![]() |
Seni Seviyorum NEDEN Mİ? ... Şafağın her söküşünde Saçlarından hayata asılmamın tek nedeni sen varsın Unutma! ...sana tutku halinde bağlanmam için Milyonlarca sebebim var.... Şu çirkef dünyada tek parıltı sensin Ünlü bir heykeltıraşın spatulasından çıkmış gibi Fakat...sönük bir parıltı değil.. Güneşin tüm ışıklarını silik bırakan bir parıltı Şu kuru ayazda içimi yakan bir volkan gibisin Cayır cayır esiyorsun Yüreğime işleyerek.. Sonrada çekip gidiyorsun Ne zaman yaktığını ne zaman geldiğini fark etmeden... Seni Seviyorum NEDEN Mİ? ... Saçlarını gözlerini....seni düşünmekten başka bir şey gelmiyor içimden.. İnan öyle tabi bir duygu ki... Yüreğimin kuyularında Sanki dünyaya gözümü açtığımdan buyana var.. Biliyorum bu duygu ortaya çıkmak için seni bekliyordu... Olmadığın bir anı çektiğim nefesi önemseyemiyorum... Sensiz...bu yalan çorak alemde olmaktansa BİTİŞİMİN...soğukluğuna Asılmayı ASLA! ...saçlarından hayata asılmamaktansa Şu iğrenç çirkef dünyaya sırtımı dönmeyi Akıl bilirim... Seni Seviyorum NEDEN Mİ? ... Kulağımda ne zaman bir aşk şarkısı işitsem Melodilerde sen akıyorsun Ne zaman nostalji bir aşk şiiri okusam Damlayan mısraları hep ama hep.. Saçlarını gözlerini getiriyor bana.. Bilmelisin...her an yanımdasın Seni hissetmem görmem için bir an düşünmem yeterli.. Zannedersem ilk defa bir kızın kokusu yüreğimde fırtınalar estiriyor.. Kendi kendime ferhatın aslıya aşkındaki gibi O damı..bu tatlı ten kokusuyla avare olmuştu diyorum... Seni Seviyorum NEDEN Mİ? ... Gözlerinde ki milyonlarca parıltı Karanlığın zulm yanını darmadağın edip geçiyor Seni süzerken, kendimi güneşi yukarılardan seyrediyor gibi hissediyorum... Ruhum sana ait Hiçe sayıp kaldırıp bir kenara atabilirsin Yüreğinin içine de alabilirsin ALLAHIM! ... Bebişimin yüreğinin en derin kuyusunda olmak istiyorum... Seni Seviyorum NEDEN Mİ? .... Belli sen busun Fakat sen beni Ben olduğum...öyle yada böyle olduğum için seviyor musun... Söyle bunu kim bilir Saçlarını okşamayı Saçlarımı okşamanı Boynuma atılışlarını..buselerini Tenini koklamayı Sarılıp sarılıp kopmalarını Seni seviyorum Bir yıldız gibi gözlerimin önünden kayıp giderken Sahte dünyada cennette gibiyim Sadece bir vakit elimde tutuyorum o cenneti Bilmem bir müddet sonra ne olacak Kim bilir rezil edip kopup uçup gitmiş olacak Seni SEVİYORUM NEDEN Mİ? ... Bir çok kız için ısmarlama şiirler yazmıştım Bu bana hep ters gelmişti.. Fakat şu an Senin için binlerce dize yazsam az geliyor... İçimde hep bir ülkü var Bilmem...kim bilir bu şiiri yanından hiç ayırmazsın Yada beraberinde kan kırmızısı bir gül goncasını.. ALLAH tüm güzellikleri yaratırken Eminim seni en nadidesi olarak yaratmış Kır çiçeklerinden güzel Gülden narin Menekşeden şeker Kardelenden daha güzel kokulu Seni Seviyorum NEDEN Mİ? .. Eşsiz haline huriler gıpta ediyor Sahte alemde ise Beşeriler arasında.. Zannedersem...bir ben...yada bir iki şanslı.. Bu güzelliği algılayabiliyor.. Ömür bitene kadar Mahvolana kadar Yanında kollarında saçlarında asılı kalsam Bunu hissediyorum bu bir işkence olur En çok yüreğinde senle olamadığım için Seni Seviyorum Neden mi? ... Hayal ma yal olsa dahi Düşüncelerimde aklımda seviliyorum fikri bile Senin gibi eşsiz bir varlık tarafından beğenilmek sevilmek Bu budalayı ömrü boyunca mutlu edebilecek kadar, Muhteşem, eşsiz, güzel ve bir o kadarda ASİL... Tatlım bebişim seni anlatmaya bak mısralar bile yetmiyor.. Düşünüyorum şu yalnızlığımı gün ışığına atmadığım odamda Acaba kaç insan seni sana dünyaya anlatmak için Milyonlarca dizeler yazdı.... Seni Seviyorum NEDEN Mİ? ... Bir tebessüm ay ışığında, tek aydınlığım Bana her şeyi ama her şeyi bir kenara attırıyor Gülüşünde, gözlerinde, takılıp kalıyorum Sadece izleyip tadını çıkartma duygusu alevlendiriyor.. Ah! ..bebeğim..seni seviyorum Bak her şey yetersiz Bu kadar nedenin ardına bile Seni ne çok sevdiğimi Ne çok saçlarında asılı kalmayı Kollarında uyumayı Sana dokunmayı... Gözlerinde tutuklu kalmayı anlatamadım.... (07 Kasım 200...Seni Seviyorum....milyarlarca nedenim var......saçlarının tellerinde hayata asılmayı....neyse...) Murat İnce |
Sen yoksun deniz yok yıldızlar arkadaşım ya bu gece harika bir şeyler olsun yahut bir bomba gibi infilak edecek başım. Ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım İstanbul minareler odamda gibi gökyüzü temiz ve parlak işte kol kola girmiş en mesut günlerimiz muhalif bir rüzgâr karşı sahilden. Fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz havada kanat sesleri ve çılgın kokular. Deniz yok yıldızlar uzaklaşıyor ben yine yalnız kalıyorum İstanbul minareler kaybolmuş SEN YOKSUN. atilla ilhan |
Beklerken kurdum Hayellerin en güzelini El ele tutuşup sahillerde Yalın ayak gezdim saatlerce Çınar ağacına kurduğum Salıngaçta salladım Bulutların üzerinde dans ettim Bizim şarkımız çalındı defalarca Uçurmalar kıskandı Mutluluktan uçarken Yüzünde tebessüm Kalbinde bir ışık gördüm. Beklerken yaşadım Dört mevsimin güzelliğini Sonbahar rüzgârları getirdi seni bana Soğuk kış günlerinde üşüyen bedenini ısıttım Baharda kır çiçekleri kadar güzel açıp, Yazın güneş kadar etkileyici ve çekici oldun. Beklerken anladım Sensizliğin ne kadar acı olduğunu Varlığınla mutlu olurken Yokluğunla yıkılmışlığı ve perişanlığı Her şeyden önemlisi Seni ne çok sevdiğimi Beklerken anladım ABDULLAH RAMAZAN |
Eylül damlaları düşer üzerime öpüşleri hüzünlü ve durgun dağıtır düşüncelerimi solgun dudaklarından çıkan lodosun rüzgarı bir kez daha boynu bükülür bekleyişlerimin kırılan filizler gibi söyle Eylül gündüzleri yakar-kavurursun da nedendir ayaza düşürür geceleri denizinden uzanan el okşarken öksüz tenimi kum taneleri misali kayar gider hatıralar gözlerimden ve ardı sıra dökülür dilimden vefasızlara bana üvey kelimeler ve sen bağdaş kurunca takvimlerde dalgalar bir başka vurur kıyı boyunca yakamozlar fitillerini yakar da daha solgun - daha yaşlı - daha yaslı savrulur umutlarım havada öfke bulutlarımın gölgeleri düşer denize kabarır sarsılır göğsüm Marmara'nın tam ortasında fırtınalar biriktirir isyanım sonra yetişir ığrıpçılar dizilirler sıra -sıra Fener adasının gerdanına nihavent bir taksimdir duruşları Eylül hüznümün tam ortasına her damlada biraz daha ıslanır biraz daha yaşlanır ömrüm şimdi gözlerindeki tüm damlaları sal üzerime bir adalıya hüzün denizinde boğularak ölmek yakışır hazırım -hazırım sağanağında sürüklenmeye hadi durma damlalarınla boğ beni ki yaşadığımı hissedeyim.. ah eylül gözyaşlarında yüzmek ve kulaçlamak ömrü renginde.Olsun, zor da olsan, yine de ol takvimlerde..Seni seviyorum.. BİRSEN TAŞKIN |
GEÇ KALMADIN MI Şimdi sorma bana! ... Kirpiklerim neden ıslak diye. Gamzelerim küsmüş,yüzüm neden düşmüş. Bilmediğin bir nedeni var elbette! Tutup ellerimden,gözlerimin içine bakarak! Hadiii anlat deme bana! .... Anlatamam! .... Düşer kirpiğimden, sakladığım son damla, Bakamam! ... Tutukluyum,bak ellerim kelepçede! Tutamam ellerini,yasaklıyım artık ben sende! Kendim,kendime yazdım ben ölüm fermanımı. Bakma! ... Yok edecektim bedendeki bu canı, İçinde kor bir acı bırakacaktım am'ma! ..... Aklıma, üzüm karası gözlerin geldi, Teninin tenime dokunuşu... Alnımdan öpüşün geldi! ... ŞİMDİ! ... Konuş benimle,anlat diyorsun! Konuşmak mı? .... Ah! .... Anlatmak mı? .... Görmüyormusun halimi,bu ben miyim? Benmiyim; bu hayatı deli dolu yaşayan o kadın? Güneşten daha sıcak,çılgınca delişmen sevdalarım... Ölümüne..,hayatla olan yarışımı,hiç firene basmaz hallerimi. Bilmiyormusun? Hep kırmızı ışıkta geçtim ben hayatı! Kuralları hep ben çiğnedim! Hep ben isyan ettim! Haksızlığa,yolsuzluğa,açlığa,çaresizliğe, Allah'a, ben isyan ettim,kadere ben, hep ben girdim günahlara! ... Hep ben kırdım zincirleri, isyan bayraklarını hep ben açtım! Düzene ben başkaldırdım! İlk ben vardım miting meydanlarına, Ben söyledim özgürlük türkülerini tek başıma. Ben söyledim namussuza, namussuz olduğunu, Hırsıza hırsız dedim,ahlaksıza ahlaksız! ... Korkmadım,kaçmadım karanlıklardan, Dolu dizgin sürdüm atlarımı hep yokuş yukarı... Üşümedim üzerime yağan kardan, Ne ayazdan, ne de poyrazdan. Uçsuz bucaksız çöllere düştü de yollarım, Yanmadım ben,güneşin o kavurucu sıcaklığında! Ormandaki o tek hür olan, ağaç da bendim, ''Seksek'' yapan gelincik'te benim! Kaç, acımasız avcı vurmak istedi, vurulmadım hep kaçtım. Bu yüzden,hızlı koşan, hiç yorulmayan, yine ben oldum! Bu yüzdendir son duraklara ilk gelişlerim.... Bu yüzden dudaklarımın kuruması,susuzluğum bu yüzden! Su yerine roza şarabı içerim ben! Güneşi en yüksek yerlerde yakalamayı severim, Her gün batımında, güneşin tan'la gurubunu seyrederim kırmızı. Karanlık basınca, yıldızların ayla buluşmalarını... Gece aşıklarına piyano çalarım ben,Vivaldi'den,Wogner'den,Verdi'den... Sonra, yüzümü doğuya çevirir,güneşin doğuşunu seyrederim. Yeni güne, Corelli'den,Hayn'dan,Beathven 'dan nağmeler çalarım hiç usanmadan. Duydun mu? ... Bir sabah esintisiyle geldimi kulaklarına? ... Öğle üzerinde söylediğim türkülerimi duydunmu? Türk'lüğüm,kadınlığım en büyük onurumdur benim bilirmisin? Bilirmisin? ... Onurlu Türk kadını ne demek? Bilirmisin soyu Türk olmayan birini Türk edebilmenin hazzını? Gördünmü elinde onun, şanlı al bayrağın nasıl dalgalandığını? ... Bilemezsin! ... Bilemezsin, sen al ne demek! Al al oldumu yanakların utanınca,kıpkırmızı kesildin mi hiç? Ardamarın hiç çatladımı senin,akmadımı oluk oluk kanların? Sen hiç ihanete uğradınmı,sırtından vurulduğun oldumu kör bir hançerle! Kan kusarken ciğerlerin,kızılcık şerbeti içmiştim dediğin oldumu? Sen hiç gülerken ağladın mı, içten içe sessizce? Çok söylenecek söz varken, sustuğun hiç oldumu? Okşadın mı bir çocuğun başını sevgiyle, Göz yaşlarını sildin mi,ağlarken? Salya,sümük karışmış yanağından öptün mü hiç iğrenmeden? Hangi dilenciye para verdin bir tomar? ... Doyurdun mu bir fakiri akşam yemeğinde,neşeyle? ... Çingenelerden çicek alıp, verdinmi hiç sevdiğine? Gözlerinin içine bakarak, Söyledin mi SENİ SEVİYORUM KADINIM diye? Öptün mü onun hiç yüreğinden? Tuttun mu ellerinden,nefesinle ısıttın mı hiç üşümüş ellerini? Alıp göğsüne,bastırdın mı hiç şevkatle? Tüyleri yağmurda ıslanmış bir kedi yavrusunu sevdin mi hiç? Kuşlara hiç yem verdin mi? Burnun havada gezerken, ezdiğini düşündün mü hiç masum bir karıncayı? Başını eğdin mi sen hiç,içi dolu sarı başaklar gibi... Biri konuşurken dinledin mi hiç, sözünü kesmeden? Hiç bir körün,koluna girerek geçirdin mi karşıdan karşıya? Bir bayram sabahında,eline bir kutu çikulata alıp gittin mi bir huzur evine? Öptün mü tanımadığın elleri? ... Anladın mı yalnızlığı,gördün mü gençliğin nasıl geçtiğini? ... Sen hiç kitap okudun mu sabahlara kadar, Altını çizdiklerini,beynine kazıdığın oldumu hiç? Sen şiir nedir bilirmisin? Bilirmisin dar alanda nasıl olur kısa paşlaşmalar? Bilirmisin her kelimenin,ok gibi yüreğine saplanması ne demek? Sen sevda nedir bilirmisin? ...Sevdin mi ki hiç bir kadını? Özlemek nedir bilirmisin,resmine sarılıp uyumak, Kısaltmak için mesafeleri, telefonda saatlerce konuşmak.... -''Belki,çıkmaz ayın on beşinde gelirim'', dedi diye; Takvim yapraklarını çift çift kopardığın oldumu? .... Sen hiç öldürdün mü? Bir paket sigara dumanında geçmeyen zamanı? Beklerken, aynalarla konuştuğun mu hiç? Gelince, YÜREĞİNİN YARISI,koşarak sarıldın mı boynuna, Onu, onsuz geçen günler kadar öptün mü hiç? Çektinmi hasretinin kokusunu içine doyasıya? ... Kulağına fısıldadın mı? ... ''Seni çok özlemiştim'' diye, Bağırdın mı avaz avaz! ... SENİ SEVİYORUM,BU SON OLSUN GİTMELERİN, dedin mi? .... Yakarışlarına aldırmayıp,gittiği oldumu arkasına bile bakmadan! O anda, toz duman oldumu duyguların benim gibi? Kırılınca gururun,benim kadar ağladımı yüreğin? Küstün mü sen hiç kendine? Şen kahkahaların sustumu? Yüzün düştümü benim gibi yerlere! ... Gamzelerine, gözyaşlarını sakladığın oldumu hiç? ... Kaldıramadın mı benim gibi yerden sende gözlerini? Ellerine kelepçe,diline hiç kilit vurdun mu HİÇ? ..... Şimdi bana! .. .''Lütfen ellerini ver,başını kaldır,gözlerimin içine bak'' Diyorsun! ' Neden içiyorsun gözyaşlarımı? ... Neden sarılıyorsun sımsıkı? ... Neden öpüyorsun milyon kere? ... Neden bağırıyorsun avaz,avaz? ... ''SENİ ÇOK SEVİYORUM'' diye! ... Sen tüketmişken beni! .... Ben unutmuşken seni! .... Geç kalmadınmı? ... Ey! ... Vefasız SEVGİLİ! ........... hande 04.04.2008,cuma çengelköy/İSTANBUL |
SANA BAKMAK her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla uçak örneğin uçurtma mesela altına konulabilir bir ayağı ötekinden kısa olduğu için sallanan bir masanın veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine. bir beyaz kağıda her şey yazılabilir senin dışında güzelliğine benzetme bulmak zor sen iyisi mi sana benzemeye çalışan her şeyden bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim anlarım bitkiden filan ama anlatamam toprağın güneşle konuşmasını sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla sen bana ışık ver yeter bende filiz çok köklerim içimde gizlidir gelen giden açan soran bere budak yok bir şiir istersin “içinde benzetmeler olan” kusura bakma sevgilim heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok uzun bir yoldan gelen tedariksiz katıksız bir yolcuyum yaralı yarasız sevdalardan geçtim koynumda bir beyaz kağıt boşluğu her şeyi anlattım olan olmayan acıtan sancıtan bilsem ki sana varmak içindi bütün mola sancıları bütün stabilize arkadaşlıklar daha hızlı koşardım severadım gelirdim gözlerinin mercan maviliğine sana bakmak suya bakmaktır sana bakmak bir mucizeyi anlamaktır sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır aşk sorgusunda şahanem yalnız kelepçeler sanıktır ne yazsam olmuyor çünkü bilenler hatırlar hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar bahçıvanlar değil tüccarlardır sen öyle göz sen öyle toprak ve güneş ortaklığı sen teninde cennet kayganlığı iken sana şiir yazmak ahmaklıktır bir tek söz kalır dişlerimin arasından ben sana gülüm derim gülün ömrü uzamaya başlar verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim ben sana gülüm derim gül sana benzediği için ölümsüz yazdığım bütün şiirler sana başlayan bir kitap için önsöz sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır her şey olmaya hazır sana bakmak suya bakmaktır gördüğün suretten utanmak sana bakmak bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır sana bakmak allah’a inanmaktır YILMAZ ERDOĞAN BENDE SANA YETECEK KADAR BEN KALMADI Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne Dolmabahçe da çay tadında.... Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında, tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu. Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama yüreği takvim yokuşlarında... Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı, sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe seyrediyorum... Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında, üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük... Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti... ... Soğuğun ve karanlığın vehameti! Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş, daraltılmış... İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler, yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden büyük geliyor artık hayat! Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle: Bende sana yetecek kadar ben kalmadı... YILMAZ ERDOĞAN BU YOL NEREYE GİDER bir kuğunun boynuna dokunurken… yol bir yere gitmez içerde düz saçlara uğrar ayak üstü bir akşamüstü her plansız ürperişin sonu hüsran ve hüsran çok sanat müziği bir kelimedir yol bir yere gitmez o bir durma biçimidir yol yoluyla gidebilir yare yoldan çıkabilir apansız ve ömür bitebilir yoldan önce ama yol bir yere gitmez o bir durma biçimidir yaşamak hızlı bir ölme biçimidir düşünce ışıktan yavaşsa erken gidilmelidir gerdan sözcüğüne bir kuyumcuda da rastlayabilirsin bir kasapta da kalbin sızlamaz bir kuzu yüreğini vitrinde görünce o bir beslenme biçimidir ama korkarsın kurdun sevdiği havadan ayakkabı yaparsın yılandan yol bir yere gitmez o bir durma biçimidir her garantiyi istersin hayattan oysa ölümle yaşam arası uzun malum ince bir yol bir yere gitmez o bir ölme biçimidir iyi yolculuklar denmez bir gidene yapılamaz çünkü çok yolculuk bir seferde yolcu denmez her gidene herkes o yolun taraftarı olmayabilir hiç bir sürgün gittiği yolu sevmez mesela yol bir yere gitmez o bir susma biçimidir soğuk bir taşıtın uğultusunda YILMAZ ERDOĞAN |
Bir seni sevdim ben, bir de seni, Sonra yine seni ve tekrar seni, Öncesi de sonrası da hep sen.... Hani yağmurun altında ıslanırsın ya, Sırılsıklam! İşte öyle, iliklerime kadar sevdim seni... Geçip giden yılları bana geri verseler, Uzayan yolları ayağıma halı diye serseler, Seni sevmekle meşgul olduğum o zamanaları, Geri çevirseler, Yine seni severdim seni... Alnıma yazılmışsın bir kere,kaderimsin,sebebimsin... Hani yağmur sonrası 'toprak kokusu' yayılır ya etrafa, İşte öyle içime sindire sindire sevdim seni... Bir daha gelsem dünyaya, Yine sen olurdun nasır tutan yüreğimde. Hasreti bile yok saydım,kederi hep arkama attım, Yokluğunda bile, acıma biraz şeker kattım, İşte böyle, görmesem bile gönül gözüyle sevdim seni... Bir gün beni benim kadar sever misin, Bilemem ama, bana bir dönsen beni bir sevsen, Yemin ederim sana, bir daha severim seni yeniden... Hem de öyle laf olsun diye değil! Ta içten en derinden... Hataysa bu olsun,sevmişim bir kere, Ben bu yoldan dönemem... Ağaçlar önümde eğilse,taşlar dile gelse Vazgeç! diye, Mümkünü yok ben bu sevdadan vazgeçemem... Hani toprak çağırır ya insanı, Hani ecele teslim edersin ya canını, Hani hesabını verirsin ya, bedelini kaderin, İşte ben de öyle,ölümüne sevdim seni....:):):) Afet Şaşmaz |
Soy ağacına yazılı bir itiraf name'miydin, namelerde bekleyen. Basma kalıp laflarda tevazu gösterilmez. Pişmanlığın yaşanacağı bellidir, sonradan fayda etmeyen. Sen Birinci tekil şahıstın. Çoğul cümlelerde kullandım ben seni. Sen Doğmayan güneştin. Sarıya çaldım gözlerini, aya tuttum ellerini. Bahar akşamları gösterime giren, biletli biletsiz koltukları rezerve ettiğim. Uzun metrajlı flimdin, ara vermeden izlediğim. Yağmura yakalanmak inceden inceye damlaların aptal ıslattığı saatlerde. Yetişmek geç kalmışlığa inat Yangından sevgileri kaçırdım her seferinde. Sen Doğmayan güneştin. Sarıya çaldım gözlerini, aya tuttum ellerini. Nargilide atılan efkar dumanlarıydın çekilen nafile nefeslerde. Seni tükenmez kalemlerle yazdım yüreğime Ben tükendim bendeki sen tükendin çoğul cümlelerde. Sen Birinci tekil şahıstın çoğul cümlelerde. NAZIM ŞENDÜL |
Hiç kalkmıyorum yatağımdan Acı çekmez uyurken insan Sen olmadığın sürece rüyalarımda Her kâbus bir armağan. Sevgi ve sadakat isimli iki yalan Çekip gidişinin ardından arta kalan Gülerken senin yanında yüreğim Bu yalanları farklı öğretmişti zaman Bitişi vardır her aşkın başlayan Nedense beni buldu istisna olan Sensiz geçen günler boyunca Usanmadı aşkın yüreğime batmaktan. Acaba ne? Seni bende taze tutan Yıllar sonra bile çıkarmayan aklımdan Belki de gözlerinin göründüğü bu resim Hani şu hep kalbimin üstünde olan Bu kederi bitirmeye Sadece ölümün yetiyorsa gücü Vaktinin geldiğinden eminim. Sonsuz bir uyku kurtaracaksa beni Dursun artık atmasın kalbim İyi uykular sevgilim İnci Tuğrul... |
Adıyorum Aşka Geri Kalanımı... ne zaman canın yansa bu kadar derinden sanırsın mümkün değil bi daha üzülmen ne inat ne gözükara ne dayanıklı yürek acıyor aynı yerden herşeye rağmen... ne akıl kar ediyor ne fikir o sırada biliyorsun geçiyor zamanlar ama ne fayda ben de son sanmıştım... her gidiş, bir kaybedişti. ve ben yalnızdım. ne gidecekler vardı artık, ne kaybedilecekler. ama değilmiş öyle. gözyaşları üç günlük, umutlar sonsuza çıkarken, değişiverirmiş her şey birden bire. ben ne kadar tüccar olsam da aşk pazarında, yokmuş alıcım yosun kokulu yollarda. insanların kaliteli sanıp para verdiği yastan öte değilmiş. ve her yasın çıkışı yaşlı gözler imiş... "mış", "miş" değil dediğim, yanlış anlama... ben de içindeyim bu çokluğun.. benim kanayan yaralarımın yanında; yaralı... tepeden tırnağa herkes yaralı alışılmıyor acı yok kaidesi kuralı kanayıp ne kadar tutabilirsin gül uğruna dikeni ne gelen anladı ne giden olanı biteni kimse anlamadı... aşkın öbür adı yanmaktı. bazıları mahrum kaldı ateşten. o mahrumlar hiiiç yanmasın zaten... diken battı elime yar diye... şimdi sakın gülü seven dikenine katlanır deme... benim hiç gülüm olmadı ki... şimdi ne olduğumu, yaralarımdan sonra ne kadarlık canım kaldığını bilmeksizin... sadece senin için; adıyorum aşka geri kalanımı suya söyledim gitti en son yalanımı aşkın da en hesapsız kitapsız olanını yaşamazsam karakaplıya kaydedin beni... ve üzerime de yazın ki: umarsız bir yoldu onunkisi... aşk sandığı sadece bir hayaldi... ve kırılan hayalleri, toprakta kaldı... Selman Toklu |
| Saat: 18:26 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık