![]() |
Şarkı söylüyormuşum Sokaklarda, Görmüşler. Yere yere bakıyormuşum Yürürken Duymuşlar. Sonrasını kendileri uydurmuşlar Özdemir Asaf |
Mavi bir yıldız varmış Kendini boyamış Yıldızlar sarı ve sıcaktır Uzak mavi ve soğuktur Anlam gri ve boştur Duygu rengarenk ve doludur Ay ışığı pencerene dolanmış Boyalı yıldızlar Güneşin parıltısına mahkummuş Gösteri toplumunda projektör tutulmamış Parıltılar karartıya soğurulmuş Anlamsız anlamlar görünür kılınmaz ise Sarartıya yoğrulmuş Aracı kelimelerin kendisi diva olmuş Anlamsızlık katmerlenmiş Yürek nasır tutmuş Hissiyat formüle bağlanmış Duygulanım spot ışıkları altında Onun kadar sıcak yaşanır olmuş Yıldızlar Ulaşılamayacak kadar uzak ve sıcakken Kendi yıldızımız her gün tenimize dokunurmuş Öyleyse ayrılıyorum Yoldaşım dolunaydan Yıldızlar gibi olamam Varlığım ebedi insan istikameti Yaşarken bile kardan adam Güneşe davalıyım anlayacağın Yıldızların soğuk sanılan parıltısından Bir elbise biçmek istedim İnce keskin bir yansı Velhasıl bir ışık Bir sıcağın kendi içinden taşması Soğuk ışığını kendi içinde saklar Kendisine çarpanı düz parlak bir yüzeyse Anca o imiş gibi yansır İnsanın kendisinden o kadarını bile umması aptallıktır Ben sadece aşkı giyinmek istedim (sadece kısmı yalan) Varlığımdaki ince bir taşışı Evrenle dalga geçercesine Yıldızımı arzumda yaratışımı Meğersem her insan eylemi Bir arzu şekillenmesiymiş Formülatlar biçimlenimler yaşantılanımlar farklı Yıldızlar daha sıcak ve yoğunmuş Ama bir amibin varlığı Ondan doğmasına rağmen Daha karmaşık ve soğurulmuş Metaforumu hayat dolu sanırdım Yaşananlardan arzumun içi boşalmış Çeperi daralmış Yansılara sevdalı bu gönül Ne tür bir yansı sunduğundan habersiz Işığının daraltısına tozutmuş (Evrene zaruri olarak sunulduğu sanılan yansı Verili bir toplumsal yapıya göre anlamlandırılmadığında kuruntuymuş Anlamlandırıldığında daha beter kuruntuymuş Ama hiç değilse yaşantılanmak istenilenlerle Yaşantılanır olmakla malul Birkaç kırıntıymış) selim bayrak |
SİRKECİ BÜYÜK POSTANE Bin dokuz yüz üçte, başlamış bina Üç buçuk dönüme, zengin alana Soyumuz Osmanlı bağlı Sultan’a Eserde Sinan’ın ÖZ’ü görünür Yedi yüz yıllık büyük saltanatı Taşımış bizlere, muhteşem yapı Mimar harikası pencere kapı Yapıtta Sinan’ın YAZ’I görünür Barok mimaride, sanatsal zafer Vedat TEK başlamış, sonra Muzaffer Altı yılda bitmiş bu büyük eser Taşlarda Sinan’ın İZ’i görünür Mavi alınlıkta, Zarif kitabe Osmanlıca yazar, “Telgrafhane” Ser’de sanat varsa, hepsi bahane Resimde Sinan’ın POZ’u görünür Ata’nın radyosu, kulağı dil’i Bir dönem “Adliye “ kanunun el’i Kâğıtlar ırmaktır, mektuplar sel’i İçinde Sinan’ın GİZ’i görünür İkinci katında PTT müze Yüz bahar yaşamış, varmamış güz’e Seneler bezenmiş doygun bir yüze Aralar Sinan’ın GÖZ’ü görünür Pil paye sütunlu, mermer direkler Figürler işlenmiş ince motifler Görkemli bir tarih yüzlere güler Tuvalde Sinan’ın BEZ’İ görünür İlk PTT malı, tapulu bina İçinde memurluk kısmetmiş bana Nişliler asılı yüksek tavana Tavanda Sinan’ın YÜZ’Ü görünür… Konuşan bir eser işte öylesi Bir asır önceden duyulan sesi Üstünde görünen iki kubbesi Kubbede Sinan’ın TEZ’İ görünür… Halil Cındık Yayın: Ekim 2003 Pos-Tel Dergisi / 536.sayı Müdavimi olduğum Deniz feneri programına, İstanbul: Şubat 2005 DENİZ FENERİ Toplumdaki yaraya, neşterli ellerini Kurumuş topraklara, âhiret güllerini Can suyunu bekleyen, fukara çöllerini Sulayan bu fener, işte! “DENİZ FENERİ” Yardımın onurunu, hizmet doğuşlarını Azgınca dalgalara, karşı duruşlarını Mahzun–mahzun düşünen, idam koğuşlarını Yaşatan bu fener, işte! “DENİZ FENERİ” Nehrin öte yanında, öksüz kalan kuzuyu Merhametli kalplerde, o manevi sızıyı Garibin alnındaki, “kara” denen, yazıyı Değiştiren bu fener, işte! “DENİZ FENERİ” Çırpınan gönüllerin, ümit ışıklarını Küçücük bir çocuğun, yalın bakışlarını Karanlık gecelerin, Şafak atışlarını Aydınlatan bu fener, işte! “DENİZ FENERİ” Halil CINDIK TERMİNAL Bugün Terminal’e, telaşlı geldin Buluştuk mazinin, ilk suç’larıyla… İkimiz de üzgün, biraz da Çekkin, Beni uğurladın, göz uçlarıyla… Tepeden-tırnağa, siyah giymiştin Dikenler içinde, açan gül gibi… Önce bana koşup, sonra durmuştun Gönlüme yabancı, sanki - el gibi… Güle-güle deyip, koyup giderken Gözlerim süzüldü, bastığın yere… Peron’da, planı, dalgın okurken, Hep sitem eyledim, seyri-kadere… Camlar buharlıydı, parmağım kalem Takıldım ismine, yazdım dalgınca… Bir gizli hastalık, bilmesin âlem Gençlikte kapıldık, geçti salgınca… İki gün gittiğim, yolculuk boyu Seslendim adını, ıssız dağlara… Onmasın kaderin, kurusun soyu Vuslat ertelendi, başka bahara… Halil Cındık Görele: 15.02.2001 ÇİÇEKLER Sabah mahmurluğumu çiçekler görüyorlar Uyandırırken beni saksılarım masamda Gülücükler atarak sineme gülüyorlar Onlarla konuştukça sıkıntım yok, tasa’m da… Çiçekleri severim konuşurlar benimle Dalında kabarırken kırmızı bir tomurcuk Sevgiyi yüklenerek can olurlar tenimle Güne iyi başlatıp, aşılarlar mutluluk… Çiçek sevgi deposu dallarıyla sarışık Gönül koyar bahara bu parkın bahçıvanı İlgi duyup çiçeğe kendisiyle barışık Oldukça yüzü güler, hep sever tanıyanı… Halil Cındık Yayın: Size Edebiyat Dergisi Şubat 2006 Sayısı İstanbul:18 Mayıs 2006 Çevre Mühendisi, oğlum Deniz Çağlar Cındık’ a ÇEVRE DOSTLARI Doğaya âşıktır, amade–emre. Çiçek kokuludur çevre dostları Kurarak tertemiz, güzel bir çevre Bırakır yıllara çevre dostları… Soylu kokusuyla çiçek kokacak Rüzgârı arınmış, suları berrak Mevsim doyasıya, toprağı sıcak Bırakır yıllara çevre dostları… Kültürel dokuyu zedelemeden Yeşille Maviyi örselemeden Tarihi sırtlayıp, hiç gizlemeden Bırakır yıllara çevre dostları… Denizle, Gök kubbe, görür engini Boncuksu gözlerden alır rengini Yeşillik her yerde bulup dengini Bırakır yıllara çevre dostları… Yaşları- uzunca, sağlıklı dağlar Bin- bir çeşit çiçek, bahçeler- bağlar Dünü ağırlamış, günü ağırlar Bırakır yıllara çevre dostları… Halil CINDIK |
denizler hazırlanıyor yokamoz doğurmaya hayallerime çarpıyor çığlık, çığlık esmer bakışlar ben çileyim dehşet hüzünlü yalnızlığım bağışlanmaz suçluyum boyun kıldan ince ne yapsın gönül bahar gibi sevince suçluyum yıldırımlar düşüyor ellerime yaşamaya yalan değiyor kopuyor bam teli insan karşılıksız sevince herkes sanıyor deli kırılıyor ışıklar ince, ince gel hazıran boyun kıldan ince okan kurdoğlu |
Uzaktadır her şey; gökyüzü, deniz, Her an peşimizden koşan gölgemiz, Özlenen limanlar, yanan yıldızlar. Uzaktadır her şey; anneler, kızlar... Uzaktadır her şey, hep... yalnız ölüm, Her yerde, her an yakınımız, ölüm Ahmet Muhip Dranas |
yalan dunya zindan olsa sevenlerim suclu bulsa su bedenim cansiz kalsa af-etmem etmiyecegim nese sacip gulsemde bir arada kalsamda sozde mutlu olsamda af-etmem etmiyecegim hic aklimdan cikmiyorki hatalari bitmiyorki kadir kiymet bilmiyorki af-etmem etmiyecegim hüsamettin güven |
Sonludur aşk da Güzel anılar biriktirdim senden, Dudağıma solgun gülücükler getiren. Özenle sakladım belleğimde, Bir yığın oldu daha şimdiden. Nasıl olsa bir sonu olacaktı bu aşkın, Bir gün apansız gerçekleşiveren. Bir terazinin durgun pirnç kefesine Pat diye inince kara kiloluk, Nasıl kalkar havaya birdenbire Boşa kalan zavallı kefe. Nasıl titreşir terazi uzun süre, Denge sağlanıncaya kadar başka şeylerle. Anılarla bozdum o dengeyi ben önce, İkimiz için de yaptım bunu. Yaşadığımız günlerden biriktirdim sessizce, bir kefede sana hiç sezdirmeden. Koyabilirsin kara kiloyu artık, Bak, terazi nasıl kolay gelecek dengeye. Mutluydum yine de ben kendimcesenin girdilerin, çıktılarım benim, Doğrusu uygundu birbirine, Yanyana gelince, bir resmi tamamlayan. Vazgeçilmezdi ellerin sonra, Yangınımdan yorgar, döşek kaçıran. Ama inan sonludur aşk da, Kovalar sonunu kendi kendinin. Bana bir uçurum gerek şimdilerde, Yeterince dik ve derin. Bir çavlan istiyorum çünkü, Kırmak için kristalini hayatın ve şiirin. Metin Altıok |
Hiç özlemedim seni Özlemek dostluktandır dostluğundan öte bulmalıyım seni Sıcaklığını bulmalıyım dokunuşlarını, kenetlenişi Terimizle sulanmalı yeryüzü güneş terimizle ışıldamalı sabah olunca Apansız fırtınalar çıkmalı sarsılmalıyım Özlemek yanında olmak isteğidir gülüşünü görmek biraz da Hiç özlemedim seni Saçlarına gül takmam bir ırmak gibi akıtırım ovaya soluğunla yanar dudaklarımın bozkırı Akkor halindeki ufuk bakır bir tel gibi eriyip gider kraterler ortasında kalırım http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAhmet TELLİ |
HENÜZ ADI KONULMADI Resmini çizmek istedim Rafa kaldırılanların Kapalı dünyalarda İnsanı küçümseyen yazıların... Henüz adı konulmadı Umursanmayan emeklerin Hiçe sayılan duyguların Sekiz yılın On sekiz yılın Görülmediği yerlerde Anlamı yoktu Güneşsiz ufukların... Geçmişi iyice ıslatıldı Ve bir kenara atıldı Karanlıktaki insanların… Resmini çizmek istedim Rafa kaldırılanların Kapalı dünyalarda İnsanı küçümseyen yazıların... Üzeyir Lokman ÇAYCI Karasevda Şiir yazarım sanıyordum aşık olunca Olmadı Elimi kolumu bağladı dalga dalga saçlar Şiir yazamadım Şiir yazamıyor insan sevince Hele saçları karaysa sevdiğinin Yalnız kalmam sanıyordum aşık olunca Olmadı Gözlerinde kayboldum, Onu bile bulamadım Yalnız kaldım Yalnız kalıyor insan sevince Hele gözleri karaysa sevdiğinin Ağlamam sanıyordum aşık olunca Olmadı Her geçen an bir damla oldu Ağladım Ağlıyor insan sevince Hele karasevdaysa aşkı Fahri aydos, 3 Haziran 1998 Nef’i ye naziremdir Neylesin Âşıka ta’n etmek olmaz müptelâdır neylesin Âdeme mih-i muhabbet bir beladır neylesin, Nef’i Anlamı: Âşıkla alay etmek olmaz,bir defa aşka tutulmuştur,neylesin.insanın aşka yakalanması bir belâdır neylesin. Neyleyim Müptelâyım tevhidi aşka,zan-ı ta’n-ı neyleyim Züptelâyım tecvid-i nakşa,firak-ı an-ı neyleyim, Ailyy-Ül Razan, Anlamı: bu birlik; vahdaniyet ve ahadiyet aşkının müptelâsıyım, Bu güzel yaratılmış eksiksiz güzelliğin bu nakışın özüyüm; bu güzellikten ayrı ömrü anı neyleyim,ben bu yüzden belâ görünen bu sefanın hayranıyım.mecnunu müptelâsıyım. Bu eserimizde cennet mekân,değerli istat Nef’i ye naziremdir Ali Rıza Ünal Söz vermiştik Hani söz vermiştik kalu Bela da Başka yollara gitmeyecektik Bir yürüyüştür bu dünya insanlar için Yürüyüşün nereye ve kime bir iyi düşün Bu dünyaya biz ne için geldik Kalu belada biz ne ahid verdik Halimize bakıp şaşkına döndük senin Rabbın Allah değil mi düşün Bizim ilahımız tek bir ilahtır ilah demek kanun nizam koyandır Müslüman sahte ilahlara tekme vurandır Ya Rab ne demek iyi bir düşün çağrı var insana Allah dan yana Kulluktur görevin dönüşün bana Kimse yardım edemez orada sana Hayatın hesabı zor sen iyi düşün Sabiha Ateş Alpat Sevgilim, Bir Günün... Sevgilim, bir günün ortası şimdi Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık, Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde Uzat bana uzat ellerini İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu, Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor Ben seni düşünüyorum seni Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi Kalbim diyorum kalbim Daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi Aşkı anılar besliyor düşler kadar Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır Sevgi eskidikçe sevgi. Günümüz ekmeğimiz, türkümüz Çoluğumuz çocuğumuz Binalar yan yana yükselip gidiyor Vapurların ağzı köpük içinde Uzaklarda ne kapılar açılıyor Tirenin biri bir istasyona varıyor Ordan çıkıyor biri. Her şey biliyor her şey Sen biliyor musun bakalım Seni nice sevdiğimi? Üstüne titrrediğimi? Geldiğimi? Gittiğimi Hadi! Cemal Süreya |
İşte geldik gidiyoruz hoşça kal kardeşim deniz biraz çakılından aldık biraz da masmavi tuzundan sonsuzluğundan da biraz ışığından da birazcık birazcık da kederinden bir şeyler anlattın bize denizliğin kaderinden biraz daha umutluyuz biraz daha adam olduk işte geldik gidiyoruz hoşça kal kardeşim deniz Nazım Hikmet |
| Saat: 16:46 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık