![]() |
Bir Zaman Gelir.. Her Sey Unutulur.. Hic Yasanmamıs Gibi Durur Evler, Odalar, Zamanın Gerisinde.. Bizler İlerlemis Oluruz Cunku.. Nankörlüğümüzle.. Aşk'ın Kıyameti Budur Aslında.. Yaşanılanı Hiçe Saymak , Unutmak, Vefa'dan Bi Haber olmak.. En Nihayetinde Nankör Olmak! Aşk'a Kıyametleri Koparttırır . Kimisi Aldığını Zannederken Verir, Karşısındakini Yüceltir, Kimisi Vermeyi Bile Bilmez Aşkın Uç Noktalarını Görememiştir.. Hep İster.. Hep İsteyen, Görmeyen, Dinlemeyen.. Bu Alışverişte Bir Hayalden Düş kırıklığından Başka Hiç Birşey Elde Edemez, Hayal ettiği de Kendinindir Zaten... . Kendine Kalır.. Aşk Bir Danstır Aslında ; Tarafların Uyumuyla Bir Şaheser Haline Gelir, Bunun Yanında Komedramlar Yaşanacaktır Elbette.. Çılgınca Kendini Kaptıranlar, Dans Etmesini Bilmeden Kabugunda Duranlar Maskaralar, Birbirinin Ayağına Değil , Üstüne BASANLAR Elbette Vardır , Olacaktır. Onemli Olan Kıymet Bilmektir.. Vefa Satılmaz Hic Bir Yerde.. Aşkın Kendine Özgü Bir Dili Vardır Bilirmisiniz? Bilmeyenle Konuşmaz Zaten, Ama Gel Görki Herkesin Yüreğinden Nedenini Bilmesede Bir Hüzzam Şarkısı Geçmiştir.. Aşk Konuşur! Duymasını Bilene.. Yanınızdakinin, Yakınınızdakinin Kıymetini Bilin Aşkı Küstürüp, Ne Kendinize Eziyet Edin Ne Karsınızdakine... İnsan Oğlunu Ayakta Tutan En Büyük Duygulardan Biri Budur... Aşk Yaralı dır Ve Neredeyse Çaresiz Hale gelmiştir. Herkes Gercekten Daha Duyarlı Olabilir.. Ve Dikkat edin Aşk Gezegeninde Kıyamet Her An Kopabilir... Kenan Evren Asman |
MEMLEKETİMİ SEVİYORUM Memleketimi seviyorum: Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım. Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı memleketimin şarkıları ve tütünü gibi. Memleketim: Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya, kurşun kubbeler ve fabrika bacaları, benim o kendi kendinden bile gizleyerek sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir. Memleketim. Memleketim ne kadar geniş: dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana. Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum. Erzurum Yaylası'nı yalnız türkülerinden tanıyorum ve güneye pamuk işleyenlere gitmek için Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye utanıyorum. Memleketim: develer, tren, Ford arabaları ve hasta eşekler, kavak söğüt ve kırmızı toprak. Memleketim. Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven alabalık ve onun yarım kiloluğu pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla Bolu'nun Abant gölünde yüzer. Memleketim : Ankara ovasında keçiler: kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması. Yağlı, ağır fındığı Giresun'un. Al yanaklı mis gibi kokan Amasya elması, zeytin, incir, kavun ve renk renk, salkım salkım üzümler ve sonra karasaban ve sonra kara sığır ve sonra : ileri, güzel, iyi her şeyi, hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır, çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım, yarı aç, yarı tok yarı esir... Nazım Hikmet Ran ( 1902 - 1963 ) |
Gittin...Bitti - Nurten İnceoğlu Beni burada bulumayacaksın Sanma ki 24 şubatı hatırlayacağım O günü ve seni unutacağım,neden mi? Beni göremediğin için, Bense seni tanıyamadığım için O gün bir facia idi hayatımda Öyle kalacak Şu deprem vardı ya onun tarihi olacak O gün…….. ve ben her yıl o günü Deprem faciası olarak hatırlayacağım Aslında ben seni unutmak için sevmemiştim, Öyle olacak görünen Neyse sana yolculuğunda Mutluluklar “seni düşünen bir yürek var” deme bana, düşünmediğin ortada Seni tanımadan önce ağlıyordum Ağlıyordum ya Tanıdığım günde Hala ağlıyorum Bu sefer sen ağlatıyorsun Beklememiştim ya senden bunu Sende öyle çıktın Hain çıktın Şimdi anlıyorum,ben seni değil İçimdeki özlemi Aşk özlemini sevmişim Layık değilmişsin sevgime Kapatmak istiyorum ya seni Bırakmıyor içimden bir şeyler Olsun yinede bitireceğim seni O özlemi de terk edeceğim seninle HOŞÇA KAL CANIMSIN BENİM Nurten İnceoğlu |
Sensiz Ankara... Dün yağmur yağdı Ankara'da bardaktan boşalırcasına, Sanki benim yerime Ankara ağlıyordu, Sanki senin gidişinle Ankara kahroluyordu... Ankara'da biliyordu bu son gidişti; Gelmeyecektin birdaha,dönmeyecektin Ankara'ya Kendini bu kadar sevdirmişken zamansızdı bu gidiş... Ankara bugün de ağlıyor dünkü gibi, Alışamamıştı yokluğuna tıpkı benim gibi, Sokaklarda çağlayanlar oluştu aynı gözlerimdeki gibi, Dostlar bile fayda etmedi;çünkü sevmişim seni deli gibi... Ankara'da yarın güneş açacakmış,ısıtacakmış insanları, Umuda yelken açıp unutacakmış yaşananları, Peki ben ne yapacağım yarın? Unutabilecekmiyim yaşananları? Söz verdim Ankara'ya seni unutmayı deneyeceğim; Seni unutamayacağımı bildiğim için Ankara'yı terkedeceğim, Yanlış anlama Ankara seni hep seveceğim; Ama sevgilime söz verdim onun yanına; Cennet'e gideceğim.. Aslıhan Erdal kaynak:antoloji |
UYAN Baksana kim boynu bükük ağlayan? Hakk-i hayâtın senin ey Müslüman! Kurtar o biçâreyi Allah için. Artık ölüm uykularından uyan! Bunca zamandır uyudun, kanmadın; Çekmediğin kalmadı, uslanmadın. Çiğnediler yurdunu baştan başa, Sen yine bir kerre kımıldanmadın. Ninni değil dinlediğin velvele... Kükreyerek akmada müstakbele Bir ebedî sel ki zamandir adı; Haydi katıl sen de o coşkun sele. Karşı durulmaz cereyan sîneçâk... Varsa duranlar olur elbet helâk. Dalgaların anlamadan seyrini, Göz göre girdâba nedir inhimâk? Dehşet-i mâziyi getir yâdına; Kimse yetişmez yarın imdâdına. Merhametin yok diyelim nefsine; Merhamet etmez misin evlâdına? "Ben onu dünyaya getirdim..." diye, Kalkışacaksın demek öldürmeye! Sevk ediyormuş meğer insanları, Hakk-ı übüvvet de bu câniliğe! Doğru mudur ye’s ile olmak tebah? Yok mu gelip gayrete bir intibah? Beklediğin subh-ı kıyamet midir? Gün batıyor sen arıyorsun sabah! Gözleri mâziye bakan milletin, Ömrü temâdisi olur nekbetin. Karşına müstakbeli dikmiş Hudâ, Görmeye, lakin daha yok niyyetin! Ey koca Şark! Ey ebedî meskenet! Sen de kımıldanmaya bir niyyet et. Korkuyorum Garb'ın elinden yarın, Kalmıyacak çekmediğin mel’anet. Hakk-ı hayatın daha çiğnenmeden, Kan dökerek almalısın merd isen. Çünkü bugün ortada hak sahibi, Bir kişidir: "Hakkımı vermem!" diyen. 5 Şubat 1330 (1915) MEHMET AKİF ERSOY ( MİLLİ ŞAİR) |
AŞKTIR GERİDE KALAN İnkâr etmem aşkı Ağzı bir elma tadı ağzımda Sevdiği oyuncaklar En güzeli mızıka Derken geçer gider birdenbire Güzelim yaz Eylülle hüzün Türkülerde yağmur Uykusuz geceler ki Çoktaaan unutulmuştur Severdi her şeyi Yollar uzun yürüse Küçük çakıl taşları, birkaç sümüklüböcek Bir serçe
|
Bunaydın Bir limon kalmış güneşten Bi de daluçlarında buhur Bulutlar ki kar Bulutlar yağıyor Dizdüşümlerime... Bir tahtaboştasın loş Sarmanlar gelip gidiyor Silüsler beyazdan da yılan Sen bu tipiden çıkmıyacan... Bir limon kalsa da güneşten Bir de ölümcül umut Sen bu umuttan iflah Olamaya Can. . . Can Yücel |
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya- Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!" Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında, Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk; Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ! Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil, Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb. Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam, Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak, Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm. Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer; Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi; "O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi. Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek. Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar... Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. "Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına; Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini, Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın; Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât! Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber. http://www.aruz.com/grafs/resim/kare.gif MEHMET AKİF ERSOY |
Özledim Seni özledim seni bu gün sebep yokken uzansam hayallere dokunurum sandım bak yıllar geçmiş üstümüzden hala ilk günkü gibi aklımdasın özledim seni özledim seni özledim seni özledim seni sen doğdun en güzel cümlenin en güzel öznesi tanrının unuttuğu bu kentte cennetten düşen bi manzara gibi özledim seni özledim seni özledim seni özledim seni söylenecek çok sözüm vardı hepsi yarım kaldı neler ummuştum hayattan elimde ne kaldı kırılan kalbim miydi yoksa karnımdaki bu sancıyla küflenmiş ruhum unutmadı unutmadı seni hala özledim seni özledim seni özledim seni özledim seni… alintidir |
Gitmeyi öğrettiler bana, kalmak nasıldır..? nasıldır bir göğüste endişesiz uyumak..? ne zaman düştün sol yanıma da, vuruldum sözlerimden benim yazım değilsin, korkarım kışım da tenimde çıldırmış bir dilek tutuşturur iliklerimi sen ateşsin saat 17.28 kimbilir, şimdi neredesin yoruldum korktuğum yangınlara yakalanmaktan suya düştü intihar, boğuldu son bakış kimi istesem uzaktır kıyı boyları vedalar alnıma işlenmiş, nakış nakış aşk! Sevdiğim ama dokunamadığım çiçek kulaç attığım dalgalara sıkıştı haykırışım gitmeyi öğrettiler bana, kalmak nasıldır..? nasıldır bir göğüste endişesiz uyumak..? yırttığım takvim yapraklarında ağlıyor çocukluğum söylesene, nasıldır dudaklarını bir dudakta uyutmak..? ne zaman girdin aklıma da, karıştım gecelerde benim sevdam değilsin, korkarım sevenim de yürekte şaha kalkmış bir arzu ıslatır dilimi sen havasın saat 22.16 kimbilir, şimdi hangi kuytudasın arındım ve çözüldüm geçmişin kirli nefesinden geceye düştü uyku, titredi acı soluk kimi çağırdıysam, kapalıdır seslerinin yolu üşümeler içimden akıyor, oluk oluk tutku! Bildiğim ama gösteremediğim resim akıttığım renklere takıldı gül yüzlü uçurtmam susmayı öğrettiler bana, konuşmak nasıldır..? nasıldır, bir sesin içinde bağdaş kurup dinlenmek..? yitirdiğim öpüşlerde yanıyor sevgilerim söylesene, nasıldır bir yüreğin içinde demlenmek..? ne zaman geldin yanıma da, dağıldı hüznüm kaçarım değilsin, korkarım tutanım da sen topraksın saat 22.39 kimbilir, şimdi hangi duygunun uykusundasın... Pelin Onay... |
| Saat: 22:26 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık