![]() |
SADECE Sana ne çok şey söylemek isterdim bitanem Ama inan buna ne yüreğim dayanır nede bedenim Sadece şunu bilmeni isterim; Ben SEN'le varım sensiz hiçim.. Sevil Gürel |
ÖZLEDİM SENİ..! Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir... Beynimi uyuşturuyor özlemin... Çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum. Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp sürekli bir boşluğa dönüşüyor. Sabahlara seni okşayarak başlamaları, akşamları her işi bir kenara koyup seninle baş başa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü... Nasıl da serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne yumuşak, bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken... Ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken... Hasta olduğunda, o korkunç kriz gecelerinde günler, geceler boyu nöbet tuttuk başında... O şen kahkahalarına yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek... "Atlattı" müjdesini kutlarken yorgun bedenindeki yaraları okşayarak, doktorun böldü sevincimizi: "Yaşayamaz artık bu evde... Yüksek binalar ve beton duvarların gri kentinde" dedi, "O gitmeli... Ve kendine yeni bir hayat çizmeli..." Bilsen ne zor, gitmen gerektiğini bile bile "Kal" demek sana... Ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unutmandan geçtiğini bilmek... Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" demek... "Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa" demek sana ne zor... Sesimi, kokumu çekip alıvermek beyninden, sesin, kokun hala beynimdeyken... Seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden... Yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek... Ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabancı bir arabanın arka koltuğuna, birlikte güneşlendiğimiz onca yazı, yan yana titreştiğimiz onca kışı, paylaştığımız bunca acıyı, onca kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına, arkadan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor... Ne zor hiç tanımadan seni emanet ettiğim bir şoföre "Hızla uzaklaş buradan ve gidebileceğin kadar uzağa git" demek... Yokluğunu beklemek, ne zor... Bunları düşündükçe, şu anda uzaklarda bir yerlerde üşüdüğünü sezinleyerek panikliyorum. Bütün engelleri aşıp, terk edilmiş caddeleri, kimsesiz sokakları, yalnız bulvarları arşınlayarak sana ulaşmak, sessizce başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak ve yavaşça üzerini örtmek geliyor içimden... Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe dönüşmesinden hicran duyuyorum. Gizli gizli hüzünlendiğim akşamlardan birinde, terk etmişlere özgü bir terk edilme korkusunu da yüreğimin derinliklerinde duyarak sana koşmak, yaptıklarım ve daha çok da yapamadıklarım için özür dilemek ve "Dön bebeğim" demek istiyorum: "Geri dön... |
Aşka ve Sevgiye Dair Aşk ikidir sevgi bir; Aşk yalan,sevgi gerçektir. Aşk sudur,sevgi susuzluk. Bu yüzden sevgi hasrettir, Özlemektir,beklemektir. Asıl maharet: Susuzken suyu içmek değil Karşısına geçip seyretmektir. Aşk haykırmaktır,sevgi ağlamak; Aşk açmaktır,sevgi katlamak. Sevgi saklamaktır Yüreğini,gözlerini Ve de ellerini saklamak Bahar geldiğinde… Bir çiçeğe,yeşile,çimene Aşık olamazsın ama seversin. Arkadaşına aşık olamazsın Ama seversin. Toprağa fidanı aşkla değil Sevgiyle dikersin. Sevgi için ölünür,aşk öldürür. Aşk kıskançtır,nankördür Sevgiyi öldürür. Aşk Kabil’dir,sevgi Habil. Aşkla sevgi aslında kardeştir Babaları insandır,Adem’dir Aşk için şiirler yazarsın, Şarkılar yaparsın; Sevgiyi anlatamazsın. Çünkü yüreğine sığdıramazsın. Kalbini aşka kapatabilirsin Ama sevgiye kapatamazsın Sevgi gizli,aşk aşikardır. Yüz vermeyince unutursun Sen aşığım diye daha kendini kandır. Dedim ya sevgi gerçek,aşk yalandır. Dahası da var: Aşkın gözü kördür, Fazla naz aşık usandırır; Aşk oyun,aşık oyuncaktır. Sevgi ise yaşamdır,hakikattir. Aşk aceledir, Sevgi usul usul sabırlıdır. Acele işe hem şeytan karışır. Aşk ateşlidir Çünkü hastalıklıdır. Sevgi ılıktır Çünkü sağlıklıdır. Velhasıl bu iki kardeşin hikayesidir Aşka ve sevgiye dair… |
Hazan Gülleri yapraklar eteklerine mi döküldü yine hışırtılarını duydum anılarımda dönüyor hayallerim figanlı gözlerine yürüyüşün oynuyor biten sonbaharımda nerede tutunduğum cemreler saklayan dal açmadı mı güllerin bir tebessüm zamanı sana kürek çekiyor gözyaşımda bir sandal düğümlenmiş hislerim saklıyor hatıranı kalkıyor düşüncemin yankılık perdeleri efsunkar bir meltemle aşka bürünüyorum adımlarım bahçende yola düşen serseri bakışına tutunsan bir an / övünüyorum hazan mevsimleridir bütün ağlayışların gözyaşı düğünlerin aleve yangın düşer her ebemkuşağıyla filizlenir baharın seninle revnak olur güllerin solduğu yer vurulduğum hasretin ne de yangınlı öyle ölümden göz açtığım devasa hıçkırıktan mehtabın aşkı sedan sahrada açan lale bakışların gönlümü tutuşturan gülistan |
Sabret Son defa Sevmek istedim Kahretsin ki İlk defa öğrendim Aşık olmayı şimdi ne sevgi istiyorum ne de başka aşk dilim susmayı sen de beklemeyi öğren yüreğim a .ş ..k ...ı ....m .......s .........a ...........b .............r ..............e ................t |
Caddeler Sonsuzdan gelip Sonsuza uzanan Bir caddedir hayat yolu Bakımlıdır bazı kaldırımları Taş topraktır bazıları Gidişi olup dönüşü olmayan Bir caddedir hayat yolu Sağa sola kıvrılan Sokaklar... Sokaklar... Ah! o sokakların Kimisi ışıl ışıldır geceleri Kimisi ay ışığını görmez besbelli Her köşe başı parselli Girerken ödersin ücreti Kimisi bahşişler savuşturur havalara Kimisi muhtaç küf kokan tokluklara Tefeciler pohpohlanır da Satın alınır alın terleri üç kuruşa Satılık yürekler vardır dükkanlarda Satılıktır sevdalar, dostluklar Gidişi olup dönüşü olmayan Bir caddedir hayat yolu... |
BİTİŞ Düşlerimi izleyen sendin gözümde Sonsuz imkansızlıklara tutuklu kaldık. Yaşadıklarımız kaldı bil ki özümde, Yazgıya bağlanarak acılara daldık. Senden tatlı bir buse kaldı yüzümde, Biz ayrılığı bir son bildik. Kalbim eskisinden hızlı çarpsa da, Biz bu aşktan alacağımızı aldık, Gerçekler, kayalar gibi sarpsa da, Biz ayrılığı bir son bildik. Aramayacağım bir kuytu ya da bir liman, Gidişleri biz son bildik, Yaşama yenilip ölüme varan, Biz ayrılığı bir son bildik. Alsamda nefes, bil ki acılar var bedeni saran, El eleydik bak yaşamın sonuna geldik. Deselerde dostlar ömür bitmedi, Felek bu aşka yetmedi, Acılarla yürekten gitmedi, Nedense biz ayrılığı son bildik. |
Ebru Çiçekleri Sana söyleyecek bir sözüm olsun Ebru çiçeğim hep yüzün gülsün İçini yakmasın zalimce hüzün Yaşayalım aşkı olsa da güzün Karagözün sevda diye yanmasın Gönlünü yakacak aşklar olmasın Gül dudaklı senin o yüzün gülsün Aşklar yaşamaya gidelim güzün Yüreğini yakan sevda ve aşklar Dertlerin baharda çiçekle başlar Hüzünler içinde eğilen kaşlar Sevda ateşinde gül olup yaşar Gönlünde sevdanın acısı bitsin Çileli başından dertlerin gitsin Ağlayan gönlüne sevda ne yapsın Ebru çiçeklerin solmuşsa bu gün Gülen yüzün aşka derman ve pare Osman’ın derdine bulunmaz çare Yetim kalıp gönlün alsa da yare Aşkı yaşamaya sen zaman ara |
BEN ÖLÜRSEM AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Şehre simsiyah bir kar yağar Yollar kalbimle örtülür Parmaklarımın arasından Gecenin geldiğini görürüm Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Çocuklar sinemaya gider Yüzümü bir çiçeğe gömüp Ağlamak gibi isterim Derinden bir tren geçer Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Alıp başımı gitmek isterim Bir akam bir kente girerim Kayısı ağaçları arasından Gidip denize bakarım Bir tiyatro seyrederim Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Uzaktan bir bulut geçer Karanlık bir çocukluk bulutu Gerçeküstü bir ressam Dünyayı değiştirmeye başlar Kuş sesleri, haykırışlar Denizin ve kırların Rengi birdenbire karışır Sana bir şiir getiririm Sözler rüyamdan fışkırır Dünya bölümlere ayrılır Birinde bir pazar sabahı Birinde sararmış yapraklar Birinde bir adam Her şeye yeniden başlar |
Ben Sana Mecburum Bilemezsin Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun. Ölmek kimi zaman rezilce korkuludur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu Fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlardan bir cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun. Belki haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin Kötü rüzgar saçlarını götürüyor Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin. |
| Saat: 04:24 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık