![]() |
Yağmur sesiyle uyandım bu sabah Tane tane yağıyordu hiç durmadan Gördüğüm her damla Seni hatırlatıyor bana. Bıkmadan seyrettim damlaları Gözümde canlandı anılar Seni ne kadar çok sevdiğimi Bana anlatmaya çalıştılar. Yağmaya devam etti yağmur İnadına, hızlanarak, çoğalarak Sana olan sevgimin sesini Yine de duyurumadı bana. Eşit değildi bence, Yağmur damlaları ile aşkımın ateşi Söndüremedi taneler İçimde alev alev yanan sevgimi. ERDAL BAŞ |
Üç Beş Nöbeti Nicedir bir ses gelir Derin uyku ânı gecelerde, Uyanıp da ölüm uykusundan İçime hapsettiğim seni bulurum Uzanmışsın gibi yanıma. Üç beş nöbeti tutarız Karanlık sessizliğinde gecenin. Eşlik eder Sessiz konuşmalarımıza, Sensiz sevişmeler. Sonrası giderken yine İçimin derinliğine sen, Sıcak nefesin kalır Yastığımın ucunda esen. Mersin - 30.01.2006 Mustafa Fahlioğulları |
Kahraman Aşık Ben bir kahraman olsam Bütün kötülükleri durdurup Sevgiyi aşılasam dünyaya Ben bir kahraman olsam Dünyayı çalıp Sersem önüne Ben bir kahraman olsam Venüs’te kimmiş yanında deyip Yerle bir edip savursam gökyüzüne Ben bir kahraman olsam Yüreğin karanlığa Gömülmesin diye Güneşi hep aynı noktada tutsam Ben bir kahramanım Seni seven ve sana hep değer veren Ben bir kahramanım Aman ha duymasın düşmanlarım en zayıf noktamı Aman ha duyulmasın sana karşı çaresizliğim Sana karşı çaresizim ama Yinede bitmek tükenmek bilmeyen bir aşk ile bağlıyım sana... Bak ben bir kahramanım artık O korkusuz, güçlü, kudretli Kahraman Yanında Süt dökmüş kedi misali Suskun, çaresiz e yapayalnız Ben bir kahramanım artık Neye yarar Ölümü, çaresizliği, kaderi Yenemedikten sonra Ben bir kahramanım Neye yarar Seni geri getiremedikten sonra... Bilal İzgi |
ben sana mecburum Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur? Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum, sen yoksun! Sevmek kimi zaman rezilce korkudur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Birkaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlarda bir Cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum, sen yoksun! Belki Haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor. Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin... atilla ilhan |
Usul usul yağan yağmurlarda tutabilmek ellerini, Ve ağlayabilmek hiç utanmadan Seni kaybederken bir kez daha boş vermek Her şeyi arayabilmek seni kaybederken. Bir musikinin ahengi arasına yerleştirmek seni Ve her bir musiki sesinde yeniden duyabilmek Hissedebilmek sıcak bakışlarını gitmeden önce Bir de bulabilmek seni bütün sevgilerin arasında Gidişin bir balyoz gibi inse de beyne Geride kalan seni yaşamak ve sana doya doya Sarılmak hiç usanmadan Garip bir çocuğun yüreğinden almak sevgiyi Ve sana kocaman bir yürek sunmak kaybolurken Aydınlık bir gelecekte gözlerini yeniden Çekebilmek karanlık bir dünyada orada Aydınlanmak karanlık gözlerinden Sonra ölmek bu yaşanmayacak dünyada Seni bir hayalin ötesinde unutmakla Sonra yeniden yaşayabilmek bir yağmurda Bulabilmek yaşlı gözlerle gülen gözlerini Bir daha çılgınca dolaşmak, bir daha istemek Bu koca kentten sevgiye dönük yüzünü Hasretle duyabilmek sen uzaklardayken Mutluluk saçan gülücüklerini Sonra bir daha sarılmak bu anlamsız hayata Seni yaşamak için ADEM KUTLUATA |
çanakkale şehitlerine Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar... O, rûkü olmasa, dünyada eğilmez başlar, Vurulmuş temiz alnından uzanmış yatıyor; Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi... Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın. Herc u merc ettiğin edvara ya yetmez o kitab... Seni ancak ebediyyetler eder istiab. "Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle, Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan; Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan; Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına, Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran... Sen ki İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın; Sen ki; a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber mehmet akif ersoy BAYRAK Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü! Işık ışık, dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım. Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım. Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder... Gölgende bana da, bana da yer ver ! Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar. Yurda ay yıldızın ışığı yeter. Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün. Kızıllığında ısındık, Dağlardan çöllere düşürdüğü gün. Gölgene sığındık. Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan; Barışın güvercini, savaşın kartalı... Yüksek yerlerde açan çiçeğim; Senin altında doğdum, Senin dibinde öleceğim. Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim: Yer yüzünde yer beğen ! Nereye dikilmek istersen, Söyle, seni oraya dikeyim ! ARİF NİHAT ASYA |
Gitara sığınmayı özledim İstanbul?u ,seni seven beni Birde adressizce çırpınan Narin, Kimliksiz kalmış seni? Sen ki bir zaman özelimdin?. Hangi haksızlık ki ,lafımızı söylemez Ben gerçeğine kaçıyorum , akıl hapishanemden, Var sandığım yüreğime Sen soğuğu içime işleyen Demirlerin gerisinde?. Sıkışmışsın beynine, Nedir bu, neden gözlerim doluyor geçmişe Sen düşünce sessizliğime, Ağlamak düşüyor, yağmurlu ellerime Özlüyorum seni,ne etsem nafile?.. SAADET ÜNAL |
OTUZ BEŞ YAŞ Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider. Şakaklarıma kar mı yağdı ne? Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünüyorsunuz; Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim: Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim Yalandır kaygısız olduğum yalan. Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç farkettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış. Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! Her yıl biraz daha benimsediğim. Ne dönüp duruyor havada kuşlar? Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim? Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar. N'eylesin ölüm herkesin başında. Uyudun uyanamadın olacak Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında? Bir namazlık saltanatın olacak. Taht misali o musalla tasında. Cahit Sıtkı Tarancı |
Zaman duruyordu sanki, zaman genişliyordu da genişliyordu... Senli saatler gelmiyordu. Önceleri anlam veremiyordum ismini her anışımda içimdeki yangına... Buhar gibiydin;yakıyordun ama yoktun... Bu yakışların arttı içimde, yoğunlaşırken içimde bulut oldu sevgin,kapladı tüm düşüncelerimi. Seninle dolu her yanım, artık düşmek istiyordu senle ait olduğu yere... Büyüdü yasaklığın yamacımda, büyüdükçe... Umudu,sevgiyi,özlemi büyüttü içinde habersizce. Gözlerimizde sakladık yağmur sonrası aşkımızın kokusunu.. Yağmak istiyordu aşkım gözlerine ve yağdı... Yağmur oldu,SEN oldu yağdı... Sinemizde yeşerdi aşkımız en yasak bölgelerde... Şimdi sen benim KARDELENİM oldun kimseye göstermediğim, gülüşünle baktın gözlerimin içine...... BAŞAK YILMAZ |
Bahar her mevsim Gözlerinde Gözlerin hermevsim Bahargibi açar kalbinde Hangi yesil bakis Seni alan bu maviliklere Kuslar gibi bakislarin Günesin kalbinde günes gibi parlayan hangi gözlerdi sen yakmakai kuslarin canini günes açsin her sabah onlarla sen sevki kirmizi goncayi güneste seni sevsin duyki martilarin sesini denizde sahillerde seni beklesin gelki vadilerin ardina bulutlar hep senle gelsin sus ki hiç konusma bülbüller hep seni sevsin sen gelki oda, sana kossun sen onu sevki oda, seni sevsin su dan topraktan, var olmus mavi gözlerin... ALKAN ALTINSOY |
| Saat: 23:59 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık