MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -1- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/333-siir-nehri-1-arsiv.html)

Mystic@L 10 Ağustos 2006 01:38

Kaç kere bile bile yenik savaşa girdim ben
Korkma çok sürmez
Aşk bu öldürmez
Kimseler duymaz
Ağla istersen çare olmaz
Aşka yürek gerek anlasana
Her defa yanıyorum ama gitmeliyim
Yaranı sarıp acını dindiremem
Bak bana
Ben acının ta kendisiyim
Kaç kere yasak oyunları oynadım durdum
Ne kimseye bir soru sordum ne de bir cevap buldum
Korkma çok sürmez
Aşk bu öldürmez
Kimseler duymaz
Yine de ağla istersen çare olmaz
Aşka yürek gerek anlasana
Her defa yanıyorum
Ama gitmeliyim
Yaranı sarıp acını dindiremem
Bak bana
Ben acının ta kendisiyim


arwen 10 Ağustos 2006 01:39

İstesen de İstemesen de.




Yaşanmıyor bile gözlerim bırak ağlamayı
Susamış elim gözüm bir karanfile
İnanma düşüncesini arıyor beynim
Bırakacağım herşeyi kendi kaderine

Saysam sayılmayacak kadar namert arkadas var
Yok gel ben buyum diyeceğim yar
Merhamet duygum olmuş cok ince bir zaar
Yok üç beş günlük sırrım hepsi edebiyete kadar

Sözle iffet olmaz yapılan suçsa gözümde
İnanma namertlerin her birine hepsine
Ne olur ne olur olsan da dürüst sahtekar ol gözümde
Açarım sana dünyamı
İSTESEN DE İSTEMESEN DE !!


TheGrudge 10 Ağustos 2006 01:39

Ey İstanbul Irak Dostların Yakın Gönlü

Bir sihirli lamba yanar üstünde başımın
Kaşının ortasında İstanbul’u görürüm
Boğazda martıların kanat çırpışı gibi
Hürüm elini çekse rüyamdan sevgili
Saçlarında takılı kırmızı bir gül
Çok aşkların yalnız şehri İstanbul.

Bir martı uçar gönlümde sen gibi
Hasret yanar surlarında ben gibi

Üsküdar’da kendimi buldum
Sırlı zatların uğrağı bir atar dükkanında
Ümraniye’de aşkı
Seni hissetmek ki tam yaşamaktı
Selahattin solumak isterim ömrümün her günü
Ey İstanbul ırak dostların yakın gönlü.

Bir şehir kokar burnuma sen gibi
Uzar ayağına yollar ben gibi

Hangi türküyü söylesem sanadır yolum
Okuduğum bir şiirde geçse adın
Hasret tüter de yüreğimde
Böğrümden kurşun yemiş gibi olurum
Hangi türküyü söylesem sanadır yolum
İstanbul, çok gün görmüş genç oğlum.

Bir mısra düşer içime sen gibi
Kelimeler buğulanır ben gibi

Rüyamdan çıkmayan kırmızı bir gül
Çok aşkların yalnız şehri İstanbul
Ey İstanbul ırak dostların yakın gönlü
Hangi türküyü söylesem sanadır yolum
İstanbul, çok gün görmüş genç oğlum


Mystic@L 10 Ağustos 2006 01:43

Hüzünlü bir kış günü başladı yolculuğun
Çocukluğun yıkık kentlerde
Ve kesme kaya caddeli ahşap evlerde geçti.
Okuma yazmayı öğrendiğin
Gazetelerdeki terör sayfaları
Ve Haliç tersanelerinde korsanlar
Evden çıkarken vedalaşırdı babalarla evlatlar...

Her sokağın başında anaların isyanı dururdu
Ve günler kısa ama geceler uzun olurdu.
Bir kurşun bir liraya
Ve bir hayat bir kurşuna mal olur,
Senin doğduğun yerlerde
İnsanlar can evinden vurulurdu.

Sen Deniz Feneri
Sarayburnu'nun dimdik delikanlısı
Yavuz zırhlısında deniz piyade eri
Yetmişikiye dört çakı gibi asker
Arkadaşının kaza kurşunu izini sırtında taşıyan
Ve giderken bıraktığı sevdiğini döndüğünde bulamayan...

Yıkar mı bizi bu sevda!
Bir aşk delikanlıyı bozar mı be adam?

Hadi kalk!
Eski günlerde olduğu gibi
Karanlığa yine ışık yak!

Arka bahçedeki mahalle kavgalarında
Kaşına sapan taşı geldiği günden beri
Hani kanına kanımı sürdüğüm o günden beri
Can dostum ve kan dostum
İster kalbine gömdüğün sevdamın aşkına
İster Allah'ın aşkına

Kalk bir ışık yak ve bir kor düşür yüreğimize
Savaşmak ne güzel bir şey uğruna
Ve yeniden âşık olmak...

Ve Sen Deniz Feneri
Sarayburnu'nun dürüst delikanlısı
Kalbine gömdüğün aşkın
Gönlündeki sevdan ve aydınlık gözlerinle
Senin işin karanlığa korkuturcasına bakmaktı
Ve sana en yakışmayan şey ağlamaktı.

Deniz Feneri
Unutmadık o günleri
Sevdamız yüreğimizde gizli kalır
Ve mahallenin kızına âşık olmak
Ayıp sayılırdı
Bir kıza âşık olmak bir de parkayı çıkarmak haramdı
Ve dünya dedikleri şey yalandı...

Paranın geçmediği günler vardı gençliğimizde
Ve namerdin yıkamadığı mertliğimiz
Silah çekmek ve tesbih sallamak değildi delikanlılık

Tesbihi çekmek, silahı saklamaktı
Yazık...
Gün geldi delikanlılık kabadayılığa yenildi
Sonra üç kuruşa satılan sevdalar ve ucuz aşklar
Artık senin işin değildi...

Sen Deniz Feneri
Sarayburnu'nun dik ve yitik delikanlısı
Ne geçmişten yükselen ağıtlar anlıyor seni
Ne de geleceğe satılan aşklar

Sen doğarken bir ölüm şaşkınlığıyla
Gökyüzüne uzanmış düşmanlık türküleri
Suçüstü yakalanırken en güzel umutların
Gözlerini bir ihanet anında açmışlığın
Ve yakmışlığın gecenin karanlığına en derin aydınlığını

Hey Deniz Feneri!
Parayla satın alınamayacak aşkların sevdalısı
Çektiğin çileleri özenle saklıyorsun seyir defterinde
Sarayburnu'nun dimdik ve yakışıklı delikanlısı...

Gidiyorsun belki Deniz Feneri
Sana "kal" diyemem giderken
Sevmek kadar ölmek de kader
Ama giderken bile ışığın yol göstersin kayıp gemilere
Gözlerin gökyüzünü aydınlığa bürüsün
Ve sen ölsen bile bir gün
Nâmın yürüsün
Ve sen ölsen bile bir gün
Nâmın yürüsün..


arwen 10 Ağustos 2006 01:44

İstiyorum




Rüzgar mı dedim...
İsterim ki saçların dağılsın.
Gece mi dedim..
Hemen düşüncelere dalmalısın.
Aşk der demez
Kalbin hızlı çarpmalı.
Sabah, dememe kalmadan
Uyanmalısın.


Misafir 10 Ağustos 2006 01:50

Yıldız düşmüştü denize

Süreyyalar sarmıştı denizleri,
semalara öykünmüştü okyanuslar
Süreyyalara bürünerek
laciverde dönmüştü gece
ama hüzün kokmuyordu saatler,

Ay
med cezirlerle alıp götürürken suları
okyanuslar halen kendini
sema sanıyordu
büründüğü Süreyyalarla
gündüz oldu
okyanuslar halen kendini
sema sanmaya devam ettiler
güneşi
içine alarak


TheGrudge 10 Ağustos 2006 01:51



Paşa Kız


İstanbul'a dair ne varsa
Aldın götürdün benden bir gece.
Ardında kokusunu bıraktın o güzel şehrin!
O zamanlar İstanbul sözlerindi
Benimse düşlerim, düşlediklerim...
Nasılda korkutmuştun öyle beni,
Kaka şehir demiştin ona!
Oysa o senden daha iyi çıktı!
En azından doğurup atmadı bir köşesine
Hoş atsaydı da güzelliklerle süslüydü her yanı
Sonradan öğrenecektim ben o yanları...
Senden yakınım şimdi bu şehre
Sana uzak olduğum kadar hem de...
Buraların güzelliğini anlatamam sana
Bunun için ya saray duvarında bir mozaik,
Ya kız kulesinde bir taş
Ya da belki de bir martı olmalıyım...
Bir martı olup süzülsem bu şehrin üzerinde
Galata kulesine çıkıp Üsküdar'a uzansam oradan
Hazarfen'i olsam bu şehrin
Ya da bilmem kim paşası...
Oysa paşa olamam ben
Kızdan paşa olur muki?


arwen 10 Ağustos 2006 01:57

İsyan Haykırışları




Sevda yongası sisli bir akşamda
Kolunda kör topal birkaç hatıra
Düş ıslak kaldırımlarına bu şehrin
Saatlerce yürü içinde türlü hüzün
Akşamın kızıl korları yaksın içini
Devinsin gözlerinde hatıralar

Ya böyle yağmurlu akşamlarda mutluluk
Ya da oturup ağlamak bir soluk
İçime sığdıramadığım her kederde
Boşanıp çağlayıvermek oluk oluk
Ey çınar duruşlu küçük çocuk
Ko titresin hıçkırsın dudaklar

Albümden kalma bir akşamında
Düş yollarına bu şehrin yürü bir başına
Dökülsün avuçlarından solgun zamanlar
Sonra bir an dur, bak etrafına
Sessizce karanlığa haykır:
'Tükeniyor içimdeki mum ağır ağır! '

Yalnızlığını duy kalabalıkta
Sen de karış git şu insan seline
Ve hatta yıkıl öl ortalıkta
Nazire yaparcasına sevgiline
Doyasıya iç tükenişini damla damla
Son demlerini talihsiz ömrünün

Son perdesini oyna bu akşam
Yıllara sığmayan tragedyanın
Yüreğinden bir kadeh daha doldur
Şerefine de ***** dünyanın
Çılgın sessiz alkışlarla
Ağır ağır insin perdeler

Korkmadan bak bir kez de
Tanımadığın zalim yüzlere
Ve hatta intikam alırcasına
Dik gözlerini gözlerine
Bas küfrü gitsin, sat *******
Susmakla ne geçti eline

Hani bir aşk şiiri okurdun ezberden
Yine mırıldan o şiiri hafiften
Acının yüreğini dağladığı yerden
Sessizce çöküyor yine gece
Nesine kaldın be hey serseri
Al git başını bu şehirden...


tulse 10 Ağustos 2006 10:23

Uçurtma

Çocuklarımız neleri sevmiyorlar ki...
Uçurtmayı seviyorlar söz gelişi,
Bir havalandı mı uçurtmaları
Daha da güzelleşiyorlar.
Maviliklerde gözleri
Özgürlüğü yaşıyorlar
Uçurtmalarla birlikte.

Koparıp da iplerini hele
Bir kurtuldular mı ellerinden,
öylesine seviniyorlar ki,
Gidiş o gidiş,bile bile...

Kızalım mı umursamayışlarına?
Kendi yaşamlarını izliyorlar boşlukta.
Onlar da birer uçurtma değil mi?

Bizim de ne süslü uçurtmalarımız vardı,
Alıp başlarını gitmediler mi?
Gözümüzden bile esirgerdik
Hangi birinin ipi kaldı elimizde?

Rıfat Ilgaz


Misafir 10 Ağustos 2006 10:30

Ben Sana Mecburum Bilemezsin

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Ölmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.



Saat: 02:57

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık