![]() |
Adımları Yok Bu Dansın Can kafesimde bir güvercin, yuvasını arayan; Bir de sen yeşil gözlüm, can yüreklim, alınyazım! .. Bir ben vardım, her salınışta gönüllü kaybolan; Bir de sen, sıcağına sığındığım! .. Bir kulağımda nefesin vardı, dinlediğim; Diğerinde o eski şarkı, anılardan çağırdığın... Yüreğimin bir yarısında bir mutluluk, özlediğim; Diğer yarısında bir sızı, hiç duymadığın... Bir kolumla sımsıkı sarılmıştım boynuna; Diğeriyle tutunmuştum düşlere, hesapsız! .. Bir gözüm pırıldarken mutluluk sarhoşluğuyla; Diğerinden bir mavi damla süzüldü apansız! .. Can kafesimdeki güvercin ne kadar çırpınsa da Bakma, o da bilir aslında kanadının vurgununu... Yine de uçar yüreği ardınsıra; Gözlerinin ışığı avutur yorgunluğunu... Bırak çalsın şarkılar, düşlerim raksetsin gizlice; Seninle bu biricik dansım yarım kalmasın! .. Biliyorsun ya sevdiceğim, hâcet yok uzun söze; Adımları... Adımları... Adımları yok bu dansın! .. |
Her Nere'ye Baksan Benim sevgim suya benzer Akar kalbini derinliklerine Seversin sevilirsin gün geçtikçe Her nereye baksan Görürsün hayalimi çaresizce… |
Benden bir sey Benden bir sey Benden bir seyler koydum Sevgi dolu bakisa Hasretlerle kivranisa Riyasi olmayan tebessümlere Görebilirsen bilki o benim iste Benden bir seyler koydum Sözlerde ki anlayisa Bakislarda ki yalvarisa Yürekten gelen seslenise Anlayabilirsen bilki o benim iste Benden bir seyler koydum Dilberi cesmi büsraya Sonbaharla gelen hüsrana Siir_ce yasanan bir sevdaya Hissedebilirsen bilki o benim iste Siir_ce |
Gözler Rengârenk tılsımlı, nurdan örtülü, Sihirli türküler anlatır gözler. Hüzünle yayılır sevdanın tülü, Sevdayı içime damlatır gözler. Göz vardır mercandan sarayı görmez, Göz vardır gönülde yarayı görmez, Göz vardır simsiyah karayı görmez, Bazen de kafayı demletir gözler. Çisil çisil endam adeta peri, Göz vardır kıskanır kır çiçekleri, Göz vardır çok özel kalbimde yeri, Bir başka musiki dinletir gözler. Göz vardır insanı nara götürür, Göz vardır yareni yara götürür, Göz vardır adamı gora götürür, Civanı nazarla gümletir gözler. Elası, mavisi, yeşili vardır, Hüzünlü, vefalı, neşeli vardır, Ceylanı, elvanı, cilveli vardır, Duyguyla mesajı anlatır gözler. Göz vardır kehribar Bilal'a benzer, Göz vardır bal gibi şifalı anzer, Göz gördüm kahveden gönlümü bezer, Sevdalı gönlümü nemletir gözler Gören göz aradım derinden sessiz, Boyasız, sürmesiz, riyasız süssüz, Sevdaya sevdalı sevdası eşsiz, |
Sevgi Bendeki Kadar mı? Şimdi hangi kolların yalnızlığındasın bensiz? Ağladığında gözyaşlarını öpen var mı? Üşüdüğünde ısındığın tenden bir liman, Her sevgi bendeki kadar mı? Var mı kederlerini gizlice senden çalan? Şimdi hangi kolların yalnızlığındasın bensiz? Seninleyken sana hasretle coşan, Çılgın kıyılarında dalgalarıyla taşan, Yorgun sessizliğinde seni anlayan, Bana gibi aktığın biri var mı? |
İstanbul Sil Gözyaşımı..... Acılar ektin yüreğimin nadasına Üzüntüler verdi hasadı deniz yeşilinin ve gök mavisinin gölgesinde Her yağmur damlası yaktığın yeri deşti Zamansız ayrılık acısı gibi izi kaldı yüreğimde Topkapı’nın surlarına vurdun hassas kalbimi Toprağında çürüttün koklamaya kıyamadığım sevdiğimi Ağlattın beni ben gülmeye hasretken İstanbul sil gözyaşımı Kader oldu acı sonrası sessizliğim İsyan eder deliye dönmüş Uğur Mumcu anıtı Şu ağlamaklı halime Ey korkulu yüzlerin,kaçak güreşenlerin Bazı bazı küçücük elinde dev yüreğini tutanların şehri Nasıl ki sen ağlattın İstanbul sil gözyaşımı Sanırdım ki dindirirsin yedi göğsüne bastırıp acımı Oysa sen yedi kat dibine soktun beni acıların en olmazının Sitemkârım iki kıtayı birleştiren Fatih Sultan Mehmet köprüsüne, Beni ayırdığı için Ey yaşayamadığım şehir Yaktın 1453’ten beri ben gibileri Sürgün ettin beni ağlamaklı hasretlere İstanbul sil gözyaşımı Rumeli hisarında, Nisantaşında, Beyoğlu’nda,Beşiktaş’ta,Kadıköy’de, Denizin yedi kat dibinde ağlıyorum İstanbul sil gözyaşımı Eğer her gözyaşı damlasının hesabini sormayacaksan Eğer çağlayan acılarımı bitmek bilmez çığlıklarla karmayacaksan Eğer sevdaya isyan edenleri acılarla susturmayacaksan Yeter artık bırak İstanbul silme gözyaşımı |
Biliyorum Bu Yara Hiç Kapanmayacak Telefonlarıma cevap vermeyeceksin…Cevap versen bile, öyle yorgun öyle isteksiz çıkacak ki sesin, bir küfür gibi… Sevmeyeceksin beni…Biliyorum bu şehri bana dar edeceksin… Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni.O yanık, o hasta bakışımdan…Uçuruma atlar gibi sevdalanışımdan… Sevmek deyince, hemen ardından, ölüm, dememden anladın… Anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi çırılçıplak gerçeğe uyandırdın beni; uyandırdın ve kaçtın… Çünkü sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.Sana acı çektireni…Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür gibi konuşanı sevdin…Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep. Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan… Beni sevmeyecektin biliyorum ama…Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini sevmeye…Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz çözüldüm… Sana da olmuştur…Öylesine susamışsındır ki sevilmeye, kendin gibi birini bulunca tutamaz kendini, herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir telaşla söylersin… Hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini…Ama yine de engelleyemezsin kendini tutamazsın. Aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin…Üstelik bunu anladıkca daha da batırmak istersin kendini…Biraz daha zor duruma düşürmek… Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin…Sanki bile isteye kendi mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin…Kendinden gizli bir öç alır gibi. Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi… Sanki hiç sevilmek istemiyormuş gibi… Bir tür gurur muydu bu? Birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan, kendi ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı? Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.Tam karşımda oturuyordu.gencecik, yakışıklı bir çocuktu.Şizofren olduğunu biliyordu.Biliyordu iyileşemiyeceğini…İki de bir, önce kolunu uzatıp, sonra avucunu açıyor; Mutluluk avuçlarımdaydı, yakalamıştım ama kaçtı diyor, kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu… Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı… Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.Görgü kitabı masanın üstünde dururdu hep. Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.Yemeğe nasıl oturulacak..çorba nasıl içilir? Kaşık nerede, çatal nerede durmalı…Balık nasıl yenir? Peçete nasıl katlanır…Sinemada nasıl oturulur… Ben de eskiden senin gibi saftım.İnanırdım bu dünyada bile şölenler olacağına…Bu dünyada anne, baba, kardeşler, bir sofrada lekesiz bir mutluluk yaşayabilirler diye inanırdım…O kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen inanırdım… Önce dilediğim gibi başlardı herşey.Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi…Sonra birden hiç beklenmedik bişey olur, biri ağlayarak odaya kaçardı…İçerden, arka odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi; bıktım artık, bıktım, usandım hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! … Ben de senin gibi saftım o zamanlar…Gidilecek neresi var dı ki derdim…İşte hep birlikteyiz…Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? … Sonraları çok sonraları anladım.Meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir araya gelmişiz tesadüften de öte…Biz…bizim aile, herkes, aslında hiç istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz… Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız. Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! … Evet cok geç anladım… Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız, üzüntüsüz bir pazar sofrası özlerken, aslında herkes…annem, babam, kardeşim o evden uzaklara, hiç dönmemek üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş… Dünyanın en mutsuz otogarı… Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim evimiz… Yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz… İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip bağlanmak. Uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti. Sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere gidemiyordu…Birbirimize duyduğumuz sevgi, aynı zamanda bizi birbirimize düşman ediyordu… Hem biz, bizim aile… Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar gibiydik… Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık… Bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü engel olamadığımız o felaket duygusu… Anlamıştım senin ailen de böyleydi… Üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! … Sana ya da kardeşine…Tesadüfen dünyaya geldiğinizi…Beklenmedik bir misafir olduğunuzu! …Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! … Sizin için…Senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten sonra… Senin de ailen benimki gibiydi…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar gibiydi…Bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın her şeye… Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken kaybetmiş gibisin hep… Ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız kadınlarda… Sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız erkeklerde… Biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne de sen o erkeği bulacaksın… Ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde…Ne acıki, hep bizi incitip üzenlere bağlanacağız…Telefonlarımıza çıkmayanlara… Çıksa bile küfür gibi konuşanlara sevdalanacağız… Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz… Ölesiye, amansız seveceğiz onları… Biliyorum, bu yüzden odan böyle…Güncelerin ortalık yerde…Kitapların orada, burada…Anıların saçılmış ortalık yere…Her şeyin darmadağın… Biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun…Sen de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun… Biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin hayaletisin… Ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı… Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi…Aklı başında, mazbut insan rolünü oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı…Hepsi yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi…Düşleri çok garipti…En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde; okyanusları aşmayı ve başka kıtalara gitmeyi düşlerlerdi… Yine aradım seni, yoksun…bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın… Bir kere çözüldüm sana…Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim… Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim gibi… Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi… Öyle özledimki kendim gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi… Yine aradım seni yoksun…Beni de birileri arıyor…Beni de kendi gibi birini sevmeyi özleyenler arıyor…Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi özleyen birileri arıyor. Hiç cevap vermiyorum… BEN SENİ İSTİYORUM, SENİ ARIYORUM… Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.Ama seni de biri yok ediyor… Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor… Ben birilerini, o birileri başkalarını. Sen beni…Seni bir başkası… Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…Seni biri sevse de hiç kapanmayacak bu yaran… Hiç kapanmayacak! …Avuçların hep boşluğa kapanacak. Tıpkı o şizofren genç gibi… Cezmi Ersöz |
Beni Sevme ! sen bilmezsin benim yalnizligimi yasayamazsin sokaklarinda umutsuzlugumun icin üsür kis aksamlari indiginde üzerine yalnizligimda batirirsin kagittan gemilerini dudaklarindan kan sizar catlak catlak kaybolursun bir adamin pesinden kosarken burnuna calar kokusu tenindeki yagmurun hep geceyi görür gözlerin bir rüzgar eser denizimin üzerinden yapraklar cildirir ayaklarinin altinda saclarini dagitir , umutsuzlugumun firtinasi yüreginle solursun yalnizlik tozunu kaybolursun düsüncemden büyük bir parca alip hayalini alip yokluklarda durmaksizin gidersin sonsuzluguma hic bitmez yolculugun. sen bilmezsin benim yalnizligimi yasayamazsin sokaklarinda umutsuzlugumun sehrimin icerisinden dogar karanlik beni sevme bu zamansizlik boslugunda nefesin tikanir yollarimin yarisinda düsüp kalir avucuna yüregin alev alev gözlerin kayar kirmizi yildizlarima ölü denizimden cigliklar sarar etrafini gölgeler üsüsür basina kurakliginda cöllerimin -beni sevme- zamansizlik dört bir tarafim pusulasiz bir gemi atislari yüregimin kaybolmus bir hikaye sonunu bilmedigim -beni sevme- belki bir dakika sonra (belki simdi) kendi sehrimin icerisinden gidecegim -beni sevme- yorulursun belki bir dakika sonra (belki simdi) ölecegim.. |
BİR KUTU DOLUSU YAŞAM GÖNDERİYORUM SANA ! Bir kutu dolusu yaşam gönderiyorum sana, sade bir kurdeleyle süslenmiş. Çöz kurdeleyi ve kaldır yavaşça kutunun kapağını.. Kocaman bir fırça ve bin renk koydum kutuya bir cennet resmi yapıp içine gir diye... Düşler serpiştirdim gizlice, düş kurmayı unutma diye. Bir tanede elma şekeri yerleştirdim, içindeki çocuğu yeniden tadabil diye... Güneşin batışını, billur suyun sesini, kırmızıyı, gelinciklerin saflığını, taze ekmeğin kokusunu ve bir gülümsemenin sıcaklığını da sığdırdım. Ruhlarımız aç kalmasın diye... Kutuya biraz da sevecenlik koydum, güçlü ol diye, çünkü acımasız olan güçsüzdür. Beyaz bir güvercin uçup kendi kondu kutuya, barışı ve özgürlüğü sunmak için.... Bir buket sevgi, bir yudum aşk ve yarım bir elma da koymadan edemedim. Paylaşmayı anımsayalım diye... İçtenliği, umudu neşeyi, bağışlayıcılığı, özgüveni ve açık yürekliliği unutmadım, "Ben" in dışına çıkıp bize ulaşabilelim diye... Son olarak da bir kart iliştirdim kutuya bak bu kartta neler yazıyor: Bu kutunun kapağını her kaldırışında yaşamla ilgili yepyeni şeyler keşfedeceksin. Yaşamak için yarını bekleme, al yaşamı kollarının arasına ve sımsıkı sarıl yaşamdan yalnızca almak yerine ona bir şeyler ver. Kısacası bütünüyle "insan" ol. Unutma (!) Yaşam dokuması henüz tamamlanmamış , olağanüstü güzellikte bir duvar halısıdır ve sana ait olan boşluğu yalnız sen doldurabilirsin... |
Gelme İstemem İyi günde gelmedin Kötü günde hiç gelme Seviyorken gelmedin Sevilmeden hiç gelme Gülüyorken gelmedin Ağlıyorken hiç gelme Gündüzüme gelmedin Gecelerime hiç gelme Yanıyorken gelmedin Söndüğümde hiç gelme Ben sen iken gelmedin Ben ben iken hiç gelme |
| Saat: 05:49 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık