MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Nephthys 3 Nisan 2007 02:55

DEVLERİN ESRARI


“yâr, ismini söylesem / düşer dillere dillere”




‘belâ’ demiştik elest bezminde Allah’a
zamanın akmadığı o zamansız mekanlarda
bir de sana ‘belâ’ demiştim
hâlâ değişen bir şey yok bak bende
gözlerindeki yaldız ezelden kıvılcım
kirpiklerinin ucuyla
ebede intizar yolun tozlarını süpürürsün.

ince belli hüzünler abanır düşlerime
ayak uçlarımda birikir kara yazgı
sana benden öte kar beyazı iksir kalır
bir kelebek ömrü kadar kısa ve muamma kalır
kitaplarda yaşayan efsanelere bakma
bir gün çözülür de devlerin esrarı.
yaşasaydı bu zamanda Aslı’nın Kerem’i
Şirin’in Ferhat’ı, Zin’in Mem’i
aşk dersini bir dilenciden öğrenirlerdi.

söylesem adını yâr
ne Leyla kalır, ne Züleyha geriye.



Zafer ŞIK


arwen 3 Nisan 2007 03:17

Nerdesin nerde!
İç burukluğum,
gittikce hızlanan bir küheylan gibi
dört nala artmakta.
Bilinenin bilinmeyenle sırdaslığı ortaya çıktı işte!
Dem damar birbirine karıştı.
Umudum yok!
Sevin!

/Bu kadar keskin bir itirafı doğrusu kendimden beklemezdim.
Yakıştıramadım da.
Okyanusun bir tarafında el sallarken, bilinmezliğin çizgileri çizdi seni,
bilinmezliğin örtüleri örttü.../

Yokluk yok olmasaydı o da olacaktı!

Nerdesin!
Hala mı yalvarmalıyım yok yere!
Hala mı beklemeliyim giderken...

Ah ki nerdesin!
Hep aradığım dünlerde,
bir yerdesin şuracıkta.
Ama nerdesin!

Tül perdelerin ardından kaybolma ne olur!
Bir çocuk gibi sızlanmalarım neye yarar sonra!
Sen gelmedikten sonra!

Nerdesin!
Yok ama yok nerdesin!

/İç geçirmelerime acıyıp ta şöyle bir bakayım deme.
Duymadığın hıçkırıklarım martı seslerini aşamıyor, ben bilirim!
Nerdesin! /

Ah ki nerdesin!

Ki nerdesin ah!

Nerdesin ah!

Ah!



fatih gökler



Nephthys 3 Nisan 2007 04:07

İçimin Bahçesindeki Şımarık Çocuk


Ahmet Ceren


İçimin bahçesindeki şımarık çocuk
Bir pencerenin ardından seyrediyorum şimdi
Seni
Koş koşabildiğin kadar
Yorulmayı öğren
Düşmeyi
Ve kalkabilmeyi
Sana bir el uzanmadan...
İçimin bahçesindeki şımarık çocuk
Yeni dünyalar keşfet kendine
Kötülüklerden yılma
İyilikleri kuyruk yap uçurtmana
Buz gibi derelerden yıka yüzünü
Bırak saçlarını okşasın rüzgar
Ama zamansız koparma çiçeklerimi...
İçimin bahçesindeki şımarık çocuk
Gözyaşlarım büyütüyor işte ağaçlardaki meyvaları
Baharın geldiğini düşün görünce onları
Ama aklından da çıkarma
Gelecek sert kışları...
Dokun onlara
Dokunur gibi gözyaşlarıma
Damlaların sıcaklıðı içini ısıtsın
Ama
Zamansız soldurma çiçekleri...
İçimin bahçesindeki şımarık çocuk
Herşeyi öğrendiğinde,dünyayı öğrendiğinde
Kapımı çal,
Sana
Yeni dünyalar sunacağım...


arwen 3 Nisan 2007 04:21

Sigaramın ucunda yanan garip bir sevda.
Dumanında görür gibiyim hatıralarımı.
Sesleniyorlar sanki bana hep bir ağızdan
elveda dergibi......................

Ucundaki kül ciğerim gibi unufak,ben
sevdamdan,aşkımdan ve hasretten,bir
zalimin elinden yandım,o bir kiprik çöpüyle
yada vefasız bir çakmakla yandı.ne fark
eder ikimizde yanmışız,kül olmuşuz........

Parmaklarımda sigaramdan kalma sarı
renkler,lekeler var hatıra.onda geri kalan
yere atılmış,benim gibi acı dumanı tüten
ucu sarı renkli izmarit.

Onuda bir dudak öptü,zefkle,keyifle içine
çekti,bitince sonuna geldi,fırlatıp yere attı,
üstüne basıp çiğnedi,geçip gitti.
Benide bir dudak öptü,usandı,hevesi geçti
işim bitince fırlatıp dışarı attı,hatırımın bağrını
basıp,çiğnedi geçip gitti.
ikimizde çiğnenmişiz,basılmışız,atılmışız
ne fark eder..................



ibrahimoğlu halil


Nephthys 3 Nisan 2007 04:25

*GÜLÜM BU ŞİİR SENİN İÇİN*:cry:






SEVEMEDİ İSTANBUL İKİMİZİ..


Seninle hiç İstanbul’da olamadık
Göremedi İstanbul ikimizi…

Ne bir semaver tüketebildik
Ne Aşiyan’da hüzün…
Bir tepeden seyretmek için bu güzelim kenti
Ne Çamlıca kısmet oldu ne Piyer Loti…
Hiçbir vapur taşımadı bizi Marmara’da
Bir güvertede seni
Liseli aşıklar gibi dakikalarca öpemedim..
Ellerini avuçlarımda tutup ta içimi dökemedim

Şöyle bir elimi atıp ta omzuna
Kolun belimde
Yürüyemedim seninle Beyoğlu’nda
Bir sinema yada tiyatro koltuğunda
Parmak uçlarıma değmedi dudakların
Pasajda Arjantinleri çekip
Nevizade’de bir iki tek atamadık
Doyulmaz uykulara bir türlü yatamadık

Seninle İstanbul’da olamadık
Duyamadı İstanbul sesimizi
Sahaflar’da yorulup ta kitaplara bakmaktan
Çınaraltı’nda mola veremedik
Karışıp çılgın kalabalığına Kapalı Çarşı’nın
Tadına varamadık bir öğlen rakısının
Yada Sultanahmet’te bir müzeyi gezip
Dostlara uğrayamadık
Gülhane’den uzanıp Sarayburnu’na
İntiharı düşünemedik enine boyuna
Ne Laleli’den geçebildik sevgilim
Ne kendimizden
Bir çalgılı Kumkapı meyhanesinde
Aglayamadım doyasıya sımsıcak göğsünde
Eski İstanbul’da gezdiremedim seni
Yemiş’te Asmaaltında
Ne kaldırımlarımı gördün ne çayhanelerimi
Ne çocukluğumu bildin ne gençliğimi

Seninle hiç İstanbul’da olamadık
Saramadı İstanbul hiç bizi
Çılgınlar gibi dolanamadık otobüslerle
Trenlere binemedik
Bırak bütününü bu koca kentin
Sadece bir tek semtin
İçinde bile olamadık
İstanbul hiç doymadı bize bitanemmm
Bizde O’na doyamadık…



Kalemin Gözyaşı


scanner_11 3 Nisan 2007 07:23

SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİMMİ

"Adın sevdaydı......Şimdiki adını bilmiyorum."

Yokluğunda ne ateşleri hasretinle yaktım da
Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi
Çölde su, Asker de gün,Oruçta ekmek gibi bekledim seni
Sen se araya korkuları koydun
Yasaklar koydun
Bitmez tükenmez engeller koydun
Şimdi nerdesin diye sorma bana
Sen Çağırdında ben gelmedimmi.

Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara
Yağmurlu havalara
Bu kasvetli akşamlara darılmazdım
Sen varken
Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına
Otobüs duraklarına
Sen varken ayrılanlara ağlamazdım
Yıkılmazdım biten sevdaların ardından
Gidenlere kızmazdım
Kalanlara acımazdım
Sen varken böyle üşümezdim titremezdim
Masumdum, çocuklar gibi
Böyle delirmezdim küfretmezdim
Hele ölmeyi hiç düşünmezdim
Şimdi soruyorum sana
Adı sevdaysa bu cehennemin
Sen yaktın da ben yanmadımmı.

Biliyorsun
Bütün acılara "yeşil ışık" yaktım olmadı
Bütün korkularına " arka çıktım " olmadı
Dağlara merdiven dayadım olmadı
Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı
Sevdim olmadı, yandım olmadı,taptım olmadı
Benden artık pes
Bu aşkın biletini istediğin gibi kes
Nasılsa gidiyorsun
Biliyorum git
Ama ardında
Ağlayan bir çift göz
Paramparça bir yürek
Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan
Çek silahını daya sırtıma
Titrersem namerdim!!!!
Sen vurdun da ben ÖLMEDİMMİ....?


A.S.İLKAN


NiliM 3 Nisan 2007 07:56

SEVİNÇSİZ ANILAR

Ölümüm kandil olacak,
Akşamlar akşamlar akşamlar olacak
Ben bu acılı baloda
Maskesini yitirmiş seferi şair
Ben inançsız yolcu
Bütün istasyonlarda
Kanlı rütbeler takılacak omuzuma
Bir kuşluk vakti dalgın atların hıncını düşünürken
Sen "Yalnızlığın bahçesini sulamış olacaksın"
Ve gidiyorum...
Dudaklarımda bir nergis tadı
Bak, kar izleri örttü bile,
Kendini iyi koru, bu kış çok uzun sürebilir.
Anılarım tutkularıma bağlıydı bilirsin
Artık pişmanlık olsa da olur olmasa da.
Ne olursun sen hep böyle kal
Varsın ellerim ellerinsiz kalsın.
"Ölümüm kandil olacak,
akşamlar akşamlar akşamlar olacak..."



Cezmi Ersöz


CaNaRY 3 Nisan 2007 08:37

UNUT BENİ CAN

Bu kaçıncı gece
hasretinle yandığım
Kaçıncı gece
yıldızları yıkadığım göz yaşlarımla?
Mesafeler yırtıldı hıçkırıklarımla
Bosnalı kadınlar duydu feryadımı.
Sen, sen duymadın mı can?

Ne vardı bu kadar uzak yerlerde açacak?
Benden uzak o iklimlerin,
Benden uzak o şehrin,
Kahrolasiıo kalabalıkların
Benim kadar ihtiyacı mı vardı sana,
Benim kadar hasret çekti mi?
Kahrolası o şehrin semaları,
Benim kadar yandı mı?
Ne vardı can?
Ne vardı uzak iklimlerde açacak?

Ne vardı
Kendimizi bu kadar kahredecek?
Kara trenler umut olmamalıydı,
uzayan yollarda kalmamalıydı bakışlar.
Dünya, bir tek nokta olmalıydı can...
Bir tek noktada dogmalıydık.
Dönüp dönüp sana varmalıydı yollar,
Ben, hep hasret türküleri söylememeliydim,
Sen, hep hasret şiirleri okumamalı.
Hasret diye bir söz olmamalıydı lügâtlarda
Geceler boyu her gün
göz yaşlarımla ıslanmamalıydı yıldızlar.

Gönlüm bu sevdaya dar gelir oldu
Boğuyor karanlıklar can...
Mesafeler kurşun oldu amansız,
Feryadıma şahit oldu yıldızlar
Can... Can...
Hasretin ağır bir yük omuzlarımda.
Ben çekmekten usandım,
sen usanmadın mı?

Bildim, bitmeyecek bu hasret!
Uzak iklimlerde açmış iki çiçeğiz.
Hangimiz gelsek diğerinin yanına,
Kuruyup, kaybolacağız.
Ben, kıraç topraklara döndüm can,
Ben, kurumuş dereler gibiyim.
Issız mağaralarda kaldı umudum.
Belli bu sevda kahredecek bizi,
Unut be can...

Unut bu sonu gelmez sevdamızı...
Bırak yeni güneşler doğsun semalarında
bulutlar gizlemesin yıldızlarını
yeniden başlasın herşey
yeniden doğ bensiz şafaklarda.
Unut can,
unut senin için yazdığım sevda şiirlerini.
De ki; bir rüya idi bitti.
De ki; bir hayaldi,
solgun aynalarda yansıyan.
De ki; bir romandı,
sonu koskoca bir hiçle biten.
Unut beni can,
Unut vakit varken...

Birak hasretin bana kalsın.
Varsın cehenneminde kavrulsun gönlüm.
Ben yine her gece
saçlarını koklayayım uzak yıldızlarda.
Gözlerimde takılı kalsın hayalin.
Sen unut can,
sen unut!
Kahredersem,
Milyon kere kahrolayım!


Mehmet Taş


NiliM 3 Nisan 2007 09:23

SEVDA ŞİİRLERİ

Burada bitiyor bir sevda, yenisi nerde
başlar; ya da başlar mı bilmem?
Kendi derinliğiyle dolan bir kuyu mu
yüreğim; kendi boşluğuyla yetinen?

Burada bitiyor bir sevda, ele avuca
sığmayan kederler, kimi gülüşler ve bir
o kadar da unutulmaya yatkın anılar
bırakarak geride; belki birkaç da şiir...

Sürüp gidecek yaşamım, kimi yerlerde
sanki yeniden okur gibi bir romanı
ve gülümser gibi yine aynı şeylere
sıkıntılı, dalgın; çoğunlukla acılı.

Burada bitiyor bir sevda, kaldım işte
yine dağlar, uçurumlar arasında bir başıma.
Burada bitiyor bir sevda, önsöz gibiydi
bir çağrıydı, daha nice yeni sevdaya.


Ahmet Erhan


DEsssT16 3 Nisan 2007 09:59

Rüyalarım Olmasa

Yıldızlara baktırdım, fallara çıkmıyorsun,
Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa.
Pencereden bakmıyor, yollara çıkmıyorsun;
Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa...

Zor mu geldi kalbinde bana sevgi saklamak?
Yakıp gittiğin yeri dönüp bir kez yoklamak?
Değil sabaha kadar seni öpüp koklamak,
Seni sarmam imkânsız rüyalarım olmasa...

Sevmesem özler miyim seni can pahasına?
Ne olur bir fırsat ver, beni bir daha sına.
Adını söyleyemem, senden bir başkasına;
Seni sormam imkânsız rüyalarım olmasa...

Düşlerimde incitsem günlerce uyuyamam,
Sana değil, saçının bir teline kıyamam.
Yıllar sonra dönsen de nerde kaldın diyemem;
Seni kırmam imkânsız rüyalarım olmasa...

Yalvarırım mektup yaz, beş dakkanı ayır da,
Su serp yanan sineme sağlığını duyur da,
Yaban gülü gibisin, dağda, kırda, bayırda;
Seni dermem imkânsız rüyalarım olmasa...

Cemal Safi


ispermecet 3 Nisan 2007 10:40

ŞAFAK TÜRKÜSÜ

1
Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama
Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice
2
Bugün görüş günü
Günlerden salı
Islak
Sarı bir yağmur
Ülkemin neresine bakarsa ay
Orada yitik bir anne ağlıyor
Sen aralıyorsun yağmuru
Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
Sonra bir umut koşuyorsun
Yüreğin avcunda
ısırırken
çırpıntı gözlerini
(ah verebilseydim keşke
yüreği avcunda koşan
herbir anneye
tepeden tırnağa oğula
ve kıza kesmiş
bir ülkeyi armağan
koşma anne
birdenbire batacak olan
düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
oysa benim için gece
ışık hızıyla koşan
kısa ve soğuk bir zamandır
bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
uykusuz
yorgun
ve korkak
3
sanırım baytardı
yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
boşver hipokrat amca
üzülme ne olur
sen de anne
sen de üzülme
hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
korkak kahraman gecelerimi
düşlerimle sınırsız
diretmişliğimle genç
şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
usulca açılıverdi
yanağımda tomurcuk
pir sultan'ı düşün anne
şeyh bedrettin'i
börklüce'yi
torlak kemal'i düşün anne
hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
ince bilekli çıplak ayaklı tanya'nın
deniz'i düşün anne
her mayıs şafağında uzun
uzun döverken darağaçlarını
ve o şafaktan doğma
onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
insanları düşün anne
düşün ki yüreğin sallansın
düşün ki o an
güneşli güzel günlere inanan
mutlu bir yusufçuk havalansın
4
sıcak omuzlar değerken omzuma
buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
bayraklar ve türkülerle
kopunca memelerinden o mükemmel yaşama
kurşunlar sıktılar alnıma
açık alanlarda ağır
kartalların konup kalktığı
yalçın kayalardan biriydim
ölüp dirildim yeniden
güneşli güneşsiz akşamlarda
mutlu yarınlar adına
özgürlük adına ekmek adına
üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
dirilip dönmesin diye hiroşimalar
tahtadan atların boynuna çıplak
ölümlerle yatmasın diye çocuklar
aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
kardeşlik adına
havadaki kuş denizdeki balık adına
yürüdüm yıllar boyu
dönüp bakmadım arkama
ıraktı gözlerim çok ırak
izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
kalsa da silinir gider
yalnızca bir ağıt gibi çakılır
ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer
5
tören adımlarıyla ölmek
ne garip şey anne
kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
bütün gözler üstümde
sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
masa üstünde üşüyen bir sigara
yanında küçücük bir cam bardak
içinde rengi bu gecenin
cılız titrek bir kibrit
kağıt kalem
sandalye
geride flu
yağlı
büküm büküm bir ip
ve çingene kuralına uygun
değişmez dekoru mudur
idam mahkumunun
6
kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
oysa birazdan boynumu kıracaklar
pul pul dökülecek yaz siyasi eylül'ün
ben ölümü asıl az ötede titreyen
çingenenin kara killi ellerinde gördüm
anladım ki küllenen sigaradır
soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm
yani benim güzel annem
alacaşafağında ülkemin
yıldız uçurmak varken
oturup yıldızlar içinde
kendi buruk kanımı içtim
7
ne garip duygu şu ölmek
öptüğüm kızlar geliyor aklıma
bir açıklaması vardır elbet
giderken darağacına
8
geride
masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
bağışla beni güzel annem
oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
elleri değsin istemedim
gözleri değsin istemedim
ağlayıp koklayacaktın
belki bir ömür taşıyacaktın koynunda
usul adımlarla yürüdüm ömrümü
karşımda kurum kurum-laşan darağacı
(tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
ökse de olsa dört bir yanı)
birdenbire acıdı boynum
gelecekler var birbiri ardınca genç
yakışıklı
ne olur işçi kadınım
az yumuşak dik
şu kefenin yakasını
9
yaşamak ağrısı asıldı boynuma
oysa türkü tadında yaşamak isterdim
çiçekleri kokmak ırmakları akmak
yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
su başlarında aylak sektirmek kavalımı
sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim
o güzel günleri görenler arasında
bir soluk ben de yaşamak isterdim
bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
öperken siya-u jakond'u tebessümünden
işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
nazım'ın gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı
ölmek ne garip şey anne
bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
sedef kakmalı bir kutu içinde
vermek isterdim çocukların ellerine
sonra
sonra benim güzel annem
damdan düşer gibi
vurulmak isterdim bir kıza
10
künyemi okudular
suçumuz malum
gecenin kıyısında durmuşum
kefenin cebi yok
koynuma yıldız doldurmuşum
koşun çocuklar çocuklar koşun
sabah üstüme
üstüme geliyor
yanlış mı duydum yoksa
erkenci bir horoz mu ötüyor
keskin bir acı bilenmiş
gitgide yaklaşıyor sonum
iri sözlerim yoktu söyleyecek
usulca baktım yüzlerine
bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
göçtü ayaklarının dibine
korkutamadılar beni anne
avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
darağacı
bir zaman rüzgarda
saçını tarayan telli kavak değil mi
boynumdaki kemendi bir öğle sonu bükerken o kız
sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
söyle anne
o çingene
bir çiçek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
sevmedi mi çılgınca
11
kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
işkenceler zindanlar hücreler
savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
mideme karşı
kısacası
bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
gülmek umut etmek özlemek
ya da mektup beklemek
gözleri yatırıp ıraklara
ölmek ne garip şey anne
artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
baba olamayacağım örneğin
toprak olmak ne garip şey anne
ceplerimde el yerine balyoz taşırken
korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
ve yüreğimin ırmakları taştı
taşacakken
ölmek ne garip şey anne
uçurumlar ki sende büyür
dağdır ki sende göçer
ben yaprak derim çiçek derim
çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
gül yanaklı çocuğa benzer
yine de
oğlunu yitirmek kimbilir
ne garip şey anne
12
beni burada arama anne
kapıda adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne
ağlama
kırıldıysa düş evinin kapısı
bütün kırık kapıların çağrılışıyım
kızların yanaklarında çukurlaşan
biten başlayan aşkların ortasındayım
her kavgada ölen benim
bayrak tutan çarpışan
her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
özlem benim kavga benim aşk benim
bekle beni anne
bir sabah çıkagelirim
bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
öylece kalkar uykudan şalterler
dişleyip tükürmeden sigaralarını
türkü tadında giyinirken işçiler
bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
adı başka sesi başka nice yaşıtım
koynunda çiçekler
çiçekler içinde bir ülke getirirler
başlarını koymak için yorgun dizine
sen hazır tut dizini anne

o mükemmel güne

Nevzat ÇELİK


Guest_ASU 3 Nisan 2007 11:19

SEN DÜŞÜYORSUN AKLIMA

gece usulca girmiş odama
aslında sana
yazmak aklımda yok...
cama iki damla vurdu
uzaklarda gök gürledi
düşüncelerime yağmur düştü
aklıma sen geldin.

nasıl yağmur yağıyor şaşarsın
bardaktan boşanırcasına;
geceyi hep yağmurlu sevmişimdir
yağmurun sesinde sevişmeleri de
yağmurla seni andım dedim ya;
aslında her bahanede
sana koşuyor düşüncelerim

bir yıldız kaymasın,
güneş doğmasın nazlı;
sen aklıma düşüyorsun

ne bileyim;
bir çiçek görsem,
ya da bir çocuk gülümsemesi
nazlı hayalin düşüyor yüreğime...
sesini duymak için yarattığım
bahanelere benziyor.
yazarken ara sıra duraklıyorum
nerde kaldığımı unutuyorum
sana dalıyorum...
garip bir şey bu
seni yazarken sana dalmak.
sanki senden başka bir sen daha var...
bir yanda yaşadığım sen
bir yanda da
yalnızlığımda büyüttüğüm sen

hayallerime seni koyuyorum.
hayallerde,
daha güzel sevgililer yaratılır.
bir sana bir şey ekleyemiyorum.
senden güzel bir başka sen yok...

yağmur yağmaya devam ediyor
ben de senli aşklar üretiyorum hala...
seninle gece daha güzel
daha aydınlık

gece gülümsüyor sanki
bin yıldızla gece
bin gülümsemeye açmış gibi

uykuya dalmanın tam zamanıdır
taze bir çiçek gibi açtın düşlerimde
seni düşlerime taşımanın zamanıdır
iyi uykular kadınım
iyi uykular bebeğim
ben sana gidiyorum...
Gassan Satar


Guest_ASU 3 Nisan 2007 11:42

SEN OLMAZSAN ŞİİRİM OLMAZ

Sen olmazsan,
Maviler ölür.
Dudaklarım tuz denizi...
Sen olmazsan,
Kurumuş ağaç gövdesiyim yapraksız.
Yararı yok gölgemin.
Ne kuşlara barınak,
Ne direncim fırtınalara
Dingin sular uykusunda gemilerim alabora
Gizlenir yağmur sonu gökkuşakları
Bulanık sisler arkasına...

Sen olmazsan,
Toprak kokmaz
Değişir rengi yaprakların
Kuşlar dilini unutur gizemli ötüşlerde.
Sen olmazsan,
Gözlerim Akdeniz güneşinde çarmıha gerilir
Akbabalar sevişir gökyüzünde...
Kalem tutmaz ellerim

Ellerim öksüz...
Bilirim şiirim olmaz...


Celal ÜLGEN


Misafir 3 Nisan 2007 12:06

Ölüm ve Unutulmak


Bir gün kışı hatırlatan bir akşam
Ruhumda son kalan mana uçacak,
O gün dinlenecek vücudum ancak,
Kulaklarım kurşun ve gözlerim cam.

Birden örtülecek önümde dünya
Bir anda silinip yakın uzaklar
Beni tahtalara uzatacaklar;
Bitecek yaşamak, bu yarım rüya.

Her dakika biraz daha kırılan
Kalbim parçalanmış, yazık, içimde.
Artık ıstırap yok, artık içimde
Çöreklenmiyecek hergün bir yılan.

Kapatacak bana aşina bir el
Gözlerimi kesik hıçkırıklarla
Oh, kalbe batmayan bu kırıklarla
Her yasa yabancı kalmak ne güzel!..

Seneden seneye ve ağır ağır
Gömüleceğim ben de ine ine
Hareketsiz ve kör, dilsiz ve sağır,
Boş bir karanlığın derinliğine.


Ali Mümtaz Arolat



scanner_11 3 Nisan 2007 12:36

SENSİZ BU MEVSİM


Anlamı yok artık
Doğan güneşin
Dağlar taşlar mahzun
Sensiz bu mevsim
Bir renk cümbüşüydü
Geçen yıllarda
Tüm çiçekler solmuş
Sensiz bu mevsim

Şimdi ne biz varız
Ne de sevgimiz
Ne kır kahvesinde
Bizim ismimiz
Silinmiş kumlardan
Ayak izimiz
O tahta masalar
Sensiz bu mevsim

H.YALÇIN


DEsssT16 3 Nisan 2007 12:39

Ya Evde Yoksan

Aşkınla ne garip hallere düştüm!
Her şeyim tamam da bir sendin noksan!
Yağmur yaş demeden yollara düştüm,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Elbisem gündelik, pabucum delik,
Haberin olsa da sobayı yaksan.
Yağmur iliğime geçti üstelik!
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Sarhoşsan kapını çaldığım anda,
******ler gibi açık saçıksan!
Bir de ufak rakı varsa masanda!
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Bakkala gitmeme lüzum kalmasa,
Durumu anlardın takvime baksan!
Allah vere misafirin olmasa,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Kıvırcık marulun vardır inşallah;
Bir salata yapsan, bol limon sıksan.
Senin de iştahın iyi maşallah!
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Sabahlara kadar içsek, sevişsek
Ne ben işe gitsem, ne sen ayılsan,
Derin bir uykunun dibine düşsek!
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Ne kadar üşüdüm, nasıl acıktım!
İlk önce sıcacık banyoya soksan,
Sanırsın şu anda denizden çıktım,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Yanlış mı aklımda kalmış acaba!
Muhabbet sokağı numara doksan.
Boşa mı gidecek bu kadar çaba!
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Ya yolu kaybettim, ya ben kayboldum!
Ne olur bir yerden karşıma çıksan!
Tepeden tırnağa sırsıklam oldum!
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Cemal Safi


Pollyanna 3 Nisan 2007 13:04

Güller Ellerinde Güzel

uzaktan seyrediyorum seni
sevdayı sarıp sarmaladığın
o ellerindeki güllerle..
ürkeksin ve bir o kadar sevecen
sağ elinde tenin kadar beyaz, saf gülleri
sol elinde ise yapraklarında geçmişin
bir kaç damlası kalmış olan
kırmızı güller
sımsıkı tutuyorsun
bazen tüm gülleri sol elinde tümleştiriyor
bazen de yine yerlerine koyuyorsun
garip bir heyecanın var farkında olmadığın
biliyorum sen sevmekten korkuyorsun
yüreğimdeki sevdamı anladım ki göremiyorsun
her iki gül de benim için değerlidir
geçmişin ve geleceğin gibi
çünkü o gülleri sevdiğim sen sen tutuyorsun
bana bir tek dikeni de yeter bilmiyorsun

Siyah Lale


scanner_11 3 Nisan 2007 13:07

OLMADI BAHARIN KIZI

"Kanayan bir nehir oldun içimde
Ağlayan şiir....
Kim bilir yalnızlığı,
Benim kadar kim bilir....."

Olmadı baharın kızı olmadı
Ben sende açan çiçeklere sevdalıydım
Ben senin iklimine vurgun
Bir senin kar beyaz parmaklarındı içimi ısıtan
Bir senin gözyaşlarındı yüreğimi ıslatan
Olmadı baharın kızı olmadı
Şimdi yemyeşil bir orman yangını içinde
Gözlerinden kalan

Olmadı denizin kızı olmadı
Ben senin masmavi umutlarına sevdalıydım
Ben senin limanlarına vurgun
Bir senin rüzgarındı acılarımı savuran
Bir senin tuzundu dudaklarımı kavuran
Olmadı denizin kızı olmadı
Şimdi bir çöl yalnızlığı
Sahilinden kalan

Olmadı toprağımın kızı olmadı
Ben sana çıkan yollara sevdalıydım
Ben senin bereketine vurgun
Bir senin kokundu ruhumu doyuran
Bir senin kucağındı beni yeniden doğuran
Olmadı toprağımın kızı olmadı
Şimdi boş bir mezar içinde
Senden arta kalan

Olmadı şiirimin kızı olmadı
Ben senden gelen mısralara sevdalıydım
Bir senin bakışındı yüzlerce romana bedel
Bir senin merhabandı bütün kavuşmalardan güzel
Olmadı şiirimin kızı olmadı
Keşkelerinden önce dönecektin bana
Pişmanlığından önce
Gözyaşlarından önce
Yalanlarından önce
Gel gör ki
Onlar döndüler bana
Senden çok daha önce

Olmadı sevdamın kızı olmadı.


A.S.İLKAN


Nephthys 3 Nisan 2007 13:15


Altın Şehir




Bu hikaye nerede başladı
Bir şehir mi anlatmalı
Bu vatanın hangi şehri
Dillere destan değil ki?
Bir tren düdüğünde başladı hikaye
Bozkırların,çayırların,dağların arasından
Ateşi körükleyen ateşçiler
Kara trenin doymak bilmeyen karnını doyurur.
Önce derya göründü
Sol tarafta.
Sonra evler,bahçeler
Sağ tarafta.
Laleler,güller,hanımelleri
Kara tren tarihe dalar gibi geçti
Taş binalı istasyonlardan
Sonra dağ gibi binaların önünde durdu,
Oflayarak puflayarak yorulmuş gibi
Sonra insanlarda telaşe
Ağlayanlar,gülüşenler,kavuşanlar,
Deniz kokusu martı çığlıkları.
Tarihin içinden geçtim
Renkli camlar,
Cıvıl cıvıl güneş ışınları.
Durdum baktım;
Deniz derya martılar yosun kokusu
Gemiler gelin kızlar gibi
Ya çığlıkları!
İleride mendirek deniz feneri,
Taa uzaklarda
Sisin buğusunda
Füzeler gibi yükselmiş camiler
Simitçiler,taksiciler
Teleşla koşuşan insanlar.
İşte özlenen altın şehir,
Sevinçle korkunun birleştiği yer,
İçimde duyulmamiş duygular.
Bir gelin kız geliyor çiğlık atarak
Boğazı köpük köpük yararak
Beni alıyor bağrına Asyadan,
Götürecek memleketim Avrupaya.
Bir düdük sesi,
Homurdanarak silkelenerek kalkıyor.
Martı çığlıkları masmavi deniz
Yarıyor suları vapur;
Bir martının kanadında süzülür gibi.
Boğazın suları akıyor sanki git dercesine
Denizin ortasında bir nöbetçi gibi;
Kız kulesi
Hangi şaire konu olmamış ki?
Vapur varıyor.
İskelede halatçilar
Bağlıyorlar Hırçın gelini.
Yürüyorum
Bir köprüden geçmek gibi
Geçmişi geleceğe bağlayan
Oltacılar sıra sıra
İstavritler oynaşıyor oltalarda
Yosun kokusu,tavada balık kokusu,
Anason kokusuna karışıyor.
Şen kahkahalar köprü altı lokantalar,
Balık ekmekçiler,
Yeni camide uçuşan güvercinler,
Baharat kokuları,hayvan çığlıkları
Renk renk çiçekler,laleler,
İşportada çeşit çeşit giysiler,
Şipşakçilarda İstanbul hatırası resimler.
Tarihin buluştuğu yer;
Kapalı çarşıda mücevherciler
Altınlar,gümüşler,şiracılar,
İngilizler,Almanlar,Fransızlar,
Japonlar,Zenciler, Araplar,
Sultan Ahmet'te buluşmuş;
Tüm Dünyalılar.
Şortlular,çarşaflılar,mini etekliler
Köylüler,kentliler
Mahşer yeri deyil de ne?
Adını anmadan kentin
Cennet koysan,Cehennem koysan ismini
Yakışmaz mı bu kente?
Neresinden bahsetmeli bu altın kentin.
Alınmasın benden bahsetmedi diye
Boğazın erguvan ağaçları,
Çamlıcanın manzaraları,
Şilenin kumları,
Adaların mimozaları,
Beykozun paçası,
İstiklal caddesinin büyüsü,
Varoşların kırmizi tuğlalı evleri,
Şairleri,şarkıcıları,
Bahsi geçmemiş nice yerleri.
Bir hoş seda yükselen;
Camileri, meyhaneleri
Bir resim,bir tablo anlatmaya yetmez
Bir mozaik rengarenk
Dünyanın çümbü işte burası
Başı olan,Sonu olmayan
Tek hikaye,Tek şiir İSTANBUL.
(12-07-2005)
Ayhan Işın


NiliM 3 Nisan 2007 14:12

Küçücük Bir Çocuk Gibi


Oğlum! Demişti babam, sesi nem dolmuştu o an,
Telefonda sanki sıcaklığı da vardı…
Sonra defalarca yaşadım o sesi…
Hala duyuyorum en olmaz yerlerde,
Gittiğinden beri,
Rüyalarım ıslanıyor, kalbim ağrıyor, dişlerimi sıkıyorum…
Tek bir ana bile hükmedememek ne acı!
Hani zaman derdiniz bunun da ilacı?
Zaman! Zaman değil, sadece tek bir an!
Tek bir an için geri getirin babamı!
Sadece sarılayım küçücük bir çocuk gibi…

Oğlum! Der anam, sesi nem dolarak hep,
Telefonda sanki sıcaklığı vardır…
Sonra defalarca yaşayacağımı bilirim o sesi,
Duyacağımı en olmaz yerlerde…
Eğer giderse benden önce,
Rüyalarım ıslanacak, kalbim ağrıyacak, dişlerimi sıkacağım…
Tek bir ana hükmetmeye kilitlenecek acı,
Hani zamandı diyeceğim bunun ilacı?
Zaman! Zaman değil, sadece tek bir an
Tek bir an için diyeceğim, geri getirin anamı!
Sadece sarılayım küçücük bir çocuk gibi…

Baba! Diyor oğlum kızım,
Telefonda sanki sesimle ısınıyorlar…
Sonra defalarca hatırlıyorlar sesimi,
Duyuyorlar en olmaz yerlerde…
Eğer gidersem onlardan önce,
Rüyaları ıslanacak, kalpleri ağrıyacak, dişlerini sıkacaklar, biliyorum…
Tek bir ana hükmetmek istetecek acı!
Hani zamandı diyecekler bunun ilacı?
Zaman! Zaman değil, sadece tek bir an!
Tek bir an için diyecekler, geri getirin babamızı!
Küçücük çocuklarım, sarıldığımı bilmeyecekler…

Ne de kolay kısacık anne deyip istemek!
Düşünmek zorken hem ve hissetmek imkânsız!
An kadar yakınken hem, zaman kadar genişken,
Söylesene anne, anne söylesene!
Neden tek bir an için ve sadece senin için,
Sadece senin için yorulamam ben?
Neden şimdi eserim, şimdi eserim de ben,
Neden senden uzakta, senden uzakta ben,
Uzaktayken senden ben,
Zaman kadar uzakta,
Tek bir ana hükmedip, durulamam ben?
Neden küçücük bir çocuk gibi,
Küçücük bir çocuk gibi sarılamam sana ben?


Reşit Akdağ


scanner_11 3 Nisan 2007 15:00

KAHVE GÖZLÜM

"Bir acı kahvenin kırk yıl hatırı varsa
Senin kahve gözlerinin bin yıl hatırı var vefasızım"

Yolumuz buraya kadarmış be kahve gözlüm.
Artık;
Tersine akan bir nehir gibi,
Yıkılmış bir şehir gibi,
Suya yazılmış bir şiir gibi,
Adımı unut.
Yalnızlığın boşluğunda,
Gecelerin loşluğunda,
Sensizliğin sonrasında,
Bil ki;
Beş para etmiyor umut.
Etmiyor be kahve gözlüm.

Yalan yanlış,
Kırık dökük yaşadık biz bu aşkı.
Erken emekli olduk biz bu sevdadan
Biliyorsun.
Hep direkten döndü umutlarımız,
Hep kendi kalemize attık gollerimizi.
Ne acemi bahçıvanmışız meğer ikimiz,
Açmadan soldurduk güllerimizi.
Açmadan soldurduk be kahve gözlüm.

Şimdi yüreğim mutsuzluğun hedef tahtası.
Bir değirmen taşı gibi ezip geçtin yarınlarımı.
Sokaklara sığmıyor bu dev yalnızlığım.
Bir gün beni öldürecek biliyorum.
Çığlık çığlığa şiirlerim yine de seni istiyor bana inat.
Ama son kurşunu yemiş bu sevdaya,
Yetmiyor şımarık pişmanlıklar.
Yetmiyor be kahve gözlüm.

Bir isyan faslıdır şimdi bu suskunluğum.
Hovardaca harcanan mevsimlere,
Bu kaçışlara bu gelgitlere,
Ömrümüze kesilmiş biletlere,
İsyanımdır bu acı acı gülüşüm.
Oysa;
Kaç kez sildim seni haritamdan.
Kaç kez mil çektim o kahve gözlere.
gel gör ki;
Kendime bile geçmiyor artık sözüm.
İşte bir kürek mahkumu,
İşte bir yürek mahkumu,
Kapında yine.
Bitmedi bu kara sevda.
Bitmiyor be kahve gözlüm.....

A.S.İLKAN


NiliM 3 Nisan 2007 15:20

Boşveer

(İlk Denemelerim-Lise yılları)

Evlenmek mi..?
Boşveer
Ne yapacaksın
Evlenipte.
Karın
Tuz
Gaz isteyecek.
Hele birde
Sosyeteye
Çatmışsan.
O zaman işin harap
İsteyecekte isteyecek.
Ah diyecek.
Ardıdan,
Birde
Sevgilim
Yalancıktan.
İster istemez yapacaksın dediğini
Bir Sevgilim uğruna arkadaş.
Aaah..?
Bulüzüm yok
Pantolonumda eskidi
Hele en mühim
Dudak boyam
Pudram
Kremim…
Haa evet
Ojemde yok.
Hele şuna bak sevgilim
Ne biçim ayakkabı bu kuzum.
Ah, giydiğim
Fantaziye
Hiç de modaya
Sosyeteye
Uygun değil.
Yeter
Yeter
Yeteeer...
Diye bağıracaksın
O zaman
Lanet edeceksin
Evliliğine
Karına
Ve
Sosyeteye
Nene lazım arkadaş
Evlenmek
Evlenipte
Ne yapacaksın
BOŞVEER…



Erdal Yılmaz


blood_lovee 3 Nisan 2007 21:55

Anlatamıyorum

Anlatamadığım gösteremediğim
O kadar sevgi var ki yüreğimde
Çok ağır geliyor artık
Sana olan tüm hislerim
Korkularım
Aşkım
Sevgim ve özlemim
Hepsini birden yaşamak
Hissetmek ve tam anlamıyla gösterememek
Çok ağır geliyor yüreğime
Hepsini bir anda yaşıyorum
Korkuyorum
İçine girdiğim derin denizden
Korkuyorum kaybolup gitmekten
Çünkü aşkınla hergün daha fazla derinleşiyor deniz
Korkuyorum senin birgün kaybolup gitmenden
Seviyorum
Hayatımda sevmediğim kadar
Sensiz yaşayamayacağımı bilecek kadar
Özlüyorum
Gecenin karanlığında bir başımayım sanki
Uykularım düzensiz ve
Uykuya dalabildiğimde sen varsın rüyalarımda
Her günümde her saatimde her anımda sen varsın
Dudaklarımda kalbimde beynimde senin adın
Bedenimde senin izin
Kulaklarımda senin sesin
Burnumda senin kokun var
Seninle nefes alıyorum
Seninle gökyüzünün güzelliğini gördüm
Seninle çiçeklerin kokusunu duydum
Sen olmadığında gene eskisi gibi
Güzel olan hiçbirşeyi hissedemeyeceğim
Ben seninle varım
Korkuyorum gitmenden
Seviyorum seni tüm kalbimle
Özlüyorum seni tüm benliğimle
Ne olur aşkım çabuk ol


İlkay Simge Resmor


Misafir 3 Nisan 2007 22:28

AŞKTI O


Aşktı o! Değiştiren tüm gecelerimi
Aşktı o! Beni durup yenileyen
Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi
Oydu, dolu dizgin gidişime dur diyen

Bir bıçağın keskin yüzünde kan lekesiydim
Aşktı yine beni yıkayan, arıtan su
Böyle ak pak olacağımı bilir miydim?
İçimde açmasaydı o sevmek duygusu

Ben bir tutsağım şimdi sevgiye, gönüllü
Çözmeyin ellerimi, zincirlerim kalsın
Görsün prangalarım o doğacak günü

Ve bu dünyaya aşk dolu şiirlerim kalsın
Seninle her yerde güzel, her zaman yeni
İstemem, sensiz hatırlamasınlar beni.


Ümit Yaşar Oğuzcan


Misafir 3 Nisan 2007 23:28

AĞLADIM

Hüzün yıldızları parlıyor bugün gökyüzünde,
Bu gece yine için için yanıyorum,
Oturmuş seni düşünüp ağlıyorum,
Seni, gidişini, sevişini, herşeyini...
Unutamıyor işte seni şu yaralı kalbim,
Yaptıklarını hatırlayıp, pişman oluyor...
Seni düşünüyorum bu gece, karanlık gökyüzünde...
Simsiyah gökyüzünde parlayan yıldızları seyrediyorum,
Onları sana benzetiyorum,
Kararmış kalbimin bir kenarında yanan meşale misali...
Dedim ya, seni düşünüyorum bu gece,
Beni sevdiğini, bana nasıl baktığını, bana nasıl güldüğünü,
Ellerimi nasıl tuttuğunu, ellerini nasıl tuttuğumu,
Büyüyen bir ateş gibi sevgimizin nasıl çoğaldığını
Ve birgün ansızın bırakıp gidişini...
Son vedanı hatırlıyorum, gözlerime ağlarcasına baktığını,
Gözlerini kalbime gömdüğünü hatırlıyorum,
Bir daha çıkamasın diye...
Çıkamadılar zaten kalbimden gözlerin,
Ölüler dirilirler mi ki gömülenler çıksın, gitsin?
Gittin son bir veda ile gözü yaşlı,
Elimde kolyen, ardından dakikalarca baktım, ağlamaklı,
Sıkıldım, üzüldüm, perişan oldum ama ağlamadım...
Ağlayamadım, engel oldu gururum, engel oldu aşkım,
Uzaklara gittin, belki birdaha asla geri dönmemecesine,
Özledim seni deliler gibi, özlüyorum hala...
Sen bir yerde ben bir yerde, yinede sönmedi sevgimiz,
Aksine çoğaldı dağlar gibi oldu hasretimiz...
Hep seni hayal eder, hep seni düşünürdüm,
Sesini duyunca yaşar, duyamayınca ölürdüm,
Aradın beni aylarca bir sevgi uğruna,
Ne yazık ki, ihmal edildin bir hata uğruna,
Kırıldın, ağladın, affettin ama hep sevdin,
Beni sevdin gülüm beni, kalbi kırık bir vefasızı,
Yine ihmal edildin yine unutuldun bir hiç uğruna,
Yine kırıldın, yine ağladın, yine affettin...
Bir daha unutuldun, sevdanla başbaşa bırakıldın,
Yine kırıldın, yine ağladın ama bu sefer affetmedin...
Sevdiğini en mutlu gününde öldürdün,
Ve ardına bakmadan gittin...
Beni benle başbaşa bıraktın, yıkıldım, üzüldüm, kırıldım...
Senden ayrılınca kaldım çaresiz, sevgisiz ve birde sensiz,
Hep sensizdim zaten ama şimdiki kadar asla değil...
Parçalanmış bir kalbe sahip oldun mu sen hiç?
Parça parça edilmiş, yıkık ve virane,
Bir o kadarda vefasız...
Önceleri üzüldüm, yıkıldım ama asla ağlamadım...
Geldi geçti deyip senide gözlerin gibi kalbime gömdüm...
Unuttum dedim, unutacağım dedim,
Unutamıyorum dedim, UNUTMAM dedim...
Önce gözlerin sonra sen çıktın kalbimden,
Bir vicdan azabıdır başladı ölü yüreğimde,
Hiçbir şey kalmadı, senden başka kalbimde,
Hatıraların, gözlerin ve sözlerin...
Şiirlerini getirdiler bana,
Beni öldüren şiirlerini...
Vefasız dediğini duydum, yıkıldım,
Düşündüm seni gecelerce daima tek başıma,
Şiirlerin öldürdü, hasretin yaktı yüreğimi,
Kırıldım, üzüldüm, yıkıldım ve en sonunda ağladım...
3 kişi ağladık sana; ben, kalbim ve gözlerim...
Sana yandım, seni sevdim, seni hatırladım heryerde...
Belki birgün sesini duyarım umuduyla
Telefon bekledim günlerce,
Telefon gelmeyip sesine hasret kalınca
Ağladım ağladım,
Sana yaptıklarımı ancak o zaman anladım...
Duydum ki kalbini vermemişsin kimseye,
Olurda içinde görürler beni diye...
Benim kalbimide istediler, ama vermedim kimseye,
Olurda içinde seni görürler diye...
Gökyüzü yıldızlar ile doluydu, ben hep seni düşünürken,
Hüzün yıldızları koydum adlarını, seni hatırlatıyorlar diye,
Aynı onlar gibi sende benden çok uzaklardaydın,
Hep göz kırpardın uzaktan, sessizce,
Bense hep seni bekledim kırık kalbim, yaşlı gözlerimle...
Bazen hayallere dalıyorum, seni düşünüp ağlıyorum,
Seni ve sevgini arıyorum hep kalbimde...
Düşmüyor adın hiç dilimden,
Öleceğim gülüm bir gün ben,
Senin sevginden, senin derdinden...
Bir gün göreceğim yine belki seni,
Seni, beni unutmuş, benim olmayan seni...
İşte o an aşkımın gözyaşlarını hatırlayacağım,
Ve yine bir köşeye oturup ağlayacağım...
Yemin ettim senin üstüne sevmeyim başkasını diye,
Ve heryerde, her zaman tekrarlıyorum yeminimi;
Seni unutmam için öldürseler bile,
Karşılık olarak dünyayı verseler bile,
Darağacı kurup idam etseler bile,
Senden başkasını asla sevmeyeceğim


İbrahim Kilik



Kırmızı Gül

Geçen yıl sonbaharda,
Kırmızı bir gül,
Bırakmıştım kapına,
Onu alıp kokladın mı,
Kurutup koynunda sakladın mı,
Baktıkça beni hatırladın mı?
Kırmızı gül aşkı anlatırmış,
Aşkımı anlatabildim mi?
Bu sonbaharda da,
Kırmızı güllerle geldim kapına,
Binlerce kırmızı gülle,
Evini gül bahçesine,
Yüreğimi aşk cennetine
Çevirecektim...
Kapın kapalıydı,
Sen yoktun,
Gitmiştin,
Kırmızı güller kaldı elimde,
Bir acı var yüreğimde,
Kırmızı güller kurudu,
Sahipsiz öksüz kaldı,
Bense bi çare,
Kapında nöbetteyim hala...

Umut Gül


Mystic@L 3 Nisan 2007 23:36

Adı: Gül

Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda,
Uzanmış üç adım yatıyordu gül...

Bir adam usulca bir uçuruma,
"Sevi için" deyip atıyordu gül...

Ve bir kız kanatıp hüznü boyuna,
Hepten sevgisizlere satıyordu gül...

Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda,
Uzanmış üç adım yatıyordu gül...

1 Aralık 1997, Londra

Bülent Özcan


NiliM 3 Nisan 2007 23:46

Umut

işler atom reaktörleri işler
yapma aylar doğar güneş doğarken
ve güneş doğarken çöp kamyonları
ölüleri toplar kaldırımlardan
işsiz ölüleri aç ölüleri

işler atom reaktörleri işler
yapma aylar geçer güneş doğarken
ve güneş doğarken köylü aile
erkek kadın eşek ve karasaban
saban koşulu eşekle kadın
toprağı sürerler toprak bir avuç

işler atom reaktörleri işler
yapma aylar geçer güneş doğarken
ve güneş doğarken ölür bir çocuk
ölür bir japon çocuğu hiroşima'da
on iki yaşında ve numaralı
ve ne boğmacadan ne menenjitten
ölür bin dokuzyüz elli sekiz de
ölür bir japon çocuğu hiroşima'da
dokuzyüz kırkbeş te doğduğu için

işler atom reaktörleri işler
..........
..........


Nazım Hikmet Ran


Nephthys 4 Nisan 2007 00:11

Arkadaş
Şebnem Ezik

Gönül yorgunuyuz seninle arkadaş.
Gel tut ellerimden,
dağların doruklarına çıkalım.
Kardelenlerimizi toplayalım.
Bırakalım iki tanesini,
aşağıya arkadaş.
Umutlarımız büyüsün.
Gönül yorgunuyuz seninle arkadaş.
Uzak diyarlardan geldik birlikte,
elele.
Kader şerbetini içtik seninle.
Kumsaldaki iki kum tanesi
olduk bazende.
Dalgalara kapılıp,
meçhulde dağılsak bile,
yüreklerimiz buluşur,
birgün arkadaş,
hasret izleriyle.....


arwen 4 Nisan 2007 00:17

Sensizliği armağan ettiğim bir radyo istasyonunda
Son şarkıydı çalan
Ve yasaktı seni çalmak ulusal radyolarda
Seni yasaklayan bir ülkede idam olmak belkide seni sevmek
Ağlamayı yasaklayan bir ülkede gözyaşısın belkide
Sonra doğdun hiç çocuğu olmayan bir kadının evinde
Öldürdün seni doğuran anayı
Sensizliğe mahkum ettin bu ölümü
Yüreğimde doğurduğum gibi seni
Ve erken doğum olsada bu aşkın sonu
Acı çektirdin, acı çektin, acıydı adın
Ve sensizliğe armağan ettiğim bir radyo istasyonunda
Kalacaktı adın.

Seni sadece
Bir sigara alevinde
Birde sevmediğim ama kapatsam korkacağım bir oda ışığında
Bin kez tövbe etsemde elimden düşmeyen sigaramda
Ve bu şiiri hiç okumasanda
Seni sadece sadeliklerini çok yıllar önce bırakmış
Ve yüz tutmuş bir intiharın arifesinde
Yabancı bir ülkede etini satmış
Ya da tüm ailesini katletmiş bir mahkum
Bütün sokağın çöplerini temizlemiş evine dönen
Bir çöpçü hayâlleri belki de hiç bu değildi (!)
Seni sadece
Öylesine eve giderken kulağına gelen bir şarkı gibi
Ölmek için söz vermiş ipini asan odasına
Son kadehini de içerek asacak duvarına
Seni sadece
Sensizliğe armağan edilen bir radyo istasyonunda
Bir seyyah dinleyecek belki de..


deniz alagöz


Nephthys 4 Nisan 2007 02:10

Gidiyorum sevgili,
Bir tren rayının iç yakan sesiyle gidiyorum.
Belkilerin büyüttüğü sahipsiz bir ömürden,
Sensiz düşüyorum.
Ardımda bir sürü sen bırakıp gidiyorum.
Kaç hayat eskiyor bu tende,
Kaç gece istasyonlar ağlıyor ardımdan.
Ben sessizce düşlerinden geçiyorum.
Seni bana hasret çekiyorum.
Gittikçe çoğalıyor hüzünler,
Ellerimde yaşlanmış aşk tortuları.
Zulaya yatmış gözlerim seni arıyor,
Sen kaybolurken kendi ülkende, ben gidiyorum.
Tütün kokulu bir sabaha geçit veriyor gece,
Ayaklarım götürüyor , içimin yollarına
Adımlarım sana takılıyor, gözlerim çoktan firari,
Bir düşüşle düşüyorum hücreme,
Yollar uzuyor gittikçe…
Karanlığa gömülüyor içim,en kuytumdan tutup beni,
Savuruyorsun kırık aşk masallarına.
Tam da yola çıkmışken anılara çarpıyorum.
Bir enkaz duruyor karşımda,
Damla damla dökülüyor her şey.
Buğulu bir sabahın ilk ışıklarında ben,
Kendime kaçak gidiyorum.
Her adımda bir anıyı daha kanatıyorum.
Sen öyküsüz kalıyorsun, tamamlanmamış…
Ben bütün yarımlarımı alıp gidiyorum.
Bavulumda diğer yarısı yok hayatımın.
Eksik bir metinle sil baştan;
Ayazdaki tüm sözleri yeniden yazıyorum.
Kazıyorum aklımın en ücrasından seni,
Eziliyor içim tek bir sesine…
Bu yol gitmedikçe daha da uzuyor.
Buz kesmiş bir sabaha düşlerimi gömüyorum.
Ve seni o istasyonda öldürüp gidiyorum.
Tüm sözler dağılıyor,tüm şiirler susuyor şimdi.
Konuşmak bu kadar zor oluyor işte…
Gözbebeğime kaçıyor hayalin,
Boğazıma duruyor yutkumdaki nefesin.
Şimdi ölüm bile sussa yalnızlığıma,
Kan gözlerimde senle,içinde senini kaybetmiş benle
Bir meçhule doğru gidiyorum.
Oysa gitmekle başlıyor, kendimi kaybım bilmiyorum…


Kalemin Sesi



Nephthys 4 Nisan 2007 02:25

Ay Geceye Sürgün
ismail sarıgene




Mevsimler sen kokarken
Ay, geceye sürgün biliyorum..
Zemheri artığı umutlarımla
Geceye inat yürüyorum.
Gözlerini arıyorum,
Karanlıkların düştügü kaldırımlarda..
Cehennem yangınlarından
Kirpiklerine firar ediyorum.
Ateşini söndüremezsem hasretinin,
Korkma canım,
Ateşlere gözlerini verdim diye...
Sen; saçlarını bırak rüzgara,
Küllerimden saçlarına gülleri işlemeden
Ölümü dudaklarından öpmeyeceğim.

Takvimler, yaprağından acıyı elerken
Yıldızlar, karanlığa küskün biliyorum.
Alnıma, kavgalarını alıp
Cellatlığına soyunuyorum
Gecmiş yıllarının..
Suskunluğunu almayın kurşunların.
Yarimi yaralamadan,
Gözbebeklerinden öpeyim ölümün...
Menzil, bir kez ıskalarsa da gögsümü
Ben serileyim elvedası topraga...


Şafakları sökerken karanlıklardan
Her sabah sana gülümsüyorum.
Şimdi gülümseme zamanı ey yâr.
Dünden miras kalsa da acıların,
Hep güllerle anılacak ömrün.
Aydınlığa çevir yüzünü,
Meleklerin kirpiklerine yazılacak
Bahar kokan o naif gülüşün....


arwen 4 Nisan 2007 02:46

Nasıl anlatacağımı bilsem sana duygularımı
Hani bazı geceler vardır
Sabaha zor çıkılır ya
Güneş ne zaman doğacak diye
Sabahlara kadar uyku tutmaz insanı
Sonra tepelerin ardından
Gözlerinin ferini alan bir kıvılcım yayılır
O an kendinden geçersin ya
Hani hep aynı duyguyla uyanmak
Aynı rüyayı görmek için
Aynı yastığa baş koymak vardır ya
Aynı yorganın altına saklanmak
Deli gibi susamışken dudakların
Suya hasret bardakların suyla buluşması vardır ya

Nasıl anlatacağımı bir bilebilsem
Bir bilsem seni anlatacak kelimeleri
Mana verebilsem bu anlamsız koşuşturmalara
Kalabilsem yapayalnız ama sadece senle
İşte o zaman cümlelerim bir mana oluşturur belki
Belki o zaman sana olan duygularım
Yüksek dağların şelalesi gibi akar dudaklarımdan
Akarda belki gönlüm huzur bulur bu kargaşada
O zaman sende inanırsın bu temiz duygularıma
Olurda olurda birgün ulaşırsam umutlarıma
Bilki sana ulaşmış olurum ilk umuduma



adil özder


Misafir 4 Nisan 2007 03:48

Kanat Çırpışında...

/__Bir meleğin seher vakti melankolik kanat çırpışının rüzgarından doğan şiirdir__/

Kadın: “Yeni bir evren getirdim hayatın sıfırlandığı dolunaylı çöl gecesinde sana,”
Adam: “Yeni bir evren getirdim gönlüne üzümlerimin buğulandığı hüzünlü İstanbul ezanında.”
Aşk : “Pandora’nın kutusunda bekledim bin yıllarca, sizlere olan umutla,
______hoş geldiniz dünyama”...

Yasemin tenli çiçeğim,
Koparmaya kıyamadığım,
Koklamaya doyamadığım...
Gönlünün duvarından sarkan
Eylül kokulu hanımelim;
Sırtıma üşümeyeyim diye verdiğin giysim.

Deseler de: “Saba dağıttı yapraklarını,”
İnanma onlara: Saba ılıktır,
Sabah ezanı yumuşaklığında,
Dağıtmaz umutları ve narin yapraklarını,
Sil zambak gözyaşlarını, ağlama...

Geç bulduğun erken yolunum hem ben senin,
Sevinçli olmalı, terlemeli ellerin,
Heyecanlanmalı üç zamanlı kalp atışında...

Deseler de: “Artık seni beklemiyor,”
Beklerim aşk sağanağın altında,
Sakın derim, kahrolma...

Sesim hep güzel kulaklarına ve içli;
Siyahın mavi ile vedalaşma saatlerinde
Akıt derdini, damla damla içime.
Kaldırırım ağırlığını dertlerinin, damla seslerinde...

Deseler de: “Başkalarına söyledi şarkılarını,”
Eteklerine dökülür notalarım,
Şarkılarım neşelidir nihavent görünse de;
Yalnız Sana uzanır duygularım,
Senindir bütün uykularım...

Deseler de: “Başkalarına yağmur oldu”
Bilirsin bir tek kime yağarım.

Deseler de: “Başkalarına ateş oldu”
Bilirsin bir tek sende yanarım.

Deseler de: “O şimdi başka düşlerde,”
Bilirsin kiminle uyurum el ele, göz göze.

Süzülürken sol yanağımdan sağ yanağına,
Gamzelerini öper damlalarım.

Hayatın dinginliği üçlü koltuk köşesinde,
Bir meleğin kanat çırpışı serinliğinde,
Gözlerimin gözlerinde erimesinde,
Öyle işte!..

Kadın: “Tut elimden gidelim Kızkulesi'ne martılara gecikmeden,.”
Erkek: “Götür beni yedi tepesinde de
______Aşkımı haykırmak istediğim
______Bilmediğim,
______Ama her kaldırımını seninle ezberlediğim alemine...!”
Aşk : “Tuttum kalbinizden....”

Ali KUMAK



arwen 4 Nisan 2007 03:54

Bir ney sesinde dalmış gibi
Daldım işte
Sesinin ahengine
Gözlerim kara gecede
Hasretim hasret
Nefesinin rengine

Bir sıcak espri
Sanki gülmüş gibi
Yayıldı dudağım
Belirginleşti gamzelerim
Kilitli dudağım
Donuk gözlerim
Gülüşüm ambargoda
Gülüşler zindnda

Kahrettim ben
Bu güne ve her güne
Cevapsızdır bende
tüm sorular
Dün gömülmüşte
Bugün ölmüş gibi


mustafa acıoğlu


scanner_11 4 Nisan 2007 07:13

NANKÖR ÇİÇEK
"Sen değil bundan böyle
Anlarsa beni biraz şarkılar anlar"

Bu taş duvarlar anladı beni
Bu boş sokaklar
Kaldırımlar
Sabahçı kahveleri
Bu buz yataklar
Bu ıslak yastıklar
Bir sen anlayamadın
Ona yanarım

Kimsesiz çocuklar tanıdı beni
Terk edilmiş kadınlar
Unutulmuş adamlar
Çiçek satan çocuklar
Evsizler barksızlar parasızlar
Açlar serseriler sarhoşlar
Bir sen tanıyamadın
Ona yanarım

En yoksul sofralar çağırdı beni mutluluğa
En umutsuzlar
Boynu bükükler çaresizler
Bulutlar çağırdı beni yanına
Yıldızlar uçurumlar
Ölüm çağırdı beni ecel çağırdı
Bir sen çağıramadın
Ona yanarım

Sorgularda polisler inandı bana
Sınırda jandarmalar
Gözü kara katiller inandı
Hırsızlar soyguncular
Hatta putperestler Allahsızlar
Bir sen inanmadın
Ona yanarım



A.S.İLKAN


NiliM 4 Nisan 2007 08:15

Ben Sokak Çocuğuyum

şu dört direkli köprünün altında
açmışım gözlerimi
sahipsiz
rüzgar sarmış kundağımı
yağmurla beslenmişim

adımı insanlar koymuş
benden habersiz
benimsemişim
serseri derler, hırsız derler
.... derler, anlamam da
alınmam da

hiç fiyakalı dolaşmadım sokaklarda
marka satmadım
gökyüzü yorganım oldu hep
dirseğim yastık
alışkınım; kara, yağmura, soğuğa
üşümem
sıcak dokunur bana

özlemem, hiç tanımadığım hisleri
istemem varlığını bilmediğim şeyleri
kıskanmam hiç kimseyi
özenmem

halbuki bilmez kimse
kendilerinden şanslı olduğumu
daha özgür
ve daha zengin

şu deniz herkesten çok benimdir
arkasındaki orman da
bütün sokaklar benimdir herkesten çok
her simitçi biraz bana çalışır

aslında her çocuktan daha çocuğum
canım hiç sıkılmaz buralarda
en sevdiğim oyundur
köşe kapmaca

yalnız da değilimdir
yüzlerce kardeşim var
benim gibi, bana benzer
kimse ayırt edemez bizi
birbirimizden

geceleri toplanmaya başlarız
el ayak çekildikten sonra
konuşuruz, güleriz, dertleşiriz
biraz farklı olsa da
herkes kadar biz de umut besleriz
hayallerimiz de vardır
ayın dolaştığı yerlerde

herkes kadar okumuşluğum da vardır
her tip insandan bir harf öğrendim
insanları en iyi ben tanırım
okuldan, öğretmenden anlamam ama
bu sokakların mektebini bitirdim
bana lazım olanı öğrendim

herkes kadar insanım da galiba
herkes kadar ben de bazen ağlarım

kafam da var, kalbim de
severim de, düşünürüm de
yalnız ben sokak çocuğuyum
sokaklarda yaşamak tek suçum

bir gün ben de gideceğim buralardan
herkes gibi
yalnız biraz sessizce
kimseler anlamadan

cenazem omuzlar üzerinde gitmeyecek
belki
belediye kaldıracak gürültüsüzce
ağlayanlar olmayacak başucumda
bir hayırsever uğramazsa geçerken
mezarım da çorak kalacak sonunda
benim gibi

içimizden kimin gittiği
fark edilmeden
biri alacaktır yerimi
vakit geçmeden

evet, ben sokak çocuğuyum
bu sokaklarda ne ilk
ne de sonuncuyum


Reşide Sarıkavak


DEsssT16 4 Nisan 2007 09:10

Ağlarsın

Kırdığın kadehte kalan ömrümden,
Ağlarsın içtiğin yılları bilsen.
Hicrinle sararıp solan ömrümden,
Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen.

Sefiller gücünü bende sınadı,
Kimi kaçık dedi, kimi bunadı;
Berdûş eleştirdi, sarhoş kınadı,
Ağlarsın düştüğüm dilleri bilsen.

Ar ettim sakladım uğraşlarımı,
Haberdâr etmedim sırdaşlarımı.
Gizlemek isterken gözyaşlarımı,
Ağlarsın seçtiğim yolları bilsen.

Felsefe böyledir dîvânelerde,
Teselli aranır bahanelerde,
Bir kadeh mey için meyhânelerde,
Ağlarsın döktüğüm dilleri bilsen.

Ateşe su dedim göz göre göre,
Aklım zavallıydı duyguma göre,
Bahtına şükretti Mecnûn bin kere,
Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen.

Cemal Safi


Misafir 4 Nisan 2007 10:53

http://img367.imageshack.us/img367/9569/jtmgraveda8.gif

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar.


scanner_11 4 Nisan 2007 11:03

TEK HECE

Varmı beni içinizde tanıyan
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim
Kalmasada şöhretimi duymayan
Kimliğimi tarif etmek zor benim

Kimsesizim hısmımda yok hasmımda
Görünmezim cismimde yok resmimde
Dil üzmezim tek hece var ismimde
Barınağım gönül dene yer benim.

Bülbül benim lisanımla ötüştü
Bir gül için can evinde tutuştu
Yüreğine toroslardan çığ düştü
Yangınını söndürmedi kar benim

Niceler sultandı,kraldı ,şahtı
Benimle değişti talihi bahtı
Yerle bir eyledim tac ile tahtı
Akıl almaz hünerlerim var benim

Kamil iken cahil ettim alimi
Vahşi iken yahşi ettim zalimi
yavuz iken zebun ettim Selimi
Her oyunu bozan gizli zor benim

İlahimle mevlanayı dindirdim
Yunusumla öfkeleri dindirdim
Günahımla çok ocaklar söndürdüm
Mevla'dan hayır benim şer benim

Sebep bazı Leyla bazı Şirin'di
Hatrım için yüce dağlar delindi
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi
Kuvvet benim,Kudret benim,fer benim

Yeryüzünde ben ürettim veremi
Lokman hekim bulamadı çaremi
Aslı için Kül eyledim Keremi
İbrahimin atıldığı kor benim
BENİM ADIM AŞK...........


C.SAFİ



scanner_11 4 Nisan 2007 12:19

Çiçek satıyordu Oturmuş yerde
Elbisesi kirli Saçı beyazdı
Sevdiği dostları Kimbilir nerde
Görsede kimseler Tanıyamazdı.

Toprağı kurumuş Kırık dal şimdi
denizler içinde Batan sal şimdi
Hayatı dilinde Bir masal şimdi
Anlatsada kimse Dinleyemezdi.

H.YALÇIN


NiliM 4 Nisan 2007 12:29

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
..........
..........


Ataol Behramoğlu


Mystic@L 4 Nisan 2007 14:10

adımı unuttum
adı olmayan yerlerde
ne in
ne cin
ne benî adem

zamanlar içinde
kuşlar uçuyor
kervanlar geçiyor
bir iğne deliğinden

çarşılar kuruluyor
sarayları oyuncak
insanları karınca şehirler
zamanları gördün mü
bir iğne deliğinden

adımı unuttum
adı olmayan yerlerde
geçip gidenlere bakarak

Asaf Halet Çelebi


Nephthys 4 Nisan 2007 14:27

HASRETLER KURULAN DÜŞLER SANA



Sana seni anlatamam ki
Sen yüreğimdesin.
Karşıma alıp bakamam ki,
Gecelerde uzayan
Hasretler, kurulan düşler sana.
Belki ilk olmayan; son olacak,
Senle, yüreğinde hesaplaşma.
Sevsem mi? diye
Düşüncelere dalman.
Beni yaşaman ben yokken.
Yüreğinde sevdamı beslemen
Sen yaşıyorsun ben anlatamam ki
Ben yokken yıldızlarda
Bakışlarımı araman.
Yüreğine kızmaların sevdi diye.
Kovalarken geceyi gündüz,
Sevdamı düşledi diye,
Yüreğine serzenişini
Ben anlatama sana.
Sen yüreğimdesin.
Karşıma alıp bakamam ki,
Sana seni anlatamam ki.


İSMAİL TÜRKMEN


scanner_11 4 Nisan 2007 14:53

Ağlarsın
Kırdığın kadehte kalan ömrümden,
Ağlarsın içtiğin yılları bilsen.
Hicrinle sararıp solan ömrümden,
Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen.

Sefiller gücünü bende sınadı,
Kimi kaçık dedi, kimi bunadı;
Berdûş eleştirdi, sarhoş kınadı,
Ağlarsın düştüğüm dilleri bilsen.

Ar ettim sakladım uğraşlarımı,
Haberdâr etmedim sırdaşlarımı.
Gizlemek isterken göz yaşlarımı,
Ağlarsın seçtiğim yolları bilsen.

Felsefe böyledir dîvânelerde,
Teselli aranır bahanelerde,
Bir kadeh mey için meyhânelerde,
Ağlarsın döktüğüm dilleri bilsen.

Ateşe su dedim göz göre göre,
Aklım zavallıydı duyguma göre,
Bahtına şükretti Mecnûn bin kere,
Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen
Cemal Safi


scanner_11 4 Nisan 2007 16:03

Ağlarsın
Kırdığın kadehte kalan ömrümden,
Ağlarsın içtiğin yılları bilsen.
Hicrinle sararıp solan ömrümden,
Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen.

Sefiller gücünü bende sınadı,
Kimi kaçık dedi, kimi bunadı;
Berdûş eleştirdi, sarhoş kınadı,
Ağlarsın düştüğüm dilleri bilsen.

Ar ettim sakladım uğraşlarımı,
Haberdâr etmedim sırdaşlarımı.
Gizlemek isterken göz yaşlarımı,
Ağlarsın seçtiğim yolları bilsen.

Felsefe böyledir dîvânelerde,
Teselli aranır bahanelerde,
Bir kadeh mey için meyhânelerde,
Ağlarsın döktüğüm dilleri bilsen.

Ateşe su dedim göz göre göre,
Aklım zavallıydı duyguma göre,
Bahtına şükretti Mecnûn bin kere,
Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen
Cemal Safi


scanner_11 4 Nisan 2007 16:29

Aklım Almıyor
Unutmak sevmekten kolay demiştin;
Olmuyor sultanım, kolay olmuyor.
Hepsi bir mevsimlik olay demiştin;
Dolmuyor sultanım, zaman dolmuyor...

Sen gittin kaderim düşman kesildi;
Alnına simsiyah mührü basıldı.
Bütün aynaların yüzü asıldı;
Gülmüyor sultanım sensiz gülmüyor...

Ben Allah'tan sonra seni överim
Seninle var oldu benim değerim.
Senden başkasını nasıl severim!
Almıyor sultanım, aklım almıyor...
Cemal Safi


NiliM 4 Nisan 2007 16:40

Gurur ve karşılık

Aşk gurur değıldir
Sevmek sevilmektir.
Aşkında gurur varsa
Gururun yanında ayrılık vardır.

Aşk karşılıklıdır
Sevmek sevilmektir.
Aşkında karşılık yoksa
Hayatında hüsran başlamıştır.

Aşk güzeldir
Aşkın yanında gurur olmasa
Gurur güzeldir
Gururun yanında ayrılık olmasa.

Aşk güzeldir
Aşkında karşılık varsa
Hüsran güzeldir
Hüsranın yanında ayrılık olmasa.


İbrahim Karaca


kambis 4 Nisan 2007 20:25

Gitme Burada Kal


bir başka gülüş var dudağında.

söyledikleri belli.

söyledikleri,söylemese de belli.

"gitme,burada kal"diyor..

gözleriyle konuşuyor,

anlamamak mümkün değil..

gözlerinin anlattıkları anlatılır gibi değil!

"ne güzel gözlerin var"desem diyorum..

söylemeye meydan kalmıyor;

"gitme,burada kal"diyor..

söylemeye de,dinlemeye de alışkın bir hali var.

alışık değilim ya bunlara,

bu hali beni deli ediyor..

gülmenin doruğunu yaşıyorum onunla!

bir şeyler oluşuyor,

bakışlarımız buluşuyor..

her bakış bir dokunuş oluyor,

dokunuşun izi yanaklarımda;rengi kırmızı..

anlaşılmak ne güzel!

verdiğim herşeyi alıyor..

aldığı her şey gözlerinde;adı mutluluk..

sevgi dolu ,sevda dolu bir sesi var..

kulaklarım sesinin peşinde,

sesi içimde,yüreğimde..

ve o tekrar ,tekrar;

"gitme,burada kal" diyor..

ese®tunay


Misafir 4 Nisan 2007 21:52

Neşeye Davet

Durmak bilmiyor yıllar,
Engel tanımıyor zaman,
Yaşlanıveriyor birden insan,
Kanatlanmış uçarcasına.
Ecelin alıp götürdüğü,
Dönmüyor asla geri;
Kurtaracak mı kederin seni
O sonsuz gecenin karanlığında?


Simon Dach


maipoem 4 Nisan 2007 22:12


Anlamsızlık
'anlamsızlığın başladığı noktada kaybolur insan '

yalnızca cehennemdi seni kuşatan
içindeki yitik sandıklarda saklanan
yakardı kuşkusuz bedenini,
renksiz bir evren.

öylesine bir yaşamın kırıntıları dökülürdü ayak bileklerine
acı ve isyan bırakırdı tohumlarını avcuna
arardın ruhunu sönmüş umutlarında
kötü sezgi, şamdan olurdu yağları sızan.
uçurumların olurdu
sonsuzlukta
çoğalarak kaybolan.

anlamsızlığın başladığı noktada,
yiter insan.
gelmez aklına,
o temel duygunun sağduyulu sesi.
çaresizliğin parlak feneri,
yayar ışıklarını intizar ötesi.
ne çöl susuzluğu,ne uzayın sonsuzluğu
benzemez bu gidişe.
siyah ve beyazın yaradılış efsanesi
açılır gözlerinin ötesinde.
çılgın bir kâbus duyulur
kulaklarının o sihirli denkleminde.
yoklamaz seni artık çılgın fetişler,
kahrından ölesiye kaçtığın gerçekler.

anlamsızlığın başladığı noktada belki çağırırsın ölümü
ölüm seni tanır
ama sen,ölümün bile uzaksındır anlamına
yazgısıdır bu sana verilen sürenin
bilmem hangi arayışına.
renk istersin ışığın olacak,
seni bulmasını istediğin çukurda.
kalbin delik deşik,
sinirlerin yırtık örümcek ağlarından beter.
kanla örtülen vicdanın,
çamurlanan onurun
bir sara nöbeti
çattığın direkler hüzzam,
adımsız yürüyüşün göçüğün özeti.

anlamsızlık;
süresi kayıtsız,
bilinmeyeni şekilsiz
bir keşif kendi dilinde.
henüz adı konmamış tüm hastalıkların başlangıcı
ruhunu yetim bırakan.
tüm sevgilerin
başıboş rüzgarlarda yansımasız kırılması.






bir ironi,anlamsızlık...
seni,
bilmediğini sandığın,
ıskalamayan silahla vuran
Gılgameş'in ağacı,
kellesini alsan da,
sonunda seni senden alan.

her şeyin bir anlamı varsa eğer
anlamsızlık bir başka bedel...


Ümran Demircan



Saat: 11:14

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık