![]() |
Fakirliğin Sevdası sen var ya hani şu sabah ezanında halk ekmek sıralarında beklediğim hani şu apti bakkalın kireç gibi peynirini yediğim gecenin bir vakti aylardan da temmuz ya teybe bir ferdi baba koyup da sonra bir sigara efkar dağıttığım zamanların aşkısın sen benim fakirliğimin sevdasısın zengin olunca terk ettiğim ama ben zengin olunca duygularımı kaybettim sen var ya hani şu sabahın kör karanlığında işe gitmek için ayaklandığım beklerken gençliğimi eskittiğim yirmidört numaranın ve yine işe geç kalıp da patrondan tekdir aldığım zamanların aşkısın sen benim fakirliğimin sevdasısın zengin olunca terk ettiğim ama ben zengin olunca duygularımı kaybettim sen var ya hani şu pazar günleri hasan abilerle top oynadığım sonra kahvede pişpiriğe daldığım ve hep ağladığım zamanların aşkısın sen benim fakirliğimin sevdasısın sen var ya hani şu senin için mahallenin demir başlarıyla kavga ettiğim lisenin önünde gelişini beklediğim hani şu kadir abiden alıp da ümit yaşarın şiirlerini ezberlediğim ve her gece sana söylediğim zamanların aşkısın sen benim fakirliğimin sevdasısın zengin olunca terk ettiğim ama ben zengin olunca duygularımı kaybettim sen var ya hani şu bir pantolon bir gömlek yabanlığımın olduğu hani şu giyerken yamalı yamalı gözlerime yaş dolduğu ve sonra utancımdan o yaşların hep kuruduğu zamanların aşkısın sen benim fakirliğimin sevdasısın sen var ya hani şu stada girdiğimiz son onbeş dakika ve sonra elimizde bayrak gezdiğimiz sokaklarda ve bağırdığımız rerere rarara sen, sen benim o takımı tuttuğum zamanların aşkısın sen benim fakirliğimin sevdasısın zengin olunca terk ettiğim ama ben zengin olunca duygularımı kaybettim. Fatih Çınar |
Susma Sevgili.. Beni uçurumlarda ağlıyor bulmuşken Susma!.. Alevle yakılmış kelimelerinin biri bitmeden, Diğeri saplasın ciğerlerime.. Her kelimen ayrı bir hançer acısı versin yüreğime.. Yüreğinde yara bağlamasın çıplak öfkelerin, İçinde kalmasın en gariz küfürlerin.. İşte bedenim burda, Dilinin ucunda ne varsa say sayabildiğin kadar.... Boynumu yalnızlığın ayak ucuna bükmüşken, Beni " bende " bu kadar zayıf yakalamışken, Ez, ezebildiğin kadar.. Öfkelerini kus avuçlarıma.. Ölüm fermanlarını sun yaralı canıma.. Kendim düşmüşken uçurumlara, Kendi yarınlarımı kendim hançerlemişken, Bir de sen vur, vurabildiğin kadar... Tek bir kelime etmeden vur boynumu.. Hayatında biriktirdiğin öfkelerin hesabını.. Fütursuzca benden kes sevgili!.. Mahşere kalmasın hesabın.. Hançeri al, gözlerime sun.. Giderken son hediyen olsun kanlı hançerin.. Vur vurabildiğin kadar Sevgili!.. Hakkın varsa eğer hesabın mahşere kalsın sevgili!.. Yok kalmasın diyorsan; Bana gelen yolu, Ve yüreğimin adresini biliyorsun.. Öfkelerini beline kuşanıp çık karşıma!. Doğrulttuğun namluya, Yüreğimi usulca sürmezsem namerdim.. Susma Sevgili!.. İsmail Sarıgene |
Köy başında çelgisiyle geçtiğinde baktım, gözlerinde yaban yaseminleri ben bir adını soracaktım sadece nasıl çağrıldığını vişneçürüğü entarisini soracaktım manastırdan yaşlı kızlar ilahiler okuyordu ben orada, çok dingin ve çok çekkin tirşe renkli bir dağın altındaydım bir anda kurbağalar korkuyla kaçıştı baktım, gökte çığlık çığlığa şeytankuşları zeytin ağacının gölgesine sığındım öyle melankolik öyle yalnız kızarmış kiklalarla dolu bir masada gradosu yüksek erik şarabıyla oynaştım kesmedi, üstüne bir de Üçbudak tütünü sardım sonra odama çekildim bir başıma dışarıda ürkünç kara köpüklü dalgalar yatağımın yanında giden bir pavurya baktım, pencerede yalgın bir suret umarsız bakan bir yalvaç mı ne gümüllerden buğday kokuları ötelerden bir oynak gırnata belli ki köyde akşam çengüçegane oysa ben, “gitme” diyecektim bir adını soracaktım… Fadıl OKTAY |
BAZEN SENİ İZLEMEK İSTERİM Bazen seni izlemek ister seni canım Senli beni/bizi İşte o zaman çekilirim köşeme Ve aralarım anıların kapısını Kırpma nöbeti başıboşluğa düşer kirpiklerimin Yakarım sigaramı Yaslanırım sensizliğin duvarına İç geçişrişlerimdir tek şahidi yaşadığımın Damarlarımda yol alan gemi çıkar Marmara burnundan O an ki gibi merhaba uçuşları yapar Kanadı kırık yüreğim Ah beklemelerim Hasrete demirleyen yalnızlığım Dile kolay Her biri üç yüz altmışbeş günden Tam beş yıl Kekemoz tutmuş bacaklarıyla yaşlı iskele Pikede ki martı avcılar Ve aklı bir karış havada gençliğim şahittir Özlem prangalı voltalarıma Hatırlıyorum da Yaşadığımız son gecelerden biriydi Penceremin altında sabahlayışın Sigaranın ışığıyla Seni seviyorum yazışın Cesaretimiz aydınlatıyordu sokağı Sahile vuran dalgaların sesiydi şarkımız Taki Erketen rüzgarın Islıklayarak zamanı hatırlatmasına dek Yakamoz ışıltılı gözlerimize Ve işte yine Mecburluğumuzdu başımızı eğen Yaklaşan ayrılık saatlerine. ..................................... Figen Yarar |
Sana Büyük Bir Sır Söyleyeceğim Sana büyük bir sır söyleyeceğim Zaman sensin Zaman kadındır ister ki hep okşansın Diz çökülsün hep Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına. Bir taranmış Bir upuzun saç gibi zaman Soluğun buğulandırıp sildiğin ayna gibi. Zaman sensin, uyuyan sen Şafakta ben uykusuz seni beklerken Sensin gırtlağıma dalan, bir bıçak gibi... Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın Bu mavi çanaklarda kan gibi Durdurulmuş zamanın işkencesi Ah bu daha beter işkence hiç mi hiç giderilmemiş istekten Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada Bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini Daha beter seni kaçak Seni yabancı bilmekten Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan Tanrım ne ağırdır sözcükler Asıl demek istediğim bu. Hazzın ötesinde sevgim Hiç bir zararın erişemeyeceği yerde bugün Sevgim Sen ki benim saat-şakağımda vurursun Boğulurum soluk alıp vermesen Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın. ...... Sana büyük bir sır söyleyeceğim Korkuyorum senden Korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan Korkuyorum senden. Sana büyük bir sır söyleyeceğim Kapat kapıları Ölmek daha kolaydır sevmekten Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam Sevgilim. Aragon |
Ne olur bu gece uykumu bölme Var git düşlerimden, var git bu akşam Tam unuttum derken aklıma düşme Var git hayalimden, var git bu akşam Yağmur istiyorsan gözyaşıma bak Yangın istiyorsan yüreğime bak Ne olursun beni benimle bırak Var git gözlerimden, var git bu akşam Nasıl unutulur böyle sevgiler Neler yaşamıştık bir düşün neler Her köşede durur senden gölgeler Var git gözlerimden, var git bu akşam Aldığım her nefes seni fısıldar Gelir ta kalbimden vurur şarkılar Sana mı sözlenmiş bütün akşamlar Var git anılardan, var git bu akşam AHMET SELÇUK İLKAN |
Sana Geliyorum Sana geliyorum Başı hep dumanlı yüce bir dağın Zirve yakınındaki kaya dibinde Hoyrat rüzgarların yaladığı Kavurucu ateşlerin alazladığı Bir yapışkanlıktan sıyrılıp, usulca Olmuş, pişmiş, yanmış gönlümü Ve ham bedenimi Sana doğru sürüklüyorum Ulaşacağım, biliyorum Sana geliyorum Sana geliyorum Farkındayım, mesafe çok uzun Geri koyacağım evvela Kavruk çamları, ulu köknarları Ensesi kalın kurtların uluması Ürkek tavşanların sıçramasıyla Zarif bir ceylan toynağı gözümü çizecek belki Yağmurun yuvarladığı dallara tutunacağım Bendleri yıkan, bayırları yırtan sel gibi Ordan oraya savrulacağım Ulaşamazsam, zaten ölüyorum Sana geliyorum Sana geliyorum Kar erimiş suyun buz soğuğu olacak sırtımda Mayıs ılığının çiçek tozu Ekin tarlalarının bereketi dolu yüreğim Mübarek olan ne varsa taşıyacağım Alabildiğimce alıyorum Sana geliyorum Sana geliyorum Uçsuz bucaksız bir serilmişlikte Tek dal kımıldamaz sahra tenbelliğinden Çarşaf çarşaf yaygın kokmuş sularda Karabatak gagalarından kurtuluyorum Pırıl pırıl bir berraklıkta Işıklar oynaşır, inip söğüt dalları arasından Cıvıl cıvıl kuş kanatlarına ritim tutarak Ümit yüklü sevinçlerle gülüyorum Sana geliyorum Sana geliyorum Medeniyetin diktiği duvar çıkar önüme Bir yol bulur ve aşarım mutlaka, Öte yana Hani demişler ya; Belanın gah altından gah üstünden Dünya kurulalı beri sular varmış denize Koşarak, yürüyerek, sürünerek Varıp, kavuşacağım Seviyorum, istiyorum, diliyorum Sana geliyorum Hünkar Dağlı |
SANA GELİYORUM I. Benim sabah keyfim Yeni açmis bir gülü İnsanlarin gülücüklerine yerlestirmektir. II. Sana karli bir günde geleyim Saçımın beyazlığı ve paltomun ıslaklığıyla Üşüyen dudaklarımı ısıt, tenimi kurula Uzun bir şarkıda susalım farkında olmadan Sobanın çıtırtılarına dalalım Sana küçük törenlerimizde şarkı söyleyeyim İçki içelim güneşle başbaşa Saçlarına dokunan tarağın hışırtısını dinleyeyim Gözlerinin titreşimini yansıtsın aynalar Bir gece şelalesi gibi Damarlarıma akıp yankılan yüreğimde. III. Sana yağmurlu bir günde geleyim Parkta ıslanalım birlikte Gürültüler toprağın kokusunda erisin Kentin görüntüsü değişirken bulutlarla Duraksamadan parlayan gözlerin Ve ıslaklığınla sar beni En koyu kızıllığında dudaklarının Kıralım demir parmaklı pencereleri Önlerine ortanca saksıları yerleştirelim Ağız dolusu sobe diyelim dudaklarımıza. IV. Sana günesli bir günde geleyim Işıklı yollara halılar serelim Birlikte aşkınlığa yükselelim, Okyanus sularının ortasında altın kumsallarıyla Mücevher gibi parlayan adada, Ben hep iskeleye demir atmış Beyaz bir yelkenlinin düşünü gördüm Tuzlu dudaklarını yakmak için Sana kendi yaptığım güneşleri getireyim... A.Kadir Bilgin |
Ayrılan Aşkı doğuran şey nedir; O yakınlığı, iki can arasında? Ve kopuş ne zaman baslar? Ne zaman biter bir sevda? Bir kurt gibi içten içe Gelişip büyür çürüme Bir an gelir ki aynı mekandasınızdır Ayrı duygusal zamanlarda Ataol Behramoğlu |
Sana Ölmelerimin Üstü Kalsın Sevgili İsmail Sarıgene http://grafik.izedebiyat.com/ikon/35.gifGözlerinde unutulmuş hatıra iken , Kelimelerini yutkunup susma ne olur. Gülüşlerinde tozlanmış, Siyah- beyaz fotoğraf iken, Yaşanmışlıkları susturup Dudaklarında adımı bir kez bile anma ne olur. Beni zamana gömüp Unut hadi her şeyi. Bana dair tek bir hatıra kalmasın senden.. Sen beni yaşarken öldürmüşken, Ben seni sensizlikte yaşatacak kadar sevdim… Sen üzülme diye İsyanlarımı dizlerime büküp Ömür boyu sana susacak kadar sevdim.. Hadi git ne olur. Bir mevsim bile yaşanmayan Hatıralarımızı gözyaşlarında boğup Tek kelime unut hadi. Beni sevdiğine pişman ise sevgili, Yollarına feda olsun sevgim. Olur da susmalarım acıtırsa seni, Sana ölmelerimin üstü kalsın sevgili. Bol keseden harcasan da hatıralarımı Unutsan da sana yüreğimi adadığımı, Unutsan da adımı, Sensizlikte bile Adın dudaklarımda, Sevdan ise yüreğimde yaşayacak sevgili. |
Sevdim seni ben daima, gündüzümle gecemle. Sana kır çiceğim dedim tüm sevgimle. Seni koparmaya kıyamadım güzelim. Seni varya? İlkbaharın güzelliğinden daha fazla sevdim...... Senin için yıldızlardan bir gökyüzü oluşturdum kalbimde..... Senin için yıldızlarla konuştum hep! ! ! ! Ve güzelligini,düşlerime resim yaptım. Düşlerimde hep sana baktım. Ve seninle avundum, Aynam sen oldun biliyormusun? Senin için aşk pınarı oldum...... sevgi suyu akıttım senin için... Ufacık dünyamda hep sen vardın... Niye diye sorarsan,,? Osarı saçların yokmu? Kaderimi bağladım uçlarına..... Hele o yeşil gözlerin yokmu ya? O yeşil bakışlarını.....,, Yüreğime perçinledim..... PERÇİNLEDİM.................de ondan feyzullah evcil |
Diyelim ki sessiz gecede poyraz… Sis çökmüş o heybetli dağlara; yurdun da kar altında, gözlerin gök- yüzünde bir dolunay. Diyelim ki sınamışsın uzaklığın ihanetini. Seslere çarpmış sesin, ama ulaşmamış hiçbir yere nefesin… Diyelim ki şarabın dökülmüş, suların kesik, bu hayat seni bir oyuncak sanıyor. Diyelim ki sana çıldırmak yasak, sana ağlamak yasak, yarın yasak, düş yasak. Diyelim ki üşüyorsun kısacık bir ömrün sığınağında; bir çay bile ısmarlamıyor hayat! Diyelim ki lekesiz hiçbir şey kalmamış artık; sis çökmüş güvendiğin dağlara... Kederli bir süvari ol, Orda, sen orda! Bıkma atını mahmuzlamaktan, bıkma bu ****lar panayırında berrak nehirler aramaktan… Yaslı bir kışa rehin düşse de günler, kalbindeki tomurcuğu bahara büyüt; o tomurcuk düşlerinin yağmuruyla ıslansın. Çünkü her insan bir limandır başucunda tekneler; çünkü herkesin hüznü kocaman, aşkları dalgın… Kimi kanıyor şahdamarından, kimi bozgununda yetim dervişan, kimi aşklarıyla, düşleriyle perişan… Yamalı yerlerinden kanıyor hayat, tutunduğun günlerinden soluyor hayat. Bu yüzden salıver düşlerini kendi uğruna yansın, salıver düşlerini ateşlere abansın! Tutunduğun günlerinden solarken hayat, bıkma atını mahmuzlamaktan; bıkma sendeki insan için, derin uçurumlar arşınlamaktan... Yaslı bir kışa rehin düşse de günler, bir gün rüzgâr esecektir suların serinliğinden; bir gün kırlangıçlar geçecektir göğün genişliğinden. Yaslı bir kışa rehin düşse de günler, kalbindeki tomurcuğu bahara büyüt, o tomurcuk düşlerinin yağmuruyla ıslansın; çünkü senin de bir ütopyan varsa, İ n s a n s ı n… Yılmaz Odabaşı |
Yokluğunu Öptüm ismail sarıgene http://grafik.izedebiyat.com/ikon/167.gif Kelimelerim kan revan içinde. Yüreğim yorgun, gözlerim solgun. Notaları öksüz bir şarkı gibi Ağlıyorum bulutların koynunda.. Ve kimseler görmesin diye, Gözyaşlarımı kaldırımlara siliyorum.. Mürekkebimle yıkamıyorum Hasretinin karanlık duvarlarını... Gözlerimi kapattım geceye. Şiirlerimi hecelerinden vurup Toprağın beyaz sayfalarına uzanıyorum. Bulanık sularda yıkıyorum Kan çanağı olmuş gözlerimi. Hasretin düşerken avuçlarıma, Mor tonları giydiriyorum Acıyı emen dudaklarıma. Sessizliğe bürünmüşken sevda, Baharlarda filizlenen taze dallardan Darağaçları sunuyorum yüreğime. Yokluğunu öperken dudaklarından Pusular kuruyorum aldığım her nefese.. Oysa umuda gülümseyen bu adam Boyun eğer miydi kanlı pusulara ? Diz çöker miydim karakışlara ? Ama yokluğunda Vuslatları öper gibi, Karanlıkları öpüyorum Adını ezberlettiğim dudaklarımla. |
Bana biraz hüzün ver usta, sek olsun! meyhanelerin dili olsa da, anlatsa bütün ayrılıkları pelin onay http://grafik.izedebiyat.com/ikon/167.gif bana biraz huzur, bir duble de rakı getir usta bir de değiştir şu plağı canım bugün içli şarkılar dinlemek istiyor hani şu damar dediklerinden ortaya da birkaç meze koy, kafi... hiç yiyesim yok aslında masa zengin görünsün... ağlarsam eğer sakın endişe etme bir sevdiğim vardır, ondandır.. çok tanık olmuşsundur böyle şeylere elbet ben de olmuştum bir vakitler teselli ettiğim bile oldu anlamak için yaşamak gerekiyormuş teselliye ihtiyacım yok, sakın deneme sen bardağı boş bırakma yeter bu gece sarhoş olasım var, bu gece içesim var be usta..! sakın ha, o resme dokunma! o adam işte hala sevdiğim onsuz rakı içememde bilir misin, resimde gördüğünden daha güzeldir biz ne rakılar içtik onunla, bana mısın demedi soframızı görsen sen de kıskanırdın elbet ama sofra değildi önemli olan sohbet be usta, sohbet..! bizi hep o sohbetler sarhoş ederdi, sen bilmezsin.. içim yanıyor usta içim hala bilmem neden gittiğini oysa kimsenin sevmediği kadar sevmiştim onu ve kimsenin beklemediği kadar, bekliyorum onu.... gelmeyecek biliyorum bunu bilmek daha da acı pardon, gurur mu dedin..? yok be abicim, o ben de kalmadı başkasından sor istersen bende olan her şeyi ona vermiştim, bir daha geri gelmedi ya, sen beni dinlerken ihmal ediyorsun doldursana be usta, koysana rakı... hesaplar peşin, sakın endişe etme içip içip de naralar atan, ortalığı dağıtan tiplerden değilim ben alt tarafı biraz sendelerim ama düşmem.. ha, bir de şarkılar mırıldanırım şarkıların içinde çağıl çağıl akarım istersen kapat şu pilağı, ben senin sevdiğin namelerde de dolaşırım... yanlış görmedin ağlıyorum işte sorun yok, rahat ol... ağlayabilmek her yiğidin harcı değil hem sen bilir misin, asildir gözyaşları, hiç yere düşmedikleri için benimkiler de asil, sevdiğim adamın gönlüne bile düşmediği için.. bakıyorum, seni de efkar bastı eeee, gönül kadınıyım ben ukalaca bir itiraf gibi gelmesin sana konuşurken ve severken, yüreğimi koyarım ortaya cebimdeki bozukluk sevişmelerin hepsini koyarım, bütünlensin diye... o bunları görmek istemedi isteseydi kendimi de verirdim ona nedense hepsi birden, fazla geldi... yapma be usta bu şarkı söylenir mi şimdi...? “beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın” eh yani, tam da damarıma bastın ben şimdi sitem etmez miyim aşka..? bu şarkı için dibini görürüm bardağın ama, bana daha fazla efkar yapma..! vakit doldu biz biliriz nerde durmamız gerektiğini demek sen de farkettin gözüm hep telefondaydı, doğru ama çalmadı üzülme, çalmaz.. süs eşyası olarak kullanıyorum zaten artık onu bir hatırlayanım bile yok gördüğün gibi eğer o arasaydı, dudaklarım kilitlenirdi belki de hiç konuşamazdım... yok be usta, hesaba niye itiraz edeyim zaten şarkılarda ve sohbette indirim yapmışsın senden daha başka ne isteyeyim..? gönlünü ferah tut, evin yolunu bulurum elbet tamam anlaştık bir gün yanlışla dönerse bana, beraber geliriz... seni unutur muyum hiç beni dinleyen kaç kişi var ki çevremde yine gel demen hoşuma gitti, şımarttın gönlümü gelirim elbet, hiç kafanı yorma.. sen sadece şarkılara iyi bak rakıyı soğuk tut gönlünü ferah... kendine iyi bak kafi usta dedik bağrımıza bastık aşk bizi terketse bile, sohbetimiz baki... |
Güller yakışırdı ellerine Sevdalar yüreğine yakışırdı Dünyaların neşesini Sen gülümseyince Gamzelerin yüzüne taşırdı. Sen gelince Aydınlanırdı bütün akşamlar Ne de yakışırdı gözlerine karanlıklarda Işıl ışıl Işıl ışıl parlayan yıldızlar… Geçer karşıma Bir elin yüzünde dururdun Kalk yat demesem Yüzüme bakarak Saatlerce otururdun. Konuşmak sana yakışırdı Sesin şekerdi, baldı Her ayrılık vakti geldiğinde Niyeyse Hep benim gözlerim ıslanırdı. Bütün gülleri topladın Neşeleri hapsedip dudaklarıma öyle gittin Yıldızları da aldın birer birer Beni yalnız bıraktın Yalnız bırakıp karanlıklara öyle gittin. Oysa güller nasıl yakışırdı ellerine Sevdalar nasıl atardı yüreğinde Her şeyi götürdün de Bilmem niye Niye seni bırakıp da gittin yüreğimde Niye gittin. turgut uzdu |
Dört Mevsimi Bahar Yapardın çoğaldın, çoğaldın epeyce... zeliha gökkan http://grafik.izedebiyat.com/ikon/169.gif Çoğaldıkça sırtını çevirdin rüzgarlara Savrulmaların duruldu git gide Rüzgarları sen sandığın günler de geride kaldı Geride kaldı dalgalı denizler Ay ışığında yakamozlar Parlayan yıldızlar Yakan güneş ve Sen Şimdi sen; Uzansan da yıldızlara dokunamazsın Göğü ikiye bölüp yağmurlar yağdıramazsın Cıvıltılarla baharlar getirip Gökkuşağını çimenlere indiremezsin Deli taydın Dört mevsimi de bahar yapardın Rüzgarlara kafa tutardın Şimdi dağlar viran, sesiz Baharlar kimsesiz Neylersin..? Çoğaldın , Çoğaldın epeyce. |
ÇİĞDEM SEZER DÜNYA TUTULMASI GÜNLERİNDEN ilk gün: güneş ve ay yoktu avcumuzda parıldayan bir şeydi zaman kalbimin attığı kalbinde susmak kadar kalmaktı zaman. kaldık bir tek sözcük gelmedi ardımızdan nereye baksan oraya kadardı dünya el kadar tırnak kadar seni sen yapan ne varsa -ben baktıkça- bende sana benzeyen ay sende bana benzesin istedim içimde sana dönüşen ay ölüsüyle dolaştım gecenin sur diplerinde çözdüğümü düğümleyen bir ay var bedenimde |
BEŞ SATIRLA Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı. 1946 Nâzım Hikmet Ran |
Gece Bulutları... Gece bulutları gibi mahzun durma Paramparça... Birkaç damla gözyaşı Umutlara ve tüm sırlara... Huzurdasın üstünde insanların... Arasında yarılan ayların Kendi nefesinden uzak Ölümü öldüren canların... Delirmiş melek gibi Yakacaksın arşı Bil ki ağaçlar ayakta isyan da Karıncalar kıyamete gün sayar Karanlık da doymayan ervah da Birazdan ağaracak Nefret ettiğim günler Sayısı arttıkça Acizliğim ölüme göz kırpıyor Yapma böyle Çektiğin çileler adına Akan kanın kutsalına... Büyüttüğün hayatlarına Nefretimin verdiği acı Sevgimin intikamı biliyorum Acizliğimde hayatlarım... Ya peki ben? Nerde sığınacak eski limanım... Ve yol gösteren şimalım... Bülent Özdemir |
ÇAKIL Seni düşünürken Bir çakıl taşı ısınır içimde Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar Bir gelincik açılır ansızın Bir gelincik sinsi sinsi kanar Seni düşünürken Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır Deliler gibi dönmeğe başlar Döndükçe yumak yumak çözülür Çözüldükçe ufalır küçülür Çekirdeği henüz süt bağlamış Masmavi bir erik kesilir ağzımda Dokundukça yanar dudaklarım Seni düşünürken Bir çakıl taşı ısınır içimde... Bedri Rahmi Eyüboğlu |
İnsiye Ben, bilinmemesi gerekenlerin bilgesiyim; söylenmesi gerekenlerin ketumu... Durduğum yer, sezginin çıldırtan uçurumu. Konuşuyorsam, sonum olacağını bile bile; sözler çatıp bir gemi yapıyorsam, kaçırmak içindir sezdikçe bilinen, bilindikçe sezdiren birikimi, hep beraber kölesi olduğumuz algının yanıltıcı tufanından... Ben, köhne tapınakların esrik dervişiyim; kovuldukça aşk belenen. Müzmin insiyesiyim; hikmet içre olup hidayetten bihaber gezinen. Ve ben, ilacını bilip de bulamayan Lokman Hekim’im; bulsa da kullanamaz, yazgı aciziyim; ölümü getir bana ey eşsiz ab-ı hayat; çünkü ben, tılsımın değil perdeler ardındaki o büyülü formülün peşindeyim! Zafer Gün |
Kim ne derse desin sakin inanma Seni cok severim bunu bilesin Gerekirse tas basarim bagrima Baskasini sevmem bunu bilesin Ölümsüz sevgiyle baglandim sana Sen derman gibisin bedende cana Doyulmuyor senin tatli sevdana Ugruna ölürüm bunu bilesin Gözümü acarim yoksun yanimda Sevgin dolasiyor damarlarimda Murat alamadim sensiz dünyada Huzura ermedim bunu bilesin Ben neler duyarim kafama takmam Yakarim her seyi sensiz birakmam Yerine aglarim seni aglatmam Ben sana kiyamam bunu bilesin Sanki su ömrüme gaye olansin Birakma bu gönül askina yansin Atamam kalbimden icimde cansin Seninle yasarim bunu bilesin Sivasli zeki,nin ölmez sevdasi Neye yarar sen olmazsan dünyasi Güzelmidir bilmem mecnun leylasi Senden güzel yoktur bunu bilesin zeki kengel |
Aklıma düşmeye gör... Seynur İnal http://grafik.izedebiyat.com/ikon/167.gif Aklıma düşmeye gör Yeşil bir rüzgar gibi eser gözlerin Yüreğimden, çığlar düşürür... Özlemin, yıkar bentleri Gözlerimin nehirlerinden süzülür.. Aklıma düşmeye gör, Sevdaya uçan bir biçâre güvercin, Menzile varamadan vurulur... Yapraklarına, mahzun bir çiçeğin, İmkânsızlığın buseleri dokunur... Aklıma düşmeye gör, Hüzün makamında bestelenir sözlerin, gönlümün dilinde, söylenir durur... Asıp kanatlarına vuslatları, Uçar içimden vefasız kumrular, Bende kalan, yine hasretin olur... Aklıma düşmeye gör, Umutlarım gezinir Bakışlarının koylarında Ve Kapatırsın gözlerini ansızın, Vurgun yer yarınlarım, Gömülür ummanlara... |
Gün Eş Son U... Betonarme sözler yoğurdum umruma pul pul aktı haremden lal im dokunuşla dolayan gövde/mi gölgeme sır sıvayan ruhumdu şerare safirden ş e l a l e l e r e a k t ı cılız mıyım harcına kuyunun hani ya yardan uçkundu yankı şehlaya nazır pusdu hain duvar pir nur mu şahlanır usdaki sırattan ki ahreli kağıtlarına değin hak iz düşüm sesin yıldız yarası her seherde küresel kuzgun gözünde ahir demde döver ahı rüzgar adımlı kahin kar kaybeden kış hara karıştı usul usul çıt etti hilal siluetinde sin can alnın kılçığından koptu Lam Elif koyverdi damla topuzu leylim kirpik kirpik naçar yağmurun örümcek ilmeğinden pıt pıt tetik kesintisiz kurşuni güle güz sökünü gül/en az elmas yaprağı sancağında tek dal menekşe olsam ne geceye şafakta yetişmiş alaca huşu şuncacık mahmuz acısının ayrılık buluşu Araf''da kınımın ısırgan coğrafyası kırılgan duruşu pıtnağında şuncacık dur/u sayki ısırgan mahmuz göverir dostum göverir hörgüç sancıdan oysa dişiliği gocuntusuz ulu/sal kimliktir kamusal kemirisinde yağmalanmış şerhi ha Nar''dan yoksun Ay yılı harda ağmış gün eş sonu ha şakayık külünde bildinmi muktedir giz ötüşü darda... ırmak akarlı Anka doğurmanın yolu... Nursel Türkemiş |
Uçsuz bucaksız bir denizdi gözlerin, maviliğinde şimşekler çakan Bir kış güneşiydi gülüşün, zemheri ayazı günlerde içimi sıcacık ısıtan Bir kar tanesiydi tenin, dokunmaya kıyılamayan Bir anne tınısıydı sesin, kalbime nakış nakış ninniler okuyan. Bilseydi gözlerin bakmayı, elbet görürdü gönlümdeki sonsuz sevdayı Bilseydi gönlün yanmayı, elbet hissederdi içimdeki ateşten korları Bilseydi kulakların gerçekten duymayı,duyardı gecelerce adını sayıkladığımı Bilseydi kalbin benim için atmayı, işte o zaman yaşardım kana kana aşkını Ama sen gittin, ve ben işte o zaman bittim… Hani beni bırakıp gittiğin o gün var ya vefasızım Hani bir hiç uğruna gönlümü yıkıp gittiğin Yalnızlığıma yalnızlık katıp, çilemi bin kat arttırdığın o gün var ya İşte ben o gün bittim… Gönlüm hep karakış, baharı olmayan Gecelerim karanlık, sabahına ulaşamayan Ağzım lal olmuş, senden başka birşey konuşamayan Ve ben sen olmuşum, sensizliğinde seninle yaşayan Ben seni böylesine yaşarken kuytularımda Ben hayalinle avunurken hatıralarımda Ben rabbimden sonra taparken sana Sen gittin, ve ben işte o zaman bittim… tülay öksüz |
İkinci Tekil Yalnızlık - Kipi Kendinden Meçhul Şiir - N.Nedja İvanic http://grafik.izedebiyat.com/ikon/9.gif Şiir-geceler! amca Bir kağıt düşü çocuk bu geceler Adına yakın bir kafiye bulsam; Gizdüşümü olur kırık dökük heceler, çaresiz karanlığa kaçarım amca bir şiir daha düşmüş şu kaldırımlarda -Islak- belli ki yağmur yemiş güz yanından…. ben seni bulut-arar, şimsek çakar; korkardım ah çocuk yağmur yağsa susardım; kaldırımlardan gülücük toplardım…. şimdilerde ben şiir-çıplağım amca! utanır mı gece bir çocuğun gözlerinden…. -hadi ört üstünü çocuk şehir ıslak üşütmesin mısralar- utanır mı hiç şair çırıl-çocuk mısralardan… şehir susunca; ben şiir-ağlardım amca! Söndür şehrin ışığını çocuk, Açıkta kalır gözyaşların.. Bir gören olmasın; -vurmasınlar misketlerimizi- kan adımlar çocuk bu insanlar, bense şiir topallarım… kapat gözlerini ne olur amca okuma bu şiiri! ah çocuk bir bilsen vuracaklar herkesi saklan amca ne olursun önüm arkam sağım solum ah sen henüz öldürülmemiş bir çocuksun . . . amca sus yoksa şiir-oynarım…. hadi çocuk mısra-uyu, -sizde susun insanlar bağrışmayın-! amca görüyor musun? bak şehir! bak insan! yine mi gidiyorsun? görmüyor musun? şiir yağıyor geceye çocukların gözlerinden... hadi durma çocuk, soyun! çık dışarı! .. bu oynayacağımız son oyun gidelim mi buralardan amca çok korkuyorum ah çocuk şiir kovulduğum şehrin kaldırımları bu seni topluyorum duymuyor musun korkmayın ne olur insanlar ! Kaçışmayın sokaklara! küstürmeyin çocukları; kelime-ezilirim! amca kimseler yok ki kime bağırıyorsun . konuşmak kâr etmiyor düşen çocuk ben olunca -amca sen mısra mı ütüyorsun gecelerden? ah çocuk ana dilimi bırakıp gözlerinde, yine şiir susuyorum… |
Sen üzülme birtanem, Bu sana son sitemim. Bir sevda yeliydi esiverdi ansızın. Hasret ya,sen zannettim bir an...... .........Yürekten gelenlere dur diyemiyorsun .........Akıveriyor satırlara..... .........Alıp götürüyor beni sana. ..........Sevdamıza...... Aşk bu ya söyletir, Aşk bu ya dalarsın hülyalara....... .........Sen üzülme birtanem, .........Gerekirse ben giderim uzaklara.... Ne yazık. Yine bana hasret düştü senden yana, Anla işte yaralı bu yürek.....Ayrılıktan bu yana............... berrin adaş |
Annem ve Kırmızı Karanfiller Kâmuran Esen http://grafik.izedebiyat.com/ikon/27.gif Ne zaman ki görürüm soğuk bir kış gününde Dağ başına kar yağmış, buz kesmiş ortalığı. Senin sıcaklığınla içim ısınır anne! Bir kuş gagası ile yavrusunu beslerken O şefkatli ellerin bana dokunur anne! Her yağmur damlasında nurlu yüzün var anne Rüzgârda / saçlarımı okşayan elin gizli. Her yerde senden bir ses / gül nefesler geliyor Ne zaman ki karanlık bir odada kalırım, Resminden sızan ışık parlatır gözlerimi. Saksıda sardunyaya dokunsa parmaklarım O kadife tenini bulurum yaprağında. Seni saran toprağa basarken irkilirim İncitmekten korkarak o nazik bedenini Hayal etmek istemem seni ayak altında. Rüzgâr uğultusunda seslenmeni duyarım Zorlu hayat yolunda yürüyorsun yanımda. Hissederim / mutlaka dualar etmektesin Bir zamanlar gözünden kıskandığın yavrunu Bilirim / uzaklardan hâlâ gözlemektesin. İçimde kırmızı karanfiller büyüttüm senin için Ah ne olur gelip de doyasıya koklasan. Ellerinde tutsan uzun kış geceleri Sıcaklığım sinmiştir nasılsa yaprağına Dondurucu soğuklarda karanfille ısınsan Varlığını gittiğim her köşede duyarım. Dokunamam bedenine / tutamam ellerini Buluşacağımız günün hayaliyle yaşarım Sararım kollarımla bırakmam seni artık Başımı omuzuna dayayıp da ağlarım. Sırtını dağlara yaslayan ova bile Bereketli ellerini arıyor / bağbozumu. İşlediğin tarlalarda boynu bükük ekinler Doldurmuş hasretinle / doyurmuş başağını. Ne çare ki hepimiz yokluğunda tükendik Bekliyoruz ömrümüzün artık son akşamını. |
Aslında biliyorum Denizin mavisini tadını tuzunu O eşsiz albenisini yakamozunu Dalgalarının seriliğini Martıların sevincini Yosunların balıkların gizemini Aslında biliyorum DEĞER verilmediklerini Hani kim varki bir sahil köşesinde oturup denizin uçsuz bucaksız ufkuna bakarken Maziyi dalmamış hatılaları canlanmamış Acılarını anlatmamış hasterini dile getirmemiş Hatta bazen koynuna düşmemiş kim varki Martıları seyretmeyen varmı? keşke onlar kadar Özğür olsaydım diye düşünmeyen kim varki Sarmaş dolaş sevgileri seyretmeyen O sevgilerin kutsallığını bilmeyen kim varki Huzuru bulmayan kim varki sahil boyu dolaşırken Sıcacık yaz gecelerinde şarkılar söyleyip Çılgınlar gibi sarhoş olmayan kim varki? asiye atabaş |
AKŞAM Birden hatırlarsın, O da seni - - birden bazan: Nerde, ne yapar şimdi Parlar bir özlem anılar arasından. Bu akşam ne garip sözcük Sanki ilk duydum, yadırgıyorum: Akşam. Bilmem bulur muyum Yollara baksam? Söner yangın birazdan Yatışır özlem. Bir gün karşılaşırız Bir gün, bir yarım akşam. BEHÇET NECATİGİL |
ÇOCUKTUM Çocuktum hep kardan adamlar süslerdi düşlerimi Büyüdüm Hep kardan adamlar oydu yüreğimi Çocuktum Hep ölümsüz aşkları okurdum masallarda Büyüdüm Ne aşklar satıldı o körkütük masallarda Çocuktum Şerefti,itibardı bütün kapıları açan itibar Büyüdüm Hiç bir güç tanımadım para kadar Çocuktum Saçlarından tutardım Ümitleri Büyüdüm Ezberledim bütün ihanetleri Çocuktum Yaşam bir yağmur gibi düşerdi avuçlarıma Büyüdüm Şimdi hep çocukluğum geliyor aklıma SAKIN............. SEN BÜYÜME ÇOCUK. Ahmet Selçuk İLKAN |
gülüşün eklenir kimliğime Gün biter gülüşün kalır bende anılar gibi sürüklenir bulutlar Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır yarım kalan bir şiir belki de Aykırı anlamlar arayıp durma güz biter sular köpürür de kapanmaz gülüşünün açtığı yara uçurum olur cellat olur her gece Her gece yeniden bir talan başlar acı ses olur, ses deli bir yağmur eski bir eylüle gireriz böylece Sığındığım her yer adınla anılır ben girerim, sokağı devriyeler basar bir de gülüşün eklenir kimliğime Ahmet Telli |
ÇAPRAZ Biliyorum dedim, baktım, baktınız Zaman hiç geçmez mi Sordum, sorguladınız Camlara yapışmış çiçek ölüleri Yüzleriniz Sokaklar boydanboya Adresimi sildiniz Beklemek böyle bir şey Islıkla bir korkuyu geri çevirmek Ucu keskin bıçakla Bir bulutu kesmek Duman gibiydi, kadın gibiydi bulut Gölün üstüne dağıldı Yarasında koyu bir gece Ağdı suya Üstüne fotoğraflar çektiniz Unutulmus kadınlarin dalgın ve agırdır Anıları Sevmeyi bilseydiniz Define avcısıydım Bundan önceleri Haritasız dedektörsüz Pusulam yosun tutmus Ağaç gövdesi.. Gizli dehlizlerden geçmek kolay Toprak kökleri Bir geyik çalımıyla biçmişim Kendim soymuşum gizlerini En büyük aşk orda gömülü Toprağı elemişim Bedelini ödeyemezsiniz Üste bir ömür sürdüm Ödüllü bir yalnızlık benimkisi Var varanın Git gidenin Bir rüyayi getirenin Nereye kadardır becerisi Aralıktan rüzgar giriyor Ya tam açın Ya kapatın artık pencerenizi Özel Arabul |
Ölüm kadar zordu gözlerin Ne benim oldular, ne aklımdan çıktılar. Son kadehlerim oldun bazen Bazen yeni bir sigarayı yakış sebebim Şimdi ellerinden uzak olduğum kadar uzağım kendimden, Hiç bitmemiş siyah beyaz bir puzzle gibi hayat Parçaları birleştirmeye korkuyorum Bitince sen çıkarsın diye titriyor ellerim. Ölüm kadar zordu ellerin Ne benim oldular, ne aklımdan çıktılar. Ayrılık şarkıları oldun bazen Bazen buralardan kaçış sebebim Şimdi beyazlar dans ediyor saçlarımda Seyretmediğim siyah beyaz bir film gibi hayat Seyretmeye korkuyorum Bitince sen çıkarsın diye dinmiyor gözlerim Ölüm kadar zordu gidişin Ne benim oldun ne aklımdan çıktın. KORAY KARAMANLI |
AY KARANLIK Maviye/Maviye çalar gözlerin, Yangın mavisine/Rüzgarda asi, Körsem/Senden gayrısına yoksam Bozuksam/Can benim, düş benim, Ellere nesi? Hadi gel, Ay karanlık... İtten aç/Yılandan çıplak, Vurgun ve bela Gelip durmuşsam kapına Var mı ki doymazlığım? İlle de ille/Sevmelerim, Sevmelerim gibisi? Oturmuş yazıcılar Fermanım yazar N'olur gel, Ay karanlık... Dört yanım **** zulası, Dost yüzlü, Dost gülücüklü Cıgaramdan yanar. Alnım öperler, Suskun, hayın, çıyansı. Dört yanım **** zulası, Dönerim dönerim çıkmaz. En leylim gecede ölesim tutmuş Etme gel, Ay karanlık... AHMED ARİF |
Desem ki Ellerini İstiyorum Tayyibe Atay http://grafik.izedebiyat.com/ikon/9.gif umutları yarına erteleyip sana çiziyorum yollarımı... tutup tutup, matkaplara vuruyorum bağrımı; döküm döküm etlerim...bak! geceye sarıyorum yaralarımı, ağlayarak... yıldızlar bilir ençok, birde düşlerim, birde taş yatak... oysa sen! kırktabir gelirsin, kırkta bir uzanırsın yanıma,nazlanarak... ve yağmurlar, ve hüzünler, ve seni taşlarına dizdiğim yollar, ve hasret!... ebabil kuşlarının dönüşü gibi, durup durup kıvrılırım sana... göçün sancılarını yazıyorum şiirlerime oku ve anlat!... gökte nasıl üçgen çizerse turnalar, yüreğimi çizdim sana! çizgisi metrelerce kanat... geliyorum işte kapına maviliğinde uçarak.. umutları yarına erteleyip, sana çizdim yollarımı... tutup tutup, derinliğine vuruyorum kendimi karanlığın... yılanlar kayıyor dağlardan ovalarıma, ben burgaçlarında solungaç!.. korkuyorum sevdiceğim,elimde değil!.. dağlara kaçıyorum yeniden seni de yanıma alarak... ve emeğm, ve ekmeğim, ve bebekliğim,masumluğum, ve gençliğim, ve beş para etmez geçmişim, ömrüm... ve de yalnızlığımı yaşayan köyüm, ağlıyor arkamdan el sallayarak... sen doruklardasın ya, sen çağrısındasın ya sevdanın; işte yollardayım, işte yokuşlardayım,yalınayak... işte turnalarda, işte ebabil kuşlarıyla bulutlarda işte yanındayım, ve ellerim koynumda,aç bak!.. sımsıcak... umutları yarına erteleyip, sana çizdim yollarımı... usulcacık, ama usulcacık sevdiceğim!... hayaline dalıyorum... ısınıyor taş yatak.. gece yorgan, kollarım yastık, desem ki sırtım kan revan, desem ki sırtım delik deşik, desem ki yılanlar çöreklenmiş bağrıma, desem ki korkuyorum,yalnızım... desem ki ellerini istiyorum... desem ki leylim vaktini bekliyorum, gel artık!... |
Namluya dayanır yola dalarsın Durusun bakışın yaman be Ali boşuna tetiği ne kurcalarsın Var daha ateşe zaman be Ali Yıllanmış bir çınar pusuluk yerin Neredeyse gelecek beklediklerin Var iki atımlık cani kederin Desene işleri duman be Ali O'nu sen büyütte soğut boyunca Kendini ellere versin o gonca Sözüne kanmadın bunu duyunca Gönlündü gözünü yuman be Ali Geldiler beklenen çiftler ormana Duruyor iki genç ne hoş yanyana Bir kurşun kadına bir de çobana Çınlasın yıllarca orman be Ali Görünce uzanmış yar kucağına Boynunu dolamış zülfü bağına Kurşunu *****ye atacağına Kendine çevirdin aman be Ali Faruk Nafiz Çamlıbel |
ARDINA BAKMADAN KAÇMALI Aşkların en güzeli arkadaştan bir derece üstün sevgiliden bir derece az omalı sevda denizinde çok derinlere dalmamalı vurgun yeme riski var bir kez yersen bir daha sevememe riski var en iyisi sığ sularda yüzmeli ayakların yerden kesilmemeli sevda denizinde en iyisi gözlük takmalı etrafı iyice görmeli vurgun yemiş birine rastlama ihtimali çok tehlikeli anlamadan çeker bizi de içeri en iyisi denize girmeyip karşıdan bakmalı karadan ayrılmamalı ayakları suya sokmamalı tehlike anında ardına bakmadan kaçmalı. ............................. Fulya Aydın |
Ayrılık şiiri Her satırı mendireğe dizili karabatağa benzeyen bir mektup bırakarak balıkçı koyundan sisler içinde uzaklaşan kayık gibi bir sabah usulca ayrıldın koynumdan Bütün yolcularını boğaz köprüsünün çaldığı araba vapurunun boş seferleri gibi yalnızca rüzgar gezinir sensiz yüreğimde Durgun bir sudur aslında deniz ki çocukların acemi oltalarını denedikleri kuytu bir iskelenin tahtaları altına yazdığım ayrılık şiirini okudukça dalgalanır Sunay Akın |
Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim Şöyle diyebilirim : 'Gece yıldızlardaydı Ve yıldızlar, maviydi, uzaklarda üşürler' Gökte gece yelinin söylediği türküler Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim Hem sevdim, hem sevildim, ya da o böyle söyler Bu gece gibi miydi kucağıma aldığım Öptüm onu öptüm de üstümde sonsuz gökler Hem sevdim, hem sevildim, ya da ben böyle derim Sevmeden durulmayan iri, durgun bakışlı gözler Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim Duymak yitirdiğimi, ah daha neler neler Geceyi duymak, onsuz daha ulu geceyi Çimenlere düşen çiy yazdığım bu dizeler Sevgim onu alakoymaya yetmediyse ne çıkar Ve o benimle değil, yıldızlıdır geceler Yürek zor katlanıyor onu yitirmelere Bakışlar sanki onu bana getirecekler Böyle gecelerdeydi ağaçlar beyaz olur Artık ne ben öyleyim ne de eski geceler Sesim ara rüzgarı ona ulaşmak için Şimdi sevmiyorum ya, eskidendi sevmeler Şimdi kimbilir kimin benim olduğu gibi Sesi, aydınlık teni, sonsuz uzayan gözler Sevmiyorum doğrudur, yürek bu hala sever Sevmek kısa sürdüyse unutmak uzun sürer Bu gece gibi miydi kollarıma almıştım Yüreğimde bir burgu ah onu yitirmeler Budur bana verdiği acıların en sonu Sondur bu onun için yazacağım dizeler Pablo Neruda |
girdap sandıkta kan döküyor çarşaf kına tutmuyor cenazeden düğünün elleri töredir lâl gülüşte hızma yüzük parmağında dikenli tel geçit vermez ergin suyun hançeri rojin ömrüne yoksul puslu sadâ toprağın gelin öpen körpe kaderi sır akıyor gecenin omzundan beşikte kır kokusu oğul derya masaldır er kişiye aşk-ı muhabbet dökülsün ten uykusuna zülüf düş kenarında gül bakışlı oya rojin tanrı'nın sırça eli umudun güz dalında bir gölgesiz leylâ Ferhat Gülsün |
Gözlerim sızdırır acımı, Yüreğim aşk kaybetmekte. İnmez ellerim gök kubbeden... Kabul olmaz mısın? Bulamam seni! Hayalinle buluşunca sen, Hep üçüncü şahıs olurum ben. Bi çare izini sürerüm yollarda, Başka bir kalbe mi saklısın? Bulamam seni! Adımı senden duyunca Kendimle yeniden tanışırım. Vurulurum ansızın sokak ortlarında. Sımsıkı yumarım gözlerimi; Açarım... Bulamam seni! sedat tezcan |
Şairsin Saçlarımda Berfin Toprak Hangi avucuna sığdırayım şimdi bu kuşu Seni hangi sözcükle özetleyeyim Kimin türküsünü dinlesem senin melodik sesin Sesini hiçbir dize anlatamıyor kahretsin Gözlerin hiçbir ayak izi barındırmamış bir dağda Esmer açan bir çiçek Koklanmaz, koparılmaz, dokunulmaz… Bak yine kalemimin ayağına dolaştı harfler Bak yine parmak uçlarında bir güvercin yine esmer Benim saçlarım saman kâğıdı Ve sen yine şairsin saçlarımın her telinde kaleminle |
Sonsuz Şiirsin Sen fırtınalı havalarda açılırdın denizlere yüreğin yorulurdu aşk dönüşleri pamuk pamuk beyaz güller ruhunda tek yaprağı yanar döner ebruli ne mümkün anlatabilmek seni bir kelebeği anlayabilmek ne mümkün bilirim incinirsin avuç içlerinde yağmurlar kanatlarına hüzün ruhunu donatan o beyaz güllerin yanar döner ebruli yaprağından dizelerime siner kokun sonsuz şiirsin sen çoğalır çoğaltırsın bir gün her şeyi alacaklar üstümden aklım düşlerinde kalacak şeftali çiçeğim kimse benden alamayacak bir şeyi boynunun kuşatan sıcaklığıyla gideceğim İhsan TOPÇU |
Neden geldin küçüğüm? Minik minik ellerinle, Ufak tefek bedeninle, Dünyadan haberdar olmayan yüreğinle, Neden geldin? Sana hayatı anlatmalıyım. Karnını bile doyurmadan önce; Belki yol yakınken, Dönmek istersin geldiğin yere Bu vebali taşımak istemiyorum. Bak küçüğüm! Hayat denen bilmece O kadar zordur ki, Aklın şaşsa da çözemezsin. Başına gelecekler Sırasıyla bir bir gerçekleşir de Sonunda iyi bir şey göremezsin. Sen küçükten, Kendini her duruma Hazırlaman için anlatıyorum. Dediğim gibi pişman olmayasın benim gibi. Mucuk mucuk gözlerini, Zerre kadar kulağını açta iyi dinle. Bir kere hayata karamsar bakma. Hep sev dostlarını, Güneşin doğuşunu, Civcivin ötüşünü, Ağacı, yaprağı; Kısacası börtü böceği. Sev ki göresin. Analar ne yiğitler doğurmuş Ama yüreğini kof koymuş Sev ki elmas diye Dokunmaya kıyamadığının Yanında kül kadar Değerinin olmadığını göresin. Sev ki hayatının baharında, Benim gibi yaşamadan ölesin. cuma yat |
Karanlığı Islıkla Geçerken 1. şu çirkin gecenin sözde sessizliğinde bilirim kuşlar ölür suskunsa gün geceler korkmalı pusularımdan yarına bir kuş öter içime sakladığım 2. zor sığmak güne zamana kanat olmadan sığınır tüm beyinler geceye de sokulgan göğüslerini tadarız geleceğin 3. kaçmışsın diye fırtınadan sevinme limandaki kaptan ha demirlemiş limandasın bugün ha dibini boylamışsın denizin 4. kuyularımızda boğduk yangınlarımızı göçebe köprüler kurduk engellerimize 5. insanlığın tarihiyim ben birikmişim güne bugün burdayım yarın başka yerde 6. içimizde uzayan derinlik güne başlarken gökyüzü sabah 7. şimdi bir kuş öter öter de yetişemez sesine karanlık erir arayışla deler çıkmaz sokağı bir mutlu aralık 8. bu sus ağacında bunca insanın işi ne sürekli çıkıyorlar çıkıyorlar ama kendileri yok İhsan TOPÇU |
Adı Ne Olmadığın Mevsimin? Üşüdükçe, uzuyor gece... Sis çöküyor içime! Uzadıkça, üzüyor gece! Mevsimler dökülüyor Kurşun rengi ağaçlardan Kavruk sarı! Topraktan kök... Ve çeneden diş sökülür gibi koptu elin avucumdan; bir beyaz güvercin gibi oturuyorken parmaklarımın arasında! .. Böceklere terkedilmiş yuvalar gibi, şimdi bomboş avuçlarım... Korkuyorum; İçime bakmaktan! ..... Sen olsaydın, ne koyardın yokluğunun adını? Üşüdükçe, uzuyor gece... Üzüyor üşüdükçe ve içimi sis bastıkça, hatırlıyorum; sen ve ben 'bir' olurduk... Bir 'bütün'lüktü bu birlik, çokluktu; yokluk değil... Az değildik bir iken; fazlaydık ve yoğunduk... Çoğulduk ve zengindik... Çoktuk bir'ken! Ya şimdi? .. Topluyorum, topluyorum, toplayıp duruyorum kendimi yalnızlığımla... Ben, bir... Ve bir de yalnızlığım, asla 'iki' etmiyor! Lokmamı kırsam bile paylaşmak için; avucumda kalıyor... Sözüm, dudağımda kalıyor ve gözüm; kucağında kapanıyor yine, yalnızlığımın! Toplanmaya çalışsam da olmuyor... Doksan dokuz parçamın her biri bir köşede; boncuklarım saçılmış bir araya gelmiyor! Üşüyorum... Üşüyor gece... Üşüdükçe, uzuyor; uzadıkça üzüyor ve sis çöküyor içime! Mevsimler dökülüyor kurşun rengi ağaçlardan; kavruk sarı, ve savruk sarı bir yel esiyor içimde! ..... Fırınlar tutuşmuyor çırasız, kaynamıyor tencereler ocaksız... Ben, üşüyorum; şöminede kül gibi... Bilerek, yokluğundan soğuk mevsim olmadığını! Adı var da her şeyin Ne deniyor olmadığın mevsime? Bilmiyorum... Yokluğundan daha soğuk bir mevsimi tanımadım ki... Bilmiyorum sensizlikten daha soğuk bir mevsim... Muammer Erkul |
Gül Yüzlüm ismail sarıgene Uzaklardasın biliyorum. Acılarını kaynatırken isli kazanlarda, Hasretini kaç kez kundakladım geceye. Kaç kez adını yazdım yüreğimdeki son kelepçeye. Vuslatlarımı adamışken ömrüne, Sabah ezanında gözlerinle doğ Kırık pencereme.. Korkma gül yüzlüm. Ayazlar vursa da gönül bahçemize, Bakışlarını yüreğime, Adını dilime mühürlemişken Sevdanı sökemezler ki dudaklarımdan. Ve sen acılarıma gülümse yeter ki; Avuçlarından bal niyetine içeyim zehirleri, Gözyaşın diye tozlu dudaklarımla emeyim nehirleri. Yeminliyken gözlerin gülümsemeye, Bırak aksın mürekkebin satırlara.. Öyle bir aksın ki, Susuz ciğerlerim mutluluğu icsin Zümrüd- ü Anka'nın avuçlarından. Dertlerime derman olsun diye gülüşlerini iciyorken Bırak karanlıkların icine göm beni. Ne de olsa toprakta filizlenip Bir gün gözlerinin icine doğacağım. Bir kez olsun ağlarsan bensiz, Ömrümün zulasına astığım kefenleri öpeceğim. Bir gün benden önce göçersen Bu fani alemden Meleklerin kanadından Usulca toprağındaki ciceklere düşecegim. |
BUNALIM İKİLİKLERİ kuşkusuz yıkar engellerini yüksekten akan su nasıl taşıyabilirim kendimi kaynağıma sınırlarını aşarak bilimin nasıl dönüştürebilirim gülü anında gül bahçesine sanki içlerine sinmiş tarih nasıl öğrenebilirim duvarların saklı dilini son nefesimi vermeye az kala nasıl takılabilirim masum bir kelebeğin ardına en gelişmiş laboratuvarlara götürerek zamanı nasıl çoğaltabilirim bir saniyenin ömrünü sorular çocuklarındı en çok / yanılmışım nasıl azaltabilirim onları yaşlandıkça bir şey var bir türlü çözemediğim nasıl kaldırabilirim hayatla aramdan zamanı kör olası yanlışlarımın da nasıl anlatabilirim doğrularım kadar önemli olduğunu çocuklarımın ve eşimin tutkusunu bile bile nasıl fırlatabilirim pencereden televizyonu olacağı buydu demeden nasıl yok edebilirim yok etmeden dünyayı ey yaşam kırık anlar toplamım nasıl barıştırabilirim beynimle yüreğimi kılları çok sevdiğimden değil ki sakalım nasıl inandırabilirim kendimi eskidiğine yüzümün düşlerim benim sonsuza dokunan sorularım nasıl koşabilirim önünüzde ah nasıl gençliğimde günah saydıklarımdan bazılarının nasıl söyleyebilirim aslında güzel şeyler olduğunu dönüşsüz yollarım çıkmaz mağaralarım nasıl soluklanabilirim günsüzlüğümde sivri kayalıklı uçurumlara takılı kaldım nasıl tırmanabilirim kanayan yerlerimle ihsan topçu |
Istırap veriyor artık bana geceler Kanıyor yüreğim,acılarım başlıyor gün indiginde Yinede seviyorum seni acılarımı paylaştıgın için. Bazen çok karanlık oluyorsun. Hep karanlıkta olsan seviyorum seni Duygularımı sende anlatıyorum çünki Temiz aşkımı,yalın sevgimi Sevdigimin sarı saçlarını sana anlatıyorum çünki Sevdigimin omzuna elimi atıp, Ona seni seviyorum dedigimi, El ele sahildegezdiğimizi, Denize beraber taş kaydırdıgımızı,Hep sana anlatıyorum. Onsuz gecelerde içimin kanadığını Dalga dalga gelen yalnızlığımı sana anlatıyorum. Istırap versede GECELER´i çok seviyorum. feyzullah evcil |
| Saat: 14:38 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık