![]() |
ADI SENDİN....! İçimdeki okyanusun Dem tutmuş sevdanın adına sen dedim Uzaklarda bir türkü söylenir hasret yalnızlığında Geçitsiz karanlığın perişanlığında Bahar yağmurlarında yeşili sevdim Gülün dalında dikeni sevdim Seninle birlikte zamanı sevdim Bozkırlarında cennet düşlemeyi sevdim Karlı dağların altında volkan olmayı sevdim İçimdeki sızının Sen oluşunu sevdim Uykularımı bölen hüsranlarını sevdim Gelmediğin kapımda bekleyişimi sevdim Sevgimle içlenen közün sıcağını sevdim Derlediğin türküleri sevdim Bahtıma çıkışını sevdim Son nefeste seninle olmayı sevdim Yolumda törem sonunda seninle ölmeyi sevdim ......................................... Leyla Merdinlioğlu |
kilim gibi dokumada mutsuzluğu Gidip gelen kara kuşlar havada Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden Tabanında depremi kara güllelerin Duymuyor musun kaldır başını kan uykulardan Böyle yürek böyle atardamar Atmaz olsun Ses ol ışık ol yumruk ol Karayeller başına indirmeden çatını Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm Alıp götürmeden büyük denizlere Çabuk ol Tam çağı işe başlamanın doğan günle Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden Her satırında buram buram alınteri Her sayfası günlük güneşlik Utanma suçun tümü senin değil Yırt otuzunda aldığın diplomayı Alfabelik çocuk ol Yollar kesilmiş alanlar sarılmış Tel örgüler çevirmiş yöreni Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende Benden geçti mi demek istiyorsun Aç iki kolunu iki yanına Korkuluk ol Rıfat Ilgaz |
Ayrılık ayracı Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor Ya da erteletiyorum biletimi son anda Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını Ahmet Telli |
gecenin matemi gündüz karartmasıyla oturmuşum gecenin döşeğine sitem resmimi yapmış dost gözlerini kapatmış gelip geçilmeyen aşınmış eşiğime gündüz karartmasıyla oturdum gecenin matemine değiştir zaman, mekan aciz rüzgar vurdum duymaz savrulan yapraktan habersiz bir ben çırılçıplak duygularım kalmış ortada ruhum uyamamış fosfori değişime çırılçıplak oturmuşum ......................zamanın eşiğine ruhum soyut bedenimden özüm hasret kopmuş madeninden bir sıyrılabilsem gelecekteki vehmimden ruhum soyut bedenim soyut madenim soyut ben soyut yaşıyorum bilmeden kaçıncı boyut dogum sancıları çeken döşeğine girdiğinde zaman bekliyorum kapı önünde sevgi doğuracak aşk doğuracak biliyorum gelecek vehmime gündüz karartmasıyla oturdum gecenin matemine mustafa semerci |
Karalamaca Karalama olmuş bizim hayatımız, Ben onu karalıyorum, O beni, Herkez herkezi karalar olmuş, Hayat demek bile iltifat olur bu yaşama, Oyun olmuş yaşam, Adı karalamaca…. Abdulcelil Güven |
Bilir misin seni gizliden izlediğimi Avutmaz geceler düşlerimi Her anımda sen İsyankar yalnızlığımda ben Bilir misin seni sevdiğimi Sana hasret seni beklediğimi Göz kırpmalarımda Kalp atışlarımda Yudumladığım suda Her yerde sen varsın bilir misin Ne zaman güneş batıdan doğarsa Gökyüzü rengini siyaha boyarsa Dağlar tepeler ufalırsa Bil ki o zaman sevmeyeceğim Bilir misin geceler uzun Yıldızlar parlak Bir o kadar sana yakın bir o kadar uzak Yüreğim kurdumu sana tuzak bahtınur güven |
Neden Yazıyorsun? sevmek bir şey değil de sevinmek kötü be, kumruların kumsalların bulutların aşkına mecburduk da yazdık kirli sakallı sabahların namına öylesine değil savrulsun diye değil yalandan değil yazmak lazımdı yazmasak olmazdı çünkü hani bazı içinde bir dal burkulur yeşil için sarı için her morun tonunda büyüyen sağrılar için belki kuşlardan habersiz kanatlar için yol yokuş son ilk bahar uzun eskilerden gelme bir içim nefes için yazmak lazımdı yazmasak olmazdı çünki erguvan görüldü bir zaman sonra çıkmaz oldu sokakların alayı mavi çakmak fitil falan kalabalık oldu yokuşlar o yokuşların baladı oldu düğün oldu hatta serim düğün ve çözüm için boşanmalar oldu her sevdanın final tezi adliyeye verildi gerisi ilam oldu kıyılar kumrular göçler oldu... buhurdanlar semaverler ve nargile geyikleri yavaş yavaş çok yavaş hız'da yitirilenlerin aşkına yavaş'ın içindeki ölü şövalyeler için her işin bir raconu vardı yaşamın ortaçağında atılan adımlar vardı yavaş ve eski bir düellodan alınmış işte bu yüzden yazmak lazımdı yazmasak olmazdı çünkü... sonra unutmak vardı hatırlamak içindi bütün muallak resimler hiç olmamış gibi yapmak öküz öldüren bir hasrete can dayanmıyordu ya zaten bütün bunlar yeni ve dayanıklı canlar içindi dursun koyuyordular en son çocuklarının adını üstü kalsın ikizler mesela birisinin içinde civciv havalansa diğeri kanat çırpıyordu istemsiz oluyordu bunlar ve yazmak lazımdı yazmasak olmazdı çünkü... eski harfleri dağıtıyorduk komşularımıza yepisyeniydiler hepi topu bir kere kullanılmışlardı sapa bir cümlenin içinde hat sanatıydı gömdüğümüz uykuya edebiyat avuntusuydu işimiz uzak suretlerinden biriyle yapılan nef'inin yazmak lazımdı yazmasak olmazdı, aslında olurdu tabii bir sürü yazmadığımız bir süre yazmadığımız ama o zamanda bakkalda hesapüstü kalmışlık oldu siparişi unutmuşluk bakkal çırağında hem de ekmeğin en yumurtaya banılacağı sırada ve kapatıyoruz manasında söndürülen ışıklar oldu hadi gidin artık makamından kırklık bir ampul kaldı geriye... baktık olmuyor yazmadan baktık mesele oluyor dimağı eşeleyen cümleler olmuşlar olacaklar yani bir fikrin hizasına konulacak ne varsa işte, yazdık ki yazmasak olmazdı bütün bunlar bütün bunlar içindi gizli hüzün artıkları kalmıştı ayrılık salonundaki güvercinlerde manasız bir tango ciddiyeti dans mı ediyorlar fırça mı yiyorlar belli değil öyle suçlu bir işti tango arjantinde solcu gençler işkencedeyken maradonaydı 82'de kibrit kutusunun kapağı vasati kırk çöptü ve kırkının da tek tek kendine göre sorunları vardı... çözüm bekleyen ağır meseleleri de vardı yaprakların kuruyorlardı saatlerini kasım patlarına hemen ve şimdi müdahale gerekiyordu akarsulara ve ivedi bir gülümser kelimeydi yadırgayan türkçedeki yerini ama yinede yazmak lazımdı yazmasak olmazdı... sonra hiç aklına gelirmiydi örümceklerin sinirli bir iklime ağ'yacakları kendilerini ya da kuşak çatışması balıkların pul pul gerinir diye düşünürken biz meğer esnemeye bile takati kalmamış yorgun bir akdeniz... ucundan çeksen new york'a kadar götürebilirsin elektrikli vakumlu halı bile yıkayan sömürgeni işte böyle bir durumdu ve tedirginliğimiz siren miren istemiyordu telaşımızın gürültüsü yerindeydi ve küt diye akşam oluyordu biz ki öğle vaktiyiz daha rakıdan filan habersiz ve söylemeye gerek yok uzun çok uzun içmeler oldu mürakabe susamış peçetelere notlar düştük kalktık zeytinyağı lekesinden arta kalan şiircik kuşunu besledik gel gör ki üç gün yaşayabildi us pas içinde ama olsun yine de yazdık yazmasak olmazdı... nehirde (hiç tanımadığımız) bir tekne için (hiç binmediğimiz) bir şarkı (hiç duyulmamış) bestelemeyi istersin de hani nefesin yetmez nefsini güftelemeye işte bu yüzden yazdık yoksa hoşumuza mı gidiyor zannediyorsun smokin bulutlu bir gökyüzünden söz etmek bir kelebeğin kararsızlığını anlatmak tırtıl kılığında... ya da bir ateş böceğinin direnişini yalancı aydınlıklara... başka türlü olmuyor, başka türlerde nasıl oluyor bilmem ama yazmak lazımdı işte yazmasak olmazdı çünki! Yılmaz Erdoğan |
ŞİMDİDEN BİR HATIRASIN Şimdiden Bir Hatırasın Bulutsa, tozsa, uçarsa Bütün (aşklar) paranteze alınsın Rüzgar çanısın, rüzgarın diline dolanırsın Ne bir şarkısın, ne de dillerde nağme adın Artık bazı şarkılar kadar yarılısın Günler izmarit diplerinde biriksin O zaman mutlaka bir trenle gelirsin Köpüklerdensin, mavisin, sakinsin istesen suyun tenine bitişirsin ellerimi bıraktım, artık buna sana yazsın İçimde iki yaşlı balık varsa, İçimde biri pulsuz, iki balık varsa Biri senden, gelirsen ve yok edersen Bunu yazmak istiyorum sana Sonra postalamak istiyorum Pulsuz bir zarfla Hiçbir mektup artık ikna etmiyor beni hayata Bu kırmızı oyalarla saçlarımda Beyaz bir tülbent gibi kalırsam tenimde, süzemediğim tortularla Gün olur sararırsa sayfalarda Bıraktım ellerimi, sana bunu yazsın Şimdiden bir hatırlasın Kırık kalplerle süslü bir sayfaysan Camsan, saydamsan, beni kırarsan Simlerimle sevişirim seninle O süslü sayfaların üzerinde İçimde mutlu iki yıl varsa, İçimde biri simli iki kadın varsa Sen, gelirsen ve yok edersen Bunu yazmak istiyorum sana sonra postalamak istiyorum Simli bir yılbaşı kartıyla Hiçbir mektup artık beni, ikna etmiyor hayata Didem Madak |
Karla Öpüşmek Düşen iki kar tanesinin kirpiklerinde öpüşmesince Dudaklarında eririm; buharın ılık nefesimde. Saçlarına düşen yıldızları toplarım sepetime, Pamuk ellerimle taç yaparım prensesime. Tek vücut olmak vardı ya karda ayak izlerinde, Kan olup karışmak vardı ya kar beyazı kalbinde… Düşmedim hiç yaban ellerde, Cigara saran sarı yaban ellere… Düşen her kar tanesini yüzüme, Sen diye öptüm özlemle... Ali KUMAK |
Ben Bir Kadınım Kavrulur şu kanlı gözlerimde günler Akşamdan bir sancıyla Koklanmış bir gül gibi hayallerim ayak altında Yol vermez yol vermez ağlamaya gururum Yılların aynasında Horlanmış vücudumda memelerim derin acıda Ben bir kadınım ben bir insan Taşırım karnımda paramparça can Bir yanımda cevahir, bir yanımda kan Bir yanım şiir destan, bir yanım kirli fistan Bir yanım güller açmış, bir yanım viran Savrulur şu tozlu saçlarımda rüzgar Çıldırtan bir hışımla Saklanmış bir sır gibi, şiirleri ateş hattında Dayanmaz dayanmaz bu baskıya yürürüm Sabrımın bir anında Elimin hamuruyla çeker giderim Canım burnumda Ben bir kadınım ben bir insan Taşırım karnımda paramparça can Bir yanımda cevahir, bir yanımda kan Bir yanım şiir destan, bir yanım kirli fistan Bir yanım güller açmış, bir yanım viran Yusuf Hayaloğlu |
gün eşiğinden eşşeğin kulağına Kanatlandırıp da Uçurmayın aşkı Şaşar Bir köyde anız yakılır Yasaklıdır Külüne bulanırsınız Şaşı bakar Aşk şeytandan çalınır Ve sorulur ihtiyaci sebebi Hırsız açım der Tok tok bakarsınız Mide istifradadır Safraya gidilmezse Olmaz aşk Ah aşk Ah bu aşk Nasıl kedi kedi bakıyor gözlerime Nasıl hain Nasıl kirli Su değmesin bedenime Sevgide muhabbetteydik Aşk çağırdı Huyumdur dayanamam Şimdi sevgiyi görsem yolda Tanımam Hacıyatmazım; Eğilmemle kalkmam bir arpa boyu Hacıbatmazım dersem Sus Güneş uyumaz çünkü Ayben ÇEVİK |
Yağmurlar hüznümün kenarına çiselemiş Kaldırımlarda ıslak adımlar Gecenin karanlığına dair tüm sözler yok olmuş Camlara vuran her yorgun damla, içimde bir gözyaşı Süzülmüş yanağımdan yalnızlığıma Kol kola girmiş kederlerim,bir ıslık tutturmuş Yağmurlu bir gecenin karanlığında… arzu öztürk |
ZALİMANE ZULMÜN Zalimane zulmün, zehreder zevk–i Kursağımda kalır muhabbet şevki… Beni, bu halimle, böylece sev ki Her yanında zerrem, aşk ile dolsun ... Sinan Itır |
karanlık bir gece de bakıyorum gökyüzüne, ay çıkmadı yine. siyaha esir gönlüm, neden hep beyazın peşinde. bir elimde resmin, gözümün önünde hayalin. bitmeyen güzelliğinle benimlesin işte. oysa çocuklar gibiydik ikimizde.. bazen koşar yarış eder, bazen de yuvarlanırdık yemyeşil otların üzerinde. biz hiç büyümeyeceğiz bu gidişle. iki aşık, iki deli akıllanmayacağız seninle. aşkın büyüklüğünü, anladım sayende. sevgiyi tattım güzel yüreğinle.. yanan bir ateşe düştüm belki de yanmak ne kelime. zifiri geceler büründü beyaza. ay ışıl ışıl yansıdı sevdamıza. helal olsun senin için akan, gözyaşlarıma. feda olsun bu can, verdiğin sevgi ve aşka. sen benim herşeyim, bedenimin diğer yarısı yıpratamaz hiçbirşey aşkımızı. özlemler bile girse araya. seninleyim bende ki bu sevdayla. menekşe gülay |
MEDUSA mevsimsiz zindanlarda cennet görmüş bir zebani gönlümün kapısını tutuyor ne sevdiğimi alıyor içeri ne sevmediğimi salıyor kendini aşkın Tanrısı sanıyor fırtına büyüyor içimde sıla değil yar değil bu kahrı çekse atlas anlardı dünya dert değil öç alınıyor benden lanet sanki kirpiklerimde medusa saçlarıma kim dokunsa taş kesiliyor… ölmemiş bir aşkın yetimiyim öfke tutuyorum yas değil serseri kuşların öyküsü bu sıcak iklimlere göç değil Elif KARSLIOĞLU |
Vakitsiz bir beklenti bu, Çare yok, umut yok, aşk yok… İçim-dışım birdi benim, Sen yüzüme baktın, Göremedin gözlerimdeki baharı. Ateşi söndürüp çektin gittin. Göremedin bu zamansız yağmuru. Kar düştü de sevgi bekledin. Şimdi benim buzdan sandığın yüreğim, Daha çok üşüyecek. Hiç boşuna bekleme, Bu ayaz hiç bitmeyecek… hasan dilşer tepe |
BELKİ YARIN Şimdi bütün istediğim Senin dudaklarında ölmek Kalan yıllardan seninle geçmek Alabildiğine mutlu. Doyulmaz hazlara seninle ermek Vermek sana en kanılmazını sevgilerin Bütün güzellikleri önüne sermek Sonra varmak o yerlere seninle O serin ormanlara O engin denizlere Ve yine uçmak oralarda seninle Yine yanmak Her gece kollarında uyuyup Her sabah kollarında uyanmak İlknur ÖZDEN... |
Düşlerim kadar ıslaktı bakışlarım, Düşlerim kadar sıcacık öpüşlerim, Senli günlerin rafa kaldırıldığı, Bu bahar akşamından çaldığım, Kaçak sevgilerin ortasına düşmüşüm. Karartma geceleri yaşanır, Benim şehrimin sokaklarında, Ayaz sevdalar yankılanır kaldırımlarında. Kapılar yumruklanırken kaçaklarla, Yağmur yağar bardaktan boşalırcasına, Saçak altına sığınmış bir serçe ürkekliğinde, Çarparken yürekler korkuyla, Islak ıslak bakarım gözlerine, bilirsin... Hiç sevmem vedaları, yalnızlar rıhtımında. eylül gökdemir |
Yüreğim I Yüreğim ıslaktır benim kuytularda ağlamaktan ve hafif uçuktur rengi kurusun diye kaç kez günese asılmaktan II Barış yüreğimde çam kokulu bir orman varsın konsun dallarına savaş denilen yaşlı ağaçkakan III Yüreğim ilk şiirim Sunay Akın |
Güzelliğin On Para Etmez! Güzelliğin on par'etmez Bu bendeki aşk olmasa Eğlenecek yer bulaman Gönlümdeki köşk olmasa Tabirin sığmaz kaleme Derdin dermandır yareme İsmin yayılmaz aleme Aşıklarda meşk olmasa Kim okurdu kim yazardı Bu düğümü kim çözerdi Koyun kurt ile gezerdi Fikir başka başk'olmasa Güzel yüzün görülmezdi Bu aşk bende dirilmezdi Güle kıymet verilmezdi Aşık ve maşuk olmasa Senden aldım bu feryadı Bu imiş dünyanın tadı Anılmazdı VEYSEL adı O sana aşık olmasa. Aşık Veysel Şatıroğlu |
Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan İle Rahibin Macerası İlkönce yağmurla sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah. Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla. Harp esirleri çoktan iş başındaydılar. Topraktan nefret duyarak - halbuki köylüydü birçoğu - tıraşlı ve korkak çapalıyorlardı patatesleri. Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana köy kilisesinden gelen çan sesleri. Pazardı. Kilisede erkeklerin hepsi ihtiyardı kadınların değil, içlerinde büyük memeli kızlar, ve sarı saçlarına ak düşmemiş anneler vardı. Maviydi gözleri. Başları önde, kalın, kırmızı ve harap parmaklarına bakıyorlardı. Terliydiler. Haşlanmış lahanayla günlük kokuyordu. Kürsüde muhterem peder "beyannameyi" okuyordu, - gözlerini gizleyerek -. Renkliydi pencere camlarından biri. Bu camdan içeri giren güneş duruyordu genç bir kadının bembeyaz ensesinde eski bir kan lekesi gibi. Ve hiçbir zaman doğurmamış olan göğüssüz ve kalçasız bir Meryem'in kucağında bir çocuk : başı öyle büyük o kadar inceydi ki kıvrılmış bacakları hazin ve korkunçtu. Önlerinde kandil yanıyordu eski sert ve boyalı tahtayı aydınlatıp... İki adam boyundaydı tahta heykel. Şeytan saklanmıştı arkasına - kaşları çekik, sakalı sivri, Mefistofeles olması muhtemel,-- ve âlim bir tebessümle dinliyordu muhterem pederi. "- Avrupa'nın bekası, (okuyordu beyannameyi muhterem peder) Avrupa'nın bekası için harbediyoruz." Dinliyordu Şeytan sivri sakalında keder ve âsi ve selîm aklına dayanılmaz bir ağrı vermekteydi yalan. Okuyordu rahip : " Avrupa milletleri el ele verip harbediyoruz, ve mutlak imha edeceğiz medeniyet için tahripçi bir unsuru." Şeytan bir parça yana itti Meryem'in heykelini ve havada sihirle efsun alâmetleri daireler çevirip kaldırdı elini rahibe doğru - etsizdi, uzundu bu el, hakikat gibi, kemikli ve kuru -. Ve ne olduysa o anda oldu işte. Renkli camın altındaki kadın çırılçıplak göründü kıpkırmızı güneşte. Memeleri ağırdı ve sarı ipek gibi parlıyordu karnının altında tüyler. Düşürdü kâadı muhterem peder ve Şeytan'ın iğvasıyla hakikati bağırdı : "- Karşı koymak günü geldi en büyük tehlikeye. Harbediyoruz, fuhşun bekası için, kerhane kapıları kapanmasın diye. Ve sen orda, arkada içinde beyaz entarisinin bir erkek çocuğu gibi duran, sen ****** olacaksın kızım. Sana firengi ve belsoğukluğu verecekler büyük şehirlerimizden birinde. Baban dönmeyecek Yatıyor şimdi yüzükoyun çok uzak bir toprağın üzerinde. Şimdi kan içindedir etli, kalın kulaklar ve ince kollarının dolandığı boyun. Yattığı yerde yalnız değil. Hareketsiz duran tanklarla, terk edilmiş toplar sahada." Kendi sesinden ürkerek sustu rahip. Orda, arkada, beyazlı kız ağlıyordu. Kadife ceketli bir erkek - ihtiyar orman bekçisi civar çiftliğin - bir şeyler söylemek istedi. Sivri sakalını kaşıdı Şeytan, rahibe : "Devam et," - dedi. Ve muhterem peder başladı tekrar konuşmaya : "- Harbediyoruz : pazar ve mal nizamının bekası için. Kömür, lâstik ve kereste, ve kendi değerinden fazla yaratan iş kuvveti satılmalıdır. Patiska, benzin buğday, patates, domuz eti ve taze gümrah bir sesin içindeki cennet satılmalıdır. Güneşli bahçesi ve resimli kitapları çocukluğun ve ihtiyarlığın emniyeti satılmalıdır. Şan, şeref ve saadet, ve kuru kahve topyekun pazar malı olup tartılıp, ölçülüp, biçilip satılmalıdır. Harbediyoruz : harbi bitirdiğimiz zaman aç, işsiz ve sakat - harp madalyasıyla fakat - köprü altında yatılmalıdır..." Yine sustu muhterem peder. Şeytan emretti yine : "- Naklet onun macerasını, o ne idi, ne oldu, anlat..." Ve anlattı rahip : "- Onu hepiniz hatırlarsınız, toprağın içindeki bir patates tohumu gibi fakir, çalışkan ve neşesiz geçti çocukluğu. Sonra uyandı birdenbire on yedi yaşına doğru. Yine fakirdi, çalışkandı. Fakat aylarca gidip bulutsuz bir denizde altında sönük yelkenlerin sanki çok sıcak bir sabah ufukta apansızın yeni bir dünya keşfeder gibi buldu neşeyi... Mahallede sesi en güzel olan insandı ve en güzel mandolin çalan. Hatırlıyorsunuz değil mi size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin ve mavi kurdelesini mandolininin?.. İçinizde kimin kalbini kırdı, kime yalan söyledi, sarhoş olduğu vaki midir, ve kiminle dövüştü? Çocuklara saygısını ve ihtiyarlara şefkatini inkâr edebilir miyiz? Belki biraz kalın kafalı fakat kalbi bir balık yavrusu gibi temiz onu geçen sene harbe gönderdik. Şimdi gerilerinde cephenin işgal altındaki bir köyün odasındadır. Baygın bir kadının ırzına geçmekle meşgul bir tahta masanın üzerinde. Beli çıplak pantolunu dizlerinde başında miğfer ve ayaklarında kısa, kalın çizmeler. Yerde iki çocuk ölüsü yatıyordu direkte bağlı bir erkek. Dışarda yağmur yağıyor ve uzaktan uzağa motor sesleri. Kadını masadan yere iterek doğrulup çekti pantolonunu... Halbuki hepiniz hatırlarsınız onu, hatırlıyorsunuz değil mi size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin ve mavi kurdelesini mandolininin?" Yine birdenbire sustu muhterem peder. (Susabilmek bir hünerdir insanın ağzından çıkan sözler kendine ait olmazsa.) Fakat tahta Meryem'in arkasından yine emretti Şeytan : "- Rahip, devam et," - dedi. Ve devam etti rahip : "- Harbediyoruz. Çalıştırılan insan yığınları birbirine devrederek zinciri, karanlık ve ağır, beton künklerin içinde akmalıdır. Ve sen kocakarı - ön safta, solda, diz çöküp yüzü eski bir kâat gibi buruşuk olan - seni temin ederim ki kilise kapısında oynayan torunun - beş yaşında, başı altın bir top gibi yuvarlak - dedesi, senin kocan, babası, senin oğlun ve komşuların gibi kömür ocaklarında çalışacak. Hiçbir şeyi ümit etmemeyi öğrensin. Bu maksatla uçuyor bombardıman birliklerimiz tasavvur edilmeyecek kadar çok ölüm taşıyıp iki gergin kanatla. Ve motorlarına benzinle beraber belki bir parça keder dolarak (öldürenlerde tevehhüm edilen keder gibi bir şey), uçuyor av kuvvetleri himayesinde olarak bombardıman birliklerimiz birbiri ardından giden dalgalar halinde... Harbediyoruz : öldürdüklerimizin sayısı - bizden ve onlardan aralarında meme çocukları da var - şimdilik beş altı milyon kadar. Harbediyoruz : kundak bezinin çeşidiyle belli olmalı herkesin yeri. Harbediyoruz : parlasın edebiyen diye sabah güneşlerinde hapisane demirleri..." Hakikat çok taraflıdır. Fakir bir Şimal kilisesinde - Şeytan'ın iğvasıyla da olsa - fakir bir papaz onu o kadar uzun anlatamaz. İnzibat kuvvetleri aldı haberi - kadife ceketli orman bekçisinden - gelip indirdiler kürsüden muhterem pederi. Ve asfalt yolun üzerinde arasında silâhlı iki adamın giderken muhterem peder Şeytan baktı arkasından : çekik kaşlarında ümit ve sivri sakalında keder. 12.9.1941 Not : Alamanya yıkıldı. Temerküz kampından kurtarıldı muhterem peder. Ve yine Şeytan'ın iğvasına uymasaydı eğer önemli Alaman demokratlarından biri olurdu bugün Anglo-sakson işgal bölgelerinden birinde. Halbuki yine uydu Şeytan'a. Ve yine bir pazar günü ve aynı kilisede yine batılı müttefikleri meth ü sena edeyim derken 41 yılında söylediklerinden bazı fasılları tekrarladı aynen bilhassa mal nizamına ait olanları. Ve Katolik bir Amerikan subayının emriyle (tevkif edilmediyse de bu sefer) kovuldu kiliseden muhterem peder. Yine arkasından baktı Şeytan : çekik kaşlarında biraz daha çok ümit sivri sakalında biraz daha az keder... 1946 Şubat 17 Nazım HikmetRan |
Bu Gece En Hüzünlü Şiiri Yazabilirim Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı. Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara. Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim. Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi. Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa. Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri. Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi. O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla Artık sevmiyorum ya severim belki yine Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca Belki bana verdiği son acıdır bu acı Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona Pablo NERUDA |
YOKLUĞUMDA AĞLAMA SAKIN(SEVGİ) yokluğumda ağlama sakın böl ikiye yüreğini ben dününde kalayım yarınlarda düşle güzellikleri yokluğumda ağlama sakın arama,sorma beni enkaz altında kaldı kelimelerdeki çığlıklarım yokluğumda ağlama sakın duyurma sesini öyle yorgunum ki çağırma,çağırma beni yokluğumda ağlama sakın akşamsefalarının renginde özgür kuşların kanatlarında uçuyorken düşle beni Bir adakarası üzümüydüm buğulandı bedenim ezdiler,çiğnediler düşlerimi bir damala keyif için Şimdi aç şişeyi korma al bir yudum tadım buruk da olsa kırmızısında rengim dilersen şimdi birlikte ağlayalım damlaların saflığında çıksın sarhoşluğun tadı hazır mısın??? .......................... Figen Yarar |
http://www.siirkolik.com/images/siir.gif Gül Yüzlü Meleğim Bir yürek yangını oldu bu sevda. Ne atılır ne de vazgeçilir senden; Hayallerin en güzeli her gece Seni düşünmek gül yüzlü meleğim. Bir şarkı oldu bu sevda dillerde. Ne dinleyen vazgeçer ne söyleyen; Hayatın en güzel şeyi Seni sevmek gül yüzlü meleğim. Sevmeyen gönüllere derman oldu bu sevda. Yıldızlardan, dağlardan, taşlardan öte; Cennet kadar güzel yüzünle Ben seni sevdim gül yüzlü meleğim. İbrahim Bayrak |
AŞKIMIZ Senin kollarında ölmek ne güzel Gülen gözlerine baktıktan sonra Senden ayrılmaya kıyamaz ecel Ben seni böyle sevdikten sonra Yas olan dökmem yanaklarımdan Gül olsan koparmam ince dalımdan Vazgeçmem senin aşkından Ağlama istemem sil gözlerini Vazgeçmem senin aşkından Ağlama istemem sil gözlerini Unutma verdiğin son sözlerini Ruhumda açılan aşk izlerini Melekler de anlar gördükten sonra Öp ki dudağımdan tadı kalsın Gel ki mezarımda güller açsın Sula toprağımı kuru kalmasın Aşkımız yeşersin öldükten sonra ................................ A.Soner Alıç |
Açık Atlas Hayattan ders veriyor diye öğretmenleri kızdıran Tuzu bir bulmuş çocukları saklamadan güldüren dünyaya Su kaçırmaz bir eşeğin sesine açıktır penceresi Bir sınıfın, batı son dersinde, kuşluk vakti Meşeler yapraklanınca bir tuhaf olurlar işte Koparılmış kürt çiçekleri, hatırlayarak amcalarını Azınlıkta oldukları bir okulda bile, sorarlar soru Neden feriklerin ve eşeklerin memeleri vardır? En arka sırada çift dikişliler, sınavda en öne İntihara ve denizde nasıl boğulmaya çalışırlar Yalnız Orta Doğu'da el altında satılan bir atlas Kim demiş on sekiz yaşından küçükler okuyamaz Bakıldı ki kum saati, ters çevrilmiş, çıt, usul isa asi olmuş İkinci karnede babası yarısını silahıyla dışarda bırakıp Öyle öğretildiği için saygılı, sınıfa giren parmak çocuğun Boş yerine, girilmeyen bir dersin denizi, gelip oturmuş Açık kalmış atlası, deniz taşmıştır, darılmasın Fırat ama Hayatın orta öğretmeni sustu, dondu gülmeleri çocukların Bir cenaze töreninde daha ölümlü karşılamaya götürüleceğiz Efendiler! Eşekler susabilirler Ne yani çocuklar hiç gülmeyecekler mi? (Yort Savul) Ece Ayhan |
Her Aşk Bir İnsan sonunda sen üfledin üfledikçe susamların peşine takıldım gittim ben de istiridye mevsimlerine her aşk bir insan her insan bir aşktan artakalan yaşam, iki susam tanesi nefesinden gelen fırtınayla yuvarlanıp uçan uçup kaybolan bitti bir gece de gitti her yarına herkes kalan sen yerindesin biliyorum ama sormuyorum kimliğini artık; artık "kimselik" in kimlik demek ki, her aşk bir insan her insan bir aşktan arta kalan Ömer Serdar |
Dağlar Eğer siz de biraz merhamet varsa Dertlerim artıyor yol verin dağlar Nazlı yar çıkıpta yoluma dursa Solmasın goncagül yol verin dağlar Çökmüş dayanmıyor gönlümün damı Deli, mecnun deyi kınaman beni Sağımda ardıcı solumda çamı Size tutunayım el verin daglar Ben de sizin gibi yoktan olmuşum Beli demişim de, karar vermişim Mansur misli ben de dara girmişim İpinen öldürmen dal verin daglar Mevla binbir çicek sizi süslemiş Türlü renkler verip gergef işlemiş Gelen gider olup göçe başlamış Arıya çiceği bol verin dağlar Acımadan yakıp kesip iz ettim İniş yokuş dinlemedim düz ettim İnce gönlü göyündürüp köz ettim Yanan bağrınızdan kül verin dağlar Sabit İnce |
KAYIP YAGMURLAR ULKESI kayip bir ulke burasi ben kayiplar ulkesindeyim sense bazen minik bir kus bazende varolmayan sevgili burasi yagmurlar ulkesi yagmur beni hapsetmis her bir damlasina sen beni dusunde gormeye aciz sevgili burada her sey hayal meyal sadece toprak yolda ayak izlerin var burada yuzler gulmuyor her sey aglamakli gokyuzu hep kizila calar tipki saclarin gibi yagmur durmaksizin yagiyor islanan sadece hayallerim oluyor sadece gozlerin kalmistir aklimda her hatirladigimda unuttugum gozlerin sokakta yuzlerce insan insan yuzleri belli belirsiz hic biri sana benzemiyor 8/30 ekspresi geciyor icinde hic kimsenin olmadigi ve ben artik 6 subat istasyonunda olmayacagim belki birgun gelirsin diye bayram tulay/24/03/2007 |
GECELERİM... Daha kaç geceler böyle sessiz, Böyle sensiz yaşayacağım? Bilmiyor musun ki ey yar, beni ne çok mahvediyor uzaklığın, Ne çok bölüyor Kalbimi kalbin... Bir gece daha başlıyor... Önümde upuzun yaşayacağım bir gecem, Bir karanlığım daha var. Saatlere, saniyelere gireceğin; Damarımdaki kanıma kadar işleyeceğin bir gecem daha başlıyor... Bir gecem, bir sevdam daha başlıyor ama yazık ki , Gözyaşları ma giren olmayacaksın yinede. Beni artık acılarımla baş başa bıraktı ağlamalarım. Gözyaşlarım bile beni terketti. Sen geldiğinden, sen olduğundan beri tüm herşey beni terketti. Ben de tükettim onları zaten. Evet artık geceleri uyuyamıyorum. Karanlıklar başlar başlamaz başlıyor kalbimin aglamaları. Önceleri onları dinlemeye, onlara ses vermeye çalışıyordum. Farketmiyormuşum gibi davranıyordum. Sırf o karanlık geceyle yüz yüze gelmemek için. Biliyordum o yalnızlığı yaşamam gerekiyordu. Bir insan arıyordum yanımda, geceyi bana unutturacak. Onun iyi, güzel ve çirkin olması da önem taşımıyordu. Yeter ki olsun yanımda. Olsun ki gece üzerime üzerime gelmesin. Yanımda birini görüp vazgeçsin benden. Veya yanımda birileri olsun da unutayım istiyordum SENİ. Biliyordum ki geceyle yüz yüze kaldığım zaman Sevda dışında birşeyolmayacaktım.Sonra, sonra bu dönem de kayboldu. Yalnızlığı arayan, yalnızlığa özlem duyan oldum. O karanlık gecelerin ıssızlığına gömülmekten kaçamaz oldum. Çünkü onlar da seni buluyordum. Çünkü bana gündüzlerin veremediğini veriyordu geceler SENİ... Gündüzlerde yoktun, aydınlarda yanımda yürüyen değildin. Ama geceleri öyle miydi? Geceleri yüreğimde yürüyordun ve ben adımlarında yaşayandım. Artık uyuyamıyorum. Hem de hiç mi hiç. Ne kadar çabalasam da olmuyor. Bir garip ağırlıkla... Kah seni bekleyerek kah gelmeyeceğinden emin olarak, Geçiriyordum saatleri.Seni yaşıyordum. Gecelerde yüz yüze kalıyorduk seninle. Gece vefalı, fedakar bir anne gibi kucağına alıyor beni sabaha kadar götürüyordu. Zaman akıyormuydu, geçiyor muydu bilen değilim. Hiçbir zaman da bilen olmadım. Bu yaralarla, bu kanıma işleyen aşk yangınlarıyla, Sabaha nasıl kül olmadan varabiliyordum? Bilmiyorum gerçekten. Yanmaktan ateş olduğum bu gecelerde beni tüketmeyen neydi? Sevgin mi? Beni evirip çevirip kora getiren söndürmeyen neydi? Bağrımdaki yangından neden yok olmuyordum? Beni sabaha vardıran geceler miydi yoksa? Geceler Benim gecelerim.... Senin gecelerin... Seni yaşadığım Geceler. Gönlümde bir derin yarasın sen! Bu gecelerde de çok şey istedim bir şeyler yapabilmeyi. Elime çoğu kez kalem kağıt alıp seni yazmayı istedim.Olmadı ama. Kalbim seninle öylesine doluydu ki her hareketim sönük kalıyordu. Ben çaresizliği kapılıp gidiyordum. Ne yaptığımı bilmiyordum. Saatlerce, saatlerce oturup seni düşünüyordum. Kalbimde bastırmaya çalıştığım duygularıma, ilk olarak geceleri yaşama hakkı veriyordum. Herkesten gizlemeye çalıştığım o korları gecelere çıkartıyordum sanki. Gecelerden saklamıyordum hiçbirşeyi. Gecelerle paylaşıyordum, ve geceler sarıyordu beni. Beni alıp sensizliğin okyanusunda boğmuyordu. Beni sensizliğin zirvesinde, En uç noktasında aşkın sonsuzluğuna götürüyordu. Artık bu geceleri sevmeye başlıyorum. Bana seni getiren geceler... Benim gecelerim onlar...Benim senlerim benim yalnızlıklarım, Benim aşklarım diyebildiğim gecelerim. Evet artık uyuyamayan, ağlayamayan gözlerime ağlamıyorum. Gecelerimi de feda ediyorum sana. Gündüzlerde söyleyemediklerimi gecelerde haykırıyorum. Ve uçsuz bucaksız seviyorum seviyorum SEVİYORUM. Artık uyuyamıyorum, evet. Uykular haram oldu bana senden sonra. Hem nasıl uyuyabilirim ki? Gözlerin var artık gecelerimde, Senin gözlerin senin karanlık gözlerin.. Hiç görmediğim gözlerin.... Sanıyorum ki artık sana yalnız ben değil, geceler de vurgun! Beni böylesine koynuna alışı, karanlığında bunca aydınlatması neden? Evet sen öyle güzel, öyle güzelsin ki, geceler de seni sevdi. Öyle ki sana ihanet edip de seni yaşamıyormuşçasına uyumaya, Gözlerimi yummaya çalıştığım zaman hemen giriveriyorlar içime ve seni... SENİ getiriyorlar bana. Gözlerimi öyle bir açıyorlar ki bir dahasına kapayamıyorum bile... Ve ağlayabilmeyi diliyorum bazı geceler. Bunu gecelerden sonsuza diliyorum. Ağlasam, doyasıya hıçkırırcasına ağlasam, Belki seni bir parçacık olsa unutur ve kendi içime gömülür, Birazcık gözlerimi yumabilirim diye düşünüyorum. Sabahları uykuda yakalayan olmaktan çıkıp, Sabahları uykuda bulunan olmak istiyorum. Bunun için istiyorum ağlayabilmeyi. Sana olan özlemimi, içimde bir dağ kadar ululaşmış hasretini, Belki bir parça dindirebilirim diye düşünüyorum. Belki seni birazcık gömebilirim de yüreğime, Rahatlarım diye umuyorum olmuyor. Ağlamaya çalışıyorum, ağlamalarım bana isyanlar ediyor. Geceler bana bu isteğimi vermiyor.Ne zaman ağlasam... Yalnızca ve yalnızca bir iki gözyaşı olup kalıyorsun gözlerimlde. Gözlerimde donan birkaç damla yaş oluyorsun, o yaşları da sarıyor geceler. O yaşlarla birlikte alıyor yanına geceler beni... Geceler unutmamı istemiyor seni, geceler bana ihanet ediyor. Geceler senden yana sevdiğim, geceler seni yaşamamı istiyor. Sözümü dinlemiyor.... Güneşi özlediğim oluyor arada bir. Yeter diyorum bunca yıldızla arkadaş olduğum. Seni unutup da yıldızları gördüğüm anlar olursa tabii. Beni böyle gördükleri zaman anlamıyor insanlar. Nasıl böyle saatlerce kalabildiğimi sorup duruyorlar. Böyle tüm dünya uyku içindeyken benim nasıl karanlığın içinde, Bakışlarımı dayattığımın sırrını anlamıyorlar. Ve onlar bilmiyorlar ki içim bir kordur... Tüm dünya, tüm tabiat susmalarda ve uykulardadır belki ama... Benim yüreğimde gizlenmektedir tüm dünya... Ben içime tüm insanları,,, tüm milyarları almışım. Farkında değiller. Herkesi ve herşeyleri sığdırmışım içime. Bir sen sığmıyorsun, bir seni sığdıramıyorum kalbime, bilmiyorlar... Ve senin uzaklığın, ve senin gece kadar olan uzaklığın... Bana öyle uzak öyle yabancısın ki sevdiğim, Seni senden istemeye korkuyorum. Geceleri bu yüzden seviyorum. Seni sevmeme engel olmuyor, seni bana getiriyor... Ve seni gecenin karanlığında buluşumdandır seni gündüzleri istemeyişim. Evet sevdiğim bana her şeyden ve herkesten uzaksın. Herkesin yaşamına giriyor, her şeyi paylaşıyorsun insanlarla... Ama bana gelmiyorsun. Ama ama sitem bile etmiyorum... Sana söyleyecek söz bulamıyorum. Söyleyecek bir şeyler arasam, Ve bulsam biliyorum geceler alır onu elimden, dilimden de. Sana söyleyeceklerimin hesabını yapsam sabahlar buna izin vermez. Ve ben seni yaşıyorum. Olsa olsa sana bu sevgiyi yaşa diyebilirim. Gel birlikte yaşayalım demeye dilim varmaz. Geceler bunu bırakmaz yanına. Kaybettiğim değilsin... Ben seni hiç yitirmedim... Çünkü içimde taşıdığımdın hep... Benden bir parça oldun sen... Ben kendimi yitirmediğim sürece sen de kaybolmayacaksın. Evet.... seni anlamakla, seni yaşamakla, seni sevmekle geçirdiğim bu gecelerde, Sabahladığım bu gecelerde, Benden çok uzaklarda bulunan sana, Uykularında bir rahatlık veriyorsa sevdam, ne mutlu bana. Gecelerim...Sarın yaralarımı geceler demiş bir şair.. Beni bu geceler mahvetti desem haksızlık mı ederim onlara. Beni sen mahvettim desem yalan olur bu. Ama beni bu geceler, geceleri de bana musallat eden sensin. Senin sevdanla başladı gecelere sevda yazmam. Sevda masalı okumam bundandı. Ben bu gecelerde tüm karanlıkları dağıtabilirim. Bana hüzünlerini, bana acılarını ver sevdiğim. Ver ki senin acılarını da ortak edeyim gecelerime. Ver ki gecelerle kavgalı olayım... Şimdi seni getirdikleri için onlara ses bile çıkarmıyorum. Sen yaşadığımsın, yaşatanımsın. Sevdamsın sen... Belki ben anlatamıyorum ama geceler bu sevdaya şahittir. Çünkü artık onlarda bu aşka ortak oldular. Belki benden bile çok seviyorlar seni. Ben seni hiç mi hiç gözlerimle bitirmek istemedim. Ve gecelerin içinde... Gecelerle birlikte hep sevdim seni...VE HEP SEVECEĞİM... *ALINTIDIR* |
Acının omuzlanışı Kadını bir gürültüye sapladılar. Evler tıkırtıydı, tıkırtıydı, tıkırtı kahkahamın düşürdüğü çiçekleri bulamadılar fırtınalı bir geceydi çünkü bulamadılar bombalar, bö sesleri, savaş alaborası" Yaşamak bir tıkırtıydı aldırmadılar. Çocukların düşlerinde bir Markut bir kurbağa zıplıyor yaşamamızdan hergün zıplıyor, hergün eksiliyor, hergün Markuuuut Torbanı sarkıt. Her doğal güzelliğin bir ucunda aptallık öbür ucunda o kambersiz geçen düğün. Kadın. Kadını bir dilime katık ettiler Markuuuu! Torbanı sarkıt. Siz büyüyün kan kuşları siz büyüyün güzün gelişi bir öğürtüdür korkmayın korkmayın ölüm bir başka ağzıdır yarasaların. Aşınmış eşikler, aşınmış yaygaralar aslan gibi bir kocası var mıydı bu kadının? Gömleğimi zorlayan kuş sesleri İsmet Özel |
Şimdi seni düşünüyorum, biliyorsun Aklıma ellerin geliyor önce Yağmurlu birgün hatırlıyorum Islanmış bir serçe kuşu hatırlıyorum Durup durup ölümü hatırlıyorum Alnıma bir ışık vuruyor karanlıkta Sonra alabildiğine bir sessizlik başlıyor Alabildiğine bir deniz Alabildiğine kum İçim ürpertilerle dolu Karanlık denizlerin ortasında Seni düşünüyorum Hani denizin insanı deli eden maviliği Nerde o güneş parıltıları nerde Göremiyorum ama duyuyorum Yaklaşan fırtına sen olmalısın Bu rüzgar senin hayallerin olmalı Senin ümitlerin Senin arzuların olmalı Bütün karanlıklara razıyım Yalnız uzaklarda, çok uzaklarda Bir gemici feneri yanmalı Bu korkunç ağırlıkları kim koydu başıma Bu marşandiz trenleri nereye gidiyor Ben bir katran deniziyim artık Dalgalarım iri kayaları döver durur Bütün yaratıklar derinliklerimde kapkara Ne bir seven var beni Ne bir anlayan bulunur Ümit YAŞAR OĞUZCAN |
DENİZİN BEKLEDİĞİ Seni sevmek mor denizlerdi biraz Ne kadar gidilse bir o kadar bitmeyen Umutlar ve yıkılmalar ardında direnilen Seni sevmek mevsimler içinde en güzel yaz Seni sevmek yaşamın aşılmaz büyüklüğü Seni sevmek kan dolu yüzyılları korkutan Ve sığınıp ılık kıyı kentlerinde biraz akşam Seni sevmek çocukların düşlerinde gördüğü Varılırdı daha saydam günlere isteseler İsteseler yalnızlık giremezdi evlere Seni sevmek bir kırlangıç olacak bekleseler Ve uçacak durmadan adasız denizlere Kim bulacak cam kırığı gözlerinde sevgimi Sonra yalnız kalmak gibi yoksulca uğuldayan Bütün okyanusların baş eğdiği tek kaptan Sana verdim geç diye bütün denizlerimi AFŞAR TİMUÇİN |
güzelsin o kadar güzelsin o kadar yüzünsüz aynalar, düz ve yoksul çöl! kirpiklerinin arasında vakitsiz çağrışımların kararsızlığı beni o kentlerde sevmeyeceklerdi çok önceleri bilmiştim bu kentse üstüme üstüme geliyor nicedir, köşeme çekilmiş ağzımda ki kanı kusuyorum ve bu dövüşmek hiç bitmiyor nedense senin, kimsenin giymeye cesaret bile edemeyeceği siyah bir gelinliğin olacak bir cinayet gecesi suskunluğu tüm dudaklarda martılar bir akşam sana bir şeyler anlatırsa kendini inandır mutlaka ve büyütme güzelsin o kadar, … ekim-06 s.pelitli |
Bugün yağmurları, Yarın sele çevirmeli toprak. İçimdeki sevdan akıp gelmeli ayaklarının altına. Dokunmalısın her damlasına, Hissetmelisin avuçlarında. Tutmalısın verdiğin sözleri, O gün gelip karşına, bana dokunduğunda. Uyutmalısın beni sıcacık kucağında, Dokunurken ellerim yanaklarına, ağlamalısın. Hissetmeliyim yaşlarını avuçlarımda. Titretmelisin beni, Seni çılgınlar gibi sevdiğimi duyduğuna. Elveda dememeliyim artık sana, Elveda demeliyiz bu yalan hayatta, Tutuşup el ele yürek yüreğe, Dolaşmalıyız Yaşadığımız şehrin caddelerinde doyasıya, Unutmalıyız artık geçen günleri, Sevişmeliyiz günlerce sıcak yuvamızda, Yalnız geçirdiğimiz günlere inat, Durmadan haykırırcasına! ismail özdemir |
hep ağlamak isterim ayazında gecenin koynunda yalnızlığın sensizlik nöbetlerinde kurşun sıkarım parolasız aşklara ve ağlamak isterim hep sevdamın kronik sancıları eşliğinde bir rüzgâr okşarsa saçlarını kızıllığında akşamın ve tararsa upuzun saçlarını ağlamak isterim hep ağlamak göz kırpan yıldızların altında bahar yeşili gözlerinde ölmek isterim inan HIZIR İRFAN ÖNDER |
Yokluğun varlığında saklı, Haykırışlar ise bu sevdanın son deminde, O son sözün bilirmisin nasıl yaktı, Gözlerin bu aşka sebeb isede, Gitmelerin hep gelmelerinde saklı. Vicdanlarda zindandır hayallerim, Saklanan bir sırdır sende olan benlerim, Yoruldum artık sevmelerinden, Kurtulsun artık senden senli esaretim. Sevse bile aşk olmasın son sözü, Baksa bile görmesin seni gözlerim, Çığlık çığlığa sussun, Aramasın seni düşlerim, Yine kara kışlara dönsün, Baharları beklesin gelmeyeceğini bile bile, Yine seviyor zannetsin, Ve gömülsün artık bu sevda, Seni beklediğim gecelere, Yokluğun varlığında saklı, Varlığında yokluğun yaktı, Artık bu gönül, Sevdalara yasaklı... Atıf Emre Özdemir |
dünya hali -I- tetikte Yahudi sevgiler gözlerinden öptü kurşun Filistin'i ceset çatıyor cephede ölüm Şii çocuk pabucu Bağdat yırtığı Sünni dökül avucuma Dicle kaldırımda kurudu zeytin kınası Türk gelinin komşusu Ermeni adem incir sütü ten soyunup yaprağını ısırdı kanadından güvercini ağlama oğul Sudan bir açlıktı geldi geçti Ferhat Gülsün |
Ümitsiz, hüzünlü bir aşk bizimki Sarhoş ruhlarımız sarmaş dolaş Ama bedenlerden çok uzak. Bana ılık bir bahar gecesinin Yıldızlardan taç yapıp sunduğu Güzel, alımlı bir kraliçesin. alın yazımsın daha silinmez Kaderimin hoş cilvesi Kırkında gelen tatlı sürpriz. Öylesine bir aşkla sevdim ki seni Görsen adını andıkça kalbimin atışını Aşkından çöllere düşen mecnun bile Ancak bu kadar sevebildi leylasını. Ne kadar özlüyorum bilsen seni Bir işitsen, şimdi bir duysan Zavallı yüreğimin inlemesini Mızrap vurduğunda teline Saz bile çıkartamaz o hüzünlü sesi. Şimdi dilimde acıklı bir hasret şarkısı Yüreğimde her gün biraz daha büyüyan Yokluğunun kahreden sancısı. ama biliyorum ki... Sana kavuşup saçlarını okşamak Gökyüzünde parlayan yıldızlara Dokunmak kadar uzak. Ümitsiz bir aşk işte bizimki Boğulup kaldım girdabında Karmakarışık duygularımın. Öylesine garip bir sevdaki bu Sen yıldızlar kadar uzakta Ölüm kadar yanıbaşımdasın. sami bağcı |
Çıplak acı gözlerime uyan oğul! gülüşünü içtiğim avuçlarının umuntusuna biriken hüznüm kendime gömülü sır yıkılır üstüme güneşi söküp gittiğin iskelelerden suya suret düşüren ebrucu sözlerin bir bir yaban burcu tenimin şahidi yelkovankuşu yastık dikeni silme yatağım, ısırgan gecenin kadehinde çıplak kederim evaze, içime eriyen feryadım yitikliğimdir süt kokulu ağzını özledim, alnındaki başak sarısını çentik zengini duvarlar devindikçe depremini ah! sıçramış mecalime sökün eden yalnızlığın la notaladım eliboş şarkılara kayıtsız, çiğdem halsizliğimi kalk oğul! ekmeğim yaralı gülküskünü aynalar dirimsiz deliliğim karasevi dayanmak dağlanmaktır uçsuz umutsuzlukta sıra senin değil, sadrına ateş düşmüş annenindir... etim unuttu iğde çiçeklerini yaslanılan omzunun eksikliği güncemin cinneti yosun bastonu tutunmaya çalıştığım deniz dokunur acı kasnağında kuş düşüren yıldızlara ıhlamur yanığı dudaklarım kargışlanır senimsiz süzülür meme uçlarımdan can acısıyla doygun yasın gidilmemiş yol peşinde önce tutku sonra korkuyla öldü dilim uyan oğul! kalk gözlerine yazdığın uzaklardan çakım ışık su sar acılı yazgıma, zamansız biten şiirleri başlatan virgüller getir S.Sevinç YILDIZ |
AYRI AYRI Kaçamak bakışmalarımız dokunurdu birbirine suçlu suçlu yürürdük gülmeyi konduramadan dudaklarımıza acılarla delik deşik bir olgunluk izlerdi gölgelerimizi yağmur ıslatırken kaçak evi kimsesizliğimiz ayrı ayrıydı. Aslında yakamıza yapışmasaydı aşk sahtekarlar cennetinde çakışmasaydı yollarımız sen ve ben pekala kandırabilirdik kendimizi mutluluk oynayarak ayrı ayrı yas içimizde uzun yolculuğa çıkmış olurdu ve bitmemiş olurdu takas ................................. A.Kadir Bilgin |
Yeniden Al götür beni Adını bile Bilmediğim yerlere Hayata yeniden başlayalım Yalnızlığımda Acı tatlı günlere Yeniden başlayalım al götür beni Yüce dağlara enginlere ses verip Buradayım diye çağırayım Mutluyum, özgürüm diye Al çek beni Yeni sevdalara başlayalım orda seninle mutluluktan çıldırayyım Al sev beni Dizlerinde uyut Ellerin saçlarımı okşasın Seninle tat bulayım Türkü çağırıp Sevdalın olayım... Arslan Bayır |
Ben seni seviyorum bunda bir kasıt yok Acınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden, hüzün hastası bir hayvansın şiddetli baş ağrılarıyla çalkalanan çok kurak iklimlerde, büyük sinir krizlerinde ağır işkence görmüş şehirlerde saadetin zarif, adaletin ince. bir miktar alkol ve ürperti alıyorsun kelimelerin karardığı peşin hükümlerde. şahsi sevişiyorsun şiddetin bütün bitki örtüsüyle. gözlerin ucuz, tutkun ucuz, direncin ucuz tehlikeli bir yalan gibi duruyorsun ruh yoksulluğunun harikulade iskeleti üzerinde. tutulamayacak yeminsin, yemin ederim, her insana gerçek aşkı öğretecek bir külfetin var ve alelacele asılmış bir çocuk militan gibi şaşkın ama onurlu bakıyorsun yükseldiğin gökyüzüne. ben seni ayakta alkışlıyorum hep ayakta alkışlıyorum seni ben yollarda yürürken alkışlıyorum sinemalarda, üçüncü sınıf oyuncularda alkışlıyorum afrika'nın içlerine doğru alkışlıyorum vuruşurken alkışlıyorum seni ben evet, hüzün hastası bir hayvansın acınası tesadüflerle ayrılıyorsun kainata gösterdiğin sahte hüviyetinden. o nasıl bir hale bana cimri, başkalarına bonkör bedeninde; bir acı votka tadı yakalıyorum dilenen bakışlarında 'suçsuzum' diyorsun, 'tarzım bu' diyorsun aç bir kurt gibi iniyor yüzüne hüzün kirpiklerin alnına deyiyor bende deyiyorum alnına cevapsız sorularımla uykum geldi diyorum seni sevmekten uykum geldi jilete abanıyorum korkuya abanıyorum tek arkadaşım yok öbür tarafta çünkü! çek perdeleri, kapat ışıkları bu telaşlı yokoluşun fosforu aydınlatır bizi uykum geldi diyorum tutulamayacak yeminsin, yemin ederim heryeri keserim, herkesi, herşeyi keserim bıçağımı taşıyan elde kader çizgim de gizli! bitiyor sancıda safları sıklaştıran o garip haz bitiyor bir kez olsun samimi bak bak! gecenin eteklerine eşkiya ayrılıklar siniyor! acınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden ateşler içinde bırakıyorsun sana biriktirdiğim suyu oysa hiç sansım kalmadı yeniden doğmak için, bana ait olduğu belirtilen külden. al bu külü de götür al bu külü de götür, diğer taraflara üfle muzaffer bir hain gibi ayrıl tertemiz hayal hikayemden. http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifKüçük İSKENDER |
SEVDA’NIN TARİFİ.... Yerlere saçılmış inci tanelerinin üstünde Yürümek gibidir sevda. Basmaya kıyamazsın hem, başarsan da, Düşmeye mahkumsun mutlaka... Dalgalar vurdukça, bileklerine dek gömüldüğün, Kumsal gibidir sevda, Sular çekilince, çırılçıplak ayaklarınla, Kalırsın kızgın kumlarda... Çakır dikenlerin arasında açan, amber gözlü Bir papatyadır sevda, Ya uzaktan seyredeceksin güzelliğini, ya da, Aldırmayacaksın dikenlerin battığına... Kış ayazında donan bedenini, gürül, gürül yanan Bir ateşte ısıtmak gibidir sevda, Önce hissetmezsin o sıcaklığı, sonra dayanmalısın Teninde yürüyen binlerce karıncaya... Kanayan bir yaraya, kendi elinle ve çaresizce, Tuz basmak gibidir sevda, Önce keskin bir acı duyarsın,sonra, Alışırsın yaktığına.. Zümrüt-ü Anka’ların yaşadığı Kaf Dağını bulmak Gibidir sevda, Önce inanamazsın ulaştığına, sonra bu sevinci, Paylaşacak kimseyi bulamazsın yanında... Ceyda Görk |
Akşam yine toplandı derinde... Canan gülüyor eski yerinde Canan ki gündüzleri gelmez Akşam görünür havuz üzerinde, Mehtab kemer taze belinde Üstünde sema gizli bir örtü Yıldızlar onun guüdür elinde... Ahmet Haşim |
YANARAK SEVMEK SENi Beni bir dağ başında böyle yapayalnız kodular, rüzgârlara, kuşlara, bulutlara yakin, senin etinden, tırnağından ayrı, senin kokundan uzak. Benim güzelim, benim ceylan bakışlım, benim kafamın ateşi, yüreğimdeki. Mümkün mü su anda rüzgâr olmak, kus olmak, su anda üç dört portakal almak, getirmek sana, sana tuzlu badem, kabak çekirdeği. Su anda hiçbir şey mümkün değil. Su anda her şeyden ayrı, her şeyden uzağım ben. Su anda sadece yalnızlık ve kahir. Hayır, güzelim, hayır, ceylan bakışlım, hayır, kafamın ateşi, hayır, hayır, yüreğimdeki. Su anda mümkün ve güzel olan tek bir şey var: Yanarak sevmek seni. A.KADİR |
BAŞKASI Akşamları geçerim ara sokaklardan Kaybolmak için yürüdükçe Her yol ağzında rastladım kendime Ne çok kuş duman gibi dağılan Hepsi alaca,hepsi ürkek Gövdeleri baştanaşağı püren Bir acıyı tutmak gerek yerliyerinde Bu yüzden kapalı bütün perdeler Bastırıp göğsüne karanlığını Ne varsa unutulmuş yol kenarında Rüzgardan,ayak izlerinden arta kalan Kimi istediysem gelen başkası Gittiğim her yerde bendim bekleyen.. ................................... Özel Arabul |
YAŞANMAMIŞ ÖMÜR İSTERİM Katlanmak ne ki dostlar / ayrılıklara Vuslatlara özlem duymak / aramak ne ki! Ağlamak / dönmeyen bir vefasız için Kaptırmak dizginleri ***** zamana Kitaplar dolusu yalvarmak ne ki! Boynu bükük / yıllara teslim edilmek Çağırmak gelmeyeni / boşa beklemek Karşılıksız sevmek / ona susamak Sanki çölde bir vahayı aramak. Ayrılmak / beklemek hiç derdim değil. Korktuğum / zamana karşı sınav kaybetmek Kavuşmadan / yıllarımı boşa tüketmek. Ne ayrılık zor gelir Ne de ağlamak. Ne aydınlık günlerden geceye dalmak Ne / aramak sevgiliyi / boşuboşuna Onun özlemiyle yaşamak güzel Hayaliyle dolup dolup ******** güzel! Tanrım bana sorsa istediğimi Sevdiğimi istemem yanıbaşımda Alıştım özlemine / yine beklerim, Ancak onu daha çok özlemek için Sevmek için ölesiye / dünyalar kadar Tanrı'dan yaşanmamış bir ömür isterim Kamuran ESEN |
KELEBEĞİN KALBİNDEKİ AŞK Zamanlar Güneş ekilip, yıldız biçilen zamanlardı. Hatırlıyorum... Ya önce sen vardın yürek olarak içimde Ya da aşk vardı önce Gelip içimde kestiğin Hatırlamıyorum... Ben imkansıza dudak bükerdim Sense halime gülerdin... Olsun! O günlerde ben Biraz mutlu biraz umutlu Biraz içliydim Doğrusu en çok da Kelebeklerin kanadına işlediğin Aşkından dertliydim... Ama o zamanlar Güneş ekilip yıldız biçilen Zamanlardı Aşk dediğin belki de Geceye veda etmeyen bir ay'dı... Türküler saklardın derinlerinde Sazından kaçak... Bilmezdin. Ben görürdüm duyardım da Sen bir kez olsun söylemezdin Korkularını zaten Kimselere vermezdin... Ve böylece Sen yağmura Yağmur benim gözlerime hasret Yaşardık... Heyhat! Hep ama hep O imkansıza takıldın da sen Ve belki de bu yüzden Aşk gelip bizi sarsınca yüreklerimizden: Ben ağlardım gözlerim gülerdi... Sen gülerdin gözlerin susardı... Şimdi ben O zamanların renklerini unuttum. Belki mavi, belki sarı, belki aktı... Hatırladığım tek şey Güneşle yıldız arkadaştı... Bilenler bilirdi Çok sevmiştik biz Çok! Ben gönlümden Sen dilinden... Ben unutsam da şimdi Sen hatırlarsın. Sesinde ufacık bir hüzün olsa Ya da acıtan bir özlem gözlerinde Bembeyaz gecelerinde gelirdim sana bu şehrin... Gelirdim... Gönlümden... Ve sen "Hoş geldin" derdin Dilinden.... Kocaman bir çocuktum o zamanlar Belli! Dil nedir, gönül ne? Anlamını bildiğim Şüpheli! Şimdi söyle bana! Kaldıysa geriye ne kaldı? Tek tarafı hesaplı bir sevda Niyeti bozuk bir dava Bir de Sadece dağlara caka satan bir sema... Ama ben bunların hepsini sevdim. Şaşacak bir şey yok! Dedim ya... Ben Güneş ekilip yıldız biçilen zamanlardan geldim... Sonraları Belki de hiç gülmedim Ve sen Kelebeklerin ömrünün üç gün olduğunu Hiç bilmedin! Esra Güzelipek |
Karla Karışık Gözyaşı Yağıyor Karanlık bastı sen gidince kaldırımları Kalakaldım sokak ortasında Gidiş istikametindeki ay hazirandı Üzülme,zaten bitmesi geren bir sevdaydı… Sonra aylardan temmuz oldu Festival havası vardı sokaklarda Bıraktığın sokağın ortasından bir meyil kaymadı düşüncelerim Farkındaydım olması imkansızdı… Sonra ağustos eylül ekim kasım derken Sökülen gönül yaraları dikiş tutmaz oldu dökülen sararmış anılarda cabası Kuşlarla birlikteyken uğranılan bir akşam üstü Kışın habercisiydi aslında kasımdan… Aralık kapıyı aralayıp girerken bacadan Sobanın dumanından zehirlenmesini ümit ederdik Ama her aralık ayının ardı ocaktı ve öldürürdük bir önceki seneyi Yeni seneye merhaba derken Aslında geçen seneden hiçbir fark gözetmeyeceğini bilirdik Şimdi aylardan benim doğduğum ay Dışarısı kar boran… Ve ben sobanın başında oturmuş üşürken seni düşünüyorum Eksi bilmem kaç dereceye düşerken sıcaklık Sokaklarda karla karışık göz yaşı hüküm sürüyor… Uzat ellerini üşüyorum… Osman Coşkun |
| Saat: 13:22 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık