![]() |
SEVGİ DUVARI Sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi Dilimizde akşamdan kalma bir küfür Salonlar, piyasalar, sanat sevicileri Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni Yakanda bir amonyak çiçeği Yalnızlığım benim sidikli kontesim Ne kadar rezil olursak o kadar iyi. Kumkapı meyhanelerine dadandık Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, Fasulye Pilakisi Arkamızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi Öyle sıcaktıki çöpçülerin elleri Çöpçülerin ellerinde okşardım seni Yalnızlığım benim, süpürge saçlım Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi. Baktım gökte bir kırmızı bir uçak Bol çelik, bol yıldız, bol insan Bir gece Sevgi Duvarını aştık Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki Başucumda bi sen varsın bi de evren Saymıyorum ölüp, ölüp dirildiklerimi Yalnızlığım benim çoğul türkülerim Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi CAN YÜCEL |
Daha dün gibi çocukluğumun suskun günleri ellerim kanamış ayazda ayağımda çizmeler misket oynadığım günler daha dün gibi ilk sevdaya tutulduğum her gün evlerinin önünden geçip göremezsem karnıma ağrılar saplanan esmer güzeli ilk sevda acısını tanıdığım günler daha dün gibi yüreğimde ağıt ağıt duruyor daha dün gibi kimsesiz kalışım yeryüzü cehenneminde soğan ekmeği suya katık edişim ayaz gecelerde kapısız penceresiz odalarda yatışım yıldızları gözlerime saklayıp karanlığa gülüşüm umutsuzluğu yaşayıp umudu buluşum daha dün gibi daha dün gibi sigaramdan ilk nefesim sessiz gecelerde yalnız kalışım kalleş bir yumruk gibi betona düşüşüm bir gece vakti kör ışıkların sessizliğinde yediveren güllere sarılışım kokunu özleyişim daha dün gibi ağıt ağıt yüreğimde ilk ağladığım gün daha dün gibi sırılsıklam sokak ortasında yağmur altında yağmur bana ağlamıştı ben yağmura karışmıştım ve ben daha sıkı sarılmıştım yalnızlığıma sımsıkı sonra bedenimin ürpertisi sarmıştı korkularımı daha dün gibiydi senin yokluğunun acısı daha dün gibi saklı hala yüreğimde...NECMETTİN ÖZDEN |
Ölümlü Topraklar örtüldü üstüne Bilen bilmeyen konuştu durdu Sebepsiz seçişi ölümü mutluydu dediler Herkes kendince biliyor Dogrucudurlar ya Geride bıraktı ölümlü herşeyi Az ümitlerini küçük mutlulugunu Geride bıraktırdı yeter dercesıne Yakasına sarıldı kaç kez ÖLÜM Kanını emişi yavaş yavaş Bir deri bir kemik kalışı Hastalıklı görüntüsü ölüm,ün gelişinden degildi Yavaş yavaş ölüşü sadece İnsanlardandı Elleriyle bozdular mutlu yaşantısını Ağlamalarını hiçe saydılar Yüreğini söküp aldılar Sevgiyi hoşgörüyü yaşama Sevincini elinden aldılar Yapacak ne vardı nasıl yaşanırdı Yanlızlıklarda ne yapardı tek başına Öldü Sevgisizlikten Topraklar örtüldü üstüne Bilen bilmeyen söyleyip durdu Sebepsiz ölümü Mutluydu dediler.... Şule Ersöz |
BIRAKAMADIM Dün karşılaştım seninle Önce bakıştık, İki yabancı gibi Ellerimiz uzandı,tokalaştık. Sıcaklığını hissettim.Titremeni. Gözlerin birşeyler arar gibiydi. Belki bana öyle geldi. "Nasılsın" diye sorduğunda, Ayıramadım gözlerimi Bakakaldım. Sevgi izlerini aradım Eskilerde olduğu gibi Geçmişi sorguladım. Seni ve kendimi "İyiyim" derken bile, Avuçlarımı yakan elini bırakamadım... Adil KORUYAN |
Bir çift söz İşte böyle gör bak bir sevda ne hale getirirmiş Yangınlarla birbaşına savaşır durursun Ne gelen olur ne giden Karanlıklar üstüne yürüdükçe çırpınırsın Ne yapabilirsin ki başka Kalakalırsın dost bildiklerin unutunca Yanlız ;dersin Yapacak herşey tükenmiştir Aslında onları sen tükettin unuttun mu Bir deli sevda yolunda Unutmaya çalışırsın ama bu onu anmaktan öteye gidemez Onu anarsın belki istemeden belki bile bile Kor gibi yanarsın belki istemeden belki bile bile Sonra yavaş yavaş bir hazan yaprağı düşer Ondan medet umarsın , Dün bugünü, bugün yarını mahveder...ÖMER SEYDİ EKİNCİ |
Gitmek Lazım Bu Şehirden Alıp başını gitmek lazım bu şehirden, Ta uzaklara, Kim bilir, belki çam kokulu dağlara, Hele bir de kar da varsa, Uzan uzanabildiğin kadar sonsuzluğa. Belki de, küçük bir göl kıyısına, İstemem öyle deniz, okyanus bu yaşta, Kıyısında ağaçlar olsun yeter bana, Bir de ağaçtan nohut oda, bakla sofa. İçinde kalorifer falan olmasın, Şömine de gereksiz aslında, Çıtır çıtır yanarken odunlar sobada, Kıvrılıvereyim hemen yanı başına. İstemem bugüne ait hiçbir şey, Ne müzik sistemi, ne koca televizyon, Bilgisayar da olmasın, Hatta sussun bütün telefonlar, Hiç olmasın o uzayıp giden toplantılar. Sadece üç kişi olsun yanımda, Ara sıra gelsin dostlar da, Dedim ya gitmek lazım bu şehirden, Amma… (26.04.2007- Ankara) Şadiye Yakışkan |
YALNIZLIK İSKELESİ Yalnızlık zor be gülüm bu iskelede Alışmışım her gün denizin yosun kokusunu seninle koklamaya… Ekmek kırıntılarını atmasını martılara Güneşin doğuşunu alışmışım gülüm seninle! Ne zormuş sensiz oturmak bu iskelede! Bu sefer ellerim ellerinle değil de Bir sigara bir şişede şarapla dolması koydu be gülüm! Mazi aklıma geliyor, her yer sen dolu bu iskelede Çok sevmiştim seni… Ayın denize mehtaplaşması kadar gerçek Ve büyüleyiciydi benim SEVGİM! Gece iskeleye iniyorum Yıldızlara küfür ediyorum! Çünkü sen demiştin bana Yıldızlar kadar gerçekçi benim sevgim diye! Hadi oradan sende… Kalbimi yakıyor be gülüm bu iskele! Yaralı kalbime tuz basıyor her gece Yeter artık! Ve sona yaklaştık… Ben dayanamıyorum her gün bu iskelede ölmeye Artık benim gitme vaktim geldi Kendine iyi bak! Bu arada elindeki mektubu iki yere gönderdim İkisi de aynı mektup ama Tek farkı var sadece Biri sende biriyse iskelede… Cansız bedenimde! ARİF ARGÜL |
Dönüp baktıkça eskittiğim günlere, Bebekliğim, çocukluğum geliyor gözlerimin önüne, Hayata atılan ilk adımlarım ve ilk özgürlük heyecanım, Keşfetme dürtüsüyle dolaştığım, Hani o anlamsız anlamlı bebek bakışlarım.. Kimi zaman her şey dün gibi, Kimi zaman asırlar geçmiş gibi, Zaman nasıl da esip savurmuş yaşanmış bir geçmişi bebekken babam ?yarın bayram kızım? derdi. Sabahı beklerdim heyecanla, bekledikçe sabah hep gecikirdi. sabah hiç gecikmemiş. farkında değilken, sanki uyurken, Bütün renkler değişmiş, ben değişmişim. Adını büyümek koymuşlar hayatı keşfin, Değişmeyen, ve senin de hiç değişmediğin bir tek Yürek kalmış geçmişten sana,, Anne! Ne güzel bir kelime, Tutunca ellerini içi ısınır ya insanın, Utanınca, o sıcak omuzlarına saklarsın hani yüzünü, Ana kokusunu içine çekerek göz ucuyla bakarsın ya etrafa Sanki doğmadan önce de hep o varmış, hayata gelmeden önce tanıyormuşsun gibi güven verir insana.... Sen ondan dünyaya düşen en güzel parça Bir gün sende de bir minik yüz saklandığında Adını koyamadığın bir duygu sağanağında Sımsıkı sarılıp yavrucuğuna, Anlarsın evlat Nasıl da içini yakarmış yavaş yavaş, Onun her damla gözyaşı kalpte olur bir ırgat, Parçalar, çapalar, biçer mutluluğu, gözyaşı dinene kadar Hep çalışır o orak ve o ırgat. Gün gelir yüzünü saklayan bebeklerin de Bir ırgat çalışmaya başlar yüreklerinde...GÜL YAZGANARİKAN |
Acırım hicranla geçmiş yıllara Ağlama gözlerim gözyaşı dökme Bakma el sözüne bakma ellere Deli gönül yine sever sus artık Nice mevsim nice baharlar geçti Ağlayan gözlerim vefasız seçti Aşk şarabı diye zehiri içti Deli gönül yine sever sus artık Hayal dünyasında gezindim durdum Nasıl anlamadım sevdim bilmem ki Her defa yıkıldım başıma vurdum Deli gönül yine sever sus artık mevlüde demir |
Kavgam sevdamdır Özgürlük en büyük aşkım Tutsaklık içinde olabilirim Ya da o güzel gözlerinden yoksun Ama bildiğim tek bir şey var Kavgam sevdam Özgürlük en büyük aşkım Baskılar yıldıramaz , döndüremez yolumdan İşledi mi bir yüreğe hürriyet sevdası Nafile dikenli tel parmaklıklar arsı Hayat bizi fırlattı bir duvarın ardına Bu da geçer bir tanem döner düzen tersine… İBRAHİM KİCİR |
| Saat: 23:59 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık