![]() |
Hasretin yakar oldu yüreğimi derinden Döner diye sakladım gönlümdeki yerini Kopaçaksa bu sevda kopsun ince yerinden Döner diye sakladım gönlümdeki yerini Ağlayan gözlerimde inan yaş eksilmedi Çağladıkça çağladı kimse gelip silmedi Yalnızlığı kimseler benim kadar bilmedi Döner diye sakladım gönlümdeki yerini...ASIM KISBET |
Boş ver gönlüm üzülme Dağlarda her çiçeğe rastlanır Arılar, kelebekler konar Yağmurlarda bin bir itina Yürekler ıslanırken kanar. Boş ver gönlüm üzülme Her gülde diken olur bilmelisin Merhamet bilmez kelimelere benzer Gözlerin ardına saklanan duygular gibidir Ne istek emindir gülümseyişten Ne kabahat üstlenir sahipliği Fırtınalar eser, yere düşer gölgeler, sürünür Katarlar gibidir hüzün Birinin ardından diğeri görünür. Boş ver gönlüm üzülme Kayıp tek taraflı olmaz hiçbir zaman lakin Kaybolan sevgidir biçareliğinde Umutlarını atıp yarlardan aşağı Dalar karanlık ormanlara Bazen bir adım öteye saklanır İlk adımda tekrar yakalanır Bazen kaybeder yolunu Unutulur, silinir gider. Boş ver gönlüm, üzülme Unutan unutsun baharı, kuzuları, koyunları Kuş sesler sussun Aşk şarkıları nadir söylenirmiş cumbalardan Varsın hiç söylenmesin Bir uyanmayla rüyaların sonu gelmez Bazen hüzün gözlerle gelir, hüzün getirir hep Bazen mutluluk, Uykuya yapışıktır rüyalar İnanma biteceğine, bitmez Boş ver gönlüm, üzülme. turgut uzdu |
Hasret var Sana hasret var içimde; Kuraklıktan çatlayan toprağın Suya baktığı gibi… Sana hasret var içimde; Semalarda bir yıldızın Meçhule aktığı gibi… Sana hasret var içimde; Bir evlat acısının Anayı yaktığı gibi… Sana hasret var içimde; Yayla çiçeklerinin Elvan koktuğu gibi… Sana hasret var içimde; Sana hasret! Tarifi imkânsız biçimde! Halil Gülşen |
PAPATYADA ÖLEN SEVDA Bizim sevdamız Daha başlamadan çarmıha gerilmiş Korkunç bir cinayetin ardından İntihar süsü verilmiş Kanlı bir cesedin Avucundaki papatya çiçeği Hiç göremedik bir bu çiçeği Seviyor-sevmiyor.... Böyle avuttuk idam sehpasında sevdayı Ölüme terkedilmişliğimizi unuttuk Üzerimize yağan yağlı kurşunları Yıldız sanıp dilekler tuttuk Hayata sürüklemeye çalıştık bir kör rüyayı Ve böyle avuttuk idam sehpasında sevdayı Bizim sevdamız Daha başlamadan çarmıha gerilmiş Eline ölüm fermanı verilmiş Defteri hiç açılmadan dürülmüş Meğer kuytu bir köşede hesabı görülmüş Bir papatyanın son nefesi Her haykırışında çenesi kırılmış Boğazına hapsedilmiş sesi Meğer en büyük suçmuş İhanetten uzak aşkın böylesi Daha yeni anladık Yüreğimize sürgün pusulası verilmiş Beklediğimiz kervanın önü gerilmiş Ve biz ararken her sabah güneşi O dün gece kılıçdan geçirilmiş Abdullah KABATAŞ |
Bizi kandiran o sarkilar, o mavi gece O sicakligi beyaz ellerin, o ilk bakis Sebepsizligin sebep oldugu sefak vakti O cok sevmek gecelerde o caresiz aldanis. Uzayan saclar, alyinda avuclarimizin Iste o, insanin bir yerde, aska boyun egmesi Kirilmak, bolunmek, o hep butunlenmek O cok sevmek, tenin bir baska tene degmesi. Yanmak mi o eski caglarda yanmak Kul olup savrulmak ruzgara karsi Ilk kesilmisligi magrur ellerimizin O cok sevmek, kanimizin o ilk akisi. iste pinarlar, testiler, irmaklar, cesmeler Kanli avuclarla icmek aski kanmadan O kiyilarimizdaki denizin ilk coskunlugu O cok sevmek buyutmek onu hep, orada o zaman Kazimak ulu agac govdelerine adimizi Yazmak her seyi bir bir kumlarin ustune O her iskenceye mahkum olmuslugumuz O cok sevmek, daha cok sevmek gunden gune. Oyle delicesine, oyle korkunc, oyle cilgin O cok sevmek o yanardag, o ates, o yangin... ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN |
İlk pembe gülüşüm sensin İlk sevinç çığlığım Yanağımı ıslatan Mutluluğun gözyaşı Krizantemim, kırmızı gülüm, kır çiçeğim Sensin mis kokulu dört mevsimim Baharda dirilişim Sonbaharda göverişim Binlerce renk gökkuşağım Son mevsime yağan karım Pamuk beyazı umutlarım Alın yazım sen Yürek ağrım sen Ömrüme bengisuyum Neşeme tomurcuğum Okyanusça derin mutluluğum Bahar yelim sen Ayağım elim sen Gözlerime doğan güneşim Biricik eşim sen. Sensin aşk iksirim Yazılmadan coşan şiirim Talihimin gün gözünde sevdiğim Yürekteki dürtülerim sen Gökteki köprülerim sen. Başımı dayadığım huzurum Kıvancım mutluluğum Aldığım her soluk hava Yediğim her lokma İçtiğim suyum sen sen NEVİN KURULAR |
Türkiyem... Neydi yaran diye sordular mı? Yaralarının üstünü sardılar mı? Kapandı mı şimdi yaraların? Söyle mutlu musun..TÜRKİYEM…? Gönüller ve yollar aynı fikirler bir mi? Herkesin karnı tok mu yoksa açlar mı? Dünün küçükleri büyüyüp Seni yüceltip yükselttiler mi? Yoksa bakmadılar değer vermediler mi? Bizler yetiştik,gönlün hoş olsun TÜRKİYEM… Vatanımızsın yücesin kutsalsın teksin Bizler için baş tacı manevi zevksin Az kalırsa sesim duyulmazsa feryadım Son güçle haykırır sonsuzca bağırırım Gökyüzü çöksün yıkılsın yerler yarılsın Filizlenir fidan olur yeryüzüne çıkarız Yol versin KARLI dağlar,çıkmasın engel Dağ tepe derya bir olur bizlere her yer Sana gelen yollarda düşmanları ezeriz Adım adım yürürken şanına şan katarız Ey benim Cennet ülkem canım TÜRKİYEM… Uğruna feda olsun can vermeye hazırım Memnun etmektir seni bilmelisin tek arzum Sözümü tutacağım kızarmaz inan yüzüm Şehidime kefen toprağın, burçlara bayrak oldun TÜRKİYEM…. Mehmet Karlı |
Ben şu şeyda bülbülün şakıyan sesi olsam Buram buram aşk kokan avuçlarına dolsam Parmakların ucunda sevgi olup kök salsam Sonsuza kadar kalsam bıkar mısın sevgili? İzin verirsen bana düşlerine gireyim Sevdamın hakkı olan hayalleri dereyim Yeşilleri süsleyip illerine varayım Dönüp bir kez yüzüme bakar mısın sevgili? İpekten kanatlarım incinecek korkarım Yol ırak, dağlar sapak kaybolursam ürkerim Yüzün gülmezse bana yüreğimi burkarım Sevgi ile karşıma çıkar mısın sevgili? SEVİL NİZAMOĞLU |
Hasretle bekleme turnaları. Göç mevsimidir Bir yaz gecesinde yolların hüznünü anlarsın sesin sararır, bir türkü düşer yüreğine Nişan resimlerine, güllere, evlere ağlarsın bahçelerin göğsünde pınarlar kurumuştur Yağmurlara, fırtına albümlerine bakarsın Saçların akşamlar çizerken dağların aynasına Dokunma ellerime, karanlığımda yanarsın Hadi yaz alnıma şiirin aydınlığını, rüyaları Sabah olur bir gün ucuz anılarda yaşarsın Sesim ki incelmiştir söylenmekten. Giderim Kuşların kanadında yalnızlığımı duyarsın REFİK DURBAŞ |
AYNI ADAM Tozludur saçlarım, saçlarımdan devrilmiş sarayların dumanları savrulur, yüzüm yanıktır, yüreğime bir karanfil sokuludur ve partizanca darbelerin dünyaya inen şavkı benim göğsüme göğsüme vurup durur. Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum, bahar da sürgülenir içimde katranlar da hem koşarak yarattığım sevgiler vardır, hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum. Beni sular kocaman taşları parçalayarak hatırlıyor dağlarda ve beni hatırlatıyor çeltik tarlalarında aynı sular umutlu sakinlikleri, lohusalıklarıyla. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum, kökten dallara yürüyen sular gibi yürürüm kömür ocaklarına, çapalanan tütüne yürürüm hüzün ve ağrılar çarelenir dağların esmer ve yaban telaşından kurtula diye torna tezgahlarında demir. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Yürürüm çünkü ölümdür yürünülmeyen, yürürüm yürüyüşümdür yeryüzünün halleri, kanla dolar pazuları tarladakinin, hızar gürültüsü içinde türkülenir bir öteki, gökleri göğsümden aşırtarak yürürüm, yağlı kasketimin kıyısında nar çiçekleri. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Aynı adam, Ekim günlerinden beri gümbür gümbür gelirim, teneke damların üstüne safi sinirden doğan güneş portakallar fırlatarak parlıyor benim adımlarımla, anladım neden yorgunluk gülümserlik getiriyor insana, hayatın bana başat, bana avrat oluşunu öğrendim, işçiler bunu kurşunlanarak öğrendi, on beşinde bir arkadaş inancını savunurken yargıca, anladı bulana durula akmakta olan şeyi. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Yürüyorum, azarlanıyorum fışkıran başaklarla, iki bomba gibi taşıyorum koltuğumdaki bir çift somunu, hurdahaş bir sancıyla geçiyorum badem çiçekleri altından, gözlerim nemli değil, gözlerim namlu... İsmet Özel ( 1944 - ) |
| Saat: 23:59 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık