![]() |
İşte Böyle Bir Şey Güneş çarpar Kapı açılırken girenin gözleri kamaşır… İşte aşk öle bir şey. Dışarıda arabalar geçerken apartman kenarından Yürüyen insanlara korna çalarlar ya Zıplatır ya onları İşte aşk öle bir şey Denizde dalgalar var ya, Kıyıya vurur da oturan insanları damlaları ile bir çiğ kadar ıslatır ya, İşte aşk öle bir şey, En beklemediğin anda, Doğruyu yaptığını sandığında Güneş doğumunda, Batımında. Vurur ya seni tam ortadan, İşte aşk öle bir şey. |
Bülbül Ötmesin Yok artık işim güller, çemenler, lâlelerle, Aynı görüyorum karanfili yâseminle... Duyduğumdan beri râyihasını sonsuzun, Bir dünyâ ki, ölümle sona ermez; upuzun... Kalmadı gözümde ne renk ne ziyâ sevdâsı, Yeryüzünün ak zambakları, mor papatyası. İsterse hiç açmasın tepelerde çiçekler, Uçuşup, çiçeklerle oynaşmasın böcekler... Ötmesin hiç bülbüller, uçmasın kelebekler, Şimdi rûhum renkler ötesi bir şeyler bekler. Gönlümde ağaran o kutlu günün sabâhı, Gördüğüm, günler arasında günlerin şâhı... |
http://img211.imageshack.us/img211/2600/butterfly56hufz5.gif *YAREN* Kırıldı kanadım gurbette kaldım Derdimi unutup hülyana daldım Bahardım, kendimi hazana saldım Kanayan yaramı dağlarım yaren Görürüm kendimi o gözlerinde Bulurum tebessüm can sözlerinde Uyusaydım bir kez dost dizlerinde Nehir oldu yürek çağlarım yaren Yıldız kadar uzak bana ellerin Acı söyler şimdi baldan dillerin Kurudu mu bana akan sellerin Aktıkça sözümü bağlarım yaren Çekmedi kanadın dostça bir nazım Dinlemedin sözüm kırıldı sazım Lal ettin dilimi kış oldu yazım Özledikçe seni ağlarım yaren http://img211.imageshack.us/img211/4628/b068en7.gif |
Bülbülün Çığlığı Bülbül hep kuytu bahçelerde öter, Çiçeklerin raksettiği demlerde... Her nağmesi bir poyraz olur eser, Gariplerin dolaştığı yerlerde... Feryâdı sînemdeki âhlara denk... Ve bayırlarda perde perde sesi; Dövünür tâ güneş doğuncaya dek, Alevden demetler tıpkı nefesi... El değmedik ağaçların başında, Bir ömür boyu hiç durmadan inler; Hüzün çağlar gözlerinin yaşında, Kim görür, kim anlar ve kimler dinler!? |
İşte gidiyorsun Aldın omuzuna hatıraları Yükün ağır/ yolun uzun İşte gidiyorsun. Geçmişin Bir yün yumağı olmuş bakışlarında, Bir ucu bende / düğümü sende, Veda bile etmeden Terkediyorsun. Gölgen burda ama Ulu bir çınar gibi Uzaklardan besleniyor köklerin, Kirpiklerinde gölgelenmiş hüzünler, Yüreğinin acısı inmiş de dizlerine, Yaralı bir ceylân gibi yürüyorsun. Dönüşü olan Bir gidiş mi bu böyle? Yoksa terkediş mi / gizliden? Ne ben biliyorum yanıtını, Ne de sen . Ağzın kilitli / bağlanmış gibi dilin Susuyorsun.... Sıkışmış avuçlarına hatıralarımız, Benden birşeyler karışmış bedenine, Dudaklarında sıcaklığım var, Göğsünde yorgunluğum, Bir parçam ellerinde, Gözlerinde bir yanım, Götürüyorsun sana tutsak yüreğimi, Beni burda Eksik bırakıyorsun. Dalımda kuşlar sustu Esmiyor rüzgârlarım, Çiçeklerim gizlendi taç yapraklarına, Çünkü sen Güneşimi yanında götürüyorsun. Damarlarımda alıp veriyor fırtına, tipi, Sana giden yollar kapandı kardan, Yüreğim soğudu gidişinle, Suyu çekildi ağaçlarımın, Giderken İçimdeki baharımı da öldürüyorsun. Gidiyorsun işte uzaklara, Ölüme eş ayrılığa gidiyorsun. Sesin ölgün / bakışların sönük, Ellerin soğuk Üşüyorsun. Gitme Dönüşü belli olmayan yolculuğa, Belki açmaz uzaklarda tomurcukların, Adın söylenmez ağızlarda Güllerin kokmaz / ırmakların kurur, Dilinde kırılır belki Sevgi dolu sözcükler, Buralara gelmez çağrıların Biliyorsun. Gidiyorsun işte, Bağrını açmadığın rüzgârlarda sürükleniyorsun. Üzerinden geçmediğin sular, Akşamları Üzerine bulut çöken hüzünlü dağlar Yabancı sana, Anlasana! Beni burda, Kendini Bilmediğin dağlar ardında Yalnız bırakmasana. |
Yağmurda Düşünceler Aldım kendimi karşıma Sen böyle miydin dedim Bir yağmur yağmaya görsün Yerinde durabilir miydin Yürürdün gölgen uçardı duvarlarda Çekip üst üste cigarandan Bir savurman vardı dumanı Şimdi değil ama eskiden Koşar mıydın bir oraya bir buraya İş yüzünden miydi üzüntün Böyle dar mıydı vakit Yeter artardı sevişmeye |
İşte Gidiyorum işte gidiyorum, dönecek diye beklersen aldanırsın. her defasında, geri dönüşlerim aldatmalıydı oysa... hatıralarımı koy çantama, tertemiz yıllarımı, ertelediğim umutlarımı, seninle yitirdiğim zamanı, bir de sokaklarım çantamda olsun. özlediğim nice gülümseyen yüzler, gülümsemeyi hak eden gözler bırakmıştım, senin için sokaklarımda. işte gidiyorum, sevgi dediğin o büyük yalanı, o yanına yaklaşılmayan havanı bıraktım sana. ve bir de anlarsın, ararsın diye, her gece yüreğine düştüğüm sokakları bıraktım, anlayabilsen... artık benim yüreğimde olmayacaksın, istesen de olamazsın zaten. çünkü sen, çünkü sen yaşamadın sokaklarda, kabus gibi karanlıkta, korkuyla, ürpertiyle, soğukla, açlığın tarifsiz sızısıyla, yapayalnız bir başına sığınacak bir liman, tutunacak bir dal bulamadan yaşamadın... bilemezsin... ben biliyorum oysa, çünkü ben o sokaklarda, tırnaklarımla, gece gündüz durmadan çırpınarak kazandım hayatı, ekmeğimi, yüreğimle kazandım... işte gidiyorum... aslıma, sokaklarıma. bu defa yüreğim yanımda, korkuları yeneli asırlar geçmiş. artık sokak çocukları için, onların yarınlarının kaybolmaması, umutlarının solmaması, sokaklarda fidanların yok olmaması, çiçeklerin donmaması için, gidiyorum... işte gidiyorum, bir gün sen de yitirirsen umutlarını, hayallerini, yarınlarını, ve büyük sevdanı, gel... çünkü yüreğimde, her çiçek için bir temiz sayfa, saklanan gelecek mutlaka vardır. işte gidiyorum... çünkü sokaklar benim dünyam, ben oralarda adam oldum, ben oralarda insan oldum... işte gidiyorum, ve geriye asla dönmeyeceğim... senin için bile... |
İstanbul Ağrısı kanatları parça parça bu ağustos geceleri yıldızlar kaynarken şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen sen eğer yine İstanbul'san yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim pancak pancak şiirler tüküreceğim demek yine ben limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkıları mavi asfaltlara çökmüş diz bağlıyor eğer sen yine İstanbul'san kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan sirkeci garı'nda tren çığlıklaıiyle bıçaklanıp intihar dumanlari içindeki haydarpaşa'dan anadolu üstlerine bakıp bakıp ağlayan sen eğer yine İstanbul'san aldanmıyorsam yakaları karanfilli ****ler eğer beni aldatmıyorsa kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar yine senin emrindeyim utanmasam gozlerimi damla damla kadehime damlatarak kendimi yani şu bildigim attila ilhan'i zehirleyebilirim sonbahar karanlıkları tuttu tutacak tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor imtihan çığlıkları yükseliyor üniversite'den tophane iskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler uykusuz dalgalanıyor ulan İstanbul sen misin senin ellerin mi bu eller ulan bu gemiler senin gemilerin mi minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında liman liman götüren ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor antenlerinden neden peki İstanbul ya ben ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas ya benim kahrım ya senin ağrın ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın çaresiz zehirle kusan çılgın bir yılan gibi burgu burgu içime boşalttığın o senin ağrın o senin eğer sen yine İstanbul'san yanılmıyorsam koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerine satır satır okumak istediğim sen eğer yine İstanbul'san eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim ulan yine sen kazandın İstanbul sen kazandın ben yenildim kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar yine emrindeyim ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa yanılmıyorsam sen eğer yine İstanbul'san senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir ulan bunu sen de bilirsin İstanbul kaç kere yazdım kimbilir kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken 1949 eylül'ünde birader mirc ve ben sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık sana taptık ulan unuttun mu sana taptık Attilâ İlhan |
İşte Gidiyorum Belki son bir şey söylemek isterdin birilerine Dert etme... Ben söyledim işte senin yerine İşte gidiyorum... Karşılıksız bir aşka kurban ettim ömrümü! İşte gidiyorum, Toprak alsın benim de bu hazin öykümü... İşte gidiyorum... gurbet yorgunu gövdemi, Çukura kim indirecek? İşte gidiyorum, Bu menfur cinayeti, şimdi çıkıp kim üstlenecek? Çürüdü gözlerim, Çürüdü yüreğim, bu yağmurlu şehirde. İşte gidiyorum, Beni kaldırın, hicran kalsın teneşirde. Size, yüzyallardır sesini kaybetmiş Bir türkü söyleyecektim; Ve bir yayla rüzgarı şefkatiyle Kirpiğinizin ucundan öpecektim... Bir masum türküydü sadece Yüz binlerce mağdurun gönlünde; Belki söyleriz hep birlikte Belki... mahşerin birinci gününde. Nasıl sevmiştim hepinizi, Nasıl böyle oldu akıbetim? Ve nasıl çöle döndü, O benim gül-gülistan memleketim? İşte gidiyorum, Hiçbiriniz, hiçbir dilde beni anlamadınız. Ben başımı verdim, sizinse İnsafsız bir linç oldu karşılığınız. İşte gidiyorum, Penceresiz bir dünyanın bilinmez labirentine... İşte gidiyorum, ''Saçlarındaki yıldızları artık koparabilirsin anne!'' Sonunda kaptırdım gönlümü Ölüm denen o kaypak türküye. Ve işte kurtuldun benden Şen olasın ey sevgilim; Türkiye! Elbet benim de vardı, Kendime ve yurduma dair umutlarım. Belki bıraktığım yerden sürdürür; Dostlarım, karım ve çocuklarım... Çatladı yüreğim, çatladı sazım. Demek ki böyleymiş yazım. Sizlere armağan olsun Sizlerden ödünç aldığım bu yürek sızım. Bu nasıl hapis Tanrım Sabah-sabah bu ne hikmet, bu ne sis? Kalbime son mermiyi sıkmak Sana mı düştü, ey güzel Paris? İşte gidiyorum, Kalmadı söyleyecek son bir sözüm. Dediğiniz gibi olsun be! Dediğiniz gibi olsun gözüm! İşte gidiyorum, Tükenmişti inancım, bu nankör hayata dair. Belki benim için birkaç mısra döktürür Hayaloğlu diye bir şair!.. |
Masal Aşk Var mısın... Masal gibi bir aşk yaşayalım seninle Bir sen bir ben bilelim yaşananları Sonra denizden bir boş sayfa açıp Var mısın... Sulara yazalım masal aşkımızı Varsın yaşanmamış olsun Dalgalar kayalarda söylesin şarkımızı Aşkımız kıyı kıyı, liman liman dolaşsın Var mısın... Bir düş olup düşelim sulara Bedenlerimiz arzulara teslim Aşk selinde yıkanalım sırılsıklam Dev dalgalarda bir bedende sarsılalım Var mısın... Koskoca bir ummanda kaybolalım Aşkımızı anlatalım uçan kuşa Dolaşıp liman liman cümle alemi Fırtınada aynı limana sığınalım Var mısın... Yazalım yaşanmış gibi yaşanmamışları Öpüşmelerimizi boş kumsalda Hayal sevişmelerimizi bulutlar altında İster adı masal olsun aşkımızın Var mısın... Bir gecede bin defa ölelim İçimizde masalsı ürpermeler Kah ağlayalım kah gülelim Sulara aşkımızı yazıp acıları silelim Var mısın... Bir masal yazalım sulara Yaşanmamış aşkımızın masalını Sonra ölelim hiç yaşamamış gibi yarın Masal aşkımız sularda yaşasın... Gürcan Günay |
| Saat: 01:35 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık