![]() |
Çin uzay istasyonu inşa edecek Uzay çalışmalarında çok hızlı ilerleyen Çin, Uluslararası Uzay İstasyonu'na rakip bir yörünge üssünün planlarını açıkladı.China Daily gazetesinin haberine göre, 419 tonluk Uluslararası Uzay İstasyonu (UUİ) ve 137 tonluk Rus MIR istasyonuna karşılık Çin'in uzay istasyonu sadece 60 ton olacak. Yüksek teknoloji kullanılacak dünyanın üçüncü uzay istasyonunun ikisi 14,4 metre ve biri 18,8 metrelik üç modülü bulunacak. Son 10 yılda uzay alanında önemli adımlar atan ve uzaya insan gönderen üçüncü ülke olan Çin, bu yılın ikinci yarısında Tiangong-1 uzay modülü ile ilk insansız uzay aracı Şenzu 8'i uzaya gönderecek. Kaynak: ntcmsnbc ve Ajanslar |
Uzaylı aramaya para kalmadı Uzayda yaşam izlerini araştıran en büyük girişimlerden olan SETI projesi kaynak yetersizliğinden durduruldu.ABD'de yayımlanan Oakland Tribune gazetesinin haberine göre, SETI, maddi kaynak yetersizliğinden, Jodie Foster'ın "Temas" filmindekiler gibi, ünlü çanaklarını kapatmak zorunda kaldı. Mountain View enstitüsünden SETI Direktörü Jill Tartar, yaşam izi bulunabilecek yeni gezegenler keşfedildiği sırada mali sorunlardan ötürü faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldıklarını belirterek, "Bu büyük bir ironi. Bir sürü yeni gezegen keşfettiğimiz bir sırada, bunları dinleyecek kaynağı bulamadığımızdan çanakları çalıştıramıyoruz" dedi. Amerikalı bilimadamı, "Aslında herkes vergi beyanından fazladan 3 sent verse, antenleri yeniden yukarı çevirebiliriz" diye konuştu. SETI enstitüsü, evrende yaşamın kökeni, doğası ve yaygınlığını keşfetmeyi hedefliyor. Kaynak: ntvmsnbc ve Ajanslar |
İlaçlar Uzayda İşe Yaramıyor! Dünya'da Hayat Kurtarıyorlar Ama Uzay'da Pek İşe Yaramıyorlar İşte İlginç Bir Uzay Gerçeği Uzayda astronotları bekleyen tehlikeler arasında karadeliklerin, meteorların ve hatta uzaylıların olduğunu düşünebiliriz ancak bu uzay kaşiflerini bekleyen en büyük tehlikelerden biri de hastalıklar. Özellikle yapılan son araştırmalarda Dünya'da sorunsuz işe yarayan ilaçların çoğunun uzayda etkisini büyük ölçüde kaybettiği sonucu çıktığını düşünürsek... Johnson Uzay Merkezi'ndeki bilim adamları ilaçların uzayda etkisini çok daha hızlı bir şekilde kaybettiğini gördü. Antibiyotiklerin ve baş ağrısı ilaçlarının etkisinin çok büyük ölçüde kaybedildiğini gören bilim adamları, astronotların uzayda olası mikroplara karşı savunmasının zayıf olduğunu belirtti. İlaçların etkisinin neden azaldığı ve bu sorunun nasıl giderilebileceği konusunda daha derin araştırmaların yapılması gerekiyorken, araştırmacılar şimdiden 35 ilacı denemiş durumda. Kaynak:Chip(22 Nisan 2011,21:00) |
Yeni Teleskop Uzayda Görülmeyeni Görecek! Uzay'da, Çok Uzaklarda, Bizden Habersiz Yaşayan Canlılar Var mı? Uzayın Derinlikleri Emrimizde Hava Kuvvetleri ve Savunma Geliştirilmiş Araştırma Projeleri Birimi (DARPA) dünyanın en eşsiz telekoplarından birini üretti. Uzayın derinliklerini daha önce hiç görülmemiş şekilde görme imkanını sunacak teleskobun adı Uzay Gözetim Teleskobu(SST). SST kolay hareket ederek gökyüzünü çok hızlı bir şekilde tarayabiliyor. DARPA'dan Yarbay Travis Blake teleskobun hızı hakkında şunları söylüyor; "SST birkaç gecede diğer teleskopların haftalarda hatta aylarda ortaya çıkardıklarını bize sunacak." Hızlı veri toplama dışında SST'nin en büyük özelliği ışığa karşı çok hassas oluşu. Uzayın derinliklerindeki bir ışık değişimini anında fark edebilecek olan teleskop, uzayda yaşam olup olmadığının izlerini de daha rahat gözlemleyecek. Gözlem dışında teleskobun görevleri arasında uyduların birbirleriyle ve diğer uzay cisimleriyle çarpışmaması için detaylı inceleme yapmak da bulunuyor. Kaynak:Chip(19 Nisan 2011,21:00) |
Son yolculuk ertelendi Uzay mekiği Endeavor'ın emekli olmadan önceki son uçuşu, arıza yüzünden bir hafta ertelendi.Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), uzay mekiği Endeavour'un fırlatılmasını hafta sonuna kadar erteledi. NASA'nın sözcüsü Mike Curie, geçen cuma günü ortaya çıkan elektrik sorunun giderilmesi yönünde çalışmanın sürmesi nedeniyle Endeavour'un yarın planlanan fırlatılışının en erken hafta sonuna kadar ertelendiğini söyledi. Elektrik sorununun mekiğin hidrolik sistemini besleyen turbo jeneratörlerden birine yakıt gidişini düzenleyen bir termostatın çalışmamasından kaynaklandığı bildirilmişti. Endeavour'un 14 günlük seyahati sırasında en önemli görevi UUİ'ye, anti-maddenin varlığı veya görünmez karanlık maddenin doğası gibi, Evren'in büyük sırlarını çözmeyi hedefleyen 7 ton ağırlığında ve 2 milyar dolar değerindeki temel fizik deney modülü "Alpha 2 manyetik spektrometre"yi (AMS) götürmek olacak. Kaynak: ntvmsnbc |
Göktaşı teğet geçecek Dünya için bir tehlike bulunmuyor.NASA yetkilileri, 8 Kasım'da geçmesi beklenen asteroidin Dünya için herhangi bir tehlike teşkil etmediğini de belirtti. Bilimciler, YU55 adındaki asteroidin Dünya gibi bir gezegene çarpması durumunda 65 bin atom bombasına eşdeğer etki yaratabileceğini söylüyor.Asteroit bu zamana kadar Dünya’ya en yakın mesafeden geçen en büyük cisim olacak. |
Bir Uzay Sırrı Daha Çözüldü! Evrende Yıldızlar Hakkında Bilmediklerimiz! Leibniz-Institut for Astrophysik Potsdam ve Instituto Nazionale di Astrofisica'daki astronomlar evrende oluşan ilk yıldızlarla ilgili önemli bulgular ortaya koydu. Astronomlara göre; evrende oluşan ilk yıldızlar saatte 1.6 milyon km hızla dönüyor olabilirler. Galaktik Tümsek olarak nitelendirilen bölgedeki çok eski yıldızları, ESO'nun teleskobundan aldıkları veriler sayesinde yeniden analiz eden astronomlar yalnızca küçük kütleli yıldızların oluşturabileceği elementlerin izlerine rastladılar. Ancak araştırmacılara göre büyük kütleli ve çok hızlı dönebilen yıldızlar da bu elementleri oluşturabilirler. Bu bulguları toplayan astronomlar, evrenin en büyük ve en eski sekiz yıldızının, evrenin helyumdan daha ağır olan ilk elementlerini oluşturabilmiş olabileceğini söylüyorlar. Bu büyüklükteki yıldızların saatte 1.6 milyon km hızla dönmesini kafanızda biraz da olsa canladırabilmeniz için Güneş'in saatte 7.600 km hızla döndüğünü söyleyelim. Ayrıca en eski ve büyük kütleli sekiz yıldız, Güneş'in kütlesinin yaklaşık sekiz katı büyüklüğünde. Kaynak: Chip (05 Mayıs 2011,21:00) |
Endeavor son yolculuğa direniyor! Son uçuşundan sonra emekliye ayrılacak olan uzay mekiği Endeavor'da arıza üzerine arıza çıkıyor.Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), geçtiğimiz hafta fırlatılması beklnenen ancak son dakika arızaları yüzünden uçuşu ertelenen Endevavor’ın ‘16 Mayıs’tan önce gönderilemeyeceğini’ açıkladı.Kurumdan yapılan basın açıklamasında, mekiğin elektrik sistemlerinde yeni testler yapılması ihtiyacı doğduğu, bunların en az 1 hafta daha alacağı belirtildi. Emekliye ayrılmadan önceki son yolculuğuna 29 Nisan’da başlaması beklenen Endeavor, ısıtıcı sistemlerindeki arıza yüzünden son anda bakıma alınmıştı. Elektrik sorununun mekiğin hidrolik sistemini besleyen turbo jeneratörlerden birine yakıt gidişini düzenleyen bir termostatın çalışmamasından kaynaklandığı, motor bölümünde yanmış bir bobin bulunduğu açıklanmıştı. NASA Sözcüsü Candrea Thomas, devrelerin yer aldığı kutunun yenisiyle değiştirildiğini, ancak birkaç gün daha dahili ve harici elektrik tesisatında testler yapacaklarını belirtti. Endeavour'un 14 günlük seyahati sırasında en önemli görevi UUİ'ye, anti-maddenin varlığı veya görünmez karanlık maddenin doğası gibi, Evren'in büyük sırlarını çözmeyi hedefleyen 7 ton ağırlığında ve 2 milyar dolar değerindeki temel fizik deney modülü "Alpha 2 manyetik spektrometre"yi (AMS) götürmek olacak. Kaynak: ntvmsnbc |
Dev Göktaşı Dawn, Dev Göktaşına Yaklaşıyor Fırlatılmasının üzerinden 3,5 yıldan fazla zaman geçen Amerikan uzay aracı Dawn'ın, 16 Temmuz'da yörüngesine ulaşacağı ve Güneş Sistemi'nin en büyük göktaşlarından (asteroid) Vesta'ya yaklaştığı bildirildi. 8 yıl sürmesi öngörülen Dawn'ın yolculuğu sırasında, bilim adamları, Mars ile Jüpiter arasındaki bu iki göktaşının oluşumunu anlamaya çalışarak 4,6 milyar yıl önce güneş sisteminin doğumunun ilk anlarının nasıl olduğunu görmek istiyorlar. 1,64 metre uzunluğunda ve 1,27 metre genişliğindeki yüksek çözünürlüklü bir kamera ile iki spektrometreye sahip robot uzay sondası Dawn'ın programının ikinci amacı ise bu tip gökcisimlerini oluşturan unsurları belirleyebilmek. Bilim adamları ayrıca Vesta ve Ceres'in neden oluştuklarını ve göktaşlarının evriminde suyun rolünü anlayabilmeye olanak sağlayacak tamamen farklı gelişimlerini çözmeye çalışacaklar. 1801 yılında keşfedilen ve kayalık gövdesi kalın buz tabakasıyla kaplı yüzde 25'i sudan oluşan Ceres 960 km çapında, 1807 yılında keşfedilen düzensiz formdaki kayalık ve su bulunmayan demir çekirdekli Vesta da 520 km çapa sahip bulunuyor. Hubble ile yapılan son gözlemlerle bu gökcisimlerinin aslında büyük gezegenlerin yapı taşı olan bir "protoplanet" (ilkel gezegen) olduğu görüşü ağırlık kazanıyor. Gezegenlerin oluşum teorisine göre, protoplanetleri, gezegen haline gelme sürecindeki gaz bulutu, kaya ve toz parçacıkları olarak değerlendiren bilim adamları, bu gökcisimlerinin yavaşça birbirlerinin yörüngelerine girdiklerini ve aşamalı olarak gerçek bir gezegen oluşturma yolunda birbirleriyle çarpıştıklarını düşünüyorlar. NASA'nın Vesta ve Ceres göktaşlarına gönderdiği Dawn uzay aracı, elektrik yüklü atomları yani iyonları hızlandırarak ilerleyen iyon motorları sayesinde büyük hızla ilerliyor. Göktaşı Yaklaşıyor Öte yandan, NASA'nın Los Angeles Pasadena'daki Jet Motorları Laboratuvarı, kasım ayında dünyanın yakınlarından büyük bir göktaşının geçeceğini bildirdi. Amerikalı bilim adamları, 400 metre genişliğindeki göktaşının 8 Kasım'da dünyanın 325 bin km uzağından geçeceğini belirterek, bunun 2028'e kadar dünyaya en yakından geçecek uzay kayası olduğunu kaydettiler. Kaynak:BBC Türkçe-AA(04 Mayıs 2011) |
Yanlış yolda gezegen buldular ABD’li astronomlar, yıldızlarının döndüğü istikametin tersinde dönen ''yanlış yolda'' gezegenler keşfettiler.Northwestern Üniversitesi'nden teorik astrofizik uzmanı Frederic A. Rasio, ''Bu gerçekten çok tuhaf, gezegenin yıldızına çok yakın olması daha da tuhaf'' diyerek, bu keşiflerinin gezegen ve yıldız oluşumu konusundaki basit teoriyi ihlal ettiğini belirtti. Amerikan Ulusal Bilim Vakfında yapılan açıklamada, sözkonusu gezegenlerin ''sıcak Jüpiter'' adı verilen ve merkezlerindeki yıldızlarının çok yakınında yörüngede dönen tipik gezegenlerden oldukları belirtilerek, bu yakınlığın yörüngelerinin ters olmasıyla bağlantılı olabileceği kaydedildi. Rasio ve meslektaşları, geniş ölçekli bilgisayar simülasyonları kullanarak, çok uzak bir yıldızın gezegeninin çekim gücüne bağlı düzensizliğinin, ''sıcak Jüpiter''in hem dönüş istikametinin değişmesine, hem de çok yakın yörüngede bulunmasına nasıl yol açtığını ortaya çıkardılar. Gezegenlerin birbirlerinin çekimlerini etkilediklerini belirten bilimadamları, gezegenlerin oluştukları yörünge ne olursa olsun, daima bu yörüngede kalmalarının gerekli olmadığını, bu karşılıklı düzensizliğin ve etkileşmenin bu tip güneş sistemlerinde yörünge değişikliğine yol açabildiğinin altını çizdiler. Amerikalı bilimadamları, ''Güneş sistemimizin evrende tipik olduğunu düşünüyorduk, ancak güneş sistemimizin dışındaki sistemlerde ilk günden itibaren herşey farklı görünüyordu. Bu bizi gerçekten acayip birisi yapıyor. Diğer sistemleri tanıdıkça, bizim güneş sistemimizin ne kadar özel olduğunu anlıyoruz. Kesinlikle özel bir yerde yaşıyoruz gibi görünüyor'' dediler. Kaynak: ntvmsnbc - AA |
Kuyruklu Yıldızın Güneş'e Çarpma Anı Gözlem Aracı SOHO'nun Kaydettiği Kuyruklu Yıldızın Güneş'e Çarpma Anı Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’nın gözlem aracı SOHO, bir kuyruklu yıldızın Güneş’e çarpmasını an ve an kaydetti. Patlamanın şiddetiyle Güneş’in yüzeyinde meydana gelen püskürmelerin büyüklüğü bilim adamlarını hayrete düşürdü. Güneş’in yörüngesinde ilerleyen Heliosferik Gözlem Aracı (SOHO)’nun, 10 ve 11 Mayıs’ta çektiği görüntülerde, net bir şekilde dev yıldıza büyük bir plazma topunun düşmesi yer alıyor. Çarpışmanın ardından Güneş’in yüzeyinde ‘inanılmaz boyutlarda’ patlamalar gerçekleşiyor. NASA’dan yapılan açıklamada, kuyruklu yıldızın yaklaştığı yönün tersi istikametinde yoğun miktarda koronar kütle atılımının gerçekleştiği ve bunun Güneş tarafından anında buharlaştırıldığı belirtildi. Güneş’i vuran cismin, asırlar önce parçalanmış dev bir kuyruklu yıldızdan kopan Kreutz adlı parçalardan olduğu açıklandı. NASA, çarpışmayı önceden Sergey Shurpakov adlı bir amatör astronomun haber verdiğini, SOHO’nun da görüntülediğini bildirdi. Uzay aracının kameraları, aslında Güneş’in yüzey faaliyetlerindeki soluk ve görülmesi zor yapıları belirlemek için kullanılıyor. Ancak aracın bu özelliği sayesinde çekim alanına giren kuyruklu yıldızlar da tesbit edilebiliyor. NASA, her yıl yüzlerce benzer nitelikte kuyruklu yıldız belirliyor. Ancak böylesine bir patlamayı net bir şekilde görüntüleyebilmek, ‘eşine az rastlanan’ bir olay olarak nitelendiriliyor. En son 2010’un 13 – 22 Aralık tarihleri arasında, Güneş’e doğru ilerleyen 25 kuyruklu yıldız keşfedilmiş, ancak çarpışma anları gözlemlenmemişti. Avrupa Uzay Ajansı ve NASA’nın Güneş’i izlemek için 1995’te fırlattığı SOHO, bugüne kadar 2 binin üzerinde kuyruklu yıldız görüntüledi. Uzay aracı, 2012 sonuna kadar gözlemlerini sürdürecek Kaynak:Haber7(14 Mayıs 2011) |
Güneş Sistemindeki Hareketlilik Güneş Sistemi'ndeki Altı Gezegen Hizaya Giriyor İnsanlık, son yıllarda Güneş Sistemi'ne yaklaşan esrarengiz gezegen Marduk hakkında sayısız kehanet üretmekle meşgul. Bazıları, insanlığın aydınlanacağı yeni bir güneş çağına girileceğini öne sürerken, birçoğu da Dünya'nın birbirinden korkunç doğal afetlerle sarsılacağını savunuyor. Tüm bunlar bir yana, Güneş Sistemi'nde çok nadir görülen bir hareketlilik başladı. Merkür, Venüs, Jüpiter, Mars, Neptün ve Uranüs, aynı hizada konumlanıyor.10 mayısta başlayan birkaç hafta sürecek bu olay, 21 Aralık 2012'ye yönelik kehanetlerin tekrar kontrolden çıkmasına neden oldu.10 Mayıs'tan itibaren aynı hizaya gelecek ve birkaç hafta boyunca bu konumunu koruyacak olan altı gezegen, gündüzleri Dünya'dan gözlemlenebilecek. Gök bilimciler, Uranüs ve Neptün'ün daha silik görüneceğini ancak tüm gezegenlerin dürbünle gözlemlenebileceğini belirtti. Güneş Sistemi'ndeki altı gezegenin aynı hizaya girmesi, Marduk'un Güneş Sistemi'ne gireceği tarihin öncesi paniğe neden oldu. Ancak gezegenlerin bu konuma Marduk'un Mars ve Jüpiter arasına gireceği 21 Aralık 2012 tarihinde yaşanması bekleniyordu. Gök bilimciler ise 2012 yılında böyle bir şeyin söz konusu olmadığını belirtiyor. Marduk ve Maya Takvimi NASA (ABD Havacılık ve Uzay Dairesi), 2012 kehanetinden korkanları sakinleştiren bir açıklama yaparak, "2012'de hiçbir kötü olay gerçekleşmeyecek... Gezegenimiz 4 milyar yıldan beri bir sorun yaşamadı ve dünyanın dört bir yanındaki güvenilir bilim insanları 2012'de Dünya'yı bir tehdidin beklemediğini ifade ediyor" denildi. Öte yandan, altı gezegenin hizaya gelmesinin tamamen bir illüzyon olduğunu savunanlar da var. Bu düşünceye göre, belli bir bakış açısından, Güneş Sistemi'nde rasgele yayılmış olan gezegenler hizaya girmiş gibi görünebilir. Bu durum, takımyıldızları adlandırma şeklimizle uyuşuyor. Dünya'dan bakıldığında, Orion takımyıldızı bir avcıya benziyor. Ancak evrenin bir diğer köşesinden bakıldığında, takımyıldızın kurbağaya benzeme olasılığı da var. İlk Kez Yaşanmıyor Gezegenlerin aynı hizaya gelmiş olması ilk kez yaşanan bir durum değil. 1966 yılında, NASA'nın Jet İtiş Gücü Laboratuarında çalışan mühendis Jim Burke, Güneş Sistemi'ndeki gezegenlerin hızlarını hesaplayarak, Jupiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Pluto'nun her 176 yılda bir aynı hizaya geleceklerini hesapladı. Bu hizalanmanın ilk olarak 1970'lerin sonlarında gerçekleşeceği öngörüldü. NASA, bu bilgiden yola çıkarak 1977 yılında Voyager 1 ve 2 uzay araçlarını fırlattı. İlki, Jüpiter ve Satürn, ikincisi ise Neptün ve Uranüs'ün yörüngesinden geçerek bilim insanlarına yepyeni bilgiler sundu. Voyager uzay araçları, 33 yıl aradan sonra Dünya'ya veri yollamaya devam ediyor. Kaynak:Gençbilim(11 Mayıs 2011) |
Jüpiter'in Uydusu IO IO, Dünya'nın Alternatifi mi? Güneş Sistemi'nin en büyük gezegeni Jüpiter'in uydularından Io'nun yüzeyinin altında ergimiş bir magma (lav) okyanusu bulunduğu tesbit edildi. Benzer bir yapı Dünya'nın oluşumu sürecinde de meydana geldi. Amerikan Galileo uzay aracının gönderdiği verileri analiz eden ve çalışmaları Amerikan Science dergisinde bugün yayınlayan bilimadamları, bu verilerin, Io'nun neden güneş sisteminin en volkanik gökcismi olduğunu açıklayan bu magma tabakasının varlığını ilk kez doğrudan teyid ettiğini belirttiler. Çalışmayı yapan ekibin başkanı Los Angeles'taki California Üniversitesi'nden Krishan Khurana makalede, "Galileo tarafından elde edilen manyetik alan verilerini inceleyerek, sonunda Io'nun magmasının nereden geldiğini anladık ve açıklanamayan bazı olaylara bir açıklama getirdik" dedi. Jüpiter'in manyetik alanının Io'nun yüzeyaltındaki tamamen veya kısmen ergimiş kayaların faaliyete geçmesine neden olduğunu söyleyen Khurana, bunun Galileo'nun Ekim 1999 ve Şubat 2000'de Io'ya yaptığı yakın uçuşlar sırasında tesbit ettiği manyetik alan verilerinin analiziyle ortaya çıktığını kaydetti. Jüpiter'in en yakın uydusu Io, her yıl Dünya'daki tüm yanardağların faaliyetiyle ortaya çıkan lavın toplamının 100 katından fazlasını üretiyor. Bu yoğun volkanik faaliyet Io'nun tüm yüzeyinde, kabuğunun 30 ila 50 km derininde bir lav denizinin varlığıyla açıklanıyor. Araştırmaya katılmayan, ancak Galileo projesinin eski bilimsel sorumlularından Torrence Johnson, teorilere göre, Dünya ve Ay'ın da oluşumları döneminde milyarlarca yıl önce benzer magma denizlerine sahip olduklarını belirtiyor. Birçok uzay keşif programı gibi ABD'nin California eyaletine bağlı Pasadena'daki NASA'nın Jet Motorları Laboratuvarı'nın evsahipliği ettiği Galileo, 1989'da fırlatılmış ve Jüpiter'in yörüngesine oturmuştu. Birçok bilimsel projeyi başarıyla tamamlayan Galileo'nun 21 Ekim 2003'te öngörüldüğü üzere yörüngeden çıkarılarak, Jüpiter'in atmosferinde parçalanmasına karşın, bilimadamları hala bu uzay aracının görevdeyken topladığı ve Dünya'ya geçtiği verileri analiz etmeyi sürdürüyorlar. Kaynak:CNN Türk(13 Mayıs 2011,12:02) |
Endeavour Uzay Mekiği Endeavour Son Yolculuğuna Çıktı Amerikan Endeavour uzay mekiği 6 astronotla Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) doğru son yolculuğuna çıktı. 1992'den beri hizmette bulunan, bugüne kadar 25 kez fırlatılan mekik filosunun en yenisi Endeavour'un 29 Nisan'daki fırlatma girişimi elektrik arızası nedeniyle kalkıştan 3,5 saat önce ertelenmişti.Amerikan uzay mekiği Endeavour'un son, uzay mekiklerinin sondan bir önce Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) yapacağı 14 günlük seyahati sırasında en önemli görevi, UUİ'ye anti-maddenin varlığı veya görünmez karanlık maddenin doğası gibi, Evren'in büyük sırlarını çözmeyi hedefleyen 7 ton ağırlığında ve 2 milyar dolar değerindeki temel fizik deney modülü "Alpha 2 manyetik spektrometre"yi (AMS) götürmek olacak.Endeavour, AMS'nin dışında UUİ'ye daimi şekilde monte edilecek bir yük modülü de götürecek. Atlantis'in de temmuz ayındaki seferinden sonra uzay mekikleri emekliye ayrılacak ve NASA, yeni bir uzay gemisi hizmete girinceye dek UUİ'ye astronotlarının taşınmasında Rus Soyuz füzelerine bağımlı kalacak. Endeavour'un son seferine, mürettebat komutanı Mark Kelly'nin ocak ayında Arizona'da uğradığı bir silahlı saldırıda başına isabet eden mermiyle ağır yaralanan eşi Gabrielle Giffords'ın iyileşerek Kennedy Uzay Merkezi'nde fırlatma işlemi sırasında hazır bulunacak olmasından ötürü basın büyük bir ilgi gösteriyor. Kaynak:BBC Türkçe(17 Mayıs 2011,11:57) |
Cüce Yıldız Gliese 581 Bilim İnsanlarına Göre Bu Gezegende Hayat Var! Cüce yıldız Gliese 581 etrafındaki bir gezegende yaşam olabileceği düşünülüyor. İklimbilimciler, cüce yıldız Gliese 581'in etrafındaki gezegenlerden birinde suyun ve yaşamın bulunmasına uygun bir iklime sahip olduğunu ve dolayısıyla yaşanabilir olduğunu düşünüyor. Dünya'nın Yedi Katı Fransız Ulusal Bilim Araştırmaları Merkezi (CNRS) tarafından yapılan yazılı açıklamada, bir grup iklim bilimci tarafından yayımlanan çalışma sonuçlarının, kütlesi Dünya'dan 7 kat daha fazla olan ve kayalık olduğu düşünülen Gliese 581d'nin ''yaşanabilir olup da bugüne kadar keşfedilen ilk gezegen'' olabileceğini gösterdiği belirtildi. 2007'de keşfedilen, Dünya'ya 20 ışık yılı (1 ışık yılı 9.500 milyar kilometre) uzaklıktaki Gliese 581d'nin, ilk başlarda yaşanabilir olması için çok soğuk olduğu düşünülüyordu. Ancak Güneş sistemi dışında bulunan ve sıcak olmayan cüce gezegenin yörüngesindeki bu gezegenin Dünya'nın Güneş'ten aldığından 3 kat daha az enerji aldığı belirtiliyor. Bu engellere rağmen Gliese 581d'nin kendisine okyanusların, bulutların ve yağmurun oluşmasına imkan tanıyacak kadar sıcak bir iklim verecek bir sera etkisinden yararlanabileceği sanılıyor. Kaynak:Haberlink-Gazeteport(17 Mayıs 2011) |
Gezegen Benzeri Gökcismi Keşfi Uzayda Heyecan Verici Bir Keşif Gök bilimciler, Samanyolu Galaksisi'nde, Güneş sisteminin en büyük gezegeni olan Jüpiter boyutlarında ancak herhangi bir yıldız etrafında yörüngeye sahip olmadığı sanılan, gezegen benzeri 10 gök cismi keşfetti.Samanyolu Galaksisi'nin boşluklarında ilerleyen ve şimdiye kadar bilinmeyen yeni tipteki bu gök cisimlerinin ya hiç yörüngelerinin bulunmadığı ya da belirli yıldızlar etrafındaki gezegenlerin yörüngelerine göre oldukça geniş yörüngelere sahip oldukları sanılıyor. Bu gizemli gök cisimlerinin, güneş sistemindeki en büyük gezegenler gibi, birer gaz topu olduğu sanılıyor. Eğer bu gök cisimleri, gerçekten herhangi bir yıldıza bağımlı olmadan kendi başlarına dolaşıyorlarsa, bu durum, bu gök cisimlerinin nasıl ortaya çıktıklarının da araştırılmasını gerektiriyor. Keşifle ilgili araştırma, Nature dergisinin bugün yayımlanacak sayısında yer alıyor. Bu gök cisimleri, teleskopla gözlemlenemiyor ancak varlıkları, sahip oldukları yer çekiminin, arka planında kalan yıldızların ışınlarını bir lens gibi bükmesi nedeniyle anlaşıldı. Her birinin varlığının belirlendiği noktaların yakınında da yörüngesinde dolaşıyor olabileceği herhangi bir yıldızın olmadığı gözlendi. Bu nedenle ya bir yıldızın çevresinde, şimdiye kadar bilinmeyen olağanüstü bir genişlikteki yörüngede dönüyorlar ya da herhangi bir yıldıza bağımlı değiller. Kaynak: BBC Türkçe-AA (19 Mayıs 2011) |
Karanlık Enerji En Büyük Güç:Karanlık NASA'nın 200 bin galaksi üzerinde 5 yıl boyunca ve kozmik zamanda 7 milyar ışık yılı geriye gidilerek yapılan gözlemler sonucunda, evrende karanlık enerjinin, yer çekimi gücüne baskın olduğu ve evrenin giderek artan bir hızla genişlemesini sağlayan düzenli ve tek vücut bir güç olduğu teyid edildi. NASA'nın internet sitesinde yer alan habere göre, uzayda bulunan "Galaksi Evrim Kaşifi (Galaxy Evolution Explorer)" aracı ve Avustralya'nın Siding Spring dağlarının zirvesinde bulunan teleskopla yapılan gözlemleri izleyen dikkatli ölçümler, galaksilerin birbirinden uzaklaştığı bilgisini bir kez daha doğrularken, bulgular, karanlık enerjinin varlığının, şimdiye kadar sağlanan en iyi teyidi oldu. Avustralya'daki Swinburne Teknoloji Üniversitesi'nden Chris Blake, bu durumu, "bir taşı havaya attığınızda, bir süre sonra hızının azalmayıp, giderek artması ve havada giderek daha hızlı biçimde yol almayı sürdürmesi gibi" ifadeleriyle tanımlıyor. Araştırmayla ilgili iki makalenin yazarlarından olan Blake, karanlık enerjinin bir kozmolojik sabit güç olduğunu en iyi şekilde teyid ettiklerini belirterek, baskın olan yer çekimi olsaydı, "karanlık enerjinin zaman içerisindeki bu düzenli, sabit etkilerinin gözlemlenemeyeceğini" belirtti. Gizemli karanlık enerji, evrenin yapı taşlarını birbirinden uzaklaştırıyor. Yapısı bilinmediği, sadece gözlemler sonucu tahmin edilebildiği için, bu gizemli enerjiye karanlık enerji adı veriliyor. Karanlık enerjinin, evrenin yüzde 74'ünü oluşturduğu düşünülüyor. Karanlık madde ise karanlık enerjiye göre daha az gizemli, hakkında daha çok şey biliniyor ve evrenin yüzde 22'sini oluşturuyor. Geriye kalan, atomların oluşturduğu ve gezegenleri, yıldızları ortaya çıkaran olağan madde ise evrenin sadece, yaklaşık yüzde 4'lük bir kısmı. Karanlık enerji düşüncesi, süpernova patlamalarının yerleri arasındaki değişimler gözlemlenerek, 1990'lı yıllarda ortaya atıldı. Bu yeni çalışmayla da, bu düşünce teyid edildi. Astronomlar önce, "Galaksi Evrim Kaşifi" aracının sağladığı verilerle, uzak evrendeki galaksilerin üç boyutlu bir haritasını çıkardı. Avustralya'daki teleskop yardımıyla da, galaksiler arasındaki mesafelerle ilgili ölçümler yapıldı. Bu çalışmada, evrenin erken dönemlerinin bıraktığı ses dalgalarından da, galaksiler arasındaki mesafe değişimlerini belirlemek amacıyla yararlanıldı. Sonuçlar, galaksilerin giderek artan hızla birbirinden uzaklaştığını gösterdi. Bilimadamları, galaksi kümelerinin kentler gibi giderek büyüdüğünü, binlerce galaksilik kümeler oluştuğunu, bu kümelerin yer çekimi etkisiyle kendisine doğru yeni galaksileri çektiğini, ancak karanlık enerjinin ise bu kümeleri dağıtma yönünde çalıştığını, bu nedenle galaksilerin kümelenme sürecinin yavaşladığını belirledi. Bu da karanlık enerjinin, dağıtıcı gücünün ölçülmesine olanak sağladı. Çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre karanlık enerji ve yer çekimi, birbirine zıt ancak birbirine bağımlı "yin-yang" gibi, iki güç. Evrenin erken zamanlarında yer çekimi baskın durumda idi. Evreni ortaya çıkaran "Büyük Patlama"dan 8 milyar yıl sonra ise karanlık enerjinin gücü öne geçmeye başladı ve evren genişledikçe yer çekimi gücünün etkisi zayıflamaya, madde, giderek hızlanan bir süreçle evrende dağılmaya başladı. Bundan milyarlarca yıl sonra, karanlık enerjinin daha da baskın hale geleceği düşünülüyor. Milyarlarca yıl sonra galaksiler birbirinden o kadar uzaklaşmış olacak ki, bu galaksilerde yaşayan zeki canlılar bir diğer galaksiyi artık göremeyecek. NASA astrofizik direktörü Jon Morse, elde edilen sonuçlara ilişkin yaptığı açıklamada, "astronomların son 15 yılda yaptıkları gözlemler, fizik bilimi alanında en şaşırtıcı keşiflerden birinin yapılmasını sağladı. Bu da, evrenin, Büyük Patlama ile tetiklenen genişlemesinin hızlanarak sürdüğüdür. Bağımsız yöntemler ve Galaksi Evrim Kaşifi aracının sağladığı verilerin kullanılmasıyla, karanlık enerjinin varlığından daha fazla emin olduk" dedi. Karanlık enerjiyle ilgili çalışmaların sonuçlarına ilişkin haber ve görsellere, NASA sitesinden ulaşılabiliyor. Kaynak:CNN Türk(21 Mayıs 2011, 11:52) |
Asteroid'e Gönderilen Uzay Aracı NASA'dan Asteroid'e Gönderilen Uzay Aracı Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), küçük gezegen de denilen asteroidlerden birine bir uzay aracı göndererek asteroidden Dünya'ya numune getirmeyi planlıyor. NASA tarafından yapılan açıklamada, gönderilecek insansız uzay aracının asteroide inmeyeceği, robot kolunun uzanarak yüzeyinden numune alabileceği kadar asteroide yaklaşacağı bildirildi. Açıklamaya göre, NASA'nın 2016'da fırlatmayı planladığı uzay aracının dünyaya dönüşü yaklaşık yedi yıl sürecek. Meteor (göktaşı) olarak bilinen asteroid parçalarının sık sık ayrılarak dünyanın atmosferine doğru düştüğü biliniyor. Bilim adamları da güneş sisteminin başlangıcını daha iyi anlayabilmek için asteroid parçalarıyla ilgili çalışmayı destekliyor. NASA yöneticisi Charlie Bolden, 1 milyar dolara mal olacak çalışmanın, ABD Başkanı Barack Obama'nın uzayın derinliklerinin keşfedilmesi hedefinin bir adımı olduğunu söyledi. Kaynak:CNN Türk(26 Mayıs 2011,10:51) |
'Ay'daki su Dünya'daki kadar' Bir araştırmaya göre Ay'da en az Dünya'daki kadar su bulunuyor.İnternette yayımlanan Science Express adlı bilimsel dergide yer alan bir araştırma, Ay'da, düşünülenin 100 katından daha fazla su olduğunu gösteriyor. Araştırmayı kaleme alan bilim adamları, Aralık 1972 tarihinde Ay'ya yapılan son seferde Apollo 17'nin astronotlarının Ay'dan getirdikleri küçük volkanik kristallerin barındırdığı kurumuş magmanın içinde su ve başka uçucu maddelere rastlandığını belirtti. Araştırmayı kaleme alanlardan jeoloji profesörü James Van Orman, ''Milyarlarca yıl önce volkanik faaliyetlerin, Ay'ın derinliklerinden yüzeye fırlatılan ve daha sonra kuruyan magmadan alınan örnekler, Ay'ın derinliklerinde ne kadar miktar su bulunabileceğini gösterebilecek ve elimizde bulunan en iyi ölçüdür'' şeklinde ifadeler kullandı. Van Orman, Ay'ın iç yapısının Dünya'nın iç yapısına çok benzediğini sözlerine ekledi. Araştırma, bilim adamlarının Ay'dan getirilen volkanik kristallerde bulunan magma üzerinde yaptığı araştırmada, su birikintilerine, flor, klor ve kükürt gibi uçucu maddelere rastladığını, su ve bu maddelerin, Dünya'daki okyanusların dibinde kurumuş magmalara eşit olduğunu kaydediyor. Araştırmaya katılan jeolog Alberto Saal, ''Bu araştırma bize, Ay'daki kurumuş magmada bulunan ilkel su miktarının Dünya gezegeni kabuğunun üst tabakasındaki kurumuş magmanın içinde bulunan su miktarıyla aynı olduğunu gösteriyor'' dedi. Araştırmayı kaleme alan bilim adamları, buluşlarının aynı zamanda, Dünya'nın ilk şekil alma sıralarında bir miktar madde kütlesinin, dönen bir diskten sıçrayan çamur gibi dünyadan ayrıldığını ve bu maddenin Ay'ı meydana getirdiğini savunan teoriyi de güçlendirdiğini belirtti. Kaynak: ntvmsnbc |
Mısır'daki 17 Gizli Piramit Mısır'da 17 Piramit Daha Tesbit Edildi BBC'nin haberine göre, Dünya'nın yörüngesindeki uyduların kızılötesi teknolojiyle çektiği fotoğraflarda, Mısır'da 17 piramit daha tespit edildi. Kumlar altındaki o piramitler ve çevrelerindeki antik şehir, şimdi gün yüzüne çıkmayı bekliyor. Antik Mısır medeniyetinin görünen kısmı dünyayı büyülemeye yetiyordu, ama dahası da var. Çölün kumları altında, yer üzerinden de büyük bir zenginlik olduğu, kızılötesi teknolojiyle çekilen fotoğraflarla ortaya çıktı. O kumların altında tam 17 piramit bulundu. Sadece bu da değil... 1000 mezar ve 3 bin antik dönem evi de o piramitlerin yakınlarında gün ışığına çıkacakları günü bekliyor. Araştırmayı Amerika'daki Alabama Üniversitesi'nden bir grup araştırmacı, Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA'nın desteğiyle yaptı. Yerkabuğunun 700 km dışında, dünyanın yörüngesinde dönen teleskopların çektiği binlerce fotoğraf dünyaya gönderildi. Teleskopların kameraları, 1 metre çapındaki objeleri görebilecek kadar hassastı. Şimdi, o görüntülerde saptananlar Mısır'daki kazılar da teyit ediyor. Mısır'ın Sakkara bölgesinde yapılan ilk kazıda bulunan bir evin görüntüsü, kızılötesi teknolojiyle çekilen fotoğraftaki görüntünün birebir aynısı çıktı. Arkeologların tesbit edilen 17 piramidin ikisi için yaptığı ön kazılar da, görüntüleri doğruluyor. İngiliz haber kanalı BBC de, o ön kazılar için araştırmayı yapan arkeologların izinde Mısır'a gitti. Mısır'ın Kayıp Şehirleri belgeseli pazartesi günü yayınlandığında, kumlar altındaki zenginliğin farklı ayrıntıları da ortaya çıkacak. Kaynak:BBC Türkçe(26 Mayıs 2011,16:24) |
Endeavor İniş Yaptı Endeavor, Dünya'ya İndi Son yolculuğunu yapan uzay mekiği Endeavor, Dünya'ya indi.16 yıllık misyonunu sona erdiren mekik, Florida'daki Kennedy Uzay Merkezi'ne TSİ 09.35'te sorunsuz iniş yaptı. Endeavor, NASA'nın bu yıl emekliye ayrılacak üç mekiğinden ikincisi. Kardeş mekik Atlantis de son uçuşunu 8 Temmuz'da yapacak. Kaynak:CNN Türk(01 Haziran 2011 ,10:58) |
Mars'ta uzay üssü mü var? Kendi deyimiyle 'tekerlekli sandalye astronotu' David Martines, Mars'ta insana ya da uzaylılara ait bir üs keşfettiğini iddia ediyor.Amatör bir uzay meraklısı Google'ın uydu fotoğraflarıyla gezegenin haritasını çıkaran Google Mars'ı kullanırken Kızıl Gezegen'in yüzeyinde sıradışı bir yapı buldu. MSNBC'nin haberine göre, Martines, 'Bio Station Alpha' adını verdiği şey "Tahmin ediyorum ki ya birileri burada yaşıyor ya da daha önce birileri burada yaşadı" diyor. Şu an YouTube'de oldukça popüler olan videoda yüzeydeki garip şekle zoom yapan amatör astronot; bu şeklin 230 metre boyunda, 50 metre eninde ve silindirlerden oluşan bir silindir olduğunu söylüyor. Bölge Google Mars'ta 71 49'19.73" kuzey 29 33'06.53" batı koordinatlarında yer alıyor. Uzmanlarsa bu keşfin dünya dışı yaşama kanıt olamayacağı görüşünde ve kameraya takılan kozmik enerjinin bu tarz kusurlu bir görüntüye neden olduğunu söylüyorlar. Kaynak: ntvmsnbc |
Güneş'te orta büyüklükte patlama Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA kameralarınca güneşte orta ölçekte bir güneş parlaması gözlendi. NASA, parlamanın dün tepe noktasına ulaştığını ve neredeyse güneşin yüzeyinin yarısını kaplayan büyük bir bulut oluşturduğunu belirtti. Bilim adamları, güneşteki parlamanın dünya üzerinde önemli bir etkisi olmayacağının altını çizdi. Güneşteki parlama görüntülerinin yörüngedeki uydu Güneş Dinamiği Gözlemevi tarafından kaydedildiği ifada edildi. Parlamadan sonra ortaya çıkan enerjinin dünyanın manyetik alanına bugün ya da yarın ulaşacağı, ancak bunun büyük bir etki yaratmasının beklenmediği bildirildi. |
ESA'nın Uzay Aracı Rosetta Rosetta Kış Uykusuna Yattı Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA), 2014'te kuyruklu yıldızla buluşacak ve onun sırlarını deşifre edecek uzay aracı Rosetta, 31 aylık uyku dönemine girdi. ESA'dan yapılan açıklamaya göre, 20 Ocak 2014'te uykusundan uyanacak uzay aracı birkaç ay sonra nihai hedefi 67/P Churyumov-Gerasimenk kuyruklu yıldızıyla randevusuna gidecek. 2004'te 7 milyar kilometre süren yolculuğuna başlayan Rosetta'nın tüm cihaz ve kontrol sistemlerinin sessizliğe bürüneceği dönemde ''derin bir uykuya'' dalacağı belirtilen açıklamada, şu an dünyadan 549 milyon kilometre ötede bulunan uzay aracının güneş panellerinin aracı çalıştırmak için artık yeterince enerji üretmeyeceği, sadece bilgisayar ile aracın bazı yaşamsal cihazlarının donmaması için ısıtma sisteminin çalışacağı kaydedildi. 20 Ocak 2014'te uykudan uyanacak ve kuyruklu yıldıza yaklaşmaya başlayacak Rosetta, Kasım 2014'te Philae adlı modülünü gök cisminin üzerine indirecek. ESA yetkilileri, Güneş Sistemi'nin doğumundan bu yana geçirdiği evrimi daha iyi anlamaya yönelik bu randevuda Rosetta'nın gerçek anlamda bir ''uzay arkeoloji görevi'' yerine getireceğini belirterek, uzay aracının isminin de Fransız bilim adamı Jean-François Champollion'un hiyeroglifleri deşifre etmesini sağlayan Rosetta taşından esinlenildiğini anımsattılar. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(09 Haziran 2011 Perşembe,TSİ:15:06) |
Ay Tutulması Yılın İlk Ay Tutulması Bu yılın ilk Ay Tutulması, 15 Haziran Çarşamba günü saat 22:05'de başlayacak. Ankara Üniversitesi (AÜ) Rasathanesi, 1 saat 40 dakika sürecek ay tutulması için düzenleyeceği özel etkinliğinde, meraklılarına gökyüzünü teleskoplarla izlettirecek. AÜ Gözlemevi yetkililerinin verdiği bilgiye göre, 15 Haziran Çarşamba günü yaşanacak yılın ilk Ay Tutulması için düzenlenecek özel etkinlik saat 20:00'da başlayacak. Sunum ve belgesel gösterimlerinin yapılacağı etkinlikte, saat 22:05'de izlenmeye başlanacak olan Ay Tutulması, 1 saat 40 dakikalık süresiyle izleyenlere görsel bir şölen yaşatacak. Bu kadar uzun süreli bir ay tutulması, en son 2000 yılı Temmuz ayında gerçekleşti. Etkinlik programında, uzmanlar eşliğinde çıplak gözle gökyüzü gözlemi, takımyıldızların mitolojik hikayeleri ile birlikte anlatımı ve teleskoplarla Ay ve halkalı gezegen Satürn'ün gözlemi de yer alıyor. Gözlemevi Müzesi de etkinlik boyunca açık kalacak. Ankara Üniversitesi Gözlemevi, yıl boyunca her Ay halk günü etkinlikleri ve özel gök olayları etkinlikleri ile kapılarını gökyüzü meraklılarına açmaya devam edecek. Gözlemevi yetkilileri, Gözlemevi'nin şehirden uzak ve yüksek bir konumda bulunması nedeniyle katılımcıların yanında kalın giysiler bulundurmalarını önerdi. Bu yılın hesaplarına göre, Tutulma sırasında Ay'ın konumları şöyle olacak: saat 20:24=>Ay'ın dünyanın yarı gölge konisi içine girmesi saat 21:22=>Parçalı Tutulma başlangıcı saat 22:22=>Tam Tutulma başlangıcı saat 23:12=>Tam Tutulma ortası saat 00:02=>Tam Tutulmanın sona ermesi saat 01:02=>Parçalı Tutulmanın sona ermesi saat 02:00=>Ay'ın Dünyanın yarı gölge konisinden çıkışı Çanakkale'de 'Halk Günü' Öte yandan Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'ne (ÇOMÜ) bağlı Ulupınar Gözlemevi'nde de ilk ay tutulmasının izlenebileceği ''Halk Günü'' düzenlenecek. Gözlemevi müdürü Prof. Dr. Osman Demircan, yaptığı açıklamada, 15 Haziran'daki ay tutulmasının Türkiye'nin her yerinden teleskop ve dürbün kullanmadan gözlenebileceğini söyledi. Tutulmanın söz konusu gün saat 20:24'de ayın dünyanın yarı gölge konisi içine girmesiyle başlayacağını ifade eden Demircan, ''Saat 22:22'de tam gölge konisine girmeye başlayınca ay görüntüsünde kızıllaşma gözlenecek. Tam tutulma 23:12'de gerçekleşecek ve 02:00'ye kadar sürecek'' dedi. Demircan, ay tutulması nedeniyle ÇOMÜ Ulupınar Gözlemevi'nde ''Halk Günü'' düzenleneceğini kaydetti. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(13 Haziran 2011 Pazartesi,TSİ:10:52) |
İlk yerli uydu Temmuz'da gidecek Türkiye'nin ilk yerli yapım yer gözlem uydusu Rasat, Rusya'daki Yasny Fırlatma Üssü'ne gönderildi.Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından sağlanan kaynakla, TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) tarafından Türkiye'de tasarlanıp üretilen ilk yer gözlem uydusu RASAT, fırlatılmak üzere Rusya'ya gönderildi. RASAT projesiyle Türkiye'nin uydu teknolojilerindeki tasarım, üretim ve test yetenekleri gelişti. Türk mühendislerin ve TÜBİTAK UZAY Enstitüsü'nün kazandığı deneyim ve yetenekler, Türkiye'nin Uzay Teknolojileri alanındaki hedeflerine ulaşmayı sağlayacak yeni projelere de rehber ve öncü oldu. Bu bağlamda RASAT'ın temel hedeflerine başarıyla ulaşıldı. Tasarım, üretim ve test aşamalarının tamamı Türk mühendis ve teknisyenleri tarafından TÜBİTAK UZAY tesislerinde gerçekleştirilen ilk yer gözlem uydusu olan RASAT, dün sabah Rusya Federasyonu'nda bulunan Yasny Fırlatma Üssü'ne doğru yola çıktı ve gümrük işlemleri için Rusya'nın Ulyanovsk şehrine ulaştı. Temmuz ayında gerçekleştirilmesi planlanan fırlatma kapsamında, RASAT'ın yanı sıra İngiltere, ABD, İtalya, Ukrayna, Nijerya'nın uyduları da uzaya taşınarak yörüngeye yerleştirilecek. Fırlatma, dünyanın en güçlü kıtalararası balistik füzelerinden biri olan SS-18'den uyarlanarak geliştirilen Dnepr fırlatma aracı ile gerçekleştirilecek. RASAT'ın dahil olacağı fırlatma, Dnepr fırlatma aracının uydu taşımak için yapacağı 17. ticari fırlatma olacak. TÜRKİYE'NİN DE UZAY TARİHÇESİ BAŞLIYOR RASAT, ülke olarak uydu tasarlama, üretme, test etme ve işletme yeteneklerini göstermek, Türk mühendis ve teknisyenleri tarafından tasarlanarak üretilen yerli uzay ekipmanlarını uzayda test etmek ve optik uydu görüntüleri elde etmek amacıyla geliştirildi. RASAT'ın hem işlevsel hem de yapısal olarak fırlatmaya hazır olduğu, TÜBİTAK UZAY ve fırlatma aracı üreticisi firmanın tesislerinde yapılan testlerde geçen yıl teyit edildi. Böylelikle, Türkiye'nin uydu teknolojilerindeki tasarım, üretim ve test yeteneklerinin geliştirilmesi ve bu süreçte Türk mühendisler ve özellikle TÜBİTAK UZAY Enstitüsü'nün deneyim ve yetenek kazanması hedefine başarıyla ulaşıldı. RASAT'ın yörüngeye yerleştirilmesi ve TÜBİTAK UZAY tarafından tasarlanıp geliştirilen uydu sistemlerinin uzayda başarıyla çalışması ile, sistemlerin uçuş tarihçesi kazanmaları ve bundan sonraki yerli uydu görevlerinde kullanılmaları hedefleniyor. Aynı zamanda, RASAT'tan elde edilecek uydu görüntülerinin, şehir bölge planlama, ormancılık, tarım, afet yönetimi ve benzeri amaçlarla da kullanılması planlanıyor. ''TÜBİTAK UZAY'DA NELER YAPILIYOR?'' TÜBİTAK UZAY, 1985'de uzay teknolojileri, elektronik, bilgi teknolojileri ve ilgili alanlarda ar-ge projeleri yürütmek amacıyla kuruldu. 2006 yılında Enstitünün misyonu ve vizyonu yenilenerek, ismi ''TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü, (TÜBİTAK UZAY)'' olarak değiştirildi. TÜBİTAK UZAY'da, uzay teknolojileri alanında uydu sistemleri, uydu alt-sistemleri, uydu yer istasyonu alt sistemleri, uydu test ve entegrasyon sistemleri üzerine çalışmalar yürütülüyor. Ayrıca, elektronik alanında tümdevre tasarımı, iletişim sistemleri, elektronik sistem tasarımı, elektro-optik görev yükleri, veri işleme alanında işaret işleme, uzaktan algılama, örüntü tanıma, veri madenciliği, makine öğrenmesi; güç elektroniği alanında güç kalitesi, kompanzasyon sistemleri, elektrikli motor sürücüleri, anahtarlamalı güç kaynakları, yenilenebilir enerji; güç sistemleri alanında da elektrik üretim ve iletim sistemlerinin analizi, dağıtım otomasyonu konusunda strateji araştırma ve geliştirme, dağıtım sistemlerinde gözetimli denetim ve veri toplama (SCADA) sistemleri, dağıtım sistemlerinin planlanması, tasarımı ve işletilmesi için kriter belirleme araştırmaları ve projeleri yürütülüyor. TÜBİTAK UZAY, küçük uyduların tasarımı, üretimi ve test edilmesi alanındaki yeteneklerin geliştirilmesine ve uzay teknolojilerinde uluslararası işbirliğinin oluşturulmasına öncelik veriyor. Kaynak: ntvmsnbc - AA |
Kara delik yıldız yuttu Gökbilimciler kara delik tarafından yutulan bir yıldızın son anlarını kaydetti. Işığı bile yutan kara delikler ancak bir yıldızı içlerine çektikleri sırada görünür olabiliyor. Bu meydana geldiğinde yıldız önce muz şeklini ardından da disk şeklini alarak kara deliği çevreliyor ve sonra yutuluyor. Son anlarında dünyaya doğru radyoaktif ışınlar yayan yıldızın uzayda bıraktığı iz, kara delik tarafından yutulmasından iki buçuk ay sonra hâlâ teleskopla görülebiliyor. Araştırmacılar Swift adlı uzay aracıyla yapılan gözlemlerin, önce içe doğru patlayan bir yıldızın yaydığı ışınlar olarak değerlendirildiğini ancak sonrasında çok nadir bir uzay olayıyla karşı karşıya olduğunun anlaşıldığını söylüyor. Science adlı bilim dergisinde yayımlanan araştırmanın sonucunda, gözlenen patlamanın içe doğru patlayan bir güneşte gereken özellikleri sergilemediği ve tek bir patlama yerine dört saat boyunca dört kez patlama yaşandığının tespit edildiği belirtildi. Warwick Üniversitesi'nden Astrofizikçi Dr Andrew Levan ve çalışma arkadaşları, kendi yörüngesinde giden bir yıldızın kara delik tarafından yutulmasının çok nadir bir olay olduğunu söyledi. Çoğunlukla galaksilerin merkezinde konumlandıkları tahmin edilen kara deliklerin kimi zaman gaz halinde maddeler tarafından çevrelendiği ve gazın deliğe çekilmesiyle birlikte ışığında yutulduğu sanılıyor. Ancak çoğu galaksinin merkezinde gaz bulunmuyor ve bu nedenle de dünyadan gözlenmesi mümkün oluyor. Kaynak: BBC Türkçe |
'Uzayda Çiçek Yetişebilir' Uluslararası Uzay İstasyonu'nda Başarıyla Sonuçlanan Deneyde Bitki Yetiştirildi Paolo Nespoli isimli İtalyan astronotun ektiği 14 tohumdan ikisinin yeşerdiği deney, ekip tarafından "çok güzel büyüyen iki bitkimiz var" şeklinde değerlendirildi. Uzayda bitki yetiştirilebilmesine yönelik araştırmalar İtalya ve ABD'deki iki ayrı laboratuvarda uzun zamandır sürmekte. Bilimadamları yerçekimi bulunmayan uzay ortamında doğru toprak, su ve ışık koşullarının sağlanması halinde bitki yetişmesinin mümkün olduğuna dair sonuçlara ulaşmışlar. Maddi ve Manevi Destek İtalya'daki AGRO Uzay Araştırmaları Merkezi'ndeki çalışmaları sürdüren ekipten Marcia Pirolli, uzayda bitki yetiştirilmesinin iki açıdan önemli olduğunu söyledi: Besin sağlayabilmek ve psikolojik destek. Uzaydaki astronotların taze sebze ve meyvelerle beslenmesinin önemli olduğunu söyleyen Pirolli, aynı zamanda uzayda yeşil bir çiçeğe sahip olacak astronotların psikolojilerinin de olumlu etkileceğini söylüyor. Uzayda bitki yetiştirilebilmesine yönelik araştırmaların yoğunlaştığı bir diğer nokta ise bitkilerin büyük boyutlarda yetişmesine olanak sağlayacak bir "uzay serası". Arizona Üniversitesi'nde yapılan bir deneyde, yapay sera koşullarında yetiştirilen bitkilerin bir astronotun ihtiyaç duyduğu günlük kalorinin yarısını, suyun ve oksijenin tümünü sağlayabildikleri gözlemlenmiş. Araştırma ekibinden Gene Ciacomelli, amaçlarının serada oluşturdukları ekosistemin enerji, oksijen ve suyu tekrar tekrar geri dönüştürerek bir kişinin ihtiyaçlarını karşılayabilecek hale gelmesi olduğunu söylüyor. Böylece sera ortamında geliştirilen bitkilerin yaşayabilmesini sağlayan koşullar uzaya taşınabilecek ve aynı sonuçlar orada da alınabilecek. Kaynak:BBC Türkçe(21 Haziran 2011,13:27) |
Galaksi Çarpışması 'Devlerin Çarpışması' Karanlık Maddeye Işık Tutabilir Uzay teleskopları ile evreni tarayan uzmanlar, Pandora Öbeği olarak adlandırılan galaksi grubunda oluşan çarpışmanın uzay araştırmaları açısından define niteliğinde olduğunu söylüyor. Pandora Öbeği, dört galaksinin çarpışmasıyla oluştu. Adını da mitolojide Pandora'ya verilen kutu gibi, görülmemiş olgularla dolu olmasından alıyor. Gökbilimciler bu olayı ayrıca 'Devlerin Çarpışması' ya da 'Titanların Çarpışması' gibi isimlerle anıyor. Söz konusu çarpışma, 350 milyon yıla yayılan bir sürede gerçekleştiği için gökbilimcilerin gözleri önünde gerçekleşen 'yavaş çekim' bir trafik kazasına benzetiliyor. Çarpışmanın incelenmesi karanlık maddenin tabiatı konusunda da yeni bilgilere ulaşılmasını sağlayabilir. Bu araştırmalarda elde edilen ilk bulgular Kraliyet Astronomi Topluluğu'nun aylık raporları kapsamında yayınlanıyor. Trilyonlarca Yıldız Çarpışınca... Galaksi öbekleri, evrendeki en büyük yapılar Bu öbekler içinde yüzlerce galaksi ve trilyonlarca yıldızın yanı sıra muazzam miktarda ve sıcaklıkta gazlarla ve karanlık madde bulunuyor. Şimdiye dek çok az galaksi çarpışması kayıt altına alınıp gözlenebildi. Bunların en önemlilerinden olan Mermi Öbeği, iki öbeğin çarpışması sonucu oluştu. Biri büyük, diğeri küçük iki galaksinin çarpışması, merminin çarpma anına benzediği için böyle adlandırılan öbek üzerinde yürütülen ve 2006'da açıklanan çalışmalar, karanlık madde konusunda şimdiye kadarki en önemli veri ve kanıtlara ulaşılmasını sağlamıştı. Edinburgh Kraliyet Gözlemevi'nden Richard Massey, çarpışmalardan mümkün olduğunca çok şey öğrenilmesinin çarpışmanın doğru anının yakalanıp gözlemlenmesine bağlı olduğunu söylüyor. "Gaz, galaksiler ve karanlık madde birbirlerine kendi çekim güçleri doğrultusunda çekiliyor, dolayısıyla çok uzun bir süre geçtiğinde yeniden bir araya gelip tek bir öbek oluşuyor. Yani çarpışmayı tam zamanında, herşey birbirinden ayrılmışken yakalamalısınız." Resmi adı Abell 2744 olan Pandora Öbeği'ni özel kılan da böyle bir çarpışma anında teleskopların görüş alanına girmiş olması. Bu bölgeye bakıldığında galaksiler ve müthiş miktarda sıcak gazın dört bir yana saçıldığı görülüyor. Chandra Keşfetti, Hubble Mercek Altına Taşıdı Pandora'daki çarpışma, Chandra uzay teleskobunun yayılan sıcak gazdan kaynaklanan x-ışınlarını tesbit etmesiyle dikkat çekti. Doktor Massey ile dünyanın dört bir yanından 17 araştırmacı bir araya gelip, Hubble uzay teleskobunun bir süre bu bölgeye kilitlenmesini sağladı. Hubble'ın yüksek görüş gücü ekibin öbekteki karanlık maddeyi haritalandırmasını sağladı. Ağır, fakat görünmez olan maddeler bile kendilerine çarpan ışığın kırılmasını sağladığı için, karanlık madde, ışık kırılmalarına odaklanan çekimsel mercek yöntemi ile belirlenebiliyor. Karanlık maddenin gerisinde kalan yıldız ve galaksiler farklı şekilde görüntüleniyor. Doktor Massey, "Şimdi elimizde galaksilerin, gazın ve karanlık maddenin bir arada olduğu bir tablo bulunduğundan, resmin bütününü görebiliriz" diyor. Bu da karanlık madde hakkında daha fazla şey öğrenilmesi için az bulunan türden bir fırsat oluşturuyor. Karanlık maddeyi saran esrar perdesi bu maddenin çevresiyle çok az etkileşime girmesinden kaynaklanıyor. Pandora Öbeği'ndeki karanlık madde de, maddelerden hızla uzaklaşarak çarpışma noktasının karşı tarafında toplanmış. Doktor Massey bunun da büyük miktarda karanlık maddenin bir arada bulunmasını sağladığını vurguluyor. "Tüm galaksiler ve gazlar karanlık madde ile bir arada bulunduklarında kafamızı karıştıran pek çok karmaşık eylemde bulunuyor" diyen Massey şöyle devam ediyor: "Karanlık madde tek başına olduğu zaman ise onu başka olguların gölgesinde kalmaksızın, kendi dinamikleri içinde inceleyip tam olarak ne olduğunu anlama olanağına kavuşuyoruz." NASA ve Avrupa Uzay Ajansı ESA yetkilileri, öbekteki galaksilerin toplam kütlenin yüzde beşinden(%5) az bölümünü oluşturduğuna dikkat çekiyor. Aşırı sıcak olan gaz, öbeğin yaklaşık yüzde yirmisi(%20) ve sadece x-ışınları ile belirleniyor. Yetkililerin dağılım konusunda fikir verebilmek için teleskoptan elde edilen fotoğrafları renklendirerek hazırladığı görüntülerde, bu gazlar pembe renkte görülüyor. Görünmez olan ve öbeğin neredeyse yüzde yetmişbeşini(%75) oluşturduğu düşünülen karanlık madde ise görüntülerde mavi renkte gösterilmiş. Kaynak:BBC Türkçe(24 Haziran 2011,06:52) |
İran uzaya maymun gönderecek Roket teknolojisi Batı tarafından başlarda ciddiye alınmayan İran, ikinci uydu gönderme denemesinde başarılı oldu. Tahran'ın hedefi 2019'da uzaya insan göndermek.Hürriyet'in New Scientist dergisinden aktardığına göre İran, geçen hafta Rasad-1 (Gözlem-1) uydusunu Dünya’nın 260 km ötesinde yörüngeye yollamayı başardı. Sadece 15 kg ağırlığındaki Rasad-1, Batı’nın uydularıyla kıyaslandığında oldukça küçük. Ancak İran roket teknolojisinin gelmiş olduğu noktayı gösteren en son örnek. Washington merkezli düşünce kuruluşu Secure World Foundation’dan Brian Weeden, “İlk uyduları Safir-2’yi ateşlediklerinde, insanlar İran’ın şansının yaver gittiğini düşündü… Ancak uzaya gönderdikleri ikinci uydu, ilkinin şans eseri olmadığını gösterdi. Tersine, İran’ın roket teknolojisinin oldukça iyi olduğu gözler önüne serildi” dedi. SIRA MAYMUNDA 60 günlük ömrü olduğu bilinen Rasad-1, Dünya’nın düşük çözünürlüklü fotoğraflarını çekecek. Ancak İran’ın, bu uyduyu yollamasındaki asıl amacının uydu ateşleme ve kontrol etmedeki tecrübesini artırmak istemesi olduğu düşünülüyor. Massachusetts’teki Union of Concerced Scientists düşünce kuruluşundan Laura Grego, “İran’ın gelecek üç yıl içinde altı ile yedi uydu gönderme planı bulunuyor… Bunlardan en az bir tanesiyle uzaya hayvan yollamak istiyorlar” dedi. İran devlet televizyonu ise bu yıl içinde bir maymunun uzayda yolculuğa çıkacağını, 2019’da ise ilk İranlı astronotun yörüngeye çıkmasının amaçlandığını duyurdu. Weeden, “Maymun oldukça mantıklı görünüyor. 2019’daki deneme eğer uzaya çıkmak yerine bir yörünge altı uçuş olursa, gerçekleştirilebilir” ifadesini kullandı. GİZLİ ROKET OPERASYONU ENDİŞESİ Batılı uzmanlar, İran’ın uzay programı altında gizli bir balistik füze projesi yürüttüğünü düşünüyor. İran, bu tür iddiaları reddediyor. Uzmanlar, Tahran’daki Malik Aştar Üniversitesi tarafından üretilen Rasid-1 uydusunun, 2009’da ateşlenen Safir-2 uydusuyla birçok benzerliği olduğunu düşünüyor. Washington’un en büyük endişesi, İran’ın bir gün ABD’ye nükleer başlıklı füze göndermesini sağlayacak roketler üretmesi. Safir-2, İran’dan ABD’ye bir nükleer başlıklı füzeyi taşıyacak kapasitede değildi. Son yıllarda başta Şahab ve Siccil olmak üzere çok sayıda balistik füze denemesi yapan İran’ın, en son Venezüella ile işbirliği yaparak bu ülkede bir füze ateşleme sistemi inşa etmek istediği iddia edilmişti. Tahran, 2010 yılında askeri harcamasını 7 milyar dolardan 10 milyar dolara çıkardı. Bu artışın başta balistik füze inşası için yapıldığı düşünülürken, bir diğer sebep olarak artan petrol fiyatları gösterildi. Weeden, “İran, insanlı uzay uçuşu amacını takip ederek prestij kazanıyor. Bu aynı zamanda Tahran’a motivasyon sağlıyor… Bu şekilde İran hem içte hem de dışarıda itibarını artırmak istiyor olabilir” dedi. ABD’li analist, “Roket bilimi kesinlikle teknolojinin ikili kullanıldığı bir alan. Ülkeler geleceğe yönelik planlarını yıllar önceden açıklayarak, üzerlerindeki şüpheleri de azaltmış oluyor” yorumunda bulundu. Kaynak: ntvmsnbc |
Mars'ta Okyanus Mars'ta Bir Zamanlar Okyanus Varmış ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin kızıl gezegen Mars’ı gözlemleyen Mars Orbiter uzay aracının çektiği görüntüler, bilim dünyasında yeni bir tartışma başlattı. Geçmişte, Mars’ın kutup bölgelerinde buz halinde su olduğu tesbit edilmiş, göl ve okyanuslar bulunduğuna dair bulgular elde edilmişti. Mars Orbiter’ın gönderdiği en son görüntüler, Mars’ta antik okyanuslar bulunduğunu güçlendirdi. Wired dergisinde yer alan habere göre Mars’ın yüzeyindeki coğrafi oluşumları inceleyen bilim insanları, tesbit ettikleri “gözyaşına benzeyen adaların”, Trinidad’daki deniz tabanlarında oluşan tümseklere çok büyük benzerlik gösterdiğini fark etti. Texas Üniversitesi’nden jeolog Lorena Moscardelli, “Bu bulgulara dayanarak, Mars’ın yüzeyindeki gözyaşına benzeyen adaların derin bir okyanusun içinde oluştuğunu söyleyebiliriz” dedi. Temmuz ayında Geology dergisinde yayımlanacak olan analize göre, Mars’ın 1980 ve 1990’larda hala okyanuslara sahip olabileceği belirtildi. O yıllarda Mars’ı gözlemleyen Viking Orbiter uzay aracı, kızıl gezegenin Chryse Planitia bölgesinde kıyı şeritleri ve nehir kanallarına benzerlik gösteren coğrafi oluşumlar tesbit etmişti. Rüzgar Erozyonu Olabilir Mars’ı 2001’de gözlemlemeye başlayan Mars Orbiter ise o tarihten bu yana Chryse Planitia’da sanılandan fazla su bulunmuş olabileceği görüşünü destekleyen bulgular elde etti. Moscardelli, bugün gözyaşı şeklindeki tümseklerin kuru arazide mi yoksa sualtında mı oluştuğunu anlamaya çalıştıklarını belirtti. Bir diğer jeolog Lesli Wood, Trinidad açıklarında suyun 5,500 metre altında oluşan ve birkaç kilometre uzunluğundaki tümseklerin, Mars’taki tümseklerle olan benzerliğini inceledi. Doğalgaz ve petrol keşfi için çekilen bölgenin 3 boyutlu görüntüleri, kızıl gezegenle Dünya arasındaki coğrafi benzerlikleri de gözler önüne serdi. Mars’ın yüzeyindeki gözyaşı adacıkları 5-50 kilometre uzunluğunda ve 4 ile 400 km kare arasında bir alan kaplıyor. Bu özellikleri, sualtında değil ancak karada rüzgar erozyonuna uğramış oldukları ihtimalini güçlendiriyor. Tennessee Üniversitesi’nden gök bilimci Devon Burr, “Mars’ın sahip olduğu düşük yerçekiminin, rüzgar erozyonuna uğramış adaları, sualtında erozyona uğramış adacıklar gibi gösterebileceğini” ifade etti. Kaynak: Ntvmsnbc-Ajanslar(24 Haziran 2011,11:08) |
Dev Göktaşı-2011 MD Dev Göktaşı Dünya'ya Teğet Geçti! Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’nın Jet Tahriki Laboratuarı’ndan yapılan açıklamada, çapı 5 – 20 metre arasında değişen göktaşının bumerang şeklindeki rotasından sapmadığı belirtildi. NASA’ya göre, eğer 2011 MD atmosfere girecek olsaydı, kısa süre içerisinde yanıp parçalara ayrılacak ve dünyaya bir zarar vermeyecekti. NASA’nın California eyaletindeki Jet İtiş Gücü Laboratuar'ının verilerine göre, 2011 MD büyüklüğündeki bir gök cismi ortalama 6 yılda bir Dünya’ya yakın bir noktadan geçiyor. Geçtiğimiz hafta keşfedilen 2011 MD’nin rotası, yeryüzünden 400 kilometre yukarıda bulunan Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan 30 kat daha uzaktaydı. NASA yetkilileri, benzer büyüklükteki göktaşlarının her 6 yılda bir dünyayı ‘sıyırıp geçeceğini’ bildirdi. Daha küçük bir göktaşı, 2010′da yeryüzünün 5 bin 630 kilometre yakınından geçmişti.Bunun yanında 2011 MD Dünya’ya en yakın geçen asteroid değil. Rekor, 4 Şubat 2011 tarihinde Dünya’ya 5,471 km yaklaşan CQ1 asteroidine ait. Kaynak:Nethaberci(28 Haziran 2011) |
Güneş Sisteminin Oluşumu Güneş Sistemi Bilinenden Farklı Oluşmuş ABD’nin Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA) Güneş Sistemi’nin nasıl oluştuğunu araştırmak üzere uzaya fırlattığı ve topladığı parçacıklarla 2004’te Dünya’ya dönen Genesis uzay aracının sağladığı bulgular, Güneş ile Güneş Sistemi’nin gezegenlerinin birbirinden ayrı oluştuğu ihtimalini ortaya çıkardı. Bulgular, Dünya’nın da dahil olduğu iç gezegenlerin nasıl oluştuğuna dair teorileri alt üst edebilecek nitelikte. NASA’nın internet sitesinde yer alan bilgiye göre, Güneş Sistemi’nde oldukça yaygın olan Oksijen ve Nitrojen elementlerinin Güneş ile gezegenlerdeki yapılarının farklı olduğunun anlaşılması, bu olasılığı akla getirdi. Bu yapısal farklılık, çok küçük olmasına karşın, Güneş Sistemi’nin nasıl bir evrim sonucunda oluştuğuna dair yeni sorular ortaya çıkardı. Genesis araştırmacılarından Kevin McKeegan, çekirdeğinde 16 nötronun bulunduğu Oksijen 16 atomunun (O-16) Dünya, Ay ve Mars’ta, Güneş’e göre daha az konsantrasyona sahip olduğunu belirterek, "İddia şu ki, bizler (Dünya), Güneş’i meydana getiren solar nebula (bulutsu) tarafından oluşturulmadık" dedi. Daha önce geçerli kabul edilen teoriye göre bir gaz bulutu olan nebulanın evrimi sonucunda, merkezde güneş ve bu güneşin çevresinde de yine aynı buluttan gezegenler oluşuyor. Atom yapısına göre dünyada üç tür Oksijen atomu bulunuyor. Bunlardan ilki O-16, diğer ikisi ise O-17 ve O-18 Oksijen izotopları. Güneş Sistemi’ndeki Oksijen atomlarının neredeyse yüzde 100’ü O-16. Buna karşın çok küçük miktarlarda O-17 ve O-18 de bulunuyor. Genesis tarafından uzay boşluğundan toplanan parçacıklar üzerinde çalışma yapan bilim adamları, Güneş’teki O-16 oranının, Dünya veya diğer kaya yapılı gezegenlerdeki oranından biraz daha yüksek olduğunu, Oksijen’in diğer izotoplarının ise Güneş’teki oranının daha düşük olduğunu belirledi. N-15'teki Farklılık Nitrojen elementinin durumu da Güneş ve gezegenleri arasında karşılaştırıldı. Güneş Sistemi’ndeki Nitrojen’in yüzde 100’e yakını, N-14’ten oluşuyor, ancak çok küçük bir miktarda da N-15 izotopu bulunuyor. Bulgular, Güneş ve bir gaz topu olan Jüpiter’deki N-14’ün, Dünya atmosferindekinden daha yüksek olduğunu, N-15’in ise yüzde 40 oranında daha düşük olduğunu gösterdi. Güneş ve Jüpiter’deki Nitrojen yapısının aynı olduğu anlaşıldı. Oksijen yapısı konusunda olduğu gibi Dünya’nın Nitrojen yapısı konusunda da Güneş Sistemi’nin geri kalanına göre çok farklı olduğu anlaşıldı. Genesis araştırmacılarından Bernard Marty, bu durumu, "Bulgular bize gösteriyor ki, kaya yapılı gezegenler dahil olmak üzere tüm Güneş Sistemi parçaları, meteorlar ve kuyruklu yıldızlar, Güneş Sistemi’ni ortaya çıkaran nebulanın (bulutsu) başlangıçtaki yapısına aykırı bir yapıya sahip. Bu heterojenliğin (yapısal farklılığın) nedenini anlamamız, Güneş Sistemi’nin oluşması konusundaki görüşlerimizi etkileyecek" dedi. Genesis, Dünyaya getirdiği parçacıkları güneş fırtınalarından ve Güneş’in dış katmanından topladı. Bu parçacıklar, Güneş’i ortaya çıkaran nebulanın başlangıçtaki yapısının bir fosili gibi kabul ediliyor. Çünkü Güneş’in dış katmanının yapısının milyarlarca yıldır değişmediği biliniyor. Genesis Ağustos 2000’de fırlatıldı ve 2001-2004 arasında, Dünya’dan yaklaşık 1 milyon mil mesafede, Güneş rüzgarlarının saçtığı parçacıkları topladı. Parçacıkların toplandığı kapsül, 8 Eylül 2004’te dünyaya döndü. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(29 Haziran 2011,TSİ:14:11) |
Kuasar Keşfi=>ULAS J1120+0641 13 Milyar Yıl Öncesinden Dünya'ya Ulaşan Işık Hawaii'de bir İngiliz teleskobunun saptadığı dev boyutlardaki 'süper karadelik', evrenin başlangıç noktası kabul edilen Büyük Patlama'dan sadece 770 milyon yıl sonraki haliyle görülüyor.Keşfin ayrıntılarını Nature dergisinde yayımlayan gökbilimciler, tesbit ettikleri ışığın neredeyse 13 milyar yıl mesafe katettikten sonra dünyaya vardığını söylüyor. Araştırmanın evrenin erken dönemine ve süper karadeliklerin oluşumuna ilişkin yeni ipuçları vermesi umuluyor.Yakın zaman içindeki başka araştırmalar dev boyuttaki karadeliklerin evrenin ilk döneminde oluştuğu fikrini pekiştiriyor. Londra'da bulunan Imperial College'da görevli olan, araştırma ekibinin başkanı Dr. Daniel Mortlock, ''Teknik adıyla bir kuasar ile karşı karşıyayız. Kendisi karanlık olan dev bir karadeliğin çevresini saran gaz ya da toz bulutu o kadar yüksek sıcaklığa ulaşıyor ki, bütün bir galaksinin yıldızları yanında sönük kalıyor.'' dedi. Ancak ne kadar parlak olursa olsun, dünyadan bakan birine kızılötesi ufak bir nokta gibi görünüyor.Gökbilimciler bu yeni cisme ULAS J1120+0641 gibi akılda tutması biraz zor bir isim verdi.Tespit edilen kuasar evrende çok uzaklarda olsa dahi, bugüne değin kayda geçen en uzak cisim rekoru, evrenin erken döneminde ölen bir yıldızdan dünyaya ulaşan gama ışın patlamasına ait. Fakat Hawaii'deki teleskobun tesbit ettiği kuasar yüzlerce kez daha parlak.BBC'ye konuşan Dr. Mortlock, 13 milyar yıl uzaktan ışık yayan bu gaz ya da toz bulutunun çevrelediği karadeliğin, kütle olarak bizim güneşimizden 2 milyar kat daha büyük olduğunu söyledi. Kaynak: BBC Türkçe(30 Haziran 2011,18:51) |
Parçalı Güneş Tutulması Üçüncü Güneş Tutulması da Yaşandı Bu yılın üçüncü parçalı Güneş Tutulması, Türkiye'den izlenemedi. Tutulma, saat 10:15'de başladı ve yaklaşık 1.5 saat sürdü. Ankara Üniversitesi (AÜ) Rasathanesi Müdürü Doç. Dr. Birol Gürol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, güneş tutulmalarının tarih boyunca insanları etkilediğini ve çeşitli uygarlıkların farklı davranışlar edinmesine neden olduğunu anlattı. Ay tutulmasından farklı olarak Güneş tutulmalarında ortamın kısa bir süre karanlık hale geldiğini ifade eden Gürol, hatta gündüz vakitlerinde gökyüzünde parlak gezegen ve yıldızların görülebildiğini vurguladı. Tutulmalarda, Güneş ışınlarının ortama düşmemesi nedeniyle ortamda ani bir soğuma ve rüzgarın çıkmasına, sokak ışıklarının yanmasına, kuş ve köpek gibi çeşitli hayvanların farklı davranışlar göstermesine neden olabildiğine işaret eden Gürol, çeşitli uygarlıkların Güneş'i bir canavarın tuttuğuna inandığını ve teneke çalarak veya gürültü çıkararak onu kurtarabileceğini düşündüğünü dile getirdi. 1 Yılda 6 Tutulma Bu yılın ''Tutulmalar Yılı'' olarak da adlandırılabileceğini belirten Gürol, toplam 4 Parçalı Güneş Tutulması ve 2 Tam Ay Tutulmasının yaşanacağı bu yılda ilk dört gök olayının gerçekleştiğini bildirdi. Geriye kalan bir Parçalı Güneş Tutulmasının 25 Kasım 2011'de, Tam Ay Tutulması'nın ise 10 Aralık 2011'de gerçekleşeceğini belirten Gürol, bu tutulmalardan bazılarının Türkiye'den gözlenebileceğini, bazılarının ise gözlenemeyebileceğini söyledi. Türkiye'den izlenemeyen Parçalı Güneş Tutulması'nın saat 10:15'de başladığını ve 1.5 saat sürdüğünü aktaran Gürol, Tutulmanın saat 11:39'da Hint Okyanusu ve Antartika'dan gözlenebildiğini kaydetti. Güneş tutulmalarının, Ay'ın Dünya ile Güneş arasına girerek Güneş'in önüne geçmesi sonucu oluşan doğa olayları olduğunu dile getiren Gürol, bugünkü tutulmanın parçalı bir güneş tutulması olduğunu belirtti. Rasathane Müdürü Doç. Dr. Gürol, şöyle konuştu: ''Parçalı tutulmalarda, uydumuz Ay'ın Güneş diskini tam olarak kapatmayacağını ve tam güneş tutulmalarında olduğu gibi gökyüzünün tamamen kararmadığını söyleyebiliriz. Ay'ın Güneş diskini kapamaya başlaması ile bitişi arasındaki toplam süre yaklaşık olarak 1.5 saat sürdü. Tutulmanın gerçekleşeceği zaman Güneş'in uzaklığı yaklaşık olarak 152 milyon kilometre idi. Güneş'in muhteşem parlaklığında çok az bir azalmaya neden olan bu tutulma aynı zamanda Dünya'nın Güneş'e olan uzaklığının en fazla olduğu bir zamana rastlamaktadır.'' Kaynak: AA(01 Temmuz 2011,TSİ:15:38) |
Atlantis Uzay Mekiği Son Uzay Mekiği Havalandı Cape Canaveral ve çevresinde binlerce kişi ve basın ordusu uzay mekiği programının son kalkışına tanıklık etti. Uzay mekiği, yörüngedeki Uluslararası Uzay İstasyonu'na dört astronot taşıyacak. Seferde komutan Chris Ferguson, pilot Doug Hurley ve uzman Sandy Magnus ile Rex Walheim görev alıyor. 12 gün sürecek seferde asıl olarak 3,5 tonluk gıda ve malzemenin Uluslararası Uzay İstasyonu'na taşınması amaçlanıyor. Bunun istasyonda bir yıl yaşanmasına yetecek kadar olduğu belirtildi. Son seferin ardından filonun üç mekiği Amerikan müzelerine kaldırılacak. ABD, bu son yolculukla 30 yıllık sefer programının 135'incisini gerçekleştirmiş olacak. NASA, taşımacılık ve nakliye işlerini özel şirketlere bırakarak bu masraftan kurtulmaktan yana. İlk ticari uzay taşımacılığının ise dört, beş yıl içerisinde başlaması planlanıyor. ABD, bu süre içerisinde Uluslararası Uzay istasyonu'na astronotlarını göndermek için Rus Soyuz füzelerine bağlı kalacak. Kaynak: BBC Türkçe(08 Temmuz 2011,18:56) |
NASA Hakkında 5 Efsane Uzay programlarının önemini kavrayabilmek için NASA’nın ne olduğuna dair bazı yanlış fikirlerden arınmamız gerekiyor (Eric Sterner’in Haberi) Bu yıl, hem Başkan John F. Kennedy’nin Amerikalıların Ay’a gitme planlarını duyurmasının yıldönümü hem de uzay mekiği programının sona erdirildiği yıl. Bugün çoğu Amerikalı Ay’a ayak basılışını hatırlamıyor ve NASA da gurur kaynağı olmaktan ziyade kısılması gereken bir harcama kaynağı. Birçok Amerikalının sağlık sigortası bile yokken, neden yaşanmaya elverişsiz toprakları araştırmak için milyarlarca dolar harcanıyor? Uzay programımızın önemini kavramak için NASA’nın ne olduğuna dair yanlış fikirlerden arınmamız gerek. NASA’nın Amacı, Uzayı Kolonileştirmektir 1958’de SSCB’nin Sputnik’i yörüngeye oturtmasından bir yıl sonra kurulan NASA’nın amacı, asla uzayı yerleşime açmak olmadı. NASA’yı hayata geçiren, içinde Ay’da kurulacak şehirler olan bilimkurgu hayalleri değil, ABD’nin dış politikasıydı. Sovyet askeri çabalarının aksine Başkan Dwight Eisenhower, ABD’nin ahlaki üstünlüğünü gösterecek barışçıl bir uzay programı istiyordu. Bu sivil kurum, ABD’nin Soğuk Savaş stratejisinde kilit rol oynayacaktı. 50 yıl önce Kennedy gözünü Ay’a diktiğinde, bilim danışmanlarına ‘kendisinin kazanan taraf olacağı’ bir açılım gerçekleştirmelerini söyledi. Ronald Reagan 1984’te uzay istasyonu programını başlattığında, amacı farklı değildi. Soğuk Savaş sonrası dönemde dahi Clinton yönetimi, insanlı uzay uçuşlarını, Rusya’nın hava ve uzay endüstrisini barışçıl amaçlara yöneltmek ve ülkenin Batı demokrasileri arasında yer almasını sağlamak için kullandı. ABD hükümetinin Güneş sistemini kolonileştirmek için milyarlarca dolar harcadığı düşüncesi gerçeği değil, ‘Uzay Yolu’ filmlerinin insanlar üzerinde yaptığı kültürel etkiyi yansıtıyor. 1) NASA, Aşırı Derecede Masraflı Apollo programının zirveye ulaştığı dönemde NASA, federal bütçenin yüzde 4’ünden fazlasını kullanıyordu. 1960’larda bu, çok yüksek bir meblağdı, bugünse yalnızca bir hesap hatası olabilir. NASA’nın 2011 mali yılındaki bütçesi, yaklaşık 18.5 milyar dolar, yani 3.7 trilyon dolarlık federal bütçenin yüzde 0.5’ini kapsıyor. Uzay harcamalarının israf olduğunu iddia edenler, NASA’nın istihdam oluşturduğunu unutuyor. Kendi verilerine göre NASA, yaklaşık 19 bin memur ve 40 bin sözleşmeli personel çalıştırıyor. Daha fazla sayıda insan da NASA dışında uzayla ilgili işlere sahip. 2) NASA’nın Araştırmaları, Sadece Uzayda İşe Yarar Yakın zamanda göğüs muayenesi oldunuz mu? Hubble Uzay Teleskobu için geliştirilen algoritmalar, mamografi alanında daha sağlıklı görüntüler elde etmemizi sağladı. Kendinizi doğal bir afetin ortasında buldunuz mu? NASA’nın konuşlanabilir radyo anteni alanında kaydettiği ilerlemeler sayesinde, Katrina Kasırgası ve 2010 Haiti depremi sonrasında acil iletişimler güvenilir biçimde sağlanabildi. Terörle savaş halinde misiniz? Diğer gezegenlerde yaşam izi bulmak için havayı koklayan minyatür sensörler, bu gezegendeki patlayıcıları ve kimyasal maddeleri tesbit eden el cihazlarının geliştirilmesini sağladı. 3) NASA’nın Kullandığı Teknolojiler, Kendilerine Dünya’da da Yer Bulabiliyor Fakat bu tip yan yüksek teknoloji ürünlerinin ortaya çıkması, uzay araştırmaları yapmak için en önemli neden değil. NASA, insanlığın bilgi ufkunu genişletiyor. Uzay istasyonuna yeni sabitlenen Alfa Manyetik Spektrometre, tüm maddenin toplamına ve evrene dair yeni bilgiler edinmemize yardımcı olacak. Hubble halihazırda, fizik ve matematiğin merkezindeki Big Bang, karadelikler, nötrinolar ve kara enerji gibi konularda bilgimizi katbekat arttırdı. Uzay görevleri büyük ölçüde güneş enerjisine dayandığından, NASA güneş akülerini geliştirmeye çalışıyor ve bu da bir gün ABD’nin petrol bağımlılığına çare olabilir. Bu gelişmeler, NASA’nın kar-zarar bilançosunda yer almasa da toplum için önemi ortada. 4) NASA, Uzaydaki Özel Girişimlerin Önünde Bir Engel Oluşturuyor Yakın zaman önce Cumhuriyetçilerin başkan adayı Newt Gingrich, “NASA artık sahneden çekilmeli ve özel sektörün önünü açmalı” demişti. Doğrusu şu ki NASA, serbest piyasanın önünde engel değil. Kurum, uzay girişimcilerinin çeşitli yatırımlar yapmasını yasaklamıyor. Uzay endüstrisinde ne zaman mal ve hizmet talebi olsa (genellikle telekomünikasyon alanında fakat yakında yörüngealtı insanlı uzay uçuşları da olabilir), uzay-ulaşım şirketleri bu talebi karşılamaya çalışıyor. NASA’nın yürüttüğü projelerin çoğu, ticari olarak verimsiz gibi görünüyor. Özel sektör yatırımlarını haklı gösterecek, Mars’a robotik seyahat, Hubble Uzay Teleskopları ve Alfa Manyetik Spektrometreleri gibi şeylere yeterli talep yok. Eğer NASA Gingrich gibi siyasetçilerin salık verdiğini yaparsa, özel uzay girişimlerini baltalayabilir. Siyasi etki altında alınmış kararlar, serbest piyasaya zarar verebilir. 5) Amerikan Uzay Programı, Dünyada Hala Lider Konumda Soğuk Savaş döneminde NASA, yabancı uzay güçleriyle kalıcı ortaklıklar kurmaya çalıştı. Yine de Ay’a ayak basabilmiş tek ülke olarak ABD, büyüklüğü ve deneyimiyle birinci konumda. Uzay araştırmalarında tempoyu hep NASA belirledi. Fakat artık bu günler geride kaldı. Aralarında Hindistan, İsrail ve İran’ın da yer aldığı 9 ülke, yörüngeye yığınla para gönderdi. 50’den fazla ülke, ABD’nin katkısı olmaksızın ya uydu tasarımları yapıyor ya da bunları kullanıyor veya işletiyor. Brezilya ve Çin, yıllardır birlikte Dünya gözlemleme uyduları geliştiriyor. Japonya ve Çin, detaylı Ay haritaları oluşturdu. 2008’de Hindistan, kendi robotik Ay seyahatini başlattı ve bunu Rusya’yla ortak bir başka seyahat takip edecek. ABD hala dünyanın en kapsamlı sivil uzay programına sahip olabilir, fakat dünyanın uzaydaki geleceğine artık tek başına yön veremiyor. NASA, ciddi bir sarsıntı geçiriyor. Kongre ve NASA, insanlı uzay uçuşu programının sürdürülebilirliği konusunda fikir ayrılığı yaşıyor ve Başkan Obama’nın bu konudaki yönelimi belirsiz. Mars’a gidecek miyiz? Ay’a geri mi döneceğiz? Yoksa yolumuzu bir astroide mi çevireceğiz? Siyasi karar vericilerin bu sorulara verdikleri net bir yanıt yok. Sürünün önüne geçebilmek için Washington’daki görev merkezi, görevin ne olduğuna dair daha açık bir fikre sahip olmalı. (George C. Marshall Enstitüsü’nde öğretim üyesi ve NASA’nın politika ve planlamadan sorumlu eski başkan yardımcısı, 3 Temmuz 2011) Kaynak: Nethaberci (Radikal-11 Temmuz 2011) |
Meteor Vesta Meteor Vesta'ya Yakın Markaj Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) robot uzay aracı Dawn (Şafak), 16 Temmuz'da Güneş Sistemi'nin en büyük göktaşlarından (asteroid) Vesta'nın yörüngesine girmeye başlayacak. Vesta'ya yaklaşık 16 bin km mesafede yörüngesine yavaş yavaş giren robot uydu, yaklaşık 1 yıl yörüngede ilerledikten sonra 2012'nin başında bir başka büyük göktaşı Ceres'e yönelecek ve bu gökcismine Şubat 2015'de ulaşacak. Yaklaşık 4 yıl önce fırlatılan Dawn'ın ilk durağı olan dünyadan 188 milyon km uzaktaki Vesta göktaşı 530 km uzunluğunda ve üzeri çukurlu bir Amerikan futbolu topuna benziyor. Dawn'ın toplam 8 yıl sürmesi beklenen ve toplam 5,1 milyar km yol katedeceği yolculuğu sırasında, bilim adamları, Mars ile Jüpiter arasındaki bu iki göktaşının oluşumunu anlamaya çalışarak 4,6 milyar yıl önce güneş sisteminin doğumunun ilk anlarının nasıl olduğunu görmek istiyorlar. 1,64 metre uzunluğunda ve 1,27 metre genişliğindeki yüksek çözünürlüklü bir kamera ile iki spektrometreye sahip robot uzay sondası Dawn'ın programının ikinci amacı ise bu tip gökcisimlerini oluşturan unsurları belirleyebilmek. Bilim adamları ayrıca Vesta ve Ceres'in neden oluştuklarını ve göktaşlarının evriminde suyun rolünü anlayabilmeye olanak sağlayacak tamamen farklı gelişimlerini çözmeye çalışacak. 1801 yılında keşfedilen ve kayalık gövdesi kalın buz tabakasıyla kaplı yüzde 25'i sudan oluşan Ceres 960 km çapında, 1807 yılında keşfedilen düzensiz formdaki kayalık ve su bulunmayan demir çekirdekli Vesta da 530 km çapa sahip bulunuyor. Hubble ile yapılan son gözlemlerle bu gökcisimlerinin aslında büyük gezegenlerin yapı taşı olan bir "protoplanet" (ilkel gezegen) olduğu görüşü ağırlık kazanıyor. Gezegenlerin oluşum teorisine göre, protoplanetleri, gezegen haline gelme sürecindeki gaz bulutu, kaya ve toz parçacıkları olarak değerlendiren bilim adamları, bu gökcisimlerinin yavaşça birbirlerinin yörüngelerine girdiklerini ve aşamalı olarak gerçek bir gezegen oluşturma yolunda birbirleriyle çarpıştıklarını düşünüyor. NASA'nın Vesta ve Ceres göktaşlarına gönderdiği Dawn uzay aracı, elektrik yüklü atomları yani iyonları hızlandırarak ilerleyen iyon motorları sayesinde büyük hızla ilerliyor. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(15 Temmuz 2011,TSİ:13:50) |
Neptün Gezegeni Neptün Gezegeni 1 Yaşında İlk kez İngiliz gök bilimci Johann Gottfried Galle tarafından Kraliyet Gözlemevi’ndeki teleskopla 23 veya 24 Eylül’de tesbit edilen Neptün, 164.79 Dünya yılı süren yörüngede dönüş süresini 12 Temmuz’da tamamladı. Böylece insanoğlu tarafından farkedildikten sonraki ilk yaşını doldurmuş oldu. Neptün, neredeyse Güneş Sistemi’nin kendisi kadar yaşlı. Ancak keşfedildiği günden bu yana Güneş etrafındaki ilk turunu tamamlayan 4.6 milyar (Dünya) yaşındaki gezegenin bu döngüsü insanlığın ilk kez tanık olduğu bir şey. Gökbilimciler, Neptün’e ait ilk sinyalleri 1781’de keşfedilen Uranüs’ten almıştı. Her ne kadar Galle tarafından keşfedilmiş olsa da, Neptün aslında ilk olarak Galileo tarafından görülmüştü. Ancak ünlü gök bilimci Neptün’ü bir yıldız zannetmişti. Esrarı Hala Çözülemedi İlk kez 1980’lerde Voyager uzay araçları tarafından yakından gözlemlenen Neptün, hala birçok sır saklıyor. Gezegenin öne çıkan özellikleri ise şunlar: - Güneş Sistemi’ndeki sekizinci gezegen olan mavi gezegen, Dünya’nın yaklaşık 30 katı büyüklüğünde, - Helyum, hidrojen ve suyun yoğun olduğu gezegen kayalık ince bir yüzeye sahip. Yoğunluğu ise Dünya’nın 17 katı. - Yüzeyindeki su katmanı, hem katı, hem sıvıya dönüşebilen bir özelliğe sahip. - Jüpiter gibi Dünya’ya dev bir kalkan görevi gören gezegen, yüksek yerçekimi gücü sayesinde çok sayıda kuyruklu yıldız ve meteoru kendisine çekiyor. - NASA’nın Voyager 2 uzay aracı Neptün’ün yakınından geçtiğinde yıl 1989’du. O yıl, Neptün’ün Triton ve diğer uyduları da görüntülendi. - Neptün’de bir gün 15 saat 58 dakika sürüyor. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(15 Temmuz 2011,TSİ:17:26) |
Atlantis'e Veda Atlantis'in Son Seferi Kennedy Uzay Merkezi'nin önünden akan nehrin öte yanında Titusville kenti bulunuyor.45 bin kişinin yaşadığı bu kent, daha önce 1960'lı ve 70'li yıllarda da Mercury, Gemini ve Apollo uzay programlarının başlamasına ve sona ermesine tanıklık etti. Atlantis uzay aracının inişiyle NASA, bir programı daha naftalinleyip rafa kaldırıyor.Ama bu projenin sona ermesiyle Kennedy Uzay Merkezi'nde çalışan 8000'i aşkın insan işsiz kalacak.Aslında pek çoğunun kontratları çoktan iptal edildi, kalan iki bin kişi de mekiğin inişinin ardından ayrılmaya hazırlanıyor. ABD'de işsizlik oranlarının yüzde 11'e ulaştığı hesaba katıldığında yetkililer, dev bir ekonomik kriz için ortam oluşacağını söylüyor. Turist Beldesi Uzay mekiği, 8 Temmuz 2011 günü son seferine çıktığında uzay merkezi ve çevresinde boş yer bulmak mümkün değildi.Bölgedeki parklara ve sahillere yaklaşık bir milyon insan akın etmişti, çünkü. Titusville sakinleri 1961 yılında ilk Satürn roketinin fırlatılmasından beri turist akınına ve beraberinde bir hayli canlanan ekonomiye alıştı.Pek çoğu uzay merkezinde iş buldu, kent de uzay merkezindeki programlarla beraber gelişti, kalkındı. Uzay mekiklerinin adları ilkokullara verildi, adında Uydu ve Astronot kelimeleri geçen liseler var.Kentin logosu, palmiye ağaçları, kumsallar ve uzay mekiğinden oluşuyor.Kentin telefon kodu bile geri sayımı çağrıştıracak şekilde: 3 – 2 – 1 Bugün ise 1990'lı yıllarda 17 bin kişiye istihdam sağlayan bu sektörde çalışanların sayısı Temmuz ayı sonu rakamlarına göre bir kaç bini geçmiyor.Titusville'in bundan sonraki adımları ise kolay olmayacak. Programa Son Vermek, Hata mı? Aslında uzay mekiği programına son verileceği ilk kez 2004 yılında ilan edildi, yani yeni bir gelişme değil.Ama ABD Başkanı Barack Obama, uzay mekiği programını takip edecek Ay'a astronot gönderme projesini iptal edince, işten çıkarmalar da kaçınılmaz bir hal aldı. Uzay merkezinde çalışanların yüzde 40'ının bu kentte yaşadığı hesaba katılırsa bir çok işletmenin de bu durumdan etkileneceği aşikar. Titusville hala ABD'yi vuran emlak krizinin yaralarını sarmaya çalışıyor, bu durum işçilerin evlerini satıp başka kentlerde iş arama çabalarını da güçleştiriyor.Bütün bu olumsuzluklara rağmen Atlantis'in emekliliğini geçireceği yer Titusville olacak. Gökyüzü artık daha sessiz olsa da, yeni bir turizm kapısı açılacak olması, kent sakinlerini şimdiden umutlandırıyor. Kaynak:BBC Türkçe(21 Temmuz 2011,15:07) |
Evren’in En Büyük Su Kütlesi Bulundu İki astronomi ekibi, Evren'in bugüne kadar keşfedilmiş en büyük su kütlesini ortaya çıkardı.Dünyadan 12 milyar ışık yılı uzakta olan su kütlesi, okyanusların 140 trilyon katı büyüklüğünde Dünyadan 12 milyar ışık yılı mesafedeki bu su kütlesi, dünya okyanuslarının içerdiği toplam su kütlesinin 140 trilyon katı büyüklüğe sahip. Buhar halindeki su kütlesi, kuasar olarak adlandırılan ve ortasında, çevresindeki maddeyi yutan büyük bir karadelik bulunan gök cismini sarıyor. NASA'nın Kaliforniya'daki laboratuvarından Matt Bradford, kuasar çevresindeki ortamın oldukça özgün bir yapıya sahip olduğunu belirterek, bu yapının "devasa büyüklükte su ortaya çıkardığını" belirtti. Keşfi yapan ekiplerden birinin başkanı olan Bradford, "yeni keşif bir kez daha gösterdi ki su, evrende oldukça yaygın ve hatta evrenin en erken zamanlarından beri var" dedi. Bu ekibin bulguları, Astrophysical Journal Letters'da yayımlandı Kuasarlar, çevresini bir disk şeklinde saran gaz ve toz kümesini emen devasa bir karadeliğe sahip gök cisimleri. Kuasarın karadeliği, bu tüketiminin sonucunda diskin ortasından her iki yöne doğru müthiş bir enerji fışkırtıyor. Su kütlesinin bulunduğu bu kuasarın karadeliği, Güneş'ten 20 milyar kat daha yoğun ve Güneş'ten "Bin trilyon kat" enerjiye sahip. Bu kadar uzakta ve evrenin erken dönemlerinde var olan su kütlesi ilk kez keşfediliyor. Güneş Sistemi'nin dahil olduğu Samanyolu Galaksisi'nde de su buharı bulunuyor ancak galaksimizdeki su kütlesinin çoğu buz halde bulunuyor. Samanyolu'ndaki su kütlesi, bu kuasarda bulunandan 4000 kat daha az. Bunun nedeni de suyun Samanyolu'nda daha çok buz formunda olması. Kuasardaki su buharı, gök cisminin karadelik etrafında dönen gaz kütlesinin içerisine dağılmış durumda. Bu gaz bölge, yüzlerce ışık yılı genişliğinde (1 ışık yılı, yaklaşık 6 trilyon mil). Kuasardaki su buharı ile, karbonmonoksit gibi diğer moleküllerin ölçümleri, çevreleyen gazın yoğunlaşarak yıldızlar oluşturuyor olabileceğini gösteriyor. Ölçümler, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'nün Hawai'deki teleskobu kullanılarak, Bradford'un ekibince 2008'den beri yapılıyor. Kuasar üzerinde çalışan ikinci ekip ise, Alpler'deki Caltech Submillimeter Gözlemevi başkan yardımcısı, fizikçi Dariusz Lis başkanlığındaki bir ekip. Bu ekip de kuasardaki ilk su buharı gözlemini 2010'da yaptı. Kaynak:AA(23 Temmuz 2011,TSİ:14:00) |
Zamanda yolculuk sadece filmlerde mümkün Tek bir fotonun ışık hızından daha hızlı gidemediğini gösteren bilim adamları, zamanda yolculuğun imkansız olduğunu kanıtladı. İSTANBUL - Einstein'ın hiç bir şeyin ışık hızından daha hızlı gidemeyeceği üzerine kurulu 'trafik yasası' teorisi doğrulandı. Hong Kong'lu fizikçiler, bilim kurgu dışında zaman yolculuğunun imkansız olduğunu belirtti. Hong Kong Üniversitesi Bilim ve Teknoloji araştırma takımından Du Shengwang, fotonun ya da ışık biriminin, ışık hızından daha hızlı gitmemesinin, Einstein tarafından ortaya atılan 'trafik yasası' teorisine uyduğunu söyledi. "HİÇ BİRŞEY IŞIKTAN HIZLI YOLCULUK EDEMEZ" Du, konuya ilişkin şu açıklamada bulundu: "Einstein'ın ortaya attığı ışık hızının evrenin trafik yasası olduğu teorisinin, ya da basit bir dille hiç birşeyin ışıktan hızlı yolculuk edemeyeceği teorisinin doğruluğunu kanıtladık."Ortaya 10 sene önce atılan zaman yolculuğunun yapılabilir olduğu iddasına inanmadığını ifade eden Du, daha önce hiç denenmemiş olan bir deney yaptı. Fotonun ışıktan hızlı gitmediğini kanıtlamak amaçlı yola çıkan Du ve ekibi fotonun, yani ışık biriminin hızını ölçtü. Fotonun ışık hızından daha hızlı olmadığını ve 10 sene önce bunu iddia eden bilim adamlarının ise göz yanılmasına kandıklarını belirtti. Du, ayrıca bu bulguların bilim adamlarının kuantum fiziği hakkında bildiklerini de etkileyebileceğini ifade etti. |
Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) Uzay İstasyonu 2020’de Batırılacak Rusya ve bu işteki partnerleri, Uluslararası Uzay İstasyonu’nu (ISS) 2020’den sonra işlevine son verip uzayda çöp olmaması için okyanusa batırmayı planlıyor. Roskosmos uzay kuruluşunun yöneticisi Vitaly Daydov ‘ISS ömrünü tamamladıktan sonra onu yörüngesinde bırakamayız çünkü çok karışık ve ağır bir obje. Onu bu şekilde yörüngede bırakırsak uzayda çok büyük bir çöp yığını bırakmış oluruz’ dedi. Şimdilik Rusya ve ortakları uzay istasyonunun yaklaşık 2020’ye kadar işlemini sürdürmesi kararını aldılar. Uzay atıkları ve çöpleri ciddi problemlere sebep oluyorlar. Geçen ay bir parça uzay atığı bir uzay istasyonunu az bir farkla ıskaladı ve büyük bir kazanın eşiğinden dönüldü. Dünya’nın yörüngesinde 355 km yükseklikte işlevini sürdüren istasyon, araştırmalar veriler ve dünyaya geri dönüşü için Rusya, Avrupa, ABD, Kanada ve Japonya’yı bir araya getirdi. Bu istasyon 2001’de Atlas Okyanusu’na batırılmış Rusya’ya ait uzay istasyonu Mir’le aynı kaderi paylaşacak. Amerika’nın uzay mekiklerini kullanımdan kaldırması nedeniyle, istasyona astronot göndermek Rusya’ya kalıyor. Rusya bu iş için Soyuz dönemi çalışmalarına başladı. Rusya aynı zamanda uzaya çıkış için Soyuz kapsülü yerine tek kullanımlık ve astronotların Dünya’ya da dönebileceği bir uzay mekiği hazırlıyor. Yeni mekiğin testleri 2015’ten sonra başlayacak. İlk olabilmek için ABD ve Rusya bir yarış içindeler.ISS batırıldıktan sonra yörüngeye ne koyulacağı ise hala netleşmedi. Kaynak:Ntvmsnbc(28 Temmuz 2011,TSİ:16:57) |
Çin'in 9. Uzay Aracı Çin, 9. Uzay Aracını Gönderdi Şinhua ajansı, mekiğin ülkenin kuzeybatısındaki Sıçüan eyaletindeki Şiçang Uydu Fırlatma Merkezinden Uzun Yürüyüş-3A tipi taşıyıcı roketlerle sabaha karşı gönderildiğini duyurdu.Çin, küresel konumlandırma sistemlerinde ABD’ye olan bağımlılığı kırmak için kendi uydu konumlandırma ağını 2000 yılında kurmaya başladı.Ülke, 2000-2003 yıllarında gönderdiği üç uzay aracıyla kendi bölgesel navigasyon sistemini kurmuştu. Beydou-1 olarak adlandırılan bu sistem başarılı olarak çalışmış ve 2008′deki Vınçuan depremindeki kurtarma çalışmalarında büyük bir rol oynamıştı.Ancak Beydou-1 sistemi ülkenin her geçen gün artan ihtiyacına cevap vermemiş, bu nedenle Beydou-2 bölgesel ve küresel navigasyon sistemi kurulmaya başlandı.Çin’de Nisan 2007′den bu yılın Nisan ayına kadar Çin Beydou-2 sistemini tamamlamak için toplam 35 uydunun bulunduğu 8 uzay aracı gönderildi. Kaynak: Habernet (28 Temmuz 2011) |
Uzayda Oksijen Molekülü(O2) Uzayda Oksijen Molekülü Bulundu Gökbilimciler oksijen atomunun varlığını daha önce ya tek başına, ya da diğer moleküllere bağlanmış halde tesbit etmişlerdi. Nefes alıp verirken içimize çektiğimiz oksijen molekülü ise bugüne değin dünyanın atmosferi dışında başka bir yerde görülmemişti. Fakat Herschel uzay teleskobu, Orion yıldız takımı bölgesinde oksijen moleküllerini gün ışığına çıkardı. Araştırmanın sonuçları Astrophysical Journal adlı bilim dergisinde yayımlanacak. Oksijen, hidrojen ve helyumdan sonra uzayda en çok rastlanan üçüncü element. Dünyada hayatı mümkün kılan moleküler hali, çift bağ ile eşleşen iki oksijen atomundan oluşuyor. Bilimadamları, bu moleküle uzayın bir başka köşesinde de rastlanacağı inancıyla, ''kayıp oksijen molekülünü'' arayışa girişmişlerdi. Oksijen molekülünün toz tanelerinin veya buz kütlelerinin içinde hapsolmuş halde bulunabileceğini düşünen gökbilimciler, yüksek sıcaklıkların bu molekülü ''pişirerek'' dışarı saldığı varsayımından yola çıktı. Heschel Oksijen Projesi'nde çalışan ekip, gözlerini yıldızların oluşum aşamasında olduğu Orion bölgesine dikti. Herschel teleskobunun kızılötesi ışınlara hassas aygıtları, uzayın bu sıcak ve fırtınalı bölgesinde, moleküler oksijenin varlığını saptadı. Projenin başındaki gökbilimci Paul Goldsmith, yaptıkları keşfin sevincini yaşamakla beraber, henüz az miktarda moleküle rastladıklarını ve teleskobun incelediği bölgenin özelliklerini daha ayrıntılı biçimde araştırmak istediklerini söylüyor. Kaynak:BBC Türkçe(03 Ağustos 2011,TSİ:13:43) |
Opportunity Araştırma Aracı Mars Robotu Kaçmaya Çalışıyor ABD'nin Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA'nın Mars'ta görev süresi çoktan biten fakat hala çalışan Opportunity adlı robot araç, 22 km çapındaki "Endeavour" kraterini incelemeye yöneldi. Opportunity, Endeavour kraterinin dış yamacını aşmaya çalışacak. Opportunity'nin ikizi "Spirit" geçen yıl mayısta güneş-lityum-iyon bataryası biterek ebediyen kuma saplandığından beri NASA, Spirit irtibatını tamamen kesti. Her tür zor arazide yürümeye uygun 6 tekerlekli ikiz robotların yüksekliği 1,5, genişliği 2,3, uzunluğu 1,6 metre. Opportunity ile Spirit, 2004'te Mars'ın karşılıklı iki yarımküresine indirilmişti. St. Louis-Washington Üniversitesi gökbilim uzmanı Ray Arvidson ile Mars robotlarını yöneten California-Pasadena-Jet Motorları Araştırma Merkezi Jet Propulsion Laboratoy'nin müdürü John Callas, "robotların görevinin son derece heyecan verici olduğunu ve (Opportunity'den) daha çok hizmet beklendiğini" anlattı. Güneş Sisteminde Dünya'dan sonra dördüncü gezegen olan Mars'ın incelenmesi, Dünya'nın boyutlarına çok benzeyen ikinci gezegen Venüs gibi eskiden beri hep önem arzetti. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(09 Ağustos 2011,TSİ:09:53) |
Uzay Çöpleri Uzay Çöpü Nasıl Toplanır? Uzaya gönderilecek bir uydunun uzay yolculuklarından artakalan ve dünyanın yörüngesinde dolaşıp duran nesnelere ulaşması öngörülüyor. Plan uyarınca bu uydu, bir itici yardımıyla çöpleri Dünya'nın atmosferine geri atacak, ve çöpler atmosfere girdikleri anda yanarak yok olacak. Araştırmacılar, robot kollara sahip küçük uydular üzerinde duruyor. Kollardan biri roket atığını durdururken, diğeri ise atığı yörüngeden çıkaracak itici gücü çalıştırmaya yarayacak. Yer yüzeyinden iki bin kilometre yukarı uzanan bölgeyi tanımlayan Alçak Dünya Yörüngesi'nde 10 santimetreden büyük 17 bini aşkın obje bulunuyor. İlerideki olası bir sorun, bu objelerin her birinin daha binlerce küçük parçaya bölünme potansiyeline sahip olması. Öneriyi hazırlayan İtalyan Uzay Araştırmaları Merkezi'nden Marco Castronuovo, "Bu bir hayli güç, ama aynı zamanda acilen çözülmesi gereken bir mesele" diye konuştu. Castronuovo, sorunun her geçen gün eklenen yeni çöplerle daha da büyüyeceğine dikkat çekti. 1978'de NASA'dan bir bilim adamının ortaya attığı ve Kessler sendromu denen zincir etkisinin oluşması olasılığı, uzmanları kaygılandırıyor. Buna göre her bir parça diğerine çarparak dev bir enkaz bulutu oluşturuyor ve Alçak Dünya Yörüngesi'nin bir çok yerini kullanılamaz hale getiriyor. Üstelik bu çöp yığını sadece yörüngedeki uydular için değil, Uluslararası Uzay İstasyonu ve diğer insanlı uzay seyahatleri için de risk teşkil ediyor. "Acta Astronautica" adlı bir dergide yer alan habere göre böyle uydular kullanılarak ve çok da masraf yapılmadan, yılda 10 dev obje, Dünya yörüngesinden temizlenebilir. Yapılan yeni araştırma kapsamında yerden 850 km yüksekliğinde 60'ı aşkın obje belirlendi. Castronuovo, "Bu objelerin bir çoğu yaşam sürelerinin sonuna yaklaşmış olsalar da, işbirliğine yanaşmayan ülkelere aitler. Uzay çöplerini kimin toplayacağına ilişkin herhangi bir düzenleme de bulunmuyor." diyor. Bunların üçte ikisine bakıldığında her birinin üç tondan fazla ağırlığının olduğu ve saatte 7,5 km hızla ilerledikleri görülüyor. Bir çoğunun harcanmış yakıt atıkları olduğunu söyleyen Doktor Castronuovo, çalışmalara ilk olarak bu objelerden başlanması gerektiğini savunuyor. Kaynak:BBC Türkçe(09 Ağustos 2011,TSİ:15:32) |
Nasa'nın SDO Uydusunun Görüntülediği Büyük Güneş Patlaması Güneş'te Son 5 Yılın En Büyük Patlaması Gerçekleşti NASA,2006 yılı Aralık ayından bu yana ölçülen en önemli patlamanın, Güneş'in Dünya'ya bakan tarafında meydana gelmediğini, bu yüzden açığa çıkan enerjinin yeryüzü üzerindeki etkisinin sınırlı olacağını bildirdi. Açığa çıkan inanılmaz boyuttaki radyasyon boşalmasının Dünya atmosferini geçip insanlığa zarar vermeyeceği, ancak uydu ve iletişim sistemlerinde küçük çapta aksaklıklar yaşanabileceği belirtildi. Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer Yönetimi (NOAA)'nın Colorado eyaletindeki Uzay Hava Tahmin Merkezi'nden Joe Kunches, Asya kıtasında kısa dalga radyo sorunları yaşandığını, ancak bunların önemli derecede olmadığını kaydetti. Sessiz bir sürecin ardından daha aktif bir döneme giren Güneş'te, önümüzdeki 3 yıl boyunca çok sayıda büyük patlama olması bekleniyor. Kaynak:Gençbilim(10 Ağustos 2011,12:06) |
TrES-2b Gezegeni Komür Gibi Gezegen İngiliz Kraliyet Astronomi Derneğinin Monthly Notices dergisindeki habere göre, Kepler teleskobuyla incelenen TrES-2b, üzerine düşen ışığın yüzde birinden azını yansıtıyor. Harvard Smithsonian Astrofizik Merkezinde görevli bilim adamı David Kipping, TrES-2b'nin ışığı, ‘siyah akrilik boyadan’bile daha az yansıttığını belirtti. Bilim adamları, gezegenin atmosferinde titan oksit, potasyum veya sodyum gibi ışığı absorbe eben kimyasalların gaz formunda bulunduğunu tahmin ediyor. Ancak bu maddelerin varlığı da Dünya'nın yer aldığı güneş sistemindeki ay ve tüm gezegenlerden daha karanlık olan TrES-2b'nin sırrını çözmeye yetmiyor. Princeton Üniversitesinde görevli bilim adamı David Spiegel, TrES-2b'nin neden bu kadar ‘alışılmamış derecede’ karanlık olduğunu bilmediklerini söyledi. Yaklaşık Jüpiter büyüklüğündeki gezegen, Dünya veya Mars gibi taştan değil, gazdan oluşuyor. TrES-2b, Güneş'e benzeyen ‘GSC 03549-02811’ yıldızının etrafında dönüyor ve Dünya'dan yaklaşık 750 ışık yılı uzaklıkta. Dünya'nın Güneş'e mesafesi 150 milyon kilometreyken TrES-2b'nin ‘GSC 03549-02811’e uzaklığı sadece beş milyon kilometre, gezegenin atmosferindeki sıcaklık da 1000 santigrat derece. Kaynak:BBC Türkçe(12 Ağustos 2011,13:51) |
Nebula'nın Eşsiz Görüntüsü NASA Uzay Teleskobu Hubble, Uzayda Bir Kolye Gibi Parlayan Nebulanın Eşsiz Görüntülerini Elde Etti Kısa süre önce keşfedilen ve görüntüsünden ötürü "Nebula Kolyesi" adı verilen gökcisminin güneş benzeri bir yıldızdan geriye kalan yoğun ve parlak gaz boğumları, uzayda elmas gibi parlıyor. 20 trilyon kilometre genişliğindeki nebula, Sagitta takımyıldızında 15 bin ışıkyılı uzakta bulunuyor. Uzayda bulunan gaz bulutsularına verilen isim olan nebula (bulutsu) yıldızlar arasında bulunan boşluklarda yer alan ve yıldızların yaydıkları ışık enerjisi ile görünür hale gelen yoğun gaz ve toz bulutları olarak tanımlanıyor. Kaynak:Gençbilim(13 Ağustos 2011,15:46) |
| Saat: 20:38 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık