![]() |
Bülbül Ne Durursun Kılagör Figan Bülbül ne durursun kılagör figan Vakti şita erer gül gelir geçer Daima ağlatmaz kulunu Yezdan Akar gözlerinden sel gelir geçer Küşade olmadı bahtı siyahım Yerleri gökleri tutmada ahım Adalet tahtında oturur Şahım Yer öper önünden kul gelir geçer Sakın ol aldanma zevki cihane Aksine devreyler böyle zamane Aşkın zevrakını ilet limana Eyyam baki kalmaz yel gelir geçer Haki der meylim var bi vefada Halime rahm etmez cevr ü vefada Ruzü şeb yadlarla zevk ü sefada Ben yüzünü görmem yıl gelir geçer |
Gemileri Yakıyorum Yüreğimin gergefine Artık isyan dokuyorum Özgürlüğün gölgesine Bedenimi çakıyorum Mert çorbamın namert tuzu Meleyemem kuzu kuzu Ya saplayın okunuzu Ya da yaydan cıkıyorum Sesim cıkmaz kanım aksa Kanım akar sesim çıksa Bunun adı yaşamaksa Gemileri yakıyorum Bitsin artık bu kargaşa İbret ile bakıyorum Kapılmayın hiç telaşa Tabuları yıkıyorum Mert çorbamın namert tuzu Meleyemem kuzu kuzu Ya saplayın okunuzu Ya da yaydan çıkıyorum Sesim çıkmaz kanım aksa Kanım akar sesim çıksa Bunun adı yaşamaksa Gemileri yakıyorum Uğur Işılak |
İşte Gidiyorum Sana doyamamanın acısı ile Dünyaya büyük bir isyan ile Buraları sana bırakıyorum açmamış tomurcukları İşte gidiyorum içimde büyük bir sancı ile Kan ile dolmuş gözlerim ile Keder ile bürünmüş bedenim ile İşte gidiyorum şarkımızı dinlemeden Bakmadan duvardaki resmine Tutmadan ellerini sarılmadan ağlamadan İşte gidiyorum yüreğimdeki alev ile Hasretimle boğuşarak gidiyorum Bir karanlığa doğru,hiçliğe doğru Aşkımı yanıma alarak Özlemin esiri olan aşkımı İşte gidiyorum Seni bulamayacağım ellere Sensiz bir hayata gidiyorum İşte gidiyorum Üzerimde hasretin ile Yanarak sızlayarak gidiyorum Hıçkırarak özlemi yudumlayarak gidiyorum İnanamayarak gidiyorum... |
Kainatın Akşam Yoklaması Bir an, akşamın fikirden geçmesi, Çık insandan son insana kadar, daima. Kendimi ve herkesi boşlukta hissediyorum; Dairemsi bir müddet iniyor ruhuma. Bir an, coğrafyanın dışında, Ve bütün sathı, atmosferin. Sevgilerin en samimi olduğu saat; En çok düşünceye benzedigi vakit, çiçeklerin Bir an, zamanın gölgesi yüze değer. Ve aralığı hayatın ölümün aralığı. Bembeyaz bulutlar gibi geçer göklerden, Kör bir adamın bahtiyarlığı. Bir an; bütün anaların şefkati, Ve maviliklerde rüyasI, bütün genç kızların. Merhametin büyük varlığı gibi silik, Kalpteki ışığı gibi uçan yıldızların. Bir an, kaybolmuş sonsuzluğu göz yaşlarının, Hatıraların kaybolmuş mesafesi. Bir misafirliğin ilk manzaraları kaplar, Ve gurbet kaplar, herkesi. Bir an, hayalden hendeseler dünyasında, Kürelerin mesafelerindeki ahenk. Bütün sessizliğiyle hayatın uzunluğu, Denizlerden, gözlerde mazi olan renk. Bir an üstümüzde elbise, Kızını okşayan bir adamın avuçlarındaki sıcaklık. Ve bütün atomları kaplar habersiz, Gençlikleri ölümden uzaklık. Bir an, bir an ki her şey farkında. Her gün aynı vakit semadan geçer. Ve susar bir insan gibi hüzünle, Taşlar, bulutlar, ışıklar, fikirler. Bir an ki cesaretin büyük sessizliği, Hissin ve aklın sonsuz memleketinde. Allaha mevcut veriliyor, Kainat hazır ol vaziyetinde! |
gül lütfundan şu sineme hâr düşer http://www.sayhadergi.com/topicpicture/selim_1.jpg avuçlarımdan yere inci inci zâr düşer kudretle alnıma bir uzun intizar düşer hüsnünün karşısında bülbül olamadım da yine de gül lütfundan şu sineme hâr düşer ben hâlâ yanıyorum, gönül unutmadı ki nitekim nisyanın kalktığı yere nar düşer pay etmiş adaletle güya canan zamanı bilmem neden hep bana uzun sonbahar düşer vuslat ümidi bile gençleşmeme yeterken, bir lahzalık firakla gönlüm ihtiyar düşer kelime yarla başlar,hece müdamdır yarla ve cümlenin sonuna nokta gibi,yar düşer bir baktın ki sevgili parçaladın kalbimi sanırsın sinem üstüne şak-ı Zülfikar düşer ey kalkanı hâr, ölme ne olur başka yerde, sinem kabristanında sana da mezar düşer çarhı almış figanım, ay utanıp saklanır derdime sema ağlar,tek tek yıldızlar düşer çözdüğün zaman hani zülfün dudak büker ya kalbimin en sıcak noktasına kar düşer sual ederler benden “seviyor musun hâlâ” dudağımdan cevaben sükûtla ikrar düşer |
İşte Gidiyorum Nefes nefes tükendi dudaklarımda yaşam Adım adım tükendi ayaklarımda zaman Ve yoruldu artık,kolumda ki akrebi kovalayan yelkovan Yoruldu bitmek bilmeyen bu amansız yarıştan İşte gidiyorum, Artık bensiz zamanları göstersin saatler benim olmadığım günleri gösteren, Takvim yapraklarını koparsın eller. Sanadır sitemim sanadıryüreğimde ki tüm bedduala Meğerse yalan söylüyormuş Seni seviyorum diyen dudaklar. |
Gül olmakKülleşmeye hazırlıktır Firak çakmaktaşından doğan kıvılcım, Değdiğinde sevdanın kavına... Fesleğen yerine gül bitebilir, Gül yerine fesleğen de... Sevda okunun keskin ucu, Saplandığında yüreğe, yani avına Ateş renkli bir gül kesilirdi; Ateş en iyi kavuşturucudur... Halbuki, sükûn idi O’nun yoldaşi Itir, onu saran bir bulut... Deryâ ise derinliginde berdevâm, Of çocuk neden uzaklaştin sen? Fakat, işte, şimdi hemen söyle neden? Füsun ve hüsün, onun çagrişimlariydi Gül olmak, külleşmeye hazirliktir Külleşmek, acilarin dinişi. |
İstanbulumu Özlüyorum Anıların Koynunda bir sevda yaşıyorum Dantel işlemeli perdelerin pencerelerini süslediği Naftalin kokusu ile çiçek kokularının kucaklaştığı evleri olan Arnavut kaldırımlı sakakların ahşap direkelere takılı http://yonetim.istanbul.gov.tr/Portals/Istanbul/newimg/bogazici.jpg lambalarla aydınlatıldığı Sabahları kumru sesleri ile uyandığım Bahçe duvarlarından sarkan hanımellerine dokunduğum İSTANBULUMU özlüyorum. Ender ŞAHİN |
Kanlı Zambak onu vurdular, gözümle gördüm onu ak bir zambağa binmiş gidiyordu gidiyordu zambak dur, sana da bulaştı kan. bir damla gözyaşından doğurmuştu anası onu bir avuç sevinçle büyüttü bir avuç hüzünle nice zorluklar nice ayrılıklar ve saçlarına beyazlar düşürerek. onsekizindeydi bir sevgilisi vardı aynı mahalleden eyüpten henüz öpememişti bile konfeksiyonda çalışırdı. onu vurdular gözümle gördüm onu bir güvercin havalandı. eyüpte, o basma perdeli evde kurudu saksıdaki sardunya birdenbire çatladı bir fotoğrafın camı tel çerçeveli düştü radyonun üzerinden yere. dağıldı kitapları dağıldı şiirler ve roma hukuku güvercin konamadı. onu vurdular, gözümle gördüm onu ak bir zambağa binmiş gidiyordu zambak dur, sana da bulaştı kan. |
yine sevdâdan yâr http://www.sayhadergi.com/topicpicture/karli_yol.jpg unutulmuş ağıtım çöküyor kente hüzün caddelerine, kırık kalemlere yalnızlık gurbetinde yıldızlar, bir ben okunmaktan yorulmuş insan yüzleriyiz çatılarda ölen kuşlar gibiyiz yâr ranzalarda urfa'dan kalma esmer bir hasret sabır çılgınlıkları kadar kar, yangınlara kar ne dağlara yağar kar, ne sokaklara, kuşlara kıyama durmuş aykırı zamanlarda kar ölüme yağar, kirpiklerimde bir lerze kar ölüm gibiyiz, ayrıyız çünkü yâr gül dalında susuz yağmur damlası ulaşmasa da bağrıma bastığım isyanlar tüfeğimin buz tutan haykırışına isyanlar ellerinle sunduğun türkülerdir yağan kar bir noktası kitap olur hasretinin içime akan nehirlerle hadi, oku beni ben ki aşkın büyüttüğü çocuğum, öfkeyim düşlerim var yağmura dair, geceye dair ayrılığa katlanmak yine sevdâdan yâr |
| Saat: 02:57 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık