![]() |
Kaç kere bile bile yenik savaşa girdim ben Korkma çok sürmez Aşk bu öldürmez Kimseler duymaz Ağla istersen çare olmaz Aşka yürek gerek anlasana Her defa yanıyorum ama gitmeliyim Yaranı sarıp acını dindiremem Bak bana Ben acının ta kendisiyim Kaç kere yasak oyunları oynadım durdum Ne kimseye bir soru sordum ne de bir cevap buldum Korkma çok sürmez Aşk bu öldürmez Kimseler duymaz Yine de ağla istersen çare olmaz Aşka yürek gerek anlasana Her defa yanıyorum Ama gitmeliyim Yaranı sarıp acını dindiremem Bak bana Ben acının ta kendisiyim |
İstesen de İstemesen de. Yaşanmıyor bile gözlerim bırak ağlamayı Susamış elim gözüm bir karanfile İnanma düşüncesini arıyor beynim Bırakacağım herşeyi kendi kaderine Saysam sayılmayacak kadar namert arkadas var Yok gel ben buyum diyeceğim yar Merhamet duygum olmuş cok ince bir zaar Yok üç beş günlük sırrım hepsi edebiyete kadar Sözle iffet olmaz yapılan suçsa gözümde İnanma namertlerin her birine hepsine Ne olur ne olur olsan da dürüst sahtekar ol gözümde Açarım sana dünyamı İSTESEN DE İSTEMESEN DE !! |
Ey İstanbul Irak Dostların Yakın Gönlü Bir sihirli lamba yanar üstünde başımın Kaşının ortasında İstanbul’u görürüm Boğazda martıların kanat çırpışı gibi Hürüm elini çekse rüyamdan sevgili Saçlarında takılı kırmızı bir gül Çok aşkların yalnız şehri İstanbul. Bir martı uçar gönlümde sen gibi Hasret yanar surlarında ben gibi Üsküdar’da kendimi buldum Sırlı zatların uğrağı bir atar dükkanında Ümraniye’de aşkı Seni hissetmek ki tam yaşamaktı Selahattin solumak isterim ömrümün her günü Ey İstanbul ırak dostların yakın gönlü. Bir şehir kokar burnuma sen gibi Uzar ayağına yollar ben gibi Hangi türküyü söylesem sanadır yolum Okuduğum bir şiirde geçse adın Hasret tüter de yüreğimde Böğrümden kurşun yemiş gibi olurum Hangi türküyü söylesem sanadır yolum İstanbul, çok gün görmüş genç oğlum. Bir mısra düşer içime sen gibi Kelimeler buğulanır ben gibi Rüyamdan çıkmayan kırmızı bir gül Çok aşkların yalnız şehri İstanbul Ey İstanbul ırak dostların yakın gönlü Hangi türküyü söylesem sanadır yolum İstanbul, çok gün görmüş genç oğlum |
Hüzünlü bir kış günü başladı yolculuğun Çocukluğun yıkık kentlerde Ve kesme kaya caddeli ahşap evlerde geçti. Okuma yazmayı öğrendiğin Gazetelerdeki terör sayfaları Ve Haliç tersanelerinde korsanlar Evden çıkarken vedalaşırdı babalarla evlatlar... Her sokağın başında anaların isyanı dururdu Ve günler kısa ama geceler uzun olurdu. Bir kurşun bir liraya Ve bir hayat bir kurşuna mal olur, Senin doğduğun yerlerde İnsanlar can evinden vurulurdu. Sen Deniz Feneri Sarayburnu'nun dimdik delikanlısı Yavuz zırhlısında deniz piyade eri Yetmişikiye dört çakı gibi asker Arkadaşının kaza kurşunu izini sırtında taşıyan Ve giderken bıraktığı sevdiğini döndüğünde bulamayan... Yıkar mı bizi bu sevda! Bir aşk delikanlıyı bozar mı be adam? Hadi kalk! Eski günlerde olduğu gibi Karanlığa yine ışık yak! Arka bahçedeki mahalle kavgalarında Kaşına sapan taşı geldiği günden beri Hani kanına kanımı sürdüğüm o günden beri Can dostum ve kan dostum İster kalbine gömdüğün sevdamın aşkına İster Allah'ın aşkına Kalk bir ışık yak ve bir kor düşür yüreğimize Savaşmak ne güzel bir şey uğruna Ve yeniden âşık olmak... Ve Sen Deniz Feneri Sarayburnu'nun dürüst delikanlısı Kalbine gömdüğün aşkın Gönlündeki sevdan ve aydınlık gözlerinle Senin işin karanlığa korkuturcasına bakmaktı Ve sana en yakışmayan şey ağlamaktı. Deniz Feneri Unutmadık o günleri Sevdamız yüreğimizde gizli kalır Ve mahallenin kızına âşık olmak Ayıp sayılırdı Bir kıza âşık olmak bir de parkayı çıkarmak haramdı Ve dünya dedikleri şey yalandı... Paranın geçmediği günler vardı gençliğimizde Ve namerdin yıkamadığı mertliğimiz Silah çekmek ve tesbih sallamak değildi delikanlılık Tesbihi çekmek, silahı saklamaktı Yazık... Gün geldi delikanlılık kabadayılığa yenildi Sonra üç kuruşa satılan sevdalar ve ucuz aşklar Artık senin işin değildi... Sen Deniz Feneri Sarayburnu'nun dik ve yitik delikanlısı Ne geçmişten yükselen ağıtlar anlıyor seni Ne de geleceğe satılan aşklar Sen doğarken bir ölüm şaşkınlığıyla Gökyüzüne uzanmış düşmanlık türküleri Suçüstü yakalanırken en güzel umutların Gözlerini bir ihanet anında açmışlığın Ve yakmışlığın gecenin karanlığına en derin aydınlığını Hey Deniz Feneri! Parayla satın alınamayacak aşkların sevdalısı Çektiğin çileleri özenle saklıyorsun seyir defterinde Sarayburnu'nun dimdik ve yakışıklı delikanlısı... Gidiyorsun belki Deniz Feneri Sana "kal" diyemem giderken Sevmek kadar ölmek de kader Ama giderken bile ışığın yol göstersin kayıp gemilere Gözlerin gökyüzünü aydınlığa bürüsün Ve sen ölsen bile bir gün Nâmın yürüsün Ve sen ölsen bile bir gün Nâmın yürüsün.. |
İstiyorum Rüzgar mı dedim... İsterim ki saçların dağılsın. Gece mi dedim.. Hemen düşüncelere dalmalısın. Aşk der demez Kalbin hızlı çarpmalı. Sabah, dememe kalmadan Uyanmalısın. |
Yıldız düşmüştü denize Süreyyalar sarmıştı denizleri, semalara öykünmüştü okyanuslar Süreyyalara bürünerek laciverde dönmüştü gece ama hüzün kokmuyordu saatler, Ay med cezirlerle alıp götürürken suları okyanuslar halen kendini sema sanıyordu büründüğü Süreyyalarla gündüz oldu okyanuslar halen kendini sema sanmaya devam ettiler güneşi içine alarak |
Paşa Kız İstanbul'a dair ne varsa Aldın götürdün benden bir gece. Ardında kokusunu bıraktın o güzel şehrin! O zamanlar İstanbul sözlerindi Benimse düşlerim, düşlediklerim... Nasılda korkutmuştun öyle beni, Kaka şehir demiştin ona! Oysa o senden daha iyi çıktı! En azından doğurup atmadı bir köşesine Hoş atsaydı da güzelliklerle süslüydü her yanı Sonradan öğrenecektim ben o yanları... Senden yakınım şimdi bu şehre Sana uzak olduğum kadar hem de... Buraların güzelliğini anlatamam sana Bunun için ya saray duvarında bir mozaik, Ya kız kulesinde bir taş Ya da belki de bir martı olmalıyım... Bir martı olup süzülsem bu şehrin üzerinde Galata kulesine çıkıp Üsküdar'a uzansam oradan Hazarfen'i olsam bu şehrin Ya da bilmem kim paşası... Oysa paşa olamam ben Kızdan paşa olur muki? |
İsyan Haykırışları Sevda yongası sisli bir akşamda Kolunda kör topal birkaç hatıra Düş ıslak kaldırımlarına bu şehrin Saatlerce yürü içinde türlü hüzün Akşamın kızıl korları yaksın içini Devinsin gözlerinde hatıralar Ya böyle yağmurlu akşamlarda mutluluk Ya da oturup ağlamak bir soluk İçime sığdıramadığım her kederde Boşanıp çağlayıvermek oluk oluk Ey çınar duruşlu küçük çocuk Ko titresin hıçkırsın dudaklar Albümden kalma bir akşamında Düş yollarına bu şehrin yürü bir başına Dökülsün avuçlarından solgun zamanlar Sonra bir an dur, bak etrafına Sessizce karanlığa haykır: 'Tükeniyor içimdeki mum ağır ağır! ' Yalnızlığını duy kalabalıkta Sen de karış git şu insan seline Ve hatta yıkıl öl ortalıkta Nazire yaparcasına sevgiline Doyasıya iç tükenişini damla damla Son demlerini talihsiz ömrünün Son perdesini oyna bu akşam Yıllara sığmayan tragedyanın Yüreğinden bir kadeh daha doldur Şerefine de ***** dünyanın Çılgın sessiz alkışlarla Ağır ağır insin perdeler Korkmadan bak bir kez de Tanımadığın zalim yüzlere Ve hatta intikam alırcasına Dik gözlerini gözlerine Bas küfrü gitsin, sat ******* Susmakla ne geçti eline Hani bir aşk şiiri okurdun ezberden Yine mırıldan o şiiri hafiften Acının yüreğini dağladığı yerden Sessizce çöküyor yine gece Nesine kaldın be hey serseri Al git başını bu şehirden... |
Uçurtma Çocuklarımız neleri sevmiyorlar ki... Uçurtmayı seviyorlar söz gelişi, Bir havalandı mı uçurtmaları Daha da güzelleşiyorlar. Maviliklerde gözleri Özgürlüğü yaşıyorlar Uçurtmalarla birlikte. Koparıp da iplerini hele Bir kurtuldular mı ellerinden, öylesine seviniyorlar ki, Gidiş o gidiş,bile bile... Kızalım mı umursamayışlarına? Kendi yaşamlarını izliyorlar boşlukta. Onlar da birer uçurtma değil mi? Bizim de ne süslü uçurtmalarımız vardı, Alıp başlarını gitmediler mi? Gözümüzden bile esirgerdik Hangi birinin ipi kaldı elimizde? Rıfat Ilgaz |
Ben Sana Mecburum Bilemezsin Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun. Ölmek kimi zaman rezilce korkuludur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu Fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlardan bir cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun. Belki haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin Kötü rüzgar saçlarını götürüyor Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin. |
| Saat: 02:57 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık