![]() |
VAR MI? Uzaktan geldim yorgunum inan, Sensiz gecmiyor artik bu zaman Kendimi yalniz hissettigim an Elimi tutacak ellerin var mi? Birkac tatli anidir gecmisten kalan Ne güzellik ne para bunlar hep yalan Yilda birkez de olsa hatirimi soran Nasilsin? diyecek dillerin var mi? Kararsizim acaba nasil birisin? Cogu zaman sanki bir melek gibisin? Bazen o kadar duygusuzsunki Emin degilim, gercekten hislerin var mi? Ne kadar yakinsin ve ne kadar uzak Su anlamsiz tavrini bir yana birak Basini kaldir, etrafina bir bak Seni gercekten seven dostlarin var mi? Anlatmak imkansiz seni bir siirle Yetersiz kaliyor kelime ve cümle Vakit tamamlanip gitmem gerektiginde Benim icin dökecek gözyasin var mi? Mahmut Tugrul Agsu |
Ne Çabuk Geçti Ne çabuk geçti güzel günler sevdiğim Günler,aylar oldu seni görmediğim Hala büyüyor sana olan özlemim Bir tek sen varsın yolunu gözlediğim Aşkına,ilgine muhtacım ben senin Yanımdır asıl yerin Sevgiye, şefkate muhtacım sevgilim Yanındır benim yerim Sevemem senden başkasını Sökemem kalbimden adını Senle olmaktır tek dileğim Bulamam senden başkasını Silemem gönlümden adını Seni sevmektir tek isteğim Sensiz hiç geçmiyor zaman Aşkından ben miydim yanan Beni sevmediğin yalan Yüreğimdesin sen her an Yine hüzün kapladı tüm yüreğimi Nasıl unutursun seni sevdiğimi Bir ben bir ALLAH biliyor çektiğimi Artık duysan diyorum benim sesimi. Timur İlikan |
CANIMSIN Gecenin en derin yerinde Zifiri karanlıklarda Geçiyorsun aklımdam Bir an canımsın Dökülüyor dudaklarımdan Ve içim geçiyor En derin iç geçirmelerim Senin içinden geçiyor Tarifsiz hal üzerine Geceme ay doğuyor Dünyam seninle aydınlanıyor İLHAMİ BULUT |
Sana Bakıyorum sana bakıyorum; seni aldatan bakışlarımla... aklından seni çıkarıp, bir başkasına kolayca sevda veren aklımla. sana bakıyorum; "söküp atamam..!" diyen "sensiz olamam..!" diyen yüreğimle. sana söylüyorum; seni aldatan dudaklarımla... sana yazıyorum; sensiz şiirler yazan bu ellerimle. kahrolası ben! sana bakıyorum.. utanmadan... hala seviyorum! hala seviyorum! Neriman Öğüt |
Sigaram duman duman Dumanındaki halkada Tıpkı hasret ve özlemini Nefes nefes çekiyorum Masadaki içkimde Yudum yudum içiyorum Sevgini hasretini özlemini Tıpkı yıllanmış şarap gibi Güzellikler ne çabuk bitti En güzel yıllarımız uçup gitti Ellerimiz böyle boşmu kalacaktı Aşkımıza bakınca kaçıp gitti ramazan gerek |
Ne Bilirsin ki Sabrın son damla olup taştığı gözlerimde Ne bilirsin ki oluk oluk gözyaşım nebilirsin ki Doğmayan sabahlarla geçmeyen saatlerle Ne bilirsin ki geceyi gündüze kattın nebilirsin ki...! Delik deşik ettin ruhumu kahtrettin beni Hayıflanma artık övün gör eserini Tabutlayıp tepeden tırnağa şimdi bu mabedi Ne bilirsin ki anılara gömdün nebilirsin ki...! Ne bilirsin ki nedir insanoğlundan kaçmak, Ne bilirsin ki nedir gözler açık rüyaya dalmak, Ne bilirsin ki nedir 'ölüm ölüm' diye yakarmak, Ne bilirsin ki ecel bekler etin ne bilirsin ki...! Nefret ettim her şeyden dünyaya inat İstediğim şu gözleri birdaha açmamak Ne yemek ne içmek ne de uyumak Ne bilirsin ki candan bezdirdin ne bilirsin ki...! Hani hiç görmesem güneşi hiç uyanmasam, Görmesem gölgemi dahi,aynaya bakmasam, Hani mümkün olsa şuursuz kasvetle yaşasam, Ne bilirsin ki ömre düşman ettin nebilirsin ki...! Ne bilirsin ki yeşermemiş bir bahtı kararttın Ne bilirsin ki dağlanmamış yarayı kanattın Ne bilirsin ki açılmadan mutluluk penceremi kapattın Ne bilirsin ki aşka düşman ettin nebilirsin ki...! Sen masmavi semaların hırçın rüzgarı Sen coşkun denizlerin kızgın kumsalı Sen özgürlüğe kanat açmış kartal bakışlı Ne bilirsin ki gönlümü kaptın nebilirsin ki...! Şahinleri bilir misin o sadık aşklarını Baştan sona birbirleri için yaşadıklarını Biri yoksa ötekinin de ölüme kanat çırptıklarını Ne bilirsin ki onlar gibi ettin nebilirsin ki...! Esra Özdemir |
Sana açtım yüreğimi İyi bilirsin sevgimi Mor menekşenin bakışını Kıskanırdı gözlerin sahi mi Değil mi Hep açmıştım sana sevgimi Nadide çiçeğimi İlk sunduğumda sana Yalımla gözlerinin akışını Unutmam Haydi artık tamam Çevir gözlerini bana Üveyikler de uçup gitti Yiğitler aldı yürüdü meydana Her an alevler dağlayıp kavururken içimi Ve getirdiler yıllar sonra kır çiçeğimi Böylesine tatmadım ateşin yakışını Unutamam hiç o gözlerinin akışını arif tatar |
Kaçamadım Geceleri hüzünle bakarım yıldızlara. Binlercesi içinden ben seni seçemedim. Hepsi aynı gibiydi, bir fark yoktu arada; "Sensin" diye birini tutup da geçemedim. Sana ne söylüyorsam içimden geçenlerdir. Aşkta hep kaybedenler; hevesi seçenlerdir. Hercai gönüllüler sevmekten kaçanlardır; Bir turna kanadında, göklerde uçamadım. Sevdânın aynasında bir de sen kendine bak! Gerçeği görmüyorsan, güpegündüz kandil yak.. Her şeye boş vermişsin birazcık kafana tak; Zehir olsun verseydin; vermedin, içemedim. Ne suçlu arıyordum ne de cayan sözünden. Bir damlacık düşmedi henüz kara gözünden. Gâyeni anlamadım ifadesiz yüzünden; Ben böylesi sevdâya bir değer biçemedim. Nice zamanlar geçti bir kerecik gülmeden.. Bunca sitem nedendi? Kırdım mı ki bilmeden? Nihayet karar verip daha sana gelmeden; Kapanmıştı kapılar, kilidi açamadım. Gururumu savurup bir tarafa atardım. Sen düşmeyesin diye ellerinden tutardım. Sevdiğini bilseydim eşiğinde yatardım; Kendimden kaçtım amma, kaderden kaçamadım. Esat Anık |
Sen beni; Kış ile yaz arasında, Çok ile az arasında, Nağme ile saz arasında, Öyle zor bir yerde bıraktın... Sen beni; Git ile gel arasında, Ver ile al arasında, Geniş ile dar arasında, Öyle zor bir yerde bıraktın... Sen beni; Hayır ile evet arasında, Sonuç ile sebep arasında, Ok ile hedef arasında, Öyle zor bir yerde bıraktın... Sen beni; Gündüz ile gece arasında, Cümle ile hece arasında, Cevap ile bilmece arasında, Öyle zor bir yerde bıraktın... Sen beni; Ayak ile baş arasında, Göz ile yaş arasında, İki kara kaş arasında, Öyle zor bir yerde bıraktın... Sen beni; Ekim ile kasım arasında, Sevincin ile yasım arasında, Şansın ile şansım arasında, Öyle zor bir yerde bıraktın... Sen beni; Şaka ile gerçek arasında, Sevgi ile nefret arasında, Ölüm ile kalım arasında, Sendeki ışık ile bendeki karanlık arasında.. Öyle zor bir yerde bıraktın... Eser Tunay |
VE YOLLARINDA ÖRTMÜŞTÜM SAÇLARIMI İSTANBUL Kırışık çığıltılar,devrik bestelerin takırtısı kök salmıştı çamurumda Tabutumun diz çöktüğü yabani yol, ahdimin yılgınlığıydı. Ve Sen İstanbul! Köprü köprü , kemer kemer yürüyordun kanı deli ırgat çocukluğuma Demir attın bana İstanbul, kemirdin slogansı kalabalıklığımı… Plastik umut salgılayan oyuncaklar savaştırılıyordu avucumda Ve sen İstanbul! Sıyrılıp hışmından ana kucağı gibi filizleniyordun bağrımda. Aşka vedaların önüne geçip yalan harfleri bir bir idam etmek yürek davalarında Kapı tokmağına destansı sevdaların mührünü vurmak; günahlarımdan arınmak adına. Ve gürlemek, velud göğsüne yaslanan siyah çelenkli , hayın bakışlara Yağız duvaklı korkularına çığ gibi kükretebilmek kahrımı! Sebebimdir İstanbul bunca yangının onca hıçkırığı… Ve Sen! Körpe yumruğumla gömüldüğüm Vefa’msın. Ölümü deşip diri surlarını giyindiğim diyârsın! Yalın ayak , kirpiklerinde süründüğüm ân , beni anlarsın Teneffüssüz kalır hüznüm İstanbul! Ya Bâb-ı Kız Kulesi’nde prangaladığım sırrım… Ketum hasretimin yıldırımlarını rahminde taşır mısın?… Ağlarsan , göz yaşlarını yüreğime damıtır mısın İstanbul! Ve bir ah… Gül-diken mahkemesinde mihribanî dudaklarımdan bengisu fışkırtabilsem Mahbes yokuşlara,maskeli suretlere utancı tükürsem ve mâbed diyarına göçsem O diyar “Sen” olsan; dingin, iffetli nağmelerinin hıfzında tütsem… Ve sen gitmesen benden İstanbul! Gitme Sen… Senle yaşayıp, senle ölmeye, senle “gül” bitmeye hükümlüyüm ben! Ve yollarında örmüştüm saçlarımı İstanbul! Mahşere saklamıştım sancılarımı… Bırakma beni… Ne olur “gitme!”de… Kaynak : Hatice Algın |
| Saat: 11:12 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık