![]() |
Donmuş Dallarda Çiçek İyidir beraber olmamız Yaklaşmış, değişik. Duyulur çevrenin gürültüsünde Issız Bizde bir şey eksik. Belki de bir şey fazla, yıllarca bilmedik Çökmüş birdenbire ağır: Bir kırık gülüşte Yitik Ümizsiz hatırlanır. Bulmak gibi tıpkı Karlar altında kayıp uzanırken ova Yolu kendiliğinden, Donmuş dallar esen ılık rüzgara Çiçek açar çekingen. Aldanarak, unutulmuş Senin yolun ayrı, benimki ayrı Az sonra ikimiz de yalnız Kısa bir zaman için, saat beş suları İyidir beraber olmamız. Melih Cevdet Anday |
ıssızlıkta yaşanan yokluklarda bile varlığının kutsallığını. Hatırlamak gelmekte olan bekleyişlerini. Hatırlamak yinede hatırlamak alınteri gibi dökülen gözyaşları. hissediyorum cok yakinlarda bir yerde uzaklığın. yakınlarda bir yerde büyütüp hayatima bıraktığın yokluğun. tanrıdan mı? kuldan mı? sitemin mi? sevgin mi? selahattin acar |
Sen orada ben burada felek vurmuş silleseni Ne yapsam boş çaresi yok aşk verir son nefesini Sitemler ettim tanrıya duymadı benim sesimi Kavuşmaya umudum yok son kez duysaydım sesini Sen orada ben burada birşey gelmiyor elimden Vuslat mahşere kaldı kalbim kırık elli yerinden Sana sitemler gitmedi sebebim oldun yetmedi Kara bulutlar gitmedi çekecek çilem bitmedi Sen orada ben burada kader yüzüme gülmedi Sevdim ben sevdim delice yarabbim beni sevmedi Sen tanrının sevgili kulu sana aşkım bitmedi Geleceksen artık gel sen duymuyormusun sesimi fatma akgöl |
Bir gecelik ay ışığı Bir avuç yakamoz Yeşilinde demlenmek isterim Gümüşünde çimmek Bir isparoz çırpınır Işıktan ince Misinamın son düğümü Yüreğime akar Kıvamım mı bu akşam Sormayın duygularımı Duygularım nasıl Damlar inceden Dolar içerime Demlenmiş Keyifli Sıcak Gümüş sarı Ve ıpıslak mehmet necip özmen |
Papatya Sevenlere Yaprağını Saydırır Papatya sevenlere yaprağını saydırır, Nilüfer bu duyguyu hep göllerde kaydırır, Gül dedinmi gidecek olanıda caydırır, Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi. Lale dersen endamı anlatmaya ne gerek, Karanfil acılar çiçeği oldumu desek, Kardelen asil yalnızlığı seçen çiçek, Çiçeklerle muhabbet etmeyi denedinmi. Kırçiçeği sevginin bir başka ifadesi, Menekşe çiçeklerin renkleriyle gözdesi, Manolya şarkıların türkülerin özdesi, Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi. Kasımpatı begonya sümbülüde unutma, Seversen çiçeği yaprağını kurutma, Bir demet çiçek ile hiç kendini avutma, Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi. Gelincik dokunmaya bile gelmez narindir, Çiğdem sarı beyaz bahar çiçeği yarindir, Leylak ağaçtaki gizli güzellik al indir, Çiçeklerle muhabbet etmeyi denedinmi. Ümüt Güngör |
Her Aşk Katilidir Bir Öncekinin rüzgarlı bir tepenin yamacındayım şimdi kent suskun ve istasyonlar ayrılık için var bu şehirde imlası buzuk, üşümüş ve kirli bir çocuk olurum seni düşünürken ömrüme iliştirdiğim martı leşleri yamalı bir geçmişi oynar imtihanlar ve intiharlar üzerine kurulu hayatlardan gecenin en serseri yanını alırım günceme durup durup şiirler yazmak yoluna yeni bir yaşam biçimim oldu son günlerde kendimi sende kalabalık buluşum belki de bundan her gece yorganımın altında sakladığım kırlangıç sürüleriyle geliyorum sana sen uykudayken babam her gece ölüyor şimdilerde annem nihavent bir çığlık oluyor bana en çok sensizlik koyuyor sonra babilin asma bahçelerine asıyorum kendimi uyanmak için eski bir aşkını anlatıyorken bana konuştuklarından yapılma bir sessizlik oluyor ağzım kaç kez kanıyorum bir bilsen (ya da hiç bilmesen) sesinin ardında yüzün sessiz bir tabanca gibi duruyor kendimi kötü kurulmuş bir cümle sanıyorum gece yüklü bir kamyon uykularımı solluyor yastığının altında yalnızlığın var biliyorum oysa ben senden bir bardak su istedim akdeniz değil son yalnızı benimdir bu kentin istanbul arkamdan gelir ey hüznü yüzünde gülücük diye taşıyan kız hep kendine mi saklarsın çocukluğunu ağzıma bir bulut bulaşsa da yokluğundan yapılmış kayadan seken kurşun en serseri yanımız olur kimi zaman ve ben hep kendimi terk ederim senden her katilin aşkı her aşkın katili bir öncekinin faili hep ben olurum hep ben ölürüm içime uzanan koridorların ortasından hep gülerdin beni görünce bense sana hep geç kalırdım sona kalırdım sonra kanardım yağmurlarla inseydin içime içim senden yanaydı yüzümdeki işgaller senden karaydı seni sevmek en gizli ağlama biçimimdi sana yazacaklarım sil sil bitmezdi ve ben sende hiçbir şeydim sen bende her şeyken canım yastığının altında biriktirdiğin yalnızlıklarım kendine varlaşıp bana yoklaşan biri yapar seni ve ne kadar kaçsan o kadar yakınsındır aslında kendine geciken sevdalar yıkık kentlere benzer bilirsin ve sevgisizlik alır bir gün seni benden işte bu yüzden sen hep sevil hep sevil sevil KAHRAMAN TAZEOĞLU |
bu şiire başladığımdan beri bir yağmur bekliyorum nedense gecikmiş damlalar vuruyor pencereme ellerimi uzattığımda senin ıslak saçlarınla boğuluyorum aniden sonra o ürkek sesin çoğaltıyor ölümü öldürdüm bütün nesneleri yeniden varettim yitirdim kendimi seni varettim düşün herşeyin anlamı dört sayfalık bir mektupta gizli senden bana kalan son gerçek bir giz ellerim uzanıyor gize sonra kayboluyor herşey kan örtüyor gözlerimi bir el düşünüyorum uzakta acıyı bitirecek bir göz düşünüyorum yakında korkuyu yitirecek olmuyor sonra bir intihar tasarlıyorum yeniden yazılıyor yeniden anlam kazanıyor herşey kemal taştekin Kaan İnce de Kemal taştekin gibi inthar şairlerindendir. Ömrüm Hangi ırmaktan akıyor yüreğinin bozaran sevdası Hangi kolunda köprüsü var gecenin Bir ucunda puslu gök bir ucunda sazlık, hasretle bilenen Aynı ürperti aynı heyecanSensin boyun eğen acıya Gizlenmez yaraları taşırken bedenin Ömrümün genç yarısına Kaan ince |
Nur-u nisa Ey Hakkın zuhuru nur-u nisa, Sır-ı zahirsin haberin varmı, Nasıl halk oldu babasız isa, Hur-i batınsın haberin varmı, Bul ehlini kalma gamda, Ehli müptelâyım kederin varmı, Ali Rıza Ünal |
Beyaz Adam Beyaz adam küçücüktü ilk geldiğinde ve oturmaktan bütün kemikleri sızlıyordu büyük teknesinde Beyaz adam kızılderililerin sunduğu yiyeceklerle beslenip topraklarına uzandığında büyüdü bulutlar arasında barış içinde yaşayan manitu yerine tapmamızı istediği de işkence görüp çarmıha gerilen bir ölüydü Beyaz adam özgürlük adına dev bir kadın heykeli dikti doğu denizinin kıyısına ve her gece altında dans ettiğimiz yıldızları bayrak diye tutsak etti bir bez parçasına Beyaz adam özgürlük gibi adaleti de bir kadın heykeliyle simgeledi ama elinde terazi tutan zavallı kadın gözleri bağlı olduğu için kendisine tecavüz edenin kim olduğunu göremedi... Sunay Akın |
İki Hecelik İsim İki hecelik ismin var, Ne güzel gözlerin var, Seni seven şu gönlün, Sana olan haykırışı var. Seni seviyorum demek kolay değil! Yanıyorsa yüreğin buna hazır değil, Aşk varsa ucunda durmak doğru değil, Bırakıp gitmek bana göre değil. Alkışlar yağdırıyorum kendime, Sevincimi paylaşıyorum herkesle Sevdiğin çiçeklerle girmek istiyorum düşlerine, Bakamıyorum bana baktığın gülüşlerine… Yücel Reisoğlu |
Yedi Tepe -Gece Gündüz- İstanbul I Şimdi buradan atlar giderim boydan boya İstiklal Atar giderim gerdanına kollarımı Sel'ine yürür, içime girer yalnızlığın bakışsız çığlığı Ben yürürüm, kimse görmez kendini ayaklarımın ucunda Bir dilencinin sonsuz gözlerinde ‘Merhaba’lar, ‘İyi akşamlar’ takılırım cevherine sultanlığın- nereden baksam Yıldız’dır gözlerimin kamaştığı artık gülcüler mi gelir Kızkulesi’ne, güllabiciler mi artık bu şehir kısaltır mı uykularımı, ve durmadan çekerim içime kubbelerin sessizliğini, temize çekilmiş mahyalarda bir martı simit bekler, ben alıp yerim; kıskanç, habis bin martı peşime düşer... Gökyüzü rengini solumuş kanatların yağarken görüntüsü kar, yağarken görüntüsü beyaz gerginliği ucundan ilerler bulutlara ve vapurlar Sirkeci’ye herkes bilir tramvay yolunun dilinde dünün kırmızı şarkısı Beyazıt bir eski zaman, süt dişi beyaz oruçlarında günlerin Ayasofya’dan bir kuş Sultanahmet’e... Üç turistin sırtını sıvazlamaktadır bakarak yeryüzüne Kızların sevgilisi,Gri batısı düşlerin Kimse korkuyu bırakmaz Galata Efendiye Her şey dizinde bitiyor çünkü o çingenenin. Deniz dizinde bitiyor ve İstiklal Beş gül dizinde bitiyor ve İstiklal Eminönü’nden vapur kalktığı gibi dizinde bitiyor... Ve İstiklal Biz sana çok alıştık, tam beş kişiydik trafikte sıkışmış Birimiz ikinciden içeri ateş bırakıyordu Kuyruklarda bekletilmiş bir zamanda Düşlerden denizin mavisi- eski bir nisan Ve suların en bahtsızı Boğaz’dan kaçan Bir adamın otuz iki dişiyle güldüğü- en kalabalık Üçüncüsü tutup ortaya atıyordu bütün caddeleri Abide-i Hürriyet, Bab-ı Ali ve Eski Meşrutiyet Bahariyeli bir çalgıcının parmaklarıyla gösterdiği Dördüncü ateşe veriyordu Sokaklarını yaşanmamışlığın Yani ki yaşamasak da buradayız diyen anaların Dudullu’da kara emzirilmiş çocukları Alemdağ’ın bir sokağında uzaktan bir maviyi büyüttükleri resimlerde Toplamışlardı Düşlerinden bir denizi, Ve sahici bir küskünlükte nerdeyse bütün Ümraniye ağlıyordu, denizin uzaklığı kadar ağlıyordu Nerede yazmıştı tam bilmiyorum hangi gazetede, tam bilmiyorum Bir kadının Fatih’teki duasını alır gibi Bir adamın Eyüp’teki namazında Beşincisi tepelerde cambaz alıp hepimizi tek tek alıştırdığı bir İstanbul Ey ki senin Bir yanında minareler bir yanında sarhoşluklar Trafikte sıkışmış bir gül’ü gördüğümüz Çok gördük kendimizi, seni çok gördük ey ki sana -uzun zamanların ustası- alışık selamlar gönderdik Bağlarbaşı’ndan Sen ki dağınık bakışlarında rüzgar biliyorum böylesi esrik merhaba ve iyi martılar... Daha dün güzel gördüm, ortada fokur fokur Üsküdarlı bir güneş dans ediyordu Zeytinburnu’nda Gözümle gördüm dans ediyordu, hayal meyal çizilmiş bir tuvalin göğsündeki utangaç kızıl Tam dört karanfil etrafında Çınaraltı’nın Alıp şehrayin kuruyordu beynimdeki lâl Tam dört kez gördüm dans ediyordu II Özleyen bir bakıştayım her mevsim dünyanın en uzak ucundan fısıldıyorum Allah’ım ne güzeldi İstanbul bir başka sayfasına uzanıp bir daha görmek istediğim sayısız yakamozları gecedeki boğazın sayısız ve binlerce defa kamaştıran gözlerimi bir balıkçı teknesinin yüz kez öptüğü masmavi, simsiyah yakasını açmış; bakımlı, alagöz İstanbul’um seni bir çınarın altından seyreden güvercinlerle saatler çabucak akar tik-taksız bir zamanda biliyorsun böylesi hoş ve deniz her mevsim sevinçten lâl her mevsim bambaşka en başka çok başka... Tanrım yitmesin... Mehmet Şah Erincik |
haylaz bir adamdan da başlanabilir sevmeye Tertemiz kağıtlara mürekkep dağıtır da sonra gelip yıkanır teninle kara bir adamdan da başlanabilir sevmeye upuzun yola düşse gece korkar da sonra gelip sığınır gölgene ucuz bir adamdan da başlanabilir sevmeye tepeden tırnağa yağma durur da hep ‘bi dostluk’ kalır geriye Enver Ercan |
HERKES VE BİR KAÇ KİŞİ Yağmur herkese yağar Güneş ısıtır herkesi Mevsimler herkes içindir Yalnız çığ altında kalan Sele kapılan her zaman bir kaç kişi Herkes içindir aşk da ayrılık da Yalnızca bir kaç kişi ölür acıdan Eskiden ölümle tartılırdı ayrılık Kiminin hayatı yalnızca unutkanlıktan Her şey, herkes için değildir oysa Kimi hiç bir şey öğrenmez karanlıktan Yalnızlığı kullanmayı bilmez kimi Kimi ayrılamaz karanlıktan Yağmur herkese yağar Ama çok az insan tutar yağmurun ellerini Onca şarkı onca film onca roman Ama sevmeye yetmez herkesin kalbi Çığ altında kalan sele kapılan Aşktan ve acıdan ölen Bir kaç kişi dünyayı başka bir yer yapmaya yeter Aslında onların hikâyesidir anlatılan Diğerleri dinler, seyreder, geçer gider Geçer gider herkes Hikâyelerdir geriye kalan Murathan Mungan |
KANAT TERZİSİ her şeyi anladılar sevgilim seviştiğimiz yatakta unutulmuş bir çift kanat bulunca terzilerine gidiyor kentteki kadınlar kendilerine kanat diktirmek için o günden beri Akgün Akova |
İnsafsız Senin sol göğsünün altında vuran, Kalp değil, taştır be, taştır insafsız. Sen arap kısrağı, bense küheylan Peşinden koştur haa koştur insafsız Bakışın gücünü bende mi sınar? İnlesem azarlar, ağlasam kınar. Sen ceylansın diye gözlerim pınar, O yüzde yastır be yastır insafsız. Tercüman olmaktan aciz halime, Osmanlı dilinde yüzbin kelime, Bir şarap kadehi verdin elime, Unuttuğun ekmektir, aştır insafsız. İçimde cevapsız kalan merak var. İki yay altında binlerce ok var. Ava mı çıktın ki bu kadar çok var? O nasıl kirpiktir, kaştır insafsız? Bülbülden ibret al, duy avazından. Dinle isyanını kendi ağzından. O dahi uslanmış gülün nazından. Gönülde küstür be küstür insafsız. Ey derd-i aşkımla iftihar eden, Sordun mu kimdir bu intihar eden? O ömür törpüsü gözlerden tüten, Esrara kestir be kestir insafsız. Cemal Safi |
AY KARANLIK Maviye Maviye çalar gözlerin Yangın mavisine Rüzgarda asi. Körsem Senden gayrısına yoksam Bozuksam Can benim, düş benim Ellere nesi? Hadi gel Ay karanlık... İtten aç Yılandan çıplak Vurgun ve bela Gelip durmuşsam kapına Var mı ki doymazlığım? İlle de ille Sevmelerim Sevmelerim gibisi? Oturmuş yazıcılar Fermanım yazar N'olur gel Ay karanlık... Dört yanım **** zulası Dost yüzlü Dost gülücüklü Cigaramdan yanar. Alnım öperler Suskun, hayın, çıyansı. Dört yanım **** zulası Dönerim dönerim çıkmaz. En leylim gecede ölesim tutmuş Etme gel Ay karanlık... Yazar :Ahmet Arif |
. Gölge Gönüller . Sir degildi su gönlümün isleri, Bir sen varsin bu sevdadan bi-haber. Kirpigimde beledigim düsleri, Gerçege naksedip saldim beraber. Sir degildi su gönlümün isleri, Kabul et bendeni gönül gölgene, Cana mihnet olmaz cananin yükü. Belkiz’dan yadigâr hayâl ülkene, Istersen çilemden bir kafes doku, Kabul et bendeni gönül gölgene, Gittigin her yerde pesindeyim yâr, Ben seni gönlüme sila bilmisim. Sensizlik çagini sorma ne olur Senden ötesini çile bilmisim. Gittigin her yerde pesindeyim yâr, Basimi koysam da ayin dizine, Içimden her lâhza bin hüzün geçer. Güvenmem hicranin sessizligine, Ya adin duyulur, ya sözün geçer. Basimi koysam da ayin dizine, Beyhude gönlümün çirpinislari; Ahlat-i erba’da artik sevda yok. Dönmesin basimda devlet kuslari; Kaderden talihten bana fayda yok. Beyhude gönlümün çirpinislari. Gözlerin mi yikan hisarlarimi? Kaç ordu tükettim kirpiklerinde? Askin mucidinden miras varimi, Tarumar eyledin ak ellerinde; Gözlerin mi yikan hisarlarimi? O gözler ki bir gün elin olursa, Bir daha sinemi yakar mi söyle? Bir bahti güzele gelin olursa, Bana böyle mahzun bakar mi söyle? O gözler ki bir gün elin olursa, Bana ne bülbülün güle askindan, Tek gerçek biz idik gerisi yalan. Bin güzel saklayan gönül köskünden, Bir avuç kül oldu geriye kalan. Bana ne bülbülün güle askindan, Yemin ettim Yemliha’nin sirrina, Sahidi sirtimda yilan derisi. Aldanma sen yücelerin karina, Saçimdaki aklar yillarin isi; Yemin ettim Yemliha’nin sirrina, Beyaz kelebekler kana konmadan, Turnalar raks etsin sabaha kadar. Zaman-mekân çiksin artik aradan, Su daglarin arkasindan gel ey yâr; Beyaz kelebekler kana konmadan, Sir degildi su gönlümün isleri, Bir sen varsin bu sevdadan bi-haber. Kirpigimde beledigim düsleri, Gerçege naksedip saldim beraber. Sir degildi su gönlümün isleri, . Yunus Kara . |
YALNIZLIK ŞİİRİ Atilla İlhan.Karanlığın insanı delişrten bir ihtişamı vardır Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım Bu gece dağ başları kadar yalnızım Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından Dudaklarımda eski bir mektep türküsü Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim Gözlerim gözlerini arıyor durmadan Nerdesin? |
kavuşmayı sevdiğin kadar, ağlarken de sev beni, ve hatta ayrılırken bile, ölmeyi inandığın gibi, seve seve sev beni, sevebildiğin kadar. hasan öztürk |
Çok özledim Acını acım, Kederini keder, Gözyaşını gözyaşım bildim.. Herkese omuz olan bir yürek benimki. Zaman ne kadar katılaştırmış olsa da, Dışı kat ve kat kabuk bağlasa da, Kan revan içinde kalsa da, Böyle bir yürek benimki... Bir gün kalbimin kapısını kim çalacak bilmiyorum, Bildiğim bir şey var yüreğimde gizlenen, Onu görüyorum. Ona bir de isim takıyorum, Mavi sevdam diyorum. İçimdeki mavi umutları ancak o görecek, biliyorum ...ve işte ben o zaman kalbimi Ona adıyor, onu seviyorum. Sen geldiğinde, Ilık bir meltem esintisiyle yüreğimde yerini bulacaksın. Kimsin, nesin, Nasıl birisin hiç bilmiyorum, Gelişin, ışığın etrafında dönen Ateş böcekleri gibi beni saracak, Bir tek sana yön bulacak. Bu yürek senin olacak. Seni beklemek, Bir yerlerde var olduğunu bilmek, ..ve bir gün geleceğin günü sabırsızca beklemek. Belki çok yakında gelip beni bulacaksın, Varlığını hissettiğime göre, sende beni aramaktasın. Ben buradayım.. Eş ruhum... Gel bul beni... Sensiz katlanmak zor olsa da bu hayatın yüküne, Varlığını hissetmek güç verir yüreğime, Sensiz ne kadar zor olsa da sensizliğe, Bekliyorum bir gün geleceksin diye. Ruhuma aktığın o ilk anda, İlk bakışta, ilk sözde, sen de anlarsın ruhuna girdiğimde, Beklediğim.. Özlediğim... Yolunu gözlediğim..... Neredesin... Hayalimde değil yanımda olmalısın, Benim için değil, Sen istediğin için kalmalısın, Sev diye değil, Aşkı bulmalısın, Benim için değil, Kendin için ruhuma doğmalısın. Gel artık seni çok özledim Nursendemir |
*Sen Doğarken Hep hayal ederdim Güneş olup doğuşunu Bu sabah gözlerimle gördüm Nasıl heyecanlandım bilsen. Önce kızıla kaydı gece Sonra yavaş yavaş karanlık kaçtı senden Ardından Aydınlığa gark oldu gökyüzü İnan gözlerimle gördüm Bu sabah seni doğarken. Sırf benim için de değildi Sessizce bekler gibiydi tabiat Kuşlar Nasıl sevinç çığlıkları atıyordu görsen. Sonra ışıkların daha da arttı İçime dolmak istercesine Gözlerime hücum ettin birden Şimdi tepeden tırnağa Seninle doluyum mor menekşem. Bu sabah seni Güneş olup doğarken gördüm Yemin ederim İnan bana Bak şahit gözlerim. (Son çıkış) Sami Bağcı |
Bir Eylül akşamı sokağa atılmış Bir kedi gibi ay Öyle hüzünlü öyle kırık Bulutlar taş olmuş sanki Rüzgarlar yumruk Dudağı kanıyor ay’ın Yıldızlar çığlık çığlık celal aksu |
hayat sevginin üzerinde yol alır geçmez darda günler eser sevgide çok tatlı rüzgarlar ona aşk'ı bahar yeli derler sizlerede bu yakışır elinizde sevgi ışık saçan fenerler gibi ne mutlu yakalarsanız her geceniz böyle olsun seherin o vaktine kadar gözler inanmaz bir sel ki bardak dolmaya doymaz nedir seni sıkan gecenin karanlığımı yoksa mutsuz hissettiğin an mı geriye sadece göz yaşlarını bırak bak bahar da geldi biraz ötesi sıcak aylar sonrası aşkının sonbaharı o sonbaharda atacaksın kurumuş yapraklarını kış'a öyle bir huzurla gireceksin ki 'kar tutmayacak o güzel yüreğin' murat yılmaz |
Uykunda Öpüyorum Seni Uykunda ağlıyorsun... Uykunda öpüyorum seni... Korkmadan ağlıyorum seninle... Senin için bir şey yapamayışıma, seni bu dünyada yapayalnız, kimsesiz bırakışıma ağlıyorum... Senin için gerçeklik yok, bu hayat, bu hayatın kuralları yok... Kendine nasıl derinden ve katıksız inanıyorsan, bu hayata, bu insanlara da öyle inanıyorsun... Bunu sana ben anlatamam. Bak bu sensin, bak bu da hayat, bu da kuralları; bak, insanlar seni aslında nasıl görüyor, yok bu hayatta duygularının Cezmi ERSÖZ |
Seni İÇimden Terkediyorum Binmediğim hiçbir otobüs beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde Gittikçe azalıyor hayat Neyi erken yaşadıysam hep ona geç kalıyorum, Sana göçüyorum her sonbahar Yolların çıkmıyor aşkıma Unuttuğun yağmurların adı saklımda Seni içimden terk ediyorum... Susmaktan yoruldum kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri Efkar demliyorum gözlerimde Yaşlarımı yanağıma varmadan öldürüyorum Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp Seni içimden terk ediyorum... Ne unutacak kadar nefret ettin ne hatırlayacak kadar sevdin Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin biliyorum Beni hep bulmamak için aradın Yanılgımdın Yandığımdın Yangındın... Sensizliğe yenilmek sana yenilmekten zor olsa da Ardımda bir sürü belkiler bırakarak Seni içimden terk ediyorum... Şimdi içimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan iki yarım kaldık Tamamlayamadık bizi Elimden tutmadın yalnızlığımın Saçlarımı da uzaklarına gömdün İçimin mavisi senin okyanusundandı Al geri veriyorum Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim Sana bensizliği terk ediyorum... Yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın demiştin Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi... Ne tuhaf değil mi İçimi acıtanda sendin acımı dindirecek olanda Ya öldür beni dedim ya da git benden İçi bulanık bir sevdanın ucunda seni kaybettim... Aldırmadın aldırmalarıma Bir gecede yakıp yarini Şafaklara sattın ihanetini Külüme basanlar bile utandı yaptığından... İşte soluk bir ömrün son nefesi Benden içimden terk ediyorum... Kahraman TAZEOĞLU |
ZAMANIN RAKSI karanlık gecelerin koyu zifir koynunda raksı var zamanın bak yıldızların oynunda hüzün yabancı değil ikinci adresimdir halim kara tuvale kara kalem resimdir kaç kaçabilirsen kaç yağlı urgan boynunda.. karanlık gecelerin koyu zifir koynunda.. haber var mı öteden.. büyük nasıl- niçinden? reçete aramak boş ilaç yok çin-maçinden kaç yıldız akıp geçti saydın mı maveradan? .. görmek için göz gerek perde sıyır aradan çıkabilirse çıksın noksan akıl içinden haber var mı öteden.. büyük nasıl- niçinden? Kenan Mim ERYİĞİT |
Ağlarsın Kırdığın kadehte kalan ömrümden, Ağlarsın içtiğin yılları bilsen. Hicrinle sararıp solan ömrümden, Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen. Sefiller gücünü bende sınadı, Kimi kaçık dedi, kimi bunadı; Berdûş eleştirdi, sarhoş kınadı, Ağlarsın düştüğüm dilleri bilsen. Ar ettim sakladım uğraşlarımı, Haberdâr etmedim sırdaşlarımı. Gizlemek isterken göz yaşlarımı, Ağlarsın seçtiğim yolları bilsen. Felsefe böyledir dîvânelerde, Teselli aranır bahanelerde, Bir kadeh mey için meyhânelerde, Ağlarsın döktüğüm dilleri bilsen. Ateşe su dedim göz göre göre, Aklım zavallıydı duyguma göre, Bahtına şükretti Mecnûn bin kere, Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen Cemal Safi |
Papatya Sevenlere Yaprağını Saydırır Papatya sevenlere yaprağını saydırır, Nilüfer bu duyguyu hep göllerde kaydırır, Gül dedinmi gidecek olanıda caydırır, Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi. Lale dersen endamı anlatmaya ne gerek, Karanfil acılar çiçeği oldumu desek, Kardelen asil yalnızlığı seçen çiçek, Çiçeklerle muhabbet etmeyi denedinmi. Kırçiçeği sevginin bir başka ifadesi, Menekşe çiçeklerin renkleriyle gözdesi, Manolya şarkıların türkülerin özdesi, Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi. Kasımpatı begonya sümbülüde unutma, Seversen çiçeği yaprağını kurutma, Bir demet çiçek ile hiç kendini avutma, Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi. Gelincik dokunmaya bile gelmez narindir, Çiğdem sarı beyaz bahar çiçeği yarindir, Leylak ağaçtaki gizli güzellik al indir, Çiçeklerle muhabbet etmeyi denedinmi. Ümüt Güngör |
Gurbet Akşamları Hiç istemem yine gelir, Çatar gurbet akşamları Yüreğime hançer olur, Batar gurbet akşamları. Öldürecek beni dertler, Bende geçti bini dertler, Dertlerime yeni dertler Katar gurbet akşamları. Bilmiyorum dertten gamdan, Zevk mi alır intikamdan? Kanlım gibi şu yakamdan, Tutar gurbet akşamları Şimdi akşam bak şu anda, Zindandayım ben zindanda, Zindan ne ki zindandan da Beter gurbet akşamları Acılara beler beni, Kesip doğrar diler beni, Parça parça böler beni, Yutar gurbet akşamları. Memleketim ilim obam, Kavim, gardaş, dost, akrabam, Gözlerimde anam, babam, Tüter gurbet akşamları. Kadir Mevla’m yardım etsin Ozan Arif yurda gitsin Bitsin artık bitsin bitsin... Yeter gurbet akşamları. Ozan Arif |
Ahu Gözlüm.. Ahu gözlüm böyle oyun Duydum desem yalan olur. Senden gayrı yare boyun Eğdim desem yalan olur. Erdim aşkın değerine, Yandım derinden derine, Seni bin leyla yerine, Koydum desem yalan olur. Akışlarda bu coşkuyu, Nakışlarda bu dokuyu, Çiçeklerde bu kokuyu, Duydum desem yalan olur. Vazgeç artık şu kuşkundan, Ne umarsın bu şaşkından, Ecel gelse yar aşkından, Caydım desem yalan olur. Aciz olmak ne beter şey, Gene yoksun geldi hey hey, Her bakışın bir kadeh mey, Aydım desem yalan olur. Dile kolay yedi sene, Son diyorsun öl desene, Yedi veren gül busene, Doydum desem yalan olur. Cemal Safi |
Barış Nedir Sevgilim barış nedir sevgilim biliyor musun bir köprü müdür üstüne gölgeler düşünce çöken halka açılamadan batan bir şirket iki savaş arasında verilen çay molası mıdır barış yoksa hurdacıya söylediği son sözler mi bisikleti vurulan bir çocuğun söyle sevgilim Einstein'ın Roosevelt'e yazdığı mektup mudur barış Lozan'dan gelen telefon mu Mustafa Kemal'e çöplerini bilimin süpürdüğü bir sokak mıdır barış yoksa söyle sevgilimde ki tünediği balkon uçuruma düşen yavru bir kuştur barış saatçiyi hapse attıkları için kurulamayan bir meydan saati ayağımızdaki paslı çiviyi bacağımızı keserek çıkaran bir melekde ki aptalların türküsü oyuna getirilenlerin ülküsüdür barış dişleri sökülmüş Asya kaplanıdır kapitalizmin sirkinde ki sevgilim içine bayat pil konmuş el feneridir barış fosforlu izleridir bayrakların üzerinde gezen salyangozların barış düşsel beyaz buluttur bir kaleye çarpıp dağılan kör bir toplumun tehdit dolu yazılarla kirlettiği bir defterdir barış kendinde bulamayıp başkalarında aradığıdır insanın barış halkının üzerine devrilen bir devlettir zor dönemeçlerde açılmadığı için posta kutusunda ölen bir mektuptur barış patlayıp seyircileri öldüren bir futbol topudur son dakikada bunların hiçbiri hiçbiri değilse barış söyle sevgilim savaşın düş kurduğu yerlerde hangi yüzsüzün uydurduğu bi' sözcük türşu dillerden düşmeyen barış Akgün Akova |
Aklım Almıyor Unutmak sevmekten kolay demiştin; Olmuyor sultanım, kolay olmuyor. Hepsi bir mevsimlik olay demiştin; Dolmuyor sultanım, zaman dolmuyor... Sen gittin kaderim düşman kesildi; Alnına simsiyah mührü basıldı. Bütün aynaların yüzü asıldı; Gülmüyor sultanım sensiz gülmüyor... Ben Allah'tan sonra seni överim Seninle var oldu benim değerim. Senden başkasını nasıl severim! Almıyor sultanım, aklım almıyor... Cemal Safi |
. . Incinen Gurur . Pencereden baktigimda görüyorum Senin yüzün incir yapraginda Senin ürkekligin duvar üstünde yürüyen Bir kedinin kivrakliginda Aynada dururken görüyorum Kirmizi öpüsün sol yanagimda Disimi firçalarken senin agzin Serin sularin berrakliginda Raki devrilmis masalarda yoklugun Veya benden önce kalkip gitmisligin Gece boyu dolandigim barlarda Sarhoslara tekrarladigim adin Balikçi kahvesinde, çorbacida, kenarlarda Dökülmek istemiyorum hayir! .. Çingene çiçekçiler habire yaltaklandiginda Bilmedigim sorularin açtigi çukuru Yalanlarla doldurmak istemiyorum Seni kaybettim galiba Iki tasin arasinda kaldim Bu, benim hatam degildi Seni ben çook geç tanidim Derin acilar bahçivani Yüregime ne ektin böyle... Ask korkagini bagislar mi? Söyle... Aramak ne kötü herkeste seni Her gözde bulup yanilmak seni Ah turuncu rüyalar güzeli Hem kendini yok ettin Hem beni Baska ne acitabilir içimi Yasim kirki devirmisken Seni böyle patavatsizca sevmisken Ve, tam aynayi günese çevirmisken Baska ne... Seni vefasiz asklara birakiyorum Yüzümü kirilan bardaklarda ara Düsünme ben ne olurum Sanirim bi daha onarilmaz Incinen gururum . Yusuf Hayaloglu |
Aklım Çıkıyor İçmeden resmine bakamıyorum Kırılırsın diye aklım çıkıyor İçince karşına çıkamıyorum Darılırsın diye aklım çıkıyor... Korkarım derdimi sana dökerken Utanır gözümden yaşlar akarken Uzunca yazamam belki okurken Yorulursun diye aklım çıkıyor.... Yakasız gömleği giysem eğnime Biricik resmini koysam koynuma Ne zaman geçirsem ipi boynuma Sarılırsın diye aklım çıkıyor..... Her beden bir candan sorumlu sanma Hey ! Ruhu kalbimi saran muamma...! Benim bir kurşunluk işim var amma! Vurulursun diye aklım çıkıyor.... Cemal Safi |
*Seni Sana Terk Ediyorum geceler telaşla koşuyordu gölgeme bir gece kuşu daha uçuyordu avuçlarından yırtıyordu gecenin karanlığını baykuş sesleri arz inliyordu yıldızların aksine en sade suretini koyup çıkınıma /sırtıma atıp seni sana terk ediyorum... bozkırın koynunda deli dolu at süren ben dökülen eylüllere soktum gökyüzünün maviliğini ayın dolmuş haliydi son durağım içimdeki trenler çoktan devrildi, vagonlar darmadağın çatlamış dudağımı şiirlerle ıslatıp seni sana terk ediyorum... kanıyor ayak uçlarım dilime inat kaçırıyorum bakışlarımı alev küresinden bıçaklar kaygan zeminlerde bilenirken geceye sızan birkaç damla kan gözlerimden yüreğime sessizce akan en şiddetli zehri acılarıma katıp seni sana terk ediyorum... kaldırım taşlarında uyuttuğum düşleri bir atımlık barut kokan sabrımı gün görmemiş hayâllerime vuruyorum tütsüye mahkûm petekten oğul almak zırdeli şafaklara ağlamak bana mı düştü yar sabahla gidiyorum, balımı peteklere satıp seni sana terk ediyorum... kaç kalibreydi boynumdan vurduğun söz sahi ceylanlar neden hep boynundan vurulur gölgem kan kaybından ölmekte kırılan bir kalemin hesabı mı yapılır sevdam yüreğimde musallaya yatıp seni sana terk ediyorum... Turhan TOY |
ANILARDA YAŞARKEN Cekingen adimlarla sesiz ve urkek Bir gun uzaklardan bir giz gibi geldin O buyulu sarkilarini soyleyerek Gencligimi geri getirdi ellerin Sundun paha bicilmez guzellegini Oylesine diri oylesine sicak Boylesine bir mutluluk anladim ki Omur boyunca bir kez yasanir ancak Bir kez nefes aldigini anlar bir gun Bir kez bir kisiyle insan butunlenir Ozlem dedigimiz o hancer bir dusun Bir kez saplanmak icin kac kez bilenir Anilarsa bitmez bizimdir daima Umulmadik yerlerde yeserir buyur Yasamak bastanbasa yalan olsa da O alir bizi uzaklara goturur Emzirir gur memelerinden istekle Biz farkina varmadan uzar omrumuz Anilarda yasarken bir gun gelir de Biz de biber ani olur oluruz. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Affet Göz kaptırdığım renkten,kulak verdiğim sesten, Affet senden habersiz aldığım her nefesten... (1980) Necip Fazıl Kısakürek |
Oy Havar!!. Fazla tanıdık.. Büyük yabancı… Bildiğim kokulardan aldığım duyumlar mı değişti Daha mı çirkefe durdu zaman Ölümdür bundan ötesi Yoksan, yokluğum çözemez problemden öteliklerdeki karmaşayı Sayılarla oynarım en fazla Ötesini beceremem sen olmazsan Olmayacaksan Olmam Olamam Çekilecek çok “ahhh”lı acım olur. Kanarım. Sarmam. Sardırmam. El sürdürmem. O zaman yabana durur yine aklım. Susarım, fazlaca. Küstahlaşırım. Zevksizleşirim Ölüm olur ötesi Bir adım sonrası ölüme durur Yoksan, yokluğumdaki anlam kaybolur Susar o zaman içimdeki tınılar Hep karanlığa gark olurum Eskisi kadar Eskiden beter… Tiksinirim odalardan, duvarlardan, insanlardan Fazlaca çirkinleşir ellerim Sesim okuyamaz olur hiçbir dizeyi O zaman, ölüm olur bir adım ötesi Yaşarım Ölürüm, en çok … Soysuzlar çoğalır yok olursan Bunu yapamazsın Ölmemelisin sen Benden önce Duyuyor musun Duy Uyan Hadi Kanıyorum. Nasıl kıyarsın. El sürdürmem sen olmayacaksan. Sarmam. Sardırmam. Yine korkarım karanlık tüm alanlardan. Ve nefret ederim aynı anda ışıklı sokaklardan. Çok sahte bulurum herkesi. Sevemem. Sevdirmem kendimi. Sen olmazsan ölüm olur bir adım ötesi… Sözlerin olur her harf Konuşamam Bütün yetilerimi kaybederim Ahhh Uyan Kanıyorum Nasıl kıyarsın Nasıl gidersin Sözün var Sözüm var Biz, güçlü olacaktık Asla “yenildim” dememeye söz verdim Hadi, gözünü seveyim uyan Kan revan her yanım. Sen olmazsan sardırmam. El sürdürmem. Yine susarım. Vazgeçerim. Çok bilirim. Çirkinleşirim…. Uyan Büyük, tarifsiz özlemine giydirmiş olamazsın ölümü Bunu yapamazsın Biliyorum, yalan bu Uyanırım birazdan Kıyamazsın sen Bu kadar kan revan kırmızılara salmış olamazsın hücrelerimi Uyan diyorum Duyuyorsun Duy Kanıyorum Nasıl yaşarım Kim anlar “Yenilmek” olmazdı, olmayacaktı. Sözün vardı Sözüm vardı Sözümüzdü Nasıl bozarsın Yoksan, ölüm olur bir adım sonrası “Sağ olsun” diyorlar “Başın sağ olsun” Oyyy Havarrr Ben buna dayanabilir miyim Hadi, kanatıyorlar Canım yanıyor Duy sesimi Duy Hadi Uyannnn … Sarahatun Demir |
Kedi Aklı Bir diyeceğim yoktu hüzünden yana Yıpranıyordu kötü kadınlarda aşkım pis karanlıklarda Yetmiyordum yeni insanlara yetişemiyordum Ölür kalırdım belki de sokak aralarında bir kenarda Kimin umurunda dedi ama kendimi inandıramadım buna da Yakışmıyordum eski pencerelere yosunlu sulara .......... .......... Arif Damar |
Ömür İki tarih arasına sıkıştırılmış, Uzunluğu meçhul süreç... Doğum tarihi şu, Ölüm tarihi bu, Yazılır beyaz, mermer bir taşa... Sonra o gösterişsiz taş, Dikiliverir sessizce, Ağrılardan ve sorunlardan Azade başa... Zembereği boşanmış tatlı canların, Kıyametlerce sessizliğidir ölüm Ve sevenlerin, sevilenlerin ebedi suskunluğu... Ne sevgiliye verilen şirin sözler, Ne sevdaya edilen candan yeminler, Ne de divane gönüllerin doyumsuz coşkunluğu... Sade bir şey var ortada, Sanal iki tarih arasında, Sıkışmış, hazana tutkun hayatların, Hüzün karası yorgunluğu... İşte insan... Dolaşıyor bin bir kurumla, ‘’Evreni ben yarattım’’ dercesine... Ama Doğum tarihi şu, Ölüm tarihi ise Cevabı meçhul bir soru... Tutkuyla yaşanan aşklar, Bir anlık vuslata adanan başlar. Ve sonra, Hayat arenasının orta yerinde, Kader değirmeninde öğütülüp, Hicran ateşinde pişerek, Ucu, üstü açık bir mezarda biten, İntihar etmiş umutların yolu, Sanal iki tarih arasında sıkışmış, Kısacık bir süreç insan ömrü... Nihayet büyük hicret başlarken bekaya, Bir namazlık mola, musalla limanında... Sonra devam eder omuzlar üstünde, Muazzam vakarıyla, Ebedi sükûnete Tek kişilik, Tenha bir yolculuk... Fatihalar, dualar ve âminler arasında, Son bulur Ömür, Ölüm tarihi şu... İki tarih arasında... Selami Ateş |
Sustum! ............. yüzünle konuşuyorum şimdi! bir beyaz hayal seriliyor çimenlerime; papatyalara benziyor... dönüyor sonra sarışın bir kuş sürüsüne... gözlerinde dokunuyorum güzelliğine.. seni özlüyorum anlamıyorsun tutup öldürüyorum birini, sevgim kanıyor... gömüyorum sineme... sustum!.. ............ ellerini tutuyorum şimdi! başak dolu ova nazlanıyor gözümde... göçüyor harman yerlerine.. rüzgara direnen yaba gibi bir inip bir çıkıyorsun gene de sen duymuyorsun samanların arınıyor tenimde tanelerinde acıkıyorum... parmaklarını yiyorum kimse görmüyor benimdir onlar, vermem geriye... sustum!.. ............ saçlarını kokluyorum şimdi tel tel güller doluyor bahçelerime.. kar mevsimini düşünmüyorum hiç!.. leylekler ağaç tepelerinde kim demiş! doruklar beyaz değil!.. beyaz değil işte.... sen görmüyorsun yazdan kalma güneşle eğiliyorum kırmızıların solmasın diye. sustum!... ........... uzaklığını ölçüyorum şimdi.. mesafeler artıyor içimde.. yollar büklüm büklüm.. yollar dikine... noktam derinleşiyor gitgide sen bilmiyorsun kilometre taşlarını kaç kez saydım dersin... bir tanesi bile yoktu kapının önünde... bir kürek kor ateş bulup üfledim yüreğime... Tayyibe Atay |
Birisini sevdim Birisini sevdim Sevdim Sevildim Gördüm Görüldüm Duydum Duyuldum Nişanlandım Nişanlı Evlendim Evli Sevdim seni Gördüm göreli (Serdar Sayıl-1979) Serdar Sayıl |
Aşkımın Martı Kuşları akşamla birlikte geldim yaşadığın şehre gözlerimi gecede sakladım... çirkinliğimi göreceksin diye araba flaşlarına, sokak lambalarına, çakan çakmak ışıklarına bile kızdım... utanç duvarına yazarken adımı kendi kalemimle, ellerimi yüzüme kapadım. suçlu sen değilsin ki, suçlu benim! sen elime bile dokunmadın... gözlerinin güzelliğinde yayıldım sokaklara yanımda sen vardın... sadece sen!!! ne evler,ne arabalar,ne bahçeler, ne de bize bakan sorgucu gözler, hiç birine aldırmadın... kaç martın vardı özlediğim kaç martın, söyle!!! kaçını bana getirdin? kaçını öldürdük bu gece? kaçını kaçırdık gökyüzüne? kaçı kaldı ki bizimle? sayamadım... seni! sayamadığım martılar kadar çok sevdim, anlamadın... akılsız martılar! konmayın duvarımın üstüne! sizi saymak istemiyorum, haydi kaçın, kaçın diyorum size.. Tayyibe Atay |
Şehitler Dolaş karış karış Anadolu'yu Herbir karışında bir şehit yatar Nerede vatana saldırı olsa Onların yüreği orada atar Onlar Anadolu müritleridir Bu millî devletin şehitleridir Onlar istikbalin şahitleridir Sitemleri gelir sineye batar Çanakkale, Kıbrıs, Güneydoğu'da Yirmisini doldurmadı çoğu da Unutmaz onları Cudi dağıda Analar, bacılar ağıtlar yakar Kimisi nişanlı, kimisi evli Soyu, sopu asil, kökeni belli Yapmadılar askerliği bedelli Göz yaşlı gelinler yollara bakar İbrahim Kılınç |
Ayrılık şiiri ne kadar yalın Sevdiğimiz aşk sözcükleri gibi Kılıçla kesiyor bir hain nokta Öpüşen virgüllerle akan cümleyi Nasıl soğuk ayrılığın güneşi Gölgeli bir çınar olan gövdemin Dalları içten kırınca acı Buzdan bir alçıyla tutuyor beni Ayrılık sabahı ne kadar beyaz Ölümün hüzünlü arkadaşı kar Bana ütülü bir çarşaf hazırlar Bir karanfil tam yüreğin üstünde Onat Kutlar |
Haibun Gün batımı soluk. Boynundaki kolyeyi okşayan ayrılık rüzgarı gibi. Yokuştan aşağı iniyor. Elinde yine kedi mamaları, su kapları. Cihangir’i fethe çıkmış. Başı öne doğru, vücudunun diğer kısmını geriye vererek koşturuyor, rüzgar yetişemiyor gölgesine. Bütün kediler tanıyor onu. Ama insanların çoğu kocasını tanıyor. Ünlü bir ressamın karısı. Masaya gelip oturduğunda, kendinden başkasını dinlemeyecek kadar, yıllarını kendiyle doldurmuş birinin mantığına çarpıyorsunuz. Kediler hayatı. Başka hayat yok. Bütün dünyadaki kedileri kurtarmış gibi oluyor. Her bir kediyi okşadığında elleri, ölmeyecekmiş gibi oluyor. Ölümsüzlük anlayışına gülüyor olgun yaz meyveleri. Mutlu ve erinçli kedilere yetebildiği için ölümsüzlüğü. sıcak nefesi yazın göğsüne vuruyor hayatın kedilerle çizilmiş resmi Yelda Karataş |
Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan İle Rahibin Macerası İlkönce yağmurla sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah. Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla. Harp esirleri çoktan iş başındaydılar. Topraktan nefret duyarak - halbuki köylüydü birçoğu - tıraşlı ve korkak çapalıyorlardı patatesleri. Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana köy kilisesinden gelen çan sesleri. Pazardı. Kilisede erkeklerin hepsi ihtiyardı kadınların değil, içlerinde büyük memeli kızlar, ve sarı saçlarına ak düşmemiş anneler vardı. Maviydi gözleri. Başları önde, kalın, kırmızı ve harap parmaklarına bakıyorlardı. Terliydiler. Haşlanmış lahanayla günlük kokuyordu. Kürsüde muhterem peder "beyannameyi" okuyordu, - gözlerini gizleyerek -. Renkliydi pencere camlarından biri. Bu camdan içeri giren güneş duruyordu genç bir kadının bembeyaz ensesinde eski bir kan lekesi gibi. Ve hiçbir zaman doğurmamış olan göğüssüz ve kalçasız bir Meryem'in kucağında bir çocuk : başı öyle büyük o kadar inceydi ki kıvrılmış bacakları hazin ve korkunçtu. Önlerinde kandil yanıyordu eski sert ve boyalı tahtayı aydınlatıp... İki adam boyundaydı tahta heykel. Şeytan saklanmıştı arkasına - kaşları çekik, sakalı sivri, Mefistofeles olması muhtemel,-- ve âlim bir tebessümle dinliyordu muhterem pederi. "- Avrupa'nın bekası, (okuyordu beyannameyi muhterem peder) Avrupa'nın bekası için harbediyoruz." Dinliyordu Şeytan sivri sakalında keder ve âsi ve selîm aklına dayanılmaz bir ağrı vermekteydi yalan. Okuyordu rahip : " Avrupa milletleri el ele verip harbediyoruz, ve mutlak imha edeceğiz medeniyet için tahripçi bir unsuru." Şeytan bir parça yana itti Meryem'in heykelini ve havada sihirle efsun alâmetleri daireler çevirip kaldırdı elini rahibe doğru - etsizdi, uzundu bu el, hakikat gibi, kemikli ve kuru -. Ve ne olduysa o anda oldu işte. Renkli camın altındaki kadın çırılçıplak göründü kıpkırmızı güneşte. Memeleri ağırdı ve sarı ipek gibi parlıyordu karnının altında tüyler. Düşürdü kâadı muhterem peder ve Şeytan'ın iğvasıyla hakikati bağırdı : "- Karşı koymak günü geldi en büyük tehlikeye. Harbediyoruz, fuhşun bekası için, kerhane kapıları kapanmasın diye. Ve sen orda, arkada içinde beyaz entarisinin bir erkek çocuğu gibi duran, sen ****** olacaksın kızım. Sana firengi ve belsoğukluğu verecekler büyük şehirlerimizden birinde. Baban dönmeyecek Yatıyor şimdi yüzükoyun çok uzak bir toprağın üzerinde. Şimdi kan içindedir etli, kalın kulaklar ve ince kollarının dolandığı boyun. Yattığı yerde yalnız değil. Hareketsiz duran tanklarla, terk edilmiş toplar sahada." Kendi sesinden ürkerek sustu rahip. Orda, arkada, beyazlı kız ağlıyordu. Kadife ceketli bir erkek - ihtiyar orman bekçisi civar çiftliğin - bir şeyler söylemek istedi. Sivri sakalını kaşıdı Şeytan, rahibe : "Devam et," - dedi. Ve muhterem peder başladı tekrar konuşmaya : "- Harbediyoruz : pazar ve mal nizamının bekası için. Kömür, lâstik ve kereste, ve kendi değerinden fazla yaratan iş kuvveti satılmalıdır. Patiska, benzin buğday, patates, domuz eti ve taze gümrah bir sesin içindeki cennet satılmalıdır. Güneşli bahçesi ve resimli kitapları çocukluğun ve ihtiyarlığın emniyeti satılmalıdır. Şan, şeref ve saadet, ve kuru kahve topyekun pazar malı olup tartılıp, ölçülüp, biçilip satılmalıdır. Harbediyoruz : harbi bitirdiğimiz zaman aç, işsiz ve sakat - harp madalyasıyla fakat - köprü altında yatılmalıdır..." Yine sustu muhterem peder. Şeytan emretti yine : "- Naklet onun macerasını, o ne idi, ne oldu, anlat..." Ve anlattı rahip : "- Onu hepiniz hatırlarsınız, toprağın içindeki bir patates tohumu gibi fakir, çalışkan ve neşesiz geçti çocukluğu. Sonra uyandı birdenbire on yedi yaşına doğru. Yine fakirdi, çalışkandı. Fakat aylarca gidip bulutsuz bir denizde altında sönük yelkenlerin sanki çok sıcak bir sabah ufukta apansızın yeni bir dünya keşfeder gibi buldu neşeyi... Mahallede sesi en güzel olan insandı ve en güzel mandolin çalan. Hatırlıyorsunuz değil mi size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin ve mavi kurdelesini mandolininin?.. İçinizde kimin kalbini kırdı, kime yalan söyledi, sarhoş olduğu vaki midir, ve kiminle dövüştü? Çocuklara saygısını ve ihtiyarlara şefkatini inkâr edebilir miyiz? Belki biraz kalın kafalı fakat kalbi bir balık yavrusu gibi temiz onu geçen sene harbe gönderdik. Şimdi gerilerinde cephenin işgal altındaki bir köyün odasındadır. Baygın bir kadının ırzına geçmekle meşgul bir tahta masanın üzerinde. Beli çıplak pantolunu dizlerinde başında miğfer ve ayaklarında kısa, kalın çizmeler. Yerde iki çocuk ölüsü yatıyordu direkte bağlı bir erkek. Dışarda yağmur yağıyor ve uzaktan uzağa motor sesleri. Kadını masadan yere iterek doğrulup çekti pantolonunu... Halbuki hepiniz hatırlarsınız onu, hatırlıyorsunuz değil mi size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin ve mavi kurdelesini mandolininin?" Yine birdenbire sustu muhterem peder. (Susabilmek bir hünerdir insanın ağzından çıkan sözler kendine ait olmazsa.) Fakat tahta Meryem'in arkasından yine emretti Şeytan : "- Rahip, devam et," - dedi. Ve devam etti rahip : "- Harbediyoruz. Çalıştırılan insan yığınları birbirine devrederek zinciri, karanlık ve ağır, beton künklerin içinde akmalıdır. Ve sen kocakarı - ön safta, solda, diz çöküp yüzü eski bir kâat gibi buruşuk olan - seni temin ederim ki kilise kapısında oynayan torunun - beş yaşında, başı altın bir top gibi yuvarlak - dedesi, senin kocan, babası, senin oğlun ve komşuların gibi kömür ocaklarında çalışacak. Hiçbir şeyi ümit etmemeyi öğrensin. Bu maksatla uçuyor bombardıman birliklerimiz tasavvur edilmeyecek kadar çok ölüm taşıyıp iki gergin kanatla. Ve motorlarına benzinle beraber belki bir parça keder dolarak (öldürenlerde tevehhüm edilen keder gibi bir şey), uçuyor av kuvvetleri himayesinde olarak bombardıman birliklerimiz birbiri ardından giden dalgalar halinde... Harbediyoruz : öldürdüklerimizin sayısı - bizden ve onlardan aralarında meme çocukları da var - şimdilik beş altı milyon kadar. Harbediyoruz : kundak bezinin çeşidiyle belli olmalı herkesin yeri. Harbediyoruz : parlasın edebiyen diye sabah güneşlerinde hapisane demirleri..." Hakikat çok taraflıdır. Fakir bir Şimal kilisesinde - Şeytan'ın iğvasıyla da olsa - fakir bir papaz onu o kadar uzun anlatamaz. İnzibat kuvvetleri aldı haberi - kadife ceketli orman bekçisinden - gelip indirdiler kürsüden muhterem pederi. Ve asfalt yolun üzerinde arasında silâhlı iki adamın giderken muhterem peder Şeytan baktı arkasından : çekik kaşlarında ümit ve sivri sakalında keder. 12.9.1941 Not : Alamanya yıkıldı. Temerküz kampından kurtarıldı muhterem peder. Ve yine Şeytan'ın iğvasına uymasaydı eğer önemli Alaman demokratlarından biri olurdu bugün Anglo-sakson işgal bölgelerinden birinde. Halbuki yine uydu Şeytan'a. Ve yine bir pazar günü ve aynı kilisede yine batılı müttefikleri meth ü sena edeyim derken 41 yılında söylediklerinden bazı fasılları tekrarladı aynen bilhassa mal nizamına ait olanları. Ve Katolik bir Amerikan subayının emriyle (tevkif edilmediyse de bu sefer) kovuldu kiliseden muhterem peder. Yine arkasından baktı Şeytan : çekik kaşlarında biraz daha çok ümit sivri sakalında biraz daha az keder... 1946 Şubat 17 Nazım Hikmet Ran |
Söz Makamı... Söz makamı sessizliğe hasret İflas etmişim aşkımla barışta Süslü bir sultan hançeri gibi Asilce sokulmuşsun yüreğime... Hani yeşerir ya dünya Bahar yağmurlarından sonra Susar ama hiç belli etmez ya Söz dünyası Bir kez duydu mu hep ister! Gönüllü nöbetler Esarete dönmüştür artık Gardiyan yeni mahkumlar bekler... Söz ülkesi bu suçlar silinmez Hangi söze bu ceza verilmez Seviyorum dedin ya artık Geri dönülmez... Yıldızlar aslında çok uzak geceden Ve her biri aydınlıktayken Nedir onları Karanlıkta böyle özleten... Bir mum ışığı bazen Büyük olur da güneşten Gönül bir sevgiden geçer Bir de sığındığı ölümden... Bazen sana da olur bilirim Kah aynaya bakarken Kah sessizliğe daldığında Tüm etlerin erir sanırsın Damarlarındaki kan çekilir Göz göre göre ölüyorum dersin Ve durmadan başka bir Sabahcı kahvesinde Kendinden kaçan Aradığını bulmaktan korkan Ve hep karanlıktan Deli ruhları bedenlerinde Yürekleri gözlerinde Yeni bir yolculuğa çıkarsın Yedeklerinde... Çünkü söz bitmez Ukala sonsuzlukta Zamansız mekanında Ve sesini duyduğumda... Dümen suyu bozuk gemi Kaptan arar rüyasında Ben yüzme bilmem Kaptanlık kim dümen ne? Ve bir gün yine Acil servis önünde Tedavisiz düşlerimin peşinde Sen gelirsinde günüme Ve birde yalnızlığım Verilen acı haberle... Sözde... Barışta... Yüreğimde hançerde... Baharda yazda... Nöbetlerde mah****a... Suçta ve cezada... Yıldızlarda ve güneşte... Dümensiz denizlerde... En sevdiğim ölümde... Her sabahcı kahvesinde... Tüm gidişlerde... Ben hep seninleyim Gözbebeğim... Sende benimle... Bülent ÖZDEMİR |
E y ü p İstanbulun fethiyle anılır adı Tarihler boyunca hiç unutulmadı Ensariden bizlere yadigar kaldı Sessizdir sakindir huzurludur Eyüp Her köşesi bir tarih bir efsanedir Kalplere nur veren ziyarethanedir Orda dua orda niyaz halisanedir Sessizdir sakindir huzurludur Eyüp Mavi Haliç sahilinden gezerek gelin Mihmandarın türbesinde dualar edin Piyerlotiden bakıp şehri seyredin Sessizdir sakindir huzurludur eyüp Nihat İncekara |
SEVGİLERDE Sevgileri yarınlara bıraktınız Çekingen, tutuk, saygılı. Bütün yakınlarınız Sizi yanlış tanıdı. Bitmeyen işler yüzünden (Siz böyle olsun istemezdiniz) Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi Kalbinizi dolduran duygular Kalbinizde kaldı. Siz geniş zamanlar umuyordunuz Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek. Yılların telaşlarda bu kadar çabuk Geçeceği aklınıza gelmezdi. Gizli bahçenizde Açan çiçekler vardı. Gecelerde ve yalnız. Vermeye az buldunuz Yahut vakit olmadı. Behçet Necatigil |
| Saat: 17:50 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık