![]() |
En yeniden sevmelere Varmı mecâlin maralım Yeni evren kuralım Yıkıntılar arasından Mutluluğa ulaşalım Yorgun gönlün kırık kalbin Biliyorum evirirsin Geçilecek engelleri Yüreğinle devirirsin Seni sevmek de sanattır Yürek sesi duymak gerek O gönülden bu yüreğe Destek alıp geçmek gerek Senin adın mutluluktur Mutluluğu tatmak lazım Seni mutlu görmek için Sevdalara yatmak lazım Sevgili'dir aşkın ismi Sorulmaz ki aşkın cismi Sevgilisiz yaşanmaz ki Yürekte çizili resmi Şu duygular serbest olsa Şiir hece mi ister ki Seni sevmek ister gönül Sözü başka ne örter ki. Şeref Öztürk (Usta) |
Gurbet Elini Uzatmış gurbet elini uzatmış yürekler pare pare hasretleri çoğaltmış gurbet ömür törpüsü sılaya özlem türküsü gurbet elini uzatmış ağzında tatlar buruk mesafeler tuzakmış gurbet ömür törpüsü sılaya özlem türküsü gurbet elini uzatmış sabırdan dişler kırıp nefesleri daraltmış gurbet ömür törpüsü sılaya özlem türküsü gurbet elini uzatmış emeğini ellere verip hayatları kazanmış gurbet ömür törpüsü sılaya özlem türküsü 14.11.2004 Samanyolu (Nigar Yıldız) Hanımefendi’ye armağanımdır. Ahmet Hakan Yılmaztürk |
Üzülme her hafta gelemem diye Haftada olmazsa ayda gel canım. Üç yüz altmış beş'i böl on iki'ye Sırala otuz'u say da gel canım. Bekletme geciken müddet ziyandır Güzele kin,öfke,hiddet ziyandır Varsa gurur,kibir,şiddet ziyandır Onları orada koy da gel canım. Kitap 'aşk masal' der,yıkar bırakmaz Akıl 'tedbir al'der çöker, bırakmaz Korku 'gitme kal'der çeker, bırakmaz Sen gönül sözüne uy da gel canım. Yazı,güzü,kışı bahar zamanı Yaşadın bilirsin ki her zamanı Dinle rüzgârları seher zamanı Uzaktan sesimi duy da gel canım. Abdurrahim Karakoç |
AŞK Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz Sanki hiç olmamıştı Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti Çünkü iki kişiydik Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra Sonrası iyilik güzellik. Cemal Süreya |
O Bahar Günü gün baharı yaşıyor bahar günü süslüyordu gün mutlu .....bahar mutlu ..........kız mutluydu ve o gün bıraktı kendini tabiat'ın kollarına her bahar her bahar'ın o günü o gün rastladığı ve o günün meyvası kutlarcasına o günü hep beraber ve mutlu anıyorlar o bahar gününü... Savaş Dinçbaş |
Veda / Necip Fazıl Kısakürek Elimde, sükutun nabzını dinle, Dinle de gönlümü alıver gitsin! Saçlarımdan tutup, kör gözlerinle, Yaşlı gözlerime dalıver gitsin! Yürü, gölgen seni uğurlamakta, Küçülüp küçülüp kaybol ırakta, Yolu tam dönerken arkana bak da, Köşede bir lahza kalıver gitsin! Ümidim yılların seline düştü, Saçının en titrek teline düştü, Kuru bir yaprak gibi eline düştü, İstersen rüzgara salıver gitsin! |
Yokluğunun girdabında dönerken ömrüm, Bir bardak çayın sıcaklığında Ve bir dal sigaranın yanışında aradım seni. Aldığım her yudumla içime, Çektiğim her nefesle, Yüreğime koydum seni. Tesellinin ferahlığında geçerken günlerim, Ufuktaki güneşin ışığında Ve bulutlar ardındaki hayal ülkesinde aradım seni. Gördüğüm her parıltıda günlerime, Daldıgım her hayalde, ömrüme koydum seni. Soğuğun ve karanlığın derinliğinde geçerken gecelerim Bir uzak yıldızın yerinde, Ve gecelerin korkutan sessizliğinde aradım seni. Baktığım her yıldızda dileklerime, Yattığım her uykuda başucuma koydum seni. Kuruyan yaprakların hışırtısında geçerken baharım, Bir yağmur damlasında Ve sonbahara inat kurumayan yapraklarda aradım seni. Düşen her damlayla gözyaşlarıma Ve hazana inat çiçekler açan dallarıma koydum seni. Hep yanımda olacağın günleri beklemekle geçerken yıllarım Ansızın kapının çalınışında Ve sabah uyandırmak için; Omzuma dokunan elde aradım seni. Açtığım her kapıda karşıma Ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadığım İmkansız anlarıma koydum seni. Sessiz bir film gibi gözümden geçerken hatıralarım, Sevdayı oynayan bir oyuncuda, Hep kazanan bir başrolde aradım seni. Hayatımın her sahnesinde Ve çekim hatasının olmadığı bir ömürde sevdim seni... Abdülhamid Samur |
Muntazam Seni kamçılardan çıkardım Tevbelerle başladı rahmet vuruşları İnsan ağlar oldun yürekli göğüsler kurdun Sesimi işkencelerden alırdın Elimin altına dökerdin etlerini Hızlı varışlara bile hazırım daha Dayanırdı yelken bezleri saf saf insan enginlikleri Bir geçmiş zaman kalkanı indi Çınar ağaçlarından sahil sularına Kalbim kalkıp indi gemilerden Çok tarandım başka saçlar tarandım sokaklarda Kabris kamburu çıkardı yıllar Ve bir tek çıban çıkaran yoktu sancılarla Habire vuran rüzgar Kabirlerde su yollarında Dehlizlerde İç çekmeler Sızlanmalar fısıltılar Ne zora çekiyor zaman ki bildiler farkettim Götürüp Kelimeleri başka bir semte attılar beni Üzgün melal içre ve aşık Yürüdüğüm deniz sahillerindeyim Yakın sabahlarda öğlelerde ve daha Üç parıltısında günün Devlerimi güreştirmek işim üstüm başım heykel kırıkları Cahit Zarifoğlu |
ACIYI KURUTAN DUDAKLAR Acıların ülkesinde doğmuş bir biçare, Hiç bir zaman düz bir çizgisi olmayan, Ruhunun satılmadığı, bedeninin satılmadığı bir an, Hiç görmedim ve göremeyeceğim herhalde, Bir kere olsun bile... Ülkesinde, yankılanıp duvarlarda çınlayan Çorak bir ses vardı, Bitkileri kurutan, tüyleri inmeksizin uyandıran. O ses ki bir kez olsun bir can almasın. Mutlak, bir can kurban olarak verilir. Biçare sıranın ne zaman kendisine geleceğini düşünür. Oysaki çizgilerini düzeltmek için ufacık bir ümidi vardı. Belki de yolun yarısında kenar mahallelerde Mile oynama arzusuyla yanıyordu. Haşarı bir çocuk olup Altına umarsızca yapmak istiyordu. Bu kadar karanlık bir ortamda bunları görebiliyordu. Hey Arkadaş yak artık lambanı! Engellerin ne kadar ölümsüz olsa da, Dinamit koy tabanına. Yapamayacaksın, çünkü elini kaldıramazsın. Enerjin kurumuş, neslin kurumuş. Sen ve ben hiç göremedik bunları Ve göremeyeceğiz. Acılar doğurmuştu bizi. Kaderimiz ve ülkendeki insanların kaderi, Acı ve kan üzerine oturtulmuştu. İçilen bizim kanımızdı. Fakat bitmedi yıllardır ve bizi ayakta tutan Sadece O kan. Sancıyla kıvranacak takat kalmamış, Ama alıştık arkadaş, Acıya, nefrete ve zora. Ben sana alıştım arkadaş. Fakat karşımda bir sen kalmıştın bana zorluk çıkarmayan. Seni de kaybediyorum yavaş yavaş... Ama belki sen bende kaybolursan, Beni arkamdan vurursan, Belki bu bende bir çığır açar, Uzun bir atlayış gerçekleştiririm. Bendimi bir çırpıda aşar, Acıların çocuğunu ellerimle öldürürüm; Hem de büyük bir zevkle... Temelimdeki acıları yıkarken belki kendimi de yıkacağım. Seni içimden söküp atarken belki kendimi satmış olacağım. Sessizlik ve uçarılık istiyorum ama bunu başaramıyorum aslında, Aradığım benim bağsız uçabilmek, Engelsiz atılabilmek ve çözmek sorunları, Gülmek, insanlara gülebilmek, Kendime gülümseyebilecek birilerini bulabilmek, İçimdeki acı temellerini yıkacak birini aşılayabilmek, Çocukluğuma dönmeden mile oynayabilmek Ve ikiyüzlü şahsiyetimi insanlara gösterdiğimde İçimdeki zevk çığlıklarının bir an olsun susması, O çığlıkların susmasa bile insanlara duyurulmaması, Ama çabalar fayda vermiyor, Yinede duyuyorlar... Aşacağım bunları, gülümseyen birilerini bulacağım. İçimdeki sen çık git hayatımdan. “Asıl ben” olmamı engelleyen sen Bana bak ve dinle beni! Bana verdiğin acının kaynağını nereden alıyorsun, Devamlı yağmurlu bir havada nasıl yaşıyorsun, Güneşlerin yok mu senin? Güzel duyguların ve aşkların; Duan olmadı mı hiç? , Ümit bağladığın bir duan... Sana yardım etmesini beklediğin bir Allah’ın... Ne kadar zengin olsan senin hiç bir şeyin olmadı. Biliyormusun senin sende olan şeylerin ne kadar az? . Aslında sen yaptıklarının sahibi bile değilsin. Ama anlayamıyorum bu sonsuz enerjiyi nereden bulursun? Bu hiç kapanmayan musluğun suyu hangi dağdan? Aklının sermayesi nereden? Bunların hiçbiri sana ait değil sefil yaratık. Sen yaratılmışsın bir kere. Sen seni yaratana şükret ki hayattasın. Ama bu senin içimden çıkmana engel olamayacak, Çirkef şahsiyetini, acılarını bana kusmana artık izin vermeyeceğim. Senin içine fışkırtacağım gülümsemeyle, Ruhunda güneşleri açtıracağım. Ama bu durumun hiç bir zaman affettirmeyecek seni, Senin bir zamanlar ne kadar insafsız olduğun gerçeğini unutturmayacak Ve senin içimden çıkmanı, sonsuza dek rahatsız etmemeni engelleyemeyecek. Artık çıktın içimden... Çıktın mı? Hiç görmedim, belki de göremeyeceğim. Çünkü hiç hissetmedim, Nasıl bir duygu bilemedim, sensiz bir an... Artık çıktın içimden... Çıktın mı? Hiç bilmediğim bir duygu, evet. Zaten hiç görmediğim bir şeyi yaşıyorum. Seni hayatımdan attım ve hayata gülüyorum. Sensiz bir hayatta başka sensizlikler arayışındayım. Gülüşüme karşılık verecek bir gülüş arıyorum, Bir gülüş ve bir öpüş... O gülücük ve öpücük “Acı” ateşini söndürecek Ve benden hayat dolu bir ben ve nesiller doğuracak... Bana gülen Ve beni öpen o dudakları görüyor gibiyim... FERİT EMRE ADAKLI |
Zalim Sevgili Yavaş yavaş kayacağım gözlerimden Kayıp gidecek yıllar avuçlarından Tutamayacaksın zamanı İçeçeksin koca ömrü bir yudumda Benden uzaklarda uyuyacaksın yalnızlığın koynunda Dalların üşüyecek Rüzgarın titreyecek Fırtınaya yakalanacaksın Gelemeyeceksin gecelerime Giremeyeceksin rüyalarıma Alamayacaksın uykularımı Elinde ki fotoğrafım, Dinlediğimiz şarkılar, Eskide kalan aşkımız, Tek tesellin olacak Dinlediğin şarkılarda bulacaksın sadece beni Sekiz Mayıs sabahı uyanacaksın yalnızlığının sessizliğinde Kuşların cıvıltısında arayacaksın beni Odanın duvarlarına sinmiş anılara bakacaksın Uykuya terk ettiğin yalnızlığınla kalacaksın öylece zalim.. Ya güzelim OLAMAZ deme Sende yaşayacaksın bu yalnızlığı, Yokluğumu, Çatlamış dudaklarında, Çatık kaşlarında, Soğumuş avuçlarında Damarlarında duyacaksın beni Her şeyi yakacaksın Çekip gideceksin uzaklara Bir gün BENSİZ A benim kadrimi kıymetimi bilmeyenim Bakma resmime, Bakma hep güldüğüme, Bakma yıkılmaz gözüktüğüme, Sen beni hiç ağlarken gördün mü? Görmedin ve göremeyeceksin Uyanacaksın Sekiz Mayıs sabahı Ağlayacaksın, Sızlayacaksın, İçin yanacak, Gözyaşların sele dönecek. Ve soracaksın kendine Ben neden gittim? Ben nerede hata yaptım diye. Bulsan da cevabını Faydası yok artık zalim sevgili! Çok geç kaldın Şimdi hazırlan zalim sevgili yokluğuma, Çünkü sende bir gün BENSİZ yaşamaya alışacaksın.. Sana sensiz yaşayamam demiştim Yaşıyorum Senden başkasını gözlerim gülmez demiştim Gülüyorum Sensizlik acı çekerek yaşamaksa Yaşıyorum be gülüm.. Ne seni nede sevgini istiyorum Sana olan o çocuksu saf sevdamı Sende olan yarımı istiyorum Ve sana en büyük dostumYALNIZLIĞI bırakıyorum Bülent Kaya |
| Saat: 22:26 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık