![]() |
İşte Hayalimdeki Sen Düşünüyorumda; Seninle aynı odada solumak havayı, ne güzel olurdu! Aynı kasabada deniz gözlerine bakmak bir ömür boyu, Lüle saçlarını yastık yapıp koklamak geceler boyu, ne güzel olurdu! Kor kırmızı geceler sonunda, Sabahı karşılamak ten ten'e Günü yaşamak seninle el el'e ne güzel olurdu! Bahar dallarından taç yapmak başına, Sonra seyretmek seni, saatler boyu, Çocuklarımızda cıvıl cıvıl bahçemizde ne güzel olurdu! Sana sarılmak,seni koklamak göğe doğru, Hiç birşey düşünmeden umursızca paylaşmak hayatı, Sevgimizden sığmasak kendimize,üçümüz dördümüz olsak, AH! ne güzel olurdu.. |
İstanbul Geceleri http://www.sayhadergi.com/topicpicture/ist_kuslar.jpg İstanbul gecelerini hatırlar mısın Yıldızların döküldüğü zamanları Şehla yıldızıyla, Süreyya’yı karıştırışımızı Üsküdar’da sandallar ve gemiler yakardı karanlığı Sen hep yakaların açık dolaşırdın Yeşil banklarda oturmayı çok severdin Simidi ve çayı hiçbir şeye değişmezdin Simidi çaya bandırırdın, sonra burnuna yaklaştırırdın İstanbul kokardı... İstanbul gecelerini hatırlar mısın Boğazda trafik durulurdu; sessizleşirdi Severdik yıldızların yansısını izlemeyi sularda Camlarda... Camlarda çok sevdiğin Süreyya yıldızının parıltısı dolanırdı Annen hep kızardı sana Eve her gece geç geldiğin için Baban umursamazdı Adamın saçları ağarmıştı, omuzları düşmüştü İstanbul’un gecesini gündüzünü ne yapsındı Bazı geceler kar vardı Ama biz yine her gece giderdik Üsküdar’a yıldızları izlemeye Yoksa sen Şehlayı mı daha çok severdin Bütün şehir sustuğunda, yani insanlar gittiğinde Özgür olduğumuzu sanırdık Bütün bizim olurdu şehir Gece suçlarımızı örterdi, Annemizin üstümüzü örttüğü gibi Donkişotvari bilboardlara saldırırdık Kahrolsundu emperyalist reklamlar Paramız yoktu ya, alamazdık ya... Sen gıcık kapardın Etiler kavşaklarına yapıştırılan resimlerden Doktor sana verecek şurup bulamazdı Güzel bulmazdın mankenleri Bazen resimlerin içini okuduğunu sanırdım Benim içimi okuduğun gibi Sen resme dalardın İstanbul gibi olurdun... Sonra seni askere çağırdılar İlk o zaman ayrıldık İstanbul geceleri ilk o zaman bir yıldızını düşürdü yere Geceler... Geceler yalnız kaldı... Şehla yıldızı, Süreyya yıldızı eskisi gibi yanmaz oldu Sanırım onlar seni daha çok seviyordu Kıskanırdım Sonra simidi çaya bandırdım İstanbul kokmaz oldu Yani sen diyordun ya,- göz açıp kapayıncaya buluşuruz- Hani diyordun -Süreyya parıldadığı zaman döneceğim- Seni Süreyya’nın en çok parıldadığı gecede getirdiler Gökteki bütün martılar düştü Baban yine umursamadı Anan oturup ağladı Ben Şehlaya haber vermeye gittim Süreyya yanındaydı Apaçık söyleyemedim tabi Nasıl söyleseydim İkisi de anladı Uzatmadım, fazla duramazdım Geldi dedim, inin aşağı gökyüzünden Katın aranıza... Sahi sen hangisini daha çok severdin? |
Sevgilinin Gözlerindeki Denize... http://www.sayhadergi.com/topicpicture/bulutlar.jpg Gökyüzü sessizce girerdi içdenizime Duygularım yağmur yüklü bulut olmuştur Sağanak yağmurlar gibi yağar dağlara Sicim sicim yağar kalbi sökülmüş çağa Konveksiyonel bir yağıştır gözyaşlarım Şuayp gibi ağlamaktır bu yağmur Kalpten boşanırcasına yağar Her seferinde hüzünleri tazeleyen yağmur Sicim sicim yağar kalbi sökülmüş çağa Yeni anlamlar katar toprağa esrik bir çınarın gövdesi çatlar içinden iştiyakla diriliş çiçekleri patlar Sonbaharın dökülen son yaprağı Benim evrensel yasıma çanak tutar Vur asanı bir kez daha denize ey musa Belki yarılır da kalbimiz içinden geçer mazlumlar ordusu ağla / ey sevgilinin gözlerindeki denize bakarak şiir söyleyen sevgili ağla Şuayp gibi Yusuf gibi ağla Eyyüp gibi ağla Mecnun gibi ağla Belki yükselir de sular kurtulur umut neslini taşıyan gemi kurtulur karartılmış yüzler ferhat gibi dağları del musa gibi okyanusu yar yusuf gibi yüzünü zindana çevir ibrahim gibi putları devir işte o zaman göğsümde çakan ilk şimşek aydınlatır yüzü karartılmış ülkeleri aydınlatır kalbi özgürlük bıçağıyla sökülmüş köleleri kara düşünceler basmadan beyin kanallarımızı doğurmak istiyorum düşüncelerimi yüreğimi sürgün ettim sevdanın çile dolu mekanına düşlerimi sürdüm mermilere düşüncelerime doldurdum ezik şehirleri şuaybin gözyaşlarını sürdüm gözlerime artık direniş gemisine limanlar açarım denizimde bol eylemli gecelerde buluşalım ey sevgilinin gözlerindeki denize bakarak şiir söyleyen sevgili sen dört mevsim hüküm sürersin kalbimde kutsal sözlerin denizinde boğulduğumuz an direniş yüklü gemiler geçer sularımızdan. umudun öfkeli nesli geçer üstümüzden Kovdum artık şehvet duygularını gökyüzünden İhanet bandıralı gemileri denizimden |
İşte Hayat Böyle Bir bakarsın göklerde Bir bakarsın yerlerde Gökteyken kıvanç Yerdeyken utanç duyarsın İşte hayat böyle Bir ağlar Bir gülersin Ağlarken göl Gülerken gül Olur yüzünde İşte hayat böyle |
http://www.aruz.com/sagatirnak.gif İstanbul Düşman İstilası Altında İken Çamlıca’da / Abdülhak Hamid Tarhan http://www.aruz.com/is1.jpg Hey Çamlıca mehtâbı ne olmuş sana öyle?.. Küskün duruyorsun. Bir şey kuruyorsun. Seyrinle ıyan et bana, ilhâm ile söyle: Aksetmede âlâm-ı vatandan mı bu halet?.. Anlat; bu tahavvül neye etmekte delâlet. Vaktiyle ederken bu havâliyi zılâlin Bir sâha-i nilî. Ey neyyir-i leylî, Matem döküyor arza bugün bedr ü hilâlin Bir şeb ki, zîrinde küsûfun, Seyrangehi olmakda tuyûfun. Mâzîden esip gelmede bir nevha-i vâveyl.. Bir âh-ı müebbed. Hangi güneşin mâtemidir zulmetin ey leyl, Ey şi’r-i muakkad Yıldızlar olur bence meâlin gibi nâ-yab Atîde görünmezse o mâzideki mehtâb Olmazdı sabahın da yarın gülmeye meyli Pîşinde bu dîdar-ı mahûfun. Kartallara baktım düşüyorlar yere bi-ta’b; Oldum sanıyordum Melekü’l Mevt ile hem-hâb http://www.aruz.com/kare.gif |
Gül goncaydı http://www.sayhadergi.com/topicpicture/gul.gif Gül goncaydı. Yanaklarına gözüm düştüğünde. Gün, bulutlara dudaklarını dokundurup çekerken. Seni, gelinliklerin içerisinde gelin gördüm. Tesadüfen halayına tutulduğum. Şatafatlı bir düğünde.. * Güneş, aydınlığa aç zifirlerimi ören etti. Harabe haberlerine ağıt yakıp ağlamadım. Sadece olanların üzerine birkaç tik daha nüksetti. Bazı sözlerin şeker gibi ağızda eridiğini fark ettim. Yeniden dirilip, aşiyanı bana bahşettiğini diyecekler. Dönüp bakarsam, hakkını helal etmezmiş. Rızk diye kazandığım yiyecekler… Hatta., Sadece rahmet oku. Yas tutma., diye siler. Vefa(sız) öldüğünde… * Geceyle değil, karanlıkla barışık oldu. Ne zamanki mertlik can çekişir kör düğümde İsrafil’in son suru çalınanda anla ki, vakit doldu. Nasıl ki tekbir getirilir, Hicazdakiler döndüğünde. Biz bir yudum aşkı paylaşamadan, kıyamet. Sonun başlangıcı ve şu elim hıyanet Kopmuştu bütün lifler.. En son gördüğüm de.. Bir içim su! .. Hayat. Uçurumun kenarında. Eğreti duran güğümde… |
İşte O An Ölümden sonraki ruh merdivenleri tırmanırken, Kolları sıvalı,hocanın bedenimi sularken, Teneşirhanede ilk olarak başkası abdesimi aldırırken, Kıble yönünde upuzun yatan sessiz bedenime, Son namazımı kılmaya gelenlere, Ellerini öpüp teşekkür edin; Varsın olsun ondan sonra beni yol kenarında, Kimsesizler mezarlığında toprağa verin, Yanı başımda göz ucumla görüp burun kıvırdığımız, Nice ölümünde kader mahkumları olsun, Mezarlığımı çeşit çeşit fesleğenler çevrelesin, Olmasa olmasın mezar taşı kuru çıtam, İki uçta taze fidan selvi ağacı göğe yükselsin, doğum tarihimi yazın, Ölüm tarihini selvi agacının yaşı belli etsin, Sağlığımda dostum olup, Sessiz bedenimi görmeye, dua edenlere, Yongalara sıyrılmış cesedimin üstünde yer verin, Yüzyıllar boyu aziz dostlarımı sayayım hele hele Ölümden sonra tekrar taze bedende diriliyormuş ya, İşte bu mukadderatta yeni doğuş bedenin, son arzumdur sessiz bedenimin üstüne, Fesleğen fidanlarının ekim mutluluğunu, varsın olsun kök saçaklarını toprak altında, çürümüş çırpılaşmış bedenimle karışılayım. |
Dağlarda Büyür Gülün Sevdası http://www.sayhadergi.com/topicpicture/gul.jpg Gülün sevdasına giden yolda Uğradım bir gönül kavgasın Ah gülün sevdası yüreğimi dağlar Dumanların ortasında dağlar Nasıl dik durabiliyorsa Nasıl suskun Nasıl cesur olabiliyorsa Güllerin açılacağı sabahı Öylece bekliyorum / acıları yudumlayarak Öylece dikiliyorum dikenlerin karşısına Seherin en koyu anında Aydınlık bir yol uzanır içime. Yeni bir umut damıtılır kalbime Kara gözlü bir sevda doldurur içime/direnmeyi Mavi gözlü bir çocuk doğrulunca düştüğü yerden Öğretir bana mücadele etmeyi Dağlarda büyür gülün sevdası İçime açılır sabahın yolu Karanlığın en koyu anında yürüdüm bir halk ruhuyla tutuldum bu toprağın gül sevdasına uğradım bir çocuğun gönül kavgasına Ah efendim nasıl bir savaştır bu,nasıl bir savaş Öldükçe diriltip sonsuza götüren Dirildikçe yeniden başa döndüren Girintili çıkıntılı duygularım karışır gökkuşağına Bir avuç sevda için Gönül çeşmesine uğradım Bir avuç mücadele için Karlı bir dağa uğradım. zulüm akan bir nehrin kenarında İntikam duygularıyla uyanır kalbim içi kahır dolu bir çocuk gibi derin tepkisizlikte bakakalır gözlerim Bana acı veren gecelerde hep senin yolunu gözlerim yüreğe inmiş kırağı senin sevgin Eritir buzulları Açar sır perdesini Eritir buzulları, dağıtır karanlığı ah efendim bize öğrettiklerin Yüreğimize inmiş senin sevgin Eritir buzulları ,dağıtır karanlığı Ardından bakakalır gözlerim Acı veren gecelerde hep senin yolunu gözlerim Güllerin açılacağı sabahı özlerim Dumanların ortasında dağlar Gülün sevdası yüreğimi dağlar sevgi akan bu nehrin kenarında İçi yaşam dolu bir çocuk gibi Zafer duygularıyla uyanır kalbim Yüzünde güllerin açılacağı baharı düşlerim |
İşte O Sensin Galiba! Salkım salkım saçlarından inciler yağar, İnsan ne biçim gülüyor yanı başında, Menekşe gülücüklerini kuşanmışsın nur yüzüne, Özleminde yeşerecek bahar tutkuları sanki, Hangi sözcük avlansa ismin fışkırıyor gibi, Her uzaklaştığında örseleniyor her bir yanım, Etezyenden imbata doğru sevişen dalgalı düz saçların, Dört iklime savrulan göçmen kuş gibi, İşler yolunda oluyor şen gözlerinde, Ama uzaktan gülen, uzaktan gülen gül gibisin, Her hayatın bile güller döker sabahıma, Aşkların manası sanki sende mühürlenmiş, Ümitsiz kalp sancılarına deva gibisin, Arkana dönüp bakınan gözlerin, Anlatıyor gizli aşk masalını, Güzelsin nezaketlisin ama tam inceliktesin, Konuşulması mümkün değil lisan gibisin, Yaprakta titreyen yağmuru incitmeye korkan birisin, İsmin dudaklarda yoksa portrenle resmimdesin, Ey on dokuzluk devrinin tapılacak kızı, Olgunluk çağının şaheser tablosu, Kırlanmış saçlarda bile sana tapacaklar var, Uğradığın diyar oluyor gül bahçesi, Sanki yol gösteren aşk yıldızı, Şairin yazdığı şiirde;ressamın çizdiği resimde, Titriyor güzelliğinle şablondaki zemin, Felce uğratacak gibi aşk darbeli kanunun, Güzelliğin yanardağdır kırıp geçirirsin, Ruhlara hitap eder o kapkara kaşlar, Kalpleri yıpratıyorsun, suçsuz günahkarsın, Ahenginin arkasındaki bakışların depderin, Her ilkbahar bahçesinde açan gül değilsin, Eşsiz ufuklarda açan,ışığın tek yıldızısın, Boyuyorsun gözleri bu ne biçim büyü, Güvenip de kendine ayrılma bu yollardan, Huri meleklerle eş değer etseler seni, Şaheserlik bütündür tart devamlı kendini, Sevgi denizi fışkırıyor sanki tabiata, Güzelliğinle yalcın kayalar,kumlar toz duman oluyor, Akşam ayazı titretirken,sanki sabah güneşi getirensin, Gözlerin konuşup, kalplere füze yağdırıyorsun, Bakışlarını direm direm akıtıp kainatı suluyorsun, Güzelliğin sabırların sınırlarına, kırbaç vuruyor zincirler, Ne işi var bu kışta,bu temmuzun dedirttiriyorsun, Ellerin eşofman cebinde, Dost gözlerinle herkesi kucaklayan, Tam bulunduğun yerde, Aşkı korkmak gerektiğini savunan, Kimliğin cebinde işte bu benim diye, Masaya vurmayıp bir vazo çiçek bırakan, Elin saygıyla sıkılacak, Heykelin yüreklere dikilecek, kal kaldığın yerde, Bir sana da açılacaktır perde, Bilmelisin mutluluk sarf ettiğin kelimelerde, Elips dünyada tek kişilik figüranlı, Zamanı sevmek gerektiğini bilen, İnsanın ölümlüdür diye savaş veren, İşte o kişi tam sensin sen galiba! |
BU bu adsız parmağım hiçbir zaman okunamamış öykümdür yüzüm bu şelaleler, bu açalyalar, bu hafakanlar bu rindliğim abdallığım, abbaslığım afetliğindendir bu bu algınlığım kelam-ı kibar oluşundandır bu bu alfabeler, elifbalar bu mezarını dicle’nin aldığı insan ateşi bilmeyen âblar gibi dudağım âbı bilmeyen yangınlardan kaçmakla sana emanettir bu bu şerbeti içmekle âilsem akıtmalar varsa alnımdan aşağı akrostişler yazıyorsam şairsem sana mübtelalığımdandır bu ERGUVANLAR uzaklardan geliyorum daha yorulmadım erguvanlar alıp döneceğim başka uzaklara saçlarımdan sızan gözyaşı çıvgınlığımdır intikam değil biraz etnik çatışmaların duldasındaki kan küçük bir güle yakılan nazirelerdir biraz beni kentlerin dışına fırlatan cüret ben kentinize konuşlandırılmıyorum komserim erguvanlar alıp döneceğim başka uzaklara uzaklara döneceğim daha yolum uzun yüreğime katık ettim yüreğini kelam bitti aşkın bildim gereğini bilcümle acılar uğrağımdır yaban değilim arkadan okunan dualara ne zaman bir adım atsam ne zaman saçlarına dokunsam mutluluğun şarkılardan bir kırbaç iner yüreğime hücre cezaları bulur gözlerimi hüzün esrik bir tebessümdür dudaklarımda her yağmur bir intikam, yüreğime yağmuru tanımayacak kadar galesiz değildi haykırışlar vuslat, her dem biraz daha ufuk her dem biraz daha ölüm gökkuşağı esrarlı bir sima ile çekilen sigara şiirin ayrılık yüzü, ıssızlığımdır ışıksızım, yansızım, yalnızım hayalin dahi yasak, yalnızım gözlerim velfecr bağrıma bastığım mavzerim puslu bir bahar sabahıdır önce güneş sonra yağmur namlusu olmayan eyvahıdır gurbetin öfkem kanımda, açım, sigarasızım günler devrilmiyor zaman isyandır matem çeteliyor yüreğim yüreğim bir kaçak, bir muharibin anılarıdır yüreğim hırıltıları kesiliyor feryadın, gece aç it yürüyorum marşlarım dilimde yürüyorum denizin sığ suları uçurum yürüyorum yalnız gurbettir yürünülmeyen yürüyorum acının ne olduğunu bile bile yürüyorum acının olduğu yere kesip atmak mümkün mü sakallarım eskileşen bir emanettir aynalarda ben değilim belki yüreğimdir kurşunlanan ben değilim bahara karşı gelen, susan saat yâr zamandır, sükutlar suzinâk yağmur sesi içimde gözlerinin ayrılık hediyesi haksızlık etmedim aşka, ölümüneydi sevmem nef’i olduysam bazan siham-ı kaza’dır dünya dünya, ellerini tuttuğum arafat âfet-i candır yüreğim ahd-i atik’ten beri kaldır ve oku yorgun kelimelerimi yükselen dumanlar ellerimle yaktığım gemilerdir oku ve dumandan ağıtlar yak saçlarıma seni sevdim diye sürgündeyim müebbed suçum çocuklara anlatılan masalım korkudur bunu hak etmemiştim oysa ben, yağmur ve karda sokakları bekler kimsesizliğini alırdım çocukların rüyalarında kırların kokusu benden sorulurdu patlayan bisiklet tekerleri çalınan meyveler defne yaprağını ben bulmadım suçum değil mevsimler ne söyledimse dinç görünmektir geçen zamana ne söyledimse denize sarılmaklığımdandır seni bildim diye ıpıssızım hasret gözlerimin şavkında susuz goncagül ellerimde büyüyen başaklardır, bakışlar saçlarıyla eyleştiğim gökyüzü hor bakar bana hor bakar pusatsız karşısına dikildiğim gece sevdim diye öfke kusar arz-ı kadim naçarım, ince derdlerle yanar bağrım ne dinçliğim kalmıştır tufandan beri ne dikili ağacım kenan ilinde tedirgin bir heyecanım sesinde titremiyor, susmuyor belki rüzgar hani bahara kıyam durunca gül ağacı hani tuzunu sürersin ya dudaklarına denizin hani görmüştüm ya yağmurunu gözlerinin artık heyecanım, aşkın peşinde ne dedimse övünçtür insanlara günahsa vebali benim günahsa sevdanın bu boyutu alçaklığını haykırmak suçsa ayrılığın alnına özgür değilse yürüyüşüm bir bulut kadar sırtımı dönüyorum kurşunla hayat elinde ölümüm, yüreğim elinde yüreğime katık ettim yüreğini kelam bitti aşkın bildim gereğini |
| Saat: 01:35 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık