![]() |
Ağlardı Kız Kulesi Dilimden düşen iki kelime Sessiz bir tarihti Meryem Ana’nın kız kardeşi Üsküdar’da masum bir bakire Gülümserken simsiyah gecede Gördüğüm ışıklı bir aydı Çivilenen puslu semada Oturmadan evvel karşısına Aşinaydım ona Yalnızlığımla Yüzümün kırık aynalarından Düşen elem taneleriyle Geçmiş zaman masallarını Aşıp gelmiş eklenmiştim geceye Aykırı değildim Hem sakin ve huzurlu, Kız Kulesi bir efsane miydi? Ama aşıktık hiç yoktan O bir şehri İstanbul güzeli Edası yok kimsede Mağrurdu olabildiğince Çok geçmeden bir martının kanadı Çığlık çığlığa acıtırdı bizi Yanardı içimiz Ağlardı Kız Kulesi Şarap şişelerinde bir şölendi Masal yaşamım, gerçekliğim Balıkçı tekneleri Yakamozlarla süslerken geceyi Ellerimin buz kesmişliğiyle Savrulurdu tütünün en efkarlısı Onun dingin narin gövdesine İstanbul’aydı şiirim sevdam Kız kulesi üşürdü yalnızlığından Ben ağlardım |
Ah Yine Mavilerde Bu Deli Yürek.. bütün soruları silmek istiyor yüreğim anlamını yitirdi hepsi bir bir.. bildiğim sana, maviye hasretliğim sol yanım maviye tutsak... mavi de sensin.. sol yanım da sen yoksun... mavilerim saat kadranına, umutlar bir sonraki vuruşa gülüşleri hiç sorma.. gece mavilerindeyim... sabahı yudumlamak sevdasına.. Diyorsun ki; Gece ne kadar mavi olursa olsun gün ışığını gizemine sarmalar mavi ne kadar yaşanasıdır o zaman? Gün batımı kızıllığı ve mavi ötesi dokunuşlarda hangi çizgiler barındırır kaçak yolcu yüreğimi? ama örtse de karanlık zifiri renksizliğiyle yine de tüm gece mavilerine, gün-batımlarının en yakan kızıllığına inat bir yerde solarken hiç dokunulmamış dokunuşlarda, bin yerde halâ gün ışığı olacak bu korsan sevda.. tüm gün batımlarına karşı yaşayacak yüreğinde hiç solmayacak mavilerim tek yürek.. tek beden.. ve mavinin tüm coşkusu... Teşekkürler sevdam... sunduğun her mavi dokunuş, ve umuda kesmiş her vuruşu için yüreğimizin... ...En Sol yanım Ve İsmi yasaklanmıslığım... Nerdesin? Yokluğunda yüreğini soluyup, Aşkına her rengi yazdığım Resim resim yüreğime işlediğim sevdam... ......... Seni Seviyorum... |
GİTTİĞİN GECE renklerin maviden siyaha vedaların şarkıya döndüğü bu gece seni yitirdiğim ayaza vurmuş kış gecesine ne kadar da benziyor gün yorgunu kaldırımlar ve yollar aynı adreslere taşırken kapı gibi aralanan gökyüzünden göz yaşlarıma karışan deli dolu sensizlik yağar şimdi yokluğunu siyah bir elbise gibi kuşandığım bu gecede yüreğimde hüzzamın hasat zamanıdır Atila IŞIK |
Senden Vazgeçemediğimin Resmidir Gökten yağmur yağınca yıldızlar bile dökülmeli Saçlarını devirdiğinde yana ben silkelenmeliyim Bakışlarını çevirdiğinde her nereye orada bitmeliyim Gülümseyişlerini sevdiğim, bir bir not etmeliyim Gözlerini bir yudum su gibi her an içmeliyim Seni düşününce birdenbire titremeliyim Senin girmediğin uykularımı bölüp, rüyalarımı silmeliyim Uyanır uyanmaz her sabah Seni alıp aklıma uzun uzun düşünmeliyim Sen gidince yanımdan ben ölmeliyim Sen gelince artık ben olmamalıyım Ya sen gitmemelisin ömrümden sevdiğim Ya da ben senden ayrı kalmamalıyım, yaşayamamalıyım. |
Çözemedim Seni... Bu sabaha yine İstanbul'la başlamalı... Yüreğimde İstanbul... Gözümde İstanbul... Bu sabah çıkmalı evden, Üsküdar'da yürümeli... Kız Kulesi'ni seyretmeli Sahilde üşümeli... Gözünde titreşen yaşlar İçinde gelip gitmeli dalgalar... Deniz gibi engin Deniz gibi dingin Aniden bi rüzgâr Ve...Deniz gibi hırçın... Ufak çocukları izlemeli, Şefkatinden bir yudum isteyeni; Önce paylaşmalı Sonra koşarak iskeleye varmalı Atlamalı vapura,kederini savurarak Balıklarınkine denk bi özgürlük tutkusuyla... Beşiktaş'a gelince kalabalığı izlemeli uzun uzun Kalabalığa karışmalı... Kalabalığa inat,yâlnızlığı tatmalı... Düşünceler boydan aşkın, Ayaklar bildiğini okumalı... Ortaköy'e varınca Yahyâ Efendi'ye çıkmalı... Manzara enfes Nazarlar keskin... Kabarmalı hisler Kabardığı gibi denizin... Sonra kıyıya inmeli Bi o yana gitmeli bi bu yana Yurdunda yetim kalmalı Toprağında garip Kendini denize savuracakmış gibi duran, Ortaköy Camii gibi; Hüzünlenmeli biraz... Sonra ümitsizliği bi kenara itip Ve dayanamayıp buram buram kokusuna Bi kumpire tav olmalı Çeşit çeşit simâlar mı istersin? Taksim'de buluşmalı Yerlisi,yabancısı İstiklâl Caddesi hıncahınç... Çatlamış elleriyle dilenenleri mi, Simit parasına saksafon çalanları mı istersin? Sıkıntı mı bastı? Doğru Tophane'ye arşınlamalı... Yurdum insanı mı istersin? Atlamalı bi minibüse... Beyazıd'a gitmeli,Şişhane'den,Haliç'ten... Teyzeler yemek tarifinde Gençler meşin-top peşinde Dedeler hey gidi eski günler hey derken Bi selam çakmalı Sultanahmet'e... Gülhane'de soluklanmalı Yürümeli oradan, Eminönü'nde yemeli balık ekmeği Ekmekten çok çehrelere doya doya... Yetmedi mi İstanbul manzarası? Yüzü Suriçi'nde yıkamalı... Ne idim,ne oldum demeli, Seyre dalmalı... Yürekte lâhutî hisler... Şöyle bir silkelenmeli; Karşında Koca Eyûb, Sultan makamında... Haşmet yücelere yaraşır; O havayı solumalı Temizlenmeli,arınmalı Türbenin ışıkları yeşil... Gönüllerin dinginliği,gözlere yansımalı... Oradan Fatih'e Büyük Hükümdara varmalı Şükretmeli Yaradana, Bu toprakları bizim yapana Vesile olanın hemen yanıbaşında... Hava kararmaya mı başladı? Şehre köprüden bakmalı... Boğazın boynunda gerdanlık Avrasya'nın belinde kemer Peşpeşe inciler gibi ışıkları, Suya vurmuş akisleri Hemen karşıda Beylerbeyi, Az ileride Yıldız Sarayı Bu günü de böyle tamamlamalı... Ah İstanbul... Seni izlemeye yürek mi dayanır? .. Sevensin,hem sevilen,sevdiren... Yâr mısın,yâren misin Düşman mısın anlamadım! .. Bilmem ki sende niceleri saklı kalır; Kadıköy rıhtımında, Elinde bir demet çiçek Bir genç kızın uçuşan hülyâları mı? Harem'den evlâdını gurbete salan Bir ananın yürek sızısı mı? Kuşkonmaz'da mendil satan Yorgun ihtiyarın ekmek parası mı? Otobanda trafiğe takılanların duası mı; Çamlıca'dan Yeditepe'ye savrulan Bir tefekkür nidâsı mı? Dert misin,derman mısın? Ah İstanbul... Seni destan yapmalı Üzerinde sevdiğin kokusu, Bi mektup misâli seni sinede saklamalı Denizinin sularına gözyaşlarını katıp Yâren bellemeli seni İstanbul, Sırdaş bellemeli... Sana açmalı sende duçar olunan derdi Sana fısıldamalı acıyı,kederi... Yürek senle atmalı... Her gün umudu ekmeğe katık yapıp; Bu sabaha yine İstanbul'la başlamalı... Yüreğimde İstanbul... Gözümde İstanbul... Ruhsar Pekşen |
İçimden Geldiği Gibi Pazartesi sendromu bitmek üzere şu saatlerde, İnsan iç huzurunu yakalamışsa bir kere, Yığınla işin üstesinden neşeyle gelebilmekte, Hayal kırıklıklarına eyvallah edip, Kendine güvene her daim "Merhaba" diyebilmekte... Evet, bir daha yaşayamıyacağım nitelikte, O en değerli saatlerim geçti bugün de yine. İçimde varolmanın müthiş enerjisi ve sevinci, Ümitle bakmaktayım gelecek günlere... İçimden gelen duyguları paylaşmak istedim şuan sizinle dostlar, Hani derler ya:" Damdan düşenin halinden yine damdan düşen anlar, Her ne kadar gelmiş olsa da sonbahar, Benim gönlüm her zaman ilkbahar... Bazen coşar bu gönlüm kabına sığmaz, Bazen de boşver aldırma der, akıl sır almaz, Açmışım yine çenemi korkarım kapanmaz, Koptu yine bu gönül dostlar, Bağlasalar durmaz... Bence insan her zaman kendisine çıkan bir yokuştur, Kendi iç dünyasında kendi eksileriyle boğuşur. Değilmi ki çiçeği yeşerten hava, güneş ve sudur, İnsanı yaşatan da işte bu gönül coşkusudur... Sana sesleniyorum ey İstanbul duy sesimi İşte budur Nil'in gönlünün sesi Dilerim dostlar şuan hepiniz atarsınız tüm stresinizi, Doyasıya tadına varmaya çalışıp hayatın, eksik etmezsiniz, Gönlünüzden yüzünüze yansıyan o eşsiz gülümseyişinizi.... |
Varlığını Mühür Gibi Bas Ruhuma Rüyalarım kadar durgunsun bugün Saçların anılarım kadar dağınık Sokaktaki çocuklar kadar mutsuzsun bugün Çehren kırık bir dal gibi kırık Yollar kadar sanki yorgunsun bugün Bedenin tek başına sanki kalabalık Ama gitme ömrümden, yeter ki varlığını bileyim Yüzünü göreyim yeter Saçlarını savurmasan da olur Bakışların isterse duvar gibi olsun/Razıyım Umut vermesin gözlerin bana Masmavi bir denize dalar gibi Dalarım gözlerine Kime ne.. |
Aşklama Şaraptı rakıydı şuydu buydu Kişi esrimeyi bir aşkta tatmalı ilkten Dedim ya ondan gayri korkuluğa güvenemem İçtiğim hep aşktı benim gerisi tortu Sevişik iki keçi yumukgöz oğlağına Özüne aşk sızmış o sütü emziriyor Yumurtasını bir kovuğa koyarken Aşkı da koyuyor anaç zargana Aşk mavisi tükendiyse o boşuna denizde Bil ki diken diken bir çamurla örtülüdür sığlığı Niye enez bu zambak diye sordular mıydı Aşksız geçen günlerinde örselenmiş,de Aşk bürünmeseydi de bak hiç şakır mıydı Şu bi damlacık isketeye ta gagadan kuyruğa Kişi gönlünü yitirdi mi ne yüzle çıkar sokağa Yaşamda nesi varsa aşk işte onun adı Ansıyın aşkla yağdı da sular Ondan kokulandı ıtır çekirdeklendi elma Doğayla el ele bizi üreten bir sevgi var Evrende en soylusu sezdim ki bu çoğalma Horozdan Korkan Oğlan |
Ama İstanbul Ömrümün son baharında Sana gelişim neden İstanbul? Dostlarımı bırakıp Sana koşuşum neden? Yeni bir hayata başlamanın zorluğuna katlanmak Olumsuzluklara rağmen ‘Ama İstanbul’ demek neden? Nedir beni sana çeken? Martıların, Denizin, boğazın mı? Kalabalığın, koşturmacan Kim kime dımdımalığın mı? Taşı toprağı altınlığın mı? İslambolluğun mu? Minarelerin mi? Buram buram tarih kokan Güneşin batışını Denizden seyretme sevdası mı? Anadolu, Rumeli Hisarı Yoksa Üsküdar mı? Ah İstanbul! Ah hayal şehir! Sende kış nasıl yaşanır bilmem “Rabbim! Beni girilecek yere Doğru bir girdirişle girdir. Ve çıkarılacak yerden Doğru bir çıkarışla çıkar. Ve katından bana Yardımcı bir kuvvet ver.” Demekten başka, Ne gelir elden? |
Maviye Bürünsün Hayat Hayat gözlerime bir çöp gibi batıyor bazen Derin bir uykuya gömülmek istiyor bedenim Tüm dünyadan soyutlanmak istiyorum adeta Kaldırımlardan kahkahaları gelmesin kadınların Komşu evlerden çocuk ağlayışları duymayayım Ağaçların yapraklarını döküp, kuruduğunu görmeyeyim Yağmurda koşarak ıslanan hüzünlü insanlar olmasın Dalayım öyle bir uykuya ki Rüyalarımda gülümseyen çocuklardan, umutlu yüzlerden Gür ormanlardan, beyaz papatyalardan, Rengarenk kelebeklerden, masmavi gökyüzünden, Gecenin karanlığında ışıldayan yıldızlardan Başka bir şey olmasın... |
| Saat: 15:20 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık