![]() |
DEVLERİN ESRARI “yâr, ismini söylesem / düşer dillere dillere” ‘belâ’ demiştik elest bezminde Allah’a zamanın akmadığı o zamansız mekanlarda bir de sana ‘belâ’ demiştim hâlâ değişen bir şey yok bak bende gözlerindeki yaldız ezelden kıvılcım kirpiklerinin ucuyla ebede intizar yolun tozlarını süpürürsün. ince belli hüzünler abanır düşlerime ayak uçlarımda birikir kara yazgı sana benden öte kar beyazı iksir kalır bir kelebek ömrü kadar kısa ve muamma kalır kitaplarda yaşayan efsanelere bakma bir gün çözülür de devlerin esrarı. yaşasaydı bu zamanda Aslı’nın Kerem’i Şirin’in Ferhat’ı, Zin’in Mem’i aşk dersini bir dilenciden öğrenirlerdi. söylesem adını yâr ne Leyla kalır, ne Züleyha geriye. Zafer ŞIK |
Nerdesin nerde! İç burukluğum, gittikce hızlanan bir küheylan gibi dört nala artmakta. Bilinenin bilinmeyenle sırdaslığı ortaya çıktı işte! Dem damar birbirine karıştı. Umudum yok! Sevin! /Bu kadar keskin bir itirafı doğrusu kendimden beklemezdim. Yakıştıramadım da. Okyanusun bir tarafında el sallarken, bilinmezliğin çizgileri çizdi seni, bilinmezliğin örtüleri örttü.../ Yokluk yok olmasaydı o da olacaktı! Nerdesin! Hala mı yalvarmalıyım yok yere! Hala mı beklemeliyim giderken... Ah ki nerdesin! Hep aradığım dünlerde, bir yerdesin şuracıkta. Ama nerdesin! Tül perdelerin ardından kaybolma ne olur! Bir çocuk gibi sızlanmalarım neye yarar sonra! Sen gelmedikten sonra! Nerdesin! Yok ama yok nerdesin! /İç geçirmelerime acıyıp ta şöyle bir bakayım deme. Duymadığın hıçkırıklarım martı seslerini aşamıyor, ben bilirim! Nerdesin! / Ah ki nerdesin! Ki nerdesin ah! Nerdesin ah! Ah! fatih gökler |
İçimin Bahçesindeki Şımarık Çocuk Ahmet Ceren İçimin bahçesindeki şımarık çocuk Bir pencerenin ardından seyrediyorum şimdi Seni Koş koşabildiğin kadar Yorulmayı öğren Düşmeyi Ve kalkabilmeyi Sana bir el uzanmadan... İçimin bahçesindeki şımarık çocuk Yeni dünyalar keşfet kendine Kötülüklerden yılma İyilikleri kuyruk yap uçurtmana Buz gibi derelerden yıka yüzünü Bırak saçlarını okşasın rüzgar Ama zamansız koparma çiçeklerimi... İçimin bahçesindeki şımarık çocuk Gözyaşlarım büyütüyor işte ağaçlardaki meyvaları Baharın geldiğini düşün görünce onları Ama aklından da çıkarma Gelecek sert kışları... Dokun onlara Dokunur gibi gözyaşlarıma Damlaların sıcaklıðı içini ısıtsın Ama Zamansız soldurma çiçekleri... İçimin bahçesindeki şımarık çocuk Herşeyi öğrendiğinde,dünyayı öğrendiğinde Kapımı çal, Sana Yeni dünyalar sunacağım... |
Sigaramın ucunda yanan garip bir sevda. Dumanında görür gibiyim hatıralarımı. Sesleniyorlar sanki bana hep bir ağızdan elveda dergibi...................... Ucundaki kül ciğerim gibi unufak,ben sevdamdan,aşkımdan ve hasretten,bir zalimin elinden yandım,o bir kiprik çöpüyle yada vefasız bir çakmakla yandı.ne fark eder ikimizde yanmışız,kül olmuşuz........ Parmaklarımda sigaramdan kalma sarı renkler,lekeler var hatıra.onda geri kalan yere atılmış,benim gibi acı dumanı tüten ucu sarı renkli izmarit. Onuda bir dudak öptü,zefkle,keyifle içine çekti,bitince sonuna geldi,fırlatıp yere attı, üstüne basıp çiğnedi,geçip gitti. Benide bir dudak öptü,usandı,hevesi geçti işim bitince fırlatıp dışarı attı,hatırımın bağrını basıp,çiğnedi geçip gitti. ikimizde çiğnenmişiz,basılmışız,atılmışız ne fark eder.................. ibrahimoğlu halil |
*GÜLÜM BU ŞİİR SENİN İÇİN*:cry: SEVEMEDİ İSTANBUL İKİMİZİ.. Seninle hiç İstanbul’da olamadık Göremedi İstanbul ikimizi… Ne bir semaver tüketebildik Ne Aşiyan’da hüzün… Bir tepeden seyretmek için bu güzelim kenti Ne Çamlıca kısmet oldu ne Piyer Loti… Hiçbir vapur taşımadı bizi Marmara’da Bir güvertede seni Liseli aşıklar gibi dakikalarca öpemedim.. Ellerini avuçlarımda tutup ta içimi dökemedim Şöyle bir elimi atıp ta omzuna Kolun belimde Yürüyemedim seninle Beyoğlu’nda Bir sinema yada tiyatro koltuğunda Parmak uçlarıma değmedi dudakların Pasajda Arjantinleri çekip Nevizade’de bir iki tek atamadık Doyulmaz uykulara bir türlü yatamadık Seninle İstanbul’da olamadık Duyamadı İstanbul sesimizi Sahaflar’da yorulup ta kitaplara bakmaktan Çınaraltı’nda mola veremedik Karışıp çılgın kalabalığına Kapalı Çarşı’nın Tadına varamadık bir öğlen rakısının Yada Sultanahmet’te bir müzeyi gezip Dostlara uğrayamadık Gülhane’den uzanıp Sarayburnu’na İntiharı düşünemedik enine boyuna Ne Laleli’den geçebildik sevgilim Ne kendimizden Bir çalgılı Kumkapı meyhanesinde Aglayamadım doyasıya sımsıcak göğsünde Eski İstanbul’da gezdiremedim seni Yemiş’te Asmaaltında Ne kaldırımlarımı gördün ne çayhanelerimi Ne çocukluğumu bildin ne gençliğimi Seninle hiç İstanbul’da olamadık Saramadı İstanbul hiç bizi Çılgınlar gibi dolanamadık otobüslerle Trenlere binemedik Bırak bütününü bu koca kentin Sadece bir tek semtin İçinde bile olamadık İstanbul hiç doymadı bize bitanemmm Bizde O’na doyamadık… Kalemin Gözyaşı |
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİMMİ "Adın sevdaydı......Şimdiki adını bilmiyorum." Yokluğunda ne ateşleri hasretinle yaktım da Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi Çölde su, Asker de gün,Oruçta ekmek gibi bekledim seni Sen se araya korkuları koydun Yasaklar koydun Bitmez tükenmez engeller koydun Şimdi nerdesin diye sorma bana Sen Çağırdında ben gelmedimmi. Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara Yağmurlu havalara Bu kasvetli akşamlara darılmazdım Sen varken Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına Otobüs duraklarına Sen varken ayrılanlara ağlamazdım Yıkılmazdım biten sevdaların ardından Gidenlere kızmazdım Kalanlara acımazdım Sen varken böyle üşümezdim titremezdim Masumdum, çocuklar gibi Böyle delirmezdim küfretmezdim Hele ölmeyi hiç düşünmezdim Şimdi soruyorum sana Adı sevdaysa bu cehennemin Sen yaktın da ben yanmadımmı. Biliyorsun Bütün acılara "yeşil ışık" yaktım olmadı Bütün korkularına " arka çıktım " olmadı Dağlara merdiven dayadım olmadı Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı Sevdim olmadı, yandım olmadı,taptım olmadı Benden artık pes Bu aşkın biletini istediğin gibi kes Nasılsa gidiyorsun Biliyorum git Ama ardında Ağlayan bir çift göz Paramparça bir yürek Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan Çek silahını daya sırtıma Titrersem namerdim!!!! Sen vurdun da ben ÖLMEDİMMİ....? A.S.İLKAN |
SEVİNÇSİZ ANILAR Ölümüm kandil olacak, Akşamlar akşamlar akşamlar olacak Ben bu acılı baloda Maskesini yitirmiş seferi şair Ben inançsız yolcu Bütün istasyonlarda Kanlı rütbeler takılacak omuzuma Bir kuşluk vakti dalgın atların hıncını düşünürken Sen "Yalnızlığın bahçesini sulamış olacaksın" Ve gidiyorum... Dudaklarımda bir nergis tadı Bak, kar izleri örttü bile, Kendini iyi koru, bu kış çok uzun sürebilir. Anılarım tutkularıma bağlıydı bilirsin Artık pişmanlık olsa da olur olmasa da. Ne olursun sen hep böyle kal Varsın ellerim ellerinsiz kalsın. "Ölümüm kandil olacak, akşamlar akşamlar akşamlar olacak..." Cezmi Ersöz |
UNUT BENİ CAN Bu kaçıncı gece hasretinle yandığım Kaçıncı gece yıldızları yıkadığım göz yaşlarımla? Mesafeler yırtıldı hıçkırıklarımla Bosnalı kadınlar duydu feryadımı. Sen, sen duymadın mı can? Ne vardı bu kadar uzak yerlerde açacak? Benden uzak o iklimlerin, Benden uzak o şehrin, Kahrolasiıo kalabalıkların Benim kadar ihtiyacı mı vardı sana, Benim kadar hasret çekti mi? Kahrolası o şehrin semaları, Benim kadar yandı mı? Ne vardı can? Ne vardı uzak iklimlerde açacak? Ne vardı Kendimizi bu kadar kahredecek? Kara trenler umut olmamalıydı, uzayan yollarda kalmamalıydı bakışlar. Dünya, bir tek nokta olmalıydı can... Bir tek noktada dogmalıydık. Dönüp dönüp sana varmalıydı yollar, Ben, hep hasret türküleri söylememeliydim, Sen, hep hasret şiirleri okumamalı. Hasret diye bir söz olmamalıydı lügâtlarda Geceler boyu her gün göz yaşlarımla ıslanmamalıydı yıldızlar. Gönlüm bu sevdaya dar gelir oldu Boğuyor karanlıklar can... Mesafeler kurşun oldu amansız, Feryadıma şahit oldu yıldızlar Can... Can... Hasretin ağır bir yük omuzlarımda. Ben çekmekten usandım, sen usanmadın mı? Bildim, bitmeyecek bu hasret! Uzak iklimlerde açmış iki çiçeğiz. Hangimiz gelsek diğerinin yanına, Kuruyup, kaybolacağız. Ben, kıraç topraklara döndüm can, Ben, kurumuş dereler gibiyim. Issız mağaralarda kaldı umudum. Belli bu sevda kahredecek bizi, Unut be can... Unut bu sonu gelmez sevdamızı... Bırak yeni güneşler doğsun semalarında bulutlar gizlemesin yıldızlarını yeniden başlasın herşey yeniden doğ bensiz şafaklarda. Unut can, unut senin için yazdığım sevda şiirlerini. De ki; bir rüya idi bitti. De ki; bir hayaldi, solgun aynalarda yansıyan. De ki; bir romandı, sonu koskoca bir hiçle biten. Unut beni can, Unut vakit varken... Birak hasretin bana kalsın. Varsın cehenneminde kavrulsun gönlüm. Ben yine her gece saçlarını koklayayım uzak yıldızlarda. Gözlerimde takılı kalsın hayalin. Sen unut can, sen unut! Kahredersem, Milyon kere kahrolayım! Mehmet Taş |
SEVDA ŞİİRLERİ Burada bitiyor bir sevda, yenisi nerde başlar; ya da başlar mı bilmem? Kendi derinliğiyle dolan bir kuyu mu yüreğim; kendi boşluğuyla yetinen? Burada bitiyor bir sevda, ele avuca sığmayan kederler, kimi gülüşler ve bir o kadar da unutulmaya yatkın anılar bırakarak geride; belki birkaç da şiir... Sürüp gidecek yaşamım, kimi yerlerde sanki yeniden okur gibi bir romanı ve gülümser gibi yine aynı şeylere sıkıntılı, dalgın; çoğunlukla acılı. Burada bitiyor bir sevda, kaldım işte yine dağlar, uçurumlar arasında bir başıma. Burada bitiyor bir sevda, önsöz gibiydi bir çağrıydı, daha nice yeni sevdaya. Ahmet Erhan |
Rüyalarım Olmasa Yıldızlara baktırdım, fallara çıkmıyorsun, Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa. Pencereden bakmıyor, yollara çıkmıyorsun; Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa... Zor mu geldi kalbinde bana sevgi saklamak? Yakıp gittiğin yeri dönüp bir kez yoklamak? Değil sabaha kadar seni öpüp koklamak, Seni sarmam imkânsız rüyalarım olmasa... Sevmesem özler miyim seni can pahasına? Ne olur bir fırsat ver, beni bir daha sına. Adını söyleyemem, senden bir başkasına; Seni sormam imkânsız rüyalarım olmasa... Düşlerimde incitsem günlerce uyuyamam, Sana değil, saçının bir teline kıyamam. Yıllar sonra dönsen de nerde kaldın diyemem; Seni kırmam imkânsız rüyalarım olmasa... Yalvarırım mektup yaz, beş dakkanı ayır da, Su serp yanan sineme sağlığını duyur da, Yaban gülü gibisin, dağda, kırda, bayırda; Seni dermem imkânsız rüyalarım olmasa... Cemal Safi |
ŞAFAK TÜRKÜSÜ 1 Beni burada arama anne Kapıda adımı sorma Saçlarına yıldız düşmüş Koparma anne Ağlama Kaç zamandır yüzüm tıraşlı Gözlerim şafak bekledim Uzarken ellerim Kulağım kirişte Ölümü özledim anne Yaşamak isterken delice 2 Bugün görüş günü Günlerden salı Islak Sarı bir yağmur Ülkemin neresine bakarsa ay Orada yitik bir anne ağlıyor Sen aralıyorsun yağmuru Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini Sonra bir umut koşuyorsun Yüreğin avcunda ısırırken çırpıntı gözlerini (ah verebilseydim keşke yüreği avcunda koşan herbir anneye tepeden tırnağa oğula ve kıza kesmiş bir ülkeyi armağan koşma anne birdenbire batacak olan düş denizinde yarattığın umut sandalıdır oysa benim için gece ışık hızıyla koşan kısa ve soğuk bir zamandır bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak uykusuz yorgun ve korkak 3 sanırım baytardı yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor boşver hipokrat amca üzülme ne olur sen de anne sen de üzülme hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim korkak kahraman gecelerimi düşlerimle sınırsız diretmişliğimle genç şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine usulca açılıverdi yanağımda tomurcuk pir sultan'ı düşün anne şeyh bedrettin'i börklüce'yi torlak kemal'i düşün anne hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen ince bilekli çıplak ayaklı tanya'nın deniz'i düşün anne her mayıs şafağında uzun uzun döverken darağaçlarını ve o şafaktan doğma onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları insanları düşün anne düşün ki yüreğin sallansın düşün ki o an güneşli güzel günlere inanan mutlu bir yusufçuk havalansın 4 sıcak omuzlar değerken omzuma buz üstünde yürüdüm yıllar boyu bayraklar ve türkülerle kopunca memelerinden o mükemmel yaşama kurşunlar sıktılar alnıma açık alanlarda ağır kartalların konup kalktığı yalçın kayalardan biriydim ölüp dirildim yeniden güneşli güneşsiz akşamlarda mutlu yarınlar adına özgürlük adına ekmek adına üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin dirilip dönmesin diye hiroşimalar tahtadan atların boynuna çıplak ölümlerle yatmasın diye çocuklar aç gözlerle bakmasın diye çocuklar kardeşlik adına havadaki kuş denizdeki balık adına yürüdüm yıllar boyu dönüp bakmadım arkama ıraktı gözlerim çok ırak izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda kalsa da silinir gider yalnızca bir ağıt gibi çakılır ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer 5 tören adımlarıyla ölmek ne garip şey anne kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum bütün gözler üstümde sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun masa üstünde üşüyen bir sigara yanında küçücük bir cam bardak içinde rengi bu gecenin cılız titrek bir kibrit kağıt kalem sandalye geride flu yağlı büküm büküm bir ip ve çingene kuralına uygun değişmez dekoru mudur idam mahkumunun 6 kırılacak cammışım gibi davranıyorlar yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün oysa birazdan boynumu kıracaklar pul pul dökülecek yaz siyasi eylül'ün ben ölümü asıl az ötede titreyen çingenenin kara killi ellerinde gördüm anladım ki küllenen sigaradır soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm yani benim güzel annem alacaşafağında ülkemin yıldız uçurmak varken oturup yıldızlar içinde kendi buruk kanımı içtim 7 ne garip duygu şu ölmek öptüğüm kızlar geliyor aklıma bir açıklaması vardır elbet giderken darağacına 8 geride masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem bağışla beni güzel annem oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana elleri değsin istemedim gözleri değsin istemedim ağlayıp koklayacaktın belki bir ömür taşıyacaktın koynunda usul adımlarla yürüdüm ömrümü karşımda kurum kurum-laşan darağacı (tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan ökse de olsa dört bir yanı) birdenbire acıdı boynum gelecekler var birbiri ardınca genç yakışıklı ne olur işçi kadınım az yumuşak dik şu kefenin yakasını 9 yaşamak ağrısı asıldı boynuma oysa türkü tadında yaşamak isterdim çiçekleri kokmak ırmakları akmak yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak su başlarında aylak sektirmek kavalımı sonra bir çocuğun afacan bacaklarında anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim o güzel günleri görenler arasında bir soluk ben de yaşamak isterdim bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden öperken siya-u jakond'u tebessümünden işte o an saçlarından yakalamak dolunayı bir de yirmibeş kilometreden görebilmek nazım'ın gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı ölmek ne garip şey anne bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı sedef kakmalı bir kutu içinde vermek isterdim çocukların ellerine sonra sonra benim güzel annem damdan düşer gibi vurulmak isterdim bir kıza 10 künyemi okudular suçumuz malum gecenin kıyısında durmuşum kefenin cebi yok koynuma yıldız doldurmuşum koşun çocuklar çocuklar koşun sabah üstüme üstüme geliyor yanlış mı duydum yoksa erkenci bir horoz mu ötüyor keskin bir acı bilenmiş gitgide yaklaşıyor sonum iri sözlerim yoktu söyleyecek usulca baktım yüzlerine bin yıllık iskeletleri çatırdayarak göçtü ayaklarının dibine korkutamadılar beni anne avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran darağacı bir zaman rüzgarda saçını tarayan telli kavak değil mi boynumdaki kemendi bir öğle sonu bükerken o kız sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi söyle anne o çingene bir çiçek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan bağıra çağıra geçen bohçacı kadını sevmedi mi çılgınca 11 kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda işkenceler zindanlar hücreler savunmak yok mutlu tok bir yaşamı açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren mideme karşı kısacası bir çiçeği düşünürken ürpermek yok gülmek umut etmek özlemek ya da mektup beklemek gözleri yatırıp ıraklara ölmek ne garip şey anne artık duvarları kanatırcasına tırnağımla şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım baba olamayacağım örneğin toprak olmak ne garip şey anne ceplerimde el yerine balyoz taşırken korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini ve yüreğimin ırmakları taştı taşacakken ölmek ne garip şey anne uçurumlar ki sende büyür dağdır ki sende göçer ben yaprak derim çiçek derim çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim gül yanaklı çocuğa benzer yine de oğlunu yitirmek kimbilir ne garip şey anne 12 beni burada arama anne kapıda adımı sorma saçlarına yıldız düşmüş koparma anne ağlama kırıldıysa düş evinin kapısı bütün kırık kapıların çağrılışıyım kızların yanaklarında çukurlaşan biten başlayan aşkların ortasındayım her kavgada ölen benim bayrak tutan çarpışan her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni özlem benim kavga benim aşk benim bekle beni anne bir sabah çıkagelirim bir sabah anne bir sabah acını süpürmek için açtığında kapını umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak öylece kalkar uykudan şalterler dişleyip tükürmeden sigaralarını türkü tadında giyinirken işçiler bir sabah anne bir sabah acını süpürmek için açtığında kapını adı başka sesi başka nice yaşıtım koynunda çiçekler çiçekler içinde bir ülke getirirler başlarını koymak için yorgun dizine sen hazır tut dizini anne o mükemmel güne
|
SEN DÜŞÜYORSUN AKLIMA gece usulca girmiş odama aslında sana yazmak aklımda yok... cama iki damla vurdu uzaklarda gök gürledi düşüncelerime yağmur düştü aklıma sen geldin. nasıl yağmur yağıyor şaşarsın bardaktan boşanırcasına; geceyi hep yağmurlu sevmişimdir yağmurun sesinde sevişmeleri de yağmurla seni andım dedim ya; aslında her bahanede sana koşuyor düşüncelerim bir yıldız kaymasın, güneş doğmasın nazlı; sen aklıma düşüyorsun ne bileyim; bir çiçek görsem, ya da bir çocuk gülümsemesi nazlı hayalin düşüyor yüreğime... sesini duymak için yarattığım bahanelere benziyor. yazarken ara sıra duraklıyorum nerde kaldığımı unutuyorum sana dalıyorum... garip bir şey bu seni yazarken sana dalmak. sanki senden başka bir sen daha var... bir yanda yaşadığım sen bir yanda da yalnızlığımda büyüttüğüm sen hayallerime seni koyuyorum. hayallerde, daha güzel sevgililer yaratılır. bir sana bir şey ekleyemiyorum. senden güzel bir başka sen yok... yağmur yağmaya devam ediyor ben de senli aşklar üretiyorum hala... seninle gece daha güzel daha aydınlık gece gülümsüyor sanki bin yıldızla gece bin gülümsemeye açmış gibi uykuya dalmanın tam zamanıdır taze bir çiçek gibi açtın düşlerimde seni düşlerime taşımanın zamanıdır iyi uykular kadınım iyi uykular bebeğim ben sana gidiyorum... Gassan Satar |
SEN OLMAZSAN ŞİİRİM OLMAZ Sen olmazsan, Maviler ölür. Dudaklarım tuz denizi... Sen olmazsan, Kurumuş ağaç gövdesiyim yapraksız. Yararı yok gölgemin. Ne kuşlara barınak, Ne direncim fırtınalara Dingin sular uykusunda gemilerim alabora Gizlenir yağmur sonu gökkuşakları Bulanık sisler arkasına... Sen olmazsan, Toprak kokmaz Değişir rengi yaprakların Kuşlar dilini unutur gizemli ötüşlerde. Sen olmazsan, Gözlerim Akdeniz güneşinde çarmıha gerilir Akbabalar sevişir gökyüzünde... Kalem tutmaz ellerim Ellerim öksüz... Bilirim şiirim olmaz... Celal ÜLGEN |
Ölüm ve Unutulmak Bir gün kışı hatırlatan bir akşam Ruhumda son kalan mana uçacak, O gün dinlenecek vücudum ancak, Kulaklarım kurşun ve gözlerim cam. Birden örtülecek önümde dünya Bir anda silinip yakın uzaklar Beni tahtalara uzatacaklar; Bitecek yaşamak, bu yarım rüya. Her dakika biraz daha kırılan Kalbim parçalanmış, yazık, içimde. Artık ıstırap yok, artık içimde Çöreklenmiyecek hergün bir yılan. Kapatacak bana aşina bir el Gözlerimi kesik hıçkırıklarla Oh, kalbe batmayan bu kırıklarla Her yasa yabancı kalmak ne güzel!.. Seneden seneye ve ağır ağır Gömüleceğim ben de ine ine Hareketsiz ve kör, dilsiz ve sağır, Boş bir karanlığın derinliğine. Ali Mümtaz Arolat |
SENSİZ BU MEVSİM Anlamı yok artık Doğan güneşin Dağlar taşlar mahzun Sensiz bu mevsim Bir renk cümbüşüydü Geçen yıllarda Tüm çiçekler solmuş Sensiz bu mevsim Şimdi ne biz varız Ne de sevgimiz Ne kır kahvesinde Bizim ismimiz Silinmiş kumlardan Ayak izimiz O tahta masalar Sensiz bu mevsim H.YALÇIN |
Ya Evde Yoksan Aşkınla ne garip hallere düştüm! Her şeyim tamam da bir sendin noksan! Yağmur yaş demeden yollara düştüm, İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Elbisem gündelik, pabucum delik, Haberin olsa da sobayı yaksan. Yağmur iliğime geçti üstelik! İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Sarhoşsan kapını çaldığım anda, ******ler gibi açık saçıksan! Bir de ufak rakı varsa masanda! İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Bakkala gitmeme lüzum kalmasa, Durumu anlardın takvime baksan! Allah vere misafirin olmasa, İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Kıvırcık marulun vardır inşallah; Bir salata yapsan, bol limon sıksan. Senin de iştahın iyi maşallah! İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Sabahlara kadar içsek, sevişsek Ne ben işe gitsem, ne sen ayılsan, Derin bir uykunun dibine düşsek! İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Ne kadar üşüdüm, nasıl acıktım! İlk önce sıcacık banyoya soksan, Sanırsın şu anda denizden çıktım, İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Yanlış mı aklımda kalmış acaba! Muhabbet sokağı numara doksan. Boşa mı gidecek bu kadar çaba! İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Ya yolu kaybettim, ya ben kayboldum! Ne olur bir yerden karşıma çıksan! Tepeden tırnağa sırsıklam oldum! İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Cemal Safi |
Güller Ellerinde Güzel uzaktan seyrediyorum seni sevdayı sarıp sarmaladığın o ellerindeki güllerle.. ürkeksin ve bir o kadar sevecen sağ elinde tenin kadar beyaz, saf gülleri sol elinde ise yapraklarında geçmişin bir kaç damlası kalmış olan kırmızı güller sımsıkı tutuyorsun bazen tüm gülleri sol elinde tümleştiriyor bazen de yine yerlerine koyuyorsun garip bir heyecanın var farkında olmadığın biliyorum sen sevmekten korkuyorsun yüreğimdeki sevdamı anladım ki göremiyorsun her iki gül de benim için değerlidir geçmişin ve geleceğin gibi çünkü o gülleri sevdiğim sen sen tutuyorsun bana bir tek dikeni de yeter bilmiyorsun Siyah Lale |
OLMADI BAHARIN KIZI "Kanayan bir nehir oldun içimde Ağlayan şiir.... Kim bilir yalnızlığı, Benim kadar kim bilir....." Olmadı baharın kızı olmadı Ben sende açan çiçeklere sevdalıydım Ben senin iklimine vurgun Bir senin kar beyaz parmaklarındı içimi ısıtan Bir senin gözyaşlarındı yüreğimi ıslatan Olmadı baharın kızı olmadı Şimdi yemyeşil bir orman yangını içinde Gözlerinden kalan Olmadı denizin kızı olmadı Ben senin masmavi umutlarına sevdalıydım Ben senin limanlarına vurgun Bir senin rüzgarındı acılarımı savuran Bir senin tuzundu dudaklarımı kavuran Olmadı denizin kızı olmadı Şimdi bir çöl yalnızlığı Sahilinden kalan Olmadı toprağımın kızı olmadı Ben sana çıkan yollara sevdalıydım Ben senin bereketine vurgun Bir senin kokundu ruhumu doyuran Bir senin kucağındı beni yeniden doğuran Olmadı toprağımın kızı olmadı Şimdi boş bir mezar içinde Senden arta kalan Olmadı şiirimin kızı olmadı Ben senden gelen mısralara sevdalıydım Bir senin bakışındı yüzlerce romana bedel Bir senin merhabandı bütün kavuşmalardan güzel Olmadı şiirimin kızı olmadı Keşkelerinden önce dönecektin bana Pişmanlığından önce Gözyaşlarından önce Yalanlarından önce Gel gör ki Onlar döndüler bana Senden çok daha önce Olmadı sevdamın kızı olmadı. A.S.İLKAN |
Altın Şehir Bu hikaye nerede başladı Bir şehir mi anlatmalı Bu vatanın hangi şehri Dillere destan değil ki? Bir tren düdüğünde başladı hikaye Bozkırların,çayırların,dağların arasından Ateşi körükleyen ateşçiler Kara trenin doymak bilmeyen karnını doyurur. Önce derya göründü Sol tarafta. Sonra evler,bahçeler Sağ tarafta. Laleler,güller,hanımelleri Kara tren tarihe dalar gibi geçti Taş binalı istasyonlardan Sonra dağ gibi binaların önünde durdu, Oflayarak puflayarak yorulmuş gibi Sonra insanlarda telaşe Ağlayanlar,gülüşenler,kavuşanlar, Deniz kokusu martı çığlıkları. Tarihin içinden geçtim Renkli camlar, Cıvıl cıvıl güneş ışınları. Durdum baktım; Deniz derya martılar yosun kokusu Gemiler gelin kızlar gibi Ya çığlıkları! İleride mendirek deniz feneri, Taa uzaklarda Sisin buğusunda Füzeler gibi yükselmiş camiler Simitçiler,taksiciler Teleşla koşuşan insanlar. İşte özlenen altın şehir, Sevinçle korkunun birleştiği yer, İçimde duyulmamiş duygular. Bir gelin kız geliyor çiğlık atarak Boğazı köpük köpük yararak Beni alıyor bağrına Asyadan, Götürecek memleketim Avrupaya. Bir düdük sesi, Homurdanarak silkelenerek kalkıyor. Martı çığlıkları masmavi deniz Yarıyor suları vapur; Bir martının kanadında süzülür gibi. Boğazın suları akıyor sanki git dercesine Denizin ortasında bir nöbetçi gibi; Kız kulesi Hangi şaire konu olmamış ki? Vapur varıyor. İskelede halatçilar Bağlıyorlar Hırçın gelini. Yürüyorum Bir köprüden geçmek gibi Geçmişi geleceğe bağlayan Oltacılar sıra sıra İstavritler oynaşıyor oltalarda Yosun kokusu,tavada balık kokusu, Anason kokusuna karışıyor. Şen kahkahalar köprü altı lokantalar, Balık ekmekçiler, Yeni camide uçuşan güvercinler, Baharat kokuları,hayvan çığlıkları Renk renk çiçekler,laleler, İşportada çeşit çeşit giysiler, Şipşakçilarda İstanbul hatırası resimler. Tarihin buluştuğu yer; Kapalı çarşıda mücevherciler Altınlar,gümüşler,şiracılar, İngilizler,Almanlar,Fransızlar, Japonlar,Zenciler, Araplar, Sultan Ahmet'te buluşmuş; Tüm Dünyalılar. Şortlular,çarşaflılar,mini etekliler Köylüler,kentliler Mahşer yeri deyil de ne? Adını anmadan kentin Cennet koysan,Cehennem koysan ismini Yakışmaz mı bu kente? Neresinden bahsetmeli bu altın kentin. Alınmasın benden bahsetmedi diye Boğazın erguvan ağaçları, Çamlıcanın manzaraları, Şilenin kumları, Adaların mimozaları, Beykozun paçası, İstiklal caddesinin büyüsü, Varoşların kırmizi tuğlalı evleri, Şairleri,şarkıcıları, Bahsi geçmemiş nice yerleri. Bir hoş seda yükselen; Camileri, meyhaneleri Bir resim,bir tablo anlatmaya yetmez Bir mozaik rengarenk Dünyanın çümbü işte burası Başı olan,Sonu olmayan Tek hikaye,Tek şiir İSTANBUL. (12-07-2005) Ayhan Işın |
Küçücük Bir Çocuk Gibi Oğlum! Demişti babam, sesi nem dolmuştu o an, Telefonda sanki sıcaklığı da vardı… Sonra defalarca yaşadım o sesi… Hala duyuyorum en olmaz yerlerde, Gittiğinden beri, Rüyalarım ıslanıyor, kalbim ağrıyor, dişlerimi sıkıyorum… Tek bir ana bile hükmedememek ne acı! Hani zaman derdiniz bunun da ilacı? Zaman! Zaman değil, sadece tek bir an! Tek bir an için geri getirin babamı! Sadece sarılayım küçücük bir çocuk gibi… Oğlum! Der anam, sesi nem dolarak hep, Telefonda sanki sıcaklığı vardır… Sonra defalarca yaşayacağımı bilirim o sesi, Duyacağımı en olmaz yerlerde… Eğer giderse benden önce, Rüyalarım ıslanacak, kalbim ağrıyacak, dişlerimi sıkacağım… Tek bir ana hükmetmeye kilitlenecek acı, Hani zamandı diyeceğim bunun ilacı? Zaman! Zaman değil, sadece tek bir an Tek bir an için diyeceğim, geri getirin anamı! Sadece sarılayım küçücük bir çocuk gibi… Baba! Diyor oğlum kızım, Telefonda sanki sesimle ısınıyorlar… Sonra defalarca hatırlıyorlar sesimi, Duyuyorlar en olmaz yerlerde… Eğer gidersem onlardan önce, Rüyaları ıslanacak, kalpleri ağrıyacak, dişlerini sıkacaklar, biliyorum… Tek bir ana hükmetmek istetecek acı! Hani zamandı diyecekler bunun ilacı? Zaman! Zaman değil, sadece tek bir an! Tek bir an için diyecekler, geri getirin babamızı! Küçücük çocuklarım, sarıldığımı bilmeyecekler… Ne de kolay kısacık anne deyip istemek! Düşünmek zorken hem ve hissetmek imkânsız! An kadar yakınken hem, zaman kadar genişken, Söylesene anne, anne söylesene! Neden tek bir an için ve sadece senin için, Sadece senin için yorulamam ben? Neden şimdi eserim, şimdi eserim de ben, Neden senden uzakta, senden uzakta ben, Uzaktayken senden ben, Zaman kadar uzakta, Tek bir ana hükmedip, durulamam ben? Neden küçücük bir çocuk gibi, Küçücük bir çocuk gibi sarılamam sana ben? Reşit Akdağ |
KAHVE GÖZLÜM "Bir acı kahvenin kırk yıl hatırı varsa Senin kahve gözlerinin bin yıl hatırı var vefasızım" Yolumuz buraya kadarmış be kahve gözlüm. Artık; Tersine akan bir nehir gibi, Yıkılmış bir şehir gibi, Suya yazılmış bir şiir gibi, Adımı unut. Yalnızlığın boşluğunda, Gecelerin loşluğunda, Sensizliğin sonrasında, Bil ki; Beş para etmiyor umut. Etmiyor be kahve gözlüm. Yalan yanlış, Kırık dökük yaşadık biz bu aşkı. Erken emekli olduk biz bu sevdadan Biliyorsun. Hep direkten döndü umutlarımız, Hep kendi kalemize attık gollerimizi. Ne acemi bahçıvanmışız meğer ikimiz, Açmadan soldurduk güllerimizi. Açmadan soldurduk be kahve gözlüm. Şimdi yüreğim mutsuzluğun hedef tahtası. Bir değirmen taşı gibi ezip geçtin yarınlarımı. Sokaklara sığmıyor bu dev yalnızlığım. Bir gün beni öldürecek biliyorum. Çığlık çığlığa şiirlerim yine de seni istiyor bana inat. Ama son kurşunu yemiş bu sevdaya, Yetmiyor şımarık pişmanlıklar. Yetmiyor be kahve gözlüm. Bir isyan faslıdır şimdi bu suskunluğum. Hovardaca harcanan mevsimlere, Bu kaçışlara bu gelgitlere, Ömrümüze kesilmiş biletlere, İsyanımdır bu acı acı gülüşüm. Oysa; Kaç kez sildim seni haritamdan. Kaç kez mil çektim o kahve gözlere. gel gör ki; Kendime bile geçmiyor artık sözüm. İşte bir kürek mahkumu, İşte bir yürek mahkumu, Kapında yine. Bitmedi bu kara sevda. Bitmiyor be kahve gözlüm..... A.S.İLKAN |
Boşveer (İlk Denemelerim-Lise yılları) Evlenmek mi..? Boşveer Ne yapacaksın Evlenipte. Karın Tuz Gaz isteyecek. Hele birde Sosyeteye Çatmışsan. O zaman işin harap İsteyecekte isteyecek. Ah diyecek. Ardıdan, Birde Sevgilim Yalancıktan. İster istemez yapacaksın dediğini Bir Sevgilim uğruna arkadaş. Aaah..? Bulüzüm yok Pantolonumda eskidi Hele en mühim Dudak boyam Pudram Kremim… Haa evet Ojemde yok. Hele şuna bak sevgilim Ne biçim ayakkabı bu kuzum. Ah, giydiğim Fantaziye Hiç de modaya Sosyeteye Uygun değil. Yeter Yeter Yeteeer... Diye bağıracaksın O zaman Lanet edeceksin Evliliğine Karına Ve Sosyeteye Nene lazım arkadaş Evlenmek Evlenipte Ne yapacaksın BOŞVEER… Erdal Yılmaz |
Anlatamıyorum Anlatamadığım gösteremediğim O kadar sevgi var ki yüreğimde Çok ağır geliyor artık Sana olan tüm hislerim Korkularım Aşkım Sevgim ve özlemim Hepsini birden yaşamak Hissetmek ve tam anlamıyla gösterememek Çok ağır geliyor yüreğime Hepsini bir anda yaşıyorum Korkuyorum İçine girdiğim derin denizden Korkuyorum kaybolup gitmekten Çünkü aşkınla hergün daha fazla derinleşiyor deniz Korkuyorum senin birgün kaybolup gitmenden Seviyorum Hayatımda sevmediğim kadar Sensiz yaşayamayacağımı bilecek kadar Özlüyorum Gecenin karanlığında bir başımayım sanki Uykularım düzensiz ve Uykuya dalabildiğimde sen varsın rüyalarımda Her günümde her saatimde her anımda sen varsın Dudaklarımda kalbimde beynimde senin adın Bedenimde senin izin Kulaklarımda senin sesin Burnumda senin kokun var Seninle nefes alıyorum Seninle gökyüzünün güzelliğini gördüm Seninle çiçeklerin kokusunu duydum Sen olmadığında gene eskisi gibi Güzel olan hiçbirşeyi hissedemeyeceğim Ben seninle varım Korkuyorum gitmenden Seviyorum seni tüm kalbimle Özlüyorum seni tüm benliğimle Ne olur aşkım çabuk ol İlkay Simge Resmor |
AŞKTI O Aşktı o! Değiştiren tüm gecelerimi Aşktı o! Beni durup yenileyen Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi Oydu, dolu dizgin gidişime dur diyen Bir bıçağın keskin yüzünde kan lekesiydim Aşktı yine beni yıkayan, arıtan su Böyle ak pak olacağımı bilir miydim? İçimde açmasaydı o sevmek duygusu Ben bir tutsağım şimdi sevgiye, gönüllü Çözmeyin ellerimi, zincirlerim kalsın Görsün prangalarım o doğacak günü Ve bu dünyaya aşk dolu şiirlerim kalsın Seninle her yerde güzel, her zaman yeni İstemem, sensiz hatırlamasınlar beni. Ümit Yaşar Oğuzcan |
AĞLADIM Hüzün yıldızları parlıyor bugün gökyüzünde, Bu gece yine için için yanıyorum, Oturmuş seni düşünüp ağlıyorum, Seni, gidişini, sevişini, herşeyini... Unutamıyor işte seni şu yaralı kalbim, Yaptıklarını hatırlayıp, pişman oluyor... Seni düşünüyorum bu gece, karanlık gökyüzünde... Simsiyah gökyüzünde parlayan yıldızları seyrediyorum, Onları sana benzetiyorum, Kararmış kalbimin bir kenarında yanan meşale misali... Dedim ya, seni düşünüyorum bu gece, Beni sevdiğini, bana nasıl baktığını, bana nasıl güldüğünü, Ellerimi nasıl tuttuğunu, ellerini nasıl tuttuğumu, Büyüyen bir ateş gibi sevgimizin nasıl çoğaldığını Ve birgün ansızın bırakıp gidişini... Son vedanı hatırlıyorum, gözlerime ağlarcasına baktığını, Gözlerini kalbime gömdüğünü hatırlıyorum, Bir daha çıkamasın diye... Çıkamadılar zaten kalbimden gözlerin, Ölüler dirilirler mi ki gömülenler çıksın, gitsin? Gittin son bir veda ile gözü yaşlı, Elimde kolyen, ardından dakikalarca baktım, ağlamaklı, Sıkıldım, üzüldüm, perişan oldum ama ağlamadım... Ağlayamadım, engel oldu gururum, engel oldu aşkım, Uzaklara gittin, belki birdaha asla geri dönmemecesine, Özledim seni deliler gibi, özlüyorum hala... Sen bir yerde ben bir yerde, yinede sönmedi sevgimiz, Aksine çoğaldı dağlar gibi oldu hasretimiz... Hep seni hayal eder, hep seni düşünürdüm, Sesini duyunca yaşar, duyamayınca ölürdüm, Aradın beni aylarca bir sevgi uğruna, Ne yazık ki, ihmal edildin bir hata uğruna, Kırıldın, ağladın, affettin ama hep sevdin, Beni sevdin gülüm beni, kalbi kırık bir vefasızı, Yine ihmal edildin yine unutuldun bir hiç uğruna, Yine kırıldın, yine ağladın, yine affettin... Bir daha unutuldun, sevdanla başbaşa bırakıldın, Yine kırıldın, yine ağladın ama bu sefer affetmedin... Sevdiğini en mutlu gününde öldürdün, Ve ardına bakmadan gittin... Beni benle başbaşa bıraktın, yıkıldım, üzüldüm, kırıldım... Senden ayrılınca kaldım çaresiz, sevgisiz ve birde sensiz, Hep sensizdim zaten ama şimdiki kadar asla değil... Parçalanmış bir kalbe sahip oldun mu sen hiç? Parça parça edilmiş, yıkık ve virane, Bir o kadarda vefasız... Önceleri üzüldüm, yıkıldım ama asla ağlamadım... Geldi geçti deyip senide gözlerin gibi kalbime gömdüm... Unuttum dedim, unutacağım dedim, Unutamıyorum dedim, UNUTMAM dedim... Önce gözlerin sonra sen çıktın kalbimden, Bir vicdan azabıdır başladı ölü yüreğimde, Hiçbir şey kalmadı, senden başka kalbimde, Hatıraların, gözlerin ve sözlerin... Şiirlerini getirdiler bana, Beni öldüren şiirlerini... Vefasız dediğini duydum, yıkıldım, Düşündüm seni gecelerce daima tek başıma, Şiirlerin öldürdü, hasretin yaktı yüreğimi, Kırıldım, üzüldüm, yıkıldım ve en sonunda ağladım... 3 kişi ağladık sana; ben, kalbim ve gözlerim... Sana yandım, seni sevdim, seni hatırladım heryerde... Belki birgün sesini duyarım umuduyla Telefon bekledim günlerce, Telefon gelmeyip sesine hasret kalınca Ağladım ağladım, Sana yaptıklarımı ancak o zaman anladım... Duydum ki kalbini vermemişsin kimseye, Olurda içinde görürler beni diye... Benim kalbimide istediler, ama vermedim kimseye, Olurda içinde seni görürler diye... Gökyüzü yıldızlar ile doluydu, ben hep seni düşünürken, Hüzün yıldızları koydum adlarını, seni hatırlatıyorlar diye, Aynı onlar gibi sende benden çok uzaklardaydın, Hep göz kırpardın uzaktan, sessizce, Bense hep seni bekledim kırık kalbim, yaşlı gözlerimle... Bazen hayallere dalıyorum, seni düşünüp ağlıyorum, Seni ve sevgini arıyorum hep kalbimde... Düşmüyor adın hiç dilimden, Öleceğim gülüm bir gün ben, Senin sevginden, senin derdinden... Bir gün göreceğim yine belki seni, Seni, beni unutmuş, benim olmayan seni... İşte o an aşkımın gözyaşlarını hatırlayacağım, Ve yine bir köşeye oturup ağlayacağım... Yemin ettim senin üstüne sevmeyim başkasını diye, Ve heryerde, her zaman tekrarlıyorum yeminimi; Seni unutmam için öldürseler bile, Karşılık olarak dünyayı verseler bile, Darağacı kurup idam etseler bile, Senden başkasını asla sevmeyeceğim İbrahim Kilik Kırmızı Gül Geçen yıl sonbaharda, Kırmızı bir gül, Bırakmıştım kapına, Onu alıp kokladın mı, Kurutup koynunda sakladın mı, Baktıkça beni hatırladın mı? Kırmızı gül aşkı anlatırmış, Aşkımı anlatabildim mi? Bu sonbaharda da, Kırmızı güllerle geldim kapına, Binlerce kırmızı gülle, Evini gül bahçesine, Yüreğimi aşk cennetine Çevirecektim... Kapın kapalıydı, Sen yoktun, Gitmiştin, Kırmızı güller kaldı elimde, Bir acı var yüreğimde, Kırmızı güller kurudu, Sahipsiz öksüz kaldı, Bense bi çare, Kapında nöbetteyim hala... Umut Gül |
Adı: Gül Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda, Uzanmış üç adım yatıyordu gül... Bir adam usulca bir uçuruma, "Sevi için" deyip atıyordu gül... Ve bir kız kanatıp hüznü boyuna, Hepten sevgisizlere satıyordu gül... Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda, Uzanmış üç adım yatıyordu gül... 1 Aralık 1997, Londra Bülent Özcan |
Umut işler atom reaktörleri işler yapma aylar doğar güneş doğarken ve güneş doğarken çöp kamyonları ölüleri toplar kaldırımlardan işsiz ölüleri aç ölüleri işler atom reaktörleri işler yapma aylar geçer güneş doğarken ve güneş doğarken köylü aile erkek kadın eşek ve karasaban saban koşulu eşekle kadın toprağı sürerler toprak bir avuç işler atom reaktörleri işler yapma aylar geçer güneş doğarken ve güneş doğarken ölür bir çocuk ölür bir japon çocuğu hiroşima'da on iki yaşında ve numaralı ve ne boğmacadan ne menenjitten ölür bin dokuzyüz elli sekiz de ölür bir japon çocuğu hiroşima'da dokuzyüz kırkbeş te doğduğu için işler atom reaktörleri işler .......... .......... Nazım Hikmet Ran |
Arkadaş Şebnem Ezik Gönül yorgunuyuz seninle arkadaş. Gel tut ellerimden, dağların doruklarına çıkalım. Kardelenlerimizi toplayalım. Bırakalım iki tanesini, aşağıya arkadaş. Umutlarımız büyüsün. Gönül yorgunuyuz seninle arkadaş. Uzak diyarlardan geldik birlikte, elele. Kader şerbetini içtik seninle. Kumsaldaki iki kum tanesi olduk bazende. Dalgalara kapılıp, meçhulde dağılsak bile, yüreklerimiz buluşur, birgün arkadaş, hasret izleriyle..... |
Sensizliği armağan ettiğim bir radyo istasyonunda Son şarkıydı çalan Ve yasaktı seni çalmak ulusal radyolarda Seni yasaklayan bir ülkede idam olmak belkide seni sevmek Ağlamayı yasaklayan bir ülkede gözyaşısın belkide Sonra doğdun hiç çocuğu olmayan bir kadının evinde Öldürdün seni doğuran anayı Sensizliğe mahkum ettin bu ölümü Yüreğimde doğurduğum gibi seni Ve erken doğum olsada bu aşkın sonu Acı çektirdin, acı çektin, acıydı adın Ve sensizliğe armağan ettiğim bir radyo istasyonunda Kalacaktı adın. Seni sadece Bir sigara alevinde Birde sevmediğim ama kapatsam korkacağım bir oda ışığında Bin kez tövbe etsemde elimden düşmeyen sigaramda Ve bu şiiri hiç okumasanda Seni sadece sadeliklerini çok yıllar önce bırakmış Ve yüz tutmuş bir intiharın arifesinde Yabancı bir ülkede etini satmış Ya da tüm ailesini katletmiş bir mahkum Bütün sokağın çöplerini temizlemiş evine dönen Bir çöpçü hayâlleri belki de hiç bu değildi (!) Seni sadece Öylesine eve giderken kulağına gelen bir şarkı gibi Ölmek için söz vermiş ipini asan odasına Son kadehini de içerek asacak duvarına Seni sadece Sensizliğe armağan edilen bir radyo istasyonunda Bir seyyah dinleyecek belki de.. deniz alagöz |
Gidiyorum sevgili, Bir tren rayının iç yakan sesiyle gidiyorum. Belkilerin büyüttüğü sahipsiz bir ömürden, Sensiz düşüyorum. Ardımda bir sürü sen bırakıp gidiyorum. Kaç hayat eskiyor bu tende, Kaç gece istasyonlar ağlıyor ardımdan. Ben sessizce düşlerinden geçiyorum. Seni bana hasret çekiyorum. Gittikçe çoğalıyor hüzünler, Ellerimde yaşlanmış aşk tortuları. Zulaya yatmış gözlerim seni arıyor, Sen kaybolurken kendi ülkende, ben gidiyorum. Tütün kokulu bir sabaha geçit veriyor gece, Ayaklarım götürüyor , içimin yollarına Adımlarım sana takılıyor, gözlerim çoktan firari, Bir düşüşle düşüyorum hücreme, Yollar uzuyor gittikçe… Karanlığa gömülüyor içim,en kuytumdan tutup beni, Savuruyorsun kırık aşk masallarına. Tam da yola çıkmışken anılara çarpıyorum. Bir enkaz duruyor karşımda, Damla damla dökülüyor her şey. Buğulu bir sabahın ilk ışıklarında ben, Kendime kaçak gidiyorum. Her adımda bir anıyı daha kanatıyorum. Sen öyküsüz kalıyorsun, tamamlanmamış… Ben bütün yarımlarımı alıp gidiyorum. Bavulumda diğer yarısı yok hayatımın. Eksik bir metinle sil baştan; Ayazdaki tüm sözleri yeniden yazıyorum. Kazıyorum aklımın en ücrasından seni, Eziliyor içim tek bir sesine… Bu yol gitmedikçe daha da uzuyor. Buz kesmiş bir sabaha düşlerimi gömüyorum. Ve seni o istasyonda öldürüp gidiyorum. Tüm sözler dağılıyor,tüm şiirler susuyor şimdi. Konuşmak bu kadar zor oluyor işte… Gözbebeğime kaçıyor hayalin, Boğazıma duruyor yutkumdaki nefesin. Şimdi ölüm bile sussa yalnızlığıma, Kan gözlerimde senle,içinde senini kaybetmiş benle Bir meçhule doğru gidiyorum. Oysa gitmekle başlıyor, kendimi kaybım bilmiyorum… Kalemin Sesi |
Ay Geceye Sürgün ismail sarıgene Mevsimler sen kokarken Ay, geceye sürgün biliyorum.. Zemheri artığı umutlarımla Geceye inat yürüyorum. Gözlerini arıyorum, Karanlıkların düştügü kaldırımlarda.. Cehennem yangınlarından Kirpiklerine firar ediyorum. Ateşini söndüremezsem hasretinin, Korkma canım, Ateşlere gözlerini verdim diye... Sen; saçlarını bırak rüzgara, Küllerimden saçlarına gülleri işlemeden Ölümü dudaklarından öpmeyeceğim. Takvimler, yaprağından acıyı elerken Yıldızlar, karanlığa küskün biliyorum. Alnıma, kavgalarını alıp Cellatlığına soyunuyorum Gecmiş yıllarının.. Suskunluğunu almayın kurşunların. Yarimi yaralamadan, Gözbebeklerinden öpeyim ölümün... Menzil, bir kez ıskalarsa da gögsümü Ben serileyim elvedası topraga... Şafakları sökerken karanlıklardan Her sabah sana gülümsüyorum. Şimdi gülümseme zamanı ey yâr. Dünden miras kalsa da acıların, Hep güllerle anılacak ömrün. Aydınlığa çevir yüzünü, Meleklerin kirpiklerine yazılacak Bahar kokan o naif gülüşün.... |
Nasıl anlatacağımı bilsem sana duygularımı Hani bazı geceler vardır Sabaha zor çıkılır ya Güneş ne zaman doğacak diye Sabahlara kadar uyku tutmaz insanı Sonra tepelerin ardından Gözlerinin ferini alan bir kıvılcım yayılır O an kendinden geçersin ya Hani hep aynı duyguyla uyanmak Aynı rüyayı görmek için Aynı yastığa baş koymak vardır ya Aynı yorganın altına saklanmak Deli gibi susamışken dudakların Suya hasret bardakların suyla buluşması vardır ya Nasıl anlatacağımı bir bilebilsem Bir bilsem seni anlatacak kelimeleri Mana verebilsem bu anlamsız koşuşturmalara Kalabilsem yapayalnız ama sadece senle İşte o zaman cümlelerim bir mana oluşturur belki Belki o zaman sana olan duygularım Yüksek dağların şelalesi gibi akar dudaklarımdan Akarda belki gönlüm huzur bulur bu kargaşada O zaman sende inanırsın bu temiz duygularıma Olurda olurda birgün ulaşırsam umutlarıma Bilki sana ulaşmış olurum ilk umuduma adil özder |
Kanat Çırpışında... /__Bir meleğin seher vakti melankolik kanat çırpışının rüzgarından doğan şiirdir__/ Kadın: “Yeni bir evren getirdim hayatın sıfırlandığı dolunaylı çöl gecesinde sana,” Adam: “Yeni bir evren getirdim gönlüne üzümlerimin buğulandığı hüzünlü İstanbul ezanında.” Aşk : “Pandora’nın kutusunda bekledim bin yıllarca, sizlere olan umutla, ______hoş geldiniz dünyama”... Yasemin tenli çiçeğim, Koparmaya kıyamadığım, Koklamaya doyamadığım... Gönlünün duvarından sarkan Eylül kokulu hanımelim; Sırtıma üşümeyeyim diye verdiğin giysim. Deseler de: “Saba dağıttı yapraklarını,” İnanma onlara: Saba ılıktır, Sabah ezanı yumuşaklığında, Dağıtmaz umutları ve narin yapraklarını, Sil zambak gözyaşlarını, ağlama... Geç bulduğun erken yolunum hem ben senin, Sevinçli olmalı, terlemeli ellerin, Heyecanlanmalı üç zamanlı kalp atışında... Deseler de: “Artık seni beklemiyor,” Beklerim aşk sağanağın altında, Sakın derim, kahrolma... Sesim hep güzel kulaklarına ve içli; Siyahın mavi ile vedalaşma saatlerinde Akıt derdini, damla damla içime. Kaldırırım ağırlığını dertlerinin, damla seslerinde... Deseler de: “Başkalarına söyledi şarkılarını,” Eteklerine dökülür notalarım, Şarkılarım neşelidir nihavent görünse de; Yalnız Sana uzanır duygularım, Senindir bütün uykularım... Deseler de: “Başkalarına yağmur oldu” Bilirsin bir tek kime yağarım. Deseler de: “Başkalarına ateş oldu” Bilirsin bir tek sende yanarım. Deseler de: “O şimdi başka düşlerde,” Bilirsin kiminle uyurum el ele, göz göze. Süzülürken sol yanağımdan sağ yanağına, Gamzelerini öper damlalarım. Hayatın dinginliği üçlü koltuk köşesinde, Bir meleğin kanat çırpışı serinliğinde, Gözlerimin gözlerinde erimesinde, Öyle işte!.. Kadın: “Tut elimden gidelim Kızkulesi'ne martılara gecikmeden,.” Erkek: “Götür beni yedi tepesinde de ______Aşkımı haykırmak istediğim ______Bilmediğim, ______Ama her kaldırımını seninle ezberlediğim alemine...!” Aşk : “Tuttum kalbinizden....” Ali KUMAK |
Bir ney sesinde dalmış gibi Daldım işte Sesinin ahengine Gözlerim kara gecede Hasretim hasret Nefesinin rengine Bir sıcak espri Sanki gülmüş gibi Yayıldı dudağım Belirginleşti gamzelerim Kilitli dudağım Donuk gözlerim Gülüşüm ambargoda Gülüşler zindnda Kahrettim ben Bu güne ve her güne Cevapsızdır bende tüm sorular Dün gömülmüşte Bugün ölmüş gibi mustafa acıoğlu |
NANKÖR ÇİÇEK "Sen değil bundan böyle Anlarsa beni biraz şarkılar anlar" Bu taş duvarlar anladı beni Bu boş sokaklar Kaldırımlar Sabahçı kahveleri Bu buz yataklar Bu ıslak yastıklar Bir sen anlayamadın Ona yanarım Kimsesiz çocuklar tanıdı beni Terk edilmiş kadınlar Unutulmuş adamlar Çiçek satan çocuklar Evsizler barksızlar parasızlar Açlar serseriler sarhoşlar Bir sen tanıyamadın Ona yanarım En yoksul sofralar çağırdı beni mutluluğa En umutsuzlar Boynu bükükler çaresizler Bulutlar çağırdı beni yanına Yıldızlar uçurumlar Ölüm çağırdı beni ecel çağırdı Bir sen çağıramadın Ona yanarım Sorgularda polisler inandı bana Sınırda jandarmalar Gözü kara katiller inandı Hırsızlar soyguncular Hatta putperestler Allahsızlar Bir sen inanmadın Ona yanarım A.S.İLKAN |
Ben Sokak Çocuğuyum şu dört direkli köprünün altında açmışım gözlerimi sahipsiz rüzgar sarmış kundağımı yağmurla beslenmişim adımı insanlar koymuş benden habersiz benimsemişim serseri derler, hırsız derler .... derler, anlamam da alınmam da hiç fiyakalı dolaşmadım sokaklarda marka satmadım gökyüzü yorganım oldu hep dirseğim yastık alışkınım; kara, yağmura, soğuğa üşümem sıcak dokunur bana özlemem, hiç tanımadığım hisleri istemem varlığını bilmediğim şeyleri kıskanmam hiç kimseyi özenmem halbuki bilmez kimse kendilerinden şanslı olduğumu daha özgür ve daha zengin şu deniz herkesten çok benimdir arkasındaki orman da bütün sokaklar benimdir herkesten çok her simitçi biraz bana çalışır aslında her çocuktan daha çocuğum canım hiç sıkılmaz buralarda en sevdiğim oyundur köşe kapmaca yalnız da değilimdir yüzlerce kardeşim var benim gibi, bana benzer kimse ayırt edemez bizi birbirimizden geceleri toplanmaya başlarız el ayak çekildikten sonra konuşuruz, güleriz, dertleşiriz biraz farklı olsa da herkes kadar biz de umut besleriz hayallerimiz de vardır ayın dolaştığı yerlerde herkes kadar okumuşluğum da vardır her tip insandan bir harf öğrendim insanları en iyi ben tanırım okuldan, öğretmenden anlamam ama bu sokakların mektebini bitirdim bana lazım olanı öğrendim herkes kadar insanım da galiba herkes kadar ben de bazen ağlarım kafam da var, kalbim de severim de, düşünürüm de yalnız ben sokak çocuğuyum sokaklarda yaşamak tek suçum bir gün ben de gideceğim buralardan herkes gibi yalnız biraz sessizce kimseler anlamadan cenazem omuzlar üzerinde gitmeyecek belki belediye kaldıracak gürültüsüzce ağlayanlar olmayacak başucumda bir hayırsever uğramazsa geçerken mezarım da çorak kalacak sonunda benim gibi içimizden kimin gittiği fark edilmeden biri alacaktır yerimi vakit geçmeden evet, ben sokak çocuğuyum bu sokaklarda ne ilk ne de sonuncuyum Reşide Sarıkavak |
Ağlarsın Kırdığın kadehte kalan ömrümden, Ağlarsın içtiğin yılları bilsen. Hicrinle sararıp solan ömrümden, Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen. Sefiller gücünü bende sınadı, Kimi kaçık dedi, kimi bunadı; Berdûş eleştirdi, sarhoş kınadı, Ağlarsın düştüğüm dilleri bilsen. Ar ettim sakladım uğraşlarımı, Haberdâr etmedim sırdaşlarımı. Gizlemek isterken gözyaşlarımı, Ağlarsın seçtiğim yolları bilsen. Felsefe böyledir dîvânelerde, Teselli aranır bahanelerde, Bir kadeh mey için meyhânelerde, Ağlarsın döktüğüm dilleri bilsen. Ateşe su dedim göz göre göre, Aklım zavallıydı duyguma göre, Bahtına şükretti Mecnûn bin kere, Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen. Cemal Safi |
http://img367.imageshack.us/img367/9569/jtmgraveda8.gif Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan, bir günahı, Seni beklediğim kadar. Geçti istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni, Gelme, artık neye yarar. |
TEK HECE Varmı beni içinizde tanıyan Yaşanmadan çözülmeyen sır benim Kalmasada şöhretimi duymayan Kimliğimi tarif etmek zor benim Kimsesizim hısmımda yok hasmımda Görünmezim cismimde yok resmimde Dil üzmezim tek hece var ismimde Barınağım gönül dene yer benim. Bülbül benim lisanımla ötüştü Bir gül için can evinde tutuştu Yüreğine toroslardan çığ düştü Yangınını söndürmedi kar benim Niceler sultandı,kraldı ,şahtı Benimle değişti talihi bahtı Yerle bir eyledim tac ile tahtı Akıl almaz hünerlerim var benim Kamil iken cahil ettim alimi Vahşi iken yahşi ettim zalimi yavuz iken zebun ettim Selimi Her oyunu bozan gizli zor benim İlahimle mevlanayı dindirdim Yunusumla öfkeleri dindirdim Günahımla çok ocaklar söndürdüm Mevla'dan hayır benim şer benim Sebep bazı Leyla bazı Şirin'di Hatrım için yüce dağlar delindi Bilek gücüm Ferhat ile bilindi Kuvvet benim,Kudret benim,fer benim Yeryüzünde ben ürettim veremi Lokman hekim bulamadı çaremi Aslı için Kül eyledim Keremi İbrahimin atıldığı kor benim BENİM ADIM AŞK........... C.SAFİ |
Çiçek satıyordu Oturmuş yerde Elbisesi kirli Saçı beyazdı Sevdiği dostları Kimbilir nerde Görsede kimseler Tanıyamazdı. Toprağı kurumuş Kırık dal şimdi denizler içinde Batan sal şimdi Hayatı dilinde Bir masal şimdi Anlatsada kimse Dinleyemezdi. H.YALÇIN |
Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını .......... .......... Ataol Behramoğlu |
adımı unuttum adı olmayan yerlerde ne in ne cin ne benî adem zamanlar içinde kuşlar uçuyor kervanlar geçiyor bir iğne deliğinden çarşılar kuruluyor sarayları oyuncak insanları karınca şehirler zamanları gördün mü bir iğne deliğinden adımı unuttum adı olmayan yerlerde geçip gidenlere bakarak Asaf Halet Çelebi |
HASRETLER KURULAN DÜŞLER SANA Sana seni anlatamam ki Sen yüreğimdesin. Karşıma alıp bakamam ki, Gecelerde uzayan Hasretler, kurulan düşler sana. Belki ilk olmayan; son olacak, Senle, yüreğinde hesaplaşma. Sevsem mi? diye Düşüncelere dalman. Beni yaşaman ben yokken. Yüreğinde sevdamı beslemen Sen yaşıyorsun ben anlatamam ki Ben yokken yıldızlarda Bakışlarımı araman. Yüreğine kızmaların sevdi diye. Kovalarken geceyi gündüz, Sevdamı düşledi diye, Yüreğine serzenişini Ben anlatama sana. Sen yüreğimdesin. Karşıma alıp bakamam ki, Sana seni anlatamam ki. İSMAİL TÜRKMEN |
Ağlarsın Kırdığın kadehte kalan ömrümden, Ağlarsın içtiğin yılları bilsen. Hicrinle sararıp solan ömrümden, Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen. Sefiller gücünü bende sınadı, Kimi kaçık dedi, kimi bunadı; Berdûş eleştirdi, sarhoş kınadı, Ağlarsın düştüğüm dilleri bilsen. Ar ettim sakladım uğraşlarımı, Haberdâr etmedim sırdaşlarımı. Gizlemek isterken göz yaşlarımı, Ağlarsın seçtiğim yolları bilsen. Felsefe böyledir dîvânelerde, Teselli aranır bahanelerde, Bir kadeh mey için meyhânelerde, Ağlarsın döktüğüm dilleri bilsen. Ateşe su dedim göz göre göre, Aklım zavallıydı duyguma göre, Bahtına şükretti Mecnûn bin kere, Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen Cemal Safi |
Ağlarsın Kırdığın kadehte kalan ömrümden, Ağlarsın içtiğin yılları bilsen. Hicrinle sararıp solan ömrümden, Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen. Sefiller gücünü bende sınadı, Kimi kaçık dedi, kimi bunadı; Berdûş eleştirdi, sarhoş kınadı, Ağlarsın düştüğüm dilleri bilsen. Ar ettim sakladım uğraşlarımı, Haberdâr etmedim sırdaşlarımı. Gizlemek isterken göz yaşlarımı, Ağlarsın seçtiğim yolları bilsen. Felsefe böyledir dîvânelerde, Teselli aranır bahanelerde, Bir kadeh mey için meyhânelerde, Ağlarsın döktüğüm dilleri bilsen. Ateşe su dedim göz göre göre, Aklım zavallıydı duyguma göre, Bahtına şükretti Mecnûn bin kere, Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen Cemal Safi |
Aklım Almıyor Unutmak sevmekten kolay demiştin; Olmuyor sultanım, kolay olmuyor. Hepsi bir mevsimlik olay demiştin; Dolmuyor sultanım, zaman dolmuyor... Sen gittin kaderim düşman kesildi; Alnına simsiyah mührü basıldı. Bütün aynaların yüzü asıldı; Gülmüyor sultanım sensiz gülmüyor... Ben Allah'tan sonra seni överim Seninle var oldu benim değerim. Senden başkasını nasıl severim! Almıyor sultanım, aklım almıyor... Cemal Safi |
Gurur ve karşılık Aşk gurur değıldir Sevmek sevilmektir. Aşkında gurur varsa Gururun yanında ayrılık vardır. Aşk karşılıklıdır Sevmek sevilmektir. Aşkında karşılık yoksa Hayatında hüsran başlamıştır. Aşk güzeldir Aşkın yanında gurur olmasa Gurur güzeldir Gururun yanında ayrılık olmasa. Aşk güzeldir Aşkında karşılık varsa Hüsran güzeldir Hüsranın yanında ayrılık olmasa. İbrahim Karaca |
Gitme Burada Kal bir başka gülüş var dudağında. söyledikleri belli. söyledikleri,söylemese de belli. "gitme,burada kal"diyor.. gözleriyle konuşuyor, anlamamak mümkün değil.. gözlerinin anlattıkları anlatılır gibi değil! "ne güzel gözlerin var"desem diyorum.. söylemeye meydan kalmıyor; "gitme,burada kal"diyor.. söylemeye de,dinlemeye de alışkın bir hali var. alışık değilim ya bunlara, bu hali beni deli ediyor.. gülmenin doruğunu yaşıyorum onunla! bir şeyler oluşuyor, bakışlarımız buluşuyor.. her bakış bir dokunuş oluyor, dokunuşun izi yanaklarımda;rengi kırmızı.. anlaşılmak ne güzel! verdiğim herşeyi alıyor.. aldığı her şey gözlerinde;adı mutluluk.. sevgi dolu ,sevda dolu bir sesi var.. kulaklarım sesinin peşinde, sesi içimde,yüreğimde.. ve o tekrar ,tekrar; "gitme,burada kal" diyor.. ese®tunay |
Neşeye Davet Durmak bilmiyor yıllar, Engel tanımıyor zaman, Yaşlanıveriyor birden insan, Kanatlanmış uçarcasına. Ecelin alıp götürdüğü, Dönmüyor asla geri; Kurtaracak mı kederin seni O sonsuz gecenin karanlığında? Simon Dach |
Anlamsızlık 'anlamsızlığın başladığı noktada kaybolur insan ' yalnızca cehennemdi seni kuşatan içindeki yitik sandıklarda saklanan yakardı kuşkusuz bedenini, renksiz bir evren. öylesine bir yaşamın kırıntıları dökülürdü ayak bileklerine acı ve isyan bırakırdı tohumlarını avcuna arardın ruhunu sönmüş umutlarında kötü sezgi, şamdan olurdu yağları sızan. uçurumların olurdu sonsuzlukta çoğalarak kaybolan. anlamsızlığın başladığı noktada, yiter insan. gelmez aklına, o temel duygunun sağduyulu sesi. çaresizliğin parlak feneri, yayar ışıklarını intizar ötesi. ne çöl susuzluğu,ne uzayın sonsuzluğu benzemez bu gidişe. siyah ve beyazın yaradılış efsanesi açılır gözlerinin ötesinde. çılgın bir kâbus duyulur kulaklarının o sihirli denkleminde. yoklamaz seni artık çılgın fetişler, kahrından ölesiye kaçtığın gerçekler. anlamsızlığın başladığı noktada belki çağırırsın ölümü ölüm seni tanır ama sen,ölümün bile uzaksındır anlamına yazgısıdır bu sana verilen sürenin bilmem hangi arayışına. renk istersin ışığın olacak, seni bulmasını istediğin çukurda. kalbin delik deşik, sinirlerin yırtık örümcek ağlarından beter. kanla örtülen vicdanın, çamurlanan onurun bir sara nöbeti çattığın direkler hüzzam, adımsız yürüyüşün göçüğün özeti. anlamsızlık; süresi kayıtsız, bilinmeyeni şekilsiz bir keşif kendi dilinde. henüz adı konmamış tüm hastalıkların başlangıcı ruhunu yetim bırakan. tüm sevgilerin başıboş rüzgarlarda yansımasız kırılması. bir ironi,anlamsızlık... seni, bilmediğini sandığın, ıskalamayan silahla vuran Gılgameş'in ağacı, kellesini alsan da, sonunda seni senden alan. her şeyin bir anlamı varsa eğer anlamsızlık bir başka bedel... Ümran Demircan |
| Saat: 11:14 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık