![]() |
Deniz Gözlüm Benim İlk değilsen bile Son aşkım olup kal Senden öncesini Yaşamadım sayarım Böyle bir aşka ömür vermeye değer Dillenir de nazara gelir diye korkarım Deniz gözlüm benim Senin için hazırım Eğer ölüm gerekse Ölmeye giderim Yemin olsun seninim çocuklar gibi şenim Deniz gözlerinde hayat bulur gözlerim Yüreğim acır inan senden uzak kalmasın O deniz gözler benim başkası hiç bakmasın Son arzum nedir diye Gelip te bir sorsalar Haykırış olur sesim Sen yine sen der Canım seni özler, seni diler, ister Beni bırakma ele ateşlerim söner ilkay akkaya |
|
Sen Sorumlusun gözlerimin yüzünü aramasından beynimin hayallerle dolmasından kalbimin hızla çarpmasından sen sorumlusun geceleri uyuyamamamdan yazamamamdan , okuyamamamdan her kadında seni aldatmamdan sen sorumlusun |
Yıkılsa da hayalleri bir mavzer sesin de Uçar füzeler Filistin'li çocukların üstünde, Yıkılsa da çocukca hayalleri, bir mavzer sesinde, Patlar bombalar, kücük bedenlerinde, Bir gece vakti, tank sesleriyle... Doğmaz güneş karanlık gecelerine, Düşesi uçaklar saldırır her gece, Barut kokar minik bedenlerinde, Yıkılsa da hayalleri bir mavzer sesinde. Çocuklar ölüyor,barış bunun neresinde, Elin de taşla karşı koyarlar bilmedikleri bir güce, Hiç görmedikleri bir oyuncağı hayal etselerde, Yıkılır hayalleri bir mavzer sesin de! .. Haydar Turan |
GözLerimin içine baktı ve dedi; "AsırLık senin yaLnızLıqın.." Kalakaldım... AsırLıkmış yaLnızLıqım!... 'AsırLarca sürecekmiş' öyle dedi.. 'Ama ben bunu haketmedim' dedim.. Korktu, dinLemedi.. 'HakLıLıqım qün yüzüne çıkarsa, yaLnızLıqa Leke sürüLürmüş'.. ÖyLe dedi, dinLemedi.. Oysa suçum yoktu benim.. Aşkı öLdürmedim, sevdayı kirLetmedim.. Terketmedim aşkı, o beni terkedene kadar... ÖyLeyse suçum neydi benim?? Neden ezeLden beri boş koLLarım.. Ve bakışLarım, neden birine öLesiye bakamıyor.. Can neden kurban oLamıyor, yoLunda öLemiyor bir başkasının.. Suçum.. AsırLar öncesindeymiş.. Kimsenin hatta yaLnızLıqın biLe hatırLamadıqı kadar eskiLerde.. Ve cezam yaLınLıkmış.. YaLın bi sevda biLe yaşayamamakmış.. Kısacası "yaLnızLık.." Suçumu bana hüküm verenLer biLe hatırLamıyor şimdi.. 'Ne zaman bitecek bu yaLnızLık?' diyorum.. ALdıqım cevap "Ne zaman başLadıqını unuttuk.. HatırLayamıyoruz ki.." oLuyor... BiLiyorLar hakLıLıqımı.. AsırLık yaLnızLıkLar haketmedim BEN biLiyorLar.. Ama dinLemiyorLar.. 'HakLıLıqım qün yüzüne çıkarsa aşkın adaLetine Leke sürüLürmüş'.. ÖyLe diyorLar.. DinLemiyorLar.. Ve dava açtım tüm hak ediLmeyen yaLnızLıkLara..! Davacıyım aşkın bu kafasına qöre işLeyen adaLetinden.. Bu hiç hakkı oLmadan can yakan suretinden.. Kişiye qöre muameLe etmesinden ve daha nice beterLiqinden davacıyım.. Kazanacaqım bu davayı... Atacaqım sırtımdan Leke sürüLecek yaLnızLıqı.. Dünyayı dize qetirecek kanıtım... Kanıtım: "AsırLık yaLnızLıqım..!" |
Umudun Menzili Kül rengi geceler göz kapaklarında; Zamansızlık ile yersizliğe yanar. Sözler mahzundur titrek dudaklarında; İfadeler hep manasızlığa yanar. Yarım kalmış hayaller başaklarında Beklersin; güneş doğmaz, yağmur geç yağar. Kavuşmanın ninnisi kulaklarında Umutsuzluk hırçın, ufukları sarar. Derman var sanırsın da ayaklarında Yollar uzun, çileli, menzile kadar... Öfkem dinmez bu şehrin sokaklarında, Gönül sessiz; yine de bir umut arar.... Hasan Gezer |
Yaşayabilme İhtimali Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam... Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim. İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman özlemeye başladım herkesi... Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra.. Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı... Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı... Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık.. Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla... Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle... Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi.. Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu. Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri. Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben. Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim.. Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak.. Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu.. Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri. Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum. Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum. Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum Muş ovasının yalancı maviliğini Otobüs oluyordum bir süre Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde Otobüs oluyordum Bir ülkeden bir iç ülkeye Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum. Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin Korkuyordum Sonra iniyordum otobüsten Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun, ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum. Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda.. Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği bir yol üstü lokantasında Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında Ben seninle herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim! Yılmaz Erdoğan |
Aşkı Özlemek... Bir insanı sevmek, ama sadece duygularla sevmek... Öylesine seviyorsun ki, onu gördüğünde kalbin yerinden fırlıyor, sesini duyduğunda vücudunun kimyası değişiyor adeta. Öylesine hayran oluyorsun ki, bir sürü hatasını görmüyorsun, artık tüm zaafların seni yönetmeye başlıyor. Öylesine saygı duyuyorsun ki, kendini hiç düşünmüyorsun, sadece onun seni düşündüğü kadarıyla yaşıyorsun kendi hayatını. Öylesine verici oluyorsun ki, artık almayı bile unutuyorsun nerdeyse, sanki sürekli sen vermek zorundasın. Öylesine direnç kazanıyor ki vücudun, hastalanmıyorsun bile, hastalıkların varlığından sadece onunkilerle haberdar oluyorsun. Öylesine mutlu hissediyorsun ki kendini, hiçbir olumsuzluk seni yıldıramıyor, sanki hep mutlu olmak zorundasın. Öylesine benimsiyorsun ki onu, yanında değilken gözlerin hep onu arıyor, işte belki de tatlı bir hüzün duyduğun anlar bunlar. Öylesine bütünleşiyorsun ki onunla, her sevişme bir maraton gibi, bitmese, bitmiyor, bitmeyecek... Ancak bir gün geliyor ve sanki kendi varlığını hissediyorsun. Çünkü yorgun olduğunun farkına varıyorsun. Çünkü yapmış olduğun hatalar geri tepmeye başlıyor. Çünkü onun seni sadece kendi ihtiyaç duyduğunda düşündüğünü görüyorsun. Çünkü aslında sen verdikçe bir şeyler alabilmiş olduğunu fark ediyorsun. Çünkü hastalanmaya başlıyorsun, ama bunu bile yalnız yaşıyorsun. Çünkü mutluluğun nasıl bir şey olduğunu düşünmek bile acı veriyor. Çünkü artık birbirinize dokunmaktan kaçınarak oturuyorsunuz, yürüyorsunuz, yatıyorsunuz. Çünkü en son ne zaman seviştiğinizi bile hatırlayamıyorsun. Ve anlıyorsun ki, doğru sandığın kişi aslında yanlışmış, sen aşka aşık olduğun için kendini aldatmışsın! Kahrediyorsun, kendini bu kadar aldatmaya ne hakkın vardı diye. Yaşamakla yaşamamak arasında gidip geliyorsun bir süre... Son çırpınmalar sürüyor karşılıklı, sen aşkı tükettin, oysa asıl o senin güvenini! Ve ayrılık zamanı, her şey mekanik; kutular taşınıyor, camlar çıplak; el sıkışarak vedalaşıyorsun... Kendi yalnızlığının tadını çıkarmaya çalışıyorsun, kendin için yaşamayı öğreniyorsun. Bütün kötü anıları gömmeye başlıyorsun, hatta nefret etmeyi bile beceremiyorsun. Ama bir gün bakıyorsun, içinde büyük bir boşluk var. Rahatlamışsın, mutlu olabileceğini fark ediyorsun yine ibrahım kara |
ömrüm oy Kalabalık kentler ürkütür yüreğimi uğultular doldurur beynimi yürüdükçe tüm gözlerden incinmiş bir bakış sızar istasyonlara kirli vagonlarda taşınan ince bir hüzün gibi ki, hep aynı yerimi burkan bu yüzü kirli şehirde kimse kimseyi sevmiyor bilmiyor avuçları kar çiçeği kokan bir çocuğun saçlarına dokunmayı şiirler okumayı bir alacaşafağa kaç kez uçuruma ittiysem yüreğimi bir çift göz gördüm deltalarda yalvaran bir ses kırıldı içimde yıllarca gizlediğim ayna kalbime batıyor şimdi kırıkları nehirler boyu kanıyorum ateşler boyu yanıyorum alın götürün beni buralardan allah aşkına dayanamıyorum nereye baksam denizi duman neye dokunsam ah hüznün acıyla öpüştüğü bir kıyıda kaldım yok gidemem başka bir liman anla al bu acıları koy bir yana kör bir sevdanın imgeminde bir yanı Mecnun’dur çöllerimin bir yanı Leyla bir yanı Yusuf’tur zindanımın bir yanı Züleyha şimdi yorgunum her akşam yollara bakıp ah çekmekten nereye baksam güz bahçeleri nereye gitsem üstüme devrilir gök kime nasıl anlatırım sancılarımı, kim anlar beni hasretin bin çeşidiyle delik deşik yüreğim kimsem de kalmadı artık halime ağlayacak böyle boynu bükük duruşum ondan ondan bir yanım hep vurgun, hep yetim, hep kırgın ömrüm vay şiir cıvıltıları oysa gönül ormanımda yıldız ışıltıları uzanıpda tutamıyorum hüznün en karanlık sularında boğuldu sevinçlerim unutulmuş bir sokak ortasında düş denizlerine bırakıyorum soluğumu ellerim üşüyor, yüreğim, gözlerim üşüyor kimseler bölüşmüyor sevinçlerini uzak bir kıyıda kalıyor hayallerim bütün iskeleler yıkılıyor bütün iskeleler yıkılıyor hiç bir gemi almıyor beni bir damla gözyaşı olup akıyor yüreğim avuçlarıma yüreğim deliboran, yüreğim delipoyraz, yüreğim kan hasret ki, kızıl alev bir güldür koparıp göğsümden ateşlere atıyorum hiç kimse çekip almıyor hiç kimse çekip almıyor kalbimi ateşler içinde kanıyor en katı yerinde gece, yanıyor yüreğim yüreğim alev topu yüreğim kanrevan yüreğim nar yüreğim vayyy tutunduğum dal kırık sokulduğum kucak çiçek açmıyor aldırmıyor çığlıklarıma sevdasına yandığım hayat acının ve ateşin burgacında ince bir sızı gibi geçip gidiyor ömrüm nasıl katlanacaksa kalbim bunca ağrıya ömrüm oy ömrüm oy ömrüm oy Nuri Can |
ÖLÜME EĞİLMEK Uyumaya degil Rüyalarıma gidiyorum Orada yasayacagım istegimce Uyanıkken hic yasayamadigim Hepsi de gencti güzeldi Sevdim sevildim diye aldanarak Son gordugum onlar olacak Bunca yildir sevgiye dayanamadıgım Olume degil Sonsuzluga gidiyorum Orda dinlenecegim gonlumce Yasarken hic mi hic dinlenemedigim Kalemim yine elimde Kagıtlarım da onumde Son uykusunda dusecek basım Sagligimda hic egmedigim |
| Saat: 23:51 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık