MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Misafir 30 Mart 2007 01:49

SONSUZ ELEMDİR


Derdimi ben nasıl söylesem sana
Her yeni gün sensiz benim çilemdir
Hükmeder hasretin sevda çağıma
Gönül bağım sensiz sonsuz elemdir

Seher renkli yaprak, taze çiçeğim
Korkarım, solarsın sarmaz kucağım
Bilmezsin, bir güneş kadar sıcağım
Gönül bağım sensiz sonsuz elemdir

Derbeder etsen de kalmasa halim
Beni, öldürse de hüzün işgalin
Aklımdan çıkmıyor yüzün, eşkalin
Gönül bağım sensiz sonsuz elemdir

Ayrılık kucaklar sen yanımdayken,
Yokluğun da söyle, ne yapayım ben
Feragat etsem de kalan ömrümden
Gönül bağım sensiz sonsuz elemdir

Ayrılık kucaklar sen yanımdayken,
Yokluğun da söyle, ne yapayım ben
Feragat etsem de kalan ömrümden
Gönül bağım sensiz sonsuz elemdir

İlk yağmur damlası tuana gibi
Mahşer yatağın da bir zemzem gibi
Seni özlüyorken bir çocuk gibi
Gönül bağım sensiz sonsuz elemdir

Bu kaçıncı rüya gördüğüm sensiz,
Kelimesiz, harfsiz konuştum sensiz
Ellerim, yüreğim, sözlerim, sensiz...
Gönül bağım sensiz, sonsuz elemdir…

Sinan ITIR


maipoem 30 Mart 2007 01:58

Gidersen Yıkılır Bu Kent


Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
Biz mi yanlızdık, durmadan yağmur yağardı
Üşür müydük nar çiçekleri ürpeririken

Gidersen kim sular fesleğenleri
Kuşlar nereye sığınır akşam olunca

Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
Sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor
Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
Bir de seni ekliyorum susuşlarıma

Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
Adını bilmediğimiz dostlar kalır yalnız
Yüreğimize alırız onları, ısıtırız
Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam

Gidersen kar yağar avuçlarıma
Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar
Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık

Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine

Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
Bir tufan olurum sustuğun her yerde


Ahmet Telli


arwen 30 Mart 2007 02:08

Geceler
Sanki kâbus anlarım
Gündüzlerse
Hepten anlamsız
Özelliği yok kırmızı güllerin
Kokusu yitmiş
Menekşe ve çiğdemin..

O aradığım yalnızlık
Zevkle dolaştığım yollar
Dilimden düşmeyen şarkılar
Şimdi bil ki
Her şey ağıtlaşmış

Eşini yitirmiş kumruları düşün
ve sevgilisinden ayrı sevgiliyi
Anasından ayrı yavruyu düşün
ve beni düşün
Senden ayrı..

Geceler ve gündüzler
Yine yalnızım sen olmayınca
Güçsüz ve dertliyim
ve garibim
unutulmuş..

Yıldızların güzelliği beni doyurmuyor
ve gecenin gizemli düşleri
Güneşin parlaklığı
Şu yaşam
Hiç bir şey
Teselli etmiyor beni..

Seni
Sevgini arıyorum
Sesini gülüşünü arıyorum
Gülmek istiyorum artık mutlu
Seni arıyorum.


ayhan hız


Nephthys 30 Mart 2007 03:35

Bu gece düşlerinde yer ayır bana.
Dışarıda kalırsam,
Donar kalırım.
Uzaklardan,
Çok uzaklardan geleceğim kapına…
Vallahi darılırım.
Bu gece düşlerinde yer ayır bana.
Anlatacak neler var neler…
Duydukça insan şaşırır kalır…
Hem ağlar,
Hem güler!..
Bu gece düşlerinde yer ayır bana.
Bu gece mutlaka çıkar gelirim.
Benim ne yapacağım belli mi olur.
Ben
Tescilli deliyim.
Bu gece düşlerinde yer ayır bana…
O rüyayı birlikte görelim…
Sana sevgiler getireyim
Çocukluğundan.
Bu gece kurtul korkularından,
Sana mutluluklar vereyim.
Bu gece,
Son kez bu gece,
Görmek istemediğin düşlerinde yer ayır bana;
Seni uyurken seyredeyim…
Bu gece,
Her gece olduğu gibi,
Yine geldiğim yere döneyim.



Çetin ÖZDEMİR


arwen 30 Mart 2007 03:40

Kurak geçen bir yılın ardından
Denizi gördüm
Koştum belime kadar
Kokusunu içime çektim
Yanak yanağa verdik sonra
Dayadım ağzımı baktım tadına
Attım kendimi geriye heyecanla
O hızla karaya vurdum
Bir açtım ki gözlerimi bulutlar
Nasıl baktıysam hala dinmedi yağmurlar


nesrin cansever


Nephthys 30 Mart 2007 03:45

Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi…
Ama; kendimden bile önce tanıdığım…
Her saniye yeniden doğmak gibi…
Ama, asırlardır süren…
Kışa dönmeyen sonbahar; derin, duygulu…
Yaza dönmeyen ilkbahar; serin, coşkulu…


Ilık avuçlarında, kar taneleri…
Güneş sıcağı, gözleri…
Ve sözleri…
Ve sesi…


Böyle olmalı aşkın tarifi…
Ki, tarif edilememeli…


“Resmini çiz!” deseler…
Bacası tüten bir ev belki…
Belki gece yarısı terkedilmiş bir şiir…
Veya kaldırımların kanına giren…
Aşkın ayak sesleri…


“Resmini çiz!” deseler…
Her köşe başı ıhlamur kokar…
Yağmur kokar…
“Resmini çiz!” deseler…
Şehit akıncının dudaklarındaki tebessüm…
Veya…
Gecenin koynuna bırakılan gözyaşları…
Gizli ve mahcup…


Aşk, istemektir belki…
Belki bir ticaret; pazarlıksız…
Bedeli kalbinizdir… Bedeli herşeydir…
Sonrası bir uzun yolculuk…
Sonrası; nasip!


Tarifini sorsalar….
Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi…
Az kalsın ölüyormuşum gibi…



Murat Başaran


arwen 30 Mart 2007 03:50

gecenin bütün sessizliğine inat
bütün şarkılarını çaldım sensizliğin
ve yalnızlık hiç sıkılmadı kederine
tek suçu sevmek ise deniz'in memleketi
birkaç gün içinde verilir annesine hüvviyeti
birde asılı kalan sade bedeni
bir tek suçu sevmek ise benim
belki de veremeyecek cezamı hakim
en ağırından sensizliğe hüküm giyeceğim
en ağırından yalnızlık
nâzım dizesi olacağım belkide
can baba'nın ettiği bir küfür bile
koymadı sensizliğe

gecenin bütün sessizliğine inat
unuttum gözlerindeki yalancı maviyi
unuttum seni, sevgini
ellerine dokunmayalı dört yıl oldu
gözlerini görmeyeli dört dakika
hâla saklıyorum gözlerini hücremde
her ceza yediğimde
devriyeler kapayıncaya kadar pencereleri
bakıyorum, öpüyorum resmini
en ağırından sigarasızlığa hüküm giyen
bir tiryakiyim belkide
zira tütün kadar yalansın
hem içimi dolaşırsın
hem gidersin pencereden
sessiz, sedasız, ürkek
belki hep beni düşünerek
uyku tutmuyordur geceleri
sen unutmasanda unuttum seni
ne gözlerini, ne de gülüşünü
tutmuyorum artık tek bir sözünü
herkeze veriyorum gönlümü
hep aldatıyorum uzaktaki sen'i
sonra ellerimde kelepçe
dizlerim tutmuyor bu hücrede
sensizliğe mahkum ettim kendimi
her sabah dayakla uyanmak değilde
her sabah sensiz uyanmak koyuyor belki de

oysa ne kadar sevmiştin beni
iyi yaşatmak için çocuğunu
etini satan bir ****** gibi
nasıl unuttuysa insanlığı
öyle unuttum seni
öylesine u n u t (a m a d ı m) t u m
ellerini..



deniz alagöz


scanner_11 30 Mart 2007 07:06

ANNEM

Bir güneş doğuyor annem anadolu ufuklarından
Çırpınıyor ışıkları engelliyor dağlar
Haince esiyor hasret rüzgarları amma
İçi körükleniyor sıcaklığınla yavrunun ANNEM

Düşlerimden çıkmaz oldun seni arar oldum
Şefkat dolu kollarını sıcak kokunu özledim
Nice dostlar uzatır teselli elini başıma
Sen başka okşarsın yavrunun başaklarını ANNEM

Bir yıldız doğdu, parlar tepemde göreedim
Teselli ışığı uzandı, çok uzaklarda sezemedim
Yağmuru damlar sis' inden, saçıma düşmeden kurumuş
Tanrıya dua etmiş mutlu olmam için ANNEM

Yollar engel olur, dağlar düşman olur
Mutluluk Çeşmen aksın zaman esir olur
Belki bedenim burda ruhum yanında olur
Hiç bir engel yıkamaz,bir gün kucağındayım ANNEM


İ.AKMAN


Misafir 30 Mart 2007 11:47




İnsan ölür

ama fikirleri yaşar,

ilkeleri bayrak olup ülkeleri aşar

eğer varsa ...



İnsan toprağa gömülür

ama ışıltısı bin yıllar sürer ..

aydınlatır, yol gösterir ..

ona yalnız yarasalar saldırır,

yalnız kış uykusuna yatanlar küfreder ..

ondan yalnız baykuşlar korkar

eğer cevherse ...



İnsan bir avuç toprak olur ..

ister Anıttepe’de gömülsün,

ister Duatepe’de..

mezarı ister Anıtkabir olsun,

ister bir mermi parçası altındaki tümsek

değişmez ..

eğer gerçek kimliği

babaların kanında,

anaların sütünde,

bebelerin beşiğindeyse ...



İnsan yok olur

ama sevgisi dünyaları kucaklar ..

eğer gerçekten sevmişse

kendinden çok başkalarını ...



Ona ister Mustafa deyin,

ister Mustafa Kemal,

ister Gâzî Mustafa Kemal,

ister Atatürk

değişmez ..

eğer adı onu değil

o adını yüceltiyorsa ...


10 Kasım 1993
S. Halûk UMAR


scanner_11 30 Mart 2007 12:46


SEVGİLİYE........



IŞIĞIMSIN SEN BENİM
BEN SENİN PERVANENİM
SENİN DELİN DİVANEN
DEĞİL DE YA BEN NENİM
SEVDİM AMA....
BİLMEMKİ !!!!
NEYİN NESİ DEMİŞSİN.
MECNUNDAN DAHA MECNUN
BİRİ VARSA O BENİM....


SCANNER_11


Mystic@L 30 Mart 2007 13:14


Bir bahar sabahının karanlığında ıssız
Gökte diz çökmüş iki titrek ışıklı yıldız
Olan gözleinize aşıkım, Bayan ülker!

Mutlu, esen ve hoşken ve gülerken gülerken
Nerden gelir bilinmez üzgünlüklerle birden
Solan gözlerinize aşıkım, Bayan Ülker!

Ne zaman perdelese içlerini bir buğu
Ölümüm güzelliği, özlemim yorgunluğu
Dolan gözlerinize aşıkım, Bayan Ülker!

Kalbinizin sezilmez parıltıcıklarını
Bir büyük ateş gibi göstermenin sırrını
Bulan gözlerinize aşıkım, Bayan Ülker!
Ahmet Muhip Dranas


NiliM 30 Mart 2007 13:26

Aşıklar Ölemez

Hiç düşünmüyor musun beni söylesene
Sana olan aşkım sanma ki öylesine
Seviyorum seni ben hem de ölürcesine
Hasret kaldım bekliyorum iki çift güzel sözüne

Masmavi gözlerin aldı beni benden
Ölürümde vazgeçmem bir tanem senden
Hiç haber gelmiyor ki bırakıp da gidenden
Allah korusun seni kötü bakan kem gözden

Ne olurdu sevseydin sen de beni çok
Ben seviyorum ama aşkımın karşılığı yok
Ben ne söylesem sanırım ki sana boş
Ben sana koşuyorum sen de bana koş

Ne yazmakla biter derdim ne de çekmekle
Ömrüm geçti bir vefasızı sevmekle
Ben yıllardır bekledim birazcık da sen bekle
Sen dert çekme sakın benim derdime ekle

Derdini çilesini çekmeyen bilemez
Aşıksın sen kardeşim aşıklar ölemez
Aşıksın sen yazıktır aşıklar gülemez
Herkes sen ben gibi yürekten sevemez...!

yazarı bilinmiyor


Nephthys 30 Mart 2007 14:16

sen sus! eğ başını öne!
git sevdiğim!...


S e m r a B a k a n



http://grafik.izedebiyat.com/ikon/35.gif


Küçük adımların ne demek olduğunu en iyi ben bilirim
Senin hep küçük adımların vardı…
Bana gelen yollarında,
Bir de; kuralların
Hani şu bildiğimiz bir demet kır çiçeğini bile,
Bana çok gören,
Eksilen çiçekler olacaksa senden, sırf sen üzülme diye
Bahçene girmem bundan böyle…
Ellemem kime saklandığı belli olmayan mor menekşelerini….
Bu sonbaharla birlikte bırakır dallarını
Kaçırırım gözlerimi gözlerinden sevdiğim,
Canımı acıtan bahanelerine inanmasam bile
Yeter ki sus! Sen yalan söyleme!…

Gözlerime bakmayı, gözlerimsiz yaşamaya tercih edişinin…
……..bilmem kaçıncı günü bugün!…
ve bilmem kaçıncı gemidir bu geçen?
İçinde sana el sallayan bir benim olmadığım,
Aynı saatlerde , 200 kilometre hızla koşan ben
Gel gör ki;
Hala topraklarında olduğumun,
….daha yeni farkına varıyorum.
Yaz gecelerinde üşüyen bedenleri
Güz akşamında yağan yağmurları,
ucuz bahaneler biriktirmeyi
Bir de küçük adımları oldum olası hiç sevmediğimi öğrendim
Yıkılan kumdan gemin olacaksa
Sırf sen üzülme diye,
çırpmam ayaklarımı senin kıyılarında…
yeter ki sus! Üzül benim için sevdiğim…

Iyiliğimi istiyorsun adı altındaki gitmelerinin
Beni başından atmak için olduğunu
…..bir Cumartesi ikindisinde anladım ben!…
Sen sus! Eğ başını öne…
Bırak…. kelimeler kifayetsiz kalsın!…
Altı üstü bir hayaldi işte kurmayı beceremediğimiz,
Gönlünün kapısından dönüş biletim elimde,
……..çoktan geçtim ben
Içimdeki senin elini bile sıktım!…
Söndürmek için öksüzlüğümü…
Beklediğim yağmurlar yağar belki, bugün-yarın!
Tek sen kalma buralarda,
Sırf sen gelme kapımı çalmaya
Eğ başını öne…
Hadi git sevdiğim!….





scanner_11 30 Mart 2007 14:56






Sessiz sakin bir şırıltıyla akıyordu dere
Ellerimi bıraktın sanki büyü bozuluverdi
Şimdi bomboş kalan o cennet köşe
Anladım aşkımızın sona erdiği yerdi

Şimdi kurumuş dere akmıyor artık
Sevdiğim yüzüme bakmıyor artık
Bir zamanlar gözgözeydik,diz dize
Şimdi aşk bitti....Sevgi yok artık


SCANNER_11


NiliM 30 Mart 2007 15:03

Kandil

Bugün ellerini semaya
gönlünü Mevlaya aç,
bugün günahlardan olabildiğince kaç,
bugün en gizli incilerini onun için saç
çünkü bugün kandil,
kandilin mübarek olsun.

NiliM


DEsssT16 30 Mart 2007 16:07

Rücu

Sen benim gözümde bir rivayettin
İlk değil alçağı yüksek görüşüm
Sanma ki sen bana ihanet ettin
O senin aslına rücu edişin

Gün olur kediye düldül derim ben
Gün olur baykuşa bülbül derim ben
Tedirgin etse de gerçek ötüşün
O senin aslına rücu edişin

Caymadım cüceyi yüce görmekten
Caymadım cahile cüret vermekten
Gözümden düşse de hal ve gidişin
O senin aslına rücu edişin

İlk defa vurmadım başımı taşa
Yanıla yakıla geldim bu yaşa
Sanma ki sen beni aldattın hâşâ
Çoktandır başladı bende bitişin
O senin aslına rücu edişin

Kahrını çektiysem vardır bir neden
Sensin bu duyguyu bende üreten
Gübredir toprağı verimli eden
Kim kimi kullanmış şöyle bir düşün
O senin aslına rücu edişin

Oyun bitti bu son perde son gala
Güçlü olsan başarırdın pekâlâ
Aslan rolü yakışmıyor çakala
Bırak da kendine gelsin gidişin
O senin aslına rücu edişin...

Cemal Safi


CaNaRY 30 Mart 2007 16:20

HER GÜNÜM SENİNLE
Güzel olan
Her günü seninle tekrar tekrar yaşamak
Erimek yarını olmayan zamanlarda
Durdurmak bir yerde bütün saatleri
Bütün kuralları kırıp parçalamak
Sonra varmak o yerlere
Mevsimlere dur demek
Kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara
Güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak
Sonra doldurmak ayışığını kadehlere
Delicesine içmek
Ve unutabilmek her şeyi ansızın
Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin
Birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak
Güzel olan
Sevmek seni Tanrılar gibi
Seninle Tanrılaşmak

Bir gün bu akan sele dur diyeceğim
Göreceksin
Ne bu şehirler kalacak
Ne bu duygusuz sürü
Bu korkunç kalabalık
Her vapur seni getirecek bana
Bütün istasyonlarda seni bekleyeceğim
Kapılar sana açılacak
Senin için söylenecek şarkılar
Şiirler senin için yazılacak
Her evde bir resmin
Her meydanda bir heykelin olacak
Ve sen kimi gün bir rüzgar gibi
Kimi gün denizler gibi, bulutlar gibi
Kopup ötelerden, ötelerden
Yalnız bana geleceksin
Bir gün bu akan sele dur diyeceğim
Göreceksin

Ben eskimeyen tek güzelliği sende gördüm
Sende buldum erişilmez hazları
Yanında sıyrıldım korkulardan, yalanlardan
Duyguların en ölmezini sende duydum
Susuzluğum dudaklarında dindi
Yalnızlığım ellerinde
Çoğu gün unuttum açlığımı
Sende doydum
İlk defa seninle bütünlendim, anlıyor musun
Anladım yaşadığımı her nefes alışta
Seninle geçtim bütün zamanlardan
Seninle var oldum
Eridim seninle bir sonsuz çalkanışta

Boynunda bir yer vardır ben bilirim
Ne zaman oradan öpsem değişir gözlerinin rengi
Yanar dudakların, terler avuçların
Dökülür kapkara bir aydınlık gibi omuzlarına saçların
Gitgide artar kalbinin vuruşları
Bir musiki halinde dünyamı doldurur
Ansızın bütün sesler kesilir
Zaman durur
Bir başdönmesi başlar o en yükseklerde
Her gün seninle yeniden varoluruz
Eriyip kaybolduğumuz yerde.

Sesini duymadığım gün
Yaşanmış değil
Açan çiçek değil
Öten kuş değil
Yüzünü görmediğim gün
İçimde yıldızlar sönük
Güneşler güneş değil
Seni sevmediğim gün
Seni anmadığım gün
Olacak iş değil

Balıklar denize muhtaç
Çiçekler toprağa ve suya
Umutsuz yaşamıyor insanlar
Dal yapraksız olmuyor
Meyva ağaçsız
Tanrı bizsiz Tanrı değil
Biz Tanrı'ya muhtacız
Ve ben de sana muhtacım sevdiğim
Su gibi, ekmek gibi
Adın dudaklarımda
Bir sabah uyanınca
Nefes alabilmek gibi

Her günüm seninle geçsin
O güneşe en yakın
Kimsenin varamayacağı bir dağbaşında
Uçsuz bucaksız uzak denizlerde
İnsan ayağı değmemiş ormanlarda
Uzaklarda, en uzaklarda
O gemilerin uğramadığı limanlarda
Işığım ol, alınyazım ol benim
Vatanım ol, evim ol
Yeter ki bir ömür boyu benim ol
Her günüm seninle geçsin.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Misafir 30 Mart 2007 18:20

Mum Kokar Geldiğin Yerler*


____kırmızı bir gül'dür sevda taşınır kalpte
____şeytana inat beklenir kapısında c e n n e t i n..


bir kar bulutudur yağan şiir
deniz olmuş gözleri kadının
adını sanını unutmuş
geçmişten birkaç i z..

hangi sıcak tende izlenir nefesin
bu senin kendin değil
olsa olsa kaderin
ve hâlâ g ü l (e) b i l i y o r s a n..

düş der ki savrulmakta "an"
döker yapraklarını anbean
yâr gelir ser(p)ilir gülüşler
ardında yapayalnız uç/an y a z..


ve hâlâ gül(e)biliyorsan
depreşir geride fotoğraflar
ki bilirim efsanedir alabora
"m u m k o k a r g e l d i ğ i n y e r l e r.."



Ali Hakan DÜZ


maipoem 30 Mart 2007 19:59


Şimdi seni düşünüyorum, biliyorsun
Aklıma ellerin geliyor önce
Yağmurlu bir gün hatırlıyorum
Islanmış bir serçe kuşu hatırlıyorum
Durup durup ölümü hatırlıyorum
Alnıma bir ışık vuruyor karanlıkta
Sonra alabildiğine bir sessizlik başlıyor
Alabildiğine bir deniz
Alabildiğine kum
İçim ürpertilerle dolu
Karanlık denizlerin ortasında
Seni düşünüyorum…

Hani denizin insanı deli eden maviliği
Nerde o güneş parıltıları nerde
Göremiyorum ama duyuyorum
Yaklaşan fırtına sen olmalısın
Bu rüzgar senin hayallerin olmalı
Senin ümitlerin
Senin arzuların olmalı
Bütün karanlıklara razıyım
Yalnızlık uzaklarda, çok uzaklarda
Bir gemici feneri yanmalı

Şimdi bütün gün üstüme yağmur yağıyor
Bütün gece kar
Yalnızlığın tam ortasındayım artık
Yalnızlık kadar

Bilsen nasıl üşüyorum
Al şu ellerimi ısıt biraz
Ya da al götür bu soğukları
Bu yağmurları
Görmüyor musun? Beni öldürecekler artık
Beni öldürecekler diyorum sana
Geçmiş gelecek bütün yıllarım
Bütün umutlarım senin olsun al
Beni bu karanlık denizlerde bırakma


Ümit Yaşar Oğuzcan


Mystic@L 30 Mart 2007 20:14

Ölümlü İnsanlar İçin

Hepiniz öleceksiniz!
Tanrı katına çıkacaksınız utanmadan!
Ruhlarınız koyup kaçacak sizi!
Topraklara gömüleceksiniz.

Kurtlar, böcekler, solucanlar
Sevinçle saldıracak üstünüze.
Elleriniz bomboş kalacak,
Kimse bakmayacak resminize.

Sevilmiş kadınların hayali
Dumanlar gibi dağılacak;
Faydaydı, şöhretti, merhametti
Semtinize uğramayacak.

Gözleriniz yok artık!
Dünyamızı göremeyeceksiniz!
Okşamak, gülmek, konuşmak
Yok olmuş bir selde yüzeceksiniz,

Yavaş yava çürüyeceksiniz.

Cahit Külebi


arwen 31 Mart 2007 00:18

senin sonsuzluğunu soluduğumda
biraz küçüktüm
seni görmeden ağlayan bir çocuk
yanaklarımdan dökülen yaşlar
hiç üzmediki beni
birazcık özlemiş gibi yapan
oğul
ne topacık yüzün vardı.
Minicik ellerin
Saldırmaya hazır gözlerin
Çok özledim
Yine hep o yerdemisin
Havalar soğuk
Üşüyor musun
Sizi soluyorum sonsuzluğunuzu
Hep ellerim yüzünü arar
Emin ol hiç dokunmadım
Oğul başka yüze sen gibi
Belki hala söyleyemedin ismimi
Ellerinin içine değmedi ellerim
Rüyalarında aradığın adam
Kaç kere gelmeyi denedi
Hiç mi özlemedi sandın yanmadı mı yüreği
Ay düşerken gözlerinin içine benden
Nasıl özledi oğul bir bilsen seni

Beyhan Yıldırım


Misafir 31 Mart 2007 00:40

Kar ve Mistik Çözülme






yüz yılı koydum koynuma yüzyıl senle uyudum, çünkü yoktun
nice kadınlar akıp geçmiştir sular seller gibi nice erkek gövdelerinden
susuluyorsa, Mars’ın şimdi bilinmeyen çocukları adınadır bu suskunluk

kırk yıl çölde dolaşanların yorgunluğunu kimse anlamaz sevgilim

bulutlarla gelenler vardı ya hani, hani kan rengine dönen Ay
giderken bir kaygı içindeydin, bitkindin, konuşuyorsun zannettin
oysa sesini bir turna alıp çoktan uçurmuştu uzak ve soğuk iklimlere

kar böyle mi güzelleşirdi sesinle, bu kadar mı güzel gelirdi...

üzüm sıkma çukurlarında ezilmiş yatan korkunç mor üzüm ölülerini
ve içinden yedi cin çıkmış olan Mecdelli Meryem’i unutamayışım ne acı
işlediğim günahların azgın hırıltısı kulak memelerimi ısırıyor her gece

kuyudan eski pişmanlıklarım ok gibi fırlayıp çarpıyor bir bir yüzüme

yıldızların bir gün zeytin ağaçları gibi silkeleneceği korkusu içindeyim
Geyik diye bir kelime girip hiç çıkmamıştır ya şiirlerden yıllar yılı
Leyla ve Istanbul şiiri yazmamak için nasıl direndim, ah bir bilsen

durdun ve baktın, uzun bir kimsesizliğe gidiyordun son gördüğümde...

Fadıl OKTAY



Mystic@L 31 Mart 2007 01:02

Şeytan Bunun Neresinde

Telli sazdIr bunun adI
Ne ayet bilir ne kadI
Bunu calan anlar kendi
Şeytan bunun neresinde

Venedik'ten gelir teli
Eriktendir bunun kolu
Hey Allah'ın şaşkın kulu
Şeytan bunun neresinde

Abdest alsan aldın demez
Namaz kılsan kıldın demez
Kadı gibi haram yemez
Şeytan bunun neresinde

Icinde mi dIşInda mı
Burgusunun başında mı
Gogsunun nakışında mı
Şeytan bunun neresinde

Dut agacından teknesi
Kirişten baglı perdesi
Behey insanın teranesi
Şeytan bunun neresinde

Dertli gibi sarıksızdır
Ayagı da carıksızdır
Boynuzu yok kuruksuzdur
Seytan bunun neresinde

Dertli


arwen 31 Mart 2007 01:17

Sen olmalıydın şimdi
Karlı dağlar eteğinde…
Giyinirken Gökçebel ak gelinliğini,
Takarken süt tepesi tül duvağını,
Beslerken Obruk Şelalesi Göksu ırmağını,
Çiğdemler başını çıkartırken yamaçlardan,
Buzlar sarkarken ağaçlardan,
Servi söğütler dallarını eğdirirken yere
Sen olmalıydın şimdi,
Bin kere…

Sen olmalıydın şimdi
Çocukların bindiği kızaklarda,
Sevda türküleri söyleyen dudaklarda,
Pembeye çalmış yanaklarda,
Ellerimi üşütürken kar,
Umuda gebeyken bahar,
Sen olmalıydın şimdi,
Nazlı yar.

Sen olmalıydın şimdi
Ardıç ağacına toplanan ardıç kuşu…
Yalnız başına öten kınalı keklik…
Menekşeler senle bulmalıydı güzellik
Şu ellerimi uzatıp ta tutamadığım bulutlar arasında
Göz kırpan güneş gibi
Sen olmalıydın şimdi
Can gibi, dost gibi, eş gibi…

Ahmet Kaytancı


Nephthys 31 Mart 2007 01:40

UYUYAN GÜZEL

Seni ikimizde seviyoruz anlaşılan,
Birbirimize inat,
kıyasıya Hiçbir rakip birbirine
bu kadar yakın olmadı
Seni seviyor olmam ama
onu sevmiyor olamamam
bu işin kötü yanı
Seni ikimizde seviyoruz,
Ben ikinizi de seviyorum.
Onun beni sevip sevmediği bilmiyorum.
O beyaz atlı prens,
Bense bu masalı anlatan.
Ya sen,
Beyaz atlı prensin öptüğü uyuyan güzel mi,
Yoksa bu masalı anlatan kişinin
dizlerinde uyuyan güzel mi?

Beyaz atlı prensin öptüğü
uyuyan güzelsen uyan
Çünkü masal böyle devam ediyor.
Eğer masalı anlatan kişinin dizlerinde
uyuyan güzelsen
İster uyan, ister uyanma,
Çünkü o seni her halinle seviyor…



arzu ve ali


Nephthys 31 Mart 2007 01:58

ESKİ MEKANLARA ESKİ DOSTLARA
UZANAN TÜM SEVGİLER BENİM BUZLAR İÇİNDE DE OLSA YORGUN BEDENİM
BEN HEP O ESKİ BENİM O YÜZDEN HEP SICAKTIR ELLERİM
TUT KORKMA.
HEP BÖYLE YANLIZ DEĞİLDİR UZAK TEPELER
GÜN GELİR YORULUR SANCILAR.PERDELER İNER .
ZAMAN GİBİ HER ŞEY YOK OLUR.
DEĞİŞMEZ BENİM SEVGİLERİM KORKMA
GECENİN GÖZLERİ HEP BÖYLEMİDİR?
SULAR TAŞ KESİLİR DENİZLER DUMAN
GÖKLERİN EN GECE OLDUĞU ZAMAN.
DERİNLERDE NURLA DOLAR GÖZLERİM
KORKMA DOKUN BEN O ESKİ BENİM.


erdogduluyuz


Misafir 31 Mart 2007 02:30

SON VE SONDAN SONRASI

duran zaman,
susan sesler,
inmeli bir beden gibi saatler…
salıncaklı bir koltuğa bağlanmış
ve unutulmuş meczup hikayeler…
ne kaldı bizden ?
işte son,
işte sonumuz,
işte, sondan sonrası
ve acınası kelimeler…

ak kağıtlar,
kara kalemler,
her saniyesi imzalı
şiirler,
şiirler,
şiirler…
karanlık dalgalara salmış kendini
kara kirpikli
menevişli ela gözler…

unutmak ne zor,
nasıl imkansız,
nasıl tutsak olunur,
nasıl hapseder bu efsaneler ?
ne kaldı bizden?
işte son,
işte sonumuz,
işte, sondan sonrası
ve acınası kelimeler …

derin çizgili avuçlar birikmiş
yıllar içinde gökyüzünde,
avlular dolup taşmış dualarla,
biz niye yokuz içlerinde?
nerelere savrulduk ?
nereye gitti hayaller ?
ne cabuk vazgectik,
hani unutulmazdı sevenler ?
ne kaldı bizden ?
işte son,
işte sonumuz,
işte, sondan sonrası
ve acınası kelimeler …

donup kalan gözyaşıyım,
son nefes gibiyim,
sancıyım,
onulmazım,
nedendi bu illetler ?

gurur yarasıyım,
kurşun belasıyım,
yürek boşluğumda
git gide büyüyen
bozulmuş bir hücre duvarına yaslandım,
korkmaktayım…

son bir gayretle soruyorum şimdi,
nerde o lanet olası sesin ?
nerde o güven deyip te,
uzatamadığın,
o sımsıcak olduğunu söylediğin eller ?
ne kaldı bizden ?
işte son,
işte sonumuz,
işte ,sondan sonrası
ve acınası kelimeler ...

Ceyda Görk


arwen 31 Mart 2007 02:40

Dün anlamı yoktu mısraların.
Şarkılar boşa söylerdi sevdadan yana.
Ben âşık olmadan sana.

Kulak doldururdu sadece türküler,
Enstrümanlar beynimde tepinirdi.
Avaz avaz aklımı tırmalardı nameler,
Bir besteyi dinlemedim kana kana.
Ben âşık olmadan sana.

Çiçeklerin anlamı yoktu benim için.
Bülbül neden öterdi güle hasret?
Işığa koşan böceklerin,
Aklından şüphe ederdim çoğu zaman.
Mecnunu hiç sorma;
Delirmiş görünürdü bana.
Ben âşık olmadan sana.

Yıldızlara hiç bakmazdım.
Ay hangi günü yaşıyor,
Aklıma bile takmazdım.
Mevsimlerin anlamı neydi?
İlkbaharı insanlar neden severdi?
Kumrular bir kuştu benim için
Tıpkı leylekler, kırlangıçlar gibi.
Serviler hiç bu kadar güzel görünmemişti bana.
Ben âşık olmadan sana.

Ferhat’ın dağları delmesine aklım ermezdi.
Gülün dikenini gözüm görmezdi.
Kimse saçlarını benim için örmezdi.
Hiç sevda şiirleri yazmamıştım;
Alev alev ateşe,
Kara kara dumana…
Benim için herkes Leyla’ydı, herkes Suna.
Ben âşık olmadan sana.


Ahmet Kaytancı


Misafir 31 Mart 2007 03:20


Bitmeyen Kavga...

Biz başka bildik yaşamayı
Yenildikçe verdiğimiz kavgada
Öğrendik yeniden başlamayı……

Anladık sonra
Ölüm dediğimiz bir uzak yol bize
Üç adım mahpus, beş hane vuslat
Türküler ki bir avuç hasret, sevdiğimize…

Sandılar ki vazgeçeriz bu düşten,
Yağmur kokusundan, topraktan, güneşten..
Saltanat dedikleri şu kokuşmuş leşten
Gam biçeriz kendi yüreğimize……………

İnsan olmak zor iş gülüm
Kolayına kaçmadık sevdanın
Utanmayı da bildik yeri geldiğinde
Öfkeyi katıp haykırmayı da sesimize…

An geldi sustuk söylediğimize
Tanımadık dost bildiğimiz yüzü
İhbarcı vaatlere kanmadı yüreğimiz
Duymadık sırtımıza bıçak gibi saplanan sözü…

Kanarken fabrikada işçinin teri
Islak hüzünler biriktirdi avucunda kadın
Çocukların, resmiyet kazanan kaderi
Kopardı ipini bütün uçurtmaların…..

Bekleyin! dediler
Gelecek yarın….

Fişlendi sözün
Dışlandı sazın
Şimdi bir mezar daha kazın

Tuzunda ne acılar saklı şu Deniz’in…

Maviye çalan rengi gözlerinizin
Bir de toprak kokan ellerinizin
Ruhuna kırbaç vurulan hikayesidir bu..

Uçkura peşkeş çektiğiniz sevdalar
Ve üç kuruşa sattığınız genç kızlar
Dar ağacında sallanan aşkın gölgesidir bu…

Susmadık
Kaçmadık
Yenilmedik

Vurup öldüremediğiniz canın
Korkularınızda yankılanan sesidir bu…

Aşk…

Yeni baştan……………………………

Deniz ÜLKEGÜL


arwen 31 Mart 2007 03:38

Dağ yıkılır ya üstünüze,
Altta siz,
Üste sis…
Elveda demeden bir dostunuza,
Öpersiniz Azrail’in anlından
Yatarsınız zamansız zamanlarda
Bir hıçkırık sesi duymadan
Çırıl çıplak,
Kefensiz…
Ya da bir başkasına olursunuz,
Kefen siz.

Bir bulut çıkar ya yağmur öncesi.
Arkasından yağar yağmurun incesi.
Sanki avuç açmış göklere doğru
Binlercesi…

Açılır ya semaya kollar,
Rahmetin yanağına öpücük yollar
Bir bakmışsınız saçlara düşmüş aklar,
Bir bakmışsınız omuzlar çökmüş,
Günah defterinizde uçsuz bucaksız hafakanlar
Ve kendi kendinize söylendiğiniz anlar;
“Ne çabukta geçiyor yıllar.”

Avuçlarınıza sıkışmış, çaresiz başınız
Dünden kalan hatıralar…
Bir sevgili öpücük kondurur yanaklarınıza;
Biliyor,
Siz gideceksiniz,
Bir daha dönmeyeceksiniz.

Yol, yokuş aşağı başlıyor ya
Bu telaş boşuna…
Kıskançlık krizleriniz tepeden tırnağa sarsa da sizi
Baktığınız aynalarda kandırsanız kendinizi
Gençlik geri gelmeyecek,
Siz ölümüne sevseniz de
Kırlarda açan çiçekleri…
Çiçekler boyun bükecek,
Çiçekler bilmeyecek.

Hayat bu ya,
Kıvrım kıvrım gittiğiniz yollar
Son büklümden size bakacak.
Sizin gonca diye kokladığınız,
Yüreğinizi yakacak.
Hüzünler toplanacak göz çukurlarınıza
Sevginiz birer damla olup,
Yanaklara akacak.

Sanmayın değişir hayatın akışı
Mecnun Leyla da huzuru bulur.
Kerem’in deldiği dağları taşı,
Aslı mekân eyler, Aslı kırdırır.
İlahi kanundur bu,
Bulutlar göğe çıkar,
Bulutlar yağmur olur
Yağmurlar yere akar.
Zifiri karanlıklarda gördüğünüz,
Pembemsi düşleriniz.
Arada bir selam verse de,
Bu sizin son bakışınız,
Bu sizin son görüşünüz,
Bu sizin son gidişiniz.

Hadi!
Koy bir yanağa veda buseni
Gözlerin kalsın sarhoş gözlerin güzelliğinde
Lodoslar tararken beyaz saçları
Nasıl olsa sen gideceksin geldiğin yerlere
Nasıl olsa bedeni saracak kara topraklar
Nasıl olsa mevsimlerin dördü birden geçecek üzerinden
Hadi!
Ne beklersin hala bulutların ardında
Yağmurlar deli yağıp,
Cama mı vursun istersin?
Yelkovan aklını yitirip,
Akrep mi dursun istersin?
Senin çaldığın havalar,
Hüzünlüdür artık.
Bu kalkan geminin son yolcusu sen değilsin.
Senin canın çıkmış artık, can değilsin.
Deryalar gibi görme kendini
Sen bir damla bile etmezsin.
Umman değilsin.

Ahmet Kaytancı


Misafir 31 Mart 2007 03:44

Giderken






gece hiç bağışlamadı beni
yazdığım her satıra siyah aktı
tek bir hecem
karanlıkta doğru yolu bulamadı

bir damla gözyaşı doğuramadım
buna rağmen
hep ikizdi ağlama nöbetlerim

baharlarım sürgün vermedi
hiçbir sokağımın
doğru adresli bir köşe başı olmadı
bu yüzden rüyasızdı şehrim

her gece yarısı
vardiyalı bir sarhoş sesi gelirdi uzaktan
bir sarhoş ki
yağmuru sürüklerdi ardından
her damlası efkar kokan
ve benim
hiçbir yağmurum
gün ışığında yağamadı
yetimdi çünkü gökkuşağım

şimdi giderken bu şehirden
sana dair tüm şiirlerimi alıyorum yanıma
sadece ölüm düşebilir ardıma
bir de yaban tutkular
peşim sıra

ve ansızın
bir çiçek uzaklaşır avuçlarımdan
kokusu sen olan

sana ise
ruhsatlı bir yaşamdır geride kalan
İçinde ben olmayan




Belgin Erturk


arwen 31 Mart 2007 03:58

Düşüncelerimde sen varsın
Kanımda kan, canımda cansın
Boş ver,
Başımda deli rüzgâr esse de
Bu yürek senin için yansın…

Boş ver,
Darmadağın dursun saçlarım
Ak düşmüş haliyle…
Ben saçımı tararım
Sizin diyar yeliyle…
Sen kırda olan çiçeksin,
Değişmem saksı gülüyle
Yamacımda, karşımda, kıyımdasın
Kim demiş?
Benden asırlarca uzaktasın
Soluduğum havada,
İçtiğim suyumdasın.

Boş ver,
Martılar çığlık çığlığa bağırsın kıyılarda
Cırcır böcekleri öttüğü kadar ötsün.
Düşlerine kene gibi yapışmış asalaklar
Cehennem beri daha öte gitsin.
Boş ver,
Pireler delirdi diye
Kıyamet kopacaksa kopsun.

Boş ver,
Engin dağlar yüceliğinde kalsın
Soytarılar hangi havayı biliyorsa
Varsın onu çalsın.
Ağustosta kar yağsa ne çıkar
Zemheri alev alev yansa ne yazar
Sen dik tut başını gülüm
Rabbim isterse ne oyunlar bozar.

Boş ver,
Bir can değimlidir taşıdığım bedende
Kaşlarımın arasına dayasalar mavzeri
Göz kırparsam namerdim.
Sen dik tut başımı yeter ki,
Kıyamete kadar geçerlidir ahdim.

Boş ver,
Çanlı saatler ne zaman vurursa vursun
Akrepler nerde durursa dursun
İster dağlar, ister denizler kudursun
Katıksızsa sözlerin,
Sağlamsa yüreğin,
Gelir seni yüreğimde bulursun.

Ahmet Kaytancı


iblis1907 31 Mart 2007 10:07

Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan İle Rahibin Macerası

İlkönce yağmurla
sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah.
Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla.
Harp esirleri çoktan iş başındaydılar.
Topraktan nefret duyarak
- halbuki köylüydü birçoğu -
tıraşlı ve korkak
çapalıyorlardı patatesleri.
Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana
köy kilisesinden gelen çan sesleri.

Pazardı.
Kilisede erkeklerin hepsi ihtiyardı
kadınların değil,
içlerinde büyük memeli kızlar,
ve sarı saçlarına ak düşmemiş anneler vardı.
Maviydi gözleri.
Başları önde,
kalın, kırmızı ve harap parmaklarına bakıyorlardı.
Terliydiler.
Haşlanmış lahanayla günlük kokuyordu.
Kürsüde muhterem peder
"beyannameyi" okuyordu,
- gözlerini gizleyerek -.
Renkliydi pencere camlarından biri.
Bu camdan içeri giren güneş
duruyordu genç bir kadının bembeyaz ensesinde
eski bir kan lekesi gibi.
Ve hiçbir zaman
doğurmamış olan
göğüssüz ve kalçasız bir Meryem'in kucağında bir çocuk :
başı öyle büyük
o kadar inceydi ki kıvrılmış bacakları
hazin ve korkunçtu.
Önlerinde kandil yanıyordu
eski
sert
ve boyalı tahtayı aydınlatıp...

İki adam boyundaydı tahta heykel.
Şeytan saklanmıştı arkasına
- kaşları çekik, sakalı sivri,
Mefistofeles olması muhtemel,--
ve âlim bir tebessümle
dinliyordu muhterem pederi.
"- Avrupa'nın bekası,
(okuyordu beyannameyi muhterem peder)
Avrupa'nın bekası için harbediyoruz."

Dinliyordu Şeytan
sivri sakalında keder
ve âsi ve selîm aklına
dayanılmaz bir ağrı vermekteydi yalan.

Okuyordu rahip :
" Avrupa milletleri el ele verip
harbediyoruz,
ve mutlak imha edeceğiz
medeniyet için tahripçi bir unsuru."

Şeytan bir parça yana itti Meryem'in heykelini
ve havada sihirle efsun alâmetleri daireler çevirip
kaldırdı elini
rahibe doğru
- etsizdi, uzundu bu el,
hakikat gibi, kemikli ve kuru -.

Ve ne olduysa o anda oldu işte.
Renkli camın altındaki kadın
çırılçıplak göründü kıpkırmızı güneşte.
Memeleri ağırdı
ve sarı ipek gibi parlıyordu karnının altında tüyler.
Düşürdü kâadı muhterem peder
ve Şeytan'ın iğvasıyla hakikati bağırdı :
"- Karşı koymak günü geldi en büyük tehlikeye.
Harbediyoruz,
fuhşun bekası için,
kerhane kapıları kapanmasın diye.
Ve sen orda, arkada
içinde beyaz entarisinin
bir erkek çocuğu gibi duran,
sen ****** olacaksın kızım.
Sana firengi ve belsoğukluğu verecekler
büyük şehirlerimizden birinde.
Baban dönmeyecek
Yatıyor şimdi yüzükoyun
çok uzak bir toprağın üzerinde.
Şimdi kan içindedir
etli, kalın kulaklar
ve ince kollarının dolandığı boyun.
Yattığı yerde yalnız değil.
Hareketsiz duran tanklarla, terk edilmiş toplar sahada."

Kendi sesinden ürkerek
sustu rahip.
Orda, arkada, beyazlı kız ağlıyordu.
Kadife ceketli bir erkek
- ihtiyar orman bekçisi civar çiftliğin -
bir şeyler söylemek istedi.
Sivri sakalını kaşıdı Şeytan,
rahibe : "Devam et," - dedi.
Ve muhterem peder
başladı tekrar konuşmaya :
"- Harbediyoruz :
pazar ve mal nizamının bekası için.
Kömür, lâstik ve kereste,
ve kendi değerinden fazla yaratan iş kuvveti
satılmalıdır.
Patiska, benzin
buğday, patates, domuz eti
ve taze gümrah bir sesin içindeki cennet
satılmalıdır.
Güneşli bahçesi ve resimli kitapları çocukluğun
ve ihtiyarlığın emniyeti
satılmalıdır.
Şan, şeref ve saadet,
ve
kuru kahve
topyekun pazar malı olup
tartılıp, ölçülüp, biçilip satılmalıdır.
Harbediyoruz :
harbi bitirdiğimiz zaman
aç, işsiz ve sakat
- harp madalyasıyla fakat -
köprü altında yatılmalıdır..."

Yine sustu muhterem peder.
Şeytan emretti yine :
"- Naklet onun macerasını,
o ne idi, ne oldu, anlat..."

Ve anlattı rahip :
"- Onu hepiniz hatırlarsınız,
toprağın içindeki bir patates tohumu gibi
fakir,
çalışkan
ve neşesiz geçti çocukluğu.
Sonra uyandı birdenbire
on yedi yaşına doğru.
Yine fakirdi, çalışkandı.
Fakat aylarca gidip
bulutsuz bir denizde
altında sönük yelkenlerin
sanki çok sıcak bir sabah ufukta apansızın
yeni bir dünya keşfeder gibi buldu neşeyi...
Mahallede sesi en güzel olan insandı
ve en güzel mandolin çalan.
Hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?..
İçinizde kimin kalbini kırdı,
kime yalan söyledi,
sarhoş olduğu vaki midir,
ve kiminle dövüştü?
Çocuklara saygısını
ve ihtiyarlara şefkatini inkâr edebilir miyiz?
Belki biraz kalın kafalı
fakat kalbi bir balık yavrusu gibi temiz
onu geçen sene harbe gönderdik.
Şimdi gerilerinde cephenin
işgal altındaki bir köyün odasındadır.
Baygın bir kadının ırzına geçmekle meşgul
bir tahta masanın üzerinde.
Beli çıplak
pantolunu dizlerinde
başında miğfer
ve ayaklarında kısa, kalın çizmeler.
Yerde iki çocuk ölüsü yatıyordu
direkte bağlı bir erkek.
Dışarda yağmur yağıyor
ve uzaktan uzağa motor sesleri.
Kadını masadan yere iterek
doğrulup çekti pantolonunu...
Halbuki hepiniz hatırlarsınız onu,
hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?"

Yine birdenbire sustu muhterem peder.
(Susabilmek bir hünerdir
insanın ağzından çıkan sözler
kendine ait olmazsa.)
Fakat tahta Meryem'in arkasından
yine emretti Şeytan :
"- Rahip, devam et," - dedi.
Ve devam etti rahip :
"- Harbediyoruz.
Çalıştırılan insan yığınları
birbirine devrederek zinciri,
karanlık ve ağır,
beton künklerin içinde akmalıdır.
Ve sen kocakarı
- ön safta, solda, diz çöküp
yüzü eski bir kâat gibi buruşuk olan -
seni temin ederim ki
kilise kapısında oynayan torunun
- beş yaşında,
başı altın bir top gibi yuvarlak -
dedesi,
senin kocan,
babası,
senin oğlun
ve komşuların gibi
kömür ocaklarında çalışacak.
Hiçbir şeyi
ümit etmemeyi
öğrensin.
Bu maksatla
uçuyor bombardıman birliklerimiz
tasavvur edilmeyecek kadar çok ölüm taşıyıp
iki gergin kanatla.
Ve motorlarına benzinle beraber
belki bir parça keder dolarak
(öldürenlerde tevehhüm edilen keder gibi bir şey),
uçuyor av kuvvetleri himayesinde olarak
bombardıman birliklerimiz
birbiri ardından giden dalgalar halinde...
Harbediyoruz :
öldürdüklerimizin sayısı
- bizden ve onlardan
aralarında meme çocukları da var -
şimdilik
beş altı milyon kadar.
Harbediyoruz :
kundak bezinin çeşidiyle belli olmalı herkesin yeri.
Harbediyoruz :
parlasın edebiyen diye sabah güneşlerinde
hapisane demirleri..."

Hakikat çok taraflıdır.
Fakir bir Şimal kilisesinde
- Şeytan'ın iğvasıyla da olsa -
fakir bir papaz
onu o kadar uzun anlatamaz.
İnzibat kuvvetleri aldı haberi
- kadife ceketli orman bekçisinden -
gelip indirdiler kürsüden muhterem pederi.
Ve asfalt yolun üzerinde
arasında silâhlı iki adamın
giderken muhterem peder
Şeytan baktı arkasından :
çekik kaşlarında ümit
ve sivri sakalında keder.

Nazım Hikmet Ran


Nephthys 31 Mart 2007 11:43

.Zaman



Zaman denen muamma
Anladım seni sonunda
İçinde bulunduğum an
Bir hayat, belki geçmişte yaşanan.
Ben bir hayalim aslında
Alıp verdiğim nefes yalan.

Hayat bir rüya soluk soluğa
Farkına varmak zor uyanmadan.
Bir telaş bir koşturmaca
Yüzleşiveriyor insan;
Varlık denen şey
Koca bir boşluk aslında
O an anlıyorum ki
Yaşadığımı sandığım dünya
Sanal bir mekan.

Nerede başlıyor, nerede bitiyor
Bir yay gibi buruluyor zaman
Anlamak zor böyle
Başlangıcıyla sonu kavuşmadan.

Ha bugün ha yarın geldi gelecek
Biz bekleyeduralım kıyameti
Yok şu yok bu diyerek
Birer birer alametleri
Oysa çoktan kurulmuş mizan
Hesap kitap bitmiş…
Ya cehennemde bir çukurda
Ya da cennette bir köşkteyim şu an.

(Son çıkış)

Sami Bağcı


NiliM 31 Mart 2007 11:47

Nefesimsin

Sen bir çiçek değilsin ki ;
sonbahar geldiğinde dal dal kuruyacaksın
sen bir gün değilsin ki ;
gece olunca karanlığa karışacaksın
sen bir şiir değilsin ki ;
son satırında sonra noktayla sonlanasın
sen nesin biliyor musun?
Yasadıkça seninle devam edip seninle biten
içimdeki nefessin sen..
Ve biliyorsun ki ben nefessiz yaşayamam.

İsmail Sarıgene


Nephthys 31 Mart 2007 11:50

Dikkate Almayın (Bir Rüya İdi)



Bir rüya gördüm dün gece
Garip bir rüya
Ne hayra yorabildim ne şerre
Ne mekan ne eşya
Hiç birisi benzemiyordu bildik şeylere
Anlamadığım,
Nasıl oluyor da sığıyor bunca yaşanan
Bir kaç saniyeye.

Rüya bu ya; bir kuş konuyor önüme
Kuş dediysem, ne güvercin ne serçe
Altın bir semer vurulmuş
Hafifçe eğiliyor, biniyorum üstüne
Adını soruyorum
Zümrüdü ankaymış meğerse.

Haydi diyor, seyahat başlıyor şimdi
Bir kanat çırpışı bilmem kaç kilometre
Ayaklarımızın altında tüm dünya
Mavisiz çıplak, mavisiz sığ sanki
turuncu hiç yakışmamış şu denize
Saklambaç oynuyor balıklar
Adı köpek olanı ebe.

Deniz bitiyor bir süre sonra
Her yer sarı kum taneleri
Nefes nefese bir kutup ayısı
Çölde safariye çıkmış
Peşinde tüfekli üç, beş serseri.

Boyuttan boyuta geçiyoruz
Nal toplamakla meşgul zaman peşimizde
Bir dağ beliriyor ufukta
Ama ne Ağrıy' a benziyor ne Erciyes' e
Göz alıcı güzelliğine inat
Zümrüt vadilerinde yamuk yumuk evler
Ne olmuş sana kaf dağı
Demekki seni de kurban verdik bir gece de.

Garip sesler geliyor çığlık çığlığa
Kargalar toplanmış, meşk günü anlaşılan
Kimi ala, kimi kara
Hepsinin elinde tek teli kalmış bir bağlama
Avaz avaz, bağırıyorlar en yüksek perdeden
Bir türlü sıra gelmiyor kanarya ya.

Bir adam, elinde çakı Ay' ı yontmakta
Ne yapıyorsun sen dedim; güldü
Taç yapıyormuş sevgilisinin başına
Doğum günüymüş, gelecek ayın on dördü

Hava kararıyor birden
Bakıyorum birisi güneşi söküp almış yerinden
Merdivenler kuruluyor gökyüzüne
İnsanlar yıldız topluyor aceleyle
Fırçalar sallanıyor bir yandan
Anlaşıldı sarı olacak bugün gece.

Uyanıverdim birden, kan ter içinde
Pencereye koştum telaşla
Güneş batmak üzere, ama
Şükürler olsun hala yerli yerinde
Yıldızlarda çıkar birazdan neşeyle
Siyahtan başka renk yakışmıyor geceye.

Kimi zaman iç içe geçiyor rüya ile gerçek
İncecik bir çizgi var arasında
Kafalar karışıyor bazen
Bir o yanında geziniyor insan, bir bu yanında.

...
Sami Bağcı


NiliM 31 Mart 2007 11:53

Canım İstanbul

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canim;
Vatanim da vatanim...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kir at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?
Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler...
Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sümbül kokan
Türkçe’si bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...


Necip Fazıl Kısakürek



Misafir 31 Mart 2007 12:30

ALİŞAN

İstasyon caddesinde kan var
İstasyon caddesinde ölüm
Bir türkü daha susturuldu ey babam
Zebaniler ölüm getirdi

Vurdular Alişan'ı vurdular
Alişan’ı vurup seyre durdular

Alişan benim dostum
O benim arkadaşım
Ben ona gardaşım

Birazdan bende gidiyorum
Söndürsün bu şehir ışıklarını
Unutmayın beni hem söylediklerimi
Artık vuranlar vurulmalı

Vurdular Alişan'ı vurdular
Alişan’ı vurup seyre durdular

Alişan bir gül dalı
Alişan bayrak alı
Seni vuranlar vurulmalı

OSMAN ÖZTUNÇ


vain 31 Mart 2007 12:50

DÜŞLERİMDE KALDI SEVDAM

Gökyüzü zifiri karanlıkken,pembe bir dünyada elele bu sevdanın içindeydik senle…
Ve birlikte sonsuz olmaktı temennimiz.
Çocuksu düşlerimiz vardı,sadece ikimizin olduğu…
Zamanda uzun,yaşamda kısa olan bu aşkta;
En
güzel sevinçleri,en güzel anıları paylaştık,sevdaya dair çok şey
öğrendik. Sevmeyi,gülmeyi ve terk etmeyi öğrettin bana,yaşamın sevince
anlam taşıdığını gösterdin…

Sevdim seni !
Can verip yollara düşecek kadar,
Kimsenin gücü yetmeyeceği kadar sevdim.

Uykularımızı paylaştık seninle,bir gece değil gecelerce uykusuz kaldık.
Aşkımız için zamansız sevdik birbirimizi,umarsız,çıkarsız,yalansız…
Dünyalara sığmayacak aşkımızı küçük yüreklerimize sığdırdık,
Ayrılıklarımızı yaşanmamış saydık,
Öyle ki hep birlikte olmalıydık.
Sözler verdik birbirimize tutamayacağımızı bile bile…

Sonra ayırdılar bizi;
Kimseler düşünmedi ! seni,beni,sevgimizi.
Sensiz hayat yoktu.
Söz vermiştim sana,sevdama söz…
Yaşayamazdım…bu sevdayı içime gömüp,seni bırakamazdım.
Aldırış etmedim kimseye ayrılmadım senden.
Sonra
sen istemedin beni,sevdamın taşıyamayacağı sözler söyledin,bu aşkı
hançerledin…sevdiğim ne yapar bile demedin,ama ben bıkmadım…

Şimdi ise ayrılığımızın en karasında kara sevda oldu sevdam.
Sen belki unuttun,ama ben unutmadım,unutamadım.
Yeniden başlamak için çok çabaladım,olmadı,nafile…
Sadece DÜŞLERİMDE KALDI SEVDAM…

Şimdi sen yaşıyorsun,beni öldürdün,yüreğinde bana ait bir iz bile yok.
Hatırla söz vermiştik sevdamıza,yaşadıkça bu aşkla beraber olacağımıza…
Yalanmış oysa…gittin hayatımdan ama sevdan hep benimle.
Bir gün üstümde çimenler bittiğinde bile sevdan yaşıyor olacak.
Beni umut kurşunuyla vurdun ! ama onu öldüremezsin…
Çünkü;sevdaya kurşun işlemez gülüm…


NiliM 31 Mart 2007 12:58

Anlamıyordun

Ben gerçek bir aşkın olgunluğuna
Erdim,ne yazık sen anlamıyordun...
Hayır cevabını dalgınlığına
Verdim,ne yazık sen anlamıyordun...

Karanlık kapladı gündüzlerimi,
Görseydin sensizlik krizlerimi!
Geceler boyunca bu gözlerimi
Yordum,ne yazık sen anlamıyordun...

Sağ salim çıkar mı bilmem yarına?
İncittin kalbimi yaktın nârına,
En yakın dostları senin uğruna
Kırdım,ne yazık sen anlamıyordun...

Sevginin kanaat ettim azına;
Çaresiz boynumu büktüm nazına,
Ben senin yüzünden aşk çıkmazına
Girdim,ne yazık sen anlamıyordun...

Aşkımı sorsaydın ağaca,kuşa;
Tutuldu derlerdi bir tek bakışa
Yeter anla diye başımı taşa
Vurdum,ne yazık sen anlamıyordun...

Şiirdim kalbine yaz beni diyen,
Resimdim aklına çiz beni diyen,
Gönlüne sığınmış çöz beni diyen
Sırdım,ne yazık sen anlamıyordun...

Çevir dim kendimi sabır yönüne,
Sonunda kavuştun leyla ününe,
Mecnunum aşkımı gözler önüne
Serdim,ne yazık sen anlamıyordun...

İsmail Koray Şimşek


Mystic@L 31 Mart 2007 13:01

senin sesinle başlayan bir ıslık
kehribar kokusu kulaklarımda
nasıl bir nargile yakmak bu fitil gibi
sarhoşlukta..

kim bu öldürücü musikinin
güftesini gömebilir kuytuluğun makamına
yalnız hicazdı felaket efem saatlerinde
kimi görsem göz yarası yüzümde,
kimi duysam
senin sesinden ıslak bir ıslık
ve ben artık her şarkıda
kendime vokal yapıyorum,
yüzüm gözüm ıpıslık...

Yılmaz Erdoğan


NiliM 31 Mart 2007 13:21

BENİ RÜZGARA VERME

Öfkeli bir deniz gibi
Üstünden atma beni
Yazdığın gibi silme

Yumlama parçalama
Ne yapsam kırılmaz diye
İtme koca dağlardan
Gidip gelip ağlatma

Bu bensiz yapamaz de
İçinin derinlerine sakla
Gösterme kimseye beni
Gönlünde tut bırakma

Kuşlara parçalatma
Çöllere koyup dönme
Gözden çıkarma beni
Tam her şeyimi aydınlatırken
Yeter bu kadar deyip sönme

Bir gidip bir gelip
Çocuk gibi oyalama
Korkutma yıldırma beni
Beni sakın bırakma


Afşar Timuçin


Mystic@L 31 Mart 2007 17:46

Sana seslenmek için

Gece sesizce başlıyor ve ırmağın-
Öte yakasına geçiyor atlılar.
Bir papatyanın acısını dinliyorum.
Gökyüzü gitgide genişliyor.
Islak yaprakların derin yeşilliği
Islak dağların uyandırdığı keder.
Kendime bir demet çicek topluyorum
Öğretmenimin iliklediği göğsüm
Ne kadar genç
Ağzımda taptaze bir tütün kokusu
Ve taze ceviz kabuklarının kararttığı parmaklarımda
Bir ağız mızıkası.
Öğrendiğim ilk şarkılar
Yollar yollar yollar boyunca
Söylediğim ilk şarkılar
Sevgilim olan bütün kızlar
Siyah önlükleri ve
Kaçamak bakışlarıyla geçip gittiler
İlk fotoğraflarımdaki yakışıklı saçım...
Ey akşam, ey bir aşkın
Başlaması ve bitmesi
Ey turuncu akşam, bütün akşamların akşamı
Ey mor akşam, dudaklarım gibi moraran.
Gece evleri sardığında
Ve bahçeleri
Işıklar içinde kaçıp giden
Bir tavşan gibi yalnızım.
Yolun iki yanında kalan
Karanlık dağların ötesinde
Neler olup biter
Ve girdiğimiz uykulu kasabada
Lokantadaki uykulu çocuk
Olgun ışıklı lokantada
Olgun patatesler.
Bir adamın
Doğmasi ve ölmesi
Ve bazı işlemeler yapması hayatında
Bazı bağlardan
Üzüm toplaması
Bazı sinamalara gitmesi
Bazı kızları sevmesi
Ve ölesiye yalnızlık çekmesi
Bazı şehirlerde.
Ey akşam, turuncu ve mor akşam
Ey gökyüzü, ey benim
Gittikçe esmerleşen kalbim.
Şimdi beyaz bir kızın
Yanında olabilmek için
Bazı çılgınlıklar yapabilirim
Onu boynundan öpsem ve onunla
Dünyada olup bitenleri konuşsak
İngiliz birahanelerinde
Damalı kasketleri
Ve şaşılacak kadar yorgun yüzleriyle
Ve bütün emekçiler gibi
Çocuksu gözleri
Partal elleriyle oturan
İşçilerden konuşsak
Zencilerden konuşsak sonra
Gülünce bütün yüzleriyle gülen
Yakışıklı ve hazin
Zencilerden.
Gece dünyanın her yerinde
Geliyor ve her yerde
Aynı duygu uyanıyor kalbimizde.
Sen şimdi
Duvarına bir şiirimi asmışsındır
Uyuyorsundur
Belki düşünüyorsundur
Sonuncu kattaki odandan
Yıldızlara bakarak.
Ve yıldızlar her zaman
Eski ve tanıdıktır.
Özellikle bir tren penceresinden bakıldığında.
İçimiz nedensiz bir hüzünle dolduğunda
Sırt üstü uzanıp toprağa
Baktığımız yıldızlar.
Bir harman yerinde ya da.
Düz bir damda.
Uzaktan
Bütün kürtçe türküler gibi
Yanık bir türkü gelirken
Sıcaktan bunalırken
Evler ve yollar;
Ve yaşlı kadınlar
Uyuklar gibi büzülüp minderlerine
Düşünürlerken eskisini
Olağanüstü günlerini
Gece sesizce başlıyor ve ırmağın
Öte yakasına geçiyor atlılar
Çalıların hışırtısını dinliyorum.
Sana seslenmek için
Yeni şiirler tasarlıyorum..

Ataol Behramoğlu


Misafir 31 Mart 2007 18:52

Sevgi Şiirleri-3
Para için, ün için
Ya da başka herhangi
Birşey için sevgiyi
Çiğnersen şıralık
Şaraplık üzüm gibi
Kimse de durbakalım
Demezse eğer
Ay yıldızları
Güneş günü toplar gider.

Mehmet Karabulut


Mystic@L 31 Mart 2007 19:39

Aşk

Hayatın hızıyla yaşadık o aşkı
Her şey bir anda başladı
Yaşandı
Ve bitti...

Yan yana gidip de bir süre
Ayrı yönlerde uzaklaşan
İki tren gibi...

Ataol Behramoğlu


NiliM 31 Mart 2007 23:03

FAHRİYE ABLA

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar
Bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin , dişlerin ve akpak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen fahriye abla

Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede
Yaz kış yeşil bir saksı ıtır pencerede
Bahçede akasyalar açardı baharla
Ne şirin komşumuzdun fahriye abla

Önce upuzun sonra kesik saçın vardı
Tenin buğdaysı , boyun bir başak kadardı
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin
Açılırdı rüzgarda kısa eteklerin
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla
Ne çapkın komşumuzdun sen fahriye abla

Gönül verdin derlerdi o delikanlıya
En sonunda varmışsın bir erzincanlıya
Bilmem şimdi hala bu ilk kocandamısın
Hala dağları karlı erzincandamısın
Bırak geçmiş günleri gönlüm hatırlasın
Hatırada kalan şeyler değişmez zamanda
Ne vefalı komşumuzdun sen fahriye abla



AHMET MUHİP DIRANAS


Misafir 31 Mart 2007 23:27

Yorgun Eller
Sen ele değmemiş bir çiçektin
Koparıp koklayacaktım
Yabancı bir rüzgar
Dağıttı yapraklarını dediler
Ağladım.
Erkenden düştüm yollara
Ellerim sevinçli
Artık beklemiyor seni dediler
Kahroldum.
Sesin güzeldi, içliydi
Damla damla akar derdim içime
Senin şarkılarını
Başkalarına söyledi dediler
Dudaklarım kurudu.
Sana yeni bir evren getirdim
Tertemiz umutlar
Tut gidelim diyecektim
O şimdi başka düşlerde dediler
Vazgeçtim...

İlknur ÖZDEN



Nephthys 1 Nisan 2007 00:04



Ask
.

Bunca gün, ah, bunca gün
görmeyi seni böyle kirilgan, böyle yakin,
nasil öderim, neyle öderim?

Uyandi kana susamis
ilkbahari korularin,
çikiyor tilkiler inlerinden
çiylerini içiyor yilanlar,
ve ben gidiyorum seninle yapraklarda
çamlar ve sessizlik arasinda,
sorarak kendime nasil, ne zaman
ödeyecegim diye su bahtimi

Bütün gördüklerim içinde
yalniz sensin hep görmek istedigim
dokundugum her sey içinde
senin tenindir hep dokunmak istedigim:
seviyorum senin portakal kahkahani
hoslaniyorum uykudaki görüntünden

Ne yapmaliyim, sevgilim, sevdicegim
bilmiyorum nasil sever baskalari
eskiden nasil severlerdi,
yasiyorum, bakarak, severek seni,
ask tabiatimdir benim

Her ikindi daha da hosuma gidiyorsun.

Nerde o? Hep bunu soruyorum
kayboldugunda gözlerin
Ne kadar geç kaldi! Düsünüp inciniyorum,
yoksul, aptal, kasvetli duyuyorum kendimi
geliyorsun sen, bir esintisin
seftali agaçlarindan uçan.

Bu yüzden seviyorum seni, bu yüzden degil
o kadar neden var ki, o kadar az,
böyle olmali ask
kusatan, genel
üzgün, müthis,
bayraklarda donanmis, yasli,
yildizlar gibi çiçek açan,
bir öpüs kadar ölçüsüz.
.


Pablo Neruda


Mystic@L 1 Nisan 2007 00:11

Unuttum Seni

bir kış günü ve
keskin ayazı şubatın
seninle yine bir vurgun yerinde
gözlerinde kaybolmuşken
unutup şubatın soğuğunu;
unutamam seni demiştim,
unutamam seni
hiç bilmeden
benden kopup gitmelerini

ama işte unuttum
belki sordu
belki ihtiyacım vardı
sana rağmen sana
ihtiyacım vardı belki
sana rağmen sana
ihtiyacım vardı belki

şimdi eser yok
şubatın ayazından
ve senden

sen koptun gittin benden
yok yere
belki bir hiç uğruna
belki o hiç şimdi
sana azap veren
yapacak hiç birşey bırakmayan
ve senin gibi unutulan
bir herşey..
senin gibi

belki ihtiyacım vardı
sana rağmen sana
artık herşey
bir sokak lambasının
donuk ışığı altında
ve şubat rüzgarının soğuğu;

artık herşey
unutulsa senin gibi
ve seni unutamamalar
yok olsa
şunu hiç unutma
unuttum seni
hatırlamamacasına

Ömer Seydi Ekinci


arwen 1 Nisan 2007 00:12

soluğunu duydum
bir sırrı çalmak gibi bu
daha hırsızlığı yaşayamadan
tatmadan o arsızlığı rüyanın tam ortasında uyandım
baktım ki yoksun

dediklerine göre
artık sevmiyorum da diyormuşsun
olsun
çekemiyorlar
umursamadım inan
o bir rüyaydı

haydi gel
seni sevmiyorum de bana
haydi de
söyle
yeter ki sen söyle



alaaddin emre



Saat: 21:58

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık