![]() |
Bağrımda Açan Gül Bağrıma bir acı olup yerleştin Gözlerindeki anlamı Hareketlerindeki anlamları Biliyorum İçindeki fırtınaları okuyabiliyorum Yaşadığın içinde yaşattığın duygularını biliyorum Güzel gözlü kız Beni sevdiğini biliyorum Beni sevdiğini biliyorum Sana kalbimi ruhumu Tüm saf duygularımı Açmak isterdim Açamam bilmediğin acılarıma cefalarım Çilelerim var Hayatta kalmak istemediğimi bilmiyorsun Hayatta kalmak istemiyorum Yaşamak istememe sebeplerimi bilmiyorsun Seni zayıf ve güçsüz yanlarımın yaratacağı sıkıntılara sürüklemek İstemiyorum Yüzün kadar ruhun da mahsum Kalbin kadar gözlerinde güzel Seni tüm saflığınla ve güzelliklerinle Acılarıma çekmek istemiyorum Güzelim şunu da itiraf etmem gerekiyor Sana aşık oldum Seni seviyorum Tüm acılarımın yarattığı pusu biraz olsun azalttın Hayata biraz umutla bakmamı sağladın Yüzündeki güzel gülümse ruhuma uzun bir aradan sonra Huzuru yaşattı. Güzel kız seni seviyorum Ama hayata karşı olan güvensizliğim elimi bağlıyor Sana doğru uzatmama engel… Yakın bir zamanda defalarca ölümün kıyısından dönüşümün Yaraları henüz iyilşemedi sana doğru adım atmama engel Tüm yazdıklarım ve yazamadığım Acılarıma inat seni seviyorum Yüreğinle acılarıma ortak olabileceğine İnanıyorsan Beni hayatta tutmayı başarabileceğine inanıyorsan Kalbim sana açık Kırpıp durduğun gözlerindeki huzur verici ışığınla Vücudunda oluşan heyecanlarla Ruhundaki saflığınla Seni bekliyorum Bana bir adım atmanı bekliyorum Güzel kız seni acılara sürüklemekten korkuyorum Gel ve beni bu korkulardan kurtar Hayata bağlanmamı sağla Aşkınla güzel yüzünle Gel seni bekliyorum Seni inanamayacağın Kadar çok seviyorum. Kalbim sana açık Her zerre acıma inat Her kindar yaralarıma İnat seni seviyorum. Ahmet Doğru |
HAMD U SENA Ne var ki mevcûd ise âlemde, güzel, doğru, iyi; Arayan fikri, bulan râhu, seven sevgiliyi Bize bahşetmiş olan Hazret-i Rahmân'a şükür. O büyük Rabb'e şükürler ki, ayak bastığımız Yeri halketti barınsın diyerek varlığımız; Ve yer üstünde hayâlin cereyânınca uzun, O büyük Rab ki, ışıklar yakıyor göklerde, Lûtfunun feyzini, görsün diye insan yerde; En büyük nîmete hamd, en küçük ihsâna şükür. O büyük Rab ki, ufuklar boyu nîmetlerini, Hüsn ü an, reng ü füsun, aşk ü cünûn mahşerini Gayrı kâfi görerek sevdiği biz kullarına Şimdiden vâdediyor başka bir âlem yarına; Mâ-i Tesnîm'e şükür, Ravza-i Rıdvân'a şükür. O ki, sedâsına yandıkça bütün mahlûkat, Arş-ı Alâ'da Ezel kasrına çıkmış yedi kat, Geriyor hüsn-i ilâhîsine atlas perde... En güzel vuslatı tattırmak için mahşerde Bize, gündüz gece, zehrettiği hicrâna şükür. F.N.Ç. |
ÇEŞMELER I. Benim yalnızlığımdan Damıtılmış çeşmeler Kurumuş unutulmuş Ceşmelerin akışıyım İnsanlık içinde Ay görmez onları onlar ayı görür Aydan haberlidirler Söylediklerinin çoğu Ay hakkındadır Aya dair Ayın tarihine ait Fındıklılı Mehmet Ağa Çeşmesi Silahtar Tarihinin yazarı Yenilmez karpuzlar Acı salatalıklar yıkamıştım suyunda İçilmez Bozuk suyunda Gece yarısı Ayışığında Yaz ay ve ben Silinmeye yüz tutmuş yazı Ölümü hecelemiştik Ortalığı dolduran sesinde Ta... aşağılarda olan yatıra Bir türkü söylüyordu Ölüm ötesinde açmış Menekşeler kimliğinde Ölüydü insanlar Yalnız yaşıyordu o yatır Ve o çeşme Ben de Sıratı andıran bir çizgide Soluyordum devrildim devrileceğimi Hayatı ve ölümü birlikte Aynı geçmezlik ve değişmezlikte Aynı yenilik ve tazelikte Ürpererek geçiyordu yarasalar Uzaklardan Beyoğlu'nu bir telgraf gibi İleterek birbirine S.KARAKOÇ |
Yeniden Ahududu reçelim Dut pestili gülüşüne Çok susadı yüreğim!.. Yediveren tomurcuğu yanaklarında eriyen kaybolan… geçtiğin yollarda açılmak için çan atan çiçek benim!.. Yırtmak istiyorum ayrılıktan yıpranan kozamı ipekböceği ömrü kadar.. bir mutluluk için!.. gel el ele verelim!.. Tek başına tat vermiyor… Yoksunluğun şarabından içmek… gel yine berâber içelim!.. gülleri kıskandıran sevdâmızı yeniden ezber edelim! Yeniden yazsın rüzgarlar adımızı Göklere, bulutlara resmimizi çizsin dağlara!.. Yeniden düşler ülkesine hayâller diyarına gidelim!.. Gülsuyu rengi gözlerinde kendimi kaybettiğim bilinmesin, söyleme kimseye!.. ne olup bittiğini yalnızca biz bilelim!.. Kara üzüm pekmezi bakışların öksüz kalmış resimlerimin tek tesellisi!.. Hatıralarımı özlem emzikleriyle beslediğim dedikodusu yayılmış her tarafa deme sakın, yayan değilim!.. Yüreğini damıttığı rafineri demişler gözlerine!.. Desinler, mühim değil!.. Kıskansınlar, aldırma!.. Biz birbirimizi sevdiğimiz, ve sevmemiz gerektiği için sevelim!.. isimsiz kral |
HIZLA AKAN MIZRAK Sabahtır Alkışlar gecenin Sıcak damları sükûn yapılarıyla Aydınlatır bir ucundan Kahvaltı sofrasında çay tasını Düzgün uysal Işıklı bir de ağız Gizlice götürür hücreyi bütüne Ve akla her gelen telgraf telinde Öpüşür iki güvercin İncelmiş ve yumuşamış gagalarıyla Bu geçen mızrak Kalın kararlı Atanın değer biçilmez atıyla Kuşkusuz yolunda gerek Mızrak geçer ışığı Geçer geceyi dolduran karanlığı da C.ZARİFOĞLU |
Mâden İşçisi Kim bilir ne de zordur Yerin metrelerce altında gün Yüzü görmeden umuda kazma sallayan Bir kömür mâdeni işçisi olmak. Kim bilir ne kadar da zordur Bir grizu patlamasında Evine ekmek götürmek pahasına Canından olmuş bir mâden işçisinin Gözü yaşlı yakını olmak. Ölmek kolay da yaşamak zor zanaat. (21 Ocak 2006/ İstanbul) Timur İlikan |
Git Bana değil Uzaklara bakıyorsan Benimle değil Başkalarıyla paylaşıyorsan İçimi değil Dışımı seviyorsan Birdenbire değil Yavaş yavaş öldürüyorsan beni O zaman çek git hayatımdan. isimsiz kral |
UYUYAN GÜZEL Haziran bir gece yarısı Tenimde serin, gizemli ayışığı Altın kıyıları Nemli, baygın tütsüler yayan Dingin zirvelere Ezgiler eşliğinde akışan damlacıkları Usulca evrensel vadiye kanatlanan Ulaşılmaz, gizemli ayışığı... Eğiliyor biberiyeler mezarına, Zambaklar dalgalara Çürüyor suskun yıkıntılar Göğsüne sarıp gecenin sisini Çekiliyor sonsuz uykuya Lethe gibi, bak! Nehir, bile bile Uyukluyor yatağında Hiç uyanmayacakmış gibi Irene'in yazgılarıyla yattığı yerde Uyuyor tüm güzellikler! Ah, görkemli prenses! Gerçek olabilir mi- Bu pencere, kara geceye açılan? Ürkünç kımıltılar perdelerde Eğleniyor alaycı ruhlar ağaç tepesinde Sesleniyor her aralıktan Arsızca odanda dolaşan Bedensiz ruhlar, büyücüler Süslü kapağı altında gömütünün Gizlenmiş uyuyan ruhun, Uzayıp kısalıyor duvarlarda gölgeler Beyaz hayaletler gibi uçuşan... Ah, sevgili prensesim! Hiç mi korkmuyorsun? Ne rüyalar görüyorsun? Belli ki uzak denizlerden gelmişsin Küçük bahçemizin sadık ağaçlarına Ne tuhaf rengin... Giysilerin... Saçlarının uzunluğu Ve bu dayanılmaz sessizlik! Prenses uyuyor! Ah, bırakın uyusun Kutsal sığınağında Tanrı'nın, derin derin Bir kez daha kutsal kılınsın bu oda Bu yatak, melankolik, bir kez daha! Yalvarırım Tanrım, gözleri açılmadan Gömütüne hayaletler uğramadan Uyusun prensesim! Aşkım uyuyor! Ah, bırakın uyusun İncitmesin solucanlar bedenini Uyusun sonsuza dek Yaşlı ormanın loş kuytularında Açılsın yüksek kemerleri gömütünün Dağıtarak karanlığı ansızın Üzerinde işlemeli tabut örtüleri Anımsatır atalarının cenazesini Utkulu, sevinçli, huzur verici... Küçük bir kızken Taş atardı prenses Ayrıksı bir gömüt kapısına Bir yankı daha, her taşla Ürkerdi düşüncesinden bile, Günahkar çocuk, biçare! Ölünün iniltisiydi, yükselen gömütten... Edgar Allan POE |
Gitmelerim Sen de Kaldı Bir düş ağlıyordu ilk ışıklarında sabahın Bir sevda adanıyordu tan gölgelerinde Uzağım dedikçe yakınıma sokulan izdüşümlerin Parıltısı sarıyor gitme şarkılarımın eteklerini Salıncak öykülerinde pandül hayatlar misali Dinlemde yorgun zamanların arsız kuşları Sen sevda Dörtnala gelse de uzak asya’dan Diz çökmüş çaresizliğine Nazım Aranmış Can baba anason dalyanlarında Yetmedi bir de “ kaptan” sustu aşk-ı mecburiyetten Hala süregelen hükmün Yakmaktayken her sevdayı fermanlarınla Dinmek bilmeyen şehvetinin esirinde Çıkmakta yel değirmeni seferlerine gönüller Üşengeç dalga kıranların hapsindeyken terkedilişler İnmekte meyanından çığlık çığlığa arzular Kimsesizliğini duyurmak istencinde Başını bağladığım erguvan ağzı şiirler Yokluğunun sancısındayken eylül düşlerim Ne sen kaldın geride aşk Ne ben öldüm derinde Ve de gitmelerim Sen de kaldı ya Ayıpsı iç çekişle Gülmekteyim berinde ... isimsiz kral |
Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak sana bakmak suya bakmaktır sana bakmak bir mucizeyi anlamaktır sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır aşk sorgusunda şahanem yalnız kelepçeler sanıktır ne yazsam olmuyor çünkü bilenler hatırlar hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar bahçıvanlar değil tüccarlardır sen öyle göz sen öyle toprak ve güneş ortaklığı sen teninde cennet kayganlığı iken sana şiir yazmak ahmaklıktır bir tek söz kalır dişlerimin arasından ben sana gülüm derim gülün ömrü uzamaya başlar verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim ben sana gülüm derim gül sana benzediği için ölümsüz yazdığım bütün şiirler sana başlayan bir kitap için önsöz sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır her şey olmaya hazır sana bakmak suya bakmaktır gördüğün suretten utanmak sana bakmak bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır sana bakmak Allah’a inanmaktır Yılmaz Erdoğan. |
| Saat: 13:16 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık