangi mavilerde yıkandın

her gelişin
bir tükenişe başlatıyor yaşamı
bu yazgının kör ruhuna inat
denizlerinde yitirip yeniden buluyorum kendimi
sende benim gibi
doyumsuz musun

güvercinim ürkek ve sıcak
sokulmuş koynuma uyuyorsun
dalgalar kıyıları dövedursun
rüzgarlar pencereme vuradursun
üşümez sen varken ellerim
alıp gitme sıcaklığını
ne olursun

Emre Gümüşdoğan



Yasaktın bana


Sen yasaktın bana
yasaklıydın
Tutamazdım ellerinden
Bakamazdım gözlerine
Avuçlarının içine yumamazdım ellerimi
Dinlemek haramdı
senden o güzel aşk şiirini
Sevişemezdim seninle
oda günahtı
Koyamazdım başımı gögsüne
sayamazdım gökyüzündeki yıldızları
Seyredemezdim bile seni
Gözlerim bile yasaklıydı sana
Ben dokunamazdım sana
Yasaktın sen bana!


Gülce Şeren


Hasretinle Kavrulan

Sevdamı mısralarda gizlerim
Bırak seni şiirlerde seveyim
Öyle bağladın ki çareleri
Sensizliğin müebbetindeyim.

Dilindeki ismimin ne önemi var
Seslendiğin ben olmadıktan sonra
Özleminin ne kıymeti var
Yüreğindeki küller savrulduktan sonra.

Şimdi bir ağacım uçurum kenarında
Yeşerip de sevdanla
Hasretinle kavrulan
Ve dalları sadece sana açılan.

İbrahim Ethem Bingül


Misafir 22 Mart 2007 13:31


- Korkma ilerle -

Kaç
hayat yaşanır
bir ömre, kaç yaşam sığar

Aldanıp yaşama

kaç kere doğar yeniden
kaç kere
ölebilir insan

Çevir gözlerini içlerine

At bir adım daha

İlerle
korkma uçurumlarından

Alıştırıldığımız yaşam
kendi yaşamımız değil

İç savaşlarımızda yenen de
yenilen de biziz

Öldürmek için peşine düştüğümüz
kendi yaşamımız

yoluna tuzaklar kurduğumuz avımız
kendimiziz.

Korkma

yürü yollarına
Salına salına
sarsıla sarsıla

Henüz ıslak ve nemliyken
şekillendir

Bittiğinde öğrenilen yaşam
neye yarar

Kaç hayat yaşanır ki
bir ömre
kaç yaşam sığar..


Dionisos...

En muhteşem eser
dolu dolu yaşamdır.
Öner Kaçıran


Mystic@L 22 Mart 2007 13:42

yazılırken
ayrılık
aşkların büyülü şarkısına
alnım kar, başım duman, kirpiklerimde çiğ
burada yatıyorum... burada!
uzaklarda o kadın gülümsüyor
kalbi buruk anılarda...

"kal" diyorum: yamacında;
bir yüzü bana kararırken dünyanın
şafak söküyor senin yanında

yenilme ve düşürme sen yüzünü kahrın inzivasına...
Yılmaz Odabaşı


NiliM 22 Mart 2007 14:14


Yak git



Sende yak beni ne farkeder?
Gelen yakar giden yakar
Sonu bitmeyen yol gibi aşklarım

Tut ellerimi bırakma desem yanımda yok
Bak gözlerime hiç gitme desem yok
Yok yok
Nereye baksam yok
Onu asla bulamayacağım
Derin çukurlara,ıssız mezarlara attım sevdamı
Sevdamın içinde o da saklı
Sevdam nereye gitse;
O da gidiyor
Yakalayamam asla gittiği yere kadar gitsemde
Keşke hiç görmeseydim onu
Bakmasaydım yüzüne
Bir kez olsun gülmeseydim
O tatlı yüzüne
Ne olursa olsun duymasaydım adını
Anmasaydım hiç
Varlığını bilseydim ama görmeseydim
O zaman ne severdim onu
Ne de geceler arkadaşım olurdu
Uykumu bölmezdi o zaman hayali
Rüyalarıma girmezdi
Hep böyle oluyor benim sevdalarım
Sonu bitmeyen yol gibi aşklarım...


Eda Dalgıç


ispermecet 22 Mart 2007 14:50

Avusturya İkinci Dünya Savaşı Sonrası Deneysel Şiiri Seçkisi’ nden


Espriler

BİRAZ KAFA PATLATMA
“anne, timsahlar ipek de mi yer?”
“bilmiyorum, çocuk”

TAM BİR BOYUN EĞİŞ
“Koş, koş! Karın bir şişe ile merdivenlerden düşüp yaralandı”
“aman tanrım! Yukarı mı geliyormuş yoksa aşağı mı iniyormuş”


emma polise gider ve hugo’sunun kayıp olduğunu bildirir.
polis sorar “eşinizin herhangi bir emaresi var mıydı?”
“yoktu” der emma üzülerek


“garson bey, bugün bana ne tavsiye edeceksiniz?”
“dana eti yanında pilav”

Gerhard Rühm çeviri Erhan Altan




Orman

ben derin karanlık bir testiyim :güneşli bir ikindidir yaprak
kendi kararan ruhumda :incisiz ıtırlar yayıyorum ben de
sezi dolu gözler :çiçek köklü gece yosununda
bir ışık diğerinin ardında :hışırdayan ay ipeği
sızmışlar gülümsememe : örümcekler nefes alıyor

h.c. artman çeviri Erhan Altan





h.c. artmann: Poetik eylemin sekiz maddelik bildirisi (1953)

Karşı çıkılamayacak bir cümle vardır ki, o da bir kez olsun bir sözcük yazmamış veya söylememiş olan birinin de şair olabileceğidir.
Bunun için ön koşul, az veya çok poetik davranmaya duyulan istektir. Mantığa uymayan jest bile mükemmel güzellikte bir eyleme, yani şiire yükselebilir. Güzellik burada çok geniş bir hareket alanına sahip bir kavram olarak ele alınmalıdır.

1/ Poetik eylem ikinci elden temsili, yani dil, müzik veya yazı aracılığı ile her türlü iletimi ret eder.

2/ Poetik eylem salt şiir için şiirdir. O salt şiirdir ve tanınma, övgü veya eleştiri gibi yönelimlerden uzaktır.

3/ Poetik eylem belki de yalnız rastlantı sonucu kamuya ulaşır. Ama bu yüz kerede ancak bir lezzettir. Güzelliğe ve saflığa duyulan saygıdan dolayı tanınma amacıyla yapılmamalıdır, o yüreğin ve paganca alçakgönüllüğün eylemidir.

4/ Poetik eylem bilinçle doğaçlanır ve şaire gerek göstermeyen bir durum asla değildir. Yoksa böylesi bir durum farkında olmadan her aptalın başına gelebilir.

5/ Poetik eylem en soylu şekilde verilmiş pozdur, her türlü kibirden arınmış ve gönüllü bir vazgeçiş içindedir.

6/ Poetik eylemin en takdir edilecek ustaları olarak ilk elde şeytani-ağıtsal C.D. Neron’u ve her şeyden önce efendimiz felsefi insancıl Don Quijote’u sayıyoruz.

7/ Poetik eylem maddi olarak bütünüyle değersizdir ve bu nedenle en başından ******liğin mikrobunu taşımaktadır. Sadelikle yerine getirilişi tamamıyla soyludur.

8/ Gerçekleştirilmiş poetik eylem anılarımıza sinmiş ve gerçekten bizden koparılamayacak bir şekilde taşıdığımız nadir zenginliklerimizden biridir.

Çevirenler Sadık Akfırat, Erhan Altan


Mystic@L 22 Mart 2007 14:53

Yine Dağdır Dağ -V yazılırken
ayrılık
aşkların büyülü şarkısına
alnım kar, başım duman, kirpiklerimde çiğ
burada yatıyorum... burada!
uzaklarda o kadın gülümsüyor
kalbi buruk anılarda...

"kal" diyorum: yamacında;
bir yüzü bana kararırken dünyanın
şafak söküyor senin yanında

yenilme ve düşürme sen yüzünü kahrın inzivasına...
Yılmaz Odabaşı


tikkymelike 22 Mart 2007 14:56

SON BİR KEZ DAHA
Gönül bahçesinden ne güller derdim
Sen yoksan içinde dermem bir daha
Ben senin uğruna ne dağlar deldim
Sen yoksan yanımda delmem bir daha

Ne yollar yürüdüm arsız amansız
Beni beklemezsen,gelmem bir daha
Ben seni sevmiştim,her dem yalansız
Bana yalan deme,sevmem bir daha

Gönül denizimde su idin,içtim
Benden usandıysan,içmem bir daha
"Güzeller içinden ben seni seçtim"
Sen de sevmez isen,sevmem bir daha

Sevda yollarına çıktık seninle
Bile yürümezsek bir daha
Gözlerinle konuşurdun benimle
İstersen yüzüne bakmam bir daha

Sevda diye gezdim,sevdayı çizdim
Okumazsan sana uymam bir daha
En güzel şiiri ben sana yazdım
Eğer sevmediysen yazmam bir daha

Çözmüştüm sırrını aşkın sevdanın
Eğer kalsın dersen çözmem bir daha
Sen yoksan da hep var oldu hayalin
Ben sensiz hayale dalmam bir daha

Kırılıp gidersem toplanmam geri
Gidersem geriye dönmem bir daha
İnsana gerkir yoldaş,yareni
Olmazsa yanımda gülmem bir daha

Bzen yaz olursun,bazen kış gibi
Sensiz zamanları saymam bir daha
Eğer vuran sensen hayallerimi
Ben senli hayaller kurmam bir daha

Eğer istemezsen seni sevmemi
Adını ağzıma almam bir daha
Ağır gelir taşımazsan gülümü
Ben sana güllerim vermem bir daha

Dosteli bu,umman olmuş geziyor
Sen yoksan yanımda,gezmem bir daha
O kalemi her dem sevgi yazıyor
Sen de okumazsan yazmam bir daha
....................................
Gülabi Deniz



tikkymelike 22 Mart 2007 15:47

İNANMAKTIR SEVMEK
İnanmaktır sevmek
Tüm içtenliğinle....
Güvenmektir duygulara
Okuyabilmektir gözlerdeki sözcükleri
Haykırabilmektir sevgiyi hiç bağırmadan
Direnmektir sevmek...
Tüm acılara direnmek...
Sevdiğine seni seviyorum!diyebilmektir
Anlatabilmektir sevdiğini
Yazabilmektir en yüce aşk şiirlerini...
Engüzel aşk sözleriyle...
Bazı an'lar vardır;haykırmak gelsede içinden fısıltıyla söylersin
'?Seni seviyorum?'ları....
Seni duymayacağını bildiğin sevgilerde....
..........................................
Gülay Atilay Durmaz


blood_lovee 22 Mart 2007 19:30

Sanki Geleceksin

Çıkacaksın bir yerlerde karşıma...
Yüzüne hasret bıraktığın günler geride kalacak.
Gözlerine bakıp yine eskisi gibi gülümseyeceğim sana.
Hiç bir şey olmamış gibi...
Eski güzel günleri hatırlayacak
Belki dolacak gözlerimiz ama
Kavuşmanın mutluluğu susturacak ikimizi.
Kız kulesini, gezdiğimiz sahilleri,
Hiç kimseyi umursamadan sevgiye dair ne varsa,
Ne yaşadıysak hepsini tekrar tekrar yaşayacağız.

Sanki geleceksin...
Unuttuğum yüzün vefasız gözlerin bakacak bana yeniden.
Bıraktığın o küçük kız büyüdü artık göreceksin.
Hesap sormak bile zor gelecek bana.
İçimde büyüttüğüm onca acıya rağmen göreceksin,
Hissedeceksin o büyük, o saf sevgiyi yüreğimde.

Sanki geleceksin...
Pişman olup af dileyeceksin benden.
Kaybettirdiklerini anlayacaksın belki ama çok geç olacak biliyorsun.
Ya senin kaybettiklerin?
Hiç kimse sevemeyecek seni benim seni sevdiğim kadar.
Hiç kimse savaşamayacak yıllarla benim gibi
Ve hiç kimse benim kadar özlemeyecek seni...
Anlayacaksın vefasız sevgili...

Sanki geleceksin...
Sileceksin yılların özlemini.
Bir şans, son bir şans dileneceksin benden.
Senin bana vermediğin o şansı benim sana vermem için yalvaracaksın
Ben yaptım şimdi sen yapacaksın,
Sen alacaksın gururunu ayaklar altına.
Tadacaksın bu acıyı derinden.
Ve öğreneceksin sevgili aşkta gurur olmayacağını.

Sanki geleceksin... Çıkacaksın karşıma...
Yürekse yürek, sevgiyse sevgi...
Ben ağladım yıllarca şimdi sen ağla karşımda.
Acıysa acı hemde en büyüğü.
Ben öğretemedim sana sevgiyi.
Silemedim kalbinden nefreti.
Taşlaşmış o kalbinin duvarlarını benim sevgim yıkamadı.
Evet sanki geleceksin
Ve bana yanıldığımı göstereceksin taş kalpli sevgili.

Bir gün evet bir gün geleceksin...
Geleceksin kendi ayakların getirecek seni bana.
Hayal değil, rüya hiç değil, boş umut değil
Ve bu bekleyişim boşuna değil.
Sen sanıyorsun ki hala seviyorum seni.
Hala deli gibi tutkunum sana.
Ama haklısın sevgili.
Kendime bile söyleyecek cesaretim olmasada doğru olan bu.
Ama farketmez artık yosun gözlüm.
Onca acıyı unutmadım.
Daha hesabını soramadım.
Geleceksin biliyorum ve ben bekliyorum...
Nasıl birşey anlamıyorum,
Seviyorum hemde ölesiye nefret ediyorum.

Sanki geleceksin...
Sanki çıkacaksın biryerlerde karşıma..
Bekliyorum vefasız sevgili....


Türkan Koç


Mystic@L 22 Mart 2007 21:20

Acıya Alışılmaz

Hangi çığlık bir çığ gibi yarıyorsa
gecenin gerilmiş karnını bu saatte
acı tükenip bitmiştir orada artık
çırılçıplaktır tarihin bu sayfası

Fiziğin armağan ettiği bu teller
keçeleştirirken cinsel organımı
haykırıyorum insan olduğumu
ve çatlatıyor alnımın en gergin teli

Ahmet Telli


Misafir 22 Mart 2007 21:33

Bu Gece En Hüzünlü Şiirleri Yazabilirm
Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim

Şöyle diyebilirim : 'Gece yıldızlardaydı
Ve yıldızlar, maviydi, uzaklarda üşürler'

Gökte gece yelinin söylediği türküler

Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim
Hem sevdim, hem sevildim, ya da o böyle söyler

Bu gece gibi miydi kucağıma aldığım
Öptüm onu öptüm de üstümde sonsuz gökler

Hem sevdim, hem sevildim, ya da ben böyle derim
Sevmeden durulmayan iri, durgun bakışlı gözler

Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim
Duymak yitirdiğimi, ah daha neler neler

Geceyi duymak, onsuz daha ulu geceyi
Çimenlere düşen çiy yazdığım bu dizeler

Sevgim onu alakoymaya yetmediyse ne çıkar
Ve o benimle değil, yıldızlıdır geceler

Yürek zor katlanıyor onu yitirmelere
Bakışlar sanki onu bana getirecekler

Böyle gecelerdeydi ağaçlar beyaz olur
Artık ne ben öyleyim ne de eski geceler

Sesim ara rüzgarı ona ulaşmak için
Şimdi sevmiyorum ya, eskidendi sevmeler

Şimdi kimbilir kimin benim olduğu gibi
Sesi, aydınlık teni, sonsuz uzayan gözler

Sevmiyorum doğrudur, yürek bu hala sever
Sevmek kısa sürdüyse unutmak uzun sürer

Bu gece gibi miydi kollarıma almıştım
Yüreğimde bir burgu ah onu yitirmeler

Budur bana verdiği acıların en sonu
Sondur bu onun için yazacağım dizeler
Pablo Neruda


NiliM 22 Mart 2007 22:20

Askerin Mektubu

Ayrılmak vakti gelmişti sevdikleriden
Ayrılık vaktiydi her geçen saatler
Gözlerimde bir damla yaş
icimde ise güzel şimdi bir sevinç
Ayrıydım evimden ayrıydım sevdiklerimden
Aglama anam aglama sevdigim
Oglun artık bir asker

Aglamayın analar aglamayın sevdiklerim
Bizler yaşadıkça bu bayrak dalgalanacak
Üzülme yarim üzülme sakın babacıgım
Bu vatan bizler varoldukca
Bu vatan bizle beraber yaşayacak

Dag başında okunur sevda mektubu
Bazen bir cümle bazende bir resim
Duygulara en güzel tercüman olur
Kimimiz sevdalısından kimimiz anasından
Ayrı olsada saklar göz yaşını
Aglama anam aglama bir tanem
sevdalın şimdi bir asker

Üzülmeyin analar üzülmeyin babalar
Gün gelir biter bu hasret
Alır gelirim düşmanın başını
Bizle var olmalı bizleyaşamalı
her zaman bu vatan


Burcu.N.Çalım


Misafir 22 Mart 2007 22:33

Her Şey Sende Gizli

yerin seni çektiği kadar ağırsın kanatların çırpındığı kadar hafif..

kalbinin attığı kadar canlısın gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...

Sevdiklerin kadar iyisin nefret ettiklerin kadar kötü..

ne renk olursa olsun kaşın gözün karşındakinin gördüğüdür rengin..

yaşadıklarını kar sayma: yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

ne kadar yaşarsan yaşa, sevdiğin kadardır ömrün..

gülebildiğin kadar mutlusun üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin

sakın bitti sanma her şeyi,sevdiğin kadar sevileceksin.

güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer

ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın

bir gün yalan söyleyeceksen eğer bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın

unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.

kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.

kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

işte budur hayat! işte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın

bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün

ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun

çiçek sulandığı kadar güzeldir kuşlar ötebildiği kadar sevimli

bebek ağladığı kadar bebektir

ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,

SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN...

Can Yücel


tikkymelike 22 Mart 2007 22:59

BEN/VAR OLMADIM Kİ HİÇ SENDE
Ben sende hiç var olmadım ki!
Sıcak yaz akşamlarında
Söylediğim/şarkılarım vardı sadece

Baktığında/gözlerime
derya deniz görüyordun bende
gülüşlerimde/gül bahçelerin vardı
Ben sende hiç var olmadım ki!

Her baktığında
yıldızsız gecelerinin yıldızı
soğuk kış akşamlarının sıcağı
/fırtınalara yakalandığında
sığınacağın bir limandım/her zaman

Yalnız akşamlarının kalabalığı
bencillik hapisanenin
tek tutuklusuydum
Ben/ben olarak
var olmadım ki hiç sende

Duygularım/varlığım/sevgim
/öfkem/nefretim/hıncım
görmedin ki hiç bunları
sen istediğini aldın benden
istediğin gibi gördün hep

Güçtüm karşında her zaman
bana vurduğun her darbede
yıkılmadığımı/ayakta kalmamı gördün
yüreğime sapladığın hançerde
akmayan kanımı gördün

Seninle her konuşmamda
susturmayı seçtin hep
/boğazıma ip geçirdin
idamlık mahkumlar gibi
/hala nefes alışımı gördün


Ben var olmadım ki hiç sende!
gücüm/direncim/inancım vardı


Birde hiç bitmeyeceğine inandığın
sevgim vardı sadece.....
....................................
Figen Yarar



Mystic@L 22 Mart 2007 23:30

Acıları Kurşunlamak

Yüreğimi aç , kapıları arala ,
Uçurumlarda yürütme beni.
Çalınmış özlemlerin yası,
Atılan kurşunlardan değil ,

Acılardan, tâ içlerdeki acılardan.
Acıları kurşuna dizseydim ,
Ölürler miydi?
Yoksa yüreğimi sakat mı bırakılardı ?
Doğar mıydı özlemlerle yeniden ?
Vursaydım yüreğinden sevdanın ,
Ölür müydü ölümüne ?

Yavuz Bayram Çalışkan


Misafir 23 Mart 2007 00:14

Son kez...

Birazdan gözlerimi kapatacağım
Ve son kez geçeceksin düşüncemden.
Süzülecek karanlığa ne varsa benden yana.

Ellerimi yumacağım; tuttuğum da kalmadı, diyeceğim
Avuçlarım boş…çekip gidecek anılar başucumdan.
Düşecek kollarım…emanetti zaten.

Ve son kez gideceksin dudaklarımdan
Çekilecek zaman, tükenecek mevsim.
Ne soğuk, ne sıcak…bilmeyeceğim.

Çok da önemi yok, sen gittikten sonra.
Esmer düşlerimi saran temmuz güneşinin
Terimdeki tuzu çalan mavilerin.

Sokakları yuttu sanki caddeler, şehirler caddeleri
Mavi tabelada şehrin de ismi silindi.
Adressiz kaldım, kayıp bir ülkedeyim belki.

Yağmura yakalanmayı isterdim şimdi…
Bedenimde kuruyan her hücre için
Ve bulutlar sararken, sökse yıldızlar öpüşleri.

Tenimden usulca sıyrılırken
Dilsiz şahidin olsa gelincikler
Dedim ya mevsim yitik…zaman şimdi duracak!

ve sen gidiyorsun
Son kez gidiyorsun dudaklarımdan.
Ve ben ilk kez ölüyorum.

Hayat…en çok
mavi akşamlarına acıkacağım.
Gel gör ki; ecel aşıkmış bana…

Arzu Altınçiçek


tikkymelike 23 Mart 2007 00:43

HİÇ?
Eriyorum bir mum gibi;
Senin yüzünden!
Eriyorum ama sanma ki sevgimden;
Eriyorum sana olan nefretimden!
Parçalasam seni tırnaklarımla,
Yine de dinmez sana olan öfkem!
Kinimi kussam;
Taşar okyanuslar,gömülür dağlar!
Kusmayıp sussam;
Coşar sıkıntılar,içim kan ağlar!
Her bir hücrem nefretle dolu,
Artık yolum,nefret yolu!
Beynim karmaşık,yüreğim çamurlu,
Senin yüzünden!
Oysa senin için neler düşünmüştüm?
Senin için *ne iyi insan* demiştim.,
Yanılmışım hakkında,özür diliyorum.
İnsana güvenmenin cezasını çekiyorum.
Oysa ki sen koskoca bir HİÇ'mişsin!
Yıllarca *seni unutamam* diyordum;
Senin gibi bir "HİÇ" nasıl hatırlanabilir?
......................................
Nevzat Önoğlu


Misafir 23 Mart 2007 00:47

Unutulan Şeytan Gibi...


Unutulan şeytan gibi
Girdin hayatıma
Gömüldüğün
Hatıralar arasından
Çıkıp geldin
Sebepsiz ölüm gibi...

Yığılmış taşlar gibi
Kurulan dünyama
Sanki yeryüzünün bağrında
Duramadın da geldin
Bir çağlayan gibi

Sönmüş yıldızlar gibi
Yorulan karanlığıma
Güneşten ateş çaldın da
Sönmeden yetiştirdin
Sıcacık umut gibi...

Döndürülmüş dünya gibi
Durdurulmuş zaman
Sahipsiz mekan gibi
Çaresiz bıraktın beni
Yaşanmamış kader gibi...

Oysa ben şimdilerde
Kutsanan siyahlardayım
Yoluna dökülen sarı laleler
Dönüp duran yürekler gibi
Sen vadettiğin ölümle git
Kovulmuş şeytan gibi...

Bülent Özdemir


arwen 23 Mart 2007 01:19

Dillerin sussa,gözlerin söyler.
Orada her şeyi okurum birtanem.
Güzeli sevmeyen, dünyayı neyler,
Dalında yıllarca şakırım,birtanem.

Dökülse saçlarım,geçsede gençlik çağım,
Kurumaz bir lahza,bahçem ve bağım,
Desen ki! 'Sinene yaslanacağım'
Şiirden bir atlas dokurum, birtanem.

Top top güllerinle,bağrımı taşla,
İster kes öldür,istersen haşla,
Yeter ki kirpiklerin dolmasın yaşla,
Ben senin yerine ağlarım,birtanem.

Güzeller kurban olur,senin nazına,
Ozanlar,nağmeler söyletir dertli sazına,
Aydan güzel,ışık saçan yüzüne,
'Ölüm var'Deseler bakarım,birtanem.



şennur yıldırım


arwen 23 Mart 2007 02:44

Acılarımı kaynar kazanlara attım,
Sel olarak dirildi gözlerimde.
Kuştüyü bir yastığa başını koyup umudun
Tozpembe düşler görmeyi beklemek değilmiş hayat.
Evleri beyaz pencereli sokaklardan
Günü geçmiş anıların durduğu,
Eski döşemeli kaldırım taşlarının
ve güze beyaz bayrak kaldıran,
Ağaçların arasına atılmış bıkkın bakışları
Toplayamaz olmuş sarı bir rüzgar.
Gözyaşına bile vakit yok derken,
Bir başlangıç, artık sonu dilerken,
Sev beni sevgilim.
Gözlerini maviye açamadığın sabahlar olacak.
İlk sayfada biten bir roman hüznüyle
Yaş dolan ellerini kurutamadığın geceler olacak.
Belki üzgün bakışlarını özleyeceksin,
İlk gün özlemini taşıyan son günün.
Ellerini uzatamayacaksın.
Güllere naz yapan bahar gibi,
Gecikemeyeceksin.
Öyle bir şeyler soramayacaksın artık.
Tut elimi,
Fırtınada batmaya mahkum bir geminin,
Son ahşabında.
Gelinliğe hazırlanan bir ağacın,
Son yaprağında
ve sana 'gel' demeyi becerebildiğim günün,
son dakkasında tut elimi.
Nereye gidiyor insanlar?
Evler niçin bomboş?
O günün anısına, altında alnından öptüğüm
O çalılık nerde?
Her şey neden hızlandı?
Avuçlar göğe bakıyor.
Sensiz gecelerden birindeyim yine,
Gözlerim yol çekiyor.


ahmet nuri turan


arwen 23 Mart 2007 04:24

Bir zamanlar,
Sana ulaşmak için
Bir kaç adım yeterliydi.
Şimdi de bir kaç adımlık yakındasın.
Ama,
Öyle uzaksınki...


ahmet nuri turan


Misafir 23 Mart 2007 11:51

PARMAKLIĞIN ÖTESİNDEN

Bu sefer bayrağını çekmiş vapur
Bizim Karadeniz´e gider.
Beni alıp götürmese de,
Alır, düşüncemi çocukluğuma götürür,
Çocukluğumun memleketine.
Kıyıcığında doğmuşum Kastamonu´nun
Fener fener bilirim Karadeniz´i.
Kahrını çekmişim yıldızının, poyrazının,
Ecel terleri dökmüşüm karayelinde.
Kim bilir ne haldedir,
Benim frengisiyle meşhur memleketim,
Şimdi ne halde ?
Ekmekleri mısır bazlaması mı,
Bulgurlu mancar mı hâlâ bayram yemekleri ?
Çok sıkıntı çektik Seferberlik´te,
Çok mısır koçanı yedik, vesikalı;
Bu sefer de vesikasiz yemişler,
Gazsız, sabunsuz kalmışlar.
Kim gider, kim sorar hallerini ?
Bilirim ne vapurun büyükleri uğrar,
Ne insanların büyükleri;
Memurlar gelir ufak tefek,
Büyüyünce giderler.
Balıklardan bile hamsiler vurur,
Vursa vursa karaya.

Göremedik sıkıntısız yaşandığını,
Rahatın şiirini yazamadık,
Ne kadar uzak
Heveslerimle içli dişli yaşamak,
Üzmek hastalıklı şiirlerle
Eşimi, dostumu;
Mezar taşları kadar, ölçülü
Beyitler düzmek boy boy.
İçliyimdir herkes kadar,
Düşündürür beni de şu gökyüzü,
Kuş cıvıltısı, nar çiçegi...
Geçtik bir kalem üzerinden.
Huyumdan ettiniz, Cibali Kızları,
Sekiz düğününden önce
Penceremin altından geçenler,
Saçları dağınık, gözleri uykulu,
Çoraba, tütüne gidenler,
Beni huyumdan ettiniz!
Yorgun gözlerinizdeki acıyı
Dert edindim kendime.
Saçlarını tezgahına yolduranları,
Sıtma gebesi tazeleri görmeseydim,
Boşuna harcayacaktım sevgimi.
Şimdi şu parmaklığın ötesinde kaldı
Bütün çalışanlar;
Teker teker sökülmüşüz toprağımızdan,
Havamızdan, suyumuzdan olmuşuz.
Yaşamaktayız aynı çatının altında
Daha mahzun, daha hesaplı.
Rahat günlerin işçisi olacaktık,
Rahat günlerin şairi:
Bir çift sözümüz vardı
Nar çiçeği, gül dalı üstüne,
Dudaklarımızda kaldı!


Rıfat Ilgaz


Nephthys 23 Mart 2007 12:41










CEHENNEM MELEĞİ

Gözlerini eksik yaşanmış bir bahar gibi kullan
gülüşünü as intihar koğuşlarına
çelimsiz ruhlarda erken yağmurlar biriktir
nasılsa taşra hep hazırdır aşka

Üzülme, sakın dönme kendine
tesellisi ol cehennemin
cehennemin son meleği ol

Gözlerini eksik yaşanmış bir bahar gibi kullan
gülüşünü as intihar koğuşlarına
çelimsiz ruhlarda erken yağmurlar biriktir

Nasılsa taşra hep hazırdır aşka


Cezmi Ersöz


Mystic@L 23 Mart 2007 13:17

Hayal

Olsun ya şu kısa arkadaşlığımız helal,
Belki üzüleceksin ama hepsi hayal.
Hiç istemezdim böyle bitsin bu iş,
Fakat ne yapalım bu gidiş kötü gidiş.
Belkisi fazla arkadaşım üzüleceğim elbet,
İlk mi yapışacak yüreğime köz gibi gurbet.
Kötüyümdür belki de bu yolda herkesten ben,
Ama sen ne diyeceksin bu işe söyle sen!
Sen put olsan karşında ben de putperest,
Yine diyeceksin o zaman bu adam hayalperest.
Aslında hayaller hepsinden de temizse,
Günler boyu sürecek umut yüklü gerçeğin,
Aşk uğruna verilen güzel sözler tavizse,
Ne önemi kalır sanki aranılan gerçeğin.
Yine de kabulümdür benim olsan hayaller,
Sende istersen hep katı gerçekle yaşa.
Zamanla tükenirse başımdaki o yeller,
Vurur musun başını sertçe gerçek bir taşa?
Diyeceğim buraya başlangıcın sonudur,
Sevgi vaadederek kurulacak her hayal.
Sorayım son kez sana vaad ettiğin bu mudur?
HAYAL, HAYAL ve hep HAYAL!!!

İrfan Ünübol


NiliM 23 Mart 2007 13:21

Şayet bir gün

Kaybolursam şiir gözlerinde
Sakın telaşa kapılma emi?
O yosun gözlere
Dalıp dalıp çıkmaktır niyetim.
Ki bir hazan vakti
Bozabilirim bu niyeti.
Ya da belki bir gün,
Bir seher vakti
Rastlaşırsak o rıhtımda,
O gemiye binme ihtimali
Varsa kaderde birlikte,
Not düşeceğim ömrüme;
Bu gün o gündür diye..
O şiir gözlerine dayanamam bilirsin,
O yosun gözlerine..
Eğer ki bir gün
Deli dolu çağlarına ait
Anılarında kaybolursam,
Sakın telaşa kapılma emi?
Ben anılarımın hüznüyle ağlamaklı,
Sen yüreğinde kemanınla,
Gözyaşlarımı sileduracaksın
......
Unutkanlığına esir düştüğün
O vakitlerde,
Kemancı kızın öyküsünde buldum öznemi.
Sancılı sesinle inledi bedenim.
Ve hala;
O şiir gözlerin,
O yosun gözlerin,
Bedenimin bir parçası,
Ağlamaklı….



Yazarı bilinmiyor


Misafir 23 Mart 2007 14:59

Avuçlarımda Olmayan Anılarım


Avuçlarımda olmayan anılarıma
Şimal soğuğunda sarıldım yalnızlığımda.
Ki sırtım kuzey kutbuna dayalı, bahçemde laleler sarı,
Ilıman iklimini özlediğimin ıslak dudakları
Masumluğunda saklı nefesinin sılası…


Avuç avuç Atlas kumu,
Araladım çaresizce avucumu
Akıttım sensizliğin saat kumunu,
Ahlar arasında yıldızlar doğdu
Alaz oldu, ihanetleri mahşer boğdu,
Aşk çarptı kumul soğuğu…


Kanatlarında siyah beyaz fotoğraflardan yükselen martıların dansı,
Kızıllığında yaktı akrepleri lodosun alazı,
Kervansarayların kemerleri sana yaslı, gözler yaslı,
Kralların saraylarında hüzün takılı, duvarlar yıkılı.
Kasvetinden gece yarısı boceklerinin ağzı tıkalı.
Kalbinde yalnızca Güneş dövmesi kazılı,
Ki zehri acısını içine akıtmıştı çöl tanrıçası…


Kumlara gömülen bir avuç sevdaydı,
Kandı en ağulusundan akıtılanı,
Kanyak basılı sessizlikte, dağlanan gönül yarası.
Kanadı kırık da öğrenmişti uçmayı Boğaziçi martısı.
Kötülüğün gözlerinin gözlerinde efsunlandığı
Kâinatın sıfırlandığı çöl gecesi dolunaylı,
Kumulların tepesinde tilkinin son uluması…


İsi battaniye diye örtünmüş şehrin varoşlarından süzülüp
İliklerinin hurma tadına doyduğu başlangıca
İlklerin gömüldüğü yeni bir ilke,
İlk gün dansı heyecanımızki ilk adım,
İsmi de önemli değil geçmişin, kazılı yüreğime adın,
İlk defa değil ama yine de tüm kalbimle sorarım:
İklimimde kasırgam ve sonum olmaya hazır mısın?

Ali KUMAK


Misafir 23 Mart 2007 15:25

Acının Duvarı Aşılınca
Kendisi çatlamadan Toprağı çatlatamaz tohum
Asmışım sinirini mutsuzluğun
Ayrımsayamıyorum bile öyle mutsuzum
Acısını artık duyamıyorum
Ki kendim öyle bir acı olmuşum
Nasıl görmezse göz kendini
Kendimi arıyor bulamıyorum.
Aziz Nesin


ispermecet 23 Mart 2007 15:57

judith’e
eğer pazartesi gülleri topraklar boyu sürüklerse
durur pencerede beklerim

eğer Salı yağmuru sahilde parçalarsa
o zaman durur pencerede dans ederim

eğer çarşamba çarşamba üstüne güneşi ikiye katlarsa
dururum pencerede ağlarım

eğer perşembe belini parkta kırarsa
giderim pencereden gelen adımlarla

eğer cuma elbisesini bulutlara çarparsa
o zaman durur pencerede sana iki kere ihanet ederim

eğer cumartesi saçını bacada bulursa
o zaman durur pencerede şarkı söylerim

eğer pazar bedavaya ölüm dağıtırsa
o zaman durur pencerede beklerim

konrad bayer çeviri E. Altan




viyana grubu: ortak çalışmalar

sanat güzeldir
zira sanat güzeldir
çünkü sanat güzeldir

yok olmayacak o
çünkü eğer sanat yok olursa
o zaman hiç sanat kalmazdı

işte ama bu olamaz
çünkü o zaman herşey sanatsız olurdu

nakarat
evet biz sançtılar yaratıcılarız
ve yaratmak acı verir
evet biz yaratıcılar sanatçıyız
ve sanat yaratırız

konrad bayer, gerhard rühm, oswald wiener çeviri E. Altan



almanlar için noksansız ders şiiri

karaca kanıyor
tekerleklerin çubukları kırık
onun eldiveninin kaybettim

kuşlar yuvadan düşüyor
kuzunu omzunda taşı
genç güvercinler tarlaya uçuyor

geceler sessiz ve karanlık
büyük şehirde yüksek evler

hayvanların isimleri
gerekli kişilerin isimleri

bana en zarif gömleği ver
zaman her şeyi değiştirir

tüm ülkede
karanlıkta
yakında
iyilikte

sokağın öte yanında
nehrin öte yanında
mezarın öte yanında
dört tekerlekli bir araba
üç kafalı bir köpek
iki kulplu bir kap
tek ayaklı bir insan
arşınla satılmış

tanrıya yakın
sana yakın
yarın bu zaman
sevgimin işareti olarak
tamamen
dünya yerinde durdukça

h.c. artman, konrad bayer çeviren E. Altan


viyana: kahramanlar meydanı

tümbüşüyle kahramanlar meydanı sirkme
beccenderemedi ağatutuk damızdenizinde
aralarında hatta kadınlar dizkastırana
cüzdürmeyi canlabaşla deneyip, umutkarınla
ve hazkırdılar da haylice

gözükara alınperçemgebeşşağı
ıkınarak kuzeyli, hırladı
kana sunak arta-rakamlaşan sesiyle
hırpalayan pimpirik birbaşınaları

pssst!
peltekledi yüce teke sa-tır sa-tır
pervasız püsküren sesközüyle
azarak kaynadı yavrukurtlar gölünde
ve heil’a yorttu kadınlar
dikkapt: eğer bir diz-çömen onları koçarsa

Çeviren Hayati Yıldız


tartışma

bu 1) lirik mi?
1) bu lirik mi?
bu lirik 1) mi?
bu lirik mi 1)

bu 1) liriktir
1) bu liriktir
bu lirik 1)dir
bu liriktir 1).

Çeviren Hayati Yıldız


rahat şiirler

eski kelime oyunu
raylarda –
gitme yaygarayla!
Ki sezmesin tren seni

Adriyatik kıyılarında
Sadece nikah mı kıydırsam?
-Bence kendini balıklara kıydırsan

Sıçıp batırana
Aman n’olur,
Aman n’olur:
Kuşun üstüne mi yapılır!
Sonra yapış yapış olur tüyleri,
Edemez bir daha muhabbeti.

Akvaryum flörtü
Aramızdaki camı
Kaldırmasam daha iyi olacak, Rana,
Piranha.

andreas okopenko Çeviren Hayati Yıldız


Nephthys 23 Mart 2007 16:29

Arama beni


Bu sokak karanlık bak kaybolursun
Sen şimdi uzaklaş boş ver geleni
İzimi sürene sebep olursun
Sen de onun gibi arama beni

Haydi git kendini hiç yorma boşa
Yolun çıkmaz senin bu sarp yokuşa
Ölürsem zevk gibi bir matem yaşa
Sende efkar gibi arama beni

Cüneyt Yağcı


Mystic@L 23 Mart 2007 19:55

Acele Eden Ecele Gider

Gunes acti, uzun surmedi
gozle gorulmuyor

Cocuk okula basladi, uzun surmedi
bir yerde calisiyor

Ruzgar esti, uzun surmedi
yaprak kimildamiyor
Delikanli oldu
ev gecindiriyor

Kar basladi, uzun surmedi
sular akiyor

Karisi iyilesti, uzun surmedi
timarhanede yatiyor

Agac buyudu, uzun surmedi
sobalarda yaniyor

Emekli oldu, uzun surmedi
kadavrada bekliyor

Süreyya Berfe


Nephthys 23 Mart 2007 21:47

ARDIÇ KUŞU

Bahar kadar güzeldin
Özgür bıraktığım yerde,
Bense en ucundaydım
Örselenmiş bir dalın.
Mırıldanırdım şarkıları
Kendimce durmadan,
Seninle olamadığım
Uzaklarda bir yerde.
Rengarenk çiçeklerle
Donanmış yeryüzünde,
Zarif bir çiçektin
Solgun kalan ışıkta.
Hayat paylaşılmakta
Boşluklara sarınıp sensiz,
Sabahtan akşama dek
Akşamdan ayaz sabaha.
Her kim öldürdüyse
Sessiz ardıç kuşunu,
Öldüremedi sevgiyi
Çok şükür halâ.
Bir dalın ucunda
Kanat çırpıyor bak,
Var gücüyle
İnadına deli canlı…

İbrahim SOYALAR


kambis 23 Mart 2007 22:29

Aşk Doğdu
Bir yaz günü seni gördüm
İçime bir heyecan, bir huzur doğdu
Ne üzgünüm ne mutluyum karışık bir şey
Ne olduğunu anlamadım
Ama seni özlemeye başladım
Sanki seni görmeden önce bir şey eksikti
Ve sen o eksikliği doldurdun
Elini tuttuğum o an
O sıcaklığın bedenimi sardı
Birilikte yaşadığımız her an bir hayal gibi saf ve temizdi
Sevgi dolu, umut dolu
Yüzün gönlümün sayfasının şiiri oldu
Ama o gece gidecektin
Senden ayrılmak ne kadar zormuş
Bir son defa kollarıma alıp
Sardım seni kokun tenimde kalsın diye
Bu son öpüşmemiz demen kulağımda
Bir şarkı gibi mırıldanıyor
O gece sabaha kadar ilk defa saatler geçmesin
Zaman dursun istedim
Ve o ağustos sabahı gittin
O son bakisin bende saklım
Meğer aşk doğup bizi sarmış be aşkım.
Zeynep Şahin


Mystic@L 23 Mart 2007 22:40

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasad yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.


Necip Fazil, Cile
1956

Necip Fazıl Kısakürek



Saat: 03:40

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık