MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Mystic@L 7 Nisan 2007 22:48

Donmuş Dallarda Çiçek

İyidir beraber olmamız
Yaklaşmış, değişik.
Duyulur çevrenin gürültüsünde
Issız
Bizde bir şey eksik.

Belki de bir şey fazla, yıllarca bilmedik
Çökmüş birdenbire ağır:
Bir kırık gülüşte
Yitik
Ümizsiz hatırlanır.

Bulmak gibi tıpkı
Karlar altında kayıp uzanırken ova
Yolu kendiliğinden,
Donmuş dallar esen ılık rüzgara
Çiçek açar çekingen.

Aldanarak, unutulmuş
Senin yolun ayrı, benimki ayrı
Az sonra ikimiz de yalnız
Kısa bir zaman için, saat beş suları
İyidir beraber olmamız.

Melih Cevdet Anday


arwen 8 Nisan 2007 01:46

ıssızlıkta yaşanan yokluklarda bile varlığının kutsallığını.
Hatırlamak gelmekte olan bekleyişlerini.
Hatırlamak yinede hatırlamak alınteri gibi dökülen gözyaşları.

hissediyorum cok yakinlarda bir yerde uzaklığın.
yakınlarda bir yerde büyütüp hayatima bıraktığın yokluğun.
tanrıdan mı? kuldan mı?
sitemin mi? sevgin mi?


selahattin acar


arwen 8 Nisan 2007 02:57

Sen orada ben burada felek vurmuş silleseni
Ne yapsam boş çaresi yok aşk verir son nefesini

Sitemler ettim tanrıya duymadı benim sesimi
Kavuşmaya umudum yok son kez duysaydım sesini

Sen orada ben burada birşey gelmiyor elimden
Vuslat mahşere kaldı kalbim kırık elli yerinden

Sana sitemler gitmedi sebebim oldun yetmedi
Kara bulutlar gitmedi çekecek çilem bitmedi

Sen orada ben burada kader yüzüme gülmedi
Sevdim ben sevdim delice yarabbim beni sevmedi

Sen tanrının sevgili kulu sana aşkım bitmedi
Geleceksen artık gel sen duymuyormusun sesimi



fatma akgöl


arwen 8 Nisan 2007 03:22

Bir gecelik ay ışığı
Bir avuç yakamoz
Yeşilinde demlenmek isterim
Gümüşünde çimmek

Bir isparoz çırpınır
Işıktan ince
Misinamın son düğümü
Yüreğime akar
Kıvamım mı bu akşam
Sormayın duygularımı
Duygularım nasıl
Damlar inceden
Dolar içerime
Demlenmiş
Keyifli
Sıcak
Gümüş sarı
Ve ıpıslak



mehmet necip özmen


NiliM 8 Nisan 2007 09:28


Papatya Sevenlere Yaprağını Saydırır

Papatya sevenlere yaprağını saydırır,
Nilüfer bu duyguyu hep göllerde kaydırır,
Gül dedinmi gidecek olanıda caydırır,
Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi.

Lale dersen endamı anlatmaya ne gerek,
Karanfil acılar çiçeği oldumu desek,
Kardelen asil yalnızlığı seçen çiçek,
Çiçeklerle muhabbet etmeyi denedinmi.

Kırçiçeği sevginin bir başka ifadesi,
Menekşe çiçeklerin renkleriyle gözdesi,
Manolya şarkıların türkülerin özdesi,
Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi.

Kasımpatı begonya sümbülüde unutma,
Seversen çiçeği yaprağını kurutma,
Bir demet çiçek ile hiç kendini avutma,
Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi.

Gelincik dokunmaya bile gelmez narindir,
Çiğdem sarı beyaz bahar çiçeği yarindir,
Leylak ağaçtaki gizli güzellik al indir,
Çiçeklerle muhabbet etmeyi denedinmi.


Ümüt Güngör


Misafir 8 Nisan 2007 11:57

Her Aşk Katilidir Bir Öncekinin

rüzgarlı bir tepenin yamacındayım şimdi
kent suskun
ve istasyonlar ayrılık için var bu şehirde
imlası buzuk, üşümüş ve kirli bir çocuk olurum seni düşünürken
ömrüme iliştirdiğim martı leşleri yamalı bir geçmişi oynar
imtihanlar ve intiharlar üzerine kurulu hayatlardan
gecenin en serseri yanını alırım günceme

durup durup şiirler yazmak yoluna
yeni bir yaşam biçimim oldu son günlerde
kendimi sende kalabalık buluşum belki de bundan
her gece yorganımın altında sakladığım
kırlangıç sürüleriyle geliyorum sana
sen uykudayken
babam her gece ölüyor şimdilerde
annem nihavent bir çığlık oluyor
bana en çok sensizlik koyuyor
sonra babilin asma bahçelerine asıyorum kendimi
uyanmak için

eski bir aşkını anlatıyorken bana
konuştuklarından yapılma bir sessizlik oluyor ağzım
kaç kez kanıyorum bir bilsen
(ya da hiç bilmesen)
sesinin ardında yüzün sessiz bir tabanca gibi duruyor
kendimi kötü kurulmuş bir cümle sanıyorum
gece yüklü bir kamyon uykularımı solluyor

yastığının altında yalnızlığın var biliyorum
oysa ben senden bir bardak su istedim
akdeniz değil
son yalnızı benimdir bu kentin
istanbul arkamdan gelir
ey hüznü yüzünde gülücük diye taşıyan kız
hep kendine mi saklarsın çocukluğunu

ağzıma bir bulut bulaşsa da yokluğundan yapılmış
kayadan seken kurşun
en serseri yanımız olur kimi zaman
ve ben hep kendimi terk ederim senden
her katilin aşkı
her aşkın katili
bir öncekinin faili
hep ben olurum
hep ben ölürüm

içime uzanan koridorların ortasından
hep gülerdin beni görünce
bense sana hep geç kalırdım
sona kalırdım
sonra kanardım

yağmurlarla inseydin içime
içim senden yanaydı
yüzümdeki işgaller senden karaydı
seni sevmek en gizli ağlama biçimimdi
sana yazacaklarım sil sil bitmezdi
ve ben
sende hiçbir şeydim
sen bende her şeyken
canım
yastığının altında biriktirdiğin yalnızlıklarım
kendine varlaşıp bana yoklaşan biri yapar seni
ve ne kadar kaçsan o kadar yakınsındır aslında kendine
geciken sevdalar yıkık kentlere benzer bilirsin
ve sevgisizlik alır bir gün seni benden
işte bu yüzden
sen hep sevil
hep sevil
sevil
KAHRAMAN TAZEOĞLU


ispermecet 8 Nisan 2007 12:16

bu şiire başladığımdan beri
bir yağmur bekliyorum nedense
gecikmiş damlalar vuruyor pencereme
ellerimi uzattığımda
senin ıslak saçlarınla boğuluyorum aniden
sonra o ürkek sesin çoğaltıyor ölümü
öldürdüm bütün nesneleri
yeniden varettim
yitirdim kendimi
seni varettim
düşün
herşeyin anlamı
dört sayfalık bir mektupta gizli
senden bana kalan son gerçek
bir giz
ellerim uzanıyor gize sonra kayboluyor herşey kan örtüyor gözlerimi
bir el düşünüyorum uzakta acıyı bitirecek
bir göz düşünüyorum yakında
korkuyu yitirecek
olmuyor
sonra
bir intihar tasarlıyorum
yeniden yazılıyor
yeniden anlam kazanıyor herşey

kemal taştekin


Kaan İnce de Kemal taştekin gibi inthar şairlerindendir.


Ömrüm

Hangi ırmaktan akıyor yüreğinin bozaran sevdası
Hangi kolunda köprüsü var gecenin
Bir ucunda puslu gök bir ucunda sazlık, hasretle bilenen
Aynı ürperti aynı heyecanSensin boyun eğen acıya
Gizlenmez yaraları taşırken bedenin
Ömrümün genç yarısına

Kaan ince


NiliM 8 Nisan 2007 12:33


Nur-u nisa

Ey Hakkın zuhuru nur-u nisa,
Sır-ı zahirsin haberin varmı,

Nasıl halk oldu babasız isa,
Hur-i batınsın haberin varmı,

Bul ehlini kalma gamda,
Ehli müptelâyım kederin varmı,


Ali Rıza Ünal


NiliM 8 Nisan 2007 13:53

Beyaz Adam

Beyaz adam
küçücüktü ilk geldiğinde
ve oturmaktan
bütün kemikleri sızlıyordu
büyük teknesinde

Beyaz adam
kızılderililerin sunduğu yiyeceklerle beslenip
topraklarına uzandığında büyüdü
bulutlar arasında
barış içinde yaşayan
manitu yerine
tapmamızı istediği de
işkence görüp
çarmıha gerilen
bir ölüydü

Beyaz adam
özgürlük adına
dev bir kadın heykeli dikti
doğu denizinin kıyısına
ve her gece
altında dans ettiğimiz yıldızları
bayrak diye tutsak etti
bir bez parçasına

Beyaz adam
özgürlük gibi adaleti de
bir kadın heykeliyle simgeledi
ama elinde terazi tutan
zavallı kadın
gözleri bağlı olduğu için
kendisine tecavüz edenin
kim olduğunu göremedi...


Sunay Akın


blood_lovee 8 Nisan 2007 17:18

İki Hecelik İsim

İki hecelik ismin var,
Ne güzel gözlerin var,
Seni seven şu gönlün,
Sana olan haykırışı var.

Seni seviyorum demek kolay değil!
Yanıyorsa yüreğin buna hazır değil,
Aşk varsa ucunda durmak doğru değil,
Bırakıp gitmek bana göre değil.

Alkışlar yağdırıyorum kendime,
Sevincimi paylaşıyorum herkesle
Sevdiğin çiçeklerle girmek istiyorum düşlerine,
Bakamıyorum bana baktığın gülüşlerine…

Yücel Reisoğlu


NiliM 8 Nisan 2007 19:19

Yedi Tepe -Gece Gündüz- İstanbul
I

Şimdi buradan atlar giderim boydan boya İstiklal
Atar giderim gerdanına kollarımı
Sel'ine yürür, içime girer yalnızlığın bakışsız çığlığı
Ben yürürüm, kimse görmez kendini ayaklarımın ucunda
Bir dilencinin sonsuz gözlerinde ‘Merhaba’lar, ‘İyi akşamlar’
takılırım cevherine sultanlığın- nereden baksam Yıldız’dır
gözlerimin kamaştığı
artık gülcüler mi gelir Kızkulesi’ne, güllabiciler mi
artık bu şehir kısaltır mı uykularımı, ve durmadan
çekerim içime kubbelerin sessizliğini, temize çekilmiş mahyalarda
bir martı simit bekler, ben alıp yerim; kıskanç, habis
bin martı peşime düşer...


Gökyüzü rengini solumuş
kanatların
yağarken görüntüsü kar, yağarken görüntüsü beyaz
gerginliği ucundan ilerler bulutlara ve vapurlar Sirkeci’ye
herkes bilir tramvay yolunun dilinde dünün kırmızı şarkısı
Beyazıt bir eski zaman, süt dişi beyaz oruçlarında günlerin
Ayasofya’dan bir kuş Sultanahmet’e...
Üç turistin sırtını sıvazlamaktadır bakarak yeryüzüne


Kızların sevgilisi,Gri batısı düşlerin
Kimse korkuyu bırakmaz Galata Efendiye
Her şey dizinde bitiyor çünkü o çingenenin.
Deniz dizinde bitiyor ve İstiklal
Beş gül dizinde bitiyor ve İstiklal
Eminönü’nden vapur kalktığı gibi dizinde bitiyor...
Ve İstiklal


Biz sana çok alıştık, tam beş kişiydik trafikte sıkışmış
Birimiz ikinciden içeri ateş bırakıyordu
Kuyruklarda bekletilmiş bir zamanda
Düşlerden denizin mavisi- eski bir nisan
Ve suların en bahtsızı Boğaz’dan kaçan
Bir adamın otuz iki dişiyle güldüğü- en kalabalık
Üçüncüsü tutup ortaya atıyordu bütün caddeleri
Abide-i Hürriyet, Bab-ı Ali ve Eski Meşrutiyet
Bahariyeli bir çalgıcının parmaklarıyla gösterdiği
Dördüncü ateşe veriyordu Sokaklarını yaşanmamışlığın
Yani ki yaşamasak da buradayız diyen anaların
Dudullu’da kara emzirilmiş çocukları
Alemdağ’ın bir sokağında
uzaktan bir maviyi büyüttükleri resimlerde
Toplamışlardı Düşlerinden bir denizi,
Ve sahici bir küskünlükte
nerdeyse bütün Ümraniye ağlıyordu,
denizin uzaklığı kadar ağlıyordu


Nerede yazmıştı tam bilmiyorum
hangi gazetede, tam bilmiyorum
Bir kadının Fatih’teki duasını alır gibi
Bir adamın Eyüp’teki namazında
Beşincisi tepelerde cambaz
alıp hepimizi tek tek alıştırdığı bir İstanbul


Ey ki senin
Bir yanında minareler bir yanında sarhoşluklar
Trafikte sıkışmış bir gül’ü gördüğümüz
Çok gördük kendimizi, seni çok gördük
ey ki sana -uzun zamanların ustası-
alışık selamlar gönderdik Bağlarbaşı’ndan
Sen ki dağınık bakışlarında rüzgar
biliyorum böylesi esrik
merhaba ve iyi martılar...


Daha dün güzel gördüm, ortada fokur fokur
Üsküdarlı bir güneş dans ediyordu Zeytinburnu’nda
Gözümle gördüm dans ediyordu,
hayal meyal çizilmiş bir tuvalin
göğsündeki utangaç kızıl
Tam dört karanfil etrafında Çınaraltı’nın
Alıp şehrayin kuruyordu beynimdeki lâl
Tam dört kez gördüm dans ediyordu

II

Özleyen bir bakıştayım her mevsim
dünyanın en uzak ucundan fısıldıyorum
Allah’ım ne güzeldi İstanbul
bir başka sayfasına uzanıp bir daha görmek istediğim
sayısız yakamozları gecedeki boğazın
sayısız ve binlerce defa kamaştıran gözlerimi
bir balıkçı teknesinin yüz kez öptüğü
masmavi, simsiyah
yakasını açmış; bakımlı, alagöz İstanbul’um
seni bir çınarın altından seyreden güvercinlerle
saatler çabucak akar tik-taksız bir zamanda
biliyorsun böylesi hoş
ve deniz her mevsim sevinçten lâl
her mevsim bambaşka
en başka
çok başka...
Tanrım yitmesin...

Mehmet Şah Erincik


Mystic@L 8 Nisan 2007 20:28

haylaz bir adamdan da başlanabilir sevmeye
Tertemiz kağıtlara mürekkep dağıtır da
sonra gelip yıkanır teninle
kara bir adamdan da başlanabilir sevmeye
upuzun yola düşse gece korkar da
sonra gelip sığınır gölgene

ucuz bir adamdan da başlanabilir sevmeye
tepeden tırnağa yağma durur da
hep ‘bi dostluk’ kalır geriye
Enver Ercan


maipoem 8 Nisan 2007 20:32

HERKES VE BİR KAÇ KİŞİ


Yağmur herkese yağar
Güneş ısıtır herkesi
Mevsimler herkes içindir
Yalnız çığ altında kalan
Sele kapılan her zaman bir kaç kişi

Herkes içindir aşk da ayrılık da
Yalnızca bir kaç kişi ölür acıdan
Eskiden ölümle tartılırdı ayrılık
Kiminin hayatı yalnızca unutkanlıktan

Her şey, herkes için değildir oysa
Kimi hiç bir şey öğrenmez karanlıktan
Yalnızlığı kullanmayı bilmez kimi
Kimi ayrılamaz karanlıktan

Yağmur herkese yağar
Ama çok az insan tutar yağmurun ellerini
Onca şarkı onca film onca roman
Ama sevmeye yetmez herkesin kalbi

Çığ altında kalan sele kapılan
Aşktan ve acıdan ölen
Bir kaç kişi dünyayı başka bir yer yapmaya yeter
Aslında onların hikâyesidir anlatılan
Diğerleri dinler, seyreder, geçer gider
Geçer gider herkes
Hikâyelerdir geriye kalan


Murathan Mungan


VerSchL@GeN 8 Nisan 2007 20:51

KANAT TERZİSİ
her şeyi
anladılar
sevgilim
seviştiğimiz
yatakta
unutulmuş
bir çift
kanat
bulunca

terzilerine
gidiyor
kentteki
kadınlar
kendilerine
kanat
diktirmek
için
o günden beri

Akgün Akova


DEsssT16 8 Nisan 2007 21:05

İnsafsız

Senin sol göğsünün altında vuran,
Kalp değil, taştır be, taştır insafsız.
Sen arap kısrağı, bense küheylan
Peşinden koştur haa koştur insafsız

Bakışın gücünü bende mi sınar?
İnlesem azarlar, ağlasam kınar.
Sen ceylansın diye gözlerim pınar,
O yüzde yastır be yastır insafsız.

Tercüman olmaktan aciz halime,
Osmanlı dilinde yüzbin kelime,
Bir şarap kadehi verdin elime,
Unuttuğun ekmektir, aştır insafsız.

İçimde cevapsız kalan merak var.
İki yay altında binlerce ok var.
Ava mı çıktın ki bu kadar çok var?
O nasıl kirpiktir, kaştır insafsız?

Bülbülden ibret al, duy avazından.
Dinle isyanını kendi ağzından.
O dahi uslanmış gülün nazından.
Gönülde küstür be küstür insafsız.

Ey derd-i aşkımla iftihar eden,
Sordun mu kimdir bu intihar eden?
O ömür törpüsü gözlerden tüten,
Esrara kestir be kestir insafsız.

Cemal Safi


BLacK_HawK 8 Nisan 2007 21:10

AY KARANLIK

Maviye
Maviye çalar gözlerin
Yangın mavisine
Rüzgarda asi.
Körsem
Senden gayrısına yoksam
Bozuksam
Can benim, düş benim
Ellere nesi?
Hadi gel
Ay karanlık...

İtten aç
Yılandan çıplak
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel
Ay karanlık...

Dört yanım **** zulası
Dost yüzlü
Dost gülücüklü
Cigaramdan yanar.
Alnım öperler
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım **** zulası
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş
Etme gel
Ay karanlık...
Yazar :Ahmet Arif




Nephthys 8 Nisan 2007 22:55

. Gölge Gönüller

. Sir degildi su gönlümün isleri,
Bir sen varsin bu sevdadan bi-haber.
Kirpigimde beledigim düsleri,
Gerçege naksedip saldim beraber.
Sir degildi su gönlümün isleri,


Kabul et bendeni gönül gölgene,
Cana mihnet olmaz cananin yükü.
Belkiz’dan yadigâr hayâl ülkene,
Istersen çilemden bir kafes doku,
Kabul et bendeni gönül gölgene,


Gittigin her yerde pesindeyim yâr,
Ben seni gönlüme sila bilmisim.
Sensizlik çagini sorma ne olur
Senden ötesini çile bilmisim.
Gittigin her yerde pesindeyim yâr,


Basimi koysam da ayin dizine,
Içimden her lâhza bin hüzün geçer.
Güvenmem hicranin sessizligine,
Ya adin duyulur, ya sözün geçer.
Basimi koysam da ayin dizine,


Beyhude gönlümün çirpinislari;
Ahlat-i erba’da artik sevda yok.
Dönmesin basimda devlet kuslari;
Kaderden talihten bana fayda yok.
Beyhude gönlümün çirpinislari.


Gözlerin mi yikan hisarlarimi?
Kaç ordu tükettim kirpiklerinde?
Askin mucidinden miras varimi,
Tarumar eyledin ak ellerinde;
Gözlerin mi yikan hisarlarimi?


O gözler ki bir gün elin olursa,
Bir daha sinemi yakar mi söyle?
Bir bahti güzele gelin olursa,
Bana böyle mahzun bakar mi söyle?
O gözler ki bir gün elin olursa,


Bana ne bülbülün güle askindan,
Tek gerçek biz idik gerisi yalan.
Bin güzel saklayan gönül köskünden,
Bir avuç kül oldu geriye kalan.
Bana ne bülbülün güle askindan,


Yemin ettim Yemliha’nin sirrina,
Sahidi sirtimda yilan derisi.
Aldanma sen yücelerin karina,
Saçimdaki aklar yillarin isi;
Yemin ettim Yemliha’nin sirrina,


Beyaz kelebekler kana konmadan,
Turnalar raks etsin sabaha kadar.
Zaman-mekân çiksin artik aradan,
Su daglarin arkasindan gel ey yâr;
Beyaz kelebekler kana konmadan,


Sir degildi su gönlümün isleri,
Bir sen varsin bu sevdadan bi-haber.
Kirpigimde beledigim düsleri,
Gerçege naksedip saldim beraber.
Sir degildi su gönlümün isleri,
.


Yunus Kara .


kambis 8 Nisan 2007 23:00

YALNIZLIK ŞİİRİ



Karanlığın insanı delişrten bir ihtişamı vardır

Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım

Bu gece dağ başları kadar yalnızım



Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından

Dudaklarımda eski bir mektep türküsü

Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim

Gözlerim gözlerini arıyor durmadan

Nerdesin?


Atilla İlhan.


arwen 8 Nisan 2007 23:05

kavuşmayı sevdiğin kadar,
ağlarken de sev beni,
ve hatta ayrılırken bile,
ölmeyi inandığın gibi,
seve seve sev beni,
sevebildiğin kadar.



hasan öztürk


kambis 8 Nisan 2007 23:17

Çok özledim
Acını acım,
Kederini keder,
Gözyaşını gözyaşım bildim..
Herkese omuz olan bir yürek benimki.
Zaman ne kadar katılaştırmış olsa da,
Dışı kat ve kat kabuk bağlasa da,
Kan revan içinde kalsa da,
Böyle bir yürek benimki...
Bir gün kalbimin kapısını kim çalacak bilmiyorum,
Bildiğim bir şey var yüreğimde gizlenen,
Onu görüyorum.
Ona bir de isim takıyorum,
Mavi sevdam diyorum.
İçimdeki mavi umutları ancak o görecek, biliyorum
...ve işte ben o zaman kalbimi
Ona adıyor, onu seviyorum.
Sen geldiğinde,
Ilık bir meltem esintisiyle yüreğimde yerini bulacaksın.
Kimsin, nesin,
Nasıl birisin hiç bilmiyorum,
Gelişin, ışığın etrafında dönen
Ateş böcekleri gibi beni saracak,
Bir tek sana yön bulacak.
Bu yürek senin olacak.
Seni beklemek,
Bir yerlerde var olduğunu bilmek,
..ve bir gün geleceğin günü sabırsızca beklemek.
Belki çok yakında gelip beni bulacaksın,
Varlığını hissettiğime göre, sende beni aramaktasın.
Ben buradayım..
Eş ruhum...
Gel bul beni...
Sensiz katlanmak zor olsa da bu hayatın yüküne,
Varlığını hissetmek güç verir yüreğime,
Sensiz ne kadar zor olsa da sensizliğe,
Bekliyorum bir gün geleceksin diye.
Ruhuma aktığın o ilk anda,
İlk bakışta, ilk sözde, sen de anlarsın ruhuna girdiğimde,
Beklediğim.. Özlediğim...
Yolunu gözlediğim.....
Neredesin...
Hayalimde değil yanımda olmalısın,
Benim için değil,
Sen istediğin için kalmalısın,
Sev diye değil,
Aşkı bulmalısın,
Benim için değil,
Kendin için ruhuma doğmalısın.
Gel artık seni çok özledim
Nursendemir


Nephthys 8 Nisan 2007 23:55

*Sen Doğarken


Hep hayal ederdim
Güneş olup doğuşunu
Bu sabah gözlerimle gördüm
Nasıl heyecanlandım bilsen.

Önce kızıla kaydı gece
Sonra yavaş yavaş
karanlık kaçtı senden
Ardından
Aydınlığa gark oldu gökyüzü
İnan gözlerimle gördüm
Bu sabah seni doğarken.

Sırf benim için de değildi
Sessizce bekler gibiydi tabiat
Kuşlar
Nasıl sevinç çığlıkları atıyordu görsen.

Sonra ışıkların daha da arttı
İçime dolmak istercesine
Gözlerime hücum ettin birden
Şimdi tepeden tırnağa
Seninle doluyum mor menekşem.

Bu sabah seni
Güneş olup doğarken gördüm
Yemin ederim
İnan bana
Bak şahit gözlerim.

(Son çıkış)


Sami Bağcı


arwen 9 Nisan 2007 00:19

Bir Eylül akşamı sokağa atılmış
Bir kedi gibi ay
Öyle hüzünlü öyle kırık
Bulutlar taş olmuş sanki
Rüzgarlar yumruk
Dudağı kanıyor ay’ın
Yıldızlar çığlık çığlık


celal aksu


arwen 9 Nisan 2007 00:53

hayat sevginin üzerinde yol alır
geçmez darda günler
eser sevgide çok tatlı rüzgarlar
ona aşk'ı bahar yeli derler

sizlerede bu yakışır
elinizde sevgi
ışık saçan fenerler gibi
ne mutlu
yakalarsanız her geceniz böyle olsun
seherin o vaktine kadar
gözler inanmaz
bir sel ki
bardak dolmaya doymaz

nedir seni sıkan
gecenin karanlığımı
yoksa mutsuz hissettiğin an mı
geriye sadece göz yaşlarını bırak
bak bahar da geldi
biraz ötesi sıcak aylar
sonrası aşkının sonbaharı
o sonbaharda atacaksın kurumuş yapraklarını
kış'a öyle bir huzurla gireceksin ki
'kar tutmayacak o güzel yüreğin'


murat yılmaz


Nephthys 9 Nisan 2007 01:07

Uykunda Öpüyorum Seni



Uykunda ağlıyorsun...
Uykunda öpüyorum seni... Korkmadan ağlıyorum
seninle...
Senin için bir şey yapamayışıma, seni bu dünyada
yapayalnız, kimsesiz bırakışıma ağlıyorum...
Senin için gerçeklik yok, bu hayat, bu hayatın
kuralları yok... Kendine nasıl derinden ve katıksız
inanıyorsan, bu hayata, bu insanlara da öyle
inanıyorsun... Bunu sana ben anlatamam. Bak bu sensin,
bak bu da hayat, bu da kuralları; bak, insanlar seni
aslında nasıl görüyor, yok bu hayatta duygularının


Cezmi ERSÖZ



arwen 9 Nisan 2007 03:03

Seni İÇimden Terkediyorum
Binmediğim hiçbir otobüs
beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde
Gittikçe azalıyor hayat
Neyi erken yaşadıysam
hep ona geç kalıyorum,
Sana göçüyorum her sonbahar
Yolların çıkmıyor aşkıma
Unuttuğun yağmurların adı saklımda
Seni içimden terk ediyorum...
Susmaktan yoruldum
kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri
Efkar demliyorum gözlerimde
Yaşlarımı yanağıma varmadan öldürüyorum
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
Seni içimden terk ediyorum...
Ne unutacak kadar nefret ettin
ne hatırlayacak kadar sevdin
Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin
biliyorum
Beni hep bulmamak için aradın
Yanılgımdın
Yandığımdın
Yangındın...
Sensizliğe yenilmek
sana yenilmekten zor olsa da
Ardımda bir sürü belkiler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum...
Şimdi
içimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan
iki yarım kaldık
Tamamlayamadık bizi
Elimden tutmadın yalnızlığımın
Saçlarımı da uzaklarına gömdün
İçimin mavisi senin okyanusundandı
Al geri veriyorum
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
Sana bensizliği terk ediyorum...
Yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın demiştin
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi...
Ne tuhaf değil mi
İçimi acıtanda sendin
acımı dindirecek olanda
Ya öldür beni dedim
ya da git benden
İçi bulanık bir sevdanın ucunda seni kaybettim...
Aldırmadın aldırmalarıma
Bir gecede yakıp yarini
Şafaklara sattın ihanetini
Külüme basanlar bile utandı yaptığından...
İşte soluk bir ömrün
son nefesi
Benden
içimden
terk ediyorum...



Kahraman TAZEOĞLU


Nephthys 9 Nisan 2007 03:04

ZAMANIN RAKSI



karanlık gecelerin koyu zifir koynunda
raksı var zamanın bak yıldızların oynunda
hüzün yabancı değil ikinci adresimdir
halim kara tuvale kara kalem resimdir
kaç kaçabilirsen kaç yağlı urgan boynunda..
karanlık gecelerin koyu zifir koynunda..


haber var mı öteden.. büyük nasıl- niçinden?
reçete aramak boş ilaç yok çin-maçinden
kaç yıldız akıp geçti saydın mı maveradan? ..
görmek için göz gerek perde sıyır aradan
çıkabilirse çıksın noksan akıl içinden
haber var mı öteden.. büyük nasıl- niçinden?



Kenan Mim ERYİĞİT


scanner_11 9 Nisan 2007 07:07

Ağlarsın
Kırdığın kadehte kalan ömrümden,
Ağlarsın içtiğin yılları bilsen.
Hicrinle sararıp solan ömrümden,
Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen.

Sefiller gücünü bende sınadı,
Kimi kaçık dedi, kimi bunadı;
Berdûş eleştirdi, sarhoş kınadı,
Ağlarsın düştüğüm dilleri bilsen.

Ar ettim sakladım uğraşlarımı,
Haberdâr etmedim sırdaşlarımı.
Gizlemek isterken göz yaşlarımı,
Ağlarsın seçtiğim yolları bilsen.

Felsefe böyledir dîvânelerde,
Teselli aranır bahanelerde,
Bir kadeh mey için meyhânelerde,
Ağlarsın döktüğüm dilleri bilsen.

Ateşe su dedim göz göre göre,
Aklım zavallıydı duyguma göre,
Bahtına şükretti Mecnûn bin kere,
Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen
Cemal Safi


Misafir 9 Nisan 2007 09:08

Papatya Sevenlere Yaprağını Saydırır
Papatya sevenlere yaprağını saydırır,
Nilüfer bu duyguyu hep göllerde kaydırır,
Gül dedinmi gidecek olanıda caydırır,
Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi.

Lale dersen endamı anlatmaya ne gerek,
Karanfil acılar çiçeği oldumu desek,
Kardelen asil yalnızlığı seçen çiçek,
Çiçeklerle muhabbet etmeyi denedinmi.

Kırçiçeği sevginin bir başka ifadesi,
Menekşe çiçeklerin renkleriyle gözdesi,
Manolya şarkıların türkülerin özdesi,
Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi.

Kasımpatı begonya sümbülüde unutma,
Seversen çiçeği yaprağını kurutma,
Bir demet çiçek ile hiç kendini avutma,
Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi.

Gelincik dokunmaya bile gelmez narindir,
Çiğdem sarı beyaz bahar çiçeği yarindir,
Leylak ağaçtaki gizli güzellik al indir,
Çiçeklerle muhabbet etmeyi denedinmi.
Ümüt Güngör


NiliM 9 Nisan 2007 09:13

Gurbet Akşamları

Hiç istemem yine gelir,
Çatar gurbet akşamları
Yüreğime hançer olur,
Batar gurbet akşamları.

Öldürecek beni dertler,
Bende geçti bini dertler,
Dertlerime yeni dertler
Katar gurbet akşamları.

Bilmiyorum dertten gamdan,
Zevk mi alır intikamdan?
Kanlım gibi şu yakamdan,
Tutar gurbet akşamları

Şimdi akşam bak şu anda,
Zindandayım ben zindanda,
Zindan ne ki zindandan da
Beter gurbet akşamları

Acılara beler beni,
Kesip doğrar diler beni,
Parça parça böler beni,
Yutar gurbet akşamları.

Memleketim ilim obam,
Kavim, gardaş, dost, akrabam,
Gözlerimde anam, babam,
Tüter gurbet akşamları.

Kadir Mevla’m yardım etsin
Ozan Arif yurda gitsin
Bitsin artık bitsin bitsin...
Yeter gurbet akşamları.


Ozan Arif


scanner_11 9 Nisan 2007 09:30

Ahu Gözlüm..
Ahu gözlüm böyle oyun
Duydum desem yalan olur.
Senden gayrı yare boyun
Eğdim desem yalan olur.

Erdim aşkın değerine,
Yandım derinden derine,
Seni bin leyla yerine,
Koydum desem yalan olur.

Akışlarda bu coşkuyu,
Nakışlarda bu dokuyu,
Çiçeklerde bu kokuyu,
Duydum desem yalan olur.

Vazgeç artık şu kuşkundan,
Ne umarsın bu şaşkından,
Ecel gelse yar aşkından,
Caydım desem yalan olur.

Aciz olmak ne beter şey,
Gene yoksun geldi hey hey,
Her bakışın bir kadeh mey,
Aydım desem yalan olur.

Dile kolay yedi sene,
Son diyorsun öl desene,
Yedi veren gül busene,
Doydum desem yalan olur.
Cemal Safi


NiliM 9 Nisan 2007 09:56

Barış Nedir Sevgilim

barış nedir sevgilim biliyor musun
bir köprü müdür üstüne gölgeler düşünce çöken
halka açılamadan batan bir şirket
iki savaş arasında verilen çay molası mıdır barış yoksa
hurdacıya söylediği son sözler mi
bisikleti vurulan bir çocuğun söyle sevgilim
Einstein'ın Roosevelt'e yazdığı mektup mudur barış
Lozan'dan gelen telefon mu Mustafa Kemal'e
çöplerini bilimin süpürdüğü bir sokak mıdır barış yoksa söyle sevgilimde ki
tünediği balkon uçuruma düşen yavru bir kuştur barış
saatçiyi hapse attıkları için kurulamayan bir meydan saati
ayağımızdaki paslı çiviyi bacağımızı keserek çıkaran
bir melekde ki aptalların türküsü
oyuna getirilenlerin ülküsüdür barış
dişleri sökülmüş Asya kaplanıdır kapitalizmin sirkinde ki sevgilim
içine bayat pil konmuş el feneridir barış
fosforlu izleridir bayrakların üzerinde gezen salyangozların
barış düşsel beyaz buluttur bir kaleye çarpıp dağılan
kör bir toplumun tehdit dolu yazılarla kirlettiği bir defterdir barış
kendinde bulamayıp başkalarında aradığıdır insanın barış
halkının üzerine devrilen bir devlettir zor dönemeçlerde
açılmadığı için posta kutusunda ölen bir mektuptur barış
patlayıp seyircileri öldüren bir futbol topudur
son dakikada bunların hiçbiri
hiçbiri değilse barış söyle sevgilim savaşın düş kurduğu yerlerde
hangi yüzsüzün uydurduğu bi' sözcük türşu dillerden düşmeyen barış


Akgün Akova


scanner_11 9 Nisan 2007 11:41

Aklım Almıyor
Unutmak sevmekten kolay demiştin;
Olmuyor sultanım, kolay olmuyor.
Hepsi bir mevsimlik olay demiştin;
Dolmuyor sultanım, zaman dolmuyor...

Sen gittin kaderim düşman kesildi;
Alnına simsiyah mührü basıldı.
Bütün aynaların yüzü asıldı;
Gülmüyor sultanım sensiz gülmüyor...

Ben Allah'tan sonra seni överim
Seninle var oldu benim değerim.
Senden başkasını nasıl severim!
Almıyor sultanım, aklım almıyor...
Cemal Safi


Nephthys 9 Nisan 2007 12:10

. . Incinen Gurur

. Pencereden baktigimda görüyorum
Senin yüzün incir yapraginda
Senin ürkekligin duvar üstünde yürüyen
Bir kedinin kivrakliginda

Aynada dururken görüyorum
Kirmizi öpüsün sol yanagimda
Disimi firçalarken senin agzin
Serin sularin berrakliginda

Raki devrilmis masalarda yoklugun
Veya benden önce kalkip gitmisligin
Gece boyu dolandigim barlarda
Sarhoslara tekrarladigim adin
Balikçi kahvesinde, çorbacida, kenarlarda

Dökülmek istemiyorum hayir! ..
Çingene çiçekçiler habire yaltaklandiginda
Bilmedigim sorularin açtigi çukuru
Yalanlarla doldurmak istemiyorum

Seni kaybettim galiba
Iki tasin arasinda kaldim
Bu, benim hatam degildi
Seni ben çook geç tanidim

Derin acilar bahçivani
Yüregime ne ektin böyle...
Ask korkagini bagislar mi?
Söyle...

Aramak ne kötü herkeste seni
Her gözde bulup yanilmak seni
Ah turuncu rüyalar güzeli
Hem kendini yok ettin
Hem beni

Baska ne acitabilir içimi
Yasim kirki devirmisken
Seni böyle patavatsizca sevmisken
Ve, tam aynayi günese çevirmisken
Baska ne...

Seni vefasiz asklara birakiyorum
Yüzümü kirilan bardaklarda ara
Düsünme ben ne olurum
Sanirim bi daha onarilmaz
Incinen gururum
.

Yusuf Hayaloglu


scanner_11 9 Nisan 2007 13:02

Aklım Çıkıyor
İçmeden resmine bakamıyorum
Kırılırsın diye aklım çıkıyor
İçince karşına çıkamıyorum
Darılırsın diye aklım çıkıyor...

Korkarım derdimi sana dökerken
Utanır gözümden yaşlar akarken
Uzunca yazamam belki okurken
Yorulursun diye aklım çıkıyor....

Yakasız gömleği giysem eğnime
Biricik resmini koysam koynuma
Ne zaman geçirsem ipi boynuma
Sarılırsın diye aklım çıkıyor.....

Her beden bir candan sorumlu sanma
Hey ! Ruhu kalbimi saran muamma...!
Benim bir kurşunluk işim var amma!
Vurulursun diye aklım çıkıyor....
Cemal Safi


Nephthys 9 Nisan 2007 13:26

*Seni Sana Terk Ediyorum



geceler telaşla koşuyordu gölgeme
bir gece kuşu daha uçuyordu avuçlarından
yırtıyordu gecenin karanlığını baykuş sesleri
arz inliyordu yıldızların aksine
en sade suretini koyup çıkınıma /sırtıma atıp
seni sana terk ediyorum...

bozkırın koynunda deli dolu at süren ben
dökülen eylüllere soktum gökyüzünün maviliğini
ayın dolmuş haliydi son durağım
içimdeki trenler çoktan devrildi, vagonlar darmadağın
çatlamış dudağımı şiirlerle ıslatıp
seni sana terk ediyorum...

kanıyor ayak uçlarım dilime inat
kaçırıyorum bakışlarımı alev küresinden
bıçaklar kaygan zeminlerde bilenirken
geceye sızan birkaç damla kan
gözlerimden yüreğime sessizce akan
en şiddetli zehri acılarıma katıp
seni sana terk ediyorum...

kaldırım taşlarında uyuttuğum düşleri
bir atımlık barut kokan sabrımı
gün görmemiş hayâllerime vuruyorum
tütsüye mahkûm petekten oğul almak
zırdeli şafaklara ağlamak
bana mı düştü yar
sabahla gidiyorum, balımı peteklere satıp
seni sana terk ediyorum...

kaç kalibreydi boynumdan vurduğun söz
sahi ceylanlar neden hep boynundan vurulur
gölgem kan kaybından ölmekte
kırılan bir kalemin hesabı mı yapılır
sevdam yüreğimde musallaya yatıp
seni sana terk ediyorum...



Turhan TOY



Misafir 9 Nisan 2007 13:46

ANILARDA YAŞARKEN

Cekingen adimlarla sesiz ve urkek
Bir gun uzaklardan bir giz gibi geldin
O buyulu sarkilarini soyleyerek
Gencligimi geri getirdi ellerin
Sundun paha bicilmez guzellegini
Oylesine diri oylesine sicak
Boylesine bir mutluluk anladim ki
Omur boyunca bir kez yasanir ancak
Bir kez nefes aldigini anlar bir gun
Bir kez bir kisiyle insan butunlenir
Ozlem dedigimiz o hancer bir dusun
Bir kez saplanmak icin kac kez bilenir
Anilarsa bitmez bizimdir daima
Umulmadik yerlerde yeserir buyur
Yasamak bastanbasa yalan olsa da
O alir bizi uzaklara goturur
Emzirir gur memelerinden istekle
Biz farkina varmadan uzar omrumuz
Anilarda yasarken bir gun gelir de
Biz de biber ani olur oluruz.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Mystic@L 9 Nisan 2007 14:54

Affet

Göz kaptırdığım renkten,kulak verdiğim sesten,
Affet senden habersiz aldığım her nefesten...

(1980)

Necip Fazıl Kısakürek


Misafir 9 Nisan 2007 15:25

Oy Havar!!.

Fazla tanıdık.. Büyük yabancı…
Bildiğim kokulardan aldığım duyumlar mı değişti
Daha mı çirkefe durdu zaman
Ölümdür bundan ötesi
Yoksan, yokluğum çözemez problemden öteliklerdeki karmaşayı
Sayılarla oynarım en fazla
Ötesini beceremem sen olmazsan
Olmayacaksan
Olmam
Olamam
Çekilecek çok “ahhh”lı acım olur. Kanarım. Sarmam. Sardırmam. El sürdürmem. O zaman yabana durur yine aklım. Susarım, fazlaca. Küstahlaşırım. Zevksizleşirim
Ölüm olur ötesi
Bir adım sonrası ölüme durur
Yoksan, yokluğumdaki anlam kaybolur
Susar o zaman içimdeki tınılar
Hep karanlığa gark olurum
Eskisi kadar
Eskiden beter…
Tiksinirim odalardan, duvarlardan, insanlardan
Fazlaca çirkinleşir ellerim
Sesim okuyamaz olur hiçbir dizeyi
O zaman, ölüm olur bir adım ötesi
Yaşarım
Ölürüm, en çok

Soysuzlar çoğalır yok olursan
Bunu yapamazsın
Ölmemelisin sen
Benden önce
Duyuyor musun
Duy
Uyan
Hadi
Kanıyorum. Nasıl kıyarsın. El sürdürmem sen olmayacaksan. Sarmam. Sardırmam. Yine korkarım karanlık tüm alanlardan. Ve nefret ederim aynı anda ışıklı sokaklardan. Çok sahte bulurum herkesi. Sevemem. Sevdirmem kendimi. Sen olmazsan ölüm olur bir adım ötesi…
Sözlerin olur her harf
Konuşamam
Bütün yetilerimi kaybederim
Ahhh
Uyan
Kanıyorum
Nasıl kıyarsın
Nasıl gidersin
Sözün var
Sözüm var
Biz, güçlü olacaktık
Asla “yenildim” dememeye söz verdim
Hadi, gözünü seveyim uyan
Kan revan her yanım. Sen olmazsan sardırmam. El sürdürmem. Yine susarım. Vazgeçerim. Çok bilirim. Çirkinleşirim….
Uyan
Büyük, tarifsiz özlemine giydirmiş olamazsın ölümü
Bunu yapamazsın
Biliyorum, yalan bu
Uyanırım birazdan
Kıyamazsın sen
Bu kadar kan revan kırmızılara salmış olamazsın hücrelerimi

Uyan diyorum
Duyuyorsun
Duy
Kanıyorum
Nasıl yaşarım
Kim anlar

“Yenilmek” olmazdı, olmayacaktı.
Sözün vardı
Sözüm vardı
Sözümüzdü
Nasıl bozarsın
Yoksan, ölüm olur bir adım sonrası
“Sağ olsun” diyorlar
“Başın sağ olsun”
Oyyy Havarrr
Ben buna dayanabilir miyim
Hadi, kanatıyorlar
Canım yanıyor
Duy sesimi
Duy
Hadi
Uyannnn



Sarahatun Demir


Misafir 9 Nisan 2007 15:38

Kedi Aklı
Bir diyeceğim yoktu hüzünden yana
Yıpranıyordu kötü kadınlarda aşkım pis karanlıklarda
Yetmiyordum yeni insanlara yetişemiyordum
Ölür kalırdım belki de sokak aralarında bir kenarda

Kimin umurunda dedi ama kendimi inandıramadım buna da
Yakışmıyordum eski pencerelere yosunlu sulara
..........
..........


Arif Damar


Misafir 9 Nisan 2007 17:57

Ömür

İki tarih arasına sıkıştırılmış,
Uzunluğu meçhul süreç...
Doğum tarihi şu,
Ölüm tarihi bu,
Yazılır beyaz, mermer bir taşa...
Sonra o gösterişsiz taş,
Dikiliverir sessizce,
Ağrılardan ve sorunlardan
Azade başa...

Zembereği boşanmış tatlı canların,
Kıyametlerce sessizliğidir ölüm
Ve sevenlerin, sevilenlerin ebedi suskunluğu...
Ne sevgiliye verilen şirin sözler,
Ne sevdaya edilen candan yeminler,
Ne de divane gönüllerin doyumsuz coşkunluğu...
Sade bir şey var ortada,
Sanal iki tarih arasında,
Sıkışmış, hazana tutkun hayatların,
Hüzün karası yorgunluğu...

İşte insan... Dolaşıyor bin bir kurumla,
‘’Evreni ben yarattım’’ dercesine...
Ama
Doğum tarihi şu,
Ölüm tarihi ise
Cevabı meçhul bir soru...

Tutkuyla yaşanan aşklar,
Bir anlık vuslata adanan başlar.
Ve sonra,
Hayat arenasının orta yerinde,
Kader değirmeninde öğütülüp,
Hicran ateşinde pişerek,
Ucu, üstü açık bir mezarda biten,
İntihar etmiş umutların yolu,
Sanal iki tarih arasında sıkışmış,
Kısacık bir süreç insan ömrü...

Nihayet büyük hicret başlarken bekaya,
Bir namazlık mola, musalla limanında...
Sonra devam eder omuzlar üstünde,
Muazzam vakarıyla,
Ebedi sükûnete
Tek kişilik,
Tenha bir yolculuk...
Fatihalar, dualar ve âminler arasında,
Son bulur
Ömür,
Ölüm tarihi şu...

İki tarih arasında...

Selami Ateş


Misafir 9 Nisan 2007 18:16

Sustum!
.............
yüzünle konuşuyorum şimdi!
bir beyaz hayal seriliyor çimenlerime;

papatyalara benziyor...
dönüyor sonra sarışın bir kuş sürüsüne...
gözlerinde dokunuyorum güzelliğine..
seni özlüyorum anlamıyorsun
tutup öldürüyorum birini, sevgim kanıyor...
gömüyorum sineme...

sustum!..
............
ellerini tutuyorum şimdi!
başak dolu ova nazlanıyor gözümde...
göçüyor harman yerlerine..
rüzgara direnen yaba gibi bir inip bir çıkıyorsun gene de
sen duymuyorsun
samanların arınıyor tenimde
tanelerinde acıkıyorum...
parmaklarını yiyorum kimse görmüyor
benimdir onlar, vermem geriye...

sustum!..
............
saçlarını kokluyorum şimdi
tel tel güller doluyor bahçelerime..
kar mevsimini düşünmüyorum hiç!..
leylekler ağaç tepelerinde
kim demiş!
doruklar beyaz değil!.. beyaz değil işte....
sen görmüyorsun
yazdan kalma güneşle eğiliyorum
kırmızıların solmasın diye.

sustum!...
...........
uzaklığını ölçüyorum şimdi..
mesafeler artıyor içimde..
yollar büklüm büklüm.. yollar dikine...
noktam derinleşiyor gitgide
sen bilmiyorsun
kilometre taşlarını kaç kez saydım dersin...
bir tanesi bile yoktu
kapının önünde...

bir kürek kor ateş bulup
üfledim yüreğime...


Tayyibe Atay


Misafir 9 Nisan 2007 18:43

Birisini sevdim

Birisini sevdim
Sevdim
Sevildim
Gördüm
Görüldüm
Duydum
Duyuldum
Nişanlandım
Nişanlı
Evlendim
Evli
Sevdim seni
Gördüm göreli

(Serdar Sayıl-1979)

Serdar Sayıl


Misafir 9 Nisan 2007 18:57

Aşkımın Martı Kuşları


akşamla birlikte geldim yaşadığın şehre
gözlerimi gecede sakladım...
çirkinliğimi göreceksin diye
araba flaşlarına,
sokak lambalarına,
çakan çakmak ışıklarına bile kızdım...


utanç duvarına yazarken adımı
kendi kalemimle,
ellerimi yüzüme kapadım.
suçlu sen değilsin ki,
suçlu benim!
sen elime bile dokunmadın...

gözlerinin güzelliğinde yayıldım sokaklara
yanımda sen vardın...
sadece sen!!!
ne evler,ne arabalar,ne bahçeler,
ne de bize bakan sorgucu gözler,
hiç birine aldırmadın...

kaç martın vardı özlediğim
kaç martın, söyle!!!
kaçını bana getirdin?
kaçını öldürdük bu gece?
kaçını kaçırdık gökyüzüne?
kaçı kaldı ki bizimle?
sayamadım...

seni!
sayamadığım martılar kadar çok sevdim,
anlamadın...

akılsız martılar!
konmayın duvarımın üstüne!
sizi saymak istemiyorum,
haydi kaçın,
kaçın diyorum size..




Tayyibe Atay


Misafir 9 Nisan 2007 19:04

Şehitler

Dolaş karış karış Anadolu'yu
Herbir karışında bir şehit yatar
Nerede vatana saldırı olsa
Onların yüreği orada atar

Onlar Anadolu müritleridir
Bu millî devletin şehitleridir
Onlar istikbalin şahitleridir
Sitemleri gelir sineye batar

Çanakkale, Kıbrıs, Güneydoğu'da
Yirmisini doldurmadı çoğu da
Unutmaz onları Cudi dağıda
Analar, bacılar ağıtlar yakar

Kimisi nişanlı, kimisi evli
Soyu, sopu asil, kökeni belli
Yapmadılar askerliği bedelli
Göz yaşlı gelinler yollara bakar

İbrahim Kılınç


Mystic@L 9 Nisan 2007 20:43

Ayrılık şiiri ne kadar yalın
Sevdiğimiz aşk sözcükleri gibi
Kılıçla kesiyor bir hain nokta
Öpüşen virgüllerle akan cümleyi

Nasıl soğuk ayrılığın güneşi
Gölgeli bir çınar olan gövdemin
Dalları içten kırınca acı
Buzdan bir alçıyla tutuyor beni

Ayrılık sabahı ne kadar beyaz
Ölümün hüzünlü arkadaşı kar
Bana ütülü bir çarşaf hazırlar
Bir karanfil tam yüreğin üstünde

Onat Kutlar


Misafir 9 Nisan 2007 22:58

Haibun



Gün batımı soluk. Boynundaki kolyeyi okşayan ayrılık rüzgarı gibi.
Yokuştan aşağı iniyor. Elinde yine kedi mamaları, su kapları.

Cihangir’i fethe çıkmış. Başı öne doğru, vücudunun diğer kısmını geriye vererek koşturuyor, rüzgar yetişemiyor gölgesine.

Bütün kediler tanıyor onu. Ama insanların çoğu kocasını tanıyor. Ünlü bir ressamın karısı. Masaya gelip oturduğunda, kendinden başkasını dinlemeyecek kadar, yıllarını kendiyle doldurmuş birinin mantığına çarpıyorsunuz.

Kediler hayatı. Başka hayat yok. Bütün dünyadaki kedileri kurtarmış gibi oluyor. Her bir kediyi okşadığında elleri, ölmeyecekmiş gibi oluyor.

Ölümsüzlük anlayışına gülüyor olgun yaz meyveleri.
Mutlu ve erinçli kedilere yetebildiği için ölümsüzlüğü.

sıcak nefesi yazın
göğsüne vuruyor hayatın
kedilerle çizilmiş resmi

Yelda Karataş


iblis1907 9 Nisan 2007 23:36

Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan İle Rahibin Macerası

İlkönce yağmurla
sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah.
Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla.
Harp esirleri çoktan iş başındaydılar.
Topraktan nefret duyarak
- halbuki köylüydü birçoğu -
tıraşlı ve korkak
çapalıyorlardı patatesleri.
Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana
köy kilisesinden gelen çan sesleri.

Pazardı.
Kilisede erkeklerin hepsi ihtiyardı
kadınların değil,
içlerinde büyük memeli kızlar,
ve sarı saçlarına ak düşmemiş anneler vardı.
Maviydi gözleri.
Başları önde,
kalın, kırmızı ve harap parmaklarına bakıyorlardı.
Terliydiler.
Haşlanmış lahanayla günlük kokuyordu.
Kürsüde muhterem peder
"beyannameyi" okuyordu,
- gözlerini gizleyerek -.
Renkliydi pencere camlarından biri.
Bu camdan içeri giren güneş
duruyordu genç bir kadının bembeyaz ensesinde
eski bir kan lekesi gibi.
Ve hiçbir zaman
doğurmamış olan
göğüssüz ve kalçasız bir Meryem'in kucağında bir çocuk :
başı öyle büyük
o kadar inceydi ki kıvrılmış bacakları
hazin ve korkunçtu.
Önlerinde kandil yanıyordu
eski
sert
ve boyalı tahtayı aydınlatıp...

İki adam boyundaydı tahta heykel.
Şeytan saklanmıştı arkasına
- kaşları çekik, sakalı sivri,
Mefistofeles olması muhtemel,--
ve âlim bir tebessümle
dinliyordu muhterem pederi.
"- Avrupa'nın bekası,
(okuyordu beyannameyi muhterem peder)
Avrupa'nın bekası için harbediyoruz."

Dinliyordu Şeytan
sivri sakalında keder
ve âsi ve selîm aklına
dayanılmaz bir ağrı vermekteydi yalan.

Okuyordu rahip :
" Avrupa milletleri el ele verip
harbediyoruz,
ve mutlak imha edeceğiz
medeniyet için tahripçi bir unsuru."

Şeytan bir parça yana itti Meryem'in heykelini
ve havada sihirle efsun alâmetleri daireler çevirip
kaldırdı elini
rahibe doğru
- etsizdi, uzundu bu el,
hakikat gibi, kemikli ve kuru -.

Ve ne olduysa o anda oldu işte.
Renkli camın altındaki kadın
çırılçıplak göründü kıpkırmızı güneşte.
Memeleri ağırdı
ve sarı ipek gibi parlıyordu karnının altında tüyler.
Düşürdü kâadı muhterem peder
ve Şeytan'ın iğvasıyla hakikati bağırdı :
"- Karşı koymak günü geldi en büyük tehlikeye.
Harbediyoruz,
fuhşun bekası için,
kerhane kapıları kapanmasın diye.
Ve sen orda, arkada
içinde beyaz entarisinin
bir erkek çocuğu gibi duran,
sen ****** olacaksın kızım.
Sana firengi ve belsoğukluğu verecekler
büyük şehirlerimizden birinde.
Baban dönmeyecek
Yatıyor şimdi yüzükoyun
çok uzak bir toprağın üzerinde.
Şimdi kan içindedir
etli, kalın kulaklar
ve ince kollarının dolandığı boyun.
Yattığı yerde yalnız değil.
Hareketsiz duran tanklarla, terk edilmiş toplar sahada."

Kendi sesinden ürkerek
sustu rahip.
Orda, arkada, beyazlı kız ağlıyordu.
Kadife ceketli bir erkek
- ihtiyar orman bekçisi civar çiftliğin -
bir şeyler söylemek istedi.
Sivri sakalını kaşıdı Şeytan,
rahibe : "Devam et," - dedi.
Ve muhterem peder
başladı tekrar konuşmaya :
"- Harbediyoruz :
pazar ve mal nizamının bekası için.
Kömür, lâstik ve kereste,
ve kendi değerinden fazla yaratan iş kuvveti
satılmalıdır.
Patiska, benzin
buğday, patates, domuz eti
ve taze gümrah bir sesin içindeki cennet
satılmalıdır.
Güneşli bahçesi ve resimli kitapları çocukluğun
ve ihtiyarlığın emniyeti
satılmalıdır.
Şan, şeref ve saadet,
ve
kuru kahve
topyekun pazar malı olup
tartılıp, ölçülüp, biçilip satılmalıdır.
Harbediyoruz :
harbi bitirdiğimiz zaman
aç, işsiz ve sakat
- harp madalyasıyla fakat -
köprü altında yatılmalıdır..."

Yine sustu muhterem peder.
Şeytan emretti yine :
"- Naklet onun macerasını,
o ne idi, ne oldu, anlat..."

Ve anlattı rahip :
"- Onu hepiniz hatırlarsınız,
toprağın içindeki bir patates tohumu gibi
fakir,
çalışkan
ve neşesiz geçti çocukluğu.
Sonra uyandı birdenbire
on yedi yaşına doğru.
Yine fakirdi, çalışkandı.
Fakat aylarca gidip
bulutsuz bir denizde
altında sönük yelkenlerin
sanki çok sıcak bir sabah ufukta apansızın
yeni bir dünya keşfeder gibi buldu neşeyi...
Mahallede sesi en güzel olan insandı
ve en güzel mandolin çalan.
Hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?..
İçinizde kimin kalbini kırdı,
kime yalan söyledi,
sarhoş olduğu vaki midir,
ve kiminle dövüştü?
Çocuklara saygısını
ve ihtiyarlara şefkatini inkâr edebilir miyiz?
Belki biraz kalın kafalı
fakat kalbi bir balık yavrusu gibi temiz
onu geçen sene harbe gönderdik.
Şimdi gerilerinde cephenin
işgal altındaki bir köyün odasındadır.
Baygın bir kadının ırzına geçmekle meşgul
bir tahta masanın üzerinde.
Beli çıplak
pantolunu dizlerinde
başında miğfer
ve ayaklarında kısa, kalın çizmeler.
Yerde iki çocuk ölüsü yatıyordu
direkte bağlı bir erkek.
Dışarda yağmur yağıyor
ve uzaktan uzağa motor sesleri.
Kadını masadan yere iterek
doğrulup çekti pantolonunu...
Halbuki hepiniz hatırlarsınız onu,
hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?"

Yine birdenbire sustu muhterem peder.
(Susabilmek bir hünerdir
insanın ağzından çıkan sözler
kendine ait olmazsa.)
Fakat tahta Meryem'in arkasından
yine emretti Şeytan :
"- Rahip, devam et," - dedi.
Ve devam etti rahip :
"- Harbediyoruz.
Çalıştırılan insan yığınları
birbirine devrederek zinciri,
karanlık ve ağır,
beton künklerin içinde akmalıdır.
Ve sen kocakarı
- ön safta, solda, diz çöküp
yüzü eski bir kâat gibi buruşuk olan -
seni temin ederim ki
kilise kapısında oynayan torunun
- beş yaşında,
başı altın bir top gibi yuvarlak -
dedesi,
senin kocan,
babası,
senin oğlun
ve komşuların gibi
kömür ocaklarında çalışacak.
Hiçbir şeyi
ümit etmemeyi
öğrensin.
Bu maksatla
uçuyor bombardıman birliklerimiz
tasavvur edilmeyecek kadar çok ölüm taşıyıp
iki gergin kanatla.
Ve motorlarına benzinle beraber
belki bir parça keder dolarak
(öldürenlerde tevehhüm edilen keder gibi bir şey),
uçuyor av kuvvetleri himayesinde olarak
bombardıman birliklerimiz
birbiri ardından giden dalgalar halinde...
Harbediyoruz :
öldürdüklerimizin sayısı
- bizden ve onlardan
aralarında meme çocukları da var -
şimdilik
beş altı milyon kadar.
Harbediyoruz :
kundak bezinin çeşidiyle belli olmalı herkesin yeri.
Harbediyoruz :
parlasın edebiyen diye sabah güneşlerinde
hapisane demirleri..."

Hakikat çok taraflıdır.
Fakir bir Şimal kilisesinde
- Şeytan'ın iğvasıyla da olsa -
fakir bir papaz
onu o kadar uzun anlatamaz.
İnzibat kuvvetleri aldı haberi
- kadife ceketli orman bekçisinden -
gelip indirdiler kürsüden muhterem pederi.
Ve asfalt yolun üzerinde
arasında silâhlı iki adamın
giderken muhterem peder
Şeytan baktı arkasından :
çekik kaşlarında ümit
ve sivri sakalında keder.

12.9.1941

Not :
Alamanya yıkıldı.
Temerküz kampından kurtarıldı muhterem peder.
Ve yine Şeytan'ın iğvasına uymasaydı eğer
önemli Alaman demokratlarından biri olurdu bugün
Anglo-sakson işgal bölgelerinden birinde.
Halbuki yine uydu Şeytan'a.
Ve yine bir pazar günü ve aynı kilisede yine
batılı müttefikleri meth ü sena edeyim derken
41 yılında söylediklerinden bazı fasılları tekrarladı aynen
bilhassa mal nizamına ait olanları.
Ve Katolik bir Amerikan subayının emriyle
(tevkif edilmediyse de bu sefer)
kovuldu kiliseden muhterem peder.
Yine arkasından baktı Şeytan :
çekik kaşlarında biraz daha çok ümit
sivri sakalında biraz daha az keder...
1946 Şubat 17

Nazım Hikmet Ran


Misafir 9 Nisan 2007 23:44

Söz Makamı...


Söz makamı sessizliğe hasret
İflas etmişim aşkımla barışta
Süslü bir sultan hançeri gibi
Asilce sokulmuşsun yüreğime...
Hani yeşerir ya dünya
Bahar yağmurlarından sonra
Susar ama hiç belli etmez ya
Söz dünyası
Bir kez duydu mu hep ister!
Gönüllü nöbetler
Esarete dönmüştür artık
Gardiyan yeni mahkumlar bekler...
Söz ülkesi bu suçlar silinmez
Hangi söze bu ceza verilmez
Seviyorum dedin ya artık
Geri dönülmez...
Yıldızlar aslında çok uzak geceden
Ve her biri aydınlıktayken
Nedir onları
Karanlıkta böyle özleten...
Bir mum ışığı bazen
Büyük olur da güneşten
Gönül bir sevgiden geçer
Bir de sığındığı ölümden...
Bazen sana da olur bilirim
Kah aynaya bakarken
Kah sessizliğe daldığında
Tüm etlerin erir sanırsın
Damarlarındaki kan çekilir
Göz göre göre ölüyorum dersin
Ve durmadan başka bir
Sabahcı kahvesinde
Kendinden kaçan
Aradığını bulmaktan korkan
Ve hep karanlıktan
Deli ruhları bedenlerinde
Yürekleri gözlerinde
Yeni bir yolculuğa çıkarsın
Yedeklerinde...
Çünkü söz bitmez
Ukala sonsuzlukta
Zamansız mekanında
Ve sesini duyduğumda...
Dümen suyu bozuk gemi
Kaptan arar rüyasında
Ben yüzme bilmem
Kaptanlık kim dümen ne?
Ve bir gün yine
Acil servis önünde
Tedavisiz düşlerimin peşinde
Sen gelirsinde günüme
Ve birde yalnızlığım
Verilen acı haberle...
Sözde...
Barışta...
Yüreğimde hançerde...
Baharda yazda...
Nöbetlerde mah****a...
Suçta ve cezada...
Yıldızlarda ve güneşte...
Dümensiz denizlerde...
En sevdiğim ölümde...
Her sabahcı kahvesinde...
Tüm gidişlerde...
Ben hep seninleyim
Gözbebeğim...
Sende benimle...

Bülent ÖZDEMİR


iblis1907 9 Nisan 2007 23:47

E y ü p

İstanbulun fethiyle anılır adı
Tarihler boyunca hiç unutulmadı
Ensariden bizlere yadigar kaldı
Sessizdir sakindir huzurludur Eyüp

Her köşesi bir tarih bir efsanedir
Kalplere nur veren ziyarethanedir
Orda dua orda niyaz halisanedir
Sessizdir sakindir huzurludur Eyüp

Mavi Haliç sahilinden gezerek gelin
Mihmandarın türbesinde dualar edin
Piyerlotiden bakıp şehri seyredin
Sessizdir sakindir huzurludur eyüp

Nihat İncekara


NiliM 9 Nisan 2007 23:57

SEVGİLERDE

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı.
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı.


Behçet Necatigil



Saat: 17:50

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık