![]() |
SENİ SEVMEYİ UNUTTUĞUM ZAMAN Seni sevmeyi unuttuğum zaman, Kara bulutları sevmişim. Haykırmaların ardında, büyük coşkuyla Yere inen sisleri sevmişim. Kahve rengi serçeler boyun bükmüş. Yanyana durmuş, durdukça gözleri sönmüş. Serçelerin gözlerini sevmişim. Dalgaların vurduğu kayaların inlemeleri, Kulaklarımda yer etmiş. Kayalar sertleşmiş Kasıldıkça her bir zerresi, Denize boyun eğmiş. Kara saçlarına aklar düşmüş Zonguldak'ın Siyah kömürü gözlerin olmuş. Tek tek düşmüş serseriler sokaklara. Geceler bu şehre sarılmışta gelmiş. Seni sevmeyi unuttuğum zaman, Bu şehrin gecelerini sevmişim. Göçmen kuşlar gözlerimden dönmüş Bembeyaz martılar ağlamış sessizce. Para verdiğim dilencinin elleri titremiş, Titremiş dünya farkında olamadım. Havalandırma boşluklarından geçmiş kokun, Tek tek dolaşan kokuları sevmişim... Denizin ağlamaklı sesini sevmişim. Seni sevmeyi unuttuğum zaman; Aynalara bakmışım, Kendimde hep seni aramışım. Aynalar küsmüş bana bilmeden Sensiz geçen zamanlarda, Bir köşeye sinmişim. Çünkü ben; Seni sevmeyi unuttuğum zaman Kendimi sevmişim. Farkında olamadım, Unuttum, Ama ben aslında senmişim... |
http://www.istanbul.net.tr/images/design/kolon_y_kare.gifhttp://www.istanbul.net.tr/images/design/is_ikon1.gifBeyoğlu`ndan Dolmabahçe`ye Taşınan Bir Aralık Akşamıhttp://www.istanbul.net.tr/images/design/kolon_y_kare.gif Ne günlermiş, ne günlermiş Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul muydu yüzün, yoksa çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne Dolmabahçe`de, çay tadında... Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında, tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu. Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep`i seven ama yüreği takvim yokuşlarında... Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı, sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim seyir defterimde... ve ben amerikanca bir filmi kürtçe seyrediyorum... Kadın, Beyoğlu`nun bir kış akşamında, üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük... Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti... ... Soğuğun ve karanlığın vehameti! Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş, Daraltılmış... İlk sahibinin o pantolonla yaşadığı şeyler, yani pantolonu pantolon yapan anılar, bazı ilkbahar bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden büyük geliyor artık hayat! Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle: Bende sana yetecek kadar ben kalmadı... Yılmaz Erdoğan |
Yenilmeyeceğim sana !... Savaşacağım seninle sonuna kadar Belki yalnız,belki küskün Yine de seveceğim seni Bekleyeceğim her dakika ağzından çıkacak bir kelimeyi Hayat devam edecek en güzel şekilde Sen olmadan da Çünkü umudumu yitirmeyeceğim hiçbir zaman Çünkü sevmeye devam edeceğim seni Tıpkı özlemeye devam ettiğim gibi! Ne vardı bu kadar iyi görünecek Ne vardı kalbimi,beynimi saracak Ne vardı.. Ne vardı karşıma çıkacak Keşke hep uzaklarda tanımadığım insanlardan biri olarak kalsaydın Keşke görmeseydim seni Tutmasaydım ellerini Keşke görmeseydin beni Keşke bakmasaydın gözlerime umutla Keşke bırakmasaydın yüreğini yüreğimde Keşke gitmeseydin Keşke kaybolmasaydın sessizce Susmasaydın hep Keşke bilebilseydim döneceğini Hayaller kurabilseydim döneceğine dair sınırsızca Keşke... Keşke anlayabilseydim seni Ya da keşke sen bilebilseydin yüreğimi Görebilseydin halimi Duyabilseydin sesimi Farkedebilseydin içimin burukluğunu Nerden bileceksin ki Yoksun! Dedim ya sessizce kayboldun ortalıktan Bıraktın beni buruk Bıraktın beni hasretle Keşke anlayabilseydim seni Keşke bilebilseydim ne istediğini Bilebilseydim üzüntünü,derdini Keşfedebilseydim bilinmezliğini Bilebilseydim umutlarını,hayallerini Nerden bilebilirim ki Yoksun! Ağzından çıkacak bir hayır bile Evet'in kadar anlamlı olacaktı benim için Keşke susmasaydın Keşke birşeyler söyleseydin Yıkmasaydın beni böyle Gülerdim aşk acısı,ayrılık acısı çekenlere Şimdi de kendime gülüyorum Ne derdim ne oldum Artık filmin en komik sahnesinde bile Acı bir kare çıkartıyorum kendime En neşeli şarkıda bile Ağlıyorum sessizce Olur olmadık yerde aklıma geliyorsun Olur olmadık şeylere bakıyorum,gülüp geçiyorum Dışarıda benim Odamda sen Uzun bir telefon sesi Yüzümde biraz buruk,biraz heyecanlı bir ifade Seni duyuyorum her seste Yine hüsrana uğruyorum sonra Arayan sen değil bir başkası! Aklımda yine sen,sözler farklı sadece Anlamlar farklı,duygular farklı Olsun... Alıştım, Öyle de böyle de seninleyim Ne olacak ki.. Dedim ya alıştım Sevgine alıştım Özlemeye alıştım seni Böyle de güzel Sen olmadan da!! Çünkü umudumu yitirmeyeceğim hiçbir zaman Sevmeye devam edeceğim seni Tıpkı özlemeye devam ettiğim gibi |
http://www.istanbul.net.tr/images/design/kolon_y_kare.gifBir Anahttp://www.istanbul.net.tr/images/design/kolon_y_kare.gifKadın çamaşırdan dönüyor olmalıydı Kolunda bohça, sert soda kabartmış ellerini O yaşta bütün yahudi kadınları gibi Sırtında eski bir siyah kadife hırka Bir şikayet yorgunluk ifadesi bakışlarında Küçük, çilli, dik kızıl saçlı Satılmamış gazeteleri koltuğunda Üşüyen bütün küçük çocuklar gibi Burnunu çeke çeke, avuçlarını hohlıya hohlıya Sürterek eskimiş kunduralarını Ayak uyduruyordu anasının adımlarına Onlar önde, ben arkada Bir mart gecesi on birden sonra Taksim’den Tünel’e kadar yürüdük Alçak sesle konuşuyorlardı aralarında Sanki bir değirmen ağır ağır dönüyor Hayat ağır ağır akıyordu Bulanık, kirli nehirler gibi Büyük, karanlık binalar arasında Necati Cumalı |
Sadakatsiz İlk bakış, heyecanlı duruş, parlak gözler... Seneler geçti birden bire, yaşananlar acı dolu, yarım kalan umut. Üstesinden gelemediğim bu sevdanın peşinde sürüklendim durdum Mutlulugu bana sarılışında buldum ve kayboldum derinliğinde... Bilseydim bir gece çekip gideceğini, Bilseydim bir gece masum sevdamızı kirleteceğini ve üstüne çektiğin yorganda saklandığını sandığın acı gerçekleri Girermiydim sanıyorsun bitişim olacak bu sevdaya... Anılarla yaşamak acı veriyor bana, unutamıyorum yaptıklarını Yılların bezginliğini yaşattın, aldattın... aldattın... aldattın... Yine seni seviyorum dedin bana ve ben yine aldandım sana, sarıldım... sarıldım... sarıldım... Affettim her defasında, hangi yürek olsa yapardı bunu, söylesene Beni düşünmeden bir zevk uğruna yazık ettin yarınlara Pişmanlığın yine de durduramadı seni Yine aldattın, hep aldattın... bulmuşken benim gibi şapşal birini Senin için savaşmaktan hasarlar oluştu ruhumda ve toparlanamayacağım bir darbe daha attın bana Tam da oldu be sonunda demişken Tam da bu savaşı kazandığımı sanmışken Yine aldattın... Herşey yoluna girmişken! Sadakat senin için ifadesiz bir duyguydu Bedenini kirlettin... ne istedin benim tertemiz sevgimden? Onca acıyı neden yaşattın bana Bunca sevgimin karşılığını böyle mi gösterecektin Bakma uzaklara, susma konuşsana? Yine mi aldandım, yine mi abarttım bu sevgiyi acaba Ucuz bir sevda seninki, aşk değil sadece tutkudur belki... Vazgeçtim gözlerinden, sözlerinden Yalanların tufan, yalanların kasırga; artık dokunma bana... Yana yana alkolik oldum sonunda! Psikopat, şizofren, paranoyak oldum sonunda! ve attıgım derin yaralarda Akan kanımda içimden söküp attığımı sandım seni... Acılarımı sana versem, al desem, korkarsın Sen bu acıyla yaşayamazsın! |
Asya-Afrika Yazarlarına Kardeşlerim bakmayın sarı saçlı olduğuma ben Asyalıyım bakmayın mavi gözlü olduğuma ben Afrikalıyım ağaçlar kendi dibine gölge vermez benim orda sizin ordakiler gibi tıpkı benim orda arslanın ağzındadır ekmek ejderler yatar başında çeşmelerin ve ölünür benim orda ellisine basılmadan sizin ordaki gibi tıpkı bakmayın sarı saçlı olduğuma ben Asyalıyım bakmayın mavi gözlü olduğuma ben Afrikalıyım okuyup yazma bilmez yüzde sekseni benimkilerin şiirler gezer ağızdan ağıza türküleşerek şiirler bayraklaşabilir benim orda sizin ordaki gibi kardeşlerim sıska öküzün yanına koşulup şiirlerimiz toprağı sürebilmeli pirinç tarlalarında bataklığa girebilmeli dizlerine kadar bütün soruları sorabilmeli bütün ışıkları derebilmeli yol başlarında durabilmeli kilometre taşları gibi şiirlerimiz yaklaşan düşmanı herkesten önce görebilmeli cengelde tamtamlara vurabilmeli ve yeryüzünde tek esir yurt tek esir insan gökyüzünde atomlu tek bulut kalmayıncaya kadar malı mülkü aklı fikri canı neyi varsa verebilmeli büyük hürriyete şiirlerimiz |
Sen bilir misin parçalanmayı bir gece ansızın uyanarak Çoğalan nefretinle çaresiz kalırsın için acıyarak Hiçbirşey teselli vermez körüklenene ateşe Ne ilacını bulabilirsin bitip tükenmenin Ne de adını koyabilirsin ölmek diye bu derdin Çünkü, ölmüyorsun, yavaş yavaş işkence çekiyorsun, çok acı Gözlerine çöktüğü zaman bir ağırlık, sabah oldugunu anlıyorsun ve doğan günde perişanlık kamçılıyor göğsünü Sen bilir misin bir gecede bin defa ölmeyi Ciğerin dağlanırken acılarda tükenmeyi, yana yana kül olmayı Böyle acılarla yaşamasını öğrenirken önüne gelen korkunç hayalleri Sen hiç ihanete uğramadın ki, nerden bileceksin? Peki sen sevmeyi bilir misin....... |
neden her sabah çalınır kapım korkarım açamam -soğuklar girer- neden her kitapta biri gelir umuda yüklenmiş kalkmayan gemilerin içinde her köpüğe dökülen emek dışlanışım gelir rıhtımlarda neden beni yanlız bıraktılar anne tuttuğum her dalda bir kuş vardı her sabahta iki güneş yazılmaz ki düşlerim kara kâğıtlara bütün kırılan kalemlerde solucanlar gibi ikiye bölünüşüm ve bir tomurcuğun sımsıkı yapraklarına inat yaşamak tut demiyorum artık kimseye ellerimi yıldızlara kaldır beni demiyorum aç avucunu su içir bana kumrularla kumrular var ya anne buralarda hiç göremiyorum senin sancılarını bilemedim ismim zannettim yaşamayı deliksiz bir geceye uyumak yarınlara şarkı söylemek -yıldız tadında- yasaklandı taze ceviz kadar yapışkan ve sarı bu hayat bu ellerime sıvaşan sarı sarı var ya anne beni hiç anlamadı yeten bir ekmeğin sıcaklığı ve simsiyah zeytinde acı yarısını ısırabildim ısır yarısını kâbuslarımdan sonra kimse su vermiyor bana dimdik yaşamak için eğilirken -üzülme sakın- aydınlığıma eller dokundu makinelerde karışıp betonlarda soğuttum yüreğimi - ısıt anne- tut tekrardan emzir beni |
Kâbus Zamanın tık-tıkları, Güder yaratıkları. Kan sızan pençesinde Beynimin yırtıkları. Hayal, dalgıç ki arar, Denizde batıkları. Bu ne dünya; ne dünya, Çerçöpten çattıkları!.. Bak şu maymun soyuna, Ortaya attıkları! Aziz ekmek, fikirde, Teneke artıkları. Ve evlerde baş köşe, Batının pırtıkları, Görünmezi görmeye Eremez mantıkları. Ya şu sözde müminler, Şiltenin kıtıkları? Yetmez mi bunca zaman Yan gelip yattıkları? Bir nesil özlüyorum, Doğrultsun yatıkları! Somunları taş olsun, Zehir de katıkları! Yorganları devirsin, Dişlesin yastıkları! Bir damla gözyaşına, Sonsuzluk, sattıkları. Hakk'a dönünüz Hakk'a, Hakkın yarattıkları!.. |
Yanılgı Değil kardeşim değil , dal yeşil gök mavi değil Bilsen ben hangi alemdeyim sen hangi alemde Aklından geçer mi dersin, aklımdan geçen şeyler Sanmam Yıldız ve rüzgar payımız müsavi değil Sen kendi gecende gidersin ben kendi gecemde Vazgeç Ayrıdır bindiğimiz gemiler Cahit Sıtkı Tarancı |
| Saat: 10:47 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık