![]() |
Aklım Çok Karışık O kızın gözlerinde Gördüğüm bir ışıktı Göz kırptı sevdalara Dünyayla barışıktı Yüreğime dolanan Sanki bir sarmaşıktı Kalbinde dolu sevda Belki bana aşıktı Aşk onun için erken Yıkılırdı severken Ona veda ederken Aklım çok karışıktı Hakkı Yalçın |
İsimsiz2 bir mavi gül bahçesi yorganım uyku saçlarımın meçhul şarkısı sonra yastığımda ilk gölgen kızlık ve ilk unutuluş hürriyet raksı yumuşaklığında köpükten öpüşlerin mukaddes günehlar cenneti oda dikişsiz beyazlığında tüllerin bir ay süzülecek buluta Ahmed ARİF |
Yitirilen Olaki yürürüm bir başka aşka yada,yürürüm mavi olmayan bir gülüşe... Unutmaki tek aşık olduğum sensin aşık olduğum tek... Karanlıkla süzülüyor içime yıkım dur diyorum,yıkılıyorum... Uçurumları başucuma koyuyorum sonra okşuyorum saclarını rüzgarda... Sıcak ılık bir koku sınıyor yüreğime; gitme diyorum gitme düşüyorum... Sonra Beni soruyorlar bana tanımıyorum diyorum daha hiç karşılaşmadık... Aynı çizgide bilge susumu dinliyorlar ben sustukça... Yazık bir çığlığın doğuşu gibi ölüyorlar önce bir bir sonra hepsi... Sonra bir ucurumlar kalıyor birde yıkımlar... Verilen herşey borçmuş gibi anlıyor önce bir bir sonra hepsi... Sonramı bir ben kalıyorum birde yalnızlık uçurumlar yıkımlar,ben ve yalnızlık... Zorlu bir savaşın unutulmuş cesetleri gibi yatıyoruz yanyana.... Öpüşüyoruz sevişiyoruz da hatta herşey oyunun yasaklarına uygun bir günah oluyor... Tek umudumuzu göğe gelin ediyoruz telli kanlı düğün işte... Üşüyor saçlar biliyorum dargınmısın bu baharda mayısa bıraktığım gibimisin... Hala vurulmuş çocuk gibi büyümemiş yüreğimde hüzün hala kaçıyormusun zamansız gözlerini bırakarak birilerinde... Hala ellerinden tutup sevgileri dipsiz kuyulara salıyormusun ağlayarak... Küçücük bir dokunuşla son sevilen Olabiliyormusun... ^^KENDİN KADAR AKLIMDASIN^^ Hala öyle savuruk bir gök hala öyle yurdunu yatağını bulamamış bir mavi ve aşkını şaşırmış bir tanrı çoğalan sızısıyla mutlu bir yara... Öylemisin mavi gözlü sarı saçlı yoldaşım... Öyle bıraktığım gibimisin gerçeği yakmada hala ustamısın yoksa çırakmı yanarken yaralı... saçlarıma dolanan aydınlığımsın somutlaştıramadığım tek imgemsin... Şiirde anlattıkça eksilen tek anlam hala bıraktığım gibimisin yoksa beni bıraktığın gibimi.. Kaç MEVSİMSİZ KAR düştü topragıma.... Yılmaz Peltek |
Kaç Cemre Düşmeli Yüreğime Kaç cemre düşmeli yüreğime, ısınmak için yeniden. Unutmak için, yeşil nazarlarını, kaç bahar geçmeli, hasretinin üstünden... Kaç ceylan su içmeli, sevda sebillerinden. Kaç güvercin uçmalı, vuslat semalarında. Kaç yağmur ıslatmalı tenimi, arınmak için özleminden... Kaç menekşe açmalı saksılarımda, boyun bükmeden. Kaç ilkyaz yaşamalı gönlüm, üşümeden Ve kaç sene, kaç ay, kaç gün, kaç saat, geçmeli, akan kanı dindirmek için, yaralarımın üstünden? Seynur İnal |
Sabahın İlk Işıkları Bir kadın Tarla yolunda Sırtında bebesi Elinde çapa Ne güzel bir anne Senin annen Veya benim annem gibi Bir anne. Bir bebe ağaç gölgesinde Diğeri daldaki salıncakta Orak biçiyor bir kadın Ne güzel bir anne Bir bebe yanında uyuyor Diğeri dizlerinde Elinde örgüsü Saat gecenin on ikisi Bir kadın Uykusuz Ne güzel bir anne Bir bebe uykuda Bir bebe peşinde Koyun sağıyor bir kadın sabahın ilk ışıkları yeni ulaşmış evlere Ne güzel bir anne Çilesi çocukları için. Hamdi Oruç |
Aşkın Gerçek Yüzü Gözümü kapattım yüzünü gördüm Açınca aynadaki aksini gördüm Ne yapacağımı bilmeden geçince karşına Sevdiğimi söyledim,işte o zaman gerçek yüzünü gördüm Sesindi bana bir hoşluk veren Hayatıma yaşantıma sarhoşluk veren Her konuştuğumda pişmanlık veren İşte o sesin gerçek yüzünü gördüm Yaşantımda bir gaye idin Derdim için belki de tek çare idin Beni ansızın terkettin ya İşte o zaman gerçek yüzünü gördüm Lise yıllarında girdin kanıma Dostsuz arkadaşsız kaldım bir başıma Alo dediğimde geçince karşıma Oyuncak olduğumu anladım, İşte o zaman gerçek yüzünü gördüm Ağladığım zaman hiç yanımda olmadın Derdime kederime bir çare bulmedın Seviyorum dedim,beni anlamadın boş verdin ya İşte o zaman gerçek yüzünü gördüm Sevgi dedim, arkadaş dedim,dost dedim İşte buldum o benim aşkım dedim Seni sevdim,kalbimi verdim Ne dediysem güldün geçtin ya İşte o zaman aşkın gerçek yüzünü gördüm. Hikmet Tekeli |
Çocuk... Hep öyle anlamlı bak çocuk Biz, Çiçekli bahçeleri, Süslü bebekleri biliriz... Kaburgalarını batır gözlerimize çocuk Biz doydukça, gözlerimiz acıkır, midemiz utanmaz genişlemekten... Gözlerinle göster, yerinde olmayan bacağını. Hem de biz koşarken yap bunu... Hep öyle anlamlı bak çocuk, buğdayı olmayan tarlalarını görmeliyim gözlerinde... Aysema Arslan |
ALLAH KAHRETSİN Bu böyle sürüp gitmeyecek biliyorum Bir sabah bir dilencinin avuçlarına bırakacağım kendimi Kim ne derse desin! Tahammülüm kalmadı artık Bıktım seni sensiz yaşamaktan Nasılsa döneceğin yok senin Çıldıracağım bu gidişle Allah kahretsin! .. Dünya ateşler içinde Savaşlar almış başını gidiyor Afrika'da insanlar açlıktan ölüyor Bense bu gidişle sensizlikten öleceğim Umurun da mı senin? Kimbilir hangi cehennemdesin? Allah kahretsin! .. Hangi masaya otursam Senin sevdiğin içkiyi koyuyorlar önüme Vazomda hep senin sevdiğin çiçekler Ve dudaklarımda hep senin sevdiğin şarkılar Senin doğumgünlerini kutluyorum senden habersiz Ve her sabah dualar ediyorum mutluluğun için Ne yapsam, ne etsem, nereye gitsem Ecel gibi peşimdesin Allah kahretsin! .. Dün birine rastladım aynı sokakta Saçları sen, gözleri sen Koştum heyecanla peşinden Ve hayatımda ilk defa bir tokat yedim Senin yüzünden... İşte böyle bir sevda benimkisi Bu zamanda, bu devirde Haklısın adam olacağım yok benim En güzeli artık son vermek bu hayata En korkunç uçurumlardan bırakmak kendimi Ya da en yüksek tepelerden En uçsuz bucaksız denizlere bırakmak bedenimi Ama içimde sen varsın Ya sana bir şey olursa? Allah kahretsin! AHMET SELÇUK İLKAN |
BEN SENİ ASLA Sen hayatımın en vazgeçilmez aşkı Sen uğrunda en çıldırdığım esmer Sen yolunda savaşlar verdiğim sevdam Sen uğrunda ölümlere gidip geldiğim Sen beklediğim Sen özlediğim Sen gizlediğim... Güneş doğmayı unutabilir Sabah olmayı Yağmur yapmayı Ama ben seni asla... Çiçekler açmayı unutabilir Kuşlar uçmayı Baharlar gelmeyi Ama ben seni asla... Ne zaman bir şiir okunsa aklımdasın Ne zaman bir telefon çalsa karşımdasın Sen tanrımın en güzel armağanı Sen hayatımın en gerçek yalanı Sen bütün huylarımı ezbere bilen Sen gözyaşlarımı en iyi silen Sen dünyanın en güzel kadını Sen yemeğimin tuzu Yüreğimin buzu Anasının en güzel kızı Sen kalbimde en tatlı sızı Sen bütün varlığımın en sevimli hırsızı Sen sevdikçe sevilesi Övdükçe övülesi Öptükçe öpülesi aşkım... Sen beni yokluğuyla delirten varlığıyla yolumu yolundan çeviren Sevdasıyla beni bir dağ gibi deviren kadın Bundan böyle senden sorulsun günahlarım Sende bütün sorularım Sende bütün cevaplarım Adam olmuşsam senden Katil olursam senden Ben çoktan vazgeçtim kendimden Ama senden Asla kadınım ASLA! ... |
Ah kadınım dön bana.. Ah kadınım,benim ezik cefakar gömleğim Eskici aşkıyla sevdim ben seni,gömleğim Unutmakmı seni, iyi yaparım ben işimi Issız sokaklarda haykırır yüreğim ismini… Benim cefakar yırtık,düğmesiz gömleğim Her daim senin kokunu,her zaman özlerim Eziksin,yirtıksın,renksizsin benim gömleğim Üzülme ben seni kendi kanımla süslerim… Sanma ki ayrılacaksın benden bu bedenden Bu cansız ölü bedenim nasıl ayrılır kefenden Bu canım çıksada ölümlü cansız bedenden Biz seninle kankayız ölümden sonra ezelden… Ne hayallerimiz vardı seninle kayıp dosttuk Uçmaktı niyetimiz,kanadı kırık iki kuştuk Kireçsiz kayalar,sonsuz kumlardan oluşmuştuk Yuvasız ve kimsesiz,uçamayan iki kuştuk… Kokun hala üzerimde.etim gibi yakınsın bana Bekliyorum seni döneceksin biliyorum bana Elim,damarım,kanım,yüreğim fedadır sana Ne olur yalvartma beni yeter artık dön bana… |
Ben Sana Mecburum ben sana mecburum bilemezsin adini mih gibi aklimda tutuyorum buyudukce buyuyor gozlerin ben sana mecburum bilemezsin icimi seninle isitiyorum agaclar sonbahara hazirlaniyor bu sehir o eski Istanbul mudur karanlikta bulutlar parcalaniyor sokak lambalari birden yaniyor kaldirimlarda yagmur kokusu ben sana mecburum sen yoksun sevmek kimi zaman rezilce korkuludur insan bir aksamustu ansizin yorulur tutsak ustura agzinda yasamaktan kimi zaman ellerini kirar tutkusu birkac hayat cikarir yasamasindan hangi kapiyi calsa kimi zaman arkasinda yalnizligin hinzir ugultusu Fatih`te yoksul bir gramofon caliyor eski zamanlardan bir cuma caliyor durup kose basinda deliksiz dinlesem sana kullanilmamis bir gok getirsem haftalar ellerimde ufalaniyor ne yapsam ne tutsam nereye gitsem ben sana mecburum sen yoksun belki Haziran`da mavi benekli cocuksun ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor bir sileb siziyor issiz gozlerinden belki Yesilkoy`de ucaga biniyorsun butun islanmissin tuylerin urperiyor belki korsun kirilmissin telas icindesin kotu ruzgar saclarini goturuyor ne vakit bir yasamak dusunsem bu kurtlar sofrasinda belki zor ayipsiz fakat ellerimizi kirletmeden ne vakit bir yasamak dusunsem sus deyip adinla basliyorum icimsira kimildiyor gizli denizlerin hayir baska turlu olmayacak ben sana mecburum bilemezsin Atilla İlhan |
Anlam Bozukluğumsun Ben bir boş sayfayım hislerinin yazıldığı Sense anlam bozukluğu içeren bir cümle Nezaman sayfaları çevirsen çığlık çığlığayım Dökülen harflere inat boşaltılmış havasında bir sayfayım Sense bana inat hislerinin yazıldığı yalnızlığımınsın Dile getirmenin zorluğu gözden çıkarmak gibi Anlamsız duygusuzluğunun anlatım bozukluğusun Mateme hıçkıran damarımdaki sırdaşımsın İpte kalmayı beceremediğim idamımsın Ben bir boş sayfayım üstüme umarsızca ismini kazıdığın Harflerini karıştırdığın Ben bir boş sayfayım idamımı yazdığın Sense anlam bozukluğu tadındaki işkencemin gözyaşıyla dökülen kısmısın Anlatım bozukluğumsun Çünkü seni anlatamıyorum kimseye Anlatım bozukluğumsun Çünkü seni yazamıyorum kalbimden başka bir yere ................Alıntıdır................ |
Zakkum Çiçeğimsin Gece;sessiz ve sakin uykuda, Pörsümüş yanakları, Esmer, yaşlı bir kadın. Yıldızlar, yuvasından, Kaldırmış başlarını, Esniyorlar, mağara gibi ağızla. Ayışığı, kirli beyaz, Dolaşır telaşlıca, Yitirdiği şeyi arar gibi, Ölü bir şehrin üstünde. Gri bulutlar, salkım saçak, İki çukurdan fırlamışlar, Öfkelerini boşaltırcasına. Bir caddenin kenarında, Rüzgar ağaçları yalarken, Ağlamaklı, Yarasanın solgun ışıkları. Akşamleyin, kulakları kalbura çeviren, Cırcırböceğinin sesi yok, Kimbilir, belki de rüyasında şimdi. Ya, az ötemizde dalgın dalgın gezen, İki süt beyaz güvercin nerede, Yassılaşmış kara gölgeleri dururken. İşte, ıssızlığı yırtan bir vapur, Uzaktan gelir, Balıklara göz kırparak. Siyah peleriniyle, Sıska bir çocuk gibi gezer yalnızlık. Yılların acısı demlenmişken gözlerinde. Hışırtısı vardır, dallarda umudun, Yanağı susuzluktan sararıp, Hüznün damlaları, dehlizlerde saklıyken. Ne yüzü buruş buruş bir kağıt parçası, Ne, tel tel rüzgarı saklamış koynunda, Ne, bakışları ekin tanesi gibi sapsarı, Ne de, ellerindeki çizgide depolanmış keder. Sen zakkum çiçeğimsin. Dilin, dışarı fırlamış bir ok, Elin, duyarsızlığı yok eden bir silah. Gözlerin, güneşin ışığında umudu yıkar. Umut, sende! Hadi çek kaldır geceyi, Ensesinden tutarak, Çıkar, pestilini! Sevdaya uzanan eldir zaman, Tükenmesin kendiliğinden, Al, beyninin fırınında, Şekillendir. Yüreğinde resmini çiz yarının, Kokunu sindire sindire, Kalp krizi geçiren bir köprüye, Masaj yapar gibi. Eğil, güneşten bir demet al, Savur yüzlere, gülücük açan, Bir meşale olsun, Umut kışın, Kırık dökük bir çizgiyken. Zakkum çiçeğim, Sen, denizin köklerinden gelen dalga gibi, Yine dirençlisin, Yine ayaktasın, dimdik. Kokunu salmışsın bir kentin, Kılcal damarlarına, Kuşatırcasına. Zakkum çiçeğim, sensizlik, Fırtınayla yüreğe işleyen hançer, Sensizlik, umuda çekilen simsiyah perde, Sensizlik, mezar taşı gibi, gövdesini uzatmış yatan, Zifiri karanlık bir gece. Sensizlik, Ablukaya alınmış bir kent, Gitmek, bir uçurumda parçalanmak. Kalmak, bir girdapta yok olmak gibi. Ya sevda, Köklerinde tomurcuklanmak, güneşinde doğmaktır. Ali Ertan Akgün... |
KANDİL MUMU Bugün yine huzur bulmuyor ruhum Hiçbir uzlaşmaya gelmem efendim Senin özleminle öyle doluyum Kül olsamda ben üzülmem efendim Bitse yağmurlarım kurusa terim Her an çırpınmaktan kalmasa ferim Küf tutsa kapında parmak izlerim Yine başka durak bilmem efendim Çatladı direkler yıkıldı tavan Çok sitemler ettim, utandı zaman Böğrümü delsede birağaçkakan Aksın yerlere kan silmem efendim hayat pınarımsın yaşamam sensiz Ekmek kadar mühim su kadar aziz Tıkar hançeremi, ağıttır her söz Sana kanmayınca gülmem efendim Zaman oldu hep aradım izini Zaman oldu besteledim ismini Kandil mumu gibi beklerim seni Sana yanmayınca ölmem efendim |
Çocuk... Hep öyle anlamlı bak çocuk Biz, Çiçekli bahçeleri, Süslü bebekleri biliriz... Kaburgalarını batır gözlerimize çocuk Biz doydukça, gözlerimiz acıkır, midemiz utanmaz genişlemekten... Gözlerinle göster, yerinde olmayan bacağını. Hem de biz koşarken yap bunu... Hep öyle anlamlı bak çocuk, buğdayı olmayan tarlalarını görmeliyim gözlerinde... Aysema Arslan |
Şu senin çekip gitmelerin Ateşe benziyor Zaman nasıl geçer Kimse bilmiyor Şu senin dönüp gelmelerin Suya benziyor Zaman nasıl geçti Kimse bilmiyor Şu senin iç çekmelerin Dumana benziyor Kelimeler Saklanıyor Göz gözü görmüyor Şu senin küsmelerin Küle benziyor Biz yokken Hayat ara veriyor Uzaklara benziyor bakışların Başka hiçbir şeye benzemiyor Zaman durmuş dünya susmuş Yanımdasın ama kimse bilmiyor Şu senin ağladıktan sonra sevmelerin Beni deli ediyor. Murathan Mungan |
Bunca yıl çok ışık birikti avuçlarımda Senin olsun Esinlen sevgi dokuyan ellerimden Bunca yıl şiirin, kardeşliğin, kavganın Has bahçelerinde yarattım bu gerçeği, Sabrım senin olsun. Aşkım senin olsun. Acıların sütüyle büyüttüğüm umutlar Mahpushane avlularında boy verdi, Dolunay menekşelendi kirli kara camlarda. Her görüşte yeniden vurulduğumuz ana evren Özgürlüğe boyadı saksımdaki çiçeği Senin olsun. Biz ki acılar döneminden ellerimizi kirletmeden geçtik. Direncim senin olsun, sevgim senin olsun. Şükran Kurdakul |
Acıya Alışılmaz Hangi çığlık bir çığ gibi yarıyorsa gecenin gerilmiş karnını bu saatte acı tükenip bitmiştir orada artık çırılçıplaktır tarihin bu sayfası Fiziğin armağan ettiği bu teller keçeleştirirken cinsel organımı haykırıyorum insan olduğumu ve çatlatıyor alnımın en gergin teli Ahmet Telli |
DENİZDE AY İndi solgun ve ılık Ay ışığı denize Bal rengi bir tatlılık Çöktü gözlerinize. Baktınız uzun uzun Bu sulara baktınız, Sulara ruhunuzun Tadını bıraktınız! Halit Fahri Ozansoy |
Saçların Saçların çırılçıplak omuzlarından aksın Mermer üzerinden geçen su gibi. İçinde engin bir his duyacaksın Yaz vaktinin gündüz uykusu gibi. Saç tel tel, örtüler hep tül tül düşer Gözümün değdiği yerlere gül düşer Sonunda sana da bir gönül düşer Gölümün şimdiki duygusu gibi. Dillerde dökülüp sayılır saçın Sıcak nefeslerle bayılır saçın Bir tütsüdür, kalbe yayılır saçın Kararan gözlerin buğusu gibi. Necip Fazıl Kısakürek |
ÖLÜM Hep böyle belki Görmeden geçmek mavi mineyi Nasıl suskun nasıl güçlü Sokağın ortasında Kedi Bağıra bağıra öldü. Yelda Karataş |
O Beklenen Hiç Gelmeyecek Devrildi bir çınar.../ Şimdi bir çift mavi göz / Umutsuzca bekliyor pencerelerde. Kâmuran Esen Devrildi bir çınar... Şimdi bir çift mavi göz Umutsuzca bekliyor pencerelerde. O gözler Böyle her gün hüzünle Gelmeyeni bekleyecek. Özleyecek dağlar kadar güvendiği sevdiğini Ömrü beklemekle tükenecek. Biliyor ki o bir çift mavi göz, Beklediği dönmeyecek. Hiç dönen olmadı gidenlerden. Yine de o Beklemekten vazgeçmeyecek. Sular dolmayacak bakraçlara Yeşermeyecek ektiği tohum. Yürüdükçe çakılacak yerine Zaman duracak sanki, Onsuz günler geçmeyecek... Ne ekmek giderecek açlığını Ne su söndürecek hararetini, Onsuz yaşama kahredecek her gün Devrilen çınarın serinliğini özleyecek. Devrildi bir çınar. Şimdi bir çift mavi göz Umutsuzca bekliyor pencerelerde. Kimbilir daha ne kadar bekleyecek. Kural değişmedi bu güne kadar Değişmeyecek. Dönen olmadı hiç gidenlerden Onun beklediği de dönmeyecek, Gelmeyecek. O bir çift mavi göz Hep bekleyecek Bekleyecek. |
Kim bilir kim bilir yokluğuna açılan pencereden kaçıncı bakışım bu ve kim bilir bu kaçıncı yakışın tanımaz ayağımı bastığım toprak iz’im benden gideli çok oldu gözlerine değer biçemezken kim bilir gözlerimden kaçıncı akışın bu sussa yıldızlar gökyüzünde ay kapatsa perdelerini kim bilir sessiz gecelerime şimşek olup kaçıncı çakışın bu acımdan yel geçti kurutmadı kanımı kim bilir yalan sevdanı süsleyip yüreğime işlediğin kaçıncı nakışın bu Mehtap |
dünü yaşarken şimdideydin yarını yaşarken de şimdide olacaksın bu mısraları şimdi yazmıştım sen de şimdi okuyacaksın neden okulda beş zamanı öğrettiler ki hep şimdideyiz anlayamadın mı hala? bülent ışıkçı |
bBEN HALA BENDE SENİ YAŞIYORUM Sen git diyorsun bana, Sil ismimi beyninden, Sevdamı kalbinden, Kolay mı be güzelim kolay mı... Sensizliğin acısıyla, Bazen melankoli, Bazen hercai, Duygularında kaybolmuş serseriyim, Çek vur beni, Ölümüm elinden olsun beyaz gülüm.... Gül dalında goncayım, Sen, yaprağımdaki şebnem, Hazan vuran yüreğimde, Sen umuda açan kardelen... Yine yüreğim darda Geceler, bütün karanlığıyla ruhumda, Sanki toprak çekiyor beni, Tenim toprak kokuyor, Sen yoksun ya, Umutlar da tükendi, baharlarda.... Bütün gece yine seninle beraberdim, Yokluğunda hayallerinle avundum, Zavallı biçare yüreğim yorgun, Kadehlere vurdum kendimi, Onlar bile tartamadı kederimi... Yine hüzün bastı, Şarkılar avutmuyor, Bir sigaram bile yok Gözyaşlarımı dindirmeye Yine sabah olmuş, Umutlar yarınlara kalmış, Duygular paramparça, Bir ben miyim hep hazanlara gebe... Ben bütün çiçekleri kurban ederken sana, Gözlerinde iki damla yakamoz pırıltıları, Ve nerden geldiği bilinmeyen içli bir keman sesi, Sen sokağın sonunda, ben ortasında, Sanki beyaz perdeden, Hüzünlü bir son sahnesi canlanıyor. Sevda anlatılmıyor sevdiceğim, Gözlerden dökülen yaş mı yoksa sevgi mi bilinmiyor.... Çok şey öğrendim senden çok, Sevmeyi, sevilmeyi, terk edilmeyi, Pişman değilim çektiğim acılardan, Yaşattığın mutluluklardan, Gönlüme kattığın güzellikler için, Sana çok teşekkür ederim, Belki inanmayacaksın ama, Ben hala bende seni yaşıyorum... SEYYİD BURHANEDDİN KEKEÇ SENİ ÇOK SEVİYORUM |
Abdullah Hocam Mızrap vurup perdelerle dans eder, Türküler söylüyor Abdullah hocam Çileler yumağı ömrü hep keder Gönüller eğliyor Abdullah hocam Munzur dağı gibi ak ak saçları Ellidörde doğru gelmiş yaşları Gönül ehli olmuş hep yoldaşları Sevgiyle bağlıyor Abdullah hocam Türküler çağırır hep Türk'ü söyler Halk ile yaşıyor başkasın neyler Ondan sakınsınlar ağalar beyler Durmayıp taşlıyor Abdullah hocam Kara bahtı kör talihi yoldaşı Yüreği yangınlar tek arkadaşı Elindeki sazı onun sırdaşı Kalbimi dagliyor Abdullah hocam Onmaz yaralara merhem sürüyor Hak bildiği yolda durmaz yürüyor Bu haksızlık bir gün bitecek diyor Durmayıp çağlıyor Abdullah hocam Erzincan ilinden yiğit bir erdir Herkese yetecek sevgisi vardır İNCE ne söylesen vallahi zordur Dertlere bağlıyor Abdullah hocam... Sabit İnce... |
Bilseydim Meydan mI verirdim bu ayrılığa? Bilseydim bu kadar zor olduğunu. Bilseydim dünyanın böyle karanlık, Bilseydim bu kadar dar olduğunu. Dilimden sıçrayan bir kıvılcımın Bilseydim bir anda kor olduğunu. Bilseydim şu anki gönül acımın Senin yokluğundan var olduğunu. Boyun mu bükmezdim sitem etmene, Bilseydim sükutun kar olduğunu. Sebep mi olurdum dargın gitmene, Bilseydim küsünce sır olduğunu. Bilseydim yüzümün dört mevsimi güz, İçimin ağlayan nar olduğunu. Bilseydim odamın dört duvarı buz, Sensiz yatağımın kar olduğunu. Fırsat mı tanırdım bu dargınlığa Bilseydim bu kadar zor olduğunu. Bilseydim zindandan daha karanlık, Bilseydim hücreden dar olduğunu.... Cemal Safi |
Ümid etmektir yaşamak Ümid etmektir yaşamak Ümit etmektir yaşamak örnek ol ibret ol yaşama ders ol geceden sık sık bak gökyüzüne yıldızlara bak güneşli ilk baharın umududur yıldızlar bir elvadalık hükmü var yaşamın ölüm geldimi vakti sorulmaz Serçe kuşu gibidir ümid etmek dal yorulur serçe yorulmaz...... Ertuğrul Sönmez |
Bir Adın Kalmalı bir adın kalmalı geriye bütün kırılmış şeylerin nihayetinde aynaların ardında sır yalnızlığın peşinde kuvvet evet nihayet bir adın kalmalı geriye birde o kahreden gurbet sen say ki ben hiç ağlamadım hiç ateşe tutmadım yüreğimi geceleri koynuma almadım ihaneti ve say ki bütün şiirler gözlerini bütün şarkılar saçları söylemedi hele nihavent hele buselik hiç geçmedi fikrimden ve hiç gitmedi bir topak kan gibi adın içimin nehirlerinden evet yangın evet salaş yalvarmanın korkusunda talan evet kaybetmenin o zehirlisi buğusu evet isyan evet kahrolmuş sayfaların arasında adın sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı bu sevda biraz nadan birazda hıçkırık tadı pencere önü menekşelerinde her akşam dağlar sonra oynadı yerinden ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca sen say ki yerin dibine geçti geçmeyesi sevdam ve ben seni sevdiğim zaman bu şehre yağmurlar yağdı yani ben seni sevdiğim zaman ayrılık kurşun kadar ağır gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın yinede bir adın kalmalı geriye bütün kırılmış şeylerin nihayetinde aynaların ardında sır yalnızlığın peşinde kuvvet evet nihayet bir adın kalmalı geriye birde o kahreden gurbet beni affet KAYBETMEK İÇİN ERKEN SEVMEK İÇİN ÇOK GEÇ ibrahim sadri |
BİR BEYAZ GEMİ Ne zaman karşıdan bir gemi geçse Kalbim durur, ölür gibi olurum. Ayrılıp gidişin gelir aklıma Mendiller sallanır ben kahrolurum. Üstüme yıkılır bu koca şehir Kalbim paramparça bir taş olurum Ne zaman karşıdan bir gemi geçse Gözümde kurumuş yaşlar bulurum Hele o beyaz bir gemiyse geçen O günü hatırlar deli olurum Açar kollarını mavi bir deniz Dalgalar içinde kaybolurum. AHMET SELÇUK İLKAN |
Kazınacak Hüzün, Gözyaşlarıma…… sessizliğin buğusu sarıyor bedenimi…… kara kalem çiziyorum yalnızlığımı…. coşkulu bir tebessüm üretiyor varlığın…… yorgun yüreğimde….. eğiliyorum gün doğumuna…… ve ardında bıraktığın çığlığa….. eğiliyorum usulca……… hep yazacağım diyorum…… yazacağım, yettiğince yüreğim… kimi zaman susacak gökyüzü, ağır gelecek hayat sessizce duracağım belki…. hayat, düşlerinde gezinmek olacak o zaman…. yeniden maviye dönecek gün…. buğusunda, gezdireceğim ellerimi; papatyaların….. belki, onyedime, onsekizime döneceğim, kopartmaya başlayacağım yaprakları bir bir…. belki, masalsı bir dokun konduracağım üzerine buğunun……… sudan iz olacak düşün ortasından bir ok geçecek…..acımasızca……… kazınacak, göz yaşlarıma hüzün…… |
İYİKİ BU DÜŞTESİN Nehirler yarışır, çağıldar gözlerinde o nehirler benim nehirlerimdir aşk ki azar azar benim yerimdir üşüyorsam, sokaktaysam, yalnızsam gözlerin ey yâr benim evimdir Vurulup düştükçe, düştükçe seni sevmekten caymayacağım gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım! İyi ki bu sestesin dünyayı ısıtan nefestesin bir haydut gibi gezinirim kapında kalbimde tutuşan ateştesin… II rüzgârlar savrulur, uğuldar gözlerinde o rüzgârlar benim rüzgârlarımdır aşk ki azar azar benim yerimdir suskunsam, bozgunsam, bulutsuzsam gözlerin ey yâr benim evimdir İyi ki bu düştesin her sabah ışıyan güneştesin iyi ki yoksuluz bulutlar gibi soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi Vurulup düştükçe, düştükçe sana koşmaktan caymayacağım gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım! YILMAZ ODABAŞI |
San Ki Sen hep büyük bildiğin masmavi yalnız asudeyi Kurşuni bir bekleyişin son durağı san Say ki sıfır ile bir arasına terkedilmiş rasyonelliği Yeni doğmuş bebeğin su gibi bakışlarında dalgalan Unutma çam ağaçları hep yeşil kalır Ve burcu toprağın asimetrik sanatını koklamaktır İçeriye temiz hava gireceğini sanıp pencereyi açanlar Dört duvardan bunalan idealist ozanlardır San ki otelleri bir misafirperver dostmuş Rüzgar dediğin aldatır ve bak yine saat on ikiyi vurmuş Aslında her gün sorgulanan zaman kavramı Gülüşünde hapsedilen sır misali denklem olmuş Sevdiğin bir insana edebiyat yaptığında Aşkın seni kalbinin aruz vezninden tanımalı Barok işlemelerinin asil görünen kıvrımlarında Saltanatına yakışır bir damla gözyaşı batmalı Aşağı çek sevgimi aşıyorsa evrenselliğimizi Sadece seninle benim aramda savaşmamalı zıtlıklar Sensin eylül bahçemdeki yeşillerin yeşili Şimdi kapanıyor sanki nefesinle arza-kul boşluklar Burnunun dikine giden inatçı bağlantılar trenlerdir Sanma ki istasyonlar arasında çocuklar hiç oynamayacaktır Sevdam sana aşkım neden hep kalemimden gelir Kurtarmış sandığım duygular sineme falez tehdidi kalacaktır Barın ki kuytusunda bu liman bir ölü deniz Sabah olmadan yine akşamın sesizliğine ağlayan aşıklarız biz Pususundan gözler ve bekler bermudayı kayıp sis Kimsesizmiş ne olmuş kartal kanadındandır his Görsün şimdi bana sayfa zulmü çektiren gününü Uzat elini ve bitir destan gibi vuslat günlüğünü Sanki ilahi ışığa çerçevelenmiş sakınılası yüzünü İfade edecekmiş gibiyim bir rüyanın büyüsünü Vuruş mesafesinden çıkmış iki değişken oran Aşk olan sensin sensizlik ise yalan dolan Kırk yedi yansıma açısından ve istisnasız hesaptan Her başlangıcıma mutlu son olansın kaderim yazan Yalçın olana uçur beni hecem yarim Satırlardan özlermiş gibi kıyamazsan beyazımsın derim Şirpençe olsa da bu yıldırımlar çelikten gökyüzüne Aşiyan gözlerini bir seyyah rotasından çizerim! ! ! Çağrı Omarköy |
Adı Bende Saklı Bölünür sancıyla uykular Sığınak değil en kuytular Gökte ay öndört ben dolunay Son hatıramı sinene sar Bu kadarına razıyım yar Uzak diyarlarda evli barklı Mutluluk en çok onun hakkı Bu yorgun kırık dökük hikayenin de Adı bende saklı Uzak diyarlarda evli barklı Mutluluk en çok onun hakkı Bu yorgun kırık dökük hikayenin de Adı bende saklı Dalda muhabbette kumrular Bana ayrılığı sordular Dedim afet, yangın, dedim kar Dedim adet aşkı vururlar Dedim adet aşkı vururlar Uzak diyarlarda evli barklı Mutluluk en çok onun hakkı Bu yorgun kırık dökük hikayenin de Adı bende saklı Uzak diyarlarda evli barklı Mutluluk en çok onun hakkı Bu yorgun kırık dökük hikayenin de Adı bende saklı Meral Okay ve Sezen Aksu tarafından birlikte yazılmıştır. |
BİR SEN EKSİKTİN ( Yıllardır çektiğim yetmezmiş gibi Karşıma sen çıktın bir sen eksiktin Kaderime borcum bitmezmiş gibi Bahtıma sen çıktın bir sen eksiktin Zalimsin diyemem az gelir sana Bana karlar yağar yaz gelir sana Derdinden ölsem de naz gelir sana Yoluma sen çıktın bir sen eksiktin Bir bulsan yakarsın külümü bile Dikene satarsın gülümü bile Yaşarken arattın ölümü bile Karşıma sen çıktın bir sen eksiktin. AHMET SELÇUK İLKAN |
Yaşayabilme İhtimali soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam... Ben seninle bir gün Veyselkarani`de haşlama yeme ihtimalini sevdim. İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında (ankara`da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman) özlemeye başladım herkesi... Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra... Bizim Kemalettin Tuğcu`larımız vardı... Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı... Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık... Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla... Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu, pütürlü duvarlara ve Türk Dil Kurumu`na inat bir Türkçeyle... Ağbilerimizden öğrendik, Ş harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi... Ankara`ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu. Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri Oysa Ankara`da hiç sevişmedim ben. Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim... (Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak...) Ankara`ya usul usul kurşun yağıyordu... Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri... Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim... Ve hiçbir mahkeme tutanağına geçmedi adım... çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece... sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde ama sen yoktun... Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni tenefüs saatlerinde... Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu... Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum... Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum. yaz sıcağı toprağa çekiyordu tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini... Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yoların çare bilmez sürgünü... Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum Muş ovasının yalancı maviliği... Otobüs oluyordum bir süre... Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde... Otobüs oluyordum... Bir ülkeden bir iç ülkeye... Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum... Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin... Korkuyordum... Sonra iniyordum otobüsten... Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun, ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum... Çünkü sonunda annem oluyordum babam kokuyordum sonunda... Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim, çocuk olmaktan... Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam... Ben seninle bir gün Van`daki bir kahvaltı salonunda... Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği) bir yol üstü lokantasında... Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğubeyazıt`ın herhangi bir toprak damında... Ben seninle herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim... Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim! Yılmaz Erdoğan |
İzmir'e İzmir İstanbul’lar dolusu bir isteksizlikle Gelişimi hatırlıyorum sana İzmir İstanbul’lar dolusu bir sarışın Kadınla yüreğimde Başımda dumanı tüterken İstanbul meyhanelerinin İstanbul’lar dolusu bir bezginlikle Gelişimi hatırlıyorum sana İzmir Ama,şaka bir yana Alıştık birbirimize Sen benim başıboşluğuma Ben senin sıcağına Alıştık İzmir Bâki’nin köhne lokantasına Duvarları resimli Alay Restoran’a Norveçli’ye,Lolita’ya,Bal Kutusu’na En çok ta Fahri’ye Karşıyaka,Kordon,Basmane’ye Fena alıştım İzmir Sen de kötü alıştın serseriliklerime Gecelerin nâr’alarımı bekler oldu Küfürlerime tiryâki kesildi bulvarların Altı on vapuru bensiz kalkmaz Kötü alıştım sana İzmir İstanbul hayâl-meyâl düşüncemde Sarışın kadını bile unuttum çoktandır İstanbul’lar dolusu bir elemle Ayrılacağım senden İzmir İstanbul’lar dolusu özlemekler Bırakacağım kaldırımlarına Unutma beni sakın! Yine geleceğim Vedat Didari |
Bildiğin gibi değil Bizi bilirsin; avuçla su içmeyi marifet biliriz, yenilmeyi bir de kendi sahamızda... bizi bilirsin; saçımızı ıslatmayı fiyaka biliriz, limonla! tesbih yaparız, düş kırıklarından.. bizi bilirsin; ağzının içinde oturmak isteriz ve rutubetin en yakıştığı yer biliriz ağzını... bizi bilirsin; yaşamak biliriz, vademiz dolduğunda avuçlarında gömülmeyi... Yılmaz Erdoğan |
Sen Beni Bilemedin Hiç Sen beni ağlarken görmedin hiç ve o derin yalnızlığımda kendimle ve sadece seninleyken ışık ışık gökyüzünün en pırıltısız, en sönük yıldızını ikimiz için yakaladığımı sen hiç bilmedin... İçinde hep seni aradığım sevda yazarlarının tutsak yazılarına esir düşüp dakikalarca bir cümleye baktığımı da bilmedin hiç... Sen, hüsran kokan şarkıların en arabesk sözlerinde seni düşündüğümü de bilmedin... Bitmez tükenmez yolculukların geriye dönüşü olmayan yolların en kıdemli yolcusuydum belki ama sen bunu da hiç bilmedin... sen beni ağlarken hiç görmedin. Birileri herhangi birileri, yani onlar sevdalarını şiirlerde şarkılarda yaşarken ben sadece seni yaşadım şiirlerin şarkıların gürültülü sessizliğinde... sen bunuda bilmedin hiç. Cızırtılı bir radyonun ezgilerinde bir sonra çalacak şarkıyı sana yazdığımı ya da... çoktan sönmüş son sigaramın izmaritinde bile senden izler kaldığını da... Sen beni bilmedin ki hiç görmedin ki. Koşullanmış sevdaların kelepçeli sevgilisiydin sen sen özgürce sevmeyi hiç bilemedin ki... alıntı |
BU GECE... Bu gece dokunsalar ağlayacağım Bu gece gidiyorsun çıldıracağım Bu gece kadehleri hep kıracağım Bu gece ah bu gece Benimdin ben hep böyle bilmiştim seni Benimdin ölesiye sevmiştim seni Benimdin canım kadar can gibi Benimdin ah benimdin Benimdin hani benimdin Bu gece bağrıma taş basacağım Bu gece sen konuş ben susacağım Bu gece yüreğime seni basacağım Bu gece ah bu gece Benimdin ben hep böyle bilmiştim seni Benimdin ölesiye sevmiştim seni Benimdin canım kadar can gibi Benimdin ah benimdin Benimdin hani benimdin AHMET SELÇUK İLKAN |
Hatırlat Bana Sevgili Hatırlat bana sevgili Yalnızlığı aşkla bölünmüş bir adamın Kar ayazında kalmışçasına titreyen ellerini Gözlerinden dökülen yaşlarla sula Koynumuzda açacak kızıl çiçekleri Acınla besle İsyanınla büyüt Geri getir bana sevgili Ellerimin o eski sıcaklağını Yine tek bir sözcüğünle Gökyüzüne vursun başım Çoğalt beni sevgili Git gide azalmakta olan yüreğimin sevincini Sıradanlaşan sözlerime Yeni anlamlar yükle yine Hatırlat bana sevgili Gözlerim sen diye baksın yine dünyaya Ve seni yazsın her bir damla mürekkebi kalemimin... Melih Coşkun |
Rüya Bu yanlızlık sonsa eğer bin yıl razıyım buna ama son değil biliyorum ne zaman gelecek diye düşünmeler yıktı beni ne zaman Ömer Seydi Ekinci |
Bir Çiçek Aldım Sen Sandım Dün gece yine yalnızdım Sokağa çıktım Ve kendime bir çiçek aldım Kendim almamış gibi yürüdüm sokaklarda Ve yalnız değilmişim gibi düşündüm Ama her gece gibi Dün gece de yalnızdım Ve kendime bir çiçek aldım Bir saat geri alınmış saatler Ben geri almadım Ve bir saat daha yalnız kalmadım Bir masaya oturdum İki çay ısmarladım Ben içtim sen soğuttun sana söyleyeceğim her şeyi yuttum çok dert etmedim çünkü yoktun dün gece yine yalnızdım rahat ağladım yokluğundan gizlemedim gözyaşlarımı ve lambaları hiç karartmadım dün gece her gece gibi yalnızdım sokağa çıktım ve kendime bir çiçek aldım sen sandım Koklamadım. Uğur Arslan |
Gunes acti, uzun surmedi gozle gorulmuyor Cocuk okula basladi, uzun surmedi bir yerde calisiyor Ruzgar esti, uzun surmedi yaprak kimildamiyor Delikanli oldu ev gecindiriyor Kar basladi, uzun surmedi sular akiyor Karisi iyilesti, uzun surmedi timarhanede yatiyor Agac buyudu, uzun surmedi sobalarda yaniyor Emekli oldu, uzun surmedi kadavrada bekliyor Süreyya Berfe |
BU NASIL AYRILIK Bu nasıl ayrılık, bu nasıl veda Gözleri kal diyor dudakları git Bakışın anahtar gözlerin kilit Ellerin aç diyor dudakların git Ayrılık dönüşü olmayan nehir Yalnızlık yıkılmış bomboş bir şehir Kaç sevda kül oldu böyle kimbilir Gözyaşın kal diyor dudakların git Gidersem bir daha dönmeyeceğim Kalırsam kalbime yenilmeyeceğim Çözemedim seni çıldıracağım Gözlerin kal diyor dudakların git Duvardan insin mi resimlerimiz Yabancı olsun mu isimlerimiz Ya o deli dolu gecelerimiz Anılar kal diyor dudakların git Bu romanda biter belki birazdan Ne aşklar yıkıldı gururdan nazdan Ağlıyor besteler yine hicazdan Şarkılar kal diyor dudakların git AHMET SELÇUK İLKAN |
Cahile Söz Düştü Şu ara meclisinde bir cahile söz düştü Bilenle bilmeyenler bir kulvarda koşar mı? Bilginin kalemine yangınımdan köz düştü Cahilin sofrasında Arif olan yaşar mı? Alemin ahvalini kimler bilir, kim yazar? Yıldızların sırrını birer birer kim çözer? Âlim sanır kendini sözleri gülü ezer Cahilin tuzağına ârif olan düşer mi? Âlimlerin uykusu sayısız cahil eder Duygular yağmur olur damlalar sele gider Hicabımdan susarken nefretim bedel öder Cahilin mekanında ârif olan aşar mı? Cahil kitap okumaz ondan böyle yalaka Boş laf eder bilgisiz duymaz ilme alâka Zehir sunar sözleri takar aya falaka Cahilin yollarında ârif olan şaşar mı? İnsan toprak misali yaşarken gül açmalı Duygunun ırmağından kana kana içmeli Saygının siperinden sürünerek geçmeli Sabreder Murat Duman ukalâya taşar mı? Murat Duman... |
Umut işler atom reaktörleri işler yapma aylar doğar güneş doğarken ve güneş doğarken çöp kamyonları ölüleri toplar kaldırımlardan işsiz ölüleri aç ölüleri işler atom reaktörleri işler yapma aylar geçer güneş doğarken ve güneş doğarken köylü aile erkek kadın eşek ve karasaban saban koşulu eşekle kadın toprağı sürerler toprak bir avuç işler atom reaktörleri işler yapma aylar geçer güneş doğarken ve güneş doğarken ölür bir çocuk ölür bir japon çocuğu hiroşima'da on iki yaşında ve numaralı ve ne boğmacadan ne menenjitten ölür bin dokuzyüz elli sekiz de ölür bir japon çocuğu hiroşima'da dokuzyüz kırkbeş te doğduğu için işler atom reaktörleri işler .......... .......... Nazım Hikmet Ran |
aşkefezâ makamı ıslak yaralarından üşüyen caddeler son fısıltılarında sarı zaman parçalı deniz unutmuş ak çakıl sevişmelerini tutulan ay düğünlerinde suskular çatılı göğsümde kiraz lekesi bir çocuk düşü yaşamak kadar suçlu hayat çengele asılı birazımı uyusa yoluma devrilen akşam yastığıma dizilir beyhude güz mağaraları olan ama olmayan en masum yalan aşk sırtımda kor çiziklerle rehin alır kalanımı herkesin yangını kendi koynunda çoğalır duvar mendillerine düşerken ışık kapanı cam yağmurlarının iki yakasında elim gözlerimde günahsız çocuk/su damlası kederler içinde dönerken şafağın külüne salvo acıları saklar mı döktüğüm gözyaşı halaya durmuş ah'larından günahkâr insan kimi sevda sureti kimi isyankâr başkaldırı dilim dervişân gönlüm perişan gül müş/kül tel mısra çeker yüreğim aşkefezâ makamı Sevinç YILDIZ |
Sevgili arkadasım Gözlerinin rengi gibi Yüreginin rengi gibi Saçlarında kendi renginde Ama ben, ellerini gördüm önce Toplayan, düzelten,onaran ellerini Dokundugunda soluk aldıran Telaslı, usta, sevecen ellerini Geç anladım ve inandım Her gün daha çok inanıyorum Ellerin, güzel işlerin karıncası Ellerin, ellerden bıkmış ellerime sığınak Yüzünün rengi gibi Dudaklarının rengi gibi Saçlarında kendi renginde Ama ben özverini gördüm önce İçimde çavlan gibi dökülen özverini Hep koşan, yürümeyi bilmeyen Hesapsız, gücendirmeyen, saydam özverini Neye uzansa dirilten, Susan, hüzünlenen, sıcak özverini Geç anladım ve inandım Gün-gün daha çok inanıyorum Özverin, güzel işlerin arısı Özverin, sözcüklerden yılmış kafama barınak Derinin rengi gibi Sesinin rengi gibi Saçlarında kendi renginde, Ama ben seni gördüm önce. Gülen, yaşayan.bilen seni Körpe bir söğüt dalı gibi çırpınan Durduğu yere can veren Gönüllü, duyan,seven seni Geç anladım ve inandım Şimdi daha çok inanıyorum Sen hayatın ablası Saf olan her şeyin mayası Sen eşyalardan usanmış kalbime dayanarak Sevgili Arkadaşım benim, Sana “Sevgili Arkadaşım” diyorum. Budur bizim anladığımız sevdanın tanımı İşte sana bir aşk şiiri İçinde “Sevgilim” sözü geçmiyorsa Suçun yarısı senin Çünkü bende bize yaraşanların sözcüğünü değil, Kendisini seviyorum senin gibi… Süreyya Berfe Sevgiyi bu kadar özel ve yalın anlatan Müthiş bir şiir... Bence :) http://img249.imageshack.us/img249/4955/treeap1.jpg |
Canana Koş Dediler Dertlerine arar isen dermen, Ol yarene çalmak için merhem, Gel istersen al dirhem dirhem, Sana dertlerin derman dediler. Divane dolanıp durma harda, Merhem istersen yarene yarda, Şaşkın yem olmadan kuşa kurada, Aradığın burda burda dediler. Şu cihanı âlem olsa da hoş, Bir âlem-i rüya ki hepsi boş, Leyla Leyla içmiş Mecnun sarhoş, Zaman yok canana koş dediler. Şölen şölen düğün dernek toydan, Vazgeç şehir, kent, kasaba, köyden, Sana faydasız dünyalık şeyden, Al iç al iksr-i meyden dediler. Mecnun dolanır çölde divane, Mevlana döner güle pervane, Derviş yunus gezer yana yane, Sevene çilehane dediler. Gidermiş bülbül goncaya hasret, Dünyada geçer akçe muhabbet, Şu gönül ki şah-ı sultana mabet, İstersen ferman sabret dediler. Sevda ateşi sineler yakar, Gonca güller kor u ateşten nar, Yarsız sefa olmaz, olsa bahar, Sana gülistanda yar dediler. Âlem-i fani faniye ibret, Yağar sağanak sağmak rahmet, Hakkı Huda dan şemsi hidayet, Burda gül ü Muhabbet dediler. Bu kapı sultanın çal dediler, İşte şeker şerbet bal dediler, İstediğin kadar al dediler, Aradığın burada kal dediler. Şu âlem ki sana yâdı gurbet, Bi karar olmadan alda ibret, Ne olur özcan ne olur sabret, Kavuşursun bir gün elbet dediler. Bilal Özcan |
| Saat: 15:47 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık