![]() |
Ölüme Yenilmeden Dalardık birbirimizin gözlerine, Işıkları emerek gecenin göğsünden. Ay ile Yıldızmıydık uzayda, Yan yana görünen, Ama birbirinden binlerce ışık yılı uzakta. Her an açıktı önümüzde ölümler kapısı, Ölümü sen mi çok isterdin ben mi bilmem, Karakışlar çökerdi gözlerimize. Ölüm haberimizi verecekler sanırdım, Radyoyu açtığımız zamanlar. Neyi özlerdik, Birşeyler mi gizlerdik birbirimizden? Okunmazdı yüzlerimizin yazıları, O kadar gizemliydik. Hangi hazinelerin sandığıydı yüreklerimiz, Neden açmazdık onları birbirimize, Yanyana oturduğumuz yağmurlu günlerde bile, Nasılda yitip giderdik kendi sularımızda. Boşver saklı kalsın o günlerin gizemi, Dalalım yine birbirimizin gözlerine. Biz yenelim yalnızlığı ve acıları ÖLÜM BİZİ YENMEDEN.............. |
SıMsICakTıN sımsıcaktın bir yağmur damlası gibi düştün yüreğime kitaplar dolusu şiirler okudum sen kara sayfalar gibi düştün gönlüme sevdalımdın kenetledim seni bedenime sayfalar dolusu şiirler yazdım sen vurgun vurdun kalbime aşkımdın seni ferman gibi kutsal saydım kendime bir kilim gibi yüreğime dokudum isyanlardayım söz geçiremiyorum kalbime yardın bekledim seni dediler adem bekleme ben seni kalibime kazıdım kazıdım,kazıdım seni sineme |
Çiçek Annem Bugün yine sensiz uyandım annem... Çiçeklerini suladım, Onlarla konuştum çiçek annem. Sen gittin ya annne. Ben şimdi annesiz kaldım... Seni bıraktığım, beni kimsesiz yanlız bıraktığın, yollara baktım çiçek annem. Yoktun annem yoktun... Şimdi yollar bomboştu sanki Ne sevecek yürek kalmış bende Nede beni, sen gibi sevecek bir yürek kalmıştı. Ben her sabah sana uyanır oldum annem... Şimdi düşünüyorum da... Sensizlik ne zormuş anne... Sende yıldızların ardında görüpte, Ağlarmısın benimle Gelirmisin yanıma... Bir rüzgarla.... Sarılırmısın bana... Yüreğin, yüreğimi Isıtır mı? tıpkı eski günlerdeki gibi annem... |
Yalnız Yalnızlığın kadarsın Yalnızlığın mis kokmalı Yalnızlık dediğin büyük bir zindan Dünyanın en kalabalık zindanı Dinden imandar çıkarır Ama öyle bir adam ederki insanı. |
Siyah Beyaz Sevmek Siyah beyaz sevdim seni Yaşamım düşüncelerim Hepsi siyah beyazdı Bir zorunluluktu beni bağlayan Beyazın saflığına ve siyahın gizemine Güzel günler yaşamak isterken Engellerin adı olmuştur siyah Beyaz Güzelliklerin vazgeçilmez tasviri Hem zıt Hem de tamamlayıcı olmuştur Siyah ve beyaz Ve ben Siyahı da severim Beyaz’ı ve seni sevdiğim kadar |
Dönmem Bir gün gidersem bu şehirden inan ki canım dönüp bakmam arkama hüzünlerimi seni görmemek için tekrar hatırlamamak için o günleri kabuk bağlayan yaralarımı tekrar kanatamam bu acıya bir daha katlanamam tuz basamazsın yaralarıma artık beni incitemezsin,kıramazsın dönüp bakmam arkama ta ki sen orada olmayana dek ta ki başka birini bulup zehrini ona akıtıncaya kadar bana zarar veremeyeceğinden emin oluncaya kadar ve şimdi gidiyorum bu şehirden dönüp bakmamacasına arkama döner miyim bilemem?söz veremem seni sildiğim gibi defterden silebilir miyim bu şehri de bilmiyorum sırf seni barındırıyor diye güle güle ey kıymet bilmez!!! umarım bir gün sende terk edersin bu şehri ve acı çekersin tıpkı benim gibi güle güle ey güzel şehir seninle belki tekrar görüşürüz belki belki bir gün o seni terk ettiğinde ne olur beni affet seni o zalimle baş başa bıraktığım için !!! |
Karanfil demek geldin çoktandır hiçbir yerdeydin ne kadar değişmemişsin ellerin ne kadar kalabalık gözlerin ne kadar ansızın seni böyle değişmemiş görmedim hiç demek geldin bu kent burada her zamanki ilkesizliğini yaşıyor bir çarşı her gün ölüp ölüp diriliyor radyoda iyi ayarlanmamış bir istasyon gibi insanın sinirine dokunan sesiyle bu kent burada her zamanki ilkesizliğini demek geldin çoktandır hiçbir yerdeydin sen denize bakıyorsun ya ben sana aşkları anlatmak istiyorum unutulmuş masalları unutulmuş masallardaki aşkları anlatmak istiyorum sen denize yürüyorsun ya ben sana herkesten önce özgür olmak için mahkum ranzalarındaki çentiklerden çalıp kendi çentiklerime kattıklarımı anlatmak istiyorum çarpıp duran bir pencere kanadı gibi çarpan kalbimi sen denize gömülüyorsun ya bir karanfil kalıyor girdabında |
Su Perisi Bir peri kondu pencereme Rengarenkti, ışılışıldı gözleri Sımsıcaktı elleri Süzülerek girdi penceremden içeri Gözlerim kamaştı, o kadar parlak, o kadar güzeldiki Bakmak istedim, bakamadım gözlerine Tutmak istedim, tutamadım ellerini Sarılmak istedim, sarılamadım narin bedenine Hissettim onu içimde Sevdim, çok sevdim incitmeden Perilerin sihirli değnekleri olurmuş, doğru Bana doğru uzattı sihirli değneğini, bakışlarıyla Gözlerim görmez oldu, nur ışığı bakışlarıyla Kulaklarım duymaz oldu, onun sesi dışında Hiçbir şey hissetmedim, onun ruhu dışında Artık bütündük su perisiyle, ben ve yanımda ben… |
Aç Kuslar 1. kana boyandi kirmenimde yün kusmarlara, tuzaklara düstüm menevislendi durgun sularim sedef bir biçak aldim dostlar günesi yiyorlar aç kuslar. aç kuslar, yorgun isçi yeni çikan vardiyadan elliyorlar yildizlarin kinasini. aç kuslar, topraktan günesi bakir bir kap gibi kalayliyorlar. 2. bense, toy bir çirak kirik keman paslanmis tabanca küflü bir an kurutulmus papatyalarla kitabin ortasinda 3. hayat, asip geçiyor bütün kitaplari yeni acilar gerek yeni asklar yasamaklar ve anlatimlar beklemiyor bizi hiçbir sey hiçbir yerde solgun hercaimenekse ve buna, bugulanip çarpiyor benimle birlikte buzlu bir camin arkasinda çarpiyor bugulanip. sesim dislilerin sarkisina karisiyor. |
Alınyazısı Saati (İstanbul) Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun Yaklaştıkça büyüyen Ayrıntıları setleri bahçeleri Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan İşte ben o şehri yaşadım yıllarca İstanbul'da parça parça Çeşmelerinde ayı yaşadım Servilerinde ayla birlik bölündüm Ayla birlik yaralandım İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla Soludum bölük bölük ahiretin Keskin çizgili özgürlüğünü Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini İstanbul'dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım Taşlarına adeta resmim işledi Ben İstanbul'da dağıldım zerre zerre İstanbul damla damla içimde birikti Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden O Tanrı'nın kılıç halindeki hilali İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri İstanbul'a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle Semerkant'tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri Git Sümbülefendi'ye servilerden sor olan biteni Merkezefendi'de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini Bağdat'ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin Şam'da son sınırı manevi medeniyetlerin Kozmik bakış metafizik sezgi Bağdat'tan dal, Şam'dan yaprak Diyarbekir'den çizgi Hep İstanbul'da kırık dökük Parçalanmış silinmiş sönmüş Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu Sabah Karacaahmet'te öten şafak kırmızısında savaş borusu Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler Su şırıltısından gök gürültüsüne değin Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi Ben yaşadıkça o yaşayacak bende Kimbilir belki o da dirilecek benimle İslam Milletinin dirilişinde O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya İnsanın insan olduğu o günde Ölümün biliyorum ey İstanbul diriliş içindir Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa Doğrul ve kalk ayağa Kemiklerinle etin arasında Sonsuz güç topla korku ve muştuyla Mucize muştusuyla Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim Fırtına yaprak yaprak dökülüyor Gecenin tüyleri savruluyor havaya Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla Mübarek toprağın anlamından bile yoksun Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim Denizi yüklendim adeta denizle evlendim Denizle yaşadım denizle öldüm Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm Denizden denize yükseldim Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde Sedeflerinden yapılmış İstanbul camilerinin taşları Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin -Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek- Bursa'dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana olup biteni O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı Bir kartal taşırken yere düşmüş Ve kalakalmış kaldığı yerde Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne Yemişler ötesini berisini Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı Ey Allah'a açılan ve kapanan ulu kapı Bir at gibi soluyorsun kulelerinle Deniz öfkenin köpükleriyle benekli Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda Yeniden sularından içelim kana kana Savaşabilirim bugün bütün dünyayla Gerekirse Ruhumuzun susadığı hakikat olan Evrensel İslam Barışının zaferi için Aşk için Tanrı hakikati aşkı için Göğe çıkan İsa yere insin diye -Fazla çıkardılar göğe- Gel ey Muhammed ve İsa hakikati Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları Savaşırım doğudan daha doğu Doğrudan daha doğru olanı bulmak için Zulme karşı savaşabilirim İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir Ebedi hakikat budur Bunun için savaşırım ben Bunun için kanım helal olsun Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak İstanbul'u yeniden Tanrı şehri yapmak Bunun için savaşırım ben Servi için savaşırım çınar için savaşırım Tozlanmamış gün doğuşu için Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye Tuz deniz damlasında gülsün Çam denizle gülüşsün Su tenimizle barışsın Ruhumuzla ışısın diye Savaşçıyım ben atalarım gibi İstanbul için savaşırım Bağdat'ın dervişlik ortağı Şam'ın kılıç kardeşi Olan İstanbul için Benim güneşimden öteye kimse gidemez Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil "Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır" Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı'ya kulluk İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü Kıyamete kadar söylenecek türkü |
| Saat: 15:20 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık