MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

scanner_11 11 Nisan 2007 11:41

Aklım Çok Karışık
O kızın gözlerinde
Gördüğüm bir ışıktı

Göz kırptı sevdalara
Dünyayla barışıktı

Yüreğime dolanan
Sanki bir sarmaşıktı
Kalbinde dolu sevda
Belki bana aşıktı

Aşk onun için erken
Yıkılırdı severken
Ona veda ederken
Aklım çok karışıktı
Hakkı Yalçın


Nephthys 11 Nisan 2007 11:48


İsimsiz2


bir mavi gül bahçesi yorganım
uyku saçlarımın meçhul şarkısı
sonra yastığımda ilk gölgen kızlık
ve ilk unutuluş hürriyet raksı

yumuşaklığında köpükten öpüşlerin
mukaddes günehlar cenneti oda
dikişsiz beyazlığında tüllerin
bir ay süzülecek buluta


Ahmed ARİF



*TeoDora* 11 Nisan 2007 13:29

Yitirilen

Olaki yürürüm bir başka aşka yada,yürürüm mavi olmayan bir gülüşe...
Unutmaki tek aşık olduğum sensin aşık olduğum tek...
Karanlıkla süzülüyor içime yıkım dur diyorum,yıkılıyorum...
Uçurumları başucuma koyuyorum sonra okşuyorum saclarını rüzgarda...
Sıcak ılık bir koku sınıyor yüreğime; gitme diyorum gitme düşüyorum...
Sonra Beni soruyorlar bana tanımıyorum diyorum daha hiç karşılaşmadık...
Aynı çizgide bilge susumu dinliyorlar ben sustukça...
Yazık bir çığlığın doğuşu gibi ölüyorlar önce bir bir sonra hepsi...
Sonra bir ucurumlar kalıyor birde yıkımlar...
Verilen herşey borçmuş gibi anlıyor önce bir bir sonra hepsi...
Sonramı bir ben kalıyorum birde yalnızlık uçurumlar yıkımlar,ben ve yalnızlık...
Zorlu bir savaşın unutulmuş cesetleri gibi yatıyoruz yanyana....
Öpüşüyoruz sevişiyoruz da hatta herşey oyunun yasaklarına uygun bir günah oluyor...
Tek umudumuzu göğe gelin ediyoruz telli kanlı düğün işte...
Üşüyor saçlar biliyorum dargınmısın bu baharda mayısa bıraktığım gibimisin...
Hala vurulmuş çocuk gibi büyümemiş yüreğimde hüzün hala kaçıyormusun zamansız gözlerini bırakarak birilerinde...
Hala ellerinden tutup sevgileri dipsiz kuyulara salıyormusun ağlayarak...
Küçücük bir dokunuşla son sevilen Olabiliyormusun...

^^KENDİN KADAR AKLIMDASIN^^

Hala öyle savuruk bir gök hala öyle yurdunu yatağını bulamamış bir mavi ve aşkını şaşırmış bir tanrı çoğalan sızısıyla mutlu bir yara...
Öylemisin mavi gözlü sarı saçlı yoldaşım...
Öyle bıraktığım gibimisin gerçeği yakmada hala ustamısın yoksa çırakmı yanarken yaralı...
saçlarıma dolanan aydınlığımsın somutlaştıramadığım tek imgemsin...
Şiirde anlattıkça eksilen tek anlam hala bıraktığım gibimisin yoksa beni bıraktığın gibimi..
Kaç MEVSİMSİZ KAR düştü topragıma....

Yılmaz Peltek


Misafir 11 Nisan 2007 13:44

Kaç Cemre Düşmeli Yüreğime

Kaç cemre düşmeli yüreğime,
ısınmak için yeniden.
Unutmak için, yeşil nazarlarını,
kaç bahar geçmeli,
hasretinin üstünden...

Kaç ceylan su içmeli,
sevda sebillerinden.
Kaç güvercin uçmalı,
vuslat semalarında.
Kaç yağmur ıslatmalı tenimi,
arınmak için özleminden...

Kaç menekşe açmalı saksılarımda,
boyun bükmeden.
Kaç ilkyaz yaşamalı gönlüm,
üşümeden
Ve
kaç sene,
kaç ay,
kaç gün,
kaç saat,
geçmeli,
akan kanı dindirmek için,
yaralarımın üstünden?



Seynur İnal


Misafir 11 Nisan 2007 13:48

Sabahın İlk Işıkları

Bir kadın
Tarla yolunda
Sırtında bebesi
Elinde çapa
Ne güzel bir anne

Senin annen
Veya benim annem gibi
Bir anne.

Bir bebe ağaç gölgesinde
Diğeri daldaki salıncakta
Orak biçiyor bir kadın
Ne güzel bir anne

Bir bebe yanında uyuyor
Diğeri dizlerinde
Elinde örgüsü
Saat gecenin on ikisi
Bir kadın Uykusuz
Ne güzel bir anne

Bir bebe uykuda
Bir bebe peşinde
Koyun sağıyor bir kadın
sabahın ilk ışıkları
yeni ulaşmış evlere
Ne güzel bir anne
Çilesi çocukları için.

Hamdi Oruç


tikkymelike 11 Nisan 2007 14:50

Aşkın Gerçek Yüzü

Gözümü kapattım yüzünü gördüm
Açınca aynadaki aksini gördüm
Ne yapacağımı bilmeden geçince karşına
Sevdiğimi söyledim,işte o zaman gerçek yüzünü gördüm

Sesindi bana bir hoşluk veren
Hayatıma yaşantıma sarhoşluk veren
Her konuştuğumda pişmanlık veren
İşte o sesin gerçek yüzünü gördüm

Yaşantımda bir gaye idin
Derdim için belki de tek çare idin
Beni ansızın terkettin ya
İşte o zaman gerçek yüzünü gördüm

Lise yıllarında girdin kanıma
Dostsuz arkadaşsız kaldım bir başıma
Alo dediğimde geçince karşıma
Oyuncak olduğumu anladım,
İşte o zaman gerçek yüzünü gördüm

Ağladığım zaman hiç yanımda olmadın
Derdime kederime bir çare bulmedın
Seviyorum dedim,beni anlamadın boş verdin ya
İşte o zaman gerçek yüzünü gördüm

Sevgi dedim, arkadaş dedim,dost dedim
İşte buldum o benim aşkım dedim
Seni sevdim,kalbimi verdim
Ne dediysem güldün geçtin ya
İşte o zaman aşkın gerçek yüzünü gördüm.

Hikmet Tekeli



Mystic@L 11 Nisan 2007 15:18

Çocuk... Hep öyle anlamlı bak çocuk
Biz,
Çiçekli bahçeleri,
Süslü bebekleri biliriz...
Kaburgalarını batır gözlerimize çocuk
Biz doydukça,
gözlerimiz acıkır,
midemiz utanmaz genişlemekten...
Gözlerinle göster,
yerinde olmayan bacağını.
Hem de biz koşarken yap bunu...
Hep öyle anlamlı bak çocuk,
buğdayı olmayan
tarlalarını görmeliyim
gözlerinde...
Aysema Arslan


scanner_11 11 Nisan 2007 15:18

ALLAH KAHRETSİN

Bu böyle sürüp gitmeyecek biliyorum
Bir sabah bir dilencinin avuçlarına bırakacağım kendimi
Kim ne derse desin!
Tahammülüm kalmadı artık
Bıktım seni sensiz yaşamaktan
Nasılsa döneceğin yok senin
Çıldıracağım bu gidişle
Allah kahretsin! ..

Dünya ateşler içinde
Savaşlar almış başını gidiyor
Afrika'da insanlar açlıktan ölüyor
Bense bu gidişle sensizlikten öleceğim
Umurun da mı senin?
Kimbilir hangi cehennemdesin?
Allah kahretsin! ..

Hangi masaya otursam
Senin sevdiğin içkiyi koyuyorlar önüme
Vazomda hep senin sevdiğin çiçekler
Ve dudaklarımda hep senin sevdiğin şarkılar
Senin doğumgünlerini kutluyorum senden habersiz
Ve her sabah dualar ediyorum mutluluğun için
Ne yapsam, ne etsem, nereye gitsem
Ecel gibi peşimdesin
Allah kahretsin! ..

Dün birine rastladım aynı sokakta
Saçları sen, gözleri sen
Koştum heyecanla peşinden
Ve hayatımda ilk defa bir tokat yedim
Senin yüzünden...

İşte böyle bir sevda benimkisi
Bu zamanda, bu devirde
Haklısın adam olacağım yok benim
En güzeli artık son vermek bu hayata
En korkunç uçurumlardan bırakmak kendimi
Ya da en yüksek tepelerden
En uçsuz bucaksız denizlere bırakmak bedenimi
Ama içimde sen varsın
Ya sana bir şey olursa?
Allah kahretsin!

AHMET SELÇUK İLKAN


scanner_11 11 Nisan 2007 16:50

BEN SENİ ASLA
Sen hayatımın en vazgeçilmez aşkı
Sen uğrunda en çıldırdığım esmer
Sen yolunda savaşlar verdiğim sevdam
Sen uğrunda ölümlere gidip geldiğim
Sen beklediğim
Sen özlediğim
Sen gizlediğim...

Güneş doğmayı unutabilir
Sabah olmayı
Yağmur yapmayı
Ama ben seni asla...

Çiçekler açmayı unutabilir
Kuşlar uçmayı
Baharlar gelmeyi
Ama ben seni asla...

Ne zaman bir şiir okunsa aklımdasın
Ne zaman bir telefon çalsa karşımdasın
Sen tanrımın en güzel armağanı
Sen hayatımın en gerçek yalanı
Sen bütün huylarımı ezbere bilen
Sen gözyaşlarımı en iyi silen
Sen dünyanın en güzel kadını

Sen yemeğimin tuzu
Yüreğimin buzu
Anasının en güzel kızı
Sen kalbimde en tatlı sızı
Sen bütün varlığımın en sevimli hırsızı
Sen sevdikçe sevilesi
Övdükçe övülesi
Öptükçe öpülesi aşkım...

Sen beni yokluğuyla delirten
varlığıyla yolumu yolundan çeviren
Sevdasıyla beni bir dağ gibi deviren kadın
Bundan böyle senden sorulsun günahlarım
Sende bütün sorularım
Sende bütün cevaplarım
Adam olmuşsam senden
Katil olursam senden
Ben çoktan vazgeçtim kendimden
Ama senden
Asla kadınım
ASLA! ...


Misafir 11 Nisan 2007 16:51

Ah kadınım dön bana..

Ah kadınım,benim ezik cefakar gömleğim
Eskici aşkıyla sevdim ben seni,gömleğim
Unutmakmı seni, iyi yaparım ben işimi
Issız sokaklarda haykırır yüreğim ismini…


Benim cefakar yırtık,düğmesiz gömleğim
Her daim senin kokunu,her zaman özlerim
Eziksin,yirtıksın,renksizsin benim gömleğim
Üzülme ben seni kendi kanımla süslerim…


Sanma ki ayrılacaksın benden bu bedenden
Bu cansız ölü bedenim nasıl ayrılır kefenden
Bu canım çıksada ölümlü cansız bedenden
Biz seninle kankayız ölümden sonra ezelden…


Ne hayallerimiz vardı seninle kayıp dosttuk
Uçmaktı niyetimiz,kanadı kırık iki kuştuk
Kireçsiz kayalar,sonsuz kumlardan oluşmuştuk
Yuvasız ve kimsesiz,uçamayan iki kuştuk…




Kokun hala üzerimde.etim gibi yakınsın bana
Bekliyorum seni döneceksin biliyorum bana
Elim,damarım,kanım,yüreğim fedadır sana
Ne olur yalvartma beni yeter artık dön bana…


DEsssT16 11 Nisan 2007 17:36

Ben Sana Mecburum

ben sana mecburum bilemezsin
adini mih gibi aklimda tutuyorum
buyudukce buyuyor gozlerin
ben sana mecburum bilemezsin
icimi seninle isitiyorum

agaclar sonbahara hazirlaniyor
bu sehir o eski Istanbul mudur
karanlikta bulutlar parcalaniyor
sokak lambalari birden yaniyor
kaldirimlarda yagmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun

sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir aksamustu ansizin yorulur
tutsak ustura agzinda yasamaktan
kimi zaman ellerini kirar tutkusu
birkac hayat cikarir yasamasindan
hangi kapiyi calsa kimi zaman
arkasinda yalnizligin hinzir ugultusu

Fatih`te yoksul bir gramofon caliyor
eski zamanlardan bir cuma caliyor
durup kose basinda deliksiz dinlesem
sana kullanilmamis bir gok getirsem
haftalar ellerimde ufalaniyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun

belki Haziran`da mavi benekli cocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir sileb siziyor issiz gozlerinden
belki Yesilkoy`de ucaga biniyorsun
butun islanmissin tuylerin urperiyor
belki korsun kirilmissin telas icindesin
kotu ruzgar saclarini goturuyor

ne vakit bir yasamak dusunsem
bu kurtlar sofrasinda belki zor
ayipsiz fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yasamak dusunsem
sus deyip adinla basliyorum
icimsira kimildiyor gizli denizlerin
hayir baska turlu olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin

Atilla İlhan


tikkymelike 11 Nisan 2007 18:45

Anlam Bozukluğumsun
Ben bir boş sayfayım hislerinin yazıldığı
Sense anlam bozukluğu içeren bir cümle
Nezaman sayfaları çevirsen çığlık çığlığayım

Dökülen harflere inat boşaltılmış havasında bir sayfayım
Sense bana inat hislerinin yazıldığı yalnızlığımınsın
Dile getirmenin zorluğu gözden çıkarmak gibi

Anlamsız duygusuzluğunun anlatım bozukluğusun
Mateme hıçkıran damarımdaki sırdaşımsın
İpte kalmayı beceremediğim idamımsın

Ben bir boş sayfayım üstüme umarsızca ismini kazıdığın
Harflerini karıştırdığın
Ben bir boş sayfayım idamımı yazdığın
Sense anlam bozukluğu tadındaki işkencemin gözyaşıyla dökülen kısmısın

Anlatım bozukluğumsun
Çünkü seni anlatamıyorum kimseye
Anlatım bozukluğumsun
Çünkü seni yazamıyorum kalbimden başka bir yere
................Alıntıdır................



iblis1907 11 Nisan 2007 19:43

Zakkum Çiçeğimsin

Gece;sessiz ve sakin uykuda,
Pörsümüş yanakları,
Esmer, yaşlı bir kadın.
Yıldızlar, yuvasından,
Kaldırmış başlarını,
Esniyorlar, mağara gibi ağızla.
Ayışığı, kirli beyaz,
Dolaşır telaşlıca,
Yitirdiği şeyi arar gibi,
Ölü bir şehrin üstünde.
Gri bulutlar, salkım saçak,
İki çukurdan fırlamışlar,
Öfkelerini boşaltırcasına.
Bir caddenin kenarında,
Rüzgar ağaçları yalarken,
Ağlamaklı,
Yarasanın solgun ışıkları.

Akşamleyin, kulakları kalbura çeviren,
Cırcırböceğinin sesi yok,
Kimbilir, belki de rüyasında şimdi.
Ya, az ötemizde dalgın dalgın gezen,
İki süt beyaz güvercin nerede,
Yassılaşmış kara gölgeleri dururken.
İşte, ıssızlığı yırtan bir vapur,
Uzaktan gelir,
Balıklara göz kırparak.
Siyah peleriniyle,
Sıska bir çocuk gibi gezer yalnızlık.
Yılların acısı demlenmişken gözlerinde.
Hışırtısı vardır, dallarda umudun,
Yanağı susuzluktan sararıp,
Hüznün damlaları, dehlizlerde saklıyken.

Ne yüzü buruş buruş bir kağıt parçası,
Ne, tel tel rüzgarı saklamış koynunda,
Ne, bakışları ekin tanesi gibi sapsarı,
Ne de, ellerindeki çizgide depolanmış keder.
Sen zakkum çiçeğimsin.
Dilin, dışarı fırlamış bir ok,
Elin, duyarsızlığı yok eden bir silah.
Gözlerin, güneşin ışığında umudu yıkar.
Umut, sende!
Hadi çek kaldır geceyi,
Ensesinden tutarak,
Çıkar, pestilini!
Sevdaya uzanan eldir zaman,
Tükenmesin kendiliğinden,
Al, beyninin fırınında,
Şekillendir.
Yüreğinde resmini çiz yarının,
Kokunu sindire sindire,
Kalp krizi geçiren bir köprüye,
Masaj yapar gibi.
Eğil, güneşten bir demet al,
Savur yüzlere, gülücük açan,
Bir meşale olsun,
Umut kışın,
Kırık dökük bir çizgiyken.

Zakkum çiçeğim,
Sen, denizin köklerinden gelen dalga gibi,
Yine dirençlisin,
Yine ayaktasın, dimdik.
Kokunu salmışsın bir kentin,
Kılcal damarlarına,
Kuşatırcasına.

Zakkum çiçeğim, sensizlik,
Fırtınayla yüreğe işleyen hançer,
Sensizlik, umuda çekilen simsiyah perde,
Sensizlik, mezar taşı gibi, gövdesini uzatmış yatan,
Zifiri karanlık bir gece.
Sensizlik,
Ablukaya alınmış bir kent,
Gitmek, bir uçurumda parçalanmak.
Kalmak, bir girdapta yok olmak gibi.
Ya sevda,
Köklerinde tomurcuklanmak, güneşinde doğmaktır.


Ali Ertan Akgün...


scanner_11 11 Nisan 2007 20:34

KANDİL MUMU

Bugün yine huzur bulmuyor ruhum
Hiçbir uzlaşmaya gelmem efendim
Senin özleminle öyle doluyum
Kül olsamda ben üzülmem efendim

Bitse yağmurlarım kurusa terim
Her an çırpınmaktan kalmasa ferim
Küf tutsa kapında parmak izlerim
Yine başka durak bilmem efendim

Çatladı direkler yıkıldı tavan
Çok sitemler ettim, utandı zaman
Böğrümü delsede birağaçkakan
Aksın yerlere kan silmem efendim

hayat pınarımsın yaşamam sensiz
Ekmek kadar mühim su kadar aziz
Tıkar hançeremi, ağıttır her söz
Sana kanmayınca gülmem efendim

Zaman oldu hep aradım izini
Zaman oldu besteledim ismini
Kandil mumu gibi beklerim seni
Sana yanmayınca ölmem efendim


Mystic@L 11 Nisan 2007 20:38

Çocuk... Hep öyle anlamlı bak çocuk
Biz,
Çiçekli bahçeleri,
Süslü bebekleri biliriz...
Kaburgalarını batır gözlerimize çocuk
Biz doydukça,
gözlerimiz acıkır,
midemiz utanmaz genişlemekten...
Gözlerinle göster,
yerinde olmayan bacağını.
Hem de biz koşarken yap bunu...
Hep öyle anlamlı bak çocuk,
buğdayı olmayan
tarlalarını görmeliyim
gözlerinde...
Aysema Arslan


tikkymelike 11 Nisan 2007 20:50

Şu senin çekip gitmelerin
Ateşe benziyor
Zaman nasıl geçer
Kimse bilmiyor
Şu senin dönüp gelmelerin
Suya benziyor
Zaman nasıl geçti
Kimse bilmiyor
Şu senin iç çekmelerin
Dumana benziyor
Kelimeler Saklanıyor
Göz gözü görmüyor
Şu senin küsmelerin
Küle benziyor
Biz yokken
Hayat ara veriyor


Uzaklara benziyor bakışların
Başka hiçbir şeye benzemiyor
Zaman durmuş dünya susmuş
Yanımdasın ama kimse bilmiyor
Şu senin ağladıktan sonra sevmelerin
Beni deli ediyor.


Murathan Mungan


Mystic@L 11 Nisan 2007 21:27

Bunca yıl çok ışık birikti avuçlarımda
Senin olsun
Esinlen sevgi dokuyan ellerimden
Bunca yıl şiirin, kardeşliğin, kavganın
Has bahçelerinde yarattım bu gerçeği,
Sabrım senin olsun.
Aşkım senin olsun.

Acıların sütüyle büyüttüğüm umutlar
Mahpushane avlularında boy verdi,
Dolunay menekşelendi kirli kara camlarda.
Her görüşte yeniden vurulduğumuz ana evren
Özgürlüğe boyadı saksımdaki çiçeği
Senin olsun.

Biz ki acılar döneminden
ellerimizi kirletmeden geçtik.
Direncim senin olsun,
sevgim senin olsun.

Şükran Kurdakul


Mystic@L 11 Nisan 2007 22:15

Acıya Alışılmaz

Hangi çığlık bir çığ gibi yarıyorsa
gecenin gerilmiş karnını bu saatte
acı tükenip bitmiştir orada artık
çırılçıplaktır tarihin bu sayfası

Fiziğin armağan ettiği bu teller
keçeleştirirken cinsel organımı
haykırıyorum insan olduğumu
ve çatlatıyor alnımın en gergin teli

Ahmet Telli


Misafir 11 Nisan 2007 22:30

DENİZDE AY

İndi solgun ve ılık
Ay ışığı denize
Bal rengi bir tatlılık
Çöktü gözlerinize.

Baktınız uzun uzun
Bu sulara baktınız,
Sulara ruhunuzun
Tadını bıraktınız!

Halit Fahri Ozansoy


Mystic@L 11 Nisan 2007 22:40

Saçların

Saçların çırılçıplak omuzlarından aksın
Mermer üzerinden geçen su gibi.
İçinde engin bir his duyacaksın
Yaz vaktinin gündüz uykusu gibi.

Saç tel tel, örtüler hep tül tül düşer
Gözümün değdiği yerlere gül düşer
Sonunda sana da bir gönül düşer
Gölümün şimdiki duygusu gibi.

Dillerde dökülüp sayılır saçın
Sıcak nefeslerle bayılır saçın
Bir tütsüdür, kalbe yayılır saçın
Kararan gözlerin buğusu gibi.

Necip Fazıl Kısakürek


Misafir 11 Nisan 2007 23:07

ÖLÜM


Hep böyle belki
Görmeden geçmek mavi mineyi
Nasıl suskun nasıl güçlü
Sokağın ortasında
Kedi
Bağıra bağıra öldü.

Yelda Karataş


Nephthys 12 Nisan 2007 02:31

O Beklenen Hiç Gelmeyecek


Devrildi bir çınar.../ Şimdi bir çift mavi göz / Umutsuzca bekliyor pencerelerde.


Kâmuran Esen



Devrildi bir çınar...
Şimdi bir çift mavi göz
Umutsuzca bekliyor pencerelerde.
O gözler
Böyle her gün hüzünle
Gelmeyeni bekleyecek.
Özleyecek dağlar kadar güvendiği sevdiğini
Ömrü beklemekle tükenecek.

Biliyor ki o bir çift mavi göz,
Beklediği dönmeyecek.
Hiç dönen olmadı gidenlerden.
Yine de o
Beklemekten vazgeçmeyecek.

Sular dolmayacak bakraçlara
Yeşermeyecek ektiği tohum.
Yürüdükçe çakılacak yerine
Zaman duracak sanki,
Onsuz günler geçmeyecek...
Ne ekmek giderecek açlığını
Ne su söndürecek hararetini,
Onsuz yaşama kahredecek her gün
Devrilen çınarın serinliğini özleyecek.

Devrildi bir çınar.
Şimdi bir çift mavi göz
Umutsuzca bekliyor pencerelerde.
Kimbilir daha ne kadar bekleyecek.
Kural değişmedi bu güne kadar
Değişmeyecek.
Dönen olmadı hiç gidenlerden
Onun beklediği de dönmeyecek,
Gelmeyecek.
O bir çift mavi göz
Hep bekleyecek
Bekleyecek.


Misafir 12 Nisan 2007 03:16


Kim bilir



kim bilir
yokluğuna açılan pencereden
kaçıncı bakışım bu
ve kim bilir
bu kaçıncı yakışın

tanımaz ayağımı bastığım toprak
iz’im benden gideli çok oldu
gözlerine değer biçemezken
kim bilir
gözlerimden kaçıncı akışın bu

sussa yıldızlar gökyüzünde
ay kapatsa perdelerini
kim bilir
sessiz gecelerime
şimşek olup kaçıncı çakışın bu

acımdan yel geçti
kurutmadı kanımı
kim bilir
yalan sevdanı süsleyip
yüreğime işlediğin kaçıncı nakışın bu

Mehtap


arwen 12 Nisan 2007 03:31

dünü yaşarken şimdideydin
yarını yaşarken de şimdide olacaksın
bu mısraları şimdi yazmıştım
sen de şimdi okuyacaksın
neden okulda beş zamanı öğrettiler ki
hep şimdideyiz
anlayamadın mı hala?




bülent ışıkçı


arwen 12 Nisan 2007 04:32

bBEN HALA BENDE SENİ YAŞIYORUM



Sen git diyorsun bana,
Sil ismimi beyninden,
Sevdamı kalbinden,
Kolay mı be güzelim kolay mı...

Sensizliğin acısıyla,
Bazen melankoli,
Bazen hercai,
Duygularında kaybolmuş serseriyim,
Çek vur beni,
Ölümüm elinden olsun beyaz gülüm....

Gül dalında goncayım,
Sen, yaprağımdaki şebnem,
Hazan vuran yüreğimde,
Sen umuda açan kardelen...

Yine yüreğim darda
Geceler, bütün karanlığıyla ruhumda,
Sanki toprak çekiyor beni,
Tenim toprak kokuyor,
Sen yoksun ya,
Umutlar da tükendi, baharlarda....

Bütün gece yine seninle beraberdim,
Yokluğunda hayallerinle avundum,
Zavallı biçare yüreğim yorgun,
Kadehlere vurdum kendimi,
Onlar bile tartamadı kederimi...

Yine hüzün bastı,
Şarkılar avutmuyor,
Bir sigaram bile yok
Gözyaşlarımı dindirmeye
Yine sabah olmuş,
Umutlar yarınlara kalmış,
Duygular paramparça,
Bir ben miyim hep hazanlara gebe...

Ben bütün çiçekleri kurban ederken sana,
Gözlerinde iki damla yakamoz pırıltıları,
Ve nerden geldiği bilinmeyen içli bir keman sesi,
Sen sokağın sonunda, ben ortasında,
Sanki beyaz perdeden,
Hüzünlü bir son sahnesi canlanıyor.
Sevda anlatılmıyor sevdiceğim,
Gözlerden dökülen yaş mı yoksa sevgi mi bilinmiyor....

Çok şey öğrendim senden çok,
Sevmeyi, sevilmeyi, terk edilmeyi,
Pişman değilim çektiğim acılardan,
Yaşattığın mutluluklardan,
Gönlüme kattığın güzellikler için,
Sana çok teşekkür ederim,
Belki inanmayacaksın ama,
Ben hala bende seni yaşıyorum...




SEYYİD BURHANEDDİN KEKEÇ


SENİ ÇOK SEVİYORUM



iblis1907 12 Nisan 2007 07:33

Abdullah Hocam

Mızrap vurup perdelerle dans eder,
Türküler söylüyor Abdullah hocam
Çileler yumağı ömrü hep keder
Gönüller eğliyor Abdullah hocam

Munzur dağı gibi ak ak saçları
Ellidörde doğru gelmiş yaşları
Gönül ehli olmuş hep yoldaşları
Sevgiyle bağlıyor Abdullah hocam

Türküler çağırır hep Türk'ü söyler
Halk ile yaşıyor başkasın neyler
Ondan sakınsınlar ağalar beyler
Durmayıp taşlıyor Abdullah hocam

Kara bahtı kör talihi yoldaşı
Yüreği yangınlar tek arkadaşı
Elindeki sazı onun sırdaşı
Kalbimi dagliyor Abdullah hocam

Onmaz yaralara merhem sürüyor
Hak bildiği yolda durmaz yürüyor
Bu haksızlık bir gün bitecek diyor
Durmayıp çağlıyor Abdullah hocam

Erzincan ilinden yiğit bir erdir
Herkese yetecek sevgisi vardır
İNCE ne söylesen vallahi zordur
Dertlere bağlıyor Abdullah hocam...

Sabit İnce...


scanner_11 12 Nisan 2007 07:51

Bilseydim
Meydan mI verirdim bu ayrılığa?
Bilseydim bu kadar zor olduğunu.
Bilseydim dünyanın böyle karanlık,
Bilseydim bu kadar dar olduğunu.

Dilimden sıçrayan bir kıvılcımın
Bilseydim bir anda kor olduğunu.
Bilseydim şu anki gönül acımın
Senin yokluğundan var olduğunu.

Boyun mu bükmezdim sitem etmene,
Bilseydim sükutun kar olduğunu.
Sebep mi olurdum dargın gitmene,
Bilseydim küsünce sır olduğunu.

Bilseydim yüzümün dört mevsimi güz,
İçimin ağlayan nar olduğunu.
Bilseydim odamın dört duvarı buz,
Sensiz yatağımın kar olduğunu.

Fırsat mı tanırdım bu dargınlığa
Bilseydim bu kadar zor olduğunu.
Bilseydim zindandan daha karanlık,
Bilseydim hücreden dar olduğunu....
Cemal Safi


NiliM 12 Nisan 2007 07:59

Ümid etmektir yaşamak


Ümid etmektir yaşamak
Ümit etmektir yaşamak
örnek ol ibret ol
yaşama ders ol geceden
sık sık bak gökyüzüne

yıldızlara bak
güneşli ilk baharın umududur yıldızlar
bir elvadalık hükmü var yaşamın
ölüm geldimi vakti sorulmaz
Serçe kuşu gibidir ümid etmek
dal yorulur serçe yorulmaz......

Ertuğrul Sönmez


tikkymelike 12 Nisan 2007 08:14

Bir Adın Kalmalı

bir adın kalmalı geriye

bütün kırılmış şeylerin nihayetinde

aynaların ardında sır

yalnızlığın peşinde kuvvet

evet nihayet

bir adın kalmalı geriye

birde o kahreden gurbet



sen say ki

ben hiç ağlamadım

hiç ateşe tutmadım yüreğimi

geceleri koynuma almadım ihaneti

ve say ki

bütün şiirler gözlerini

bütün şarkılar saçları söylemedi

hele nihavent

hele buselik hiç geçmedi fikrimden

ve hiç gitmedi

bir topak kan gibi adın

içimin nehirlerinden

evet yangın

evet salaş yalvarmanın korkusunda talan

evet kaybetmenin o zehirlisi buğusu

evet isyan

evet kahrolmuş sayfaların arasında adın

sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı

bu sevda biraz nadan

birazda hıçkırık tadı

pencere önü menekşelerinde her akşam



dağlar sonra oynadı yerinden

ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca

sen say ki

yerin dibine geçti

geçmeyesi sevdam

ve ben seni sevdiğim zaman

bu şehre yağmurlar yağdı

yani ben seni sevdiğim zaman

ayrılık kurşun kadar ağır

gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın

yinede bir adın kalmalı geriye

bütün kırılmış şeylerin nihayetinde

aynaların ardında sır

yalnızlığın peşinde kuvvet

evet nihayet

bir adın kalmalı geriye

birde o kahreden gurbet

beni affet

KAYBETMEK İÇİN ERKEN

SEVMEK İÇİN ÇOK GEÇ

ibrahim sadri



scanner_11 12 Nisan 2007 09:24

BİR BEYAZ GEMİ

Ne zaman karşıdan bir gemi geçse
Kalbim durur, ölür gibi olurum.
Ayrılıp gidişin gelir aklıma
Mendiller sallanır ben kahrolurum.

Üstüme yıkılır bu koca şehir
Kalbim paramparça bir taş olurum
Ne zaman karşıdan bir gemi geçse
Gözümde kurumuş yaşlar bulurum

Hele o beyaz bir gemiyse geçen
O günü hatırlar deli olurum
Açar kollarını mavi bir deniz
Dalgalar içinde kaybolurum.

AHMET SELÇUK İLKAN


Nephthys 12 Nisan 2007 09:48

Kazınacak Hüzün, Gözyaşlarıma……

sessizliğin buğusu sarıyor
bedenimi……
kara kalem çiziyorum
yalnızlığımı….
coşkulu bir tebessüm üretiyor
varlığın……
yorgun yüreğimde…..
eğiliyorum gün doğumuna……
ve
ardında bıraktığın çığlığa…..
eğiliyorum usulca………
hep yazacağım diyorum……
yazacağım,
yettiğince yüreğim…
kimi zaman susacak gökyüzü,
ağır gelecek hayat
sessizce duracağım belki….
hayat,
düşlerinde gezinmek olacak
o zaman….
yeniden maviye dönecek gün….
buğusunda,
gezdireceğim ellerimi;
papatyaların…..
belki,
onyedime, onsekizime döneceğim,
kopartmaya başlayacağım yaprakları
bir bir….
belki,
masalsı bir dokun
konduracağım
üzerine buğunun………
sudan iz olacak düşün
ortasından bir ok geçecek…..acımasızca………
kazınacak,
göz yaşlarıma hüzün……



05/04/2007 ege altun


Misafir 12 Nisan 2007 10:07

İYİKİ BU DÜŞTESİN


Nehirler yarışır, çağıldar gözlerinde
o nehirler benim nehirlerimdir
aşk
ki azar azar benim yerimdir
üşüyorsam, sokaktaysam, yalnızsam
gözlerin ey yâr benim evimdir

Vurulup düştükçe, düştükçe seni sevmekten caymayacağım
gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım!

İyi ki bu sestesin
dünyayı ısıtan nefestesin
bir haydut gibi gezinirim kapında
kalbimde tutuşan ateştesin…

II
rüzgârlar savrulur, uğuldar gözlerinde
o rüzgârlar benim rüzgârlarımdır
aşk
ki azar azar benim yerimdir
suskunsam, bozgunsam, bulutsuzsam
gözlerin ey yâr benim evimdir

İyi ki bu düştesin
her sabah ışıyan güneştesin
iyi ki yoksuluz bulutlar gibi
soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi

Vurulup düştükçe, düştükçe sana koşmaktan caymayacağım
gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım!

YILMAZ ODABAŞI


Nephthys 12 Nisan 2007 11:10

San Ki


Sen hep büyük bildiğin masmavi yalnız asudeyi
Kurşuni bir bekleyişin son durağı san
Say ki sıfır ile bir arasına terkedilmiş rasyonelliği
Yeni doğmuş bebeğin su gibi bakışlarında dalgalan
Unutma çam ağaçları hep yeşil kalır
Ve burcu toprağın asimetrik sanatını koklamaktır
İçeriye temiz hava gireceğini sanıp pencereyi açanlar
Dört duvardan bunalan idealist ozanlardır
San ki otelleri bir misafirperver dostmuş
Rüzgar dediğin aldatır ve bak yine saat on ikiyi vurmuş
Aslında her gün sorgulanan zaman kavramı
Gülüşünde hapsedilen sır misali denklem olmuş
Sevdiğin bir insana edebiyat yaptığında
Aşkın seni kalbinin aruz vezninden tanımalı
Barok işlemelerinin asil görünen kıvrımlarında
Saltanatına yakışır bir damla gözyaşı batmalı
Aşağı çek sevgimi aşıyorsa evrenselliğimizi
Sadece seninle benim aramda savaşmamalı zıtlıklar
Sensin eylül bahçemdeki yeşillerin yeşili
Şimdi kapanıyor sanki nefesinle arza-kul boşluklar
Burnunun dikine giden inatçı bağlantılar trenlerdir
Sanma ki istasyonlar arasında çocuklar hiç oynamayacaktır
Sevdam sana aşkım neden hep kalemimden gelir
Kurtarmış sandığım duygular sineme falez tehdidi kalacaktır
Barın ki kuytusunda bu liman bir ölü deniz
Sabah olmadan yine akşamın sesizliğine ağlayan aşıklarız biz
Pususundan gözler ve bekler bermudayı kayıp sis
Kimsesizmiş ne olmuş kartal kanadındandır his
Görsün şimdi bana sayfa zulmü çektiren gününü
Uzat elini ve bitir destan gibi vuslat günlüğünü
Sanki ilahi ışığa çerçevelenmiş sakınılası yüzünü
İfade edecekmiş gibiyim bir rüyanın büyüsünü
Vuruş mesafesinden çıkmış iki değişken oran
Aşk olan sensin sensizlik ise yalan dolan
Kırk yedi yansıma açısından ve istisnasız hesaptan
Her başlangıcıma mutlu son olansın kaderim yazan
Yalçın olana uçur beni hecem yarim
Satırlardan özlermiş gibi kıyamazsan beyazımsın derim
Şirpençe olsa da bu yıldırımlar çelikten gökyüzüne
Aşiyan gözlerini bir seyyah rotasından çizerim! ! !


Çağrı Omarköy


NiliM 12 Nisan 2007 11:13

Adı Bende Saklı

Bölünür sancıyla uykular
Sığınak değil en kuytular
Gökte ay öndört ben dolunay
Son hatıramı sinene sar
Bu kadarına razıyım yar

Uzak diyarlarda evli barklı
Mutluluk en çok onun hakkı
Bu yorgun kırık dökük hikayenin de
Adı bende saklı

Uzak diyarlarda evli barklı
Mutluluk en çok onun hakkı
Bu yorgun kırık dökük hikayenin de
Adı bende saklı

Dalda muhabbette kumrular
Bana ayrılığı sordular
Dedim afet, yangın, dedim kar
Dedim adet aşkı vururlar
Dedim adet aşkı vururlar

Uzak diyarlarda evli barklı
Mutluluk en çok onun hakkı
Bu yorgun kırık dökük hikayenin de
Adı bende saklı

Uzak diyarlarda evli barklı
Mutluluk en çok onun hakkı
Bu yorgun kırık dökük hikayenin de
Adı bende saklı

Meral Okay ve Sezen Aksu tarafından birlikte yazılmıştır.


scanner_11 12 Nisan 2007 11:37

BİR SEN EKSİKTİN (

Yıllardır çektiğim yetmezmiş gibi
Karşıma sen çıktın bir sen eksiktin
Kaderime borcum bitmezmiş gibi
Bahtıma sen çıktın bir sen eksiktin

Zalimsin diyemem az gelir sana
Bana karlar yağar yaz gelir sana
Derdinden ölsem de naz gelir sana
Yoluma sen çıktın bir sen eksiktin

Bir bulsan yakarsın külümü bile
Dikene satarsın gülümü bile
Yaşarken arattın ölümü bile
Karşıma sen çıktın bir sen eksiktin.

AHMET SELÇUK İLKAN


DEsssT16 12 Nisan 2007 12:19

Yaşayabilme İhtimali


soğuk ve şehirlerarası
otobüslerde vazgeçtim
çocuk olmaktan
ve beslenme çantamda
otlu peynir kokusuydu babam...

Ben seninle bir gün Veyselkarani`de haşlama yeme ihtimalini sevdim.

İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
(ankara`da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman)
özlemeye başladım herkesi...
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki,
adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra...

Bizim Kemalettin Tuğcu`larımız vardı...
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan
kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık...
Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu, pütürlü duvarlara
ve Türk Dil Kurumu`na inat bir Türkçeyle...
Ağbilerimizden öğrendik, Ş harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi...

Ankara`ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri
Oysa Ankara`da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim...
(Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak...)
Ankara`ya usul usul kurşun yağıyordu...
Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri...
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim...
Ve hiçbir mahkeme tutanağına geçmedi adım...
çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece...

sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde
ama sen yoktun...
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni tenefüs saatlerinde...
Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu...
Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum...

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.
yaz sıcağı toprağa çekiyordu tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini...
Sonra otobüs oluyordum,
kırık yarık yoların çare bilmez sürgünü...
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum Muş ovasının yalancı maviliği...
Otobüs oluyordum bir süre...
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum,
yanağım otobüs camının garantisinde...
Otobüs oluyordum...
Bir ülkeden bir iç ülkeye...
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum...

Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin...
Korkuyordum...
Sonra iniyordum otobüsten...
Çarşıdan bizim eve giden,
ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa,
ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum...
Çünkü sonunda annem oluyordum
babam kokuyordum sonunda...

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim, çocuk olmaktan...
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...

Ben seninle bir gün Van`daki bir kahvaltı salonunda...
Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği) bir yol üstü lokantasında...
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğubeyazıt`ın herhangi bir toprak damında...
Ben seninle herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim...

Ben senin,
beni sevebilme ihtimalini sevdim!

Yılmaz Erdoğan


NiliM 12 Nisan 2007 12:20

İzmir'e İzmir

İstanbul’lar dolusu bir isteksizlikle
Gelişimi hatırlıyorum sana İzmir
İstanbul’lar dolusu bir sarışın
Kadınla yüreğimde
Başımda dumanı tüterken
İstanbul meyhanelerinin
İstanbul’lar dolusu bir bezginlikle
Gelişimi hatırlıyorum sana İzmir

Ama,şaka bir yana
Alıştık birbirimize
Sen benim başıboşluğuma
Ben senin sıcağına
Alıştık İzmir
Bâki’nin köhne lokantasına
Duvarları resimli Alay Restoran’a
Norveçli’ye,Lolita’ya,Bal Kutusu’na
En çok ta Fahri’ye
Karşıyaka,Kordon,Basmane’ye
Fena alıştım İzmir
Sen de kötü alıştın serseriliklerime
Gecelerin nâr’alarımı bekler oldu
Küfürlerime tiryâki kesildi bulvarların
Altı on vapuru bensiz kalkmaz
Kötü alıştım sana İzmir
İstanbul hayâl-meyâl düşüncemde
Sarışın kadını bile unuttum çoktandır

İstanbul’lar dolusu bir elemle
Ayrılacağım senden İzmir
İstanbul’lar dolusu özlemekler
Bırakacağım kaldırımlarına
Unutma beni sakın!
Yine geleceğim


Vedat Didari


DEsssT16 12 Nisan 2007 12:22

Bildiğin gibi değil


Bizi bilirsin;
avuçla su içmeyi
marifet biliriz,
yenilmeyi bir de
kendi sahamızda...

bizi bilirsin;
saçımızı ıslatmayı fiyaka biliriz,
limonla!
tesbih yaparız,
düş kırıklarından..

bizi bilirsin;
ağzının içinde oturmak isteriz
ve rutubetin en yakıştığı yer biliriz
ağzını...

bizi bilirsin;
yaşamak biliriz,
vademiz dolduğunda
avuçlarında gömülmeyi...

Yılmaz Erdoğan


tikkymelike 12 Nisan 2007 12:50

Sen Beni Bilemedin Hiç

Sen beni ağlarken görmedin hiç
ve o derin yalnızlığımda
kendimle
ve sadece seninleyken
ışık ışık gökyüzünün
en pırıltısız, en sönük yıldızını
ikimiz için yakaladığımı
sen hiç bilmedin...
İçinde hep seni aradığım
sevda yazarlarının
tutsak yazılarına
esir düşüp
dakikalarca bir cümleye baktığımı da
bilmedin hiç...
Sen,
hüsran kokan şarkıların
en arabesk sözlerinde
seni düşündüğümü de bilmedin...
Bitmez tükenmez yolculukların
geriye dönüşü olmayan yolların
en kıdemli yolcusuydum belki
ama sen bunu da hiç bilmedin...
sen beni ağlarken hiç görmedin.
Birileri
herhangi birileri, yani onlar
sevdalarını şiirlerde şarkılarda yaşarken
ben sadece seni yaşadım
şiirlerin şarkıların
gürültülü sessizliğinde...
sen bunuda bilmedin hiç.
Cızırtılı bir radyonun ezgilerinde
bir sonra çalacak şarkıyı sana yazdığımı
ya da...
çoktan sönmüş son sigaramın izmaritinde bile
senden izler kaldığını da...

Sen beni bilmedin ki hiç
görmedin ki.
Koşullanmış sevdaların
kelepçeli sevgilisiydin sen
sen özgürce sevmeyi hiç bilemedin ki...


alıntı



scanner_11 12 Nisan 2007 13:13

BU GECE...

Bu gece dokunsalar ağlayacağım
Bu gece gidiyorsun çıldıracağım

Bu gece kadehleri hep kıracağım
Bu gece ah bu gece

Benimdin ben hep böyle bilmiştim seni
Benimdin ölesiye sevmiştim seni
Benimdin canım kadar can gibi
Benimdin ah benimdin
Benimdin hani benimdin

Bu gece bağrıma taş basacağım
Bu gece sen konuş ben susacağım

Bu gece yüreğime seni basacağım
Bu gece ah bu gece

Benimdin ben hep böyle bilmiştim seni
Benimdin ölesiye sevmiştim seni
Benimdin canım kadar can gibi
Benimdin ah benimdin
Benimdin hani benimdin



AHMET SELÇUK İLKAN


Misafir 12 Nisan 2007 13:43

Hatırlat Bana Sevgili

Hatırlat bana sevgili
Yalnızlığı aşkla bölünmüş bir adamın
Kar ayazında kalmışçasına titreyen ellerini

Gözlerinden dökülen yaşlarla sula
Koynumuzda açacak kızıl çiçekleri
Acınla besle
İsyanınla büyüt

Geri getir bana sevgili
Ellerimin o eski sıcaklağını
Yine tek bir sözcüğünle
Gökyüzüne vursun başım

Çoğalt beni sevgili
Git gide azalmakta olan yüreğimin sevincini
Sıradanlaşan sözlerime
Yeni anlamlar yükle yine

Hatırlat bana sevgili
Gözlerim sen diye baksın yine dünyaya
Ve seni yazsın her bir damla mürekkebi kalemimin...


Melih Coşkun


Mystic@L 12 Nisan 2007 13:45

Rüya Bu yanlızlık sonsa eğer
bin yıl razıyım buna
ama son değil
biliyorum
ne zaman gelecek
diye düşünmeler yıktı beni
ne zaman
Ömer Seydi Ekinci


tikkymelike 12 Nisan 2007 14:00

Bir Çiçek Aldım Sen Sandım

Dün gece yine yalnızdım
Sokağa çıktım

Ve kendime bir çiçek aldım
Kendim almamış gibi yürüdüm sokaklarda
Ve yalnız değilmişim gibi düşündüm
Ama her gece gibi
Dün gece de yalnızdım
Ve kendime bir çiçek aldım
Bir saat geri alınmış saatler
Ben geri almadım
Ve bir saat daha yalnız kalmadım
Bir masaya oturdum
İki çay ısmarladım
Ben içtim
sen soğuttun
sana söyleyeceğim her şeyi yuttum
çok dert etmedim
çünkü yoktun
dün gece yine yalnızdım
rahat ağladım
yokluğundan gizlemedim gözyaşlarımı
ve lambaları hiç karartmadım
dün gece
her gece gibi yalnızdım
sokağa çıktım
ve kendime bir çiçek aldım
sen sandım
Koklamadım.



Uğur Arslan



Mystic@L 12 Nisan 2007 15:36



Gunes acti, uzun surmedi
gozle gorulmuyor

Cocuk okula basladi, uzun surmedi
bir yerde calisiyor

Ruzgar esti, uzun surmedi
yaprak kimildamiyor
Delikanli oldu
ev gecindiriyor

Kar basladi, uzun surmedi
sular akiyor

Karisi iyilesti, uzun surmedi
timarhanede yatiyor

Agac buyudu, uzun surmedi
sobalarda yaniyor

Emekli oldu, uzun surmedi
kadavrada bekliyor

Süreyya Berfe


scanner_11 12 Nisan 2007 16:06

BU NASIL AYRILIK

Bu nasıl ayrılık, bu nasıl veda
Gözleri kal diyor dudakları git
Bakışın anahtar gözlerin kilit
Ellerin aç diyor dudakların git

Ayrılık dönüşü olmayan nehir
Yalnızlık yıkılmış bomboş bir şehir
Kaç sevda kül oldu böyle kimbilir
Gözyaşın kal diyor dudakların git

Gidersem bir daha dönmeyeceğim
Kalırsam kalbime yenilmeyeceğim
Çözemedim seni çıldıracağım
Gözlerin kal diyor dudakların git

Duvardan insin mi resimlerimiz
Yabancı olsun mu isimlerimiz
Ya o deli dolu gecelerimiz
Anılar kal diyor dudakların git

Bu romanda biter belki birazdan
Ne aşklar yıkıldı gururdan nazdan
Ağlıyor besteler yine hicazdan
Şarkılar kal diyor dudakların git

AHMET SELÇUK İLKAN


iblis1907 12 Nisan 2007 20:18

Cahile Söz Düştü

Şu ara meclisinde bir cahile söz düştü
Bilenle bilmeyenler bir kulvarda koşar mı?
Bilginin kalemine yangınımdan köz düştü
Cahilin sofrasında Arif olan yaşar mı?

Alemin ahvalini kimler bilir, kim yazar?
Yıldızların sırrını birer birer kim çözer?
Âlim sanır kendini sözleri gülü ezer
Cahilin tuzağına ârif olan düşer mi?

Âlimlerin uykusu sayısız cahil eder
Duygular yağmur olur damlalar sele gider
Hicabımdan susarken nefretim bedel öder
Cahilin mekanında ârif olan aşar mı?

Cahil kitap okumaz ondan böyle yalaka
Boş laf eder bilgisiz duymaz ilme alâka
Zehir sunar sözleri takar aya falaka
Cahilin yollarında ârif olan şaşar mı?

İnsan toprak misali yaşarken gül açmalı
Duygunun ırmağından kana kana içmeli
Saygının siperinden sürünerek geçmeli
Sabreder Murat Duman ukalâya taşar mı?


Murat Duman...


NiliM 12 Nisan 2007 20:22


Umut

işler atom reaktörleri işler
yapma aylar doğar güneş doğarken
ve güneş doğarken çöp kamyonları
ölüleri toplar kaldırımlardan
işsiz ölüleri aç ölüleri

işler atom reaktörleri işler
yapma aylar geçer güneş doğarken
ve güneş doğarken köylü aile
erkek kadın eşek ve karasaban
saban koşulu eşekle kadın
toprağı sürerler toprak bir avuç

işler atom reaktörleri işler
yapma aylar geçer güneş doğarken
ve güneş doğarken ölür bir çocuk
ölür bir japon çocuğu hiroşima'da
on iki yaşında ve numaralı
ve ne boğmacadan ne menenjitten
ölür bin dokuzyüz elli sekiz de
ölür bir japon çocuğu hiroşima'da
dokuzyüz kırkbeş te doğduğu için

işler atom reaktörleri işler
..........
..........


Nazım Hikmet Ran


Misafir 12 Nisan 2007 22:26

aşkefezâ makamı




ıslak yaralarından üşüyen caddeler
son fısıltılarında sarı zaman parçalı

deniz unutmuş ak çakıl sevişmelerini
tutulan ay düğünlerinde suskular çatılı

göğsümde kiraz lekesi bir çocuk düşü
yaşamak kadar suçlu hayat çengele asılı

birazımı uyusa yoluma devrilen akşam
yastığıma dizilir beyhude güz mağaraları

olan ama olmayan en masum yalan aşk
sırtımda kor çiziklerle rehin alır kalanımı

herkesin yangını kendi koynunda çoğalır
duvar mendillerine düşerken ışık kapanı

cam yağmurlarının iki yakasında elim
gözlerimde günahsız çocuk/su damlası

kederler içinde dönerken şafağın külüne
salvo acıları saklar mı döktüğüm gözyaşı

halaya durmuş ah'larından günahkâr insan
kimi sevda sureti kimi isyankâr başkaldırı

dilim dervişân gönlüm perişan gül müş/kül
tel mısra çeker yüreğim aşkefezâ makamı


Sevinç YILDIZ


maipoem 12 Nisan 2007 22:32

Sevgili arkadasım
Gözlerinin rengi gibi
Yüreginin rengi gibi
Saçlarında kendi renginde
Ama ben, ellerini gördüm önce
Toplayan, düzelten,onaran ellerini
Dokundugunda soluk aldıran
Telaslı, usta, sevecen ellerini
Geç anladım ve inandım
Her gün daha çok inanıyorum
Ellerin, güzel işlerin karıncası
Ellerin, ellerden bıkmış ellerime sığınak
Yüzünün rengi gibi
Dudaklarının rengi gibi
Saçlarında kendi renginde
Ama ben özverini gördüm önce
İçimde çavlan gibi dökülen özverini
Hep koşan, yürümeyi bilmeyen
Hesapsız, gücendirmeyen, saydam özverini
Neye uzansa dirilten,
Susan, hüzünlenen, sıcak özverini
Geç anladım ve inandım
Gün-gün daha çok inanıyorum
Özverin, güzel işlerin arısı
Özverin, sözcüklerden yılmış kafama barınak
Derinin rengi gibi
Sesinin rengi gibi
Saçlarında kendi renginde,
Ama ben seni gördüm önce.
Gülen, yaşayan.bilen seni
Körpe bir söğüt dalı gibi çırpınan
Durduğu yere can veren
Gönüllü, duyan,seven seni
Geç anladım ve inandım
Şimdi daha çok inanıyorum
Sen hayatın ablası
Saf olan her şeyin mayası
Sen eşyalardan usanmış kalbime dayanarak

Sevgili Arkadaşım benim,
Sana “Sevgili Arkadaşım” diyorum.
Budur bizim anladığımız sevdanın tanımı
İşte sana bir aşk şiiri
İçinde “Sevgilim” sözü geçmiyorsa
Suçun yarısı senin
Çünkü bende bize yaraşanların sözcüğünü değil,
Kendisini seviyorum senin gibi…


Süreyya Berfe



Sevgiyi bu kadar özel ve yalın anlatan Müthiş bir şiir... Bence :)

http://img249.imageshack.us/img249/4955/treeap1.jpg


NiliM 12 Nisan 2007 22:41


Canana Koş Dediler

Dertlerine arar isen dermen,
Ol yarene çalmak için merhem,
Gel istersen al dirhem dirhem,
Sana dertlerin derman dediler.

Divane dolanıp durma harda,
Merhem istersen yarene yarda,
Şaşkın yem olmadan kuşa kurada,
Aradığın burda burda dediler.

Şu cihanı âlem olsa da hoş,
Bir âlem-i rüya ki hepsi boş,
Leyla Leyla içmiş Mecnun sarhoş,
Zaman yok canana koş dediler.

Şölen şölen düğün dernek toydan,
Vazgeç şehir, kent, kasaba, köyden,
Sana faydasız dünyalık şeyden,
Al iç al iksr-i meyden dediler.

Mecnun dolanır çölde divane,
Mevlana döner güle pervane,
Derviş yunus gezer yana yane,
Sevene çilehane dediler.

Gidermiş bülbül goncaya hasret,
Dünyada geçer akçe muhabbet,
Şu gönül ki şah-ı sultana mabet,
İstersen ferman sabret dediler.

Sevda ateşi sineler yakar,
Gonca güller kor u ateşten nar,
Yarsız sefa olmaz, olsa bahar,
Sana gülistanda yar dediler.

Âlem-i fani faniye ibret,
Yağar sağanak sağmak rahmet,
Hakkı Huda dan şemsi hidayet,
Burda gül ü Muhabbet dediler.

Bu kapı sultanın çal dediler,
İşte şeker şerbet bal dediler,
İstediğin kadar al dediler,
Aradığın burada kal dediler.

Şu âlem ki sana yâdı gurbet,
Bi karar olmadan alda ibret,
Ne olur özcan ne olur sabret,
Kavuşursun bir gün elbet dediler.
Bilal Özcan



Saat: 15:47

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık