![]() |
http://www.aruz.com/sagatirnak.gif İstanbul’a Ağıt / Hüsrev Hatemi http://www.aruz.com/is12.jpg Kaybettiğim eski İstanbul bir gün Yaşlı, hasta bir beyefendinin, Terekesinden çıkacak - vefatından hayli sonra - Ben o günü sanmam ki göreyim Fakat o gün geldiğinde Büyük bir sarı zarf içinde Üstünde "muhibbim" filan beyefendiye İthafıyla yaldızlı bir kent Yarı küflenmiş fakat olağanüstü güzel Zuhur edecek bir evden... O zaman kentimiz çoktan, Hani erkek çocukları ürperden Hımar tıraşından geçerek İmar görmüş tepeleriyle New İstanbul olacağından İş işten geçmiş olacak Sadece gönül sahipleri umarım Derinden ve insanın içine işleyen Bir musıki duyacaklar kısa süre Beton tepeler üzerinde... "İşte onların mahvolmuş yurtları". http://www.aruz.com/kare.gif |
İşte O Zaman Gel Hiç ummadığım bir anda, hiçde beklemediğim! Ya sabahın ilk ışıklarında, ya da bir gün batımında. Ellerinde vereceğin bir demet çiçek olmasada, Adını verdiğim yıldız, semadan kayıp düşmeden gel. En olmadık bir anda, vakti tayinsiz bir zamanda! Ya bir karakışta, ya da yeşeren bir baharda, Yırtıp atmış olsanda sana yazdığım mektuplarımı; Gidişinde diktiğim fidanlar, bencileyin kurumadan gel. Yağmur öncesi bulutlanmada, sonrasındaki toprak kokusunda, Ya kırık bir gökkuşağında, ya da çakan bir şimşekde. Çektirdiğimiz resimlerde, biz çok genç kalmış olsakda! O çok sevdiğim gözlerime kara perdeler inmeden gel. Uzun uzun daldığım... dalıpda hayallerini kurduğum, Ya bir deniz sahilinde, ya da bir uçurum kenarında! Bana söyliyecek sözün, yüzüme bakacak yüzün olmasada, Yüreğimde yaktığın sevdanın ateşi küllenmeden gel. Dört mevsimin mutlak birinde, ilk veya sonbahar farketmez! Güneş eriyip, gök dürülmeden, yer sarsılmadan, öfkesinden. Kabri nerededir? diye dosta düşmana sormadan; üzülülerek, Sadece senin uğruna atan kalbimin, kıyameti kopmadan gel. |
Rüzgâr http://www.sayhadergi.com/topicpicture/selim_1.jpg Güneyden esiyor rüzgar Hicran kelimeleri düşüyor gönlüme Sokak ortasında bırakılmışım Yüz üstüyüm, üzerimden adım adım Umudun enkazı geçiyor Yağmur yağıyor rüzgarın Sır saklayan dudakları arasından Kaldırımlarda yağmurla intihara durmuş yapraklar Kalabalık içinde üryan Kalabalık içinde umarsız Muştular sunuyor rüzgar Kim okur kim dinler 21. asrın fay hattında bir tren garında Yahud kirli otobüs terminalinde Naçar kalmışlığımla ben Puslu bakıyorum dünyaya Çoluk çocuk mesai geçim telaşesi Başını eğerek geçiyor rüzgardan Güneyden esiyor rüzgar Rahmetin önü sıra müjdeci rüzgar Şemsiyeler kapı artlarında eller tetik Suratımda patlayan dağılan bir yaprak Ömür bitiyor dünya fani Salkım saçak rüzgar, rüzgar, rüzgar Rüzgara karşı yürüyorum Yüreğimi duldalayacak bir söze muhtacım Varsın bende bilsin sırrını yaprak Varsın sırtımdan vursun beni Bir selam kılsın yeter Asri zamanların andlarında beni… |
İstediğin Gibi Olsun Aşk, beslenmek ister, duygularla beslenmek, İlk defa aşk dilendim senden, İlk defa gururumu hiçe saydım, Ellerimle bütün duygularımı toplayıp önüne serdim. Biraz uğraşsaydın sen de severdin, Hatta sevmemek için uğraşmasaydın. İstediğin gibi olsun bal gözlü sevgili, Gerçekten istiyorsan tabi. Sevin güzelim ben yokum hayatında bundan böyle, Ne ben ne de o saçma mesajlar, Ötmeyecek bundan böyle benim adıma cep telefonun, Tutmayacak ellerini ellerim, Ellerin sana soracak "o nerde?" Cevap veremeyeceksin, "Gururum engel oldu" diyemeyeceksin, Belki bir süre sen de şaşıracaksın, Alışacaksın ama bir süre sonra, Başka bir sevdaya yelken açacaksın, Benim gibi delice seven bulamayacaksın, Sen de şaşacaksın sen de şaşacaksın. İstediğin gibi olsun bal gözlü sevgili, Gerçekten istiyorsan tabi. Şiirlerin olmayacak bundan böyle buram buram, Mertlik kokan sevda kokan, Hem bu şiiri de sen okumayacaksın hiç bir zaman, Bu da bana kalacak her şey gibi, Hayal gibi, ızdırap gibi, hasret gibi. İstediğin gibi olsun bal gözlü sevgili, Gerçekten istiyorsan tabi. Hani bana öğretmiştin ilk günlerde şu cümleyi, "SEN NASIL İSTERSEN" Tamam gülüm sen nasıl istersen! Tabi ki hiç bir şey olmaz sen istemezsen İstediğin gibi olsun bal gözlü sevgili, Gerçekten istiyorsan tabi. |
http://www.aruz.com/sagatirnak.gif İstanbul / Ziya Osman Saba http://www.aruz.com/is31.jpg Seni görüyorum yine İstanbul Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan Minare minare, ev ev, Yol, meydan. Geliyor Boğaziçi’nden doğru Bir iskeleden kalkan vapurun sesi, Mavi sular üstünde yine Bembeyaz Kızkulesi. Bir yanda, serin sabahlarla beraber, Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım. Baktıkça hep, semt semt, yer yer, Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım! Durmuş bir tepende okuduğum mektep, Askerlik ettiğim kışladır ötesi. Bir gün bir kızını benim eden Evlendirme dairesi. Benim de sayılmaz mı oralar? Elimi tutar gibi iki yanımdan, Babamın yattığı Küçüksu, Anamın toprağı Eyüpsultan. Önümde, açık kollarıyla boğaz, Çengelköy’den aktarma Rumelihisarı. İstanbul, İstanbul’um benim, Kadıköy’ü, Üsküdar’ı... Gün olur, Köprü ortasında durur Anarım, Adalar’da çamların uykusunu. Gün olur, Beyoğlu’nu özler içim, Koklamak isterim Tünel’in kokusunu. Bulut geçer üstünden, Gemi gelir yanaşır Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar, “İçi dolu çamaşır.” Göğünde tanıdım ayın ondördünü. Kırlarında bilirim baharı, Herşey içimde, herşey, İstanbul yadigârı. Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle, Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir. Ey doğup yaşadığım yerde her taşını Öpüp başıma koymak istediğim şehir! http://www.aruz.com/kare.gif |
İstedim Ne bir dal istedim Yanıp giden ormanlardan Ne de bir an istedim Kaybolan yıllardan. Çünkü benim sevgim Ne bir dal kadar basit Ne de bir an kadar kısa Ben ormanın tamamını istedim Çünkü sen ormandın Ve geçen bütün yılları istedim Çünkü sen benim ömrümdün |
yağmura baharın sükûnu http://www.sayhadergi.com/topicpicture/hikaye_2.gif Bir bulut tut bir yanı mavi olsun bir yanı isyan mavi gözlü isyan okunsun denizin ayaklarımı öptüğü yerden isyan olmaklığı varsa baharın... Bir rüya tut besmeleyle sığınılan kardeşinden ölümün geldiği gibi gitmeyen gitmeyen ve gitmeyen dostların olsun yüreğin imanın tılsımına inandığın sağ yanın ümit kervanlarına yoldaş rüya, bahar, kardaş... Bir öfke tut biraz asi mütevekkil biraz ne yönden eseceği belirsiz bir rüzgar bir dağ yamacı uğru ve umudu taşısın bulutlar öfkene yağmur düşsün yağmura baharın sükunu... |
İstemem İstemem bilme Senin için akan gözyaşlarımı Çaresizliğimi savrulurken Ordan oraya İstemem bilme, İçimde kopan fırtınaları Yanışını yüreğimin alev alev Çektiğim acıları, gözlerine bakarken İstemem bilme, İyiyim derken her hücremin acıdığını Boğazımda düğümlenen hıçkırıkları Duyma istemem, Senin için ölmek istediğimi Bilme istemem, Tekrarı olmayan bu dünyada Senin için yaşadığımı ANLAMA İSTEMEM... |
Sana Dair… Ulvi GÜVENÇ Ben seni ancak kaybettiğimde sevebildim Gittiğinde hissettim teninin sıcaklığını Dudaklarının ıslaklığını… ve gittiğinde tanıdım içimdeki seni içimdeki senle yaşadım günlerimi içimdeki senle söndürdüm gecelerimi içimdeki sana fısıldadım aşka dair tüm cümlelerimi içimdeki sana isyan ettim ıstırabında yokluğunun içimdeki sana sarıldım efkarımın demlendiği anlarımda içimdeki senle yürüdüm eski tren yolunda içimdeki senle uyudum; sonbahar gecelerinde ıssız bir bankta… erkekler ağlamaz derler ama içimdeki senle ağladım ben; her görüşümde Ankara trenini ikinci peronda… … ben seni değil;içimdeki seni sevdim galiba! |
Hoş Geldin Ölüm Ve Tatlı Korku Her akşam çekiyorum Bir yorgan gibi Ağır ve ıslak bu korkuyu Gözlerimin şulesi sönmüş Ve doluyor çukurları güzelce Ölümün o efsunkar toprağıyla Duruyorum ve dinliyorum Sessizliği ve derinliği Şu varlık nasıl bir şey Var iken var olmamak Bir gün apansız salıvermek Bütün çiçeklerle Kireç rengi bir yüzle Zamanın durağan ve de gafil Fırsat veren bir yanında Ölüm geliverir sessiz ve soğuk Kansız bırakır ellerimi Yorulur ve yorgun düşer Gencecik kaküllerim Yorulur işte ölüm rüzgarının önünde O zaman bir tebessüm kurtarır Asil ve onurlu bir tebessüm Korkaklığımdan ürkekliğimden İşte sevmek: hoşgeldin ölüm Gündüzün solgun yüzü Her akşam karanlığın zifiri bakışında Beklenen o anda Kurutan damarlarda Tüm sevinçleri hevesleri Ve oluk oluk akan kanımı damarlarımda Tılsımıyla gelen gülümseyen Yine itiraf ediyorum:Hoş geldin ölüm Taze bir akşam oldu yine Silik ve cansız ışıklar altında Aslında analar hayat doğurmuyormuş Analar cocuklarla beraber Ölümü doğuruyormuş Her insan = bir ölüm Yine baygın bakışlarım var Ve hülyalarımda yine fırtına Hiç dinmedi ki bu poyraz Ve bu zamansız rüzgarlar Bu çalkantıda belli olmuyor Karışıyor istemeden Gözbebeklerim beyazına Bu telaş kıyamet telaşı Ne bayaz var ne de siyah Şehla bakışlarım ne kıymet ifade eder Bu mevsim ...gözden düşmüş yaşamak Herkesin ölümü gibi olmasın istiyorum Her geçen mevsim aynı değil Benim yaşadığımı sanıyor tüm dostlar Hayır ben yaşamıyorum Bir basmak geriden: yaş-la-nı-yo-rum Ben yine rutin yine aynıyım Her nefesini hissedende ensemde Sanki keskin bir bıçağı ısırıyor dişlerim Tuz daneleri kaçıyor gözlerime Ve kezzap dökülüyor yarlarıma Her akşam usulca kıvrılıp yatağıma Derinlerden gelen bir ses İnceden inceye beynimi deliyor Deliyor deliyor Sanki helezonlar oluşuyor Gözlerimin ışıkları gidiyor Ölüm hoşgelmiyor Bir heyula duruyor karşımda Yine de hoş geldin ölüm Eskisi gibi değil geceler Derin değil tenha değil Issız bir yoldayım Ve yağmur yağmıyor Ben şiir yazamıyorum Ve mevsimlerden güz değil Neden böyle neden Çizemedim şeklini O tatlı korkunun. |
| Saat: 01:35 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık