![]() |
BEN ASK ADAMIYIM Dolastigim denizlerce dusunuyorum, Binecegim son gemi degil midir Hayir sahibi omuzlarda giden tabut. Herkes gibi teselliye muhtac olsaydim eger, Derdim ki: "Elbet bir aglayanim olur benim de; Ramazan geceleri Yasin okuyanim, Baharda kabrime menekse getirenim de." Fakat butun bunlar da olur, Yine tasa etmem, Yine kirilmam kimseye. Ben ask adamiyim, Sevmeye geldim insanlari, Gonlumle, elimle, kafamla sevmeye; Hesapsiz, karsiliksiz, Ayrilik gayrilik gozetmeden. Gun gelip gidersem sayet, Oyle severekten gidecegim ki, Karanlik kiyilardan bile olsa, Candan selamlarim, Civarimdan gececek gemileri; Gunesli gemileri; Sarkili gemileri; Iclerinde kendim varmisim gibi! CAHIT SITKI TARANCI |
Son Name(Şiir) Aslında döneceğini hiç düşünmüyorum, Ben içimdeki seni yaşıyorum, Arkana bakmadan gittin, Bir de ihanet ettin, Senden asla vefa beklemiyorum.... Fırtınam dinmedi gittin gideli, Aslında çok özlüyorum seni, Ama asla gelme geri, Henüz gözümün yaşı dinmedi... Oysa olsaydın yanımda, Çaresizlikte bıraktın beni,yüreğindeki vefayla Gözlerini arıyorum arada, Yüreğimde salısın hala Seni istiyorum delice, Bilmiyorsun sen sevildiğini,bilmeyeceksin de, Bir gün geriye gelirsen de, Bulur musun sevgili beni bıraktığın yerde(!) |
Sis sobelendim, yumuyorum... Sis perdesinin gölgelendirdiği pencere görüntüsünün Arka cephesinden geçiyor flu, sakin bir gece Krizantem parçacıkları dağılmış uçurumlar Şimdi, görünmeyen bir deniz var Tüm sabıka defterlerimde – kimse bilmiyor Kayıtlarda, mazbatalarda, belgelerde Silik pencereden bir tuval var Her baktığında öncekinin ağırlığından kurtulan Savrulmuş bir kağıt gibi gidiyorum sisin içinde Sis içimde, alıngan, aşağılayıcı bir dışavurum Gecenin kınına girmesi sancının damarlarla köprüsü Konuşan bir soğuk kulaklarımda uğuldayan Tüm şehrin çığlıklarını duyamaz sarhoşlar, belki biraz Belki hiç, belki çoktan seçmeli bir zaman içindeyim, Bildiğimi sanıyorum, Sis içinde diz çökmüş bir çocuk sobesi Saklanmış bir kağıt gibi çıkarıldım naftalinlerin arasından sıram geldi, Yumuyorum. Sandıklar açılıyor, garip bir koku vuruyor boşa Yayılıyor, derin, ağır atıl bir şey bu naftalin... Geçmişin kokusu yapıştığı yerden çıkmıyor, Sokak lambalarının altında barınağın külliyatı Sorgusuz, şimdi yarı görünür bir deniz var Tüm sabıka defterlerimde – bazıları biliyor Çakmak taşlarında, rızlalarda, kükürtte Silik pencereden loş bir tiyatro var Her oynandığında bir öncekiyle aynı duran Uçurumdan düşen bir çakıl taşı gibi gidiyorum sisin içinde Sis içimde, soluksuz, son sürat bir metropol maskaralığı Kibir gibi bir duvar örüyorlar ruhbanlar önüme Kaçıyorum, kovalıyor, önümde duruyor sis – sağol Tüm şehrin aşklarını nasıl hisseder ki ******lar? Belki biraz, belki hiç, belki çoktan seçmeli bir yalnızlığın içindeyim, Biliyor muyum? Sis elinde tabanca bir rus ruleti Sıkıştırılmış bir barut gibi çıkmalıyım demirin mayasından Sıram geldi, Yumuyorum. Kabzasından kavrıyorum – ne kadar ağır bir külfet sorgusuzluk Park simsarlarıyla dost oldum, sağır kaldım meteliğin şıngırtısına Duruşuna, pahasına duyarganın. Sokak lambalarının altında bir şehir krokisi Eskiyen, yaşlanan, gözlerinin altı kırışmış Seyir defterini yakmış bir kaptan çıkageliyor denizden. Denizi anlatıyor bin usul, Denizden bir tutam tuz koyuyor yaralarının üstüne Deniz kokuyor, tuzlu, karanlık, sisli bir gece dümende Şekilsiz, şimdi apaydınlık bir deniz var Tüm sabıka defterlerimde – herkesler biliyor Pusulalarda, limanlarda, iskele babalarında Kamara penceresinden yarım kalmış bir sinema var Oynadığında şiir gibi ağır, hiçliğe bağlı fırtınada sürüklenen bir şilep gibi gidiyorum sisin içinde sis içimde, damarlarımda, bedenimi kaplamış, göstermiyor mu yoksa beni? Sis içimde, sessiz, derin, kifayetsiz bir sorumluluk kaçaklığı Kibirden bir korsan düşürmüşler ruhbanlar peşime Yüzüyorum, yüzüyor, yüzbin yıllık yüzüşlerde Önümden çekiliveriyor sis – nereye gittin? Tüm şehrin hayatlarını bilir miyim sanıyor bunlar? Belki biraz, belki hiç, belki çoktan seçmeli bir sınavın arefesindeyim, Artık biliyorum, sis gelip geçici bir paravan eskizi Açıldığında yine herşey aydın, yine hergün aynı biliyorum, Saklanan bir çocuğum sobenin içinde ben Sisim kalktı, zaman doldu, ucunda yine sobeci olmak var. O halde çıkıyorum! |
Dönme Geri(Şiir) Geleceksen diye bekledim, Seveceksin diye özledin, Bir gülüş, biraz sevgi istedim, Sen sevmedin ama ben delice sevdim... Ah sevgili(!) Biraz uçuksun, biraz da deli Hiç mutlu olmadım Kalbine girdim gireli... Gelişin nasıldı bilmiyorum Ama gidişini hiç unutmuyorum Aklıma geldikçe ağlıyorum Kızgın değil, kırgınım sana, Artık gelme istemiyorum... Ah sevgili(!) Gör sevgili Öldürdün şu kalbi, Unutur muyum yıllar geçse seni Özledim desem de, gelme geri.. |
BIZ NERDEYIZ SEVGILIM? Gecesi benden, mehtabi senden Bir bahcesi var ki askimizin, Mevsimlerdir dolasiriz, bitmez. Kim demis ki zamanla gul solar? Bulbul hic yorulur mu turuden? Dilbersin iste, delikanliyim. Ne hikmettir bu Yarab, ne guzel! Herhalde yeryuzunde degiliz; Sahiden biz nerdeyiz sevgilim? CAHIT SITKI TARANCI |
Çıksam, Kaçsam, Çıkıp gitsem uzaklara, Burdan çok uzaklara, Yine yanımdasın ya, burkulur içim.. Hani sen gider gidersin de Evler,köyler durur ya orda, Akşamsa kuşlar göçer, Işıkları yanar evlerin, Bir hüzün çöker ya hani Karanlık iner dağlara.. Buğulanır gözlerim,burkulur içim.. Kaçıp bağırsam dağlara, Feryadım yine sen olursun ya, Burkulur içim... Hani bağırsan da çıkmaz sesin Uyansam bitse bu karabasan dersin, Bir gülüş, bir dokunuş arar yüreğin.. Uyanır bakarım yoksun, Boğulur sesim... Girsem, Girip yıkansam sulara, Buz gibi denizlerde yanar, Etim cayır cayır seni bağırır ya Burkulur işte o zaman içim... Aksini görüp sularda Sarılır kucaklarım hayalini... Koşsam, Koşup karışsam kalabalığa, Gürültülü, cıvıl cıvıl, Işıl ışıl vitrinler Gidenler gelenler. Telaşlı koşarak yürüsem, Sanki bir yere yetişecekmişim, Aceleymiş işim, Bekleyenim varmış gibi hani... İçim burkulur yine Sen gelirsin aklıma. Ayaklarım ağırlaşır gitmez... Buluşurmuşuz seninle Dediğimiz yer ve saatte. Özlermişiz, Elele yürür gülüşürmüşüz. Çok şeyimiz olurmuş konuşacak, Kimseyi görmezmiş gözlerimiz. Dünya durur, seyreder Yollarımız gül olurmuş ya hani, Dertler tasalar biter, Simit alır yermişiz Dilenciye para verirmişiz hani, İçim burkulur, burkulur içim... Kalksam, Kalkıp sofralar kursam, Mumları yaksam, donatsam, Herkesi çağırıp toplasam Sen gelirsin yine aklıma Burkulur içim... Hani çok açmışız da Güle oynaya iştahla Bağıra çağıra, döke saça yer, '' Bugün neler oldu neler '' diye Hepbir ağızdan konuşurmuşuz ya... Bir sessizlik boynunu büker, Yemekler tatsız tuzsuz olur, Kurur ekmek, lokmalar büyür. Çınlar tabak çatal Sessizlik ölüm olur Dağıtmak için pusu Sözler diken olur, Sofra küser, Gönüller alıngan olur... İçim burkulur burkulur... Düşsem, Düşüp yatsam yataklara, Sen gelirsin yine aklıma... Hani çocukmuşuz, hasta olmuşuz Gözlerimiz baygın, buğulu Yanaklarımız al al, ateşli, Dışarda oyunlar oynanır neşeli Kalkamaz yataktan Kesiliriz ya iştahtan hani... Öyle işte, boynum bükülür Sen gelirsin aklıma öksüz, yalnız Bakarım camdan, yoksun Burkulur içim.... Ölsem, Ölüp gitsem mesela, Nasıl öldüğümü bilmeden, aniden. Sen gelirsin aklıma yine... Hani ölmüşüm de Sevdiklerim, sevmediklerim, Üzgün, ağlamaklı herkes. İyiliğim, güzelliğim, bahtsızlığım, Pişmanlıklar, keşkeler, feryatlar.. Ürpertiler rüzgarla karışık, Sessiz dualarla örtülür ya toprak... İçim burkulur, üzülürüm.. Ölüp gittiğime değil de Seni burda yapayalnız, bensiz Koyup gittiğime yanar, yanar içim... Sen aklıma gelince Sessizce akar süzülür gözyaşım. Sevdiğim, yoldaşım, aşkım... Burkulur yanar içim... |
ASK ILE Baktim ki gokyuzu bastan basa bulut Unut diyor o guzel gunleri unut Baktim ki deniz her dalgasiyla dusman Kuslar av pesinde baliklar pusuda Cok gerilerde kalmis ciktigim liman Yok gorunurde siginacak bir ada Baktim ki o musibet gun gelip catmis Yolcusunda tayfasinda safak atmis Ne yelken kar eder ne kurek ne istim Dayandim ask ile yuruttum gemiyi Ask ile koskoca daglari duz ettim Avladim sonunda o civan kekligi Cahit Sitki Taranci |
Bu Gece Ağlayacağım... Birazdan akşam olacak bitanem Yalnızlık aç kurtlar misali Üstüme çullanacak. Ben çaresizlik içinde Sana teslim olacağım Kör sağır gecelere tutsak Sana mahkum yaşayacağım Özlemin devleşecek içimde Yüreğim titreyecek Ellerim soğuyacak sensizlikten Dudaklarımdan, şarkımız dökülecek Yarım yamalak, bir kez daha Seni sensiz yaşayacağım... Bu gece ağlayacağım sevgilim Hangi saatte bilinmez Kendimi bir kenara çekip sorgulayacağım. Ne yapmak istiyorsun, böyle nereye gidiyorsun deyip, Biraz da çatacağım. Hatırladıkça seni Sevdan kokacak evimin her yanı. Sensizliğin çaresizliği çökecek Kan gibi yüreğime Kahredecek yokluğun beni milyon kere... Bu gece ağlayacağım sevgilim Sen de benimle ağlayacaksın Uzaklarda bir yerlerde Biliyorum, biliyorum ki Yüreğin yüreğime değecek. Aynaya baktığımda Hep ben yerine sen olacaksın. Adını bile bilmediğim bu duygular için Sen de, sen de benimle ağlayacaksın... |
OTUZ BES YAS Yas otuz bes! Yolun yarisi eder. Dante gibi ortasindayiz omrun. Delikanli cagimizdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugun, Gozunun yasina bakmadan gider. Sakaklarima kar mi yagdi ne? Benim mi Allahim bu cizgili yuz? Ya gozler altindaki mor halkalar? Neden boyle dusman gorunuyorsunuz; Yillar yili dost bildigim aynalar? Zamanla nasil degisiyor insan! Hangi resmime baksam ben degilim: Nerde o gunler, o sevk, o heyecan? Bu guler yuzlu adam ben degilim Yalandir kaygisiz oldugum yalan. Hayal meyal seylerden ilk askimiz; Hatirasi bile yabanci gelir. Hayata beraber basladigimiz Dostlarla da yollar ayrildi bir bir; Gittikce artiyor yalnizligimiz Gokyuzunun baska rengi de varmis! Gec farkettim tasin sert oldugunu. Su insani bogar, ates yakarmis! Her dogan gunun bir dert oldugunu, Insan bu yasa gelince anlarmis. Ayva sari nar kirmizi sonbahar! Her yil biraz daha benimsedigim. Ne donup duruyor havada kuslar? Nerden cikti bu cenaze? Olen kim? Bu kacinci bahce gordum tarumar. N'eylesin olum herkezin basinda. Uyudun uyanamadin olacak Kim bilir nerde, nasil, kac yasinda? Bir namazlik saltanatin olacak. Taht misali o musalla tasinda. CAHIT SITKI TARANCI |
Hani Bir An Gelir... Hani bir ân gelir... Ve söylenmez sözler söylenir olur! ..... Hani bir ân gelir... Mutluluk pembe bir ipek mendil gibi savrulur loş odada! ..... Hani bir ân gelir... Bir ân gelir... Hani bir göz bir göze gelir. Hani, öyle bir ân gelir ki; En “gelinmez” yollarla en “varılmaz” yolların, senle ben arasındaki yarda boyun büktüğünü görürsün... Bu yar; iki yâr arasıdır! .. Her yar iki yâr arasıdır! .. Ve üstelik; Yaralar yara benzer, Her yar yaraya benzer! Yar başında duruşum; Yâre nâraya benzer! ... Halbuki gök yerin... Halbuki gök yarın... Halbuki gök yârin içindedir bu mesafelerde! .. ..... Veya gök, mavi bir hançer gibi dalıvermiştir de toprağın içine; şimdi toprak, kendi içindeki kocca bir yarayı yâr bilmiş... Kendini parçalayan kooskoca bir yar başına türbedar olmuştur! ! ! Halbuki hep... Hep iki yârdır; Bir yar başında duran... ..... Her yar, yâri gördüğüm rüyadır! .. Yolun biri gözlerinden başlaar senden içeri gider; diğeri gözlerimden, benden içeri... Bir yar oluşur her yârin arasında kalan boşlukta! .. Ben, yarın bir duvarı olup sana bakarım bu yandan... Sen yarın bir duvarı olur, o yandan bana bakarsın! .. Ve en derinimden gelip en derinine gidebilecek olan yol ile, en derininden çıkıp en derinime inebilecek olan gökkuşağı “bakışlarımızda” kopar! .. Biz, sarılmadıkça... ..... Yarlar kaldıkça yârlar arasında! .. Hani bir ân gelir... Ve söylenmez sözler söylenir olur! ..... Hani bir ân gelir... Mutluluk pembe bir ipek mendil gibi savrulur loş odada! ..... Hani bir ân gelir... Bir ân gelir... Hani bir göz bir göze gelir... Hani bir ân gelir... Bir ân... Bakışlar düğümlenir; Bütün yarlar silinir, Sıra söylenmezlere gelir... |
| Saat: 05:49 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık