![]() |
Güz Bahçesi Altın sarı yapraklarda Hayatın son kez yansıyan ışığı Solarken yüzümde Şiir Kirlenen bir su gibi çıkıp gidiyor hayatımızdan. Üzerinde unutulan meyvaları şarabî nar ağacı Çiçeklerini anımsayan kim kaldı Altmış yıllık çam, nasıl Bu denli kıyıda kalabildiğine şaşkın Orman oynamaz mı yerinden Portakallar birer güneş olup yükselmez mi güz bahçesinden? Ilık toprakta taze güz çimeni Soluğuyla nemleniyor yüzüm Asmada kalmış bir salkım Son kırlangıcın şırası Hüzün, güz bahçesinde kızkardeşim Kameriyedeki ıslak sırada Çocukluğum tarlalarda Leylek peşinde Uzakta, göğün ve denizin griliği içinde alevler Arıtımevi bacalarında parlayan bayraklar Ayva dallarıyla karışan fındığın dibinde Henüz çürümemiş bir tane Sincabım nerde, ben nerde! Bu güz bahçesi sonu hayatın Baharı bir daha görmek Uzun, uzun bir gecede beklenen leylek |
Rüzgârın Dilinden Gülümser Hâlâ Onun adı çiçekti ve bulvarlar Baharla çalkalanırdı o yürüdükçe Başaklar hışımla çoğaltırdı tanelerini Bereketli bir umut tarlasıydı gülüşü Adı bir çağlayanın kepire dökülüşü Türküleri ateşten ve hüzünden biçilirdi Özlemle tomurcuk vururdu gözlerinde Kaç körpecik baş sunulmuş yarınlar Dirençler yaprak yaprak boy atar akşamlarında Ki onun adı rüzgâr Kaç denizi ateşe vermiş öfkesi Yemyeşil bir düğünde coşturur bozkırları Dağ kesilmiş kederler diz çöker bakışlarında Halaya durur sarı Sonra ansızdan yitti Bir isyan şarkısına karıştı sesi Derler ki Filistin askısında ölümle alay etti Derler ki Rüzgârların dilinden gülümser hâlâ Bilinen son adı kardelendi |
Hüznün Anlayışı tut ki bir yalnızım ben tut da kurtulayım bu soğuk bahçeden hızla geçti günün arzuları hızla geçti gecenin dinmeyen anıları sabır taşını ikiye böldüm geçtim binbir acıdan umuttan ayışığına muhtacız dedim dinlemediniz duaya muhtacız selâma muhtacız muhtacız bahara bahar sabahına tut ki bir yalnızım ben esintine muhtacım ey ulu rüzgâr bana bir sır gerek şafak vaktinden hatırama başdönmesi hüznün anlayışını isterim ey hüzün anlayışını isterim badısabanın sabahla dostluğunu badısabanın sabahla savaşını isterim ey badısaba ekmeğini aşını isterim isterim hızla geçen arzuyu bu dansın çağrısı beni bulur beni arar |
KAÇAK YOLCUYA BENZER YASAK SEVDAM sabahın aydınlığı doğarken deli bir poyrazı alıp arkasına Kızkulesi’nin yanından geçen vapur güvertesinde seni taşır mavi bir karanlığa benzeyen deniz denizin üzerinde vapur ve vapurun üzerinde rüzgar rüyadan uyanmış kayıklar hangisinden atıldığı belli olmayan ağlar yaşlı ve derin çizgiler kaplı yüzlerinde sadece umudun ışığı gözlerinde poyraza aldırmayan sıcak yürekli kayıkçılar arasından geçen vapur kaçak bir yolcu gibi güvertesinde yasak sevdamı taşır mavi bir karanlığa benzeyen deniz denizin üzerinde vapur ve vapurun üzerinde rüzgar mavi karanlığın üzerinden köpükleri bırakıp ardında tohuma özlemli topraklar gibi güvertesinde seni taşıyan vapur limana yanaşır Atila IŞIK |
İnci Tanem Mutluluk bana uzaktı Bakışların bir tuzaktı Sevmek bana yasaktı Mecnun oldum inci tanem. Gülüşün kalbimi çaldı Hasretin beni sardı Güzelliğin aklımı aldı Mecnun oldum inci tanem. Sana kavuşmak dileğim Seni özler yüreğim Beni sevdiğini bileyim Seni seviyorum meleğim. Rüyalarımda sen varsın Sevdam dağları aşsın Kalbimdeki bitmeyen aşksın Mecnun oldum inci tanem. |
Aylı Karanlık saklı tuttun saklı tutmanı sevdim en karanlığa açılan kapını sevdim yüzümü döndürmek için az mı denizler dalgalar az mı yangınlar bulutlar geldi savruldu üstüme geldi yıkıldı bir nice batık taşlara gemilerim yıkılmış ağaçlara bir nice gölgelere gemilerim dedim beni alır götürür onun kıyısına bırakır onun ülkesine koskoca bir uykunun ardında bir ormanın ardında karıncaların olmadı mı en çok onu sevdim saçlarını kurutmaya yaz güneşi olmadı mı ellerini sevdim gülüşlerini ateşler yaktım ısındım karanlığında yoluma çıktıkça gözlerinin akşamı ne ürkek ne büyük olduklarının akşamı sevdim çağrıladım ben seni geceler günler yalnız olduğumun kıyılarında aydınlığı sürüp giderken yan yana gelmelerin dedim elleri kimbilir kimin elinde saçları dudakları kimbilir kimin |
İncinen Gurur Pencereden baktığımda görüyorum; Senin yüzün, incir yaprağında. Senin ürkekliğin, Duvar üstünde yürüyen, Bir kedinin kıvraklığında. Aynada dururken, görüyorum; Kırmızı öpüşün, sol yanağımda. Dişimi fırçalarken senin ağzın, Serin suların berraklığında. Rakı devrilmiş masalarda yokluğun, Veya benden önce kalkıp gitmişliğin; Gece boyu dolandığım barlarda. Sarhoşlara tekrarladığım adın; Balıkçı kahvesinde, çorbacıda, Kenarlarda... Dökülmek istemiyorum, hayır! Çingene çiçekçiler, Habire yaltaklandığında; Bilmediğim soruların açtığı çukuru, Yalanlarla doldurmak istemiyorum! Seni kaybettim galiba... İki taşın arasında kaldım! Bu, benim hatam değildi, Seni ben çok geç tanıdım! Derin acılar bahçıvanı, Yüreğime ne ektin böyle? Aşk, korkağını bağışlar mı, Söyle?.. Aramak ne kötü, herkeste seni, Her gözde bulup yanılmak seni!. Ah turuncu rüyalar güzeli! Hem kendini yok ettin, Hem beni... Başka ne acıtabilir içimi, Yaşım kırkı devirmişken, Seni böyle patavatsızca sevmişken, Ve tam aynayı güneşe çevirmişken; Başka ne?.. Seni vefasız aşklara bırakıyorum Yüzümü kırılan bardaklarda ara... Düşünme, ben ne olurum? Sanırım, bir daha onarılmaz, İncinen gururum... |
Bir Martiyi Aglattin Sen bir martiyi aglattin işte bir çocuk garanti intihar eder artik kütür kütür küfrediyor gece imanima bir yaprak kirilip suya düşüyor su yaralaniyor su kaniyor şelale! ah nasil titredim tensiz bir piyanist büküldü sanki kesişen ayrişik dogrular gibi çarpişiverdim yüzünle. Yüzün öyle düzgün suna bir elyazisi yüzün yüzüme aksedince yüzün ayna alnimda yüzün uzun hüzünlü bir alinyazisi! bitmemiş bir ömrün yalanisin sen: kabuslarimin tabiri çocuklugumun arta kalanisin! öldürecegim kendimi dudaklarinla dudaklarin etle, şehvetle seferber sen! bana inen son kutsal kitap son fakir yatir son aciz peygamber! bir martiyi aglattin işte bir çocuk garanti intihar eder artik |
İncinmek Öyle kolay ki incinmek Yeterli buna tek bir söz Olası mı söyleyememek. Yeniden kurardım dünyayı Mümkün olaydı eğer, Tertemiz bir yaprak misali. Gönlümce yazardım beyaza Dilediğimce incitmeksizin Oysa bahar çoktan erdi yaza. Ardından sonbahar Acımasızca bastıran kış Gömülür kalır karlara umutlar. Yeşerir mi? Kim bilir? Uzatır mı başını dünyaya Yarı çekingen, yarı utangaç, yarı ürkek Yüzüne çarpacak, soğuktan korkarak! |
Gözyaşları Da Çiçek Açar Ellerimi dokunduğum her yerde Çığlık çığlığa kıvranıyor hayat Ve ölen arkadaşların giysilerini Bir kere daha dürüp koyuyor analar Çamaşır sandıklarına Gözyaşları da çiçek açar Bugün yurtyeri olsa da acılara Kayaların en sarp yerlerindeki Kırlangıç yuvalarını andıran alnın Bir gün terli bir gelecek uçuracak Sabahlardan akşamlara kadar Gözyaşları da çiçek açar Ansızın oyuna başlayan çocukların Sesleri kadar canlı ve huylu Sevinçleri kadar taze ve acemi Bir duruş kuşatır seni o zaman Gözyaşları da çiçek açar Başını dayadığın ağaç dalı Bak hafifçe eğildi toprağa doğru Uyuyan bir çocuğun soluk alışını Dinler gibi kendini vererek Yaklaş yüzünü örse de acılar Boynundan ter boşalan herkese Gözyaşları da çiçek açar Yaklaş, yüzünü örse de acılar Ve nasıl yakalarsa toprağı kök Suları renk, dalları kiraz Sen de öyle yakala hayatı Yürü kol kola canıma değsin Gözyaşları da çiçek açar |
| Saat: 15:20 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık