![]() |
Hayat o kadar acı ki Hayat o kadar acı ki arkadaş Herkesin derdi başka Kimi diskolarda barlarda Kimi ovalarda tarlalarda Kimi lüks ev araba peşinde Kimi de geçim derdinde İşin kötüsü sevgide şevkatte bitmekte Hayat o kadar acı ki arkadaş Anlayamadım ben de Kimi vatan toprak derdinde Kimi ihale rant peşinde Kimi açlık tan yokluk tan ölüyor Kimi de varlık içinde herkesi hor görüyor İşin kötüsü birileri de bunları seyir ediyor Hayat o kadar acı ki arkadaş Gel de kahrolma Kimi işbortadan zorla giyinir Kimileride avrupadan getirdiği giyisilerle Televizyonlar da övünür Kimi daha vilayetini baş kentini görmemiştir Kimileride tatil beldelerimiz yetmemiş gibi Avrupa sahillerin de boy gösterir İşin kötüsü o kadar aç varken Birde bunlarla övünür Hayat o kadar acı ki arkadaş Gel de şimdi sorma Lüks ev araba peşindeki mi? Geçim derdindeki mi? İhale rant peşindeki mi? Açlıktan yokluktan ölen mi? Daha vilayetini baş kentini görmeyen mi? Şaşalı yaşayıp halkını hor gören mi? Yoksa tüm bunları seyir eden Kendini büyük zandedenler mi? Yorum sizin Yılmaz Karamersin |
Nasıl Öderim Bugün yalan dünya, yarın ahiret Sen imdat etmezsen kime giderim. Bu borcun altından kalkmak marifet, Ben senin hakkını nasıl öderim? Sayende karıldı bu aşkın harcı Sabrınla örüldü kalesi burcu, Gözümde büyüyor bir şükran borcu, Ben senin hakkını nasıl öderim? Ne hata, ne özür, ne kusur gördün, Ne günah işlesem sen mazur gördün, Yıllardır ne rahat ne huzur gördün Ben senin hakkını nasıl öderim? Nasıl yaramazdım, nasıl haşarı, Bir gün evci idim, beş gün dışarı, Ödülsüz kalır mı bunca başarı, Ben senin hakkını nasıl öderim? Bana bahar verdin, kendin kışladın, Ben azar bekledim sen alkışladın, Ben ceza bekledim sen bağışladın, Ben senin hakkını nasıl öderim? Ne yalan söylesem sen gülüp geçtin, Ne günah işlesem sen silip geçtin, Ne kadar yenilsem sen galip seçtin, Ben senin hakkını nasıl öderim? Sen nöbet beklerken viranelerde, Ben efkar dağıttım meyhanelerde, Ömrüm de tükendi bahanelerle, Ben senin hakkını nasıl öderim? Ben senin hakkını nasıl öderim? Cemal Safi |
Burası Taksim_Beyoglu_Üsküdar ve Ahiret Burası kadıköy Bir anne kızdı diye kızı evden kaçıyor Bir sevgili barışmak için aşkına msj atıyor Bir çöpçü kenarda gazete topluyor Sen yaşıorun kadıköy olan inasana oluyor Burası üsküdar Tinerciler bankda yatıyor Cingeneler bir ekmek için çiçek satıyor Esnaf yaka silkeliyor Sen yaşıyorsun üsküdar vatan ağlıyor Burası taksim Bardan sesler meydana kadar iniyor Ayyaşı,keşi,hapçısı on yaşındaki kıza sarkıyor Kimin eli kimin cebinde bilinmiyor Sen yaşıyorsun taksim yetim açlıkdan ölüyor Burası beyoğlu Kredi kartı borcu insanı çatıya sürüklüyor Kocası karınısını,karısı kocasnı boynuzluyor Evlat,baba,ana kavramı beyinlerden siliniyor Sen yaşıyorsun beyoğlu yuvalar dağılıyor Burası ahiret Gec olsada tövbekar kokuyor Kurana sarılıp dualar okunuyor Günahkarların aklı yenİ başa geliyor Rabbim affeder kullarını utandırıyor Elif Künden |
AĞLAMA Ağlama;her özlem biter tükenir, Kader ettiğinden bir gün utanır, Ağlama;görenler tükendik sanır, Seven kalplerimiz perçinleşse de. Ağlama;yolları tıkayan kara, Yola kabus olup çöken dağlara, Ağlama;bakarak ta uzaklara, Özlem öfkelenip hırçınlaşsa da. Her an yanındayım bir nefes gibi, Sonsuz ve tarifsiz bir heves gibi, Seni görüyorum bakan göz gibi, Bu göz kapaklarım kurşunlaşsa da. Yorulsa ayağım,yorulsa elim, Bilsem boşa gider tüm emeklerim, İsterse uzansın yolum,menzlim, Geleceğim,yollar ulaşmasa da. .............................. Hikmet Barlıoğlu |
Ayşen İklimler çileme çare bulmuyor. Mevsimler halimi sormuyor Ayşen... Sakiler derdime derman olmuyor. Şarkılar yaramı sarmıyor Ayşen... İlkbahar, yaz derken hazanım soldu. Murada ermeden miyadım doldu. Kalb gözüm, ellere bakar kör oldu. Senden başkasını görmüyor Ayşen... Hasretin tüketti bütün varımı, Seraba döndürdü hülyalarımı, Ne kadar süslesen rüyalarımı, Sabahlar hayıra yormuyor Ayşen... Ağlarsan, matemin yağar geceme, Gülersen, mehtabın doğar geceme, Lale devri geldi gönül bahçeme, Senden gayri çiçek girmiyor Ayşen... Kapattın gönlümün sevinç yönünü, Ümidim görmüyor sensiz önünü, Takvimler bilmiyor dönüş gününü, Saatler vuslatı vurmuyor, Ayşen... Feleğe isyanım arttı gitgide, Gençliğim su gibi aktı gitti de, Ömrümü ellere sebil etti de, Bana bir damlanı vermiyor Ayşen... Ardından çilemem, çağlamam diye, Yas tutup karalar bağlamam diye, Kaç kez and içtiler ağlamam diye, Gözlerim sözünde durmuyor Ayşen... Ey alev yanaklım, volkan dudaklım, Ne bir yalanım var, ne gizlim, ne de saklım, Her şeye erdi de zavallı aklım, Seni unutmaya ermiyor Ayşen... Dostlarım namıma Ferhat dese de, Ruhum aşk elinden imdat dese de, Kör şeytan resmini yırt at dese de, Ellerim bir türlü varmıyor Ayşen Cemal Safi |
AĞIR YARALI Beni ta kalbimden vurdu gidişin, Bütün umutlarım ağır yaralı. Aklımdan çıkmıyor veda edişin, Büyün duygularım ağır yaralı. Aşkımız verirken en son nefesi, Yıkıldı gönlümün sevda kalesi, Sırtımda sanki bir bıçak darbesi, Bütün anılarım ağır yaralı. Dünyayı başıma yıkmışcasına, Bağrıma kurşunlar sıkmışcasına, Sanki bir savaştan çıkmışcasına, |
Senden Sonrası Aşkın hudûdunu aştı muradım, Maksûda varıştır senden sonrası; Erenler katına belki bir adım, Belki bir karıştır senden sonrası. Bana bu gayreti sağlayan kudret, Eyyûb'ün sabrından aldığım ibret. Ne riya, ne kibir, ne kin, ne nefret; Ebedî barıştır senden sonrası. Bir gonca Bakî'nin gül destesinden, Bir yudum sakînin sır testisinden, Yüce Mevlâna'nın gel bestesinden, Feyz alış veriştir senden sonrası. Yumup gözlerimi yalan dolana; Açtım can evimi gerçek olana. Elifi bırakıp Karac'oğlana, Yunûs'la yarıştır senden sonrası Cemal Safi |
Hicrannâme Aynalarda seni hissediyorum, Hayal ırmağının çağıltısında Umutların mecnun parıltısında Rüyalarda seni hissediyorum... Ey dost en güzelin nakışındasın, Nurun karanlığa akışındasın, Bir denizin şehlâ bakışındasın Dalgalarda seni hissediyorum... Şûledar eyleyip sundun elini, Tayfuna çevirdin sevda yelini, Tutuşturdun yüreğimin külünü, Nevalarda seni hissediyorum... Yürürken gecenin kalbine doğru, Gönlümden beynime vuruyor ağrı, Yalnızlık bir çöldür, ayrılık uğru, Tenhalarda seni hissediyorum... Akşamın renginde ay ışığında, Bir gül yaprağının kırışığında, Bulutta, yağmurda, gökkuşağında, Semalarda seni hissediyorum... Hüzün gözlerinden ruhuma düşer, İçim acılarla yoğrulur pişer, Ey hicran yıldızı ahsen-i beşer, Dualarda seni hissediyorum. Nurullah Genç |
Adı: Şiir Dile benim için şiir Bir kızım olsun adı: Şiir! .. Aralık 1996, Gaziantep Bülent Özcan |
AĞLADIM Dün gece uzun uzun Seni andım ağladım. Sonu yok yolumuzun Ona yandım ağladım. Kim bilir acımızı Bu yasak aşkımızı O eski şarkımızı Çaldım-çaldım ağladım! .. Dolaştım sokaklarda Ağaran şafaklarda Seni senden uzakta Sardım sardım ağladım İmrendim sevenlere Sarılıp gidenlere Elele gezenlere Baktım baktım ağladım Benimsin bende değil Ellerim sende değil Yanmamak elde değil Yandım yandım ağladım. Tuza bastım yaramı Aşkla açtım aramı Sensiz son sigaramı Yaktım yaktım ağladım. AHMET SELÇUK İLKAN |
zamAN... Derin bir telaşın yankılandığı duvarları vardı, şehrin bir köşesinde emanet gibi duran tenha bir hastanenin... Acil servisin kapısına fırlatılmışçasına konuşlanan bir cankurtaran ve... bir cankurtaranın soğuk çığlıklarıyla kundaklanmış gariban bir sedye... Yol alırken üçü beşinin dermansız dermanlarıyla koşturdukları umutlarının üzerinde, yoldaşları olan damlalar vardı, mahzun bakışlarının gölgesinde... Zaman; en değerli altındı... *** Boynu yana düşmüş, kapalı gözler ardında; 'bırakın beni' dercesine mırıldanan, yine de isyanını, o üçü beşinin sevdasıyla tokaçlayan ihtiyar bir adamdı o mecburi istikametin yolcusu... Yorgun düşen bir yüreğin taşıdığı bedendi aciz yatan... Her gün binlerce kez çırpınan o yürek bin bir çilenin ev sahipliğinden bıkmıştı... Zaman; en değerli altındı... *** O üçü beşi var ya... ağlıyorlardı... Her bir gözden geçen bir şeritti yaşananlar... Belki de en bencil duygularla atılıyordu her adım... En değerlinin hayatlarından yiteceğini düşündürüyordu bu gidiş... 'Ölen ölmüş giden gitmiş' diyecekken en egoist yanları; 'ama artık yok! ' lara dönüyordu sivri dimağlarının keskin kıvrımlarında... Kimi, bir daha elini tutmayacağını düşünürken, kimi o eli bol patronundan sonra, kim bilir hangi hengâmelerle işinden atılacağını düşünmekteydi tikleşen bir zihinle... Kimi ondan kalanları diğer kardeşleriyle üleştirmek derdiyle yanarken, kimi bayram harçlığının eksileceğini düşünmekteydi... Üçü beşi var ya... Ağlıyorlardı... Ve zaman; en değerli altındı... *** Can çekişen koşturmaca, umut taciri bir kapının eylemsizliğinde kayboluyordu... Koridorun en biçimsiz kolonlarında yankılana yankıla son buluyordu .........feryat figan... yerini derin bir sessizliğe bırakıyordu, merak dolu bekleyişlerin çerçevelediği saatler... Ve dünya başına yıkılmasın diye tutan gibiydi, tavan köşelerinde kümelenen dengesiz kirişler; umut kayıplarının üzerine... Zaman yakındı ve... Zaman yine de en değerli altındı... *** Saatler sel olmuş akarken, bir dereden taşan kum taneleri gibi taşıyordu koridora, yeşil önlüklü yaşam melakeleri... Ömürlerinde görmedikleri çizgiler alınlarının tam ortasını siper alırken, avuçlarından kayan, bir faninin son nefesiydi... Yıllarca sarmaş dolaş olan ruh beden ayrılıyor; ömür nikahını derinden bir nefesle bozuyordu giden... Ve zoraki seçilen temsilci bir hekim; çıtkırıldım yüreklere su serpmeyi beceremedikleri için mahzundu, ve umut dolu gözlere sel bastırdığı için mahçup... Derin bir sessizliğin ardından, koridorları tokatlayan feryat figan alıp yürüyordu yeniden... Her köşe başına sinen iki el arası başlar ve dizlerini yumruklayan üçü beşinden ayrılan yürekli nidâlar... Sonra teselliler borç veriliyordu, ateşin düştüğü yerden ötede oturanlardan iki dudak arasında, çaktırmadan... Zaman akmıyordu... Ve zaman... Ömürle bozdurulan; bir altın gibi uçuyordu parmaklarının arasından... Kemal SÜME / 2005 |
. . Bes Dakika Bekle Git . Sen Istinye'de bekle ben buradayim Içimde köpek gibi havlayan yalnizligim Çünkü ben buradayim karanliktayim Belki gelmem gelemem bes dakika bekle git Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor Sarabim bütün eksi suyum soguk Yanimda olmadin mi seni daha bir seviyorum Belki gelmem gelemem bes dakika bekle git Yüzünü islatmadan aglayabilir misin Yari geceden sonra telefon ettin mi hiç Karanlik adamlar hüviyetini sordu mu Ben senin olmadigini ariyorum Belki gelmem gelemem bes dakika bekle git Bana ait ne varsa seni korkutuyor Sana ait ne varsa hiçbiri benim degil Belki ölmek hakkimi kullaniyorum Belki gelmem gelemem bes dakika bekle git . Attila Ilhan . |
Saadet Ömür tezgahında çile dokudu, Cefa ateşine düşer SAADET. Sabırla şükretti dua okudu, Sevgi ocağında pişer Saadet. Ruhsuzun yüreği taşmı,demirmi, Helalden pişmeyen yemek yenirmi, Temelden yanlışa Töre denirmi, Nusibeti bir bir aşar SAADET. Çile girdabında yüreği yandı, Hayata bağlayan dört tane can’dı Onların gülmesi en mutlu andı, Evlad sevdasıyla yaşar SAADET. Azimle değişti hayatın rengi, Evinde düzeni sarraf ahengi, Cefanın,vefayla bulunur dengi, Mutlu bir hayata koşar SAADET. Kederli günleri geçmişte kaldı, Kızları yetişti mutluluk saldı, Hediye torunun sevgisi baldı, Pınar duygusuyla taşar SAADET. Kibar endamıyla buğday tenlidir, Hayat bilgisiyle çağdaş yönlüdür, Gizli hazinesi onun gönlüdür, Güzellik sunarken coşar SAADET, Kahverengi gözün,görmesin hüzün, Sevgiyle doludur,duygulu özün, Kalpleri ısıtır,tatlıdır sözün, Mutluluğu yaşa, başar SAADET. Kadir Kaya |
DUYGULARIM Yapraklar dökülünce hep düşünüp kalırım Bir hüzün çöker bana boşalır duygularım Yalnızlık çok zor gelir o halleri görünce Dost ve yaren kalmazmış inandım ben çökünce Nerede böceklerin, seni yiyen tırtıllar Dallarını yurt tutmuş barınak etmiş kuşlar İnsanlar sıcaklarda altında rahatlardı Resimlerini çekip tablonu yaparlardı Şimdi yokmuşsun gibi yanından geçiyorlar Dalını budağını baltayla kesiyorlar Bu kadar ihanete neden hiç kızmıyorsun Yoksa çok kızıyor da belli mi etmiyorsun Bu küçük ölüm bana çok büyük dersler verir Varlık anlam kazanır yokluk içinde erir Ünal Kar |
Varsayım Uzun kış geceleri, sen de beni ansaydın, Kapı her çalınışta beni geldi sansaydın, İçin için alevsiz, benim gibi yansaydın, Her engeli aşarak, koşup sana gelirdim. Uzaklardan sesimi bir kez bile duysaydın, Yalvaran çağrılara, beklemeden uysaydın, Hasret çeken kalbime ellerini koysaydın, Yokluğunu untup, varlığında erirdim. Bir gün evden çıkmayıp yapayalnız kalsaydın, Senin için yazdığım şiirleri alsaydın, Pencerenin önünde hülyalara dalsaydın, Her engeli aşarak gelip seni sarardım. Hayallerde olsa da hergün beni sorsaydın, Beklemekten usanıp bir falcıya varsaydın, Ümitsizlik içinde ondan beni sorsaydın, Bulamasam izini dağda taşta arardım. Umulmadık bir anda çıkıp bana gelseydin, Şu perişan halimi gözlerinle görseydin, Damlayan gözyaşımı yanağınla silseydin, Göklere yükselerek uçtuğumu sanırdım. O ipek saçlarına mor gülleri taksaydın, Şu an yanımda olup gözlerime baksaydın, Masamızın mumunu aşk oduyla yaksaydın, Canıma canlar katan gül yüzüne kanardım. İrfan Ünübol |
Sensiz İki Gün Nere gizlendimse aşikâr oldum Hedefte gördüler sensiz iki gün Dertler avcı oldu, ben şikâr oldum İnsafsız vurdular sensiz iki gün. Gözlerde avcıya yaranmak hazzı Zevkten dört köşeydi hepsinin ağzı Üstüme atıldı yüzlerce tazı Başımda durdular sensiz iki gün. Ayağıma prangalar taktılar Gözlerimi dağladılar yaktılar İki koldan, bir alnımdan çaktılar Çarmıha gerdiler sensiz iki gün. Kâle almadılar dileklerimi Yarasalar emdi iliklerimi Bükülmez sandığın bileklerimi Kırk yerden kırdılar sensiz iki gün. Tenimle bin çeşit dert senli benli Her yanım kan revan gör ki ne denli İğneli, çivili, çatal dikenli Tellere sardılar sensiz iki gün. Her cevre göğsünü geren kalbime Eyyub'un sabrına eren kalbime Cennete sorgusuz giren kalbime Sırrını sordular sensiz iki gün. Eseni Efsanem olmasın kuşkun Ecel âciz kaldı, Azrail şaşkın Nihayet onlarda ölümsüz aşkın Farkına vardılar sensiz iki gün. Cemal Safi |
Aydın mısın kilim gibi dokumada mutsuzluğu Gidip gelen kara kuşlar havada Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden Tabanında depremi kara güllelerin Duymuyor musun kaldır başını kan uykulardan Böyle yürek böyle atardamar Atmaz olsun Ses ol ışık ol yumruk ol Karayeller başına indirmeden çatını Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm Alıp götürmeden büyük denizlere Çabuk ol Tam çağı işe başlamanın doğan günle Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden Her satırında buram buram alınteri Her sayfası günlük güneşlik Utanma suçun tümü senin değil Yırt otuzunda aldığın diplomayı Alfabelik çocuk ol Yollar kesilmiş alanlar sarılmış Tel örgüler çevirmiş yöreni Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende Benden geçti mi demek istiyorsun Aç iki kolunu iki yanına Korkuluk ol Rıfat Ilgaz |
Aldırma Reis Sen içerdeyken ben Sinemalara gittim Bütün filmlerini seyrettim O sevdiğimiz artistin Sen içerdeyken ben Vita kutularında çiçek yetiştirdim Sokakta top oynadım çocuklarla Ayakkabılarımı eskittim Güneşe karşı durdum sabahları Geceleri bir başıma yıldızları bekledim Annenin gönlüne su serptim Aldırma dedim aldırma Bir şarkı söyle bir dilek tut herkes için Bir ada rüzgarı gibi Sürtünerek geç hayata Bir sarmaşık gibi tutun Ve değer ver hatıralara Aldırma dedim Sen annesin, aldırma Sen içerdeyken ben Kiramı ödedim pijamalarımı giydim Haber bültenlerini izledim Gazetelerden kupon kestim Sen içerdeyken ben Sigara içtim, öksürdüm Otobüse bindim Fotoğraflarımıza baktım Acıyan yanlarımı körelttim Deniz kıyısında yürüdüm Manavdan soğan aldım Yeni çıkan şarkıları dinledim Kafeste beslediğimiz kuşu saldım Islık çaldım .......... .......... İbrahim Sadri |
Bir başka canım yanıyor bu sefer Ve ben yine koşuyorum sana İstanbul kadar kalabalık İstanbul kadar yapayalnızım annem… Gözlerimin değdiği en uzak yerlere gitmek istiyorum. Yorulmadan koşmak, sorgulanmadan uzaklaşmak.. Varsın dağıtsın saçlarımı rüzgâr Kesecekmiş nefesimi, yoracakmış beni... Umursamıyorum Kelimelerim dökülüyor bir bir Kuramıyorum cümlelerimi. Beyoğlu tadında oluyor düşüncelerim Ve alacakaranlıklı geçiyor günlerim. Kirleniyor her gün hayallerim Yağmur yağmıyor artık üzerimize Değmiyor ayaklarım Cana can katan toprağa… Oysa umut manzaralı bir dünya bırakmıştın sen bana Şimdi emanet ayaklarım mayınlara Ten sahip çıkıyor Binlerce kimliksiz kurşuna… Ve çocuklarım ölüyor annem Siyahı, beyazı… Henüz yok çoğunun adları. Engel olamıyorum kan kokusuna Durduramıyorum bu kirli oyunları. Bir uçurtma kuyruğuna takılmaktı tüm dileğim Kırık zincirler arasında Ufalanan bir özgürlüğe kayıyor yüreğim Öylesine ıssız, öylesine çaresiz gözlerim… Ne yapsam ne etsem olmuyor annem Başkalaşıyor günbegün hallerim. Anlatmak istedim sana Sensiz geçen günlerimi, Oysa sen bilirdin söylenmemiş sözlerimi Okurdun ruhumu, anlardın kederimi. Şimdi sesim çığlık olsa bile duyulmuyor, Kitleniyor yüreğim sensiz atmıyor, Güneş ısıtmıyor, yağmur ıslatmıyor Ve inan bana annem kimse senin dokunduğun gibi dokunmuyor… selda köse |
gövde yıkımı hırçın hırs fırtınası geçti aramızdan savurup yakamızı dağıtan bakışların kasırga bakışlarım talan hoyrat sürgün gözlerimizin odalarına dolan dilsiz kelebek sessiz arzu dilek içimizdeki aşk... başka zamanlara aşka yol aladuran biz ki; sevdalı bir ağacın gövdesiydik tam da çiçeğe durmuşken kırılıp dalları kopan... Sevinç YILDIZ |
Gücünüz varsa sizin Sözcüğü tutuklayın. Öğrenci, kitap, türkçe En güzel kavramı dilimin Özgürlüğü tutuklayın. Ben ki düşünüyorum Var olduğumdan beri Silahlar bana dönük Savaşlar sizin için Gücünüz varsa artık Usumu tutuklayın. Açtı kendini, bir bayrak gibi işte Ölümün üzerinde Hasan Tahsin... Bu silah başka silah Bu ölüm başka ölüm Gücünüz varsa sizin Ölümü tutuklayın. Şükran Kurdakul |
L/anet laden sürmüş falcı kadının sonsuza açılıyor kanlı gözbebekleri layemut bakirelerin çığlıkları duyuluyor cennet ile cehennem arasında laedri romanlardan intihalci kahramanlar fırlayıp sıkıyor boğazımı lapa lapa çekirge yeşili kağıt dolarlarla karışık bir emperyalizm yağıyor laforizmaları aşk şairlerinin tır tır tırmalıyor aynı kelimelerle kulaklarımı lahuraki kumaştan ona aldığım giysiler kendiliğinden lime lime sökülüyor larpadak ve ışık hızıyla ve üstelik gözümün önünde kendini lağvediyor aşk liboral bir şeytan ile faşist bir cin hırıltılarla önümüzde çiftleşiyor görün! lakayıt bakışlarıyla ezelden aç tarantulalar terimi içiyor bedenimden lokma gözlü bol rimelli kadınların kalçalarındaki şehvet kimseyi kesmiyor larvaları yatağımdan artezyen halinde fışkırıyor sömürgeci hayvanların layenkati kapım çalınıyor, her açışımda bir kapitalist elini cebime sokuyor lavanta kokularını çalıp global saçlı cadılara sürüyor bir iğrenç el lenf bezlerimin içine dadanmış hain bir siyah oklu kirpi ağır ağır yürüyor leşcil ağızları kanlı akbabalar kalkıyor siyah çocukların cansız gövdelerinden lan bu nasıl ***** bir dünya, bunu da mı kimse görmüyor! Fadıl Oktay |
SAVRULAN KÜLLERİ ÖMRÜMÜZÜN Bir kızın kocaman gözlerinde gördüm Bulutların dağlara sessizce çöküşünü Çocuksu susuşları gördüm, kırılan sevinci Ve kalbimi puslu yamaçlardaki pusulara saldım Çobanlar çoktan inmişlerdi ovaya Bense yapayalnız bir ağaçtım doruklarda Harelenen sularda bir yanık kokusu Ve uzun boyunlu bir kızın gülümseyişi Işık zamana bağlı zamansa onun Kocaman gözleridir artık Anladım tarih de yazılmaz Bir aşkın sayfalarına düşmüyorsa gün Yalnızdım, yapraklarım dökülmüştü bir bir Deryalara savrulup çöllere düşmüştü Bir duman tütüyor yine hangi kent yandı Hangi sokakta vuruldu sevgilim Bir demet menekşe bir avuç toprak Burkulan bir yürek miyim hep Sesimde bir yanma bir kekrelik Uzayıp giden bir çöl yalnızlığı Gazeteleri okumuyorum başım dönüyor Sulanmamış çiçekler gibi kuruyor her şey Her şey bir yolculuğun hüznünü taşıyor Gidip de gelmemek üzere bütün yüzler Puslu yamaçlarda bir çakal gölgesi Bir dağ suskunluğu yürüyor kentlere Yenilen biz miyiz yoksa aşklar mı Bir kızın kocaman gözlerinde görüyorum Savrulan küllerini ömrümüzün Bu kenti ayrılıklar yıkacak birgün biliyorum Ölümden şikâyeti yok ölüp gidenlerin Ama bir kızın kocaman gözlerinde yangınlar çıkıyor Acılar dehşetli kinlendiriyor beni Kabarıp duruyor içimde, kabarıp duran bir okyanus Yurdumu arıyorum batık bir tekne değilim Yurdumu arıyorum kızgın küller ortasında Ahmet Telli |
Duygu zamana elçi... Ani olur erlerin ölümü acımasızca geçer zaman ölüm ömrün finali terki diyar gece çökünce göğün karanlığında erine suskun olur kadın özlemidir ten kokusu gece aşk duygu zamana elçi hadi al götür seni... taht kur salına, salına yaşa taptığın aşkı... duyguların kadını... Zeki Arlan... |
A Benim Kardaşlarım Dostum yok ya dostum, düşman arama! Sağolası kardaşlarım var ya benim... Melhem diye tuz ekerler yarama Sağolası kardaşlarım var ya benim... Menfaat, çıkar olunca şu konu Kimi kep'i attı kimi şifonu Ali Cengiz olur oynar oyunu Sağolası kardaşlarım var ya benim... Dursun desen de duramaz yerinde Kırk tilki var her birinin cebinde Hesap günü gelir çatar birinde Sağolası kardaşlarım var ya benim... Huri melek sandığım masum yüzler Kimi kuyum kazar, kimisi düzler Ayışığı kadar kâr etmez hiç sözler Sağolası kardaşlarım var ya benim... Böbürlenme Çağlari beş kardeşinle Ne desen boş, ne desen boş nafile Sağlığında tükürürler leşine Sağolası kardaşlarım var ya benim... Muammer Çalar (Aşık Çağlari) |
Mutlu Aşk Yoktur İnsan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an Mutlu aşk yoktur Hayatı Bu silahsız askerlere benzer Bir başka kader için giyinip kuşanan Ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan Onlar ki akşamları aylak kararsız insan Söyle bunları Hayatım Ve bunca gözyaşı yeter Mutlu aşk yoktur Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim İçimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri Ve hemen can verdiler iri gözlerin için Mutlu aşk yoktur Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine Mutlu aşk yoktur Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin Mutlu aşk yoktur ama Böyledir ikimizin aşkı da Louis Aragon |
Ayrılık günü Ben nice ayriliklar gordum omrumce Kuslar gordum; kirilmis kolu, kanadi Ayri dusmus sevdiginden kuslar gordum Hic bir ayrilik bana bu kadar komadi Ayriligin bir agridir vurur sakalarimda Ve buyur gozlerimde bir okyanus kadar Derinden ses verir icimde bir tel Sonra, birdenbire kirilir, kopar Yeryuzu cekilir altindan ayaklarimin Gecer basima coken bir tavan gibi gokyuzu Durmadan calinir kulaklarimda Sarkilarin en huzunlusu Seni alip uzaklara giden otobus Benim uzerimden gecer hisimla Devrilir, bakakalirim ardindan Bir sel gibi akan gozyasimda... Artik ne yapsam bos, teselliler faydasiz Karanlik gitgide en derinlere ceker beni Caresiz butun sokaklarinda bu sehrin Boyle perisan beklerim donmeni Dolasir birbirine yorgun ayaklarim Ellerimi koyacak bir yer bulamam Nereye gitsem en koyusu acilarin Ne yana baksam, cildirtan bir aksam Istesem ben bu omru, bu talihi istemem Boyle durup durp senden ayrilmak varsa Orada bir mezar kazilir benim icin Ayriligin nerede baslarsa. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Yurtta Sulh Cihanda Sulh Eh ne yapak hemşerim? Yurtda sulh, Cihanda sulh! Bulgar mı? Allah kerim. Yurtda sulh, Cihanda sulh! Aman ha aman aman, Hiç boşuna ağlaman, Bize umut bağlaman, Yurtda sulh, Cihanda sulh! Evet Bulgar domuzu, Asıp kesiyor sizi. Siz de anlayın bizi! Yurtda sulh, Cihanda sulh! 'Öyle deme be gardaş, Baş kesiyor Bulgar baş...' Ne yapalın arkadaş? Yurtda sulh, Cihanda sulh! Yunan da uzattı dil, Tutturdu oniki mil. Fakat önemli değil, Yurtda sulh, Cihanda sulh! 'Yahu yirminci asır, Yamyamlar hür, Türk esir' Yani bizde mi kusur? Yurtda sulh, Cihanda sulh! Şimdi desek Türk heder... Elâlem Turancı der. Neme lâzım birader. Yurtda sulh, Cihanda sulh! Özbeöz gardaşız be... Bulgar vururken darbe, Hala mı tövbe... tövde... Yurtda sulh, Cihanda sulh! Düşmüşsünüz denize, Ârif ne yapsın size? Atamız dedi bize, Yurtda sulh, Cihanda sulh! Ozan Arif |
Can Minicik ellerini ağzına götürdü, kırmızı bir ölüme büründü gece... Yavaşça kaldırıp başını, kömür karası kuzguni gözleriyle sordu... Baba ben ölecekmiyim! Boğazım düğümlendi, konuşamadım. Ona daha değil Can daha değil diyemedim. Sen daha çok küçüksün, ölümü bilemezsin, sordu... Baba ben ölecekmiyim! Kelebeğin kaderi güzel doğup çabuk ölmekmiş, peki ya Canımın? Kelebek misali yaşadı oysa daha yedi yaşındaydı, sordu... Baba ben ölecekmiyim! Rüyamda hep annemi görüyorum, beni çağırıyor, sonra birden kayboluyor. Bende onun gibi toprak mı olacağım, sadece rüyalardamı yaşayacağım? sordu... Baba ben ölecekmiyim!ü Ali Hikmet |
Baharın Kokusu Var Teninde Güne, güzel başladım, aklıma geldiğinde. Baharın kokusu var teninde... Renklerin cümbüşünü yaşıyorum seninle. Dünyamı değiştirdin, bir gecede... Bulutlar dağılıyor, sen gelince. Neşe sevinç coşku iç içe... Dünyanın en güzel erkeğini yaşatıyorum yüreğimde... İstanbul, Nisan 2004 Hülya Arısan |
Gözlerimde yaşlar kurudu akmaz, Alemim karardı, güneşim doğmaz, Gece çökse bile, yıldızım çıkmaz, Sen yoksun ya, artık sabahım olmaz. Canım gittiğin gün dünyam karardı, Gözlerim kapandı, saçım ağardı, Dizlerim kitlendi, gönlüm kapandı, Yüreğim sadece sana bağlandı. Yaşamak seninle güzelleşir di, Umuda seninle gitmek sevinç ti, Birlikte yaşamak ömre bedeldi, Yoksun işte hayat kabire girdi. Sabahım akşamım sen bir tanemsin, Gecemde gündüzüm, can güneşimsin, İçimde kaynayan lav ateşimsin, Dön de gel papatyam, incen sevinsin. Murat İnce |
Daha Herşey Bitmedi Pembe bir gurubun letâfeti Hoş dokunuşlarla sıvazlar önce Rehâvete sarınır bütün beden Uzanır dimağın sükûnetle Haz duyarak gevşer el ve ayaklar Süzülür gözlerin, meyletmez bakışa Toplanır günebakanlar, kapanır dışa Kendiliğinden gelir yasaklar Daha bu saadet hazmedilmeden Batmış olur güneş, değişir renkler Suyu kesilir zevk çeşmesinin Işıkla beraber yavaş, usulca Geri çekilir saadet ve haz Hafifçe sallanırsın biraz Bronz bir grilik buz keser önünde Ürperirsin, üşümeye ramak kalır Gözlerin tutunacak bir yer aramaktadır Hangisi nedir? Kestiremezsin Sağa-sola seğirtirsin kısa kısa Hep tereddüt, hep çekince Bitiyor dürtüsü aklından geçince Zınk diye çakılır kalırsın Birdenbire çöker üstüne gece İliklerine sokulmaktadır karanlık Bigâne olmaya kalksan bir anlık Acı dürter zehir gibi Bütün bedene yayılır da işkence Hiç kımıldamadan put gibi durursun Çaresizlikten kudurursun Her taraftan siyah yağar, doldurur Ve her şey bu siyahta kaybolur Tam bitti artık zamanındayken Serin bir yel gelip çarpar yüzüne İncecik bir pırıltı titreşir önce Yeniden uyanır yüreğin Ağarma başlar doğudan azar azar Gayrı ihtiyari de olsa, o yana dönünce Şafak atar ufukta, Şafak atar yürekte.. Ve en kılcal damarına kadar Uzanır hayat yine, yeniden Güneş serper ışıklarını cömertçe Alır, dirilirsin Tad olur, doyum olur, hırs olur Suyun ışıltısını, kuşun kanat sesini Tekerin gıcırtısını, menekşenin rengini Her şeyi, herşeyi kucaklar, gerilirsin Dinamik bir patlamaya can atarcasına Azmine biraz da şevk katarcasına Canlılık büyür alabildiğine Gerekenlere verilirsin Ve bilinmez bu ne kadar sürer Bir de bakarsın uzun uzun olmuş gölgeler Boşalmış bir çuvalcasına Yerlere serilirsin.. Daha her şey bitmemiştir halbuki, Daha her şey bitmedi! .. Hünkar Dağlı |
HAKKINI VERMEYE GELDİM Üstünde yaşadığım bu toprakların Sayısız şehit analarının Feryadıyla yürek yakan çığlıklarının Anlamını bulmaya geldim Geçmiş zaferleri kutlamaya değil Yeni zaferler yazmaya geldim Yıllar öndeki şehitlerle övünerek Bende şehit olmaya geldim Avrupanın arkadan bakmaya değil Onları bana hayran bırakmaya geldim Laf ta söz de medeniyete değil Medeniyeti yaşayarak öğretmeye geldim Önümde ki bendlere saldırmaya değil O bendleri yıkmaya geldim Üstünde yaşadığım şeref dolu toprağın Borcunu ödemeye geldim Bendeki bu aşkın bu onurun içimdeki yüce gururun Tükenmeyen azim dolu ruhun Hakkını vermeye geldim CİHAD İNCE |
http://img440.imageshack.us/img440/6003/turkbayragiia4.jpg YOZLAŞAN DİLİM "Yes" diyoruz "EVET" varken "Ok" diyoruz dilimiz sırtından MIZRAK yerken Tam kopacak çevrimdışı olacak derken "Güle Güle" değil de "Bye" demek geliyor içimizden! "Lem,defe,lan,lun,olucas,etces,yapcas" Yavaş yavaş dil oluyor ayaklar altında sefil bir paspas, Onu "sop",sizi "cop",diğerini "mod",seni de "top" yapcas, Türk Evladı görmüyor musun başında kurulu kumpas var kumpas! "Oke doke moke soke yoke duble ve (w)" Sorarsak bahane hazır ; "e napalım alışmışız bir kere" Sen vur...sen devam et vur bu aziz dili yerden yere Sağımız solumuz olmuş sözde aydın kertenkele. Ey Türk sen de "Ewet" dedin ya o zaman Dünya çarkından çıkmıştır bir kere Entel oluyormuş kimisi "egzecere etmek" deyince, "Kuul" olurmuş meğersem gençlik kırk yıllık donu "kapri" edince, Kelimeler yozlaşıyor,ağız dönüyor,"Türkçe" uyuyor bu,bu nasıl bir dönence, Biz eminiz bu hatalar görülecek...Amma,Amma iş işten çoktan geçince... TÜRK niçki kullanan birinden alıntıdır |
Hasret Sokaklarında Bir ıslığın ahenginde döner duygular, Dalar gidersin uzaklara. Bir martı kanadıyla akşam olur, Bir meyhanede sabahlarsın, Yüreğine yerleşir kalır acılar. Gözlerin yağmurlarla dolar, Ellerin cebinde düşersin yollara. Seni uzak gecelerin birinde unutur, Birinde soluk bir resimle hatırlar. Sigara dumanlarında şekillenir kahırla, Çaresizliğine içerlersin. Ağlarsın, ağlarsın... Seni deli sanırlar. Ahmet Beltekin |
Yaşanmamış Yıllar Ben beni kendi içimde Bilmem arasam bulur muyum Yaşanmamış genç yıllarımı Ve sebebini suskunluğumun Buluşsam orada kendimle Ve yaratsam ellerimle Küçük bir sırça köşk misali Dostlarımla benim evrenimde Boş yere değil yok inanmam Koşarım yine ardından Bulsam da olur bulmasam da Bu ümit beni bil yaşatan Boş yere değil yok inanmam Koşarım yine ardından Bulsam da olur bulmasam da Bu ümit beni bil, bil yaşatan Cesaretim olur o zaman Düşünmeye içtenlikle Açık seçik ve hiç korkmadan Sonuna dek dürüst ve sevgiyle Boş yere değil yok inanmam Koşarım yine ardından Bulsam da olur bulmasam da Bu ümit beni bil yaşatan Boş yere değil yok inanmam Koşarım yine ardından Bulsam da olur bulmasam da Bu ümit beni bil, bil yaşatan Sezen Aksu |
Sevenlere Tavsiyem Seviyorsan uzak dur sarma sarmaşık gibi Sıkarsan bilesinki bu sevgi rağbet görmez Her yerde karşısına kıskanç bir aşık gibi Çıkarsan bilesinki, bu sevgi uzun sürmez Çok seviyorum diye takılırsan peşine Taşlar bile dayanmaz bu sevda ateşine Durmadan araştırıp, şüpheyle her işine Bakarsan bilesinki, bu sevgi meyva vermez Ellerini ovarsın, yetinmezsen azından Ancak bir moloz çıkar bu sevda enkazından Kabalığa yeltenip, eğer onun nazından Bıkarsan, bilesinki bu sevgi kalbe girmez Sevenler sevdiğine, nezakette buluna Eğer nazik değilsen, artık bas git yoluna Belki kıskanır diye başkasını koluna Takarsan bilesinki, bu sevgi kanat germez Az olsun ziyaretin değerlendir anını Yürekten seviyorsan, göster hüsn-ü zanını Üzgünsün diye sen de eğer onun canını Yakarsan bilesinki, bu sevgi hamdır ermez Mikdat Bal |
Sevi`ye Özlem… seni benim kadar hiç seven oldu mu hangi kül tablasına yazıldı ismin sonuna kadar içilmiş hasret acı bir tat bırakırken dudağa hangi gök yazdı ismini bulutlara tek tek /satır satır / dolu dolu hangi sevda döküldü sırılsıklam saçaklardan bir yaşam /damlayan su hangi eller sardı seni benden yasak işledi matemini kaç dudak mühürledi kendini susmak için ismini kaç basamak çıktı kendinden izler bırakarak söyle ey sevgili kac gönül yanginlarda kül oldu benim gibi seve seve öpüp koklayarak uğurlarken seni gitme ne olursun çıkar yüzünden maskeyi sen sen gibi sev beni rüzgarın nefesi yağmurun sesi gönlümün efendisi toprağım ol gülümse... Fulya Çelikbilek |
Çılgın Aşık Sevgi nedir bilmeyen,ama aşığım diyebilen birini düşünün, Hayal ettiği,kör ümitlere,körü körüne bağlanan,bir aşık, Aydınlık,güzel günlerin,ve güzel gözlerinin hatırına, Hayatını heder etmiş,aşk nedir bilmeyen bir aşık. Gecenin kör karanlığını dost bilmiş,karanlıktan korkmayan, Aşkını kör karanlığın,kör kuyusunda arayan, Yüzme bilmeyen ama aşkın deryasına dalan, Boğulmaktan korkmayan,çılgın bir aşık.. Akşam olur,hazin duygular kaplar bedenini,gözleri fersiz Bir elinde sigara,bir elinde tespih,aşkını mırıldanır sessiz, Islak kaldırımlarda,yağmur altında titremeyi,aşk sanan bir aşık, Aşkını yağan yağmurda,ıslak kaldırımlarda arayan,çılgın bir aşık… Murat Avcu |
GİDİYORUM.... Ben de yaşadım işte Yaşadım nice günler Ha acı ha tatlı ne farkeder Yaşadım işte Yüreğimde yığınla keder Ben de gördüm işte Gördüm dünya gözüyle Mevsimleri yazıyla güzüyle Gördüm işte Ne varsa görülmeye değer Şimdi gidiyorum işte Gidiyorum her canın gittiği yere Bir mahşerden başka bir mahşere Gidiyorum işte Hüznüm günahlarımdan beter Aşkın Çağlar |
Hicrannâme Aynalarda seni hissediyorum, Hayal ırmağının çağıltısında Umutların mecnun parıltısında Rüyalarda seni hissediyorum... Ey dost en güzelin nakışındasın, Nurun karanlığa akışındasın, Bir denizin şehlâ bakışındasın Dalgalarda seni hissediyorum... Şûledar eyleyip sundun elini, Tayfuna çevirdin sevda yelini, Tutuşturdun yüreğimin külünü, Nevalarda seni hissediyorum... Yürürken gecenin kalbine doğru, Gönlümden beynime vuruyor ağrı, Yalnızlık bir çöldür, ayrılık uğru, Tenhalarda seni hissediyorum... Akşamın renginde ay ışığında, Bir gül yaprağının kırışığında, Bulutta, yağmurda, gökkuşağında, Semalarda seni hissediyorum... Hüzün gözlerinden ruhuma düşer, İçim acılarla yoğrulur pişer, Ey hicran yıldızı ahsen-i beşer, Dualarda seni hissediyorum. Nurullah Genç |
Varsayım Uzun kış geceleri, sen de beni ansaydın, Kapı her çalınışta beni geldi sansaydın, İçin için alevsiz, benim gibi yansaydın, Her engeli aşarak, koşup sana gelirdim. Uzaklardan sesimi bir kez bile duysaydın, Yalvaran çağrılara, beklemeden uysaydın, Hasret çeken kalbime ellerini koysaydın, Yokluğunu untup, varlığında erirdim. Bir gün evden çıkmayıp yapayalnız kalsaydın, Senin için yazdığım şiirleri alsaydın, Pencerenin önünde hülyalara dalsaydın, Her engeli aşarak gelip seni sarardım. Hayallerde olsa da hergün beni sorsaydın, Beklemekten usanıp bir falcıya varsaydın, Ümitsizlik içinde ondan beni sorsaydın, Bulamasam izini dağda taşta arardım. Umulmadık bir anda çıkıp bana gelseydin, Şu perişan halimi gözlerinle görseydin, Damlayan gözyaşımı yanağınla silseydin, Göklere yükselerek uçtuğumu sanırdım. O ipek saçlarına mor gülleri taksaydın, Şu an yanımda olup gözlerime baksaydın, Masamızın mumunu aşk oduyla yaksaydın, Canıma canlar katan gül yüzüne kanardım. İrfan Ünübol |
SENİ ARIYORUM Bu şehrin bütün sokaklarına sinmiş yalnızlığım Sensizliğin köşe başındayım Avuçlarımda kırık dökük pişmanlıklar Avuntusuz çıkmazlara doğru yürüyorum Bütün umutsuzluğuma inat Yine seni arıyorum... Dudaklarımda bildiğin o ıslık Sokak lambalarına sığınıyorum Hafiften bir yağmur ağlıyor benimle Bir deli rüzgar saçlarımda Yalnızlıktan üşüyorum Bulamayacağımı bilebile Yine seni arıyorum... Anlatacak nelerim var bir bilsen İçimde ihtilaller kopmuş Kendime sürgüne verdim Mutluluğum çoktan iflas etmiş İtiraza hakkım yok biliyorum Beni savunmak sana düştü Seni arıyorum... Yarım kalmış şiirlerim gibisin Yaşanmamış çocukluğumsun anılarımda Öylesine eksiğim sensiz Öylesine sahipsiz İşte bütün umutlara havlu attım gidiyorum İçinde geç kalmışlığın çaresizliği Çocuklar gibi ağlıyorum Ve gel görki her damla gözyaşımda Yine seni arıyorum.. Ahmet Selçuk İlhan |
SEVİNCE İNSAN Şükran GünayToprak gibidir sevince insan, Bağrında, sırtında, yüreğinde Taşır sevdiklerini. Yükünden SIKILMAZ, Taşımaktan bıkmaz. Toprak misali; Gün güne güzelleşir, Renk cünbüşüne döner alemi, Doyamaz sevdiklerine... Toprağa benzer insan, Kuruyuverir sulanmayınca, Sonbaharın sarılığına Bürünüverir için için... Umutlarla kışı geçirip, Baharı bekler sabırla... Sevince insan; Sevilip, okşanıp Okşayıp sevmek ister. Boy salıp, renklere, meyvelere Bürünmek ister, TOPRAK gibi... Toprak kokar sevince, Sevilince İNSAN. Soğuk pınarları, Engin denizleri, Yemyeşil ormanları, Binbir çesit çiçekleri, KISACA; Doğayı yaşatır varlığı. Susuzluğa boyun eğip, Yeşillere bürünemeyince, Sert kayalara meydan okur DUYGULARIYLA, Kaybolan TOPRAK gibi... Çaresizliğin duvarlarına Çarpa Çarpa, Yok olur sonunda İNSAN, Tıpkı TOPRAK gibi... Sev seni seveni, Dememişler boşuna inan ki! |
Sabahın İlk Işıkları Bir kadın Tarla yolunda Sırtında bebesi Elinde çapa Ne güzel bir anne Senin annen Veya benim annem gibi Bir anne. Bir bebe ağaç gölgesinde Diğeri daldaki salıncakta Orak biçiyor bir kadın Ne güzel bir anne Bir bebe yanında uyuyor Diğeri dizlerinde Elinde örgüsü Saat gecenin on ikisi Bir kadın Uykusuz Ne güzel bir anne Bir bebe uykuda Bir bebe peşinde Koyun sağıyor bir kadın sabahın ilk ışıkları yeni ulaşmış evlere Ne güzel bir anne Çilesi çocukları için. Hamdi Oruç |
İstersen Hiç Başlamasın İstersen hiç başlamasın Bu hikaye eksik kalsın Onca yaraların ardından Yeni bir aşk yaratamazsın Örselenmiş bir çocukluk İşte benim bütün hikayem Kaç sevda geçse de yüreğimden Bu yıkıntıları onaramazsın Murathan Mungan |
Deniz kızı Yokluğunun katili bir çocuk başımda, Deniz, sana örülmüş zindanların kapısı. Kan çanağına dönmüş gözlerim Şimdi tuzlu bir suyla yıkanıyor musalla taşında. Kefenimdeki sökük kadar gizlisin, Tabutumdaki sessizlik kadar uzaksın bana. Biliyorum gelmeyeceksin cenazeme, Meleklere suçüstü yakalandım seni ararken gözlerimde. Gidiyorum şimdi, Ben omuzlar üstündeyim sense denizin koynunda. Aramalı mıyım seni bir balıkçı edasıyla Yoksa sonsuzluğa yelken mi açmalıyım? Hadi söyle! her zaman peşinden koşamam. Son kez dön desem, çok şey mi istemiş olurum senden? Yanıyorum denizin dalgalı ve hırçın yüzünde, Günbatımı kadar yorgun atıyor yüreğim. Martı çığlıkları seni çağırıyor Melekler beni götürmek için geliyor. Sen deniz kızı! Hiç olmadığın kadar güzel Bütün kızlar kadar kibirli İçimdeki nefret kadar temizsin. Bir neyzen son kez senin için ağlatıyor neyi, Paslanan sevgimizi bir demirci yeniden dövüyor. Söyledim ressama, beni yokluğa çiziyor. Bu kez olmayacaksın yanımda Çünkü gideceğim yer Yalnızların adresi. Şimdi, tebessümlü bir gülümsemeyle En masum yolculuğa çıkıyorum. Denizden uzaklara Sensizliğin toprağına gömülüyorum. Adem Eyüpoğlu |
MİSAFİR Sana bakarak bütün yüzleri unutmak kendimden ve arapsaçı olmus bir sürü hikâyeden bıkarak sana misafir geliyorum denizlerin sesi içinde ve gündüz güneslerinde sasırmıs sana misafir geliyorum biraz daha uykuya yakın biraz daha dalgın biraz daha baska seylerden uzak! Asaf Halet Çelebi |
Aç Gözlerini En sevdiğin elbiseni giydim Bu gece kokunu sürdüm Solgun yüzünü okşadım Sessizce saçlarından öptüm Yazdığın mektupları okudum Kana kana su içer gibi Plaklarını çaldım ah! En çok o şarkıda özledim seni. Issızlık kapıyı çaldı, açmaya korktum gece yarısı Şehir uykuya daldı, baktım dışarıya katran karası Rüzgar telaşla kokunu getirdi bana aldım koynuma Buseni hafızamdan koparıp iliştirdim dudaklarıma Üşüdüm karanlıkta Tenine dokundum hissetsin diye Aç gözlerini Erguvanlarına su verdim İçerken benimle konuştular Yastığını okşadım, kokladım Anılar uçuştular Soluğun saçlarımı yaladı sanki yine bir meltem gibi Teninin kokusu karıştı kokuma Yakıştılar Boğuldum karanlıkta Yanı başımdasın benden çok uzaklarda Ellerimi tut dokun bana Aç gözlerini. Attım kendimi caddelere Yeşil ceketin sardı beni Yürüdüm üstüne karanlığın korkusuz Tuttum ellerini. Can Dündar |
| Saat: 17:51 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık