![]() |
Üçün Sevdası Bu gece vurmalıyım kendimi Evet... Bu gece vurmalıyım kendimi tam üç yerimden Yakmalıyım bu şehri de bu gece Kendimle beraber yakmalıyım bu şehri de Bir daha gün doğmamalı Ve bir daha ışık yanmamalı bu şehirde Benim gibi ağlayan Benim gibi sevdiğinden ayrı kalan Ve benim gibi unutulan olmamalı Aslında hiçbir şey olmamalı Beni yakan bu şehri, kendimle beraber yakmalıyım bu gece Bu gece vurmalıyım kendimi tam üç yerimden Yakmalıyım bu şehri de bu gece Anılarımdan başlamalıyım Sonra senden Sonra cadde cadde sokak sokak yanmalı bu şehirde Beni yakan bu şehir şimdi kendi yanmalı... Bu gece vurmalıyım kendimi tam üç yerimden İlk başta gözlerimden başlamalıyım Sonra ayaklarıma sıkmalıyım Aslında mecburum ayaklarımdan vurmaya Gelmemeliyim yanına seni de vurmamalıyım Çünkü sen ölmemelisin Çünkü sen yaşamalısın. Çünkü bu şehri yakarken içinde sende olmalısın.. Bu koca şehirle beraber sende yanmalısın... Son olarak kalbime sıkmalıyım Ama önce resmine son bir kez daha bakmalıyım Ardından resmini de yakmalıyım Ve sonra Ve sonra kalbime de sıkmalıyım. Bu gece vurmalıyım kendimi tam üç yerimden O köşe de başlamalıyım kendimi vurmaya Seni beklediğim o köşedeki ağacın altında vurmalıyım. Ben öldükten sonra yanmalısınız sizde Öldükten sonra yanması gereken üç şeyde Bu koca şehir, sen ve üç yerinden vurulmuş cesedim... İsmail Demir |
Kunduz Ateşten geçmiş Kurtlar var Ateş çemberi benim vicdanımla yakılmamış Dört noktanın kimseye hesap vermediği Yerin hükmü Anka kuşu Nede değerli Hikayenin uzanamayacağı Senin hiç Yeniden ölçülse tutmayacak tabi sıkıntılar atıldı Koruma altına alamadığımız Dünya'da Altta kalana el uzatın 24 09 07 Ramazan Mehmet Tanal |
MİLYON KERE AYTEN Ben bir Ayten'dir tutturmuşum oh ne iyi Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor Şarkılar söylüyorum şiirler yazıyorum Ayten üstüne Saatim her zaman Ayten'e beş var Ya da Ayten'i beş geçiyor Ne yana baksam gördüğüm o Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz Günlerden Aytenertesidir Odur gün gün beni yaşatan Onun kokusu sarmıştır sokakları Onun gözleridir şafakta gördüğüm Akşam kızıllığında onun dudakları Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz Bir kadehte sizinle içeriz Ayten'li İki laf ederiz. Onu siz de seversiniz benim gibi Ama yağma yok Ayten'i size bırakmam Alın tek kat elbisemi size vereyim Cebimde bir on liram var Onu da alın gerekirse Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar Parasızlık da bir şey mi? Ölüm bile kötü değil Aytensizlik kadar Ona uğramayan gemiler batsın Ondan geçmeyen trenler devrilsin Onu sevmeyen yürek taş kesilsin Kapansın onu görmeyen gözler Onu övmeyen diller kurusun İki kere iki dört elde var Ayten Bundan böyle dünyada Aşkın adı Ayten olsun Ümit Yaşar Oğuzcan |
Umutsuz Aşk Bu mısralarım sana Ey zavallı sevgilim! Yine oradayım hıh çok komık değilmi Her zaman buluştuğumuz o cam ağacının dibinde Geçirdiğimiz vakitler,ağladığımız günler Film şeridi gibi geçti gözümün önünden Bir haykırış atayım dedim hırçınca vuran dalgalara umuduma yenik duşen sevgi bağıma Neden se yapamadım sevgilim.. Neden se sana olan kinimi kusamadım yosun tutmuş kayalıklara Neden se atamadım o masum o edalı sulara Çünkü hala senden kalan bir sevgi var içimde Kopartıp atamadığım yüreğimin en derin köşesinde sakladıgım bir sevgi Umutsuzca bekleyen bir AŞK ... Her umut edişimde sana daha da bağlanmamak Sana daha ağlamamak için içimden bir laf geçer UMUTSUZ bir aşk; YANMIŞ BİR EVİN CEPTE DURAN ANAHTARI GİBİDİR Sessiz Tan |
Hayırlı Olsun Eğitim öğretime başladık yavaş yavaş, Cehaleti yok etmek için açmıştık savaş, Heybemizde bir soğan, iki de kuru lavaş, Yeni eğitim yılı hayırlı olsun dostlar. Medeni! devletlerin çöplüğüne oturduk, Pırıl pırıl gençleri bataklığa batırdık, Normal insan değil de süper hamal yetirdik, Yeni eğitim yılı hayırlı olsun dostlar. Çocuk yirmi beş kilo, yükü kendinden ağır, Baş tarafta üç maymun, dilsiz, kör ve de sağır, Sınıflar altmış kişi, megafon al da bağır, Yeni eğitim yılı hayırlı olsun dostlar. Taşıma öğrenciyle değirmeni döndürdük, Araba çıkamadı, katırlara bindirdik. Sistem yalama oldu, sündürdükçe sündürdük. Yeni eğitim yılı hayırlı olsun dostlar. Lüzumsuz bilgilerle beyinler doldurulur, Dershane, kurs ve sınav, okuldan yıldırılır, Çocuk papağan olmuş, düşünce öldürülür, Yeni eğitim yılı hayırlı olsun dostlar. Görünce üzülürüm saygı, sevgi, edep yok, Hangisini sayayım, nezaket yok, hitap yok, Çanta dolusu kağıt, işe yarar kitap yok, Yeni eğitim yılı hayırlı olsun dostlar. Bu sistem toptan yanlış, aklı olan görüyor, Milli değerimizden hangisini veriyor? Uyuşturucu, alkol okulda ne arıyor? Yeni eğitim yılı hayırlı olsun dostlar. Okulların önünde kapkaççılar fırlanır, Türkçe’yi öğretmeden yabancı dil zorlanır, Umarım sorumlular akıllanır, arlanır, Yeni eğitim yılı hayırlı olsun dostlar. Şahin Yılmaz |
BEN BİR EYLÜL- SEN HAZİRAN Bir eylüldü başlayan içimde Ağaçlar dökmüştü yapraklarını Çimenler sararmıştı Rengi solmuştu tüm çiçeklerin Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı Katar katar gidiyordu kuşlar uzaklara Deli deli esiyordu rüzgâr Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar Neydi o bir zamanlar Sevmişliğim, sevilmişliğim O heyheyler, o delişmenlikler neydi Ne bu kadere boyun eğmişliğim Ne bu acıdan korlaşan yürek Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım Beni kötü yakaladın haziran Gamlı, yıkık eylül sonuma Bir ilk yaz tazeliği getirdin Masmavi göğünle Cana can katan güneşinle Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime Çiçekler açtı dokunduğun.. Çimler büyüdü yürüdüğün Ve güller katmer katmer oldu güldüğün yerde Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi Oldurduğun yemişlerin ağırlığından Dallarım yere değiyor Güneşi batmadan saçlarının Bir dolunay doğuyor bakışlarından Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık Başım dönüyor, off başım dönüyor yaşamaktan Ölebilirim artık Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma Baksana; parmak uçlarım ateş Lavlar fışkırıyor gözbebeklerimden Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan Benimle meydan oku her çaresizliğe Benimle uyu, benimle uyan Birlikte varalım onuncu aylara Ben bir eylül, Sen haziran... Ümit Yaşar Oğuzcan |
Telepati beni düşünüyorsun biliyorum. çünkü ben seni düşünüyorum. az önce yüreğimden bir şeyler koptu. birden titredi bütün vücudum beni düşünüyorsun biliyorum ve buna bayılıyorum... Derya Özgür |
BEŞİNCİ MEKTUP Ayrılık diye bir şey yok. Bu bizim yalanımız . Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var. Şimdi nerdesin, ne yapıyorsun? Güneş çoktan doğdu. Uyanmış olmalısın. Saçlarını tararken beni hatırladın , değil mi? Öyleyse ayrılmadık. Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz . Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. Önce beklemekten. Ömür boyunca ya bekliyor, ya bekletiyor insan ikisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın. Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini... Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını, kanunlara saygı göstermesini, insanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar. Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun. Ya o? Ya o? İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan. Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık. Aradıklarının çoğunu bulamamış, beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan. İşte yaşamak maceramız bu. Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve yaşayıp beklerken ölmek ! Özleme bir diyeceğim yok. O, kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası. O, nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı. O, tek güzel yönü bekleyişlerimizin. İnsanlığımız, özleyişlerimizle alımlı, yaşantımız özlemlerle güzel. Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin. Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem. Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin anlatılmaz . Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam; seni özlediğim içindir. Beklemenin korkunç zehiri öldürmüyorsa beni; seni özlediğim içindir. Yaşıyorsam; içimde umut varsa, yine seni özlediğim içindir. Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki ! Ümit Yaşar OĞUZCAN |
Sensiz sonum Artık beni bekleyenim yok Hayatın sensiz anlamı yok Çoluk, çocuk, aile viranmış Bir, bir hepsi çekip gidermiş Bu gönlümün sahibi gitmiş Ömrümün sonu hazanmış Sensizlik sonram azapmış Gittin gideli bu yok oluş Bana biçtiğin kadermiş Senden sonrası Senszice yaşammış Canın sağ olsun canım Bundan sonrası Canhıraş feryat figanmış Bekleyenim yok Sensiz sonum toprakmış Alaaddin Uygun |
ALTINCI MEKTUP Bir gün bir yalnızlığa düştüm yine. Başımı ellerimin arasına aldım, sessizce ağlamaya başladım . Önümde yarıya gelmiş bir konyak şişesi "beni iç" diye fısıldıyordu, "beni iç". Sonra yalvarmaya başladı: "Ne olur" dedi "ne olur haydi iç beni". Bir bardak doldurdum, tepeme diktim . Şişe rahatladı, sustu. Hani ellerimiz birbirine değince nasıl oluyorduk? İşte öyle oldum . Hani bakışlarımız buluştuğu zaman, bir başka türlü atması vardı yüreklerimizin. Onu hatırladım . Sonra bir tren hareket etti. Sabahtı. Karşıkarşıyaydık . Konuşuyorduk. Ben sevmek diyordum durmadan. Gözlerim gözlerine soruyordu: "seviyor musun?" diye. Hep evet diyordu gözlerin, ellerin, dudakların hep evet diyordu. Oysa ki, bir çok hayır diyen insan vardı çevremizde. Örneğin: bir çocuk hayır, diyordu, bir kadın, bir adam ve bir başkası, bir başkası hayır diyordu. Hayır'lar arasında ezilmeğe mahkûmdu evet'lerimiz . Tren ilerliyordu. Gözlerin gözlerime soruyordu ne olacak diye. Sigara üstüne sigara yakıyordum, kadeh kadeh içki içiyordum, fakat bilmiyordum ben de ne olacağını. Bizi sürükleyen bir akıntıydı. Durduramazdık onu, hükmedemezdik ona. Bir anafora rastlayıp yok oluncaya kadar akıp gidecektik işte. Peki anafor nerdeydi? Uzak mıydı? Belki çok yakındı kimbilir. Biz onu göremiyecektik. O, gözlerimizi kör ettikten sonra saracaktı bizi buz gibi kollarıyla. Tren ilerliyordu. Pencereden deniz görünüyordu. Denize akşam güneşi vurmuştu. Renk renk kayıklar gördük kıyılarda. Denize taş atan çocuklar gördük. Uzakta bir balıkçı ağlarını topluyordu. Ve tren ilerliyordu. Kadere yaklaşıyorduk . Bir alacakaranlık bastı zamanı. Gözlerim gözlerindeydi. Ellerini tuttum, titredin. Acı acı bir düdük öttü. Bir şeyler koptu içimizden. Sonra tren durdu, indik, yollarımız ayrı ayrıydı. Şimdi, o gün verdiğin yalnızlığı yaşıyorum . Ümit Yaşar OĞUZCAN |
| Saat: 12:25 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık