![]() |
Karar verdim artık seni unutmaya... Daha fazla yapacak hiçbir şeyim, Atacak hiçbir adımım, Ve söylenecek hiçbir sözüm kalmadı... Aşk uğruna söylenebilecek ne varsa söyledim, Ne kadar cümle varsa yeryüzünde aşkı ifade edebilmek için kullanılan; Hepsini yazdım... Elimden geleni ve hatta daha fazlasını yaptım seni kazanabilmek için; Ama başaramadım... Daha nereye kadar gider böyle? Sen beni umursamaksızın kendi yolunda ilerlerken, Ben nereye kadar daha bu işkenceyi çektirmeye devam edebilirim kendime? Artık buna dayanacak gücüm kalmadı... Senin başka kollarda zevki tattığını, Benim yerime seni aslında hiç haketmeyen kolların sarıp okşadığını bilmeye, Ve bunun için deli gibi üzülmeye daha fazla tahammülüm kalmadı... Benim olmayan, Ve hiçbir zaman da olmayacak olan bir insanı özlemeye, kıskanmaya, sevmeye, Ve beklemeye daha fazla gücüm kalmadı... Seni sevdiğim her gün kendi hayatımdan çalıyorum, Senin günün gün ederek yaşadığın her gün ben biraz daha ölüyorum; Artık yeter, bitmeli... Evet, ben seni sevdim ama sen beni sevemedin... Öyleyse bunu daha fazla zorlamanın, Bile bile üstüne gidip her seferinde bir kez daha kırılmanın hiçbir anlamı yok... Çoğu zaman senin farkına bile varmadığın ya da bilmediğin, Görmediğin kırgınlıklarımı ve acılarımı içimde yaşarken ben Bunların hiçbir getirisi olmuyor hiçkimseye... Yıprandım artık.. Bu aşk umduğundan da çok yıprattı ve yordu beni... Ve öyle çok kırdı ki kalbimi defalarca; Bir kez daha eskisi gibi olmam mümkün değil.. Sen bana dönsen bile, Herşeye yeniden başlasak bile kırgınlıklarımı ve acılarımı unutmam artık mümkün değil... Biliyorum çok uzun zaman önce yapmalıydım bunu! Bu olgunluğu bana 'bitsin' dediğin o ilk gün kendimde bulabilmeyi başarmalıydım, Ama yapamadım işte... Aylar geçti üzerinden, Ve ben ne kadar istesem de bir türlü senden kopmayı başaramadım; Ama artık yeter! Sen kendi yolunu çoktan çizmişsin, İçinde beni ve bana ait olan hiçbir şeyi barındırmayan bir hayat seçmişsin kendine yaşamak için... Öyleyse neden ben bu bana acı veren kararın gölgesinde Kendi hayatımdan vazgeçen taraf olmaya devam edeyim daha fazla? Ben mutlu olmayı, sevilmeyi haketmiyor muyum? Kötü bir insan mıyım ben? Hakkım yok mu benim de güzel günler görmeye? Bir gece olsun yatağa huzur içinde girip, Hiç ağlamadan uyumaya hakkım yok mu? Sana duyduğum bu hastalıklı sevgi beni her geçen gün biraz daha öldürüyor.... Artık daha fazla yazık etmek istemiyorum kendime ve gençliğime... Artık koparabilmek istiyorum kendimi senden, Alabilmek istiyorum hayatımın iplerini elinden.. Ve bundan sonra yalnız yürümek istiyorum kendi yolumda; Başka hiçkimseyi ve hiçbirşeyi düşünmeden, umursamadan, istemeden... Kendi hayatımın efendisi olabilmek istiyorum yeniden! Ve tek bir Tanrı'ya inanmaya devam etmek... Evet, seni sevdim! Ve bu sevgi için herşeyimi verdim, Elimden gelebilecek her türlü fedakarlığı yaptım bu sevgi için, Herşeyi göze aldım, Hiçkimsenin hiçkimse için bulunmayacağı kadar özveride bulundum, Anlayış gösterdim, sabrettim, ve bekledim... Artık bitti... Bu sevgi içimden söküp çıkarabileceğim kadar basit bir şey değil... Ama ben vazgeçtim artık seni beklemekten ve istemekten... Sevgimi kendi içimde yaşayacağım artık; Seni ve sana dair hiçbir şeyi istemeden, beklemeden, Özlemeden ve umut etmeden... Bize dair kurduğum bütün hayallerimi söküp attım içimden, Ve şimdi bir ben kaldım ortada; Ellerimin arasında bana bomboş ve anlamsız görünen hayatımla birlikte... Şimdilik ne yapacağımı, nereye gideceğimi, nasıl yaşayacağımı bilmiyorum Ve derin bir boşluğun tam ortasındayım ama alışacağım, Çünkü bundan daha kötüsü olamaz biliyorum... Ne olursa olsun bundan sonra daha iyi olacağım biliyorum... Dilerim ki senin de yolun açık olsun bundan sonraki hayatında... Ve yeniden böyle bir aşkla sevilebilmeni dilerim; Ama bu kez senin de sevebileceğin biri tarafından... Mutlu ol, mutlu kal... ŞAZİYE ÖZTİNEN |
Arwen, Biraz Kısaymış Daha Uzunu Yokmuydu. : ) ************** ********* ***** Gözüne mil çekersen Görünür gerçek dünya Aynalarda sen, hep sen Dost, sevgili, hep riya..! Kaç, kurtul kelimeden Ağlamdan,gülmeden ! Hani ya sen ölmeden, Ölecektin, hani ya....?. Necip Fazıl Kısakürek |
Gözlerine baktığım günü hatırlamadın mı? Hatırlamadın mı hastalandığında diz ucunda ağladığı mı? Hiç hatırına gelmedi mi seni öpüşlerim? Sen nasıl sevdin ki beni böyle üzdün.. Yağmurlarda senin için ıslandığımı unuttun mu? Yoksa beş parasızken sana kalbimi söküp verdiğimi de mi unuttun? Sen her yıldönümünde hediye beklerken, Sana kendimi hediye ettiğimi de mi unuttun…. Kasım on ikisiydi yıllardan ikisi… Bugün aralık on iki yıllardan altı… Sanki telefonu değil ruhu kapattındı, Sanki beni sevmeyi unuttundu! Nasıl sevdin! Gözlerim sensizliğe çökmüşken… Nasıl sevdin! Beni böyle üzerken… Ayın on ikisi! Yüreğim on iki parça! Sanki unutmuşsun beni, Soruyorum kendime nasıl sevdin beni! Bir telefon çaldırdım hasretime, Bir telefon çaldırdın hasretine! Belki bir çocuk sesi, belki bir melek! Söyle nasıl sevdin beni? Yağmurun tükenişinde üşümüştüm, Açtım, susuzdum, sensizdim, Güneşin kısıklığına, senin bakışlarına aldanmıştım, Seni ısıttığım anıda mı unuttun… Siyah saçların gibi kara sevdamı, Yoksa sana gece bakışlarımı da mı unuttun! Ben sana düşmüşken mavi, Sen bana küsmüşken mavi… Söylesene bu serzenişinin nedeni ne? Bir çocuk mu, bir melek mi? 365 günde binlerce dakika derdin, Söyle şimdi sen beni nasıl sevdin… ÖMER KÜÇÜKKAYA |
Dinlensin diyedir gözlerimiz Bu önümüzde açılıp giden manzara; Bu dünya, yoruldu mu kuşlar konsun diyedir, Ve tanrılar boşluktan bıkınca. Ellerimize malum olur nedense Suların rengi balıklarıyla, çiçekleriyle, Düşünmenin huzuru ayan olur; Soğuğun sessizliği hakeza. Yuvarlanan yıldızlar içinde saçlarımız, Boylarımız büyür usul usul; Duyulmasın diye gürültüler uykularda Yağmurlar yağar geceleri. Can Yücel |
Teninin sıcaklığı özlemim olmasın, Çıkmasın üzerimden bir an kokun. Ancak, ayrı tut O'nu benden Yarab, Cehennemdeyse bu kulun.. MEHMED KARA |
Kırılgan bir çocuğum ben Yüreğim cam kırığı Bütün duygulardan önce Öğrendim ayrılığı Saldırgan diyorlar bana Oysa kırılganım ben Gözyaşlarım mücevher Saklıyorum herkesten Ürküyorlar gözümdeki ateşten Ürküyorlar dilimdeki zehirden Ürküyorlar o dur durak bilmeyen gözükara cesaretimden Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum, Bir yanı çılgın dağ doruğu. Oysa böyle yapmasam ben Nasıl korurum içimdeki çocuğu? Bir yanım çılgın nar ağacı Bir yanım buz sarayı Murathan Mungan |
Çıkageliyorsun Elinde cennet kaçkını sarışın mumlar Ruhun boğmacalı bir akşamüzeri Tren rayları döşüyorsun gökkuşağına Ayakların sürüklüyor geceyi Üzerine kızamığını döküyor zaman Yer mahmur Alıp alıp odalara gizliyorsun ateşini Odaların pervazlarına diziliyor şeyler En kırılgan danslarını ediyor şamdanlar Sabah yaratıkları şaşkın Taze çiğ yiyecektiniz daha Ellerin soğuk, kederli SEMA DENİZ |
Yarin dudağından getirilmiş Bir katre alevdir bu karanfil, Ruhum acısından bunu bildi. Düştükçe vurulmuş gibi, yer yer Kızgın kokusundan kelebekler, Gönlüm ona pervane kesildi. Ahmet Haşim |
Her renk göze bir çok anı bıraktım. Her benliğe bir özellik kattım. Bazen gülen dudaklarda güldüm açtım. Bazende solan yanaklarda kurudum. Gizlendim sandılar'ki zalimdim. Bende sevdim, Halbuki ben döktükleri gözyaşlarındaydım. Anlaşılamadık........ Bağlandım, Sevdalarına hep yalansızdım. Bende inandım, Sevginin özüdür iyi niyetliydim. Bir kalp kırmadım keşkeleri duymadım. Bilmedim beni sevdiğine pişman olanları. Sadece sevdayı aradım ama aşık olamadım. Sevda uçurumunda çok elleri tuttum......... Sanki bir yılım kaçar, Bir yılım onu kovalar gibi, Çok çabuk geçti çağlarım. Yüreğimi dağladım, Zaten zaafımdı, Zor geçti ayrılıklarım. Sevdamı aşık olunası insanı bulmak için, Yoksul döküldü gözyaşlarım....... Hç bir şey yerini tutmuyor. Sırılsıklam aşık olmak. Sevdiğinin gözlerine doyasıya bakmak. Dudaklarında kırmızı sevda olmak. Sevdiğinle el ele vermek sımsıkı sarılmak. Sonunda aşık oldum sen benim ömürlük sevdamsın...... YUSUF KEMAL ÇETİN |
Sakın bir söz söyleme...Yüzüme bakma sakın! Sesini duyan olur,sana göz koyan olur. Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın, Anan bile okşarsa benim bağrım kan olur... Dilerim Tanrı'dan ki,sana açık kucaklar Bir daha kapanmadan kara toprakla dolsun, Kan tükürsün adını candan anan dudaklar, Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun! Faruk Nafız Çamlıbel |
Uzaklara gidiyorum, Senden uzaklara. Sana yakın olmak için, Gidiyorum senden uzaklara. Gidiyorum; Senide alarak yanıma, Senden uzaklara. Sana kavuşmak için, Gidiyorum uzaklara. Gidiyorum; Hasretinle yanmak için, Özlemini yüreğime doldurup Aşkıma katık yapmak için, Gidiyorum, Senden uzaklara. Bunca yıl yanında, Gurbeti yaşamışım. Farkında olmadan, Sana hasret kalmışım. Bu hasretle gidiyorum, Seni de alarak yanıma, Dönüşü kolay olsun diye, Gidiyorum senden, Çok uzaklara... ALİ KOÇ |
zaman zaman anlardın aşk özetini zamanın içinde aşk olmasaydı böyle yanmazdın böyle serzenmezdin aşk özetinde seni seni bulmazdım.... Murathan Mungan |
Her gece yatağa uzandığımda Gözümde hayalin kulakta sesin Gönlümde ismini her andığımda Söyler misin bana kimsin sen, nesin? Şiirlerde kaptım sevda duygunu Sözcüklerle verdin bana sevgini Aniden kayboldun duydum kaygını Soruyorum sana şimdi nerdesin? Duyguyla okunur yazılan şiir Olursa ezgisi sevdaya dair Güzelden meşk alır her âşık şair Kime meşk verirsin şimdi kimlesin? COŞARİ sözlere sarıldı yine Her gece özlemle varıyor düne Umutla baksa da yaşanan güne Beni soranlara dostumdu dersin İBRAHİM ÇOŞAR |
Aşklar mı diyordun, anladım Senin incindiğin, benimse Yollara düştüğümdür yeniden Ahmet Telli |
Ben seni şiirlerde tanıdım okudum, okudum, okudum yine okudum Dizelerine sığınıp ağladım Ben seni şiirlerde sevdim Şiirlerine sarılıp uyudum ve seninle şiirlerinde seviştim kah güldüm kah düşündüm ama hep duyguluydum Ben seni ve aşkı şiirlerinde yaşadım Ben seni şiirlerinde sevdim GÜLCE ŞEREN |
Ben sensiz olanlara seni aratıyorum, Ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum, Seni saklayacağım, seni yazıp-andıkça Kendimi çoğaltıyor, seni kuşatıyorum. Unutturmayacağım, seni yaşatacağım, Kendimi çoğalttıkça, seni kuşatacağım, Her zamanda, her yerde sen bende yasadıkça... Sen evreninde sana seni aratacağım. Özdemir Asaf |
Onların Yani Sizin Onların, yani sizin hayatınıza Şarkılar girmiş, şarkısız edemiyorsunuz Şarkılar, yani barış yani gökyüzü Yani bazan burun buruna geldiğimiz köşebaşlarında sonra usul usul, yavaş yavaş kaybettiğiniz yani dost geldi geleceek, sevgili sevdi sevecek Yani şamak adına güzel düştüğü olan Şarkılar, Yani yanıldığınız... Sizin, yani onların hayatlarına allahlar girmiş, allahlardan kurtulamıyorlar Allahlar, yani çarşıda pazarda, yani eevde Yani arabalarına taş koydukları caddelerde Bir dilim jandarma ekmeği kürekte, kürek denizde Yani sızlayageldiği şey öbür taraflarının. Yani gölgesinden ölümü görmüş gibi korkulan allahlar, yani yine yanıldıkları... Cemal Süreya |
Gül… Gül dolu mısraları yazamadım sana gül Gülşen olur düşersen bir damlacık kana gül Gidemedim yolumu kesti hissiyatım ah Dayanır mı tel gövden bu haşin rüzgâra gül Sancıyor gururumdan sızan fikirciklerim Yakışır mı hicapsız bakmak yanağına gül Beni geceden geçen bir yankı yakalıyor Al harabeni al da götür dergâhına gül Köklerinde eriyen yüreğime söz deme Kalayım kapında da değdir yaprağına gül Ah gül hasretsizliği eyleme bana kasvet Bana devadır hasret dert devadır bana gül Camlara insicamı düştü kıvılcımların Seni gördüm har için düştüm hüsnü zan’a gül Vehminde gizlendiğim mısralara bakmadım Döküldüğüm heceyi serdiler hazana gül “Tutuldu gönülcüğüm ufaldı adımlarım Gül, kaybolan renklerde yiten bu ceylana gül” Ah gül kendimde beni perdeleyen şey nedir Bu âlem böylemidir söyleyiver cana gül “Güller ile ovulmuş simanı görüverdim Yangına düştü gönül bende heyecana gül” Gül müptelası gönül gül gönlün müptelası Ruhumdaki telaşı sığdır avucuna gül… EMRE AYVAZ |
Uzanır fildişi turlarına Perdeleri çekili odaların birinde Sabırsız, gergin ve usta parmaklar Ve çalınır kızlığı, dolendo. Gecenizde ansızın duyduğunuz sestir bu. Hep kendi dünyasında olacak biliyordu, Üstelik ne kadar var görmedi. Nasıl duyar? Duyar Ve alınır yalnızlığı, dolendo Gecenizde ansızın döktüğünüz yastır bu Behçet Necatigil |
Bu günde boşa geçti. Ayak uyduramadım zamana. Gerisinde kaldım günün, Ve yaşananlar. Günün kararması gibi, Kararıyorum canımdan, Can çekildikçe. Vakit doldu galiba, Meydan okumanın, Son demlerindeyim. Düşmenin var olduğu, Ama sürünmenin, Olmadığı bir dünya, Hayal ediyorum. HAYAL ediyorum, Elde değil. Hoşça kal dünya: Yavaş, yavaş düşüyorum. ----------------- Ben bir şairim, Yok oluşumu yazıyorum. Kayıtlara girsin diye. TUĞRUL PEKEL |
Gözüne mil çekersen Görünür gerçek dünya Aynalarda sen, hep sen Dost, sevgili, hep riya..! Kaç, kurtul kelimeden Ağlamdan,gülmeden ! Hani ya sen ölmeden, Ölecektin, hani ya....?. Necip Fazıl Kısakürek |
YÜREĞİMİN DENİZİNDE BOĞULUYORUM Dudaklarımın kıvrımındaki çizgi oynaşınca Kan kırmızılığım dağılır yüreğime… Sapsarı ve sımsıcak bir yaz günündeki gülüşünle Güller eylersin gönlümün sahillerinde Saclarımı okşadıkça kıvrımlarını ezberlediğin zaman Mevsimi bana hediye ediyorsun Buda yetmezmiş gibi Güneşide veriyorsun Evet… Sevdiğim Yerdeki yeşile selam verip Gökteki martılarla sohbet edip bana uçuruyorsun Kimselerin diyemediğiyle sesleniyorsun Bir tül inceliğinde sarılırım düşlerine Ellerimi yüreğine kilitleyen sevdiğim Geceyi bana armağan ediyorsun Bu da yetmezmiş gibi ay da veriyorsun Evet… Sevdiğim Bende mutluluktan sarhoş olup Yüreğimin denizinde boğuluyorum Zeynep. Aksu |
Dinlensin diyedir gözlerimiz Bu önümüzde açılıp giden manzara; Bu dünya, yoruldu mu kuşlar konsun diyedir, Ve tanrılar boşluktan bıkınca. Ellerimize malum olur nedense Suların rengi balıklarıyla, çiçekleriyle, Düşünmenin huzuru ayan olur; Soğuğun sessizliği hakeza. Yuvarlanan yıldızlar içinde saçlarımız, Boylarımız büyür usul usul; Duyulmasın diye gürültüler uykularda Yağmurlar yağar geceleri. Can Yücel |
Ne resmin kaldı odamda Ne bir mektubun, Bomboş duvarlara Bakamıyorum. Sensizlik canıma Tak etti artık, Dipsiz bir uçurum sanki Çıkamıyorum. Sende buldum herşeyi Ruhunda bedeninde Bir an görmeyince Yapamıyorum. Ömrümce böylesine İnan sevmedim, Bu aşkı kalbimden Atamıyorum. KEMAL MÜFTÜOĞLU |
Kalbim yine üzgün, seni andımda derinden Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden Yorgun ve kırılmış gibi en ince yerinden Geçtim yine dün eski hazan behçelerinden Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş Gördümki yazın bastığımız otları solmuş Son demde bu mevsim gibi benzimde kül olmuş Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden Yahya Kemal Beyatlı |
Görüldüğü Yerde Vurulur Düşler Masallarını hatırlıyor musun anne? Hani her seferinde değiştirdiğin ve her seferinde inandığım Çocukluğumun saflığını kuşanan uykularımın arasında uyandığım... Şimdi hepsi uzak bir ezan sesi Yoksunluğunu duyumsadığım bir anne eli Ağlayan bir çocuk ve kırık oyuncağı Bilmiyordum oysa bilinirmiş Düşlerin görüldüğü yerde vurulacağı Masallarını özlüyorum anne “bir küçücük arslanı” “kibritçi kızı” tutunacak hayalleri özlüyorum kaybeden "kahramanları" çünkü; mitolojinin tarihi kanıyor anne tanrıları iğdiş ediliyor gerçeklerin kör keskinliğiyle Atlas’a gecekondu yapmışlar Eros intihar etmiş kendi okuyla Afrodit’e de bir silikon takmışlar ki sorma Hiç sorma anne Arslanı vurmuşlar safaride Kibritçi kız çakmak satıyor arka sokaklarda bir de bedenini Masalların soykırımlarında herkes masal gibi yaşıyor gerçeklerini Dönüyor... Herkes ve herşey... Değer yitirmenin kolaylığı, inancın seyrekliğindendir Gerçeklerin sığlığı daha güvenli masalların bilinç derinliğinden Vasati kırk çöp gibi yaşamak yok eder farkındalığın tedirginliğini Tek başına kalmak telaşı çekici kılar yanlışlar kalabalığını Ve döner herkes kendinden An gelir cayar herkes Masallarından ve hayallerinden Ben de dönüyorum anne Tarihimi baskı altında tutmak tutunmak için yazıyorum Uykumu ve çocukluğumu ve sesini taşıyorum gövdemde Kendi masallarım kolumun altında sonlarını ezberlediğim Yaşam; sayfası kıvrık bir masal okumaktan çoktandır vazgeçtiğim.... Ağır yaralı dönüyorum anne Yanımda hüviyetsiz masal kahramanları Söylencelerden ve ağır söylevlerden bir ikindi vakti kapındayım Bir masal almak için ellerinden Masalların sonu kesindir Gerçeklerin muamma Anne anla! Tasvirsiz hayallerden kalbi kırık heykellerden ve tarihten dinleyerek öğrendim gerçeklerin masallığını öğrendikçe uzlaşmaz oldum anlaşılmaz düzenbaz ve yalnız hiçbir anne çocuğuna beni anlatmadı oysa yaşamım bir masal oldu bilmiyorsun kibritçi kızla evlendim bir arslanımız bile oldu... Bir sana söylüyorum anne! İtirafım tek sana Yoruldum meydan okumalardan Bıkkınım düellolardan Takvimlerin yanılgısı Mevsimlerin tutarsızlığı arasına sıkışmış bir çocuk gibiyim Yüzünü cama dayamış sokaktaki oyuna imrenen çocuğum Yorumsuzum Yüzümü dayamışım yaşama ve tarih atlaslarına Anne anla!! Yerimi bulamıyorum yaşamın haritalarında.... Yazan : Zeki Kumova |
gece ve ben iki eski dost ben sensiz o sessiz geçinip gidiyoruz işte! o bana seni veriyor rüyalarımda ben ona renk katıyorum anılarımla gece sabahı ben seni gece aydınlığı ben mutluluğu özlüyoruz gece ve ben karanlıkta birbirimize sarılıyoruz unutmaya çalışıyoruz işte! gece ve ben seni düşünüyoruz seni yaşıyoruz SEVİM NİZAMOĞLU |
Acının tutanakçısıyım Anlatıp dururum aşkları Ayrılıkları ve o destan Yalnızlığını ömrümüzün Göçebe, Gezgin ve Aylak Birmiydim aklıma gelmedi Bir çingeneyle bir bilici Hep ayni şeydi bildiğim Ve serseriliğimdi aşklar Bir masalcıydım belki de Yaşadım o büyük serüvenleri Yolculuklar tarihimdi benim Acılar yaşanıyordu yurdumda Pespese yakılıyordu kentler Bense hep oralardaydım Daha yangın başlamadan önce Ahmet Telli |
Sensizim Ah be sevgilim Öyle derin öyle sıcak Gülen yüzünde yüregim Durmuyor hıçkırıgım Gurbet oldu gidişin Uykular haram Sensizim ki Sessiz Derin Aglamaklı gözlerim Ellerim Ellerim ki Tutmuyor dermanı Dayanmıyor yüregim Aglayışım sana Sevdigim Seni Cok Özledim... ALİ BAKSI |
Seni bilmem ama ben kararliyim Su garip sevdadan cayalim gitsin Bu askta senden cok ben zararliyim Bir kumar oynadik diyelim gitsin Icimde bir his var benden pes diyor Olmayan duadan ümit kes diyor Madem ki bahtimiz böyle istiyor Kaderin emrine uyalim gitsin Seninle burcumuz tutsaydi keske Aslanlar bir baska yengec bir baska Yarini olmayan hayirsiz aska Ayrilik nikahi kiyalim gitsin Farzet ki bir rüya gördük ikimiz Gercekte bu hissi tanimadik biz Böyle bir masali yasamadik biz Bir varmis bir yokmus sayalim gitsin Marifet felegin elinden cikmis Dünyada baska bir terzisi yokmus Keremi Asliyi narina yakmis Atesten gömlegi giyelim gitsin Tiryaki gönlümde olmasin kuskun Tek sana müptela tek sana düskün Ardindan bir agit yakalim askin Adini elveda koyalim gitsin CEMAL SAFİ |
Olmasa mektubun, Yazdıkların olmasa Kim inanırdı Senle ayrıldığımıza. Sanma unutulur, Kalp ağrısı zamanla Herşeyi unutarak Yaşanır sanma. Neydi bir arada tutan şey ikimizi Birleştiren neydi ellerimizi Bırak bana anlatma imkansız sevgimizi Sevmek birçok şeyi göze almaktır. Baksana geçmişe, Ne çok anıyla yüklü Nerde o taverna, Nerde sinema Harcanmış zamanla Yeniden yaşanmaz ki; Geç kaldıktan sonra Arama boşa! Murathan Mungan |
Bak, iyi bak gülüm Görünen gece gökyüzü Her ışık bir umut Her umut bir yıldız Bu görünen bir bulut Işığımızla aramızda Her ışık bir umut Her umut bir yıldız O yıldız bizim Bizim yıldızımız O umut bizim Bizim umudumuz Hızlı bir rüzgar Tam bir fırtına Fırtına biziz Umudumuzun önündeki Bulutu söküp atmak için HAYDAR MERİÇ |
Her gün bu kadar güzel mi bu deniz? Böyle mi görünür gökyüzü her zaman? Her zaman güzel mi bu kadar, Bu eşya, bu pencere? Degil, Vallahi degil; Bir iş var bu işin içinde. Orhan Veli Kanık |
Hatırayla doldu masum yüreğim, Hasretin yakıyor kavruluyorum. Herşeyden çok bağlandım sana sevdiğim ! Aramız çok uzak yoruluyorum . Nasıl da sevmiştim ümit doluydum Sevdalar uğrunda sevda yoluydum Sonunda bak işte derbeder oldum Aramızda sıradağlar yoruluyorum. Sana kavuşmak şimdi hayalim Sensiz hayata yoktur mecalim Şu yalan dünyadan seni isterim Dön artık ne olur yoruluyorum. MUSTAFA ÇELEBİ ÇETİNKAYA |
Gözlerimiz birbirine göre Ellerimiz, dudaklarımız Ve aşk bize göredir Gece tam aşka göre Rüzgar geceye göre Ve yağmur rüzgara göredir Öpüşmelerimiz yağmura göre Odamız öpüşlerimize göre Ve dünya odamıza göredir Ve biz dünyaya göreyiz Ataol Behramoğlu |
Özgürlük kitabının sayfaları arasına cellatların kurduğu darağacındaki ip yarım kalan sayfayı gösteriyor okumaya devam edecek nice insana Evlilik fotoğraflarının yırtılarak kırılan çerçevelerin sokağa atılan tahtalarıyla çakılıyor çocuk tabutları Hiçbir genç kız taşımıyor kolyesinde sevgilisinin fotoğrafını ama ölüm sayfaları oyulmuş bir aşk romanının içine gizliyor tabancasını... Sunay Akın |
Güneştir düşen turuncusunda menekşeler sunarım Gece artık hiç dönülmeyecek yerlerdeki o sevgiliye Çocuklara kekik toplıyan o sevgiliye Bir kekik uzatan çocuk anne deyince Deniz dibinden çatı çeken Çocuk üstüne arkadaş üstüne Güneştir düşen yeşilinde bir yüz döner Değişmiyen o gençliğiyle sevgili Ölümden sonraki kurtulma gibi Döner döner de gelir karşıma Deniz dibinden cıkan ahtapot ölüleri Eski utanmaları çeker su yüzüne Güneştir kırmızı ve ben en çömezi bir rengin Altın hatıralar hükümetinin Bitmeyen sultanı o sevgiliye adanmış Soy utanc soy anış soy sevgi Gel artmaz azalmaz ey sevgi SEZAİ KARAKOÇ |
Bazı sözler karanlıkta söylenir bazı sözler hiçbir zaman karşı karşıya kaldığımız armalardır yüzümüzü parça parça aydınlatırken uzaktaki ateş yalnızca onlardır konuşan ve hatırlayan simgelerde çökelir mağmalaşır tarih armalanmış rüya ölü dil bazı anlar için çözer kendini sökülür taşınır çerçeve başka deneyimlere yüzümüze değen alev kadar içimizdeki çakım belirler bizi ve kendi karanlığına döner simgelerin dilsizliğinde karşı karşıya dururken biz armalardır her şeyi kararlaştıran bazı sözler karanlıkta söylenir bazı sözler hiçbir zaman Murathan Mungan |
Öyle derinden geliyor ki hüznün kara bulutları... sessizce... baharlara da yağmur yağarmış. Aşık olan da ağlarmış meğer... Tam güneşim doğdu, içimde gömülü mutluluk tohumları çiçek açtı derken.. sen sakin bahar yağmurunu beklerken, fırtınalar kopabiliyormuş meğer. Meğer en neşeli anında, sen baharın kumruları olup hüznün kanatlarını kırmayı umarken, bilmediğin atmacalar kalbini bir lokmada yutabiliyormuş... sevip coşması gereken, coştukça seven aşık, baharında kopan fırtınalarla ağlayabiliyormuş meğer... ZUHAL AKSULU |
Şemsiye yapımcıları ıslanmaktan tek kişiyi koruyacak genişlikte kesince kumaşları yağmur değil yalnızlıktır yağan Daha da hüzünlendirir her gece kentin sokaklarını bekçinin nefesiyle düdüğün içinde dönen nohut taneciğinin yalnızlığı Ne çok sevinirim bilseniz bir yılan mezarıma girerde göğüs kafesimin kemikleri içinde kış uykusuna yatarsa Sunay Akın |
Bir saniye Daha düşün Lütfen Benden ayrılmak İstiyorsan Eğer Sonsuza Dek O Bir Saniye Bile Sonsuzluk Gibi Olacak Senin için Anılarımıza Dek Sonsuza Dek Ama O Bir saniye İkimizi de Etkileyecek Sonsuza Dek Bir saniye Benden Ayrılmak İstemiyorsan Sonsuza Dek O Bir saniye İkimize de Yeter IŞIK GERMAN ERSOY |
Gece denize yanaştım O, sulardan geliyordu Duydum, ne iyi dedim... Baktım, O, bir gemide geçiyordu Bağırdım; Gel'siz, Gitme'siz. Döndüm çakıllara sordum; Siz kimdensiniz Dediler durandan, Bizi yakın edenden. Denizi sorguya çektim... Dedim; Görüyor musun yaşadığımı Yetinemedim. Tuttum yakaladım kendimi Getirdim gözlerinize serdim Durdum, size soruyorum; Yaşadığımı görüyor musunuz? ! Yaşadığımı görüyor musunuz? ? Özdemir Asaf |
Allah çiçekleri yaratırken Seni de onlarla beraber yaratmış Papatyadan nazlı Zambaktan guzel Manolyadan ahenkli Gülden daha güzel kokun var Güzelligin gözlerimi kamaştırıyor. Ölene kadar Yok olana kadar Seninle olsam, Bu herhalde büyük bir çoşku olurdu, Daha çok senle olamadıgım için. Çok kızıyorum kendime ah can Senin tarafından sevilmek Bir insanı hayatı boyunca Mutlu edebilecek kadar güzel Seni anlatmak için misralar yetmiyor. Düşünüyorum bir aralık gecesi Bunu yazarken, Acaba diyorum. Senin güzelligini nasıl anlatsam Seni hep yazmak istedim ama Bu hep tuhaf gelmisti bana. Ama şimdi işte Senin için şiir yazmak geldi içimden. İçimde bir umut var işte. Bu şiirimi belki bir gün okursun diye. Kim bilir belki,de yanına bir beyaz bir gül koyarsın... Koymasanda olur okuman bile yeterli can Senin gülümsemen için canımı bile veririm inan, İnsana her seyi unutturuyorsun can ah can, Sadece seni seyredip gözlerine bakmak bile yeter. Seni ne kadar sevdigimi anlatamadım anlatamıyorum.. Sen Anlatılamazsın anlatılmazsın, Sen başkasın Sen hiç bir yerde açmayan nadide çiçeksin Sen benim gözümün nurusun canımsın Kısacası ben sensiz, senle yaşıyorum Sen benim dünyamsın can can can… YAŞAR GÜRLEK |
Yüze vuran parlak soğuk Göğe baktırırda başımı Esimiyle dağıttığı Gözümün neminden Aydınlatır gecenin karasını Çoğalan yıldızlar Koca derinlikte aynı anda dururda Sığdığımızı mı haber verir Yükselen şu hilalle Akıl almaya hazırlanan Düşüncelerimden sıyrılıp Ağarmayı bekleyen seher Saklama kendimden doğacak olanı Eskileri silip göğün nemini alan Aydınlatan esinti At hadi adımlarımı Durmakla mı olacak benim batışım Bir anda baş sokup ta göz açtıran Bana sığmayı öğreten Ellerim varken dokunduğum bu yokluğa Yıldız saçıp da ay gösteren Anda tutuğunu bilirimde Düşecek bir yer bile yok bu oluşta Dururda ancak bunca sonsuzluk Tek bir benle bir anda ERAY BAŞTÜRK |
Açılır kapılar Alır seni korum damla damla suyuma, ekmeğime, aşıma, kaygıma, sevincime, acıma, umuduma, sabrıma, gücüme Alır seni bölerim parça parça, dağıtırım topraklara, denizlere, geceye, Açılır her sabah kapılar gözlerinde, girerim ışıltılı, yemyeşil bir bahçeye A.Kadir |
Halil CINDIK ŞİMAL’DEKİ İZLEKTEN TUTTUĞUM İPEK YOLU 1974 – 2006 İPEK YOLU Tüyleri Dora çalan, safkan bir at’a binip Çin’den başlayıp gelen, İpek yoluna salsam Keyhüsrev sultan’ımın, kervansarayı deyip Obruk han’da kalarak, geceyi sabahlasam… At’ımı “Obruk han’ın” tavlasına bağlayıp Düşlerimi toplayıp, öyle girsem içeri İçini dökse bana, geçmişine ağlayıp On üçüncü yüzyılı, getirebilsem geri… Bir mektup verip bana, gönderse gardaşına Okurken alnındaki, dört satır kitabeyi Alanya’ya inerek versem “Şarapsa han’a” Saygı ile “ Sultan’a ” anlatsam Hikâyeyi… Batıya uzanırken, kuzeyinden kapısı Çok Uluslar eğilmiş, selam vermiş önünde… Beyaz tenine sinmiş, asırların kokusu Yedi yüz yetmiş yıllık, izler var bedeninde… Cinci han’da; alınlık, revaktaki güzellik Alır-götürür beni Safranbolu evine Osmanlı mimarisi, ezel’lik ve özellik Horasan harcı sermiş, çimentonun yerine… Güncel ipekçiliğin merkezi durumunda Gençliğimin göz zevki, Bursa’nın Koza han’ı Taş figürler kabartma, özgün “Taç kapısında” Doksan beş odasıyla, İpek işli her yanı… İncir han, Susuz han’la, Deve ve Çandak hanmış Onurlu bir kültürle, Tarihi; ağırlamış Posta hizmeti görmüş, ulaşımı sağlamış “İPEKYOLU” dünyayı, bir-birine bağlamış… Halil CINDIK Yayın: Mayıs 2000 Görele Lisesi Dergisi / 25.sayı KİTABIM Bu benim ilk kitabım tıpkı ilk çocuk gibi Denizimde yıkandı gözleri boncuk gibi Heyecan verir bana ölümsüz diri gibi Dünyamı değiştiren görünmez biri gibi… Karanlığıma sızan, tünelde ışık gibi Her nesneyi sevdirir divane âşık gibi Gönlümü hoş ediyor bir sevgili eş gibi Doğar sabahlarıma, ışıtır güneş gibi… Bahçemde tomur-tomur açıyor bir gül gibi Gönül yalnızlığıma şakıyan bülbül gibi Damla-damla heceler çoğalırken göl gibi Geçmişim gelecekte yeşerecek çöl gibi… Halil Cındık TÜRK’ÜM Türkmen coğrafyasında, cirit atıp, oynamak Kır at’ı suladığım, işte, oba ve oymak Irk’ım Alp’lerden gelir, Türk’üm, Türklüktür soyum Yaşım Babil’den eski, Tuna’yı aşar boyum… Susuzluk, göçtür bende, Orta Asya’dan kopan Dedemin torunuyum, Anadolu’ya tapan İçimde pınarlar var, Ağrı üstünde Kar’ım Yaşarken umutlarla, Kafkaslara akarım… Çeçen, Tatar, Azeri, hepsi benim soydaşım, Yetişmez miyim hemen, ağrırsa bir gün başın. Kavuşmak hayalimdir, Özbek’in nefesine Özbekistan’ da yatan, Timur’un türbesine… İsmim Türklüğe adak, Kayı boyu Osman’ım Üç kıta’da sevdam var, Ural’a varır anı’m Türk’üm yetmiş dededen, Plevne’de nişanım Sırtım değil; alnımdan, vurulup aksın kanım… Halil CINDIK İstanbul: 13 Şubat 2006 KARA ile DENİZ Şu güzelim metropol, sorgular kimliğimi Sis dağının denizle, buluştuğu yerdenim Alırken kültürünü, bozmadım benliğimi Çaylıklarla, fındığın, oluştuğu yerdenim… Yamacında saklanır, koyun – keçi sürüsü Savak, su değirmeni, üstünde dal köprüsü Patika yollarında, renkli bitki örtüsü Yeşilin her tonuna, alıştığı yerdenim… Yalı-yalı kurulmuş, yerli malı pazarı Boyalı kayıkların, mavi renkten nazarı Çok göç vermiş insanı, okumuşu, yazarı İskeleden denize, bakıştığı yerdenim… Ayaz vurmuş dereler, kurbağa gürültüsü Engebeli vadiler, suların şarıltısı Çaparlara boyadır, yakamoz parıltısı Martıların hamsiyle, söyleştiği yerdenim… Teneke çatılarda, saçaklı hartama’nın Doruğuna kurulmuş, özgür “Doran-Baca’nın” Horon kurup oynayan gelin – kız ve bacı’nın Keşan’ la-peştamalla, sarış tığı yerdenim… Nice şehirler görüp, benzetip hayal kurdum Resimlerle avunup, sana bakıp dik durdum Uzadıkça hasretim, yaşlanarak yoruldum Mavi ile yeşilin, konuştuğu yerdenim… Azgın ve hırçın olur denizinin dalgası İnadına mavidir sularının boyası Balıkçıya öyküdür, derinliği sahası KARA ile DENİZin, barıştığıyerdenim… Halil Cındık Yayın: Size Dergisi Haziran 2006 sayısı. İstanbul:30 Aralık 1997 Yeğenim Dilek Cındık’ a PERA-PALAS’TA AKŞAM Bin sekiz yüz doksan iki, yapılmış Pera-Palas Merdiven sorununa, bir çıkış yolu, halas Bularak İtalyan’lar, ilk kabinle anıldı Türkiye’de ilk defa asansör kullanıldı… Dünyanın liderleri, kopup geçmiş buradan Yirmi Lions Kulübü, üye olmuş aradan Doksan yedi yılında yolum uğrar Palas’a Girişte mumlar yanmış, Ecnebi düşmüş yas’a Zemin katın ilk sağı, bar’a açılıyordu Sol yanda kafeterya, müzikler çalıyordu Tanıttı bu oteli çok güzel bir tercüman Rotary kulüpleri, yaparmış düğün nişan Video-kasetinde görüntüler anıttı Faroe adaları, Havai’yi tanıttı Yerleşik toplumların, kültürü deniyordu Rezervasyon sunarak, birifink veriyordu Pera-Palas İstanbul, bir asrı devirmişler Otelin üst katında, Ata’ya yer vermişler Albenili tercüman gezdirirken oteli Dedi: İşte burası; “ Ata’nın konuk evi “ Sol vitrinde duruyor, gömleği elbisesi Kadeh motifleriyle, zengin Mısır halısı Ünlü toplantıların, merkezi bir kat altı Pera-Palas’ın yaşı, tam-tamına yüz altı Agatha Christie, ünlü yazar bir devi Ağırlamış ülkemde, yabancıların evi Dünyaca ünlülerle, batılı starlara PERA-PALAS çok yaşa, nice mutlu yıllara… Halil Cındık YAYLADA MASTIR Yaylalarda hudutsuz özgürlük buldum Bedenim hafif, kıpır-kıpır gönlüm. Uçacak sanki Gölgelerin taştığı, tozlu yollarda Yamaçlarda, tepelerde, obalarda Topuk otları kucakladılar çıplak ayaklarımı Evelekler paylaştılar, çilingirden soframı Toprakla söyleştim, oynadım ateşle Koyunlara tuz verdim, sürüler sürdüm rüzgârla güneşle Kırların sevincini paylaşan kelebekler Her yaz’ın bizlere, müjdeler getirdiler… Mengen’in Aşçıları kadar ünlü arılar En dolgun hasadı, yaylalardan çiçeklerden alırlar… Dağ keçileri, ayı izleri, hele-hele ceylanlar sürü-sürü… Sanki yüce dağların, dağlardaki mühür’ü… Dilek tutup taşıyan, ışıklı böcekleri Yaşlıca rüzgârların yazılar yazdığı Yontuk nişli taşları Katmer- katmer kaya’ların, Tarihi alfabede hisli okunuşları Bayrak taşlarına inen şahinler, Yalçınlardan havalanan doğanlar Dağları uyaran bir martin sesi Hepsi; ama hepsi, özgürlüğün simgesi… Gök kubbe altında biz Kocaman bir aileyiz… Heybetli tepelerden sessiz aşan gün Güneş kovalarken dağın eteklerini Birden üstümüzde hissettim Papatyaların kirpiklerini Selam verdim eğildim, kır çiçeklerine, otlara Elimi uzatırken, kuşburnu fidanlarına, En güzel kokuları koklattılar burnuma… Ne de saygılı otlar, hepsi, birbirleriyle dostlar Nasılda iyi geçinmişler, yıllar asırlar… Bir sinyal aldım, deli rüzgârdan Kötülük düşünmezdi güzelliklere… Bir türkü dinledim, uyuyan deniz gibi yüce dağlardan Kardelenlere bile, kulaklarını sildirdi Karların arasından… Üstümüzde kocaman, Nazar gözlü Gök Kubbe, sanki mavi bir deniz Altında, Her zaman her yerde mutluluk isteriz Diyen; coşkusu sel olmuş, haykıran bir tabiat. Ne de mutlu kır sakinleri… Öbek-öbek papatyalar, küpe çiçekleri Türlü beyaz, türlü sarı Misafir olmuş üstünde arı Açar domurlar, kokar gülleri Saçlarımızda sanki dostun elleri Konuştular gizli, konuştular içten Beden dilleri… Yer yok yaylalarımda Bungunluğa küsküne Kekik kokar çayımda Onca güzellikler üstüne Çiçekleri koklarken, çalılardan ev yaptım Işık böcekleri evimi aydınlattılar Geceye ışık tutup, karanlığı yırttılar Hep müjdeler taşıdı, kuşlarla kelebekler Orman gülleri gülümseyip, fısıldadılar Gönlüme göz kırptılar Açıldı dudaklar, açıldı domurlar Etrafımı sardı güller- goncalar Hepsi de beni; eski tanırlar Gözlemlerim; dokusunu bilirim. Bu bitkilerin, gür çimenlerin Onların da anlatacak hayatları var. Heybetli tepelerin omzuna yaslanırken sıralı dağlar Kâh, kahkahayla güler, Kâh içten ağlarlar… Ömrün uç noktası, hududu belli Aynı mesafe, aynı seviye Ne fark eder, yüksek alçak, yakın, ırak Boş ver, be arkadaş! Kendini yeşil, özgür vadiye, Boylu-boyunca salıver-bırak. Boz bıldırcın, ağaç kakan obalarda tepelerde Sular akar serin-serin, yayvan yeşil vadilerde… Anıların dağ gibi olduğu yerler Yeşilden oluşmuş bütün güzellikler Yaşları böğürlerine, tabelayla çakılmış Asırlık ağaçların, Tevellüdü yazılmış, çıkarılmış şeması, Zifiri kalpleri bile, çekerken dünyası Aralarında hep, ama hep; gönül teması… Dünya kadar yaşlı, İnsan kadar kültürlüler On-binlerce lisan bilir bu dağların töresi Her gelenle ayrı dille konuşur. Yarışır domurlar, açarken güller, kır çiçekleri, Herkese içten, başka yaklaşır. Çok şey söyler anlayana, Beden dilleri… Ses perdesi yaylalarımda, özgür mü? Özgür Sular hudutsuz, adeta cazgır… Yeşillik harmanından, onca güzelliklere Avazın çıktığınca, geçmişe haykır… İletişim çok sıcak ve de karışık Kötülüğün yok ki; yansımaları… Bitkiler gibi olup barışık Bırak iç dünyada ki! Fırtınaları… Kurdukça doğayla sağlam bir dostluk Yıkarsın dağ gibi büyük zorları… Yazabilseydik yayla kültürünü, Dağlara aslımızı-astarımızı, Yeşil çimenler de, tozlu yollarda YAPABİLSEYDİK MASTIR’IMIZI… Halil CINDIK Yayın: Yeni Size, Edebiyat Dergisi Temmuz 2005 Sayısı |
Adsız Bir Çiçek Rengini dünyaya ilk defa sunan Adsız bir çicek gibi parlıyorsa gözlerim Sevgilim Bana "sen bir şairsin" dediğin zaman. Yalnız sana yazıyorum bu şiiri İstersen bir şiir gibi okuma Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu Soğukllar başlayıncı havalanıp Millerce yol katettikten sonra Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle. Ve yazmış olacağım bir de Her dönemde her çağda Sevdanın kendine özgü diliyle. Edip Cansever |
O masaldaki güvercinler mi Böyle hür dolaşan bu göklerde, Yıkanırlar maviliklerde; Bir kral kızı kimi, Kimi şehzade sevgilisi, Hatıralar gibi uçtular kanat, kanat... Bir halk türküsünde kaybederim kendimi Bir masal dünyasında yaşar, Bir halk türküsünde bulurum seni.
|
İki Yaprak Gibiyiz Yine bir gece basladi, sensiz bir gece daha iste. Disarisi karanlik, sadece bir lamba isigi var, tipki benim karanlik gonlumde senin icin yanan isigim gibi. Gokyuzune baktigimda hic bir yildiz yok, sedece bir dolunay. Goruyormusun yildizlarda biraktilar beni basbasa derim yaramla, tipki senin gibi, halbuki onlari cok seviyordum. Camin onunde olan agactan iki yaprak dustu, ruzgar onlari savurup goturdu. O an gozlerimden yaslar indi. Bir aralar bizde o ruzgarla savrulup gidiyorduk, beraberdik el ele. Ama oyle bir firtina esti ki, elimi biraktin. Sen bir yana ben bir yana savrulduk ve ayrildik, sonunda..... Tipki o iki yaprak gibi! seray demirkaya Ben Sustum Uzaktaki Yar! Bak ben sustum,sustum be belalim sustum Dudaklarimin arasinda ki sarki, Saclarimi oksayip giden rüzgar, Yüregimin kaniyla yazdigim siirler, Akan deryalar,nehirler sustu Sustu be uzaktaki yar sustu Hep konustumda ne oldu ki; Bitkin,kirgin,perisan yasadim Kanimla yazdim yüregime nakisladim öyle cok sevdim ki seni Sevdim de ne oldu ki; Kara sapli bicak sirtimda yasadim Sabahlara kadar inleyip, Günesi göz yasimla selamladim Hayallerime yazdim,düslerimde topladim Yüregime koydum seni, Yüregimin en derin yerine Koydumda ne oldu ki; Ben sustum sen söyle uzaktaki yar Söylesene gönül yaram ben zaten hep susmadim mi Bu dört duvar arasina hapsedilip, Susmaya makkum edilmedim mi Kizim diye sevmek hakkim degil mi Seni hayal edip seni sensiz yasamadim mi Duvardaki resmine bakip bu gözler , Kahir dolusu aglamadi mi Ben sustum yigidim sen söyle ben sustum Söylesene hasretim sana deyilmiy di; Bu yalvarislar,bu yakarislar Canim gibi sevmedim mi seni, sevipte canima katmadim mi Söyle be uzaktaki yar ; Ismini dudaklarima hece yapmadim mi ALLAH´imdan sonra ,sana tapmadim mi Seni mavi bulutlara yazip , Düslerimde toplamadim mi. Sana olan sevdami söyle ; Yildizlara haykirmadim mi Ben haykirdikca,yildizlarim bir bir kaymadi mi Söyle düsmedimi yildizlarim düsüp kaybolmadi mi Gök yüzü birden kararip , Simsekler cakip , kasirgalar kopmadi mi Cehennem gibi yanan yüregimin üstüne, Yagmurlar yagmadi mi, Yagmurlarin yüregimi söndürmedigine sahit olmadin mi Hep sana yanmadimi yüregim söyle yanmadi mi Ben sustum be adamim ben sustum sen söyle ; Ben zaten hapsedilip susmaya makkum edilmedim mi Kirli bir gömlek gibi cikarilip atilmadim mi Sabahi olmayan yorgun gecelerle hayalinle girmedim mi Hep ayni iskenceyle sabahlari beklemedim mi Söylesene birtanem sevdanla yüregimi daglamadim mi Ayaz geceleri sensiz titreyerek bitirmedim mi Söyle yarim ben sustum , ben zaten hep susmadim mi Nemli kirpiklerimde sensiz geceleri öldürmedim mi Yüregim sizlarken , yarali gönlüme kirilmadim mi Yüregime hep ayni aci , hep ayni iskence dolmadi mi taptimda sana ne oldu ki ; Hep yikilip kahir dolusu agladim Ayaz geceleri ugrunda titreyerek yasadim Diz cöküp önünde avuc acip yalvardim Yalvardimda sana ne oldu ki ; Kalbinin dilencisi , yüreginin kölesi oldum be belalim Ah!!! Ah!!! yüregim kaniyor , gözlerim agliyor Tükendim be yigidim tükendim Yoruldum , halim kalmadi , yikildim oldugum yere Yikildim be delikanlim yikildim , Ben sustum be adamim ben sustum Yemin ederim ki sustum Gönlümden her seyi alip giden kasirga sustu Hep söylemek istedigim o sarki var ya ; Dudaklarimin arasindaki o sarki sustu Penceremin camina vuran yagmur damlalari sustu Yüregim sustu konusan dilim sustu Ben sustum uzaktaki yar sen söyle Ben sustum , sustum , sustum , sustum , SUSTUM SUELNUR |
Ilık bir süzülüşle Geri dön hayat, Bırakma yeryüzü salına tünemiş pek kara kuşlar Örtsün bakışımı, Görmek acısı sürsün pencere tutsağının Düşsün hayatı suya... Nilgün Marmara. |
| Saat: 07:56 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık