![]() |
Züleyha'nın Gülümsemesi seni tanıyan gözlerde gözlerini arıyordum belermişti gözlerim suda aksimi görüyordum seni bilen yollardaydım seni arıyordum züleyhalar gülümsüyordu, görmüyordum iğde ağaçlarının kokusunda mehtap, uyuyordu çil çil yıldızlar düşüyordu saçlarına gözlerinde çavlanlar saçlarını yıkıyordum yıldızlar düşüyordu yıldızlar bir bir sönüyordu mehtabı uyandırdılar, mehtap benden biliyordu peygamberler zamanında Züleyha afif gülümser, Firavun uykusu, Kenan kuyusu Yuşa’nın duası, Musa’nın asası Zeliha’nın yüreğinde sevdası, İbrahim ateşe düşüyordu Allah’tan başka yok sevdası, İbrahim ateşi içiyordu ateş büyük büyük Zeliha’yı çekiyordu gözlerini kapattın ağlıyordun kirpiklerin yanıyordu güneş omuzlarıma çökmüştü, doğmuyordu mehtabı uyandırdılar, mehtap benden biliyordu şadırvanlı saraylarda sarmaşık güller açıyordu aşıklar kahvesinde atlas bardakta çay içiyordum Şahcihan’ın gözlerinde mahal, Şahcihan ağlıyordu Yavuz’un gönlünde derdi, derdini duvara yazıyordu İsmail’in yüreğinde hançer yarası, ayağında ağımlı prangası Taçlıbeyim’in belcesinde İsmail, İsmail ölüyordu. Tahir’in yüreğinde sevdası, Zühre Tahir’e ağlıyordu, çatılmıştı kaşların ayıplıyordun gözlerini kapattın ağlıyordun kirpiklerin yanıyordu atlas gözlerime çökmüştü, bilmiyordum mehtabı uyandırdılar, mehtap benden biliyordu. |
Hain Ve bütün bu felaketlerin üzerinde kahkaha atıyordu bir zorba ve tükürüyordu aldatılmış maden işçilerinin umutlarına. Her halkın kendi acıları vardır, her savaşımın kendi ıstırapları, fakat gel buraya ve söyle bana bu kana susamış bu yasasız despotların arasında nefretle taçlanmışların, yeşil kırbaçlardan kral asalarıyla dolaşanların arasında var mıdır Şili’deki gibi biri daha? Tutmadı verdiği sözleri ve ayaklar altında çiğnedi vaatlerini ve gülüşü, bulantıdan oluşturdu kral asasını, zavallı, üzerine tükürülmüş halkının acıları üstünde dans etti. Ve sahte fermanları sayesinde dopdolu olan hapishanelerde yaralanmış olanların ve hakaret edilmişlerin siyah gözleri toplandığında üst üste, dans ediyordu o Viña del Mar’da, mücevherler ve kupalarla çevrilmiş olarak. Fakat bakıyor siyah gözler kara gecenin içinden dosdoğru. Sen kendin ne yapmıştın? Sözcüklerin işitildi mi derin madenlerde biraderin için, aldatılmışın acıları için, geldi mi alevlerin heceleri sana haykırmak için ve savunmak için halkını? Pablo Neruda Çeviren: İsmail Aksoy 'Evrensel Şarkı'dan Pablo Neruda |
Tek bir umutla çıktım yola Gitmek istiyorum Senden çok uzaklara Yüreğimin sesini Duymak istemiyorum Yarına umutlarım Beni terk etti Bir tek mutluluğun Gözlerin yeter bana Gölgen olmaktı Şu dünyada dileğim Seni sevmekti Sana kavuşmaktı. Hayallerim Beni terk etti Sensiz sevdam Hatıraların |
Ren Kıyılarında Of of! Şu ırmak Fırat değil mayındır Öbürü Dicle değil ne kar Bir yanda Kızılırmak Ceyhan'a benzemeden elde akar Öbür yanda dalgın gözlerle Mehmetler Ren ırmağına bakar Kimbilir bu bakışlardan bir yol Gurbetten sılaya çıkar Ren kıyılarında Mehmetler gezer Gözler ufuklarda; dalgın, derbeder Sanki sular getirecek bir haber Ren kıyılarında Mehmetler gezer Vatana hasret, ezana hasret, canana hasret Ben sana hasret, sen bana hasret, can cana hasret Ren kıyılarında Mehmetler durur Hasret dalga dalga yüreğe vurur Çileler yeşerir, umutlar kurur Ren kıyılarında Mehmetler durur Vatana hasret, ezana hasret, canana hasret Ben sana hasret, sen bana hasret, can cana hasret |
Enkaz Mısraları İçimdeki enkazın meyvesini tadıyorum Dudağımda incir tatlısı bir tebessüm Ağlasam Süt beyaz acı damlar gözlerimden Dilimde sükût Mısra mısra ağıttayım Kelime kefenliyor kalem tutan ellerim Konuşsam Kızılca kıyamet kopar sözlerimden İçim eziliyor Eziliyorum Kafamda ağır realite yığınları Kapandı mantıklı yollarım Çaresizim Zapt edilmez bir gerçeğin elindeyim Halime deli gibi sırıtıyor aklım Dayanmak güç Çıldırma arifesindeyim Korkuyorum Her günüm bayram olacak |
Seni Unutacağım Cennetin güzelliğini yitirdiği, Cehennem katranlarının soğuduğu, Ve, Tanrının kaldırımlara, Düştüğü an, Seni unutacağım. Ben ki, Karanlıklar esiri, Senden, Işık dilenmiyorum, Güneşin sönüp, Sana da, Karanlıklar zinciri, Vurduğu an, Seni unutacağım. Olmazlarla, Avunduğumu zannetme, Bunlardan, Birisi olsa bile, Yemin ederim, SENİ UNUTACAĞIM. |
Ölüm! ... ÖLÜM Ölüm! ... Dünyadaki her fani elbet ölecektir, Canlı dünyasının değişmez kaderidir, Allah Kur’an’ın’da da ölümü bildirir, Şu dünya denen alemden göçüştür ÖLÜM... Ölüm! ... Sağlam kaleler içinde saklansak bile, En güzel gıdaları alıp yesek bile, Tıp dünyasını emrimize alsak bile, Çare yok, her canlıya gelecek ÖLÜM... Ölüm! ... Ölümü unutan kalp, paslanmış sayılır, Dünya benim, ben ölmem diyen yanılmıştır, Her canlı mutlaka ölüme yakalanmıştır, İnsan için son değil başlangıçtır ÖLÜM... Ölüm! ... Yarın ölecekmiş gibi eceli bekle, Sen bunu yaparken de dünyadan el çekme, Dünya için ahiretini de yok etme, Ahiret dünyasının kapısıdır ÖLÜM... Ölüm! ... Ölümü unutan dünyada mutlu olamaz, Ruhu urba olan beden buna dayanmaz, Anatomik yapın ki, gün gelir kaldırmaz, Varlığın kıymetini bilmektir ÖLÜM... Ölüm! ... En akıllı kul, ölümü fazla düşünür, En güçlü kul ölüme hazırlık görür, Muhammed işte ümmete böyle duyurur, Son değil bir başlangıç sayılmıştır ÖLÜM... Ölüm! ... Ölmek ki; insan için felaket değildir, Sonra olacağı bilmemek felakettir, Bunca mezar, bunca mevta da yol gösterir, Yeni dünyaya geçiş kapısıdır ÖLÜM... Ölüm! ... Ölümün bir adına da “Ecel” denilmiş, Ecelde; tayin edilmiş zaman bilinmiş, Her canlının sonunu da Allah bilirmiş, Allah’tan gayrisinin sonu denir ÖLÜM... Ölüm! ... Ölüm meleği, ne has kullar canı aldı, Bu ünlü, bu ünsüz, bu zengin aldırmadı, Görevi nedeniyle asla suçlanmadı, Sebeple bilinen dünya sonudur ÖLÜM... Ölüm! ... Yaşlı, genç, güzel, çirkin, zengin, fakir demez, Hakk’ın listesinde kim yazılı bilinmez, Ecel ki; torpille, rüşvetle engellenmez, Sala ile ilan edilmektedir ÖLÜM... Ölüm! ... Dünyaya gönül bağlayan sevmez ölümü, Ne çabuk unutur, az önce gördüğünü, Hakk yolda olanın o gün olur düğünü, Alimin de, cahilin de yoludur ÖLÜM... Ölüm! ... Ölüm için Yunus’um ne güzel demiş, “Ölenler ruh değil, ten ise hayvan imiş,” Ruhlar ki; dünyaya imtihan için gelmiş, Yok oluş değil başlangıç denilir ÖLÜM... Ölüm! ... Nasihatler istersen eğer ölüm yeter, Dünyaya gelen her canlı mutlaka gider, Akleden kul, Allah’ın sevdiğini sever, Okunası en güzel kitap denir ÖLÜM... Ölüm! ... Cansız bedeni görmedin mi musallada, O ölmeyecek gibi bakardı dünyada, Şimdi cansız, hareketsiz yatar orada, Liste olup sıra beklemeyendir ÖLÜM... Ölüm! ... Toprak kabulde arlı-arsız, kirli-kirsiz, Bağrına basmış hırlı-hırsız, denli-densiz, Hesaba kimse çıkamayacak deftersiz, Büyük yere geçiş kapısıdır ÖLÜM... Kabire azıksız girmek, sığmaz akıla, Hakk’a asi hayat sürmek yakışmaz kula, Her canlı doğdu ki, ölecektir Mutlaka, Aklı selim hayat yaşamalı yiğidim... Toprağa düşen her tohum yeşermedi mi? Topraktan gelen tekrar ona dönmedi mi? Sana mahşerde, dirilme var denmedi mi? Ölümü son görme başlangıçtır yiğidim... Her adım, her nefes, idrak edilmeli ki; Rahatça analiz et gelmişi, geçmişi, Ölüm alıp gitti, bilemezi bilmişi, Allah senin ameline bakar yiğidim... Allah; kulun ibadetine muhtaç değil, Her ibadet kurtuluş için bunu bil, Hem Allah, hem de şu kullar içinde sevil, Bu dünya bir imtihan yeridir yiğidim... Ölüm son dersen, iyi düşün, iyi bakın, Bilinmez ölüm, kime uzak kime yakın, Seninde birden duruverir hayat çarkın, Anın kıymetini bilmek gerek yiğidim... Çocuk yaşta ölene de bir yer olmalı, Yaşam denilen kutsalını yaşamalı, Erken ölene yoksa, güzel mükafatı, Bu dünyadan güzel yer olmalı yiğidim... Tevekkülü mevt ile hazırla kendini, Tez yapıver Allah’a kulluk görevini, Seni senden başkası bilmez, bil kendini, Allah’ın Peygamberi’ de ölmüş yiğidim... Ölüm var diye, sakın dünyayı terk etme, Dünya azık yeridir, kimseye zulmetme, Adın yaşasın yükselsin ilim ve de fende, Dünya ahiretin tarlasıdır yiğidim... Şair: Abdullah Yaşar Erdoğan Abdullah Yaşar Erdoğan |
Gözyaşlarımın feryatlarına aldırma durma git biliyorsun böylesi daha iyi olacak sakın bakama arkana giderken bilirsin dayanamam koşar gelirim sana selamımı alma sakın sonra umutlanıp boş hayaller kurarım sevme başka birini, sabahlara dek uyuyamam gözlerimden sel olur akar yaşlar unut deme bana bilirsin unutamam sensiz gecen saatleri sayarken mutlu olmamı bekleme benden saniyeler saat saatler bir ömür gibi geliyor sensiz aldığım her nefes bir hançer gibi saplanıyor güneş ay yıldızlar hiç birinden zevk lamıyorum artık sen yoksun aşkım yüreğime gömülmüş hala feryatları duyuluyor bundan sonra sen yoksun aşkımda yok bir daha asla sen öldün benim için ama aşkım, aşkım hala yaşıyor söz onuda öldüreceğim bir gün ama sende söz ver bir daha asla gülümsemeyeceksin bana bilirsin gülümsemene dayanamam gelir sarılırım boynuna ne olursun ümitlerimin hepsini öldür! |
İnsan Bazen Yaşarkende Ölümü Tadar İnsan bazen yaşarken de ölümü tadar Kalbi durmaz belki inadına daha hızlı çarpar Ölümün gözyaşları gözlerinden akar Tabut misali bomboş kalan buz gibi yatağa yalnız yatar. İnsan bazen yaşarken de ölümü tadar Sanki güneş hiç doğmaz inadına hep batar Kalbinden geçen nehirler misali Suları hep tersine akar. İnsan bazen yaşarken de ölümü tadar Belki pek fazla konuşmaz inadına hep susar Bugüne kadar ki aşklarının hepsi Kalbinde sessizce yatar. İnsan bazen yaşarken de ölümü tadar Biriktirdiği bütün sevgileri, acıları, hüzünleri bir anda kusar Tebessümü unutmuş Acılarını söylememiş, hep susmuş Ve yüreğini bir esir misali hep zindanda tutmuş İnsan bazen yaşarken de ölümü tadar Ölüm acıların en büyüğü değildir ama Yaşarken ölmek insana çok koyar. |
Ay Karanlık Gecede Ay karanlık Sensiz gecenin bir başka yarısındayım, Sen yoksun yanımda Sen uyurken bir gece yüreğim öylesine bağlandı sana Bilinmez nedenlerle dolu bir akşamüstü Vuruldum yalancı bakışlarına Sen uyurken sevdim seni İşte bu yüzden haberin yok senin. Çocuk yüreğindeki sevgimden İşte böyle bir akşam üstü vuruldum yalancı bakışlarına Ay karanlık sensiz gecenin bir başka yarısındayım, Sen yoksun |
| Saat: 05:48 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık