MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

tikkymelike 24 Mart 2007 13:20

ADI SENDİN....!
İçimdeki okyanusun
Dem tutmuş sevdanın adına sen dedim
Uzaklarda bir türkü söylenir hasret yalnızlığında
Geçitsiz karanlığın perişanlığında
Bahar yağmurlarında yeşili sevdim
Gülün dalında dikeni sevdim
Seninle birlikte zamanı sevdim
Bozkırlarında cennet düşlemeyi sevdim
Karlı dağların altında volkan olmayı sevdim
İçimdeki sızının Sen oluşunu sevdim
Uykularımı bölen hüsranlarını sevdim
Gelmediğin kapımda bekleyişimi sevdim
Sevgimle içlenen közün sıcağını sevdim
Derlediğin türküleri sevdim
Bahtıma çıkışını sevdim
Son nefeste seninle olmayı sevdim
Yolumda törem sonunda seninle ölmeyi sevdim
.........................................
Leyla Merdinlioğlu


Mystic@L 24 Mart 2007 20:30

kilim gibi dokumada mutsuzluğu
Gidip gelen kara kuşlar havada
Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden
Tabanında depremi kara güllelerin
Duymuyor musun

kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol

Tam çağı işe başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram buram alınteri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol

Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol

Rıfat Ilgaz


Mystic@L 24 Mart 2007 22:05

Ayrılık ayracı

Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın
Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi
Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu
Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde

Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada
Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık
Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda
Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide
Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor
Ya da erteletiyorum biletimi son anda

Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık

Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr
Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü

Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını

Ahmet Telli


Nephthys 24 Mart 2007 22:51

gecenin matemi

gündüz karartmasıyla oturmuşum
gecenin döşeğine
sitem resmimi yapmış
dost gözlerini kapatmış
gelip geçilmeyen aşınmış eşiğime
gündüz karartmasıyla oturdum
gecenin matemine

değiştir zaman, mekan aciz
rüzgar vurdum duymaz
savrulan yapraktan habersiz
bir ben çırılçıplak duygularım
kalmış ortada ruhum
uyamamış fosfori değişime
çırılçıplak oturmuşum
......................zamanın eşiğine
ruhum soyut bedenimden
özüm hasret kopmuş madeninden
bir sıyrılabilsem gelecekteki vehmimden
ruhum soyut
bedenim soyut
madenim soyut
ben soyut
yaşıyorum bilmeden kaçıncı boyut

dogum sancıları çeken döşeğine
girdiğinde zaman
bekliyorum
kapı önünde
sevgi doğuracak
aşk doğuracak
biliyorum
gelecek vehmime
gündüz karartmasıyla oturdum
gecenin matemine


mustafa semerci


Misafir 24 Mart 2007 23:16

Karalamaca
Karalama olmuş bizim hayatımız,
Ben onu karalıyorum,
O beni,
Herkez herkezi karalar olmuş,
Hayat demek bile iltifat olur bu yaşama,
Oyun olmuş yaşam,
Adı karalamaca….
Abdulcelil Güven


arwen 24 Mart 2007 23:54

Bilir misin seni gizliden izlediğimi
Avutmaz geceler düşlerimi
Her anımda sen
İsyankar yalnızlığımda ben

Bilir misin seni sevdiğimi
Sana hasret seni beklediğimi
Göz kırpmalarımda
Kalp atışlarımda
Yudumladığım suda
Her yerde sen varsın bilir misin

Ne zaman güneş batıdan doğarsa
Gökyüzü rengini siyaha boyarsa
Dağlar tepeler ufalırsa
Bil ki o zaman sevmeyeceğim

Bilir misin geceler uzun
Yıldızlar parlak
Bir o kadar sana yakın bir o kadar uzak
Yüreğim kurdumu sana tuzak


bahtınur güven


Pollyanna 24 Mart 2007 23:57

Neden Yazıyorsun?
sevmek bir şey değil de
sevinmek kötü be,
kumruların
kumsalların
bulutların aşkına
mecburduk da yazdık
kirli sakallı sabahların namına
öylesine değil
savrulsun diye değil
yalandan değil
yazmak lazımdı
yazmasak olmazdı çünkü
hani bazı
içinde bir dal burkulur
yeşil için
sarı için
her morun tonunda büyüyen
sağrılar için
belki kuşlardan habersiz
kanatlar için
yol yokuş
son ilk bahar
uzun eskilerden gelme
bir içim nefes için
yazmak lazımdı
yazmasak olmazdı çünki
erguvan görüldü bir zaman
sonra çıkmaz oldu sokakların alayı
mavi çakmak
fitil falan
kalabalık oldu yokuşlar
o yokuşların baladı oldu
düğün oldu hatta
serim düğün ve çözüm için
boşanmalar oldu
her sevdanın final tezi adliyeye verildi
gerisi ilam oldu
kıyılar kumrular
göçler oldu...
buhurdanlar semaverler
ve nargile geyikleri
yavaş
yavaş
çok yavaş
hız'da yitirilenlerin aşkına
yavaş'ın içindeki ölü şövalyeler için
her işin bir raconu vardı
yaşamın ortaçağında
atılan adımlar vardı yavaş ve eski
bir düellodan alınmış
işte bu yüzden yazmak lazımdı
yazmasak olmazdı çünkü...
sonra unutmak vardı
hatırlamak içindi bütün muallak resimler
hiç olmamış gibi yapmak
öküz öldüren bir hasrete
can dayanmıyordu ya
zaten bütün bunlar
yeni ve dayanıklı canlar içindi
dursun koyuyordular en son çocuklarının adını
üstü kalsın ikizler mesela
birisinin içinde civciv havalansa
diğeri kanat çırpıyordu istemsiz
oluyordu bunlar
ve yazmak lazımdı
yazmasak olmazdı çünkü...
eski harfleri dağıtıyorduk komşularımıza
yepisyeniydiler
hepi topu bir kere kullanılmışlardı
sapa bir cümlenin içinde
hat sanatıydı gömdüğümüz uykuya
edebiyat avuntusuydu işimiz
uzak suretlerinden biriyle yapılan nef'inin
yazmak lazımdı
yazmasak olmazdı,
aslında olurdu tabii
bir sürü yazmadığımız
bir süre yazmadığımız
ama o zamanda
bakkalda hesapüstü kalmışlık oldu
siparişi unutmuşluk bakkal çırağında
hem de ekmeğin en yumurtaya banılacağı sırada
ve kapatıyoruz manasında söndürülen ışıklar oldu
hadi gidin artık makamından
kırklık bir ampul kaldı geriye...
baktık olmuyor yazmadan
baktık mesele oluyor
dimağı eşeleyen cümleler
olmuşlar
olacaklar
yani bir fikrin hizasına konulacak ne varsa işte,
yazdık
ki yazmasak olmazdı
bütün bunlar
bütün bunlar içindi
gizli hüzün artıkları
kalmıştı ayrılık salonundaki
güvercinlerde manasız bir tango ciddiyeti
dans mı ediyorlar fırça mı yiyorlar
belli değil
öyle suçlu bir işti tango
arjantinde solcu gençler işkencedeyken
maradonaydı 82'de
kibrit kutusunun kapağı
vasati kırk çöptü ve
kırkının da tek tek
kendine göre sorunları vardı...
çözüm bekleyen ağır meseleleri de vardı
yaprakların
kuruyorlardı saatlerini kasım patlarına
hemen ve şimdi
müdahale gerekiyordu
akarsulara
ve ivedi
bir gülümser kelimeydi
yadırgayan
türkçedeki yerini
ama yinede yazmak lazımdı
yazmasak olmazdı...
sonra hiç aklına gelirmiydi
örümceklerin sinirli bir iklime
ağ'yacakları kendilerini
ya da kuşak çatışması balıkların
pul pul gerinir diye düşünürken biz
meğer esnemeye bile takati kalmamış
yorgun bir akdeniz...
ucundan çeksen
new york'a kadar götürebilirsin
elektrikli vakumlu halı bile yıkayan sömürgeni
işte böyle bir durumdu
ve tedirginliğimiz
siren miren istemiyordu
telaşımızın gürültüsü yerindeydi
ve küt diye akşam oluyordu
biz ki öğle vaktiyiz daha
rakıdan filan habersiz
ve söylemeye gerek yok
uzun
çok uzun içmeler oldu
mürakabe susamış peçetelere notlar düştük
kalktık
zeytinyağı lekesinden arta kalan
şiircik kuşunu besledik
gel gör ki üç gün yaşayabildi us pas içinde
ama olsun yine de yazdık
yazmasak olmazdı...
nehirde (hiç tanımadığımız)
bir tekne için (hiç binmediğimiz)
bir şarkı (hiç duyulmamış)
bestelemeyi istersin de
hani nefesin yetmez nefsini güftelemeye
işte bu yüzden yazdık
yoksa hoşumuza mı gidiyor zannediyorsun
smokin bulutlu bir gökyüzünden söz etmek
bir kelebeğin kararsızlığını anlatmak
tırtıl kılığında...
ya da bir ateş böceğinin direnişini
yalancı aydınlıklara...
başka türlü olmuyor,
başka türlerde nasıl oluyor bilmem
ama yazmak lazımdı işte
yazmasak olmazdı çünki!


Yılmaz Erdoğan


NiliM 25 Mart 2007 00:07

ŞİMDİDEN BİR HATIRASIN

Şimdiden Bir Hatırasın
Bulutsa, tozsa, uçarsa
Bütün (aşklar) paranteze alınsın
Rüzgar çanısın, rüzgarın diline dolanırsın
Ne bir şarkısın,
ne de dillerde nağme adın
Artık bazı şarkılar kadar yarılısın
Günler izmarit diplerinde biriksin
O zaman mutlaka bir trenle gelirsin
Köpüklerdensin, mavisin, sakinsin
istesen suyun tenine bitişirsin
ellerimi bıraktım, artık buna sana yazsın
İçimde iki yaşlı balık varsa,
İçimde biri pulsuz, iki balık varsa
Biri senden, gelirsen ve yok edersen
Bunu yazmak istiyorum sana
Sonra postalamak istiyorum
Pulsuz bir zarfla
Hiçbir mektup artık ikna etmiyor beni hayata
Bu kırmızı oyalarla saçlarımda
Beyaz bir tülbent gibi kalırsam
tenimde, süzemediğim tortularla
Gün olur sararırsa sayfalarda
Bıraktım ellerimi, sana bunu yazsın
Şimdiden bir hatırlasın
Kırık kalplerle süslü bir sayfaysan
Camsan, saydamsan, beni kırarsan
Simlerimle sevişirim seninle
O süslü sayfaların üzerinde
İçimde mutlu iki yıl varsa,
İçimde biri simli iki kadın varsa
Sen, gelirsen ve yok edersen
Bunu yazmak istiyorum sana
sonra postalamak istiyorum
Simli bir yılbaşı kartıyla
Hiçbir mektup artık beni, ikna etmiyor hayata

Didem Madak




Misafir 25 Mart 2007 00:12


Karla Öpüşmek



Düşen iki kar tanesinin kirpiklerinde öpüşmesince
Dudaklarında eririm; buharın ılık nefesimde.
Saçlarına düşen yıldızları toplarım sepetime,
Pamuk ellerimle taç yaparım prensesime.
Tek vücut olmak vardı ya karda ayak izlerinde,
Kan olup karışmak vardı ya kar beyazı kalbinde…

Düşmedim hiç yaban ellerde,
Cigara saran sarı yaban ellere…
Düşen her kar tanesini yüzüme,
Sen diye öptüm özlemle...

Ali KUMAK


Nephthys 25 Mart 2007 00:44

Ben Bir Kadınım


Kavrulur şu kanlı gözlerimde günler
Akşamdan bir sancıyla
Koklanmış bir gül gibi hayallerim ayak altında
Yol vermez yol vermez ağlamaya gururum
Yılların aynasında
Horlanmış vücudumda memelerim derin acıda

Ben bir kadınım ben bir insan
Taşırım karnımda paramparça can
Bir yanımda cevahir, bir yanımda kan
Bir yanım şiir destan, bir yanım kirli fistan
Bir yanım güller açmış, bir yanım viran

Savrulur şu tozlu saçlarımda rüzgar
Çıldırtan bir hışımla
Saklanmış bir sır gibi, şiirleri ateş hattında
Dayanmaz dayanmaz bu baskıya yürürüm
Sabrımın bir anında
Elimin hamuruyla çeker giderim
Canım burnumda

Ben bir kadınım ben bir insan
Taşırım karnımda paramparça can
Bir yanımda cevahir, bir yanımda kan
Bir yanım şiir destan, bir yanım kirli fistan
Bir yanım güller açmış, bir yanım viran



Yusuf Hayaloğlu


Misafir 25 Mart 2007 01:21

gün eşiğinden eşşeğin kulağına

Kanatlandırıp da
Uçurmayın aşkı
Şaşar
Bir köyde anız yakılır
Yasaklıdır
Külüne bulanırsınız
Şaşı bakar

Aşk şeytandan çalınır
Ve sorulur ihtiyaci sebebi
Hırsız açım der
Tok tok bakarsınız
Mide istifradadır
Safraya gidilmezse
Olmaz aşk


Ah aşk
Ah bu aşk
Nasıl kedi kedi bakıyor gözlerime
Nasıl hain
Nasıl kirli
Su değmesin bedenime


Sevgide muhabbetteydik
Aşk çağırdı
Huyumdur dayanamam
Şimdi sevgiyi görsem yolda
Tanımam


Hacıyatmazım;
Eğilmemle kalkmam bir arpa boyu

Hacıbatmazım dersem
Sus
Güneş uyumaz çünkü

Ayben ÇEVİK


arwen 25 Mart 2007 01:32

Yağmurlar hüznümün kenarına çiselemiş
Kaldırımlarda ıslak adımlar
Gecenin karanlığına dair tüm sözler yok olmuş
Camlara vuran her yorgun damla, içimde bir gözyaşı
Süzülmüş yanağımdan yalnızlığıma
Kol kola girmiş kederlerim,bir ıslık tutturmuş
Yağmurlu bir gecenin karanlığında…


arzu öztürk


Misafir 25 Mart 2007 01:47

ZALİMANE ZULMÜN


Zalimane zulmün, zehreder zevk–i

Kursağımda kalır muhabbet şevki…

Beni, bu halimle, böylece sev ki

Her yanında zerrem, aşk ile dolsun ...


Sinan Itır


arwen 25 Mart 2007 02:11

karanlık bir gece de bakıyorum gökyüzüne,
ay çıkmadı yine.
siyaha esir gönlüm, neden hep beyazın peşinde.
bir elimde resmin, gözümün önünde hayalin.
bitmeyen güzelliğinle benimlesin işte.
oysa çocuklar gibiydik ikimizde..
bazen koşar yarış eder,
bazen de yuvarlanırdık
yemyeşil otların üzerinde.
biz hiç büyümeyeceğiz bu gidişle.
iki aşık, iki deli akıllanmayacağız seninle.
aşkın büyüklüğünü, anladım sayende.
sevgiyi tattım güzel yüreğinle..
yanan bir ateşe düştüm belki de
yanmak ne kelime.
zifiri geceler büründü beyaza.
ay ışıl ışıl yansıdı sevdamıza.
helal olsun senin için akan, gözyaşlarıma.
feda olsun bu can, verdiğin sevgi ve aşka.
sen benim herşeyim, bedenimin diğer yarısı
yıpratamaz hiçbirşey aşkımızı.
özlemler bile girse araya.
seninleyim bende ki bu sevdayla.



menekşe gülay


Misafir 25 Mart 2007 04:02

MEDUSA



mevsimsiz zindanlarda
cennet görmüş bir zebani
gönlümün kapısını tutuyor
ne sevdiğimi alıyor içeri
ne sevmediğimi salıyor
kendini aşkın Tanrısı sanıyor

fırtına büyüyor içimde
sıla değil yar değil
bu kahrı çekse atlas
anlardı dünya dert değil


öç alınıyor benden

lanet sanki
kirpiklerimde medusa
saçlarıma kim dokunsa
taş kesiliyor…



ölmemiş bir aşkın yetimiyim
öfke tutuyorum yas değil
serseri kuşların öyküsü bu
sıcak iklimlere göç değil

Elif KARSLIOĞLU


arwen 25 Mart 2007 04:16

Vakitsiz bir beklenti bu,
Çare yok, umut yok, aşk yok…
İçim-dışım birdi benim,
Sen yüzüme baktın,
Göremedin gözlerimdeki baharı.
Ateşi söndürüp çektin gittin.
Göremedin bu zamansız yağmuru.
Kar düştü de sevgi bekledin.
Şimdi benim buzdan sandığın yüreğim,
Daha çok üşüyecek.
Hiç boşuna bekleme,
Bu ayaz hiç bitmeyecek…



hasan dilşer tepe


Misafir 25 Mart 2007 04:41

BELKİ YARIN

Şimdi bütün istediğim
Senin dudaklarında ölmek
Kalan yıllardan seninle geçmek
Alabildiğine mutlu.
Doyulmaz hazlara seninle ermek
Vermek sana en kanılmazını sevgilerin
Bütün güzellikleri önüne sermek
Sonra varmak o yerlere seninle
O serin ormanlara
O engin denizlere
Ve yine uçmak oralarda seninle
Yine yanmak
Her gece kollarında uyuyup
Her sabah kollarında uyanmak

İlknur ÖZDEN...


arwen 25 Mart 2007 04:55

Düşlerim kadar ıslaktı bakışlarım,
Düşlerim kadar sıcacık öpüşlerim,
Senli günlerin rafa kaldırıldığı,
Bu bahar akşamından çaldığım,
Kaçak sevgilerin ortasına düşmüşüm.
Karartma geceleri yaşanır,
Benim şehrimin sokaklarında,
Ayaz sevdalar yankılanır kaldırımlarında.
Kapılar yumruklanırken kaçaklarla,
Yağmur yağar bardaktan boşalırcasına,
Saçak altına sığınmış bir serçe ürkekliğinde,
Çarparken yürekler korkuyla,
Islak ıslak bakarım gözlerine, bilirsin...
Hiç sevmem vedaları, yalnızlar rıhtımında.


eylül gökdemir


Mystic@L 25 Mart 2007 07:55

Yüreğim

I

Yüreğim ıslaktır benim
kuytularda ağlamaktan
ve hafif uçuktur rengi
kurusun diye kaç kez
günese asılmaktan

II

Barış yüreğimde
çam kokulu bir orman
varsın konsun dallarına
savaş denilen
yaşlı ağaçkakan

III

Yüreğim
ilk şiirim

Sunay Akın


NiliM 25 Mart 2007 09:45

Güzelliğin On Para Etmez!


Güzelliğin on par'etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa

Tabirin sığmaz kaleme
Derdin dermandır yareme
İsmin yayılmaz aleme
Aşıklarda meşk olmasa

Kim okurdu kim yazardı
Bu düğümü kim çözerdi
Koyun kurt ile gezerdi
Fikir başka başk'olmasa

Güzel yüzün görülmezdi
Bu aşk bende dirilmezdi
Güle kıymet verilmezdi
Aşık ve maşuk olmasa

Senden aldım bu feryadı
Bu imiş dünyanın tadı
Anılmazdı VEYSEL adı
O sana aşık olmasa.

Aşık Veysel Şatıroğlu


iblis1907 25 Mart 2007 11:41

Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan İle Rahibin Macerası


İlkönce yağmurla
sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah.
Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla.
Harp esirleri çoktan iş başındaydılar.
Topraktan nefret duyarak
- halbuki köylüydü birçoğu -
tıraşlı ve korkak
çapalıyorlardı patatesleri.
Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana
köy kilisesinden gelen çan sesleri.

Pazardı.
Kilisede erkeklerin hepsi ihtiyardı
kadınların değil,
içlerinde büyük memeli kızlar,
ve sarı saçlarına ak düşmemiş anneler vardı.
Maviydi gözleri.
Başları önde,
kalın, kırmızı ve harap parmaklarına bakıyorlardı.
Terliydiler.
Haşlanmış lahanayla günlük kokuyordu.
Kürsüde muhterem peder
"beyannameyi" okuyordu,
- gözlerini gizleyerek -.
Renkliydi pencere camlarından biri.
Bu camdan içeri giren güneş
duruyordu genç bir kadının bembeyaz ensesinde
eski bir kan lekesi gibi.
Ve hiçbir zaman
doğurmamış olan
göğüssüz ve kalçasız bir Meryem'in kucağında bir çocuk :
başı öyle büyük
o kadar inceydi ki kıvrılmış bacakları
hazin ve korkunçtu.
Önlerinde kandil yanıyordu
eski
sert
ve boyalı tahtayı aydınlatıp...

İki adam boyundaydı tahta heykel.
Şeytan saklanmıştı arkasına
- kaşları çekik, sakalı sivri,
Mefistofeles olması muhtemel,--
ve âlim bir tebessümle
dinliyordu muhterem pederi.
"- Avrupa'nın bekası,
(okuyordu beyannameyi muhterem peder)
Avrupa'nın bekası için harbediyoruz."

Dinliyordu Şeytan
sivri sakalında keder
ve âsi ve selîm aklına
dayanılmaz bir ağrı vermekteydi yalan.

Okuyordu rahip :
" Avrupa milletleri el ele verip
harbediyoruz,
ve mutlak imha edeceğiz
medeniyet için tahripçi bir unsuru."

Şeytan bir parça yana itti Meryem'in heykelini
ve havada sihirle efsun alâmetleri daireler çevirip
kaldırdı elini
rahibe doğru
- etsizdi, uzundu bu el,
hakikat gibi, kemikli ve kuru -.

Ve ne olduysa o anda oldu işte.
Renkli camın altındaki kadın
çırılçıplak göründü kıpkırmızı güneşte.
Memeleri ağırdı
ve sarı ipek gibi parlıyordu karnının altında tüyler.
Düşürdü kâadı muhterem peder
ve Şeytan'ın iğvasıyla hakikati bağırdı :
"- Karşı koymak günü geldi en büyük tehlikeye.
Harbediyoruz,
fuhşun bekası için,
kerhane kapıları kapanmasın diye.
Ve sen orda, arkada
içinde beyaz entarisinin
bir erkek çocuğu gibi duran,
sen ****** olacaksın kızım.
Sana firengi ve belsoğukluğu verecekler
büyük şehirlerimizden birinde.
Baban dönmeyecek
Yatıyor şimdi yüzükoyun
çok uzak bir toprağın üzerinde.
Şimdi kan içindedir
etli, kalın kulaklar
ve ince kollarının dolandığı boyun.
Yattığı yerde yalnız değil.
Hareketsiz duran tanklarla, terk edilmiş toplar sahada."

Kendi sesinden ürkerek
sustu rahip.
Orda, arkada, beyazlı kız ağlıyordu.
Kadife ceketli bir erkek
- ihtiyar orman bekçisi civar çiftliğin -
bir şeyler söylemek istedi.
Sivri sakalını kaşıdı Şeytan,
rahibe : "Devam et," - dedi.
Ve muhterem peder
başladı tekrar konuşmaya :
"- Harbediyoruz :
pazar ve mal nizamının bekası için.
Kömür, lâstik ve kereste,
ve kendi değerinden fazla yaratan iş kuvveti
satılmalıdır.
Patiska, benzin
buğday, patates, domuz eti
ve taze gümrah bir sesin içindeki cennet
satılmalıdır.
Güneşli bahçesi ve resimli kitapları çocukluğun
ve ihtiyarlığın emniyeti
satılmalıdır.
Şan, şeref ve saadet,
ve
kuru kahve
topyekun pazar malı olup
tartılıp, ölçülüp, biçilip satılmalıdır.
Harbediyoruz :
harbi bitirdiğimiz zaman
aç, işsiz ve sakat
- harp madalyasıyla fakat -
köprü altında yatılmalıdır..."

Yine sustu muhterem peder.
Şeytan emretti yine :
"- Naklet onun macerasını,
o ne idi, ne oldu, anlat..."

Ve anlattı rahip :
"- Onu hepiniz hatırlarsınız,
toprağın içindeki bir patates tohumu gibi
fakir,
çalışkan
ve neşesiz geçti çocukluğu.
Sonra uyandı birdenbire
on yedi yaşına doğru.
Yine fakirdi, çalışkandı.
Fakat aylarca gidip
bulutsuz bir denizde
altında sönük yelkenlerin
sanki çok sıcak bir sabah ufukta apansızın
yeni bir dünya keşfeder gibi buldu neşeyi...
Mahallede sesi en güzel olan insandı
ve en güzel mandolin çalan.
Hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?..
İçinizde kimin kalbini kırdı,
kime yalan söyledi,
sarhoş olduğu vaki midir,
ve kiminle dövüştü?
Çocuklara saygısını
ve ihtiyarlara şefkatini inkâr edebilir miyiz?
Belki biraz kalın kafalı
fakat kalbi bir balık yavrusu gibi temiz
onu geçen sene harbe gönderdik.
Şimdi gerilerinde cephenin
işgal altındaki bir köyün odasındadır.
Baygın bir kadının ırzına geçmekle meşgul
bir tahta masanın üzerinde.
Beli çıplak
pantolunu dizlerinde
başında miğfer
ve ayaklarında kısa, kalın çizmeler.
Yerde iki çocuk ölüsü yatıyordu
direkte bağlı bir erkek.
Dışarda yağmur yağıyor
ve uzaktan uzağa motor sesleri.
Kadını masadan yere iterek
doğrulup çekti pantolonunu...
Halbuki hepiniz hatırlarsınız onu,
hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?"

Yine birdenbire sustu muhterem peder.
(Susabilmek bir hünerdir
insanın ağzından çıkan sözler
kendine ait olmazsa.)
Fakat tahta Meryem'in arkasından
yine emretti Şeytan :
"- Rahip, devam et," - dedi.
Ve devam etti rahip :
"- Harbediyoruz.
Çalıştırılan insan yığınları
birbirine devrederek zinciri,
karanlık ve ağır,
beton künklerin içinde akmalıdır.
Ve sen kocakarı
- ön safta, solda, diz çöküp
yüzü eski bir kâat gibi buruşuk olan -
seni temin ederim ki
kilise kapısında oynayan torunun
- beş yaşında,
başı altın bir top gibi yuvarlak -
dedesi,
senin kocan,
babası,
senin oğlun
ve komşuların gibi
kömür ocaklarında çalışacak.
Hiçbir şeyi
ümit etmemeyi
öğrensin.
Bu maksatla
uçuyor bombardıman birliklerimiz
tasavvur edilmeyecek kadar çok ölüm taşıyıp
iki gergin kanatla.
Ve motorlarına benzinle beraber
belki bir parça keder dolarak
(öldürenlerde tevehhüm edilen keder gibi bir şey),
uçuyor av kuvvetleri himayesinde olarak
bombardıman birliklerimiz
birbiri ardından giden dalgalar halinde...
Harbediyoruz :
öldürdüklerimizin sayısı
- bizden ve onlardan
aralarında meme çocukları da var -
şimdilik
beş altı milyon kadar.
Harbediyoruz :
kundak bezinin çeşidiyle belli olmalı herkesin yeri.
Harbediyoruz :
parlasın edebiyen diye sabah güneşlerinde
hapisane demirleri..."

Hakikat çok taraflıdır.
Fakir bir Şimal kilisesinde
- Şeytan'ın iğvasıyla da olsa -
fakir bir papaz
onu o kadar uzun anlatamaz.
İnzibat kuvvetleri aldı haberi
- kadife ceketli orman bekçisinden -
gelip indirdiler kürsüden muhterem pederi.
Ve asfalt yolun üzerinde
arasında silâhlı iki adamın
giderken muhterem peder
Şeytan baktı arkasından :
çekik kaşlarında ümit
ve sivri sakalında keder.

12.9.1941

Not :
Alamanya yıkıldı.
Temerküz kampından kurtarıldı muhterem peder.
Ve yine Şeytan'ın iğvasına uymasaydı eğer
önemli Alaman demokratlarından biri olurdu bugün
Anglo-sakson işgal bölgelerinden birinde.
Halbuki yine uydu Şeytan'a.
Ve yine bir pazar günü ve aynı kilisede yine
batılı müttefikleri meth ü sena edeyim derken
41 yılında söylediklerinden bazı fasılları tekrarladı aynen
bilhassa mal nizamına ait olanları.
Ve Katolik bir Amerikan subayının emriyle
(tevkif edilmediyse de bu sefer)
kovuldu kiliseden muhterem peder.
Yine arkasından baktı Şeytan :
çekik kaşlarında biraz daha çok ümit
sivri sakalında biraz daha az keder...
1946 Şubat 17



Nazım HikmetRan


NiliM 25 Mart 2007 12:16

Bu Gece En Hüzünlü Şiiri Yazabilirim


Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana

Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca

Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona


Pablo NERUDA


tikkymelike 25 Mart 2007 14:50

YOKLUĞUMDA AĞLAMA SAKIN(SEVGİ)
yokluğumda ağlama sakın
böl ikiye yüreğini
ben dününde kalayım
yarınlarda düşle güzellikleri

yokluğumda ağlama sakın
arama,sorma beni
enkaz altında kaldı
kelimelerdeki çığlıklarım

yokluğumda ağlama sakın
duyurma sesini
öyle yorgunum ki
çağırma,çağırma beni

yokluğumda ağlama sakın
akşamsefalarının renginde
özgür kuşların kanatlarında
uçuyorken düşle beni

Bir adakarası üzümüydüm
buğulandı bedenim
ezdiler,çiğnediler düşlerimi
bir damala keyif için

Şimdi aç şişeyi
korma al bir yudum
tadım buruk da olsa
kırmızısında rengim

dilersen
şimdi birlikte ağlayalım
damlaların saflığında
çıksın sarhoşluğun tadı
hazır mısın???
..........................
Figen Yarar





NiliM 25 Mart 2007 15:14

http://www.siirkolik.com/images/siir.gif Gül Yüzlü Meleğim

Bir yürek yangını oldu bu sevda.
Ne atılır ne de vazgeçilir senden;
Hayallerin en güzeli her gece
Seni düşünmek gül yüzlü meleğim.

Bir şarkı oldu bu sevda dillerde.
Ne dinleyen vazgeçer ne söyleyen;
Hayatın en güzel şeyi
Seni sevmek gül yüzlü meleğim.

Sevmeyen gönüllere derman oldu bu sevda.
Yıldızlardan, dağlardan, taşlardan öte;
Cennet kadar güzel yüzünle
Ben seni sevdim gül yüzlü meleğim.

İbrahim Bayrak


tikkymelike 25 Mart 2007 15:26

AŞKIMIZ
Senin kollarında ölmek ne güzel
Gülen gözlerine baktıktan sonra
Senden ayrılmaya kıyamaz ecel
Ben seni böyle sevdikten sonra

Yas olan dökmem yanaklarımdan
Gül olsan koparmam ince dalımdan
Vazgeçmem senin aşkından
Ağlama istemem sil gözlerini

Vazgeçmem senin aşkından
Ağlama istemem sil gözlerini
Unutma verdiğin son sözlerini
Ruhumda açılan aşk izlerini

Melekler de anlar gördükten sonra
Öp ki dudağımdan tadı kalsın
Gel ki mezarımda güller açsın
Sula toprağımı kuru kalmasın

Aşkımız yeşersin öldükten sonra
................................
A.Soner Alıç



Mystic@L 25 Mart 2007 18:35

Açık Atlas

Hayattan ders veriyor diye öğretmenleri kızdıran
Tuzu bir bulmuş çocukları saklamadan güldüren dünyaya
Su kaçırmaz bir eşeğin sesine açıktır penceresi
Bir sınıfın, batı son dersinde, kuşluk vakti

Meşeler yapraklanınca bir tuhaf olurlar işte
Koparılmış kürt çiçekleri, hatırlayarak amcalarını
Azınlıkta oldukları bir okulda bile, sorarlar soru
Neden feriklerin ve eşeklerin memeleri vardır?

En arka sırada çift dikişliler, sınavda en öne
İntihara ve denizde nasıl boğulmaya çalışırlar
Yalnız Orta Doğu'da el altında satılan bir atlas
Kim demiş on sekiz yaşından küçükler okuyamaz

Bakıldı ki kum saati, ters çevrilmiş, çıt, usul isa asi olmuş
İkinci karnede babası yarısını silahıyla dışarda bırakıp
Öyle öğretildiği için saygılı, sınıfa giren parmak çocuğun
Boş yerine, girilmeyen bir dersin denizi, gelip oturmuş

Açık kalmış atlası, deniz taşmıştır, darılmasın Fırat ama

Hayatın orta öğretmeni sustu, dondu gülmeleri çocukların
Bir cenaze töreninde daha ölümlü karşılamaya götürüleceğiz

Efendiler! Eşekler susabilirler
Ne yani çocuklar hiç gülmeyecekler mi?

(Yort Savul)

Ece Ayhan


Mystic@L 25 Mart 2007 19:08

Her Aşk Bir İnsan

sonunda sen üfledin üfledikçe
susamların peşine takıldım
gittim ben de
istiridye mevsimlerine

her aşk bir insan
her insan bir aşktan artakalan
yaşam, iki susam tanesi
nefesinden gelen fırtınayla
yuvarlanıp uçan
uçup kaybolan

bitti bir gece de
gitti her yarına herkes
kalan sen
yerindesin biliyorum ama
sormuyorum kimliğini artık;
artık "kimselik" in kimlik

demek ki, her aşk bir insan
her insan bir aşktan arta kalan

Ömer Serdar


iblis1907 25 Mart 2007 19:36

Dağlar

Eğer siz de biraz merhamet varsa
Dertlerim artıyor yol verin dağlar
Nazlı yar çıkıpta yoluma dursa
Solmasın goncagül yol verin dağlar

Çökmüş dayanmıyor gönlümün damı
Deli, mecnun deyi kınaman beni
Sağımda ardıcı solumda çamı
Size tutunayım el verin daglar

Ben de sizin gibi yoktan olmuşum
Beli demişim de, karar vermişim
Mansur misli ben de dara girmişim
İpinen öldürmen dal verin daglar

Mevla binbir çicek sizi süslemiş
Türlü renkler verip gergef işlemiş
Gelen gider olup göçe başlamış
Arıya çiceği bol verin dağlar

Acımadan yakıp kesip iz ettim
İniş yokuş dinlemedim düz ettim
İnce gönlü göyündürüp köz ettim
Yanan bağrınızdan kül verin dağlar

Sabit İnce


Nephthys 25 Mart 2007 21:41

KAYIP YAGMURLAR ULKESI


kayip bir ulke burasi ben kayiplar ulkesindeyim
sense bazen minik bir kus
bazende varolmayan sevgili
burasi yagmurlar ulkesi
yagmur beni hapsetmis
her bir damlasina
sen beni dusunde gormeye
aciz sevgili
burada her sey hayal meyal
sadece toprak yolda ayak
izlerin var
burada yuzler gulmuyor
her sey aglamakli
gokyuzu hep kizila calar
tipki saclarin gibi
yagmur durmaksizin yagiyor
islanan sadece hayallerim oluyor
sadece gozlerin kalmistir aklimda
her hatirladigimda unuttugum
gozlerin
sokakta yuzlerce insan
insan yuzleri belli belirsiz
hic biri sana benzemiyor
8/30 ekspresi geciyor
icinde hic kimsenin olmadigi
ve ben artik 6 subat
istasyonunda olmayacagim
belki birgun gelirsin diye


bayram tulay/24/03/2007


Nephthys 25 Mart 2007 22:05

GECELERİM...


Daha kaç geceler böyle sessiz, Böyle sensiz yaşayacağım?
Bilmiyor musun ki ey yar, beni ne çok mahvediyor uzaklığın,
Ne çok bölüyor Kalbimi kalbin...
Bir gece daha başlıyor... Önümde upuzun yaşayacağım bir gecem,
Bir karanlığım daha var. Saatlere, saniyelere gireceğin;
Damarımdaki kanıma kadar işleyeceğin bir gecem daha başlıyor...
Bir gecem, bir sevdam daha başlıyor ama yazık ki ,
Gözyaşları ma giren olmayacaksın yinede.

Beni artık acılarımla baş başa bıraktı ağlamalarım.
Gözyaşlarım bile beni terketti.
Sen geldiğinden, sen olduğundan beri tüm herşey beni terketti.
Ben de tükettim onları zaten. Evet artık geceleri uyuyamıyorum.
Karanlıklar başlar başlamaz başlıyor kalbimin aglamaları.
Önceleri onları dinlemeye, onlara ses vermeye çalışıyordum. Farketmiyormuşum gibi davranıyordum.
Sırf o karanlık geceyle yüz yüze gelmemek için.
Biliyordum o yalnızlığı yaşamam gerekiyordu.
Bir insan arıyordum yanımda, geceyi bana unutturacak.

Onun iyi, güzel ve çirkin olması da önem taşımıyordu.
Yeter ki olsun yanımda. Olsun ki gece üzerime üzerime gelmesin.
Yanımda birini görüp vazgeçsin benden.
Veya yanımda birileri olsun da unutayım istiyordum SENİ.
Biliyordum ki geceyle yüz yüze kaldığım zaman
Sevda dışında birşeyolmayacaktım.Sonra, sonra bu dönem de kayboldu.
Yalnızlığı arayan, yalnızlığa özlem duyan oldum.
O karanlık gecelerin ıssızlığına gömülmekten kaçamaz oldum.
Çünkü onlar da seni buluyordum.
Çünkü bana gündüzlerin veremediğini veriyordu geceler SENİ...

Gündüzlerde yoktun, aydınlarda yanımda yürüyen değildin.
Ama geceleri öyle miydi?
Geceleri yüreğimde yürüyordun ve ben adımlarında yaşayandım.
Artık uyuyamıyorum. Hem de hiç mi hiç. Ne kadar çabalasam da olmuyor.
Bir garip ağırlıkla...
Kah seni bekleyerek kah gelmeyeceğinden emin olarak,
Geçiriyordum saatleri.Seni yaşıyordum.
Gecelerde yüz yüze kalıyorduk seninle.
Gece vefalı, fedakar bir anne gibi kucağına alıyor
beni sabaha kadar götürüyordu.
Zaman akıyormuydu, geçiyor muydu bilen değilim.
Hiçbir zaman da bilen olmadım.
Bu yaralarla, bu kanıma işleyen aşk yangınlarıyla,
Sabaha nasıl kül olmadan varabiliyordum? Bilmiyorum gerçekten.
Yanmaktan ateş olduğum bu gecelerde beni tüketmeyen neydi?
Sevgin mi? Beni evirip çevirip kora getiren söndürmeyen neydi?
Bağrımdaki yangından neden yok olmuyordum?
Beni sabaha vardıran geceler miydi yoksa?

Geceler Benim gecelerim.... Senin gecelerin... Seni yaşadığım Geceler. Gönlümde bir derin yarasın sen!
Bu gecelerde de çok şey istedim bir şeyler yapabilmeyi.
Elime çoğu kez kalem kağıt alıp seni yazmayı istedim.Olmadı ama.
Kalbim seninle öylesine doluydu ki her hareketim sönük kalıyordu.
Ben çaresizliği kapılıp gidiyordum. Ne yaptığımı bilmiyordum.
Saatlerce, saatlerce oturup seni düşünüyordum.
Kalbimde bastırmaya çalıştığım duygularıma,
ilk olarak geceleri yaşama hakkı veriyordum.
Herkesten gizlemeye çalıştığım o korları gecelere çıkartıyordum sanki. Gecelerden saklamıyordum hiçbirşeyi.
Gecelerle paylaşıyordum, ve geceler sarıyordu beni.
Beni alıp sensizliğin okyanusunda boğmuyordu.
Beni sensizliğin zirvesinde,
En uç noktasında aşkın sonsuzluğuna götürüyordu.

Artık bu geceleri sevmeye başlıyorum. Bana seni getiren geceler...
Benim gecelerim onlar...Benim senlerim benim yalnızlıklarım,
Benim aşklarım diyebildiğim gecelerim.
Evet artık uyuyamayan, ağlayamayan gözlerime ağlamıyorum.
Gecelerimi de feda ediyorum sana.
Gündüzlerde söyleyemediklerimi gecelerde haykırıyorum.
Ve uçsuz bucaksız seviyorum seviyorum SEVİYORUM.

Artık uyuyamıyorum, evet. Uykular haram oldu bana senden sonra.
Hem nasıl uyuyabilirim ki? Gözlerin var artık gecelerimde,
Senin gözlerin senin karanlık gözlerin.. Hiç görmediğim gözlerin....
Sanıyorum ki artık sana yalnız ben değil, geceler de vurgun!
Beni böylesine koynuna alışı, karanlığında bunca aydınlatması neden?
Evet sen öyle güzel, öyle güzelsin ki, geceler de seni sevdi.
Öyle ki sana ihanet edip de seni yaşamıyormuşçasına uyumaya,
Gözlerimi yummaya çalıştığım zaman hemen giriveriyorlar içime ve seni...
SENİ getiriyorlar bana.
Gözlerimi öyle bir açıyorlar ki bir dahasına kapayamıyorum bile...

Ve ağlayabilmeyi diliyorum bazı geceler.
Bunu gecelerden sonsuza diliyorum.
Ağlasam, doyasıya hıçkırırcasına ağlasam,
Belki seni bir parçacık olsa unutur ve kendi içime gömülür,
Birazcık gözlerimi yumabilirim diye düşünüyorum.
Sabahları uykuda yakalayan olmaktan çıkıp,
Sabahları uykuda bulunan olmak istiyorum.
Bunun için istiyorum ağlayabilmeyi.
Sana olan özlemimi, içimde bir dağ kadar ululaşmış hasretini,
Belki bir parça dindirebilirim diye düşünüyorum.
Belki seni birazcık gömebilirim de yüreğime,
Rahatlarım diye umuyorum olmuyor.

Ağlamaya çalışıyorum, ağlamalarım bana isyanlar ediyor.
Geceler bana bu isteğimi vermiyor.Ne zaman ağlasam...
Yalnızca ve yalnızca bir iki gözyaşı olup kalıyorsun gözlerimlde.
Gözlerimde donan birkaç damla yaş oluyorsun, o yaşları da sarıyor geceler.
O yaşlarla birlikte alıyor yanına geceler beni...
Geceler unutmamı istemiyor seni, geceler bana ihanet ediyor.
Geceler senden yana sevdiğim, geceler seni yaşamamı istiyor.
Sözümü dinlemiyor....

Güneşi özlediğim oluyor arada bir.
Yeter diyorum bunca yıldızla arkadaş olduğum.
Seni unutup da yıldızları gördüğüm anlar olursa tabii.
Beni böyle gördükleri zaman anlamıyor insanlar.
Nasıl böyle saatlerce kalabildiğimi sorup duruyorlar.
Böyle tüm dünya uyku içindeyken benim nasıl karanlığın içinde,
Bakışlarımı dayattığımın sırrını anlamıyorlar.
Ve onlar bilmiyorlar ki içim bir kordur...
Tüm dünya, tüm tabiat susmalarda ve uykulardadır belki ama...
Benim yüreğimde gizlenmektedir tüm dünya...
Ben içime tüm insanları,,, tüm milyarları almışım.
Farkında değiller. Herkesi ve herşeyleri sığdırmışım içime.
Bir sen sığmıyorsun, bir seni sığdıramıyorum kalbime, bilmiyorlar...
Ve senin uzaklığın, ve senin gece kadar olan uzaklığın...
Bana öyle uzak öyle yabancısın ki sevdiğim,
Seni senden istemeye korkuyorum. Geceleri bu yüzden seviyorum.
Seni sevmeme engel olmuyor, seni bana getiriyor...
Ve seni gecenin karanlığında buluşumdandır seni gündüzleri istemeyişim.
Evet sevdiğim bana her şeyden ve herkesten uzaksın.
Herkesin yaşamına giriyor, her şeyi paylaşıyorsun insanlarla...
Ama bana gelmiyorsun. Ama ama sitem bile etmiyorum...
Sana söyleyecek söz bulamıyorum. Söyleyecek bir şeyler arasam,
Ve bulsam biliyorum geceler alır onu elimden, dilimden de.
Sana söyleyeceklerimin hesabını yapsam sabahlar buna izin vermez.
Ve ben seni yaşıyorum. Olsa olsa sana bu sevgiyi yaşa diyebilirim.
Gel birlikte yaşayalım demeye dilim varmaz.
Geceler bunu bırakmaz yanına.
Kaybettiğim değilsin...
Ben seni hiç yitirmedim...
Çünkü içimde taşıdığımdın hep...
Benden bir parça oldun sen...
Ben kendimi yitirmediğim sürece sen de kaybolmayacaksın.

Evet....
seni anlamakla, seni yaşamakla, seni sevmekle geçirdiğim bu gecelerde, Sabahladığım bu gecelerde, Benden çok uzaklarda bulunan sana,
Uykularında bir rahatlık veriyorsa sevdam, ne mutlu bana.
Gecelerim...Sarın yaralarımı geceler demiş bir şair..
Beni bu geceler mahvetti desem haksızlık mı ederim onlara.
Beni sen mahvettim desem yalan olur bu.
Ama beni bu geceler, geceleri de bana musallat eden sensin.
Senin sevdanla başladı gecelere sevda yazmam.
Sevda masalı okumam bundandı.
Ben bu gecelerde tüm karanlıkları dağıtabilirim.
Bana hüzünlerini, bana acılarını ver sevdiğim.
Ver ki senin acılarını da ortak edeyim gecelerime.
Ver ki gecelerle kavgalı olayım...
Şimdi seni getirdikleri için onlara ses bile çıkarmıyorum.
Sen yaşadığımsın, yaşatanımsın. Sevdamsın sen...
Belki ben anlatamıyorum ama geceler bu sevdaya şahittir.
Çünkü artık onlarda bu aşka ortak oldular.
Belki benden bile çok seviyorlar seni.
Ben seni hiç mi hiç gözlerimle bitirmek istemedim.
Ve gecelerin içinde...
Gecelerle birlikte hep sevdim seni...VE HEP SEVECEĞİM...

*ALINTIDIR*



Mystic@L 26 Mart 2007 00:03

Acının omuzlanışı

Kadını bir gürültüye sapladılar.
Evler tıkırtıydı, tıkırtıydı, tıkırtı
kahkahamın düşürdüğü çiçekleri bulamadılar
fırtınalı bir geceydi çünkü bulamadılar
bombalar, bö sesleri, savaş alaborası"
Yaşamak bir tıkırtıydı aldırmadılar.

Çocukların düşlerinde bir Markut
bir kurbağa zıplıyor yaşamamızdan
hergün zıplıyor, hergün eksiliyor, hergün
Markuuuut Torbanı sarkıt.
Her doğal güzelliğin bir ucunda aptallık
öbür ucunda o kambersiz geçen düğün.

Kadın. Kadını bir dilime katık ettiler
Markuuuu! Torbanı sarkıt.
Siz büyüyün kan kuşları siz büyüyün
güzün gelişi bir öğürtüdür korkmayın
korkmayın ölüm bir başka ağzıdır yarasaların.
Aşınmış eşikler, aşınmış yaygaralar
aslan gibi bir kocası var mıydı bu kadının?
Gömleğimi zorlayan kuş sesleri

İsmet Özel


Nephthys 26 Mart 2007 00:39

Şimdi seni düşünüyorum, biliyorsun
Aklıma ellerin geliyor önce
Yağmurlu birgün hatırlıyorum
Islanmış bir serçe kuşu hatırlıyorum
Durup durup ölümü hatırlıyorum
Alnıma bir ışık vuruyor karanlıkta
Sonra alabildiğine bir sessizlik başlıyor
Alabildiğine bir deniz
Alabildiğine kum
İçim ürpertilerle dolu
Karanlık denizlerin ortasında
Seni düşünüyorum

Hani denizin insanı deli eden maviliği
Nerde o güneş parıltıları nerde
Göremiyorum ama duyuyorum
Yaklaşan fırtına sen olmalısın
Bu rüzgar senin hayallerin olmalı
Senin ümitlerin
Senin arzuların olmalı
Bütün karanlıklara razıyım
Yalnız uzaklarda, çok uzaklarda
Bir gemici feneri yanmalı

Bu korkunç ağırlıkları kim koydu başıma
Bu marşandiz trenleri nereye gidiyor
Ben bir katran deniziyim artık
Dalgalarım iri kayaları döver durur
Bütün yaratıklar derinliklerimde kapkara
Ne bir seven var beni
Ne bir anlayan bulunur



Ümit YAŞAR OĞUZCAN



NiliM 26 Mart 2007 01:08

DENİZİN BEKLEDİĞİ

Seni sevmek mor denizlerdi biraz
Ne kadar gidilse bir o kadar bitmeyen
Umutlar ve yıkılmalar ardında direnilen
Seni sevmek mevsimler içinde en güzel yaz

Seni sevmek yaşamın aşılmaz büyüklüğü
Seni sevmek kan dolu yüzyılları korkutan
Ve sığınıp ılık kıyı kentlerinde biraz akşam
Seni sevmek çocukların düşlerinde gördüğü

Varılırdı daha saydam günlere isteseler
İsteseler yalnızlık giremezdi evlere
Seni sevmek bir kırlangıç olacak bekleseler
Ve uçacak durmadan adasız denizlere

Kim bulacak cam kırığı gözlerinde sevgimi
Sonra yalnız kalmak gibi yoksulca uğuldayan
Bütün okyanusların baş eğdiği tek kaptan
Sana verdim geç diye bütün denizlerimi


AFŞAR TİMUÇİN


Nephthys 26 Mart 2007 01:10

güzelsin o kadar

güzelsin o kadar
yüzünsüz aynalar, düz ve yoksul çöl!
kirpiklerinin arasında vakitsiz çağrışımların kararsızlığı

beni o kentlerde sevmeyeceklerdi çok önceleri bilmiştim
bu kentse üstüme üstüme geliyor nicedir,
köşeme çekilmiş
ağzımda ki kanı kusuyorum
ve bu dövüşmek hiç bitmiyor nedense

senin, kimsenin giymeye cesaret bile edemeyeceği siyah bir gelinliğin olacak
bir cinayet gecesi suskunluğu tüm dudaklarda

martılar bir akşam sana bir şeyler anlatırsa
kendini inandır mutlaka ve büyütme
güzelsin o kadar, …

ekim-06


s.pelitli


arwen 26 Mart 2007 01:11

Bugün yağmurları,
Yarın sele çevirmeli toprak.
İçimdeki sevdan akıp gelmeli ayaklarının altına.
Dokunmalısın her damlasına,
Hissetmelisin avuçlarında.
Tutmalısın verdiğin sözleri,
O gün gelip karşına, bana dokunduğunda.

Uyutmalısın beni sıcacık kucağında,
Dokunurken ellerim yanaklarına, ağlamalısın.
Hissetmeliyim yaşlarını avuçlarımda.
Titretmelisin beni,
Seni çılgınlar gibi sevdiğimi duyduğuna.
Elveda dememeliyim artık sana,
Elveda demeliyiz bu yalan hayatta,
Tutuşup el ele yürek yüreğe,
Dolaşmalıyız
Yaşadığımız şehrin caddelerinde doyasıya,
Unutmalıyız artık geçen günleri,
Sevişmeliyiz günlerce sıcak yuvamızda,
Yalnız geçirdiğimiz günlere inat,
Durmadan haykırırcasına!


ismail özdemir


arwen 26 Mart 2007 02:36

hep ağlamak isterim
ayazında gecenin
koynunda yalnızlığın

sensizlik nöbetlerinde
kurşun sıkarım parolasız aşklara
ve ağlamak isterim hep
sevdamın kronik sancıları eşliğinde

bir rüzgâr okşarsa saçlarını
kızıllığında akşamın
ve tararsa upuzun saçlarını
ağlamak isterim hep ağlamak
göz kırpan yıldızların altında
bahar yeşili gözlerinde
ölmek isterim inan



HIZIR İRFAN ÖNDER


Nephthys 26 Mart 2007 03:09



Yokluğun varlığında saklı,
Haykırışlar ise bu sevdanın son deminde,
O son sözün bilirmisin nasıl yaktı,
Gözlerin bu aşka sebeb isede,
Gitmelerin hep gelmelerinde saklı.

Vicdanlarda zindandır hayallerim,
Saklanan bir sırdır sende olan benlerim,
Yoruldum artık sevmelerinden,
Kurtulsun artık senden senli esaretim.

Sevse bile aşk olmasın son sözü,
Baksa bile görmesin seni gözlerim,
Çığlık çığlığa sussun,
Aramasın seni düşlerim,
Yine kara kışlara dönsün,
Baharları beklesin gelmeyeceğini bile bile,
Yine seviyor zannetsin,
Ve gömülsün artık bu sevda,
Seni beklediğim gecelere,


Yokluğun varlığında saklı,
Varlığında yokluğun yaktı,
Artık bu gönül,
Sevdalara yasaklı...


Atıf Emre Özdemir


Misafir 26 Mart 2007 03:20

dünya hali -I-






tetikte Yahudi sevgiler
gözlerinden öptü kurşun Filistin'i

ceset çatıyor cephede ölüm
Şii çocuk pabucu Bağdat
yırtığı Sünni

dökül avucuma Dicle
kaldırımda kurudu zeytin

kınası Türk gelinin
komşusu Ermeni

adem
incir sütü ten
soyunup yaprağını
ısırdı kanadından güvercini

ağlama oğul

Sudan bir açlıktı
geldi geçti




Ferhat Gülsün


arwen 26 Mart 2007 03:25

Ümitsiz, hüzünlü bir aşk bizimki
Sarhoş ruhlarımız sarmaş dolaş
Ama bedenlerden çok uzak.
Bana ılık bir bahar gecesinin
Yıldızlardan taç yapıp sunduğu
Güzel, alımlı bir kraliçesin.
alın yazımsın daha silinmez
Kaderimin hoş cilvesi
Kırkında gelen tatlı sürpriz.
Öylesine bir aşkla sevdim ki seni
Görsen adını andıkça kalbimin atışını
Aşkından çöllere düşen mecnun bile
Ancak bu kadar sevebildi leylasını.
Ne kadar özlüyorum bilsen seni
Bir işitsen, şimdi bir duysan
Zavallı yüreğimin inlemesini
Mızrap vurduğunda teline
Saz bile çıkartamaz o hüzünlü sesi.
Şimdi dilimde acıklı bir hasret şarkısı
Yüreğimde her gün biraz daha büyüyan
Yokluğunun kahreden sancısı.
ama biliyorum ki...
Sana kavuşup saçlarını okşamak
Gökyüzünde parlayan yıldızlara
Dokunmak kadar uzak.

Ümitsiz bir aşk işte bizimki
Boğulup kaldım girdabında
Karmakarışık duygularımın.
Öylesine garip bir sevdaki bu
Sen yıldızlar kadar uzakta
Ölüm kadar yanıbaşımdasın.


sami bağcı


Misafir 26 Mart 2007 03:39

Çıplak acı







gözlerime uyan oğul!
gülüşünü içtiğim avuçlarının umuntusuna
biriken hüznüm kendime gömülü sır
yıkılır üstüme güneşi söküp gittiğin iskelelerden
suya suret düşüren ebrucu sözlerin bir bir

yaban burcu tenimin şahidi yelkovankuşu
yastık dikeni silme yatağım, ısırgan gecenin kadehinde
çıplak kederim evaze, içime eriyen feryadım yitikliğimdir

süt kokulu ağzını özledim, alnındaki başak sarısını
çentik zengini duvarlar devindikçe depremini
ah! sıçramış mecalime sökün eden yalnızlığın
la notaladım eliboş şarkılara kayıtsız, çiğdem halsizliğimi

kalk oğul! ekmeğim yaralı
gülküskünü aynalar dirimsiz deliliğim
karasevi dayanmak dağlanmaktır uçsuz umutsuzlukta
sıra senin değil, sadrına ateş düşmüş annenindir...


etim unuttu iğde çiçeklerini
yaslanılan omzunun eksikliği güncemin cinneti
yosun bastonu tutunmaya çalıştığım deniz
dokunur acı kasnağında kuş düşüren yıldızlara
ıhlamur yanığı dudaklarım kargışlanır senimsiz

süzülür meme uçlarımdan can acısıyla doygun yasın
gidilmemiş yol peşinde önce tutku sonra korkuyla öldü dilim
uyan oğul! kalk gözlerine yazdığın uzaklardan çakım ışık
su sar acılı yazgıma, zamansız biten şiirleri başlatan virgüller getir





S.Sevinç YILDIZ


tikkymelike 26 Mart 2007 09:43

AYRI AYRI

Kaçamak bakışmalarımız dokunurdu birbirine
suçlu suçlu yürürdük
gülmeyi konduramadan dudaklarımıza
acılarla delik deşik
bir olgunluk izlerdi gölgelerimizi
yağmur ıslatırken kaçak evi
kimsesizliğimiz ayrı ayrıydı.

Aslında yakamıza yapışmasaydı aşk
sahtekarlar cennetinde çakışmasaydı yollarımız
sen ve ben
pekala kandırabilirdik kendimizi
mutluluk oynayarak ayrı ayrı
yas
içimizde uzun yolculuğa çıkmış olurdu
ve bitmemiş olurdu takas
.................................
A.Kadir Bilgin


Mystic@L 26 Mart 2007 14:26

Yeniden Al götür beni
Adını bile
Bilmediğim yerlere
Hayata yeniden başlayalım
Yalnızlığımda
Acı tatlı günlere
Yeniden başlayalım
al götür beni
Yüce dağlara
enginlere ses verip
Buradayım diye çağırayım
Mutluyum, özgürüm diye
Al çek beni
Yeni sevdalara başlayalım
orda seninle mutluluktan çıldırayyım
Al sev beni
Dizlerinde uyut
Ellerin saçlarımı okşasın
Seninle tat bulayım
Türkü çağırıp
Sevdalın olayım...
Arslan Bayır


Misafir 26 Mart 2007 16:07

Ben seni seviyorum bunda bir kasıt yok
 
Acınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden,
hüzün hastası bir hayvansın
şiddetli baş ağrılarıyla çalkalanan
çok kurak iklimlerde, büyük sinir krizlerinde
ağır işkence görmüş şehirlerde
saadetin zarif, adaletin ince.

bir miktar alkol ve ürperti alıyorsun
kelimelerin karardığı peşin hükümlerde.
şahsi sevişiyorsun şiddetin bütün bitki örtüsüyle.
gözlerin ucuz, tutkun ucuz, direncin ucuz
tehlikeli bir yalan gibi duruyorsun
ruh yoksulluğunun harikulade iskeleti üzerinde.
tutulamayacak yeminsin, yemin ederim,
her insana gerçek aşkı öğretecek bir külfetin var
ve
alelacele asılmış bir çocuk militan
gibi şaşkın ama onurlu bakıyorsun
yükseldiğin gökyüzüne.

ben seni ayakta alkışlıyorum
hep ayakta alkışlıyorum seni ben
yollarda yürürken alkışlıyorum
sinemalarda, üçüncü sınıf oyuncularda alkışlıyorum
afrika'nın içlerine doğru alkışlıyorum
vuruşurken alkışlıyorum seni ben
evet, hüzün hastası bir hayvansın
acınası tesadüflerle ayrılıyorsun
kainata gösterdiğin sahte hüviyetinden.

o nasıl bir hale
bana cimri, başkalarına bonkör bedeninde;
bir acı votka tadı yakalıyorum dilenen bakışlarında
'suçsuzum' diyorsun, 'tarzım bu' diyorsun
aç bir kurt gibi iniyor yüzüne hüzün
kirpiklerin alnına deyiyor
bende deyiyorum alnına cevapsız sorularımla
uykum geldi diyorum
seni sevmekten uykum geldi
jilete abanıyorum
korkuya abanıyorum
tek arkadaşım yok öbür tarafta çünkü!

çek perdeleri, kapat ışıkları
bu telaşlı yokoluşun fosforu aydınlatır bizi
uykum geldi diyorum
tutulamayacak yeminsin, yemin ederim
heryeri keserim, herkesi, herşeyi keserim
bıçağımı taşıyan elde kader çizgim de gizli!
bitiyor
sancıda safları sıklaştıran o garip haz bitiyor
bir kez olsun samimi bak
bak! gecenin eteklerine eşkiya ayrılıklar siniyor!

acınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden
ateşler içinde bırakıyorsun sana biriktirdiğim suyu
oysa hiç sansım kalmadı
yeniden doğmak için, bana ait olduğu belirtilen külden.

al bu külü de götür
al bu külü de götür, diğer taraflara üfle
muzaffer bir hain gibi ayrıl
tertemiz hayal hikayemden.
http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifKüçük İSKENDER


Misafir 26 Mart 2007 17:20

SEVDA’NIN TARİFİ....

Yerlere saçılmış inci tanelerinin üstünde
Yürümek gibidir sevda.
Basmaya kıyamazsın hem, başarsan da,
Düşmeye mahkumsun mutlaka...


Dalgalar vurdukça, bileklerine dek gömüldüğün,
Kumsal gibidir sevda,
Sular çekilince, çırılçıplak ayaklarınla,
Kalırsın kızgın kumlarda...



Çakır dikenlerin arasında açan, amber gözlü
Bir papatyadır sevda,
Ya uzaktan seyredeceksin güzelliğini, ya da,
Aldırmayacaksın dikenlerin battığına...


Kış ayazında donan bedenini, gürül, gürül yanan
Bir ateşte ısıtmak gibidir sevda,
Önce hissetmezsin o sıcaklığı, sonra dayanmalısın
Teninde yürüyen binlerce karıncaya...


Kanayan bir yaraya, kendi elinle ve çaresizce,
Tuz basmak gibidir sevda,
Önce keskin bir acı duyarsın,sonra,
Alışırsın yaktığına..


Zümrüt-ü Anka’ların yaşadığı Kaf Dağını bulmak
Gibidir sevda,
Önce inanamazsın ulaştığına, sonra bu sevinci,
Paylaşacak kimseyi bulamazsın yanında...

Ceyda Görk


NiliM 26 Mart 2007 17:45

Akşam yine toplandı derinde...

Canan gülüyor eski yerinde
Canan ki gündüzleri gelmez
Akşam görünür havuz üzerinde,

Mehtab kemer taze belinde
Üstünde sema gizli bir örtü
Yıldızlar onun guüdür elinde...

Ahmet Haşim


kambis 26 Mart 2007 18:08

YANARAK SEVMEK SENi
Beni bir dağ başında böyle yapayalnız kodular,
rüzgârlara, kuşlara, bulutlara yakin,
senin etinden, tırnağından ayrı,
senin kokundan uzak.
Benim güzelim,
benim ceylan bakışlım,
benim kafamın ateşi,
yüreğimdeki.
Mümkün mü su anda rüzgâr olmak, kus olmak,
su anda üç dört portakal almak, getirmek sana,
sana tuzlu badem,
kabak çekirdeği.
Su anda hiçbir şey mümkün değil.
Su anda her şeyden ayrı, her şeyden uzağım ben.
Su anda sadece yalnızlık ve kahir.
Hayır, güzelim,
hayır, ceylan bakışlım,
hayır, kafamın ateşi, hayır,
hayır, yüreğimdeki.
Su anda mümkün ve güzel olan tek bir şey var:
Yanarak sevmek seni.
A.KADİR


tikkymelike 26 Mart 2007 19:47

BAŞKASI

Akşamları geçerim ara sokaklardan
Kaybolmak için yürüdükçe
Her yol ağzında rastladım kendime
Ne çok kuş duman gibi dağılan
Hepsi alaca,hepsi ürkek
Gövdeleri baştanaşağı püren
Bir acıyı tutmak gerek yerliyerinde
Bu yüzden kapalı bütün perdeler
Bastırıp göğsüne karanlığını
Ne varsa unutulmuş yol kenarında
Rüzgardan,ayak izlerinden arta kalan
Kimi istediysem gelen başkası
Gittiğim her yerde bendim bekleyen..
...................................
Özel Arabul


Nephthys 26 Mart 2007 20:27

YAŞANMAMIŞ ÖMÜR İSTERİM


Katlanmak ne ki dostlar / ayrılıklara
Vuslatlara özlem duymak / aramak ne ki!
Ağlamak / dönmeyen bir vefasız için
Kaptırmak dizginleri ***** zamana
Kitaplar dolusu yalvarmak ne ki!

Boynu bükük / yıllara teslim edilmek
Çağırmak gelmeyeni / boşa beklemek
Karşılıksız sevmek / ona susamak
Sanki çölde bir vahayı aramak.
Ayrılmak / beklemek hiç derdim değil.
Korktuğum / zamana karşı sınav kaybetmek
Kavuşmadan / yıllarımı boşa tüketmek.

Ne ayrılık zor gelir
Ne de ağlamak.
Ne aydınlık günlerden geceye dalmak
Ne / aramak sevgiliyi / boşuboşuna
Onun özlemiyle yaşamak güzel
Hayaliyle dolup dolup ******** güzel!

Tanrım bana sorsa istediğimi
Sevdiğimi istemem yanıbaşımda
Alıştım özlemine / yine beklerim,
Ancak onu daha çok özlemek için
Sevmek için ölesiye / dünyalar kadar
Tanrı'dan yaşanmamış bir ömür isterim





Kamuran ESEN



kambis 26 Mart 2007 21:24

KELEBEĞİN KALBİNDEKİ AŞK
Zamanlar
Güneş ekilip, yıldız biçilen zamanlardı.
Hatırlıyorum...
Ya önce sen vardın yürek olarak içimde
Ya da aşk vardı önce
Gelip içimde kestiğin
Hatırlamıyorum...
Ben imkansıza dudak bükerdim
Sense halime gülerdin...
Olsun! O günlerde ben
Biraz mutlu biraz umutlu
Biraz içliydim
Doğrusu en çok da
Kelebeklerin kanadına işlediğin
Aşkından dertliydim...
Ama o zamanlar
Güneş ekilip yıldız biçilen
Zamanlardı
Aşk dediğin belki de
Geceye veda etmeyen bir ay'dı...
Türküler saklardın derinlerinde
Sazından kaçak...
Bilmezdin.
Ben görürdüm duyardım da
Sen bir kez olsun söylemezdin
Korkularını zaten
Kimselere vermezdin...
Ve böylece
Sen yağmura
Yağmur benim gözlerime hasret
Yaşardık...
Heyhat!
Hep ama hep
O imkansıza takıldın da sen
Ve belki de bu yüzden
Aşk gelip bizi sarsınca yüreklerimizden:
Ben ağlardım gözlerim gülerdi...
Sen gülerdin gözlerin susardı...
Şimdi ben
O zamanların renklerini unuttum.
Belki mavi, belki sarı, belki aktı...
Hatırladığım tek şey
Güneşle yıldız arkadaştı...
Bilenler bilirdi
Çok sevmiştik biz
Çok!
Ben gönlümden
Sen dilinden...
Ben unutsam da şimdi
Sen hatırlarsın.
Sesinde ufacık bir hüzün olsa
Ya da acıtan bir özlem gözlerinde
Bembeyaz gecelerinde gelirdim sana bu şehrin...
Gelirdim... Gönlümden...
Ve sen
"Hoş geldin" derdin
Dilinden....
Kocaman bir çocuktum o zamanlar
Belli!
Dil nedir, gönül ne?
Anlamını bildiğim
Şüpheli!
Şimdi söyle bana!
Kaldıysa geriye ne kaldı?
Tek tarafı hesaplı bir sevda
Niyeti bozuk bir dava
Bir de
Sadece dağlara caka satan bir sema...
Ama ben bunların hepsini sevdim.
Şaşacak bir şey yok!
Dedim ya... Ben
Güneş ekilip yıldız biçilen zamanlardan geldim...
Sonraları
Belki de hiç gülmedim
Ve sen
Kelebeklerin ömrünün üç gün olduğunu
Hiç bilmedin!
Esra Güzelipek


Nephthys 26 Mart 2007 21:43

Karla Karışık Gözyaşı Yağıyor


Karanlık bastı sen gidince kaldırımları
Kalakaldım sokak ortasında
Gidiş istikametindeki ay hazirandı
Üzülme,zaten bitmesi geren bir sevdaydı…

Sonra aylardan temmuz oldu
Festival havası vardı sokaklarda
Bıraktığın sokağın ortasından bir meyil kaymadı düşüncelerim
Farkındaydım olması imkansızdı…

Sonra ağustos eylül ekim kasım derken
Sökülen gönül yaraları dikiş tutmaz oldu
dökülen sararmış anılarda cabası
Kuşlarla birlikteyken uğranılan bir akşam üstü
Kışın habercisiydi aslında kasımdan…

Aralık kapıyı aralayıp girerken bacadan
Sobanın dumanından zehirlenmesini ümit ederdik
Ama her aralık ayının ardı ocaktı ve öldürürdük bir önceki seneyi
Yeni seneye merhaba derken
Aslında geçen seneden hiçbir fark gözetmeyeceğini bilirdik

Şimdi aylardan benim doğduğum ay
Dışarısı kar boran…
Ve ben sobanın başında oturmuş üşürken seni düşünüyorum
Eksi bilmem kaç dereceye düşerken sıcaklık
Sokaklarda karla karışık göz yaşı hüküm sürüyor…

Uzat ellerini üşüyorum…

Osman Coşkun



Saat: 13:22

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık