![]() |
Aslanların Efsanesi Saçları ateşten bir kız Gölgemden soyutluyor rüyamı Aslan gözlü bir kız, Obiyama ovasından, Aslanlar diyarından Haberini Antiloplardan aldım Kayaların tepesinde Güneşin batışını seyrediyor Uçsuz bucaksız steplerin. Oğlak burcunda bir aslan Oğlak dönencesinin hemen altında Dişi bir aslan. Gözleri zümrütten bir kız Mekanımdan soyutluyor zamanımı Yıldız saçlı bir kız, Satürn’ün halkalarından kopmuş Orion’un karadeliğine gönderiyor beni Zaman uzuyor, Uzuyor, uzuyor Sonsuz oluyor yanıbaşında Benliğini gönderiyor karadeliğin diğer tarafına Ve bir aslan beliriyor tekilliğin diğer yanında Ateşten bir aslan, Zümrüt bir yıldızda, Obiyama’nın halkalarından, Orion’un zamanında, Dişi bir yıldız. Fikret Çalışlar |
Nasıl Da Bilirdin Eskiden beni beklediğin yollardan geçtim Eskiden bir istasyon vardı oralarda Nasıl da bilirdin geleceğim saatleri Üçte beşte Nasıl da bilirdin. Beni nasıl severdin sen Gözlerinin ucuyla bile Bana dokunduğunu hissederdim Dünyanın öbür ucundan Ben de seni severdim Senin beni sevdiğin kadar olmasa da Hatırlıyor musun senin saçlarından güneş yaptığımız günleri Yastığımızın üzerine yaydığım saçların Güneşe benzerdi Ne güzeldi saçlarının Koyu kumralı Canım... Bülent Türksayar |
GÖZYAŞI DÜĞÜNLERİ ardından gülistanlar ağlamakta hüsranın ve şiir heybesinde hıçkırık taşıyan ben sanırdım gözyaşından olacak tebessümler sebiller ağlayınca her tasında mısranın yokluğa hicret diye yuvarlanır gülücük buruk buruk dünyalar takılır hançereme alevlenir kalbimden gözlerime bir meltem dudaklarıma düşer ağlamaklı öpücük gözbebeklerim kadar yalnızlıklarım sefil devasa hıçkırıklar sarar dört bir yanımı ıslanmış parmakları süsler garip bir divit ve açar gözyaşım/da umut veren karanfil her şiirde kendimle biraz gezip gelirim var oluşum çizilir bembeyaz sayfalara içimde kızgın bir çöl yeşerir dualardan düşünce kirpiğimden gözyaşı düğünlerim dünyevi bir handeye takılır bütün gözler gözyaşı düğünüme aldırış eden olmaz ben miyim bilmiyorum gözyaşında münteha yüreğimde bir sancı nevbaharları özler sanki adımı ağıt yazmışlar gözlerime düşer de yanağımdan sürünür ağlayışım damla damla eririm / tüterim burcu burcu nakışlanan içimde renklenir her kelime susarım içim yanar / ağlarım anlatamam yazarım kurtulamam / başım döner ukdede kendimi yelken yapar yüzerim de sonsuza yine de gözyaşımın düğününden kaçamam DüşÇınarı sayı:7 / kasım-aralık 1997 y.s.k.: MiM |
Git gidebildiğin kadar Kırıldı aynam sırçasın Yansıman yok güneşe nede aya Git beni bende bırakarak Bahar kokmuyor yağmurlar Bir damla gözyaşımda boğuldun Yıldırımlar düştü Anımsamıyor anılarım Anımsamıyor bakışlarım Rüzgara sattım bendeki seni Nefretimi yazdım rüzgarlara Aşkıma sapladığın hançerde yazılı adın Anımsamıyor buz tutmuş gecem Ölüler görmez rüya kurmaz düş Korkmam gecem olamazsın bana Bir gün rüzgar esecek Bedenin hatırlayacak Ürpertin bıraktığın yalnızlığım olacak Akşamın alacasından aydınlandı düşüm İçsin ormanlar yeşilini Çilingir sofrasını kur kader Kaldır kadehini Aşkın ölümüne şerefe nurten tarım |
Bir kış tadında yüzümde çatlar buz Bir kış günü başlar ve isteksizdir hüzün Hani o hiç tükenmeyecek sandığım ivme Sararan etimde çürüyen dişimde durur Başıma kakar savurgan koşmalarım Bir gözyaşı sıçrar yüzüzme yüreğimden İki kaşımın arasından vurur her yorgun bakışımda Diyorum böyle kalleşçe gelmese bir kış günü yalnızlık Sonbahar daha yeni terk etmişken ve hazırrlıksız Bir kar tanesi bulabilsem çok uçlu ve sekizgen Tutunabilsem uçarı Bu hayata tek parçası olmasa yüzen gözlerim Bir buzdağının gezgin kara Söylenecek ne çok şey gelir aklıma Bilirim susmak bazen en akıllı yolken Ve yürekte söylenecek ne duygular katledilir Varamadan henüz dudağa isyanın tadı Bir kış günü donar kalır dilim ucunda usumun Ve dudaklarımda o bitkin duygular konaklar Kalamış'da boş bir arayış Adımlarımda yorgun bir ihtiras Onlarca kışın ardından fikret şahin |
A r t ı k Rüzgar yari sürükle kalbime Yağmur gözyaşlarım olmasın artık Bulut yarin üstüne seril Güneş onu benim gibi yakmasın artık Gül yari çağır kokunla Dikenler elime batmasın artık Yaprak yare bir fısılda Toprak onu benim gibi çekmesin artık Aşkım tezgah olan kalbimde serili Yarim onu hergün deşme artık Yar aşk bıçağını bileme gözyaşımla Bırak paslansın bıçak kesmesin artık Çarmıha gerildim kulpsuz bir dolapta Ayak seslerini duyamam artık Maziye sen git fotoğraflarla İstesem de geri gelemem artık Balıklar ağlayıp da deniz tuzlu olmasın Dalgalar sahile vurmasın artık Aşkım imdat deyip kurtulsun elinden Tuzlu sularda boğulmasın artık Çeşme yaptırın her yerine yeryüzünün Mecnunlar çölde susuz kalmasın artık Şifresi çözülsün bütün kalplerin Sevginin kıymeti bilinsin artık... Kenan Kahraman |
Ha Ben Senim Ha Sen Ben Say ha sen'im, ha sen ben’im, ha hasen’im, ha kimsem Sevenim’çün sevenimden gayri olmadı kimsem Dost tutmadım dost-u mutlak; sevda-yi Hak’tan gayri O sevda ki; Alem sığdı, yetim kalmadı kimsem Selçuk Bekar |
İstanbul: 29 Ekim 2005 ANADOLU’M MEMLEKETİM Beyazını renkli kılsam, AL ’a düşen güzelliğin Baharına gönül koysam, DAL ’a düşen güzelliğin Kovan’ına, arı olsam. BAL ’ a düşen güzelliğin AL yazmalı. DAL budaklı. BAL’ lı dilli…” ANADOLU’M “ Asırlardır Ana yurdum. Al Bayrağım, ” MEMLEKETİM “ Dallarına diken olsam, GÜL ’e düşen güzelliğin Fidanına sular olsam, ÇÖL ’e düşen güzelliğin Coşkusuna nehir olsam, SEL ’e düşen güzelliğin GÜL’ er yüzlü. ÇÖL hasretli. SEL coşkulu…” ANADOLU’M” Toprağımdır, Ana yurdum. Al Sancağım, ” MEMLEKETİM ” Kırlangıçla kanat çırpsam, TEL ’e düşen güzelliğin Buram-buram sümbül koksam, YEL ’e düşen güzelliğin Kuşağını çözüp salsam, BEL ’e düşen güzelliğin TEL duvaklı, YEL ağızlı. BEL kuşaklı, ” ANADOLU’M “ Otağımdır, Ana yurdum.” Ay ve Hilal ” MEMLEKETİM “ Yosun ile balık koksam, GÖL ’e düşen güzelliğin Zümrüt, yakut, elmas olsam. KOL ’a düşen güzelliğin Vuslatını yakalasam, YOL ’a düşen güzelliğin GÖL cömertli. KOL germeli. YOL bakışlı. ” ANADOLU’M “… Kutsalımdır, Ana yurdum, Ay-yıldızlı, MEMLEKETİM… Halil Cındık Görele Eylül 2000 KARADENİZ ‘DE “ TÖRE” Sen doğunca kulağına Ezan sesi verdi ata’n Tüttürecek ocağına Sonsuz mutluluklar katan… Erkek çocuk doğdun, Kerem. Silah sesleri duyuldu Gelişini duysun Âlem Diye töreye uyuldu… Bir düğün ki, sünnetinde Üç düğün birden yapıldı Askerlik ve evlenme de Silahlar sıkça atıldı… Yaşlandı geldi sonuna Baban, serveti; paylaştı Azıcık kızına, çok oğluna Verdi, sözü töreleşti… Tabut’un kalabalıklarla Töre, kendiyle yüzleşti Mezarlıkta, silahlarla Naaş’ın ölümsüzleşti… Doğumun gibi, sünnet silahla Sadıktır düğününde, asker yaşında Arkadaşlık ettin demir piştov’la Son kez uğurlandın, mezar başında Halil Cındık CINDIK DEDE (*) Çayır çukur’dan gelmiş, dedelerimin dedesi Altını yokmuş amma, varmış Gümüşhane’si Mahsulleri olmamış, yok imiş fındık Helen “Çayır çukur’un” çokcası “CINDIK” Gümüşhane’ den gelip,”Görele’ de” yer tutmuş ÇIRTLIK Karaburun’da, CINDIR Zuva’ ya, aşmış. Çepni Türkleri olup, göçer; üç kardeşmişler Diğer CINDIK dede’miz, Daylı’ya yerleşmişler ÇIRTLIK, CINDIR, CINDIK’IN, anlamı küçük imiş (*) Türkmen halılarını, motiflerle süslemiş… Halil Cındık (*) CINDIK: Tarihi Türkmen halılarını süsleyen, En küçücük motiflere denir. (*) ÇAYIRÇUKUR: Torul’da bir köyün adı. CINDIK’LAR; Daylı köyüne son yerleşen kabile’lerden Birisi olmakla birlikte, 1736 yılında Yozgat’ın Akdağ Madeni Kasabasından, Türkmen’lerle Kürtler arasında Çıkan kavga hitamında, tehcir edilerek, Gümüşhane’nin, Torul kasabasının, Çayır çukur köyüne gelmişlerdir. Geçici mekân olarak tuttukları bu yerde, yirmi-otuz sene Kaldıktan sonra, (Bir kısmı halen orada yaşamakta.) 17. Yüzyılın ortalarında Görele’ye, Haydarlı köyü, başta Olmak üzere, Daylı köyü ve Zuva’ya (Cındır) yerleşmişlerdir. Kaynak belge: Şadi Cındık’ın araştırmaları, “Dünden bu güne” kitabı. |
Sızlanma boşuna artık çok geç Biz bu aşkı ellerimizle katlettik Ne arkasından ağladık,ne mezarına gittik. Güzel bir geleceği mahvettik. Şimdi yolumu çiziyorum desemde yalan Hatırlamıyorum artık desemde palavra İçimi acıta acıta koyuyorum başımı yastığa, Haketmiyor bende yaşayan sevgin Kabul etmiyor bir türlü bittiğini. Kimin dokunduğunu bilmiyorum sana şuanda Hoş şarkılarda artık palavra Dinlediğimiz mutlu biten hikayeler gibi Bu son yazışım senin şiirini. Artık daha bir umutla beslemek istiyorum Aç olan kalbimi Senin suyuna yemeğine muhtaç olmadan Seni hiç hatırlamadan Arkandan hiç bakmadan Sonkez gömdüğüm sevginin mezarına gidip Bitiyorum bu yalan aşkımııııı. HOŞÇAKAL sonsuza dek... gülçin içöz |
Neden? Neden bu çaresizliğim neden? Seni arıyor,özlüyor bu beden. Ne olur acı çektirmeden Gel, gir kalbime bekletmeden. Neden bu yalnızlığım neden? Gel gözlerimdeki ışık sönmeden İçimdeki karanlık sessizlikten, Kalbime sızan sen bitmeden... Ezgi Can Urun |
| Saat: 12:57 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık