MsXLabs
Sayfa 6 / 161

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

arwen 13 Aralık 2006 00:51

Karar verdim artık seni unutmaya...
Daha fazla yapacak hiçbir şeyim,
Atacak hiçbir adımım,
Ve söylenecek hiçbir sözüm kalmadı...
Aşk uğruna söylenebilecek ne varsa söyledim,
Ne kadar cümle varsa yeryüzünde aşkı ifade edebilmek için kullanılan; Hepsini yazdım...
Elimden geleni ve hatta daha fazlasını yaptım seni kazanabilmek için;
Ama başaramadım...
Daha nereye kadar gider böyle?
Sen beni umursamaksızın kendi yolunda ilerlerken,
Ben nereye kadar daha bu işkenceyi çektirmeye devam edebilirim kendime?
Artık buna dayanacak gücüm kalmadı...
Senin başka kollarda zevki tattığını,
Benim yerime seni aslında hiç haketmeyen kolların sarıp okşadığını bilmeye, Ve bunun için deli gibi üzülmeye daha fazla tahammülüm kalmadı...
Benim olmayan,
Ve hiçbir zaman da olmayacak olan bir insanı özlemeye,
kıskanmaya, sevmeye,
Ve beklemeye daha fazla gücüm kalmadı...
Seni sevdiğim her gün kendi hayatımdan çalıyorum,
Senin günün gün ederek yaşadığın her gün ben biraz daha ölüyorum;
Artık yeter, bitmeli...
Evet, ben seni sevdim ama sen beni sevemedin...
Öyleyse bunu daha fazla zorlamanın,
Bile bile üstüne gidip her seferinde bir kez daha kırılmanın hiçbir anlamı yok...
Çoğu zaman senin farkına bile varmadığın ya da bilmediğin,
Görmediğin kırgınlıklarımı ve acılarımı içimde yaşarken ben
Bunların hiçbir getirisi olmuyor hiçkimseye...
Yıprandım artık..
Bu aşk umduğundan da çok yıprattı ve yordu beni...
Ve öyle çok kırdı ki kalbimi defalarca;
Bir kez daha eskisi gibi olmam mümkün değil..
Sen bana dönsen bile,
Herşeye yeniden başlasak bile kırgınlıklarımı ve acılarımı unutmam artık mümkün değil...
Biliyorum çok uzun zaman önce yapmalıydım bunu!
Bu olgunluğu bana 'bitsin' dediğin o ilk gün kendimde bulabilmeyi başarmalıydım,
Ama yapamadım işte...
Aylar geçti üzerinden,
Ve ben ne kadar istesem de bir türlü senden kopmayı başaramadım;
Ama artık yeter!
Sen kendi yolunu çoktan çizmişsin,
İçinde beni ve bana ait olan hiçbir şeyi barındırmayan bir hayat seçmişsin kendine yaşamak için...
Öyleyse neden ben bu bana acı veren kararın gölgesinde
Kendi hayatımdan vazgeçen taraf olmaya devam edeyim daha fazla?
Ben mutlu olmayı, sevilmeyi haketmiyor muyum?
Kötü bir insan mıyım ben?
Hakkım yok mu benim de güzel günler görmeye?
Bir gece olsun yatağa huzur içinde girip,
Hiç ağlamadan uyumaya hakkım yok mu?
Sana duyduğum bu hastalıklı sevgi beni her geçen gün biraz daha öldürüyor....
Artık daha fazla yazık etmek istemiyorum kendime ve gençliğime...
Artık koparabilmek istiyorum kendimi senden,
Alabilmek istiyorum hayatımın iplerini elinden..
Ve bundan sonra yalnız yürümek istiyorum kendi yolumda;
Başka hiçkimseyi ve hiçbirşeyi düşünmeden, umursamadan, istemeden... Kendi hayatımın efendisi olabilmek istiyorum yeniden!
Ve tek bir Tanrı'ya inanmaya devam etmek...
Evet, seni sevdim!
Ve bu sevgi için herşeyimi verdim,
Elimden gelebilecek her türlü fedakarlığı yaptım bu sevgi için,
Herşeyi göze aldım,
Hiçkimsenin hiçkimse için bulunmayacağı kadar özveride bulundum,
Anlayış gösterdim, sabrettim, ve bekledim...
Artık bitti...
Bu sevgi içimden söküp çıkarabileceğim kadar basit bir şey değil...
Ama ben vazgeçtim artık seni beklemekten ve istemekten...
Sevgimi kendi içimde yaşayacağım artık;
Seni ve sana dair hiçbir şeyi istemeden, beklemeden,
Özlemeden ve umut etmeden...
Bize dair kurduğum bütün hayallerimi söküp attım içimden,
Ve şimdi bir ben kaldım ortada;
Ellerimin arasında bana bomboş ve anlamsız görünen hayatımla birlikte... Şimdilik ne yapacağımı, nereye gideceğimi, nasıl yaşayacağımı bilmiyorum Ve derin bir boşluğun tam ortasındayım ama alışacağım,
Çünkü bundan daha kötüsü olamaz biliyorum...
Ne olursa olsun bundan sonra daha iyi olacağım biliyorum...
Dilerim ki senin de yolun açık olsun bundan sonraki hayatında...
Ve yeniden böyle bir aşkla sevilebilmeni dilerim;
Ama bu kez senin de sevebileceğin biri tarafından...
Mutlu ol, mutlu kal...



ŞAZİYE ÖZTİNEN


Misafir 13 Aralık 2006 01:00

Arwen, Biraz Kısaymış Daha Uzunu Yokmuydu. : )
**************
*********
*****

Gözüne mil çekersen
Görünür gerçek dünya
Aynalarda sen, hep sen
Dost, sevgili, hep riya..!

Kaç, kurtul kelimeden
Ağlamdan,gülmeden !
Hani ya sen ölmeden,
Ölecektin, hani ya....?.

Necip Fazıl Kısakürek


arwen 13 Aralık 2006 01:05

Gözlerine baktığım günü hatırlamadın mı?
Hatırlamadın mı hastalandığında diz ucunda ağladığı mı?
Hiç hatırına gelmedi mi seni öpüşlerim?
Sen nasıl sevdin ki beni böyle üzdün..

Yağmurlarda senin için ıslandığımı unuttun mu?
Yoksa beş parasızken sana kalbimi söküp verdiğimi de mi unuttun?
Sen her yıldönümünde hediye beklerken,
Sana kendimi hediye ettiğimi de mi unuttun….

Kasım on ikisiydi yıllardan ikisi…
Bugün aralık on iki yıllardan altı…
Sanki telefonu değil ruhu kapattındı,
Sanki beni sevmeyi unuttundu!

Nasıl sevdin!
Gözlerim sensizliğe çökmüşken…
Nasıl sevdin!
Beni böyle üzerken…

Ayın on ikisi!
Yüreğim on iki parça!
Sanki unutmuşsun beni,
Soruyorum kendime nasıl sevdin beni!

Bir telefon çaldırdım hasretime,
Bir telefon çaldırdın hasretine!
Belki bir çocuk sesi, belki bir melek!
Söyle nasıl sevdin beni?

Yağmurun tükenişinde üşümüştüm,
Açtım, susuzdum, sensizdim,
Güneşin kısıklığına, senin bakışlarına aldanmıştım,
Seni ısıttığım anıda mı unuttun…

Siyah saçların gibi kara sevdamı,
Yoksa sana gece bakışlarımı da mı unuttun!
Ben sana düşmüşken mavi,
Sen bana küsmüşken mavi…

Söylesene bu serzenişinin nedeni ne?
Bir çocuk mu, bir melek mi?
365 günde binlerce dakika derdin,
Söyle şimdi sen beni nasıl sevdin…



ÖMER KÜÇÜKKAYA


Misafir 13 Aralık 2006 01:21

Dinlensin diyedir gözlerimiz
Bu önümüzde açılıp giden manzara;
Bu dünya, yoruldu mu kuşlar konsun diyedir,
Ve tanrılar boşluktan bıkınca.

Ellerimize malum olur nedense
Suların rengi balıklarıyla, çiçekleriyle,
Düşünmenin huzuru ayan olur;
Soğuğun sessizliği hakeza.

Yuvarlanan yıldızlar içinde saçlarımız,
Boylarımız büyür usul usul;
Duyulmasın diye gürültüler uykularda
Yağmurlar yağar geceleri.

Can Yücel


arwen 13 Aralık 2006 01:38

Teninin sıcaklığı özlemim olmasın,
Çıkmasın üzerimden bir an kokun.
Ancak, ayrı tut O'nu benden Yarab,
Cehennemdeyse bu kulun..



MEHMED KARA


Misafir 13 Aralık 2006 01:46

Kırılgan bir çocuğum ben
Yüreğim cam kırığı
Bütün duygulardan önce
Öğrendim ayrılığı
Saldırgan diyorlar bana
Oysa kırılganım ben
Gözyaşlarım mücevher
Saklıyorum herkesten
Ürküyorlar gözümdeki ateşten
Ürküyorlar dilimdeki zehirden
Ürküyorlar o dur durak bilmeyen
gözükara cesaretimden
Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum,
Bir yanı çılgın dağ doruğu.
Oysa böyle yapmasam ben
Nasıl korurum içimdeki çocuğu?
Bir yanım çılgın nar ağacı
Bir yanım buz sarayı

Murathan Mungan


arwen 13 Aralık 2006 01:57

Çıkageliyorsun
Elinde cennet kaçkını sarışın mumlar
Ruhun boğmacalı bir akşamüzeri
Tren rayları döşüyorsun gökkuşağına
Ayakların sürüklüyor geceyi
Üzerine kızamığını döküyor zaman
Yer mahmur

Alıp alıp odalara gizliyorsun ateşini
Odaların pervazlarına diziliyor şeyler
En kırılgan danslarını ediyor şamdanlar
Sabah yaratıkları şaşkın
Taze çiğ yiyecektiniz daha
Ellerin soğuk, kederli



SEMA DENİZ


Misafir 13 Aralık 2006 02:01

Yarin dudağından getirilmiş
Bir katre alevdir bu karanfil,
Ruhum acısından bunu bildi.

Düştükçe vurulmuş gibi, yer yer
Kızgın kokusundan kelebekler,
Gönlüm ona pervane kesildi.

Ahmet Haşim


arwen 13 Aralık 2006 02:09

Her renk göze bir çok anı bıraktım.
Her benliğe bir özellik kattım.
Bazen gülen dudaklarda güldüm açtım.
Bazende solan yanaklarda kurudum.
Gizlendim sandılar'ki zalimdim.
Bende sevdim,
Halbuki ben döktükleri gözyaşlarındaydım.
Anlaşılamadık........


Bağlandım,
Sevdalarına hep yalansızdım.
Bende inandım,
Sevginin özüdür iyi niyetliydim.
Bir kalp kırmadım keşkeleri duymadım.
Bilmedim beni sevdiğine pişman olanları.
Sadece sevdayı aradım ama aşık olamadım.
Sevda uçurumunda çok elleri tuttum.........


Sanki bir yılım kaçar,
Bir yılım onu kovalar gibi,
Çok çabuk geçti çağlarım.
Yüreğimi dağladım,
Zaten zaafımdı,
Zor geçti ayrılıklarım.
Sevdamı aşık olunası insanı bulmak için,
Yoksul döküldü gözyaşlarım.......


Hç bir şey yerini tutmuyor.
Sırılsıklam aşık olmak.
Sevdiğinin gözlerine doyasıya bakmak.
Dudaklarında kırmızı sevda olmak.
Sevdiğinle el ele vermek sımsıkı sarılmak.
Sonunda aşık oldum sen benim ömürlük sevdamsın......



YUSUF KEMAL ÇETİN


Misafir 13 Aralık 2006 02:13

Sakın bir söz söyleme...Yüzüme bakma sakın!
Sesini duyan olur,sana göz koyan olur.
Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın,
Anan bile okşarsa benim bağrım kan olur...

Dilerim Tanrı'dan ki,sana açık kucaklar
Bir daha kapanmadan kara toprakla dolsun,
Kan tükürsün adını candan anan dudaklar,
Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun!

Faruk Nafız Çamlıbel


arwen 13 Aralık 2006 02:23

Uzaklara gidiyorum,
Senden uzaklara.
Sana yakın olmak için,
Gidiyorum senden uzaklara.
Gidiyorum;
Senide alarak yanıma,
Senden uzaklara.
Sana kavuşmak için,
Gidiyorum uzaklara.
Gidiyorum;
Hasretinle yanmak için,
Özlemini yüreğime doldurup
Aşkıma katık yapmak için,
Gidiyorum,
Senden uzaklara.
Bunca yıl yanında,
Gurbeti yaşamışım.
Farkında olmadan,
Sana hasret kalmışım.
Bu hasretle gidiyorum,
Seni de alarak yanıma,
Dönüşü kolay olsun diye,
Gidiyorum senden,
Çok uzaklara...



ALİ KOÇ


Misafir 13 Aralık 2006 02:32

zaman zaman anlardın
aşk özetini
zamanın içinde aşk olmasaydı
böyle yanmazdın
böyle serzenmezdin
aşk özetinde seni
seni
bulmazdım....

Murathan Mungan


arwen 13 Aralık 2006 02:37

Her gece yatağa uzandığımda
Gözümde hayalin kulakta sesin
Gönlümde ismini her andığımda
Söyler misin bana kimsin sen, nesin?

Şiirlerde kaptım sevda duygunu
Sözcüklerle verdin bana sevgini
Aniden kayboldun duydum kaygını
Soruyorum sana şimdi nerdesin?

Duyguyla okunur yazılan şiir
Olursa ezgisi sevdaya dair
Güzelden meşk alır her âşık şair
Kime meşk verirsin şimdi kimlesin?

COŞARİ sözlere sarıldı yine
Her gece özlemle varıyor düne
Umutla baksa da yaşanan güne
Beni soranlara dostumdu dersin


İBRAHİM ÇOŞAR


Misafir 13 Aralık 2006 02:41

Aşklar mı diyordun,
anladım
Senin incindiğin,
benimse
Yollara düştüğümdür yeniden

Ahmet Telli


arwen 13 Aralık 2006 02:49

Ben seni şiirlerde tanıdım
okudum, okudum, okudum
yine okudum
Dizelerine sığınıp ağladım
Ben seni
şiirlerde sevdim
Şiirlerine sarılıp uyudum
ve seninle şiirlerinde seviştim
kah güldüm
kah düşündüm
ama hep duyguluydum
Ben seni ve aşkı
şiirlerinde yaşadım
Ben seni şiirlerinde sevdim



GÜLCE ŞEREN


Misafir 13 Aralık 2006 02:53

Ben sensiz olanlara seni aratıyorum,
Ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum,
Seni saklayacağım, seni yazıp-andıkça
Kendimi çoğaltıyor, seni kuşatıyorum.

Unutturmayacağım, seni yaşatacağım,
Kendimi çoğalttıkça, seni kuşatacağım,
Her zamanda, her yerde sen bende yasadıkça...
Sen evreninde sana seni aratacağım.

Özdemir Asaf


Mystic@L 13 Aralık 2006 14:48

Onların Yani Sizin Onların, yani sizin hayatınıza
Şarkılar girmiş, şarkısız edemiyorsunuz
Şarkılar, yani barış yani gökyüzü
Yani bazan burun buruna geldiğimiz köşebaşlarında

sonra usul usul, yavaş yavaş kaybettiğiniz
yani dost geldi geleceek, sevgili sevdi sevecek
Yani şamak adına güzel düştüğü olan
Şarkılar, Yani yanıldığınız...

Sizin, yani onların hayatlarına
allahlar girmiş, allahlardan kurtulamıyorlar
Allahlar, yani çarşıda pazarda, yani eevde
Yani arabalarına taş koydukları caddelerde
Bir dilim jandarma ekmeği kürekte, kürek denizde
Yani sızlayageldiği şey öbür taraflarının.
Yani gölgesinden ölümü görmüş gibi korkulan
allahlar, yani yine yanıldıkları...
Cemal Süreya


arwen 13 Aralık 2006 18:47

Gül…
Gül dolu mısraları yazamadım sana gül
Gülşen olur düşersen bir damlacık kana gül
Gidemedim yolumu kesti hissiyatım ah
Dayanır mı tel gövden bu haşin rüzgâra gül
Sancıyor gururumdan sızan fikirciklerim
Yakışır mı hicapsız bakmak yanağına gül
Beni geceden geçen bir yankı yakalıyor
Al harabeni al da götür dergâhına gül
Köklerinde eriyen yüreğime söz deme
Kalayım kapında da değdir yaprağına gül
Ah gül hasretsizliği eyleme bana kasvet
Bana devadır hasret dert devadır bana gül
Camlara insicamı düştü kıvılcımların
Seni gördüm har için düştüm hüsnü zan’a gül
Vehminde gizlendiğim mısralara bakmadım
Döküldüğüm heceyi serdiler hazana gül
“Tutuldu gönülcüğüm ufaldı adımlarım
Gül, kaybolan renklerde yiten bu ceylana gül”
Ah gül kendimde beni perdeleyen şey nedir
Bu âlem böylemidir söyleyiver cana gül
“Güller ile ovulmuş simanı görüverdim
Yangına düştü gönül bende heyecana gül”
Gül müptelası gönül gül gönlün müptelası
Ruhumdaki telaşı sığdır avucuna gül…


EMRE AYVAZ


Misafir 13 Aralık 2006 22:22

Uzanır fildişi turlarına
Perdeleri çekili odaların birinde
Sabırsız, gergin ve usta parmaklar
Ve çalınır kızlığı, dolendo.
Gecenizde ansızın duyduğunuz sestir bu.
Hep kendi dünyasında olacak biliyordu,
Üstelik ne kadar var görmedi.
Nasıl duyar? Duyar
Ve alınır yalnızlığı, dolendo
Gecenizde ansızın döktüğünüz yastır bu

Behçet Necatigil


arwen 13 Aralık 2006 22:35

Bu günde boşa geçti.
Ayak uyduramadım zamana.
Gerisinde kaldım günün,
Ve yaşananlar.

Günün kararması gibi,
Kararıyorum canımdan,
Can çekildikçe.
Vakit doldu galiba,
Meydan okumanın,
Son demlerindeyim.

Düşmenin var olduğu,
Ama sürünmenin,
Olmadığı bir dünya,
Hayal ediyorum.
HAYAL ediyorum,

Elde değil.
Hoşça kal dünya:
Yavaş, yavaş düşüyorum.

-----------------


Ben bir şairim,
Yok oluşumu yazıyorum.
Kayıtlara girsin diye.



TUĞRUL PEKEL


Misafir 13 Aralık 2006 22:45

Gözüne mil çekersen
Görünür gerçek dünya
Aynalarda sen, hep sen
Dost, sevgili, hep riya..!

Kaç, kurtul kelimeden
Ağlamdan,gülmeden !
Hani ya sen ölmeden,
Ölecektin, hani ya....?.

Necip Fazıl Kısakürek


arwen 13 Aralık 2006 23:02

YÜREĞİMİN DENİZİNDE BOĞULUYORUM
Dudaklarımın kıvrımındaki çizgi oynaşınca
Kan kırmızılığım dağılır yüreğime…
Sapsarı ve sımsıcak bir yaz günündeki gülüşünle
Güller eylersin gönlümün sahillerinde
Saclarımı okşadıkça kıvrımlarını ezberlediğin zaman
Mevsimi bana hediye ediyorsun
Buda yetmezmiş gibi Güneşide veriyorsun
Evet… Sevdiğim
Yerdeki yeşile selam verip
Gökteki martılarla sohbet edip bana uçuruyorsun
Kimselerin diyemediğiyle sesleniyorsun
Bir tül inceliğinde sarılırım düşlerine
Ellerimi yüreğine kilitleyen sevdiğim
Geceyi bana armağan ediyorsun
Bu da yetmezmiş gibi ay da veriyorsun
Evet… Sevdiğim
Bende mutluluktan sarhoş olup
Yüreğimin denizinde boğuluyorum





Zeynep. Aksu


Misafir 13 Aralık 2006 23:17

Dinlensin diyedir gözlerimiz
Bu önümüzde açılıp giden manzara;
Bu dünya, yoruldu mu kuşlar konsun diyedir,
Ve tanrılar boşluktan bıkınca.

Ellerimize malum olur nedense
Suların rengi balıklarıyla, çiçekleriyle,
Düşünmenin huzuru ayan olur;
Soğuğun sessizliği hakeza.

Yuvarlanan yıldızlar içinde saçlarımız,
Boylarımız büyür usul usul;
Duyulmasın diye gürültüler uykularda
Yağmurlar yağar geceleri.


Can Yücel


arwen 13 Aralık 2006 23:23

Ne resmin kaldı odamda
Ne bir mektubun,
Bomboş duvarlara
Bakamıyorum.
Sensizlik canıma
Tak etti artık,
Dipsiz bir uçurum sanki
Çıkamıyorum.
Sende buldum herşeyi
Ruhunda bedeninde
Bir an görmeyince
Yapamıyorum.
Ömrümce böylesine
İnan sevmedim,
Bu aşkı kalbimden
Atamıyorum.



KEMAL MÜFTÜOĞLU


Misafir 13 Aralık 2006 23:38

Kalbim yine üzgün, seni andımda derinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Yorgun ve kırılmış gibi en ince yerinden
Geçtim yine dün eski hazan behçelerinden

Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş
Gördümki yazın bastığımız otları solmuş
Son demde bu mevsim gibi benzimde kül olmuş
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden

Yahya Kemal Beyatlı


Misafir 13 Aralık 2006 23:56

Görüldüğü Yerde Vurulur Düşler

Masallarını hatırlıyor musun anne?
Hani her seferinde değiştirdiğin
ve her seferinde inandığım
Çocukluğumun saflığını kuşanan uykularımın
arasında uyandığım...

Şimdi hepsi uzak bir ezan sesi
Yoksunluğunu duyumsadığım bir anne eli
Ağlayan bir çocuk ve kırık oyuncağı
Bilmiyordum oysa bilinirmiş
Düşlerin görüldüğü yerde vurulacağı


Masallarını özlüyorum anne
“bir küçücük arslanı”
“kibritçi kızı”
tutunacak hayalleri özlüyorum
kaybeden "kahramanları"
çünkü; mitolojinin tarihi kanıyor anne
tanrıları iğdiş ediliyor gerçeklerin kör keskinliğiyle
Atlas’a gecekondu yapmışlar
Eros intihar etmiş kendi okuyla
Afrodit’e de bir silikon takmışlar ki sorma
Hiç sorma anne
Arslanı vurmuşlar safaride
Kibritçi kız çakmak satıyor arka sokaklarda
bir de bedenini
Masalların soykırımlarında
herkes masal gibi yaşıyor gerçeklerini


Dönüyor...
Herkes ve herşey...
Değer yitirmenin kolaylığı, inancın seyrekliğindendir
Gerçeklerin sığlığı daha güvenli
masalların bilinç derinliğinden
Vasati kırk çöp gibi yaşamak
yok eder farkındalığın tedirginliğini
Tek başına kalmak telaşı
çekici kılar yanlışlar kalabalığını
Ve döner herkes kendinden
An gelir cayar herkes
Masallarından ve hayallerinden



Ben de dönüyorum anne
Tarihimi baskı altında tutmak
tutunmak için yazıyorum
Uykumu ve çocukluğumu ve sesini taşıyorum gövdemde
Kendi masallarım kolumun altında
sonlarını ezberlediğim
Yaşam; sayfası kıvrık bir masal
okumaktan çoktandır vazgeçtiğim....


Ağır yaralı dönüyorum anne
Yanımda hüviyetsiz masal kahramanları
Söylencelerden ve ağır söylevlerden
bir ikindi vakti kapındayım
Bir masal almak için ellerinden


Masalların sonu kesindir
Gerçeklerin muamma
Anne anla!
Tasvirsiz hayallerden
kalbi kırık heykellerden
ve tarihten dinleyerek öğrendim gerçeklerin masallığını
öğrendikçe uzlaşmaz oldum
anlaşılmaz
düzenbaz
ve yalnız
hiçbir anne çocuğuna beni anlatmadı
oysa yaşamım bir masal oldu
bilmiyorsun kibritçi kızla evlendim
bir arslanımız bile oldu...


Bir sana söylüyorum anne!
İtirafım tek sana
Yoruldum meydan okumalardan
Bıkkınım düellolardan
Takvimlerin yanılgısı
Mevsimlerin tutarsızlığı arasına sıkışmış bir çocuk gibiyim
Yüzünü cama dayamış sokaktaki oyuna imrenen çocuğum
Yorumsuzum
Yüzümü dayamışım yaşama ve tarih atlaslarına
Anne anla!!
Yerimi bulamıyorum yaşamın haritalarında....

Yazan : Zeki Kumova


arwen 14 Aralık 2006 00:05

gece ve ben
iki eski dost

ben sensiz
o sessiz
geçinip gidiyoruz işte!

o bana seni veriyor rüyalarımda
ben ona renk katıyorum anılarımla
gece sabahı
ben seni
gece aydınlığı
ben mutluluğu
özlüyoruz

gece ve ben
karanlıkta birbirimize sarılıyoruz
unutmaya çalışıyoruz işte!
gece ve ben seni düşünüyoruz
seni yaşıyoruz



SEVİM NİZAMOĞLU


Misafir 14 Aralık 2006 00:14

Acının tutanakçısıyım
Anlatıp dururum aşkları
Ayrılıkları ve o destan
Yalnızlığını ömrümüzün

Göçebe, Gezgin ve Aylak
Birmiydim aklıma gelmedi
Bir çingeneyle bir bilici
Hep ayni şeydi bildiğim

Ve serseriliğimdi aşklar
Bir masalcıydım belki de
Yaşadım o büyük serüvenleri
Yolculuklar tarihimdi benim

Acılar yaşanıyordu yurdumda
Pespese yakılıyordu kentler
Bense hep oralardaydım
Daha yangın başlamadan önce

Ahmet Telli


arwen 14 Aralık 2006 00:36

Sensizim
Ah be sevgilim
Öyle derin öyle sıcak
Gülen yüzünde yüregim
Durmuyor hıçkırıgım
Gurbet oldu gidişin
Uykular haram
Sensizim ki
Sessiz
Derin
Aglamaklı gözlerim
Ellerim
Ellerim ki
Tutmuyor dermanı
Dayanmıyor yüregim
Aglayışım sana
Sevdigim
Seni
Cok
Özledim...


ALİ BAKSI


arwen 14 Aralık 2006 00:54

Seni bilmem ama ben kararliyim
Su garip sevdadan cayalim gitsin
Bu askta senden cok ben zararliyim
Bir kumar oynadik diyelim gitsin

Icimde bir his var benden pes diyor
Olmayan duadan ümit kes diyor
Madem ki bahtimiz böyle istiyor
Kaderin emrine uyalim gitsin

Seninle burcumuz tutsaydi keske
Aslanlar bir baska yengec bir baska
Yarini olmayan hayirsiz aska
Ayrilik nikahi kiyalim gitsin


Farzet ki bir rüya gördük ikimiz
Gercekte bu hissi tanimadik biz
Böyle bir masali yasamadik biz
Bir varmis bir yokmus sayalim gitsin

Marifet felegin elinden cikmis
Dünyada baska bir terzisi yokmus
Keremi Asliyi narina yakmis
Atesten gömlegi giyelim gitsin

Tiryaki gönlümde olmasin kuskun
Tek sana müptela tek sana düskün
Ardindan bir agit yakalim askin
Adini elveda koyalim gitsin



CEMAL SAFİ


Misafir 14 Aralık 2006 01:13

Olmasa mektubun,
Yazdıkların olmasa
Kim inanırdı
Senle ayrıldığımıza.

Sanma unutulur,
Kalp ağrısı zamanla
Herşeyi unutarak
Yaşanır sanma.

Neydi bir arada tutan şey ikimizi
Birleştiren neydi ellerimizi
Bırak bana anlatma imkansız sevgimizi
Sevmek birçok şeyi göze almaktır.

Baksana geçmişe,
Ne çok anıyla yüklü
Nerde o taverna,
Nerde sinema

Harcanmış zamanla
Yeniden yaşanmaz ki;
Geç kaldıktan sonra
Arama boşa!

Murathan Mungan


arwen 14 Aralık 2006 01:24

Bak, iyi bak gülüm
Görünen gece gökyüzü
Her ışık bir umut
Her umut bir yıldız

Bu görünen bir bulut
Işığımızla aramızda
Her ışık bir umut
Her umut bir yıldız

O yıldız bizim
Bizim yıldızımız
O umut bizim
Bizim umudumuz

Hızlı bir rüzgar
Tam bir fırtına
Fırtına biziz
Umudumuzun önündeki
Bulutu söküp atmak için


HAYDAR MERİÇ


Misafir 14 Aralık 2006 01:43

Her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
Böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
Her zaman güzel mi bu kadar,
Bu eşya, bu pencere?
Degil,
Vallahi degil;
Bir iş var bu işin içinde.

Orhan Veli Kanık


arwen 14 Aralık 2006 01:49

Hatırayla doldu masum yüreğim,
Hasretin yakıyor kavruluyorum.
Herşeyden çok bağlandım sana sevdiğim !
Aramız çok uzak yoruluyorum .

Nasıl da sevmiştim ümit doluydum
Sevdalar uğrunda sevda yoluydum
Sonunda bak işte derbeder oldum
Aramızda sıradağlar yoruluyorum.

Sana kavuşmak şimdi hayalim
Sensiz hayata yoktur mecalim
Şu yalan dünyadan seni isterim
Dön artık ne olur yoruluyorum.



MUSTAFA ÇELEBİ ÇETİNKAYA


Misafir 14 Aralık 2006 01:52

Gözlerimiz birbirine göre
Ellerimiz, dudaklarımız
Ve aşk bize göredir

Gece tam aşka göre
Rüzgar geceye göre
Ve yağmur rüzgara göredir

Öpüşmelerimiz yağmura göre
Odamız öpüşlerimize göre
Ve dünya odamıza göredir

Ve biz dünyaya göreyiz

Ataol Behramoğlu


Misafir 14 Aralık 2006 02:05

Özgürlük kitabının
sayfaları arasına
cellatların kurduğu
darağacındaki ip
yarım kalan
sayfayı gösteriyor
okumaya devam edecek
nice insana
Evlilik fotoğraflarının yırtılarak
kırılan çerçevelerin
sokağa atılan
tahtalarıyla çakılıyor
çocuk tabutları
Hiçbir genç kız
taşımıyor kolyesinde
sevgilisinin fotoğrafını
ama ölüm
sayfaları oyulmuş
bir aşk romanının
içine gizliyor
tabancasını...

Sunay Akın


arwen 14 Aralık 2006 02:15

Güneştir düşen turuncusunda menekşeler sunarım
Gece artık hiç dönülmeyecek yerlerdeki o sevgiliye
Çocuklara kekik toplıyan o sevgiliye
Bir kekik uzatan çocuk anne deyince
Deniz dibinden çatı çeken
Çocuk üstüne arkadaş üstüne

Güneştir düşen yeşilinde bir yüz döner
Değişmiyen o gençliğiyle sevgili
Ölümden sonraki kurtulma gibi
Döner döner de gelir karşıma
Deniz dibinden cıkan ahtapot ölüleri
Eski utanmaları çeker su yüzüne

Güneştir kırmızı ve ben en çömezi bir rengin
Altın hatıralar hükümetinin
Bitmeyen sultanı o sevgiliye adanmış
Soy utanc soy anış soy sevgi
Gel artmaz azalmaz ey sevgi



SEZAİ KARAKOÇ


Misafir 14 Aralık 2006 02:21

Bazı sözler karanlıkta söylenir
bazı sözler hiçbir zaman
karşı karşıya kaldığımız armalardır
yüzümüzü parça parça aydınlatırken
uzaktaki ateş
yalnızca onlardır konuşan ve hatırlayan
simgelerde çökelir mağmalaşır tarih
armalanmış rüya ölü dil
bazı anlar için çözer kendini
sökülür taşınır çerçeve başka deneyimlere
yüzümüze değen alev
kadar içimizdeki çakım
belirler bizi ve kendi karanlığına döner
simgelerin dilsizliğinde
karşı karşıya dururken biz
armalardır her şeyi kararlaştıran
bazı sözler karanlıkta söylenir
bazı sözler hiçbir zaman

Murathan Mungan


arwen 14 Aralık 2006 02:24

Öyle derinden geliyor ki hüznün kara bulutları... sessizce... baharlara da yağmur yağarmış. Aşık olan da ağlarmış meğer...
Tam güneşim doğdu, içimde gömülü mutluluk tohumları çiçek açtı derken.. sen sakin bahar yağmurunu beklerken, fırtınalar kopabiliyormuş meğer.
Meğer en neşeli anında, sen baharın kumruları olup hüznün kanatlarını kırmayı umarken, bilmediğin atmacalar kalbini bir lokmada yutabiliyormuş... sevip coşması gereken, coştukça seven aşık, baharında kopan fırtınalarla ağlayabiliyormuş meğer...



ZUHAL AKSULU


Misafir 14 Aralık 2006 02:32

Şemsiye yapımcıları
ıslanmaktan
tek kişiyi koruyacak genişlikte
kesince kumaşları
yağmur değil
yalnızlıktır yağan

Daha da hüzünlendirir her gece
kentin sokaklarını
bekçinin nefesiyle
düdüğün içinde dönen
nohut taneciğinin
yalnızlığı

Ne çok sevinirim bilseniz
bir yılan
mezarıma girerde
göğüs kafesimin kemikleri içinde
kış uykusuna
yatarsa

Sunay Akın


arwen 14 Aralık 2006 02:52

Bir saniye
Daha düşün
Lütfen
Benden ayrılmak
İstiyorsan
Eğer
Sonsuza
Dek
O
Bir
Saniye
Bile
Sonsuzluk
Gibi
Olacak
Senin için
Anılarımıza
Dek




Sonsuza
Dek
Ama
O
Bir saniye
İkimizi de
Etkileyecek
Sonsuza
Dek






Bir saniye


Benden
Ayrılmak
İstemiyorsan
Sonsuza
Dek
O
Bir saniye
İkimize de
Yeter



IŞIK GERMAN ERSOY


Misafir 14 Aralık 2006 03:04

Gece denize yanaştım
O, sulardan geliyordu
Duydum, ne iyi dedim...

Baktım,
O, bir gemide geçiyordu
Bağırdım;
Gel'siz, Gitme'siz.

Döndüm çakıllara sordum;
Siz kimdensiniz
Dediler durandan,
Bizi yakın edenden.

Denizi sorguya çektim...
Dedim;
Görüyor musun yaşadığımı
Yetinemedim.

Tuttum yakaladım kendimi
Getirdim gözlerinize serdim
Durdum, size soruyorum;
Yaşadığımı görüyor musunuz? !

Yaşadığımı görüyor musunuz? ?

Özdemir Asaf


arwen 14 Aralık 2006 03:08

Allah çiçekleri yaratırken
Seni de onlarla beraber yaratmış
Papatyadan nazlı
Zambaktan guzel
Manolyadan ahenkli
Gülden daha güzel kokun var
Güzelligin gözlerimi kamaştırıyor.
Ölene kadar
Yok olana kadar
Seninle olsam,
Bu herhalde büyük bir çoşku olurdu,
Daha çok senle olamadıgım için.
Çok kızıyorum kendime ah can
Senin tarafından sevilmek
Bir insanı hayatı boyunca
Mutlu edebilecek kadar güzel
Seni anlatmak için misralar yetmiyor.
Düşünüyorum bir aralık gecesi
Bunu yazarken, Acaba diyorum.
Senin güzelligini nasıl anlatsam
Seni hep yazmak istedim ama
Bu hep tuhaf gelmisti bana.
Ama şimdi işte
Senin için şiir yazmak geldi içimden.
İçimde bir umut var işte.
Bu şiirimi belki bir gün okursun diye.
Kim bilir belki,de yanına bir beyaz bir gül koyarsın...
Koymasanda olur okuman bile yeterli can
Senin gülümsemen için canımı bile veririm inan,
İnsana her seyi unutturuyorsun can ah can,
Sadece seni seyredip gözlerine bakmak bile yeter.
Seni ne kadar sevdigimi anlatamadım anlatamıyorum..
Sen Anlatılamazsın anlatılmazsın,
Sen başkasın
Sen hiç bir yerde açmayan nadide çiçeksin
Sen benim gözümün nurusun canımsın
Kısacası ben sensiz, senle yaşıyorum
Sen benim dünyamsın can can can…



YAŞAR GÜRLEK


arwen 14 Aralık 2006 17:13

Yüze vuran parlak soğuk
Göğe baktırırda başımı
Esimiyle dağıttığı
Gözümün neminden
Aydınlatır gecenin karasını
Çoğalan yıldızlar
Koca derinlikte aynı anda dururda
Sığdığımızı mı haber verir
Yükselen şu hilalle
Akıl almaya hazırlanan
Düşüncelerimden sıyrılıp
Ağarmayı bekleyen seher
Saklama kendimden doğacak olanı
Eskileri silip göğün nemini alan
Aydınlatan esinti
At hadi adımlarımı
Durmakla mı olacak benim batışım
Bir anda baş sokup ta göz açtıran
Bana sığmayı öğreten
Ellerim varken dokunduğum bu yokluğa
Yıldız saçıp da ay gösteren
Anda tutuğunu bilirimde
Düşecek bir yer bile yok bu oluşta
Dururda ancak bunca sonsuzluk
Tek bir benle bir anda


ERAY BAŞTÜRK


Mystic@L 14 Aralık 2006 19:36

Açılır kapılar

Alır seni korum damla damla
suyuma, ekmeğime, aşıma,
kaygıma, sevincime, acıma,
umuduma, sabrıma, gücüme

Alır seni bölerim parça parça,
dağıtırım topraklara, denizlere, geceye,
Açılır her sabah kapılar gözlerinde,
girerim ışıltılı, yemyeşil bir bahçeye

A.Kadir


kambis 14 Aralık 2006 21:19

Halil CINDIK

ŞİMAL’DEKİ İZLEKTEN
TUTTUĞUM İPEK YOLU

1974 – 2006

İPEK YOLU


Tüyleri Dora çalan, safkan bir at’a binip
Çin’den başlayıp gelen, İpek yoluna salsam
Keyhüsrev sultan’ımın, kervansarayı deyip
Obruk han’da kalarak, geceyi sabahlasam…

At’ımı “Obruk han’ın” tavlasına bağlayıp
Düşlerimi toplayıp, öyle girsem içeri
İçini dökse bana, geçmişine ağlayıp
On üçüncü yüzyılı, getirebilsem geri…

Bir mektup verip bana, gönderse gardaşına
Okurken alnındaki, dört satır kitabeyi
Alanya’ya inerek versem “Şarapsa han’a”
Saygı ile “ Sultan’a ” anlatsam Hikâyeyi…

Batıya uzanırken, kuzeyinden kapısı
Çok Uluslar eğilmiş, selam vermiş önünde…
Beyaz tenine sinmiş, asırların kokusu
Yedi yüz yetmiş yıllık, izler var bedeninde…

Cinci han’da; alınlık, revaktaki güzellik
Alır-götürür beni Safranbolu evine
Osmanlı mimarisi, ezel’lik ve özellik
Horasan harcı sermiş, çimentonun yerine…

Güncel ipekçiliğin merkezi durumunda
Gençliğimin göz zevki, Bursa’nın Koza han’ı
Taş figürler kabartma, özgün “Taç kapısında”
Doksan beş odasıyla, İpek işli her yanı…

İncir han, Susuz han’la, Deve ve Çandak hanmış
Onurlu bir kültürle, Tarihi; ağırlamış
Posta hizmeti görmüş, ulaşımı sağlamış
İPEKYOLU” dünyayı, bir-birine bağlamış…


Halil CINDIK

Yayın: Mayıs 2000
Görele Lisesi Dergisi / 25.sayı







KİTABIM


Bu benim ilk kitabım tıpkı ilk çocuk gibi
Denizimde yıkandı gözleri boncuk gibi
Heyecan verir bana ölümsüz diri gibi
Dünyamı değiştiren görünmez biri gibi…

Karanlığıma sızan, tünelde ışık gibi
Her nesneyi sevdirir divane âşık gibi
Gönlümü hoş ediyor bir sevgili eş gibi
Doğar sabahlarıma, ışıtır güneş gibi…

Bahçemde tomur-tomur açıyor bir gül gibi
Gönül yalnızlığıma şakıyan bülbül gibi
Damla-damla heceler çoğalırken göl gibi
Geçmişim gelecekte yeşerecek çöl gibi…


Halil Cındık







TÜRK’ÜM


Türkmen coğrafyasında, cirit atıp, oynamak
Kır at’ı suladığım, işte, oba ve oymak
Irk’ım Alp’lerden gelir, Türk’üm, Türklüktür soyum
Yaşım Babil’den eski, Tuna’yı aşar boyum…

Susuzluk, göçtür bende, Orta Asya’dan kopan
Dedemin torunuyum, Anadolu’ya tapan
İçimde pınarlar var, Ağrı üstünde Kar’ım
Yaşarken umutlarla, Kafkaslara akarım…

Çeçen, Tatar, Azeri, hepsi benim soydaşım,
Yetişmez miyim hemen, ağrırsa bir gün başın.
Kavuşmak hayalimdir, Özbek’in nefesine
Özbekistan’ da yatan, Timur’un türbesine…

İsmim Türklüğe adak, Kayı boyu Osman’ım
Üç kıta’da sevdam var, Ural’a varır anı’m
Türk’üm yetmiş dededen, Plevne’de nişanım
Sırtım değil; alnımdan, vurulup aksın kanım…


Halil CINDIK






İstanbul: 13 Şubat 2006



KARA ile DENİZ


Şu güzelim metropol, sorgular kimliğimi
Sis dağının denizle, buluştuğu yerdenim
Alırken kültürünü, bozmadım benliğimi
Çaylıklarla, fındığın, oluştuğu yerdenim…

Yamacında saklanır, koyun – keçi sürüsü
Savak, su değirmeni, üstünde dal köprüsü
Patika yollarında, renkli bitki örtüsü
Yeşilin her tonuna, alıştığı yerdenim…

Yalı-yalı kurulmuş, yerli malı pazarı
Boyalı kayıkların, mavi renkten nazarı
Çok göç vermiş insanı, okumuşu, yazarı
İskeleden denize, bakıştığı yerdenim…

Ayaz vurmuş dereler, kurbağa gürültüsü
Engebeli vadiler, suların şarıltısı
Çaparlara boyadır, yakamoz parıltısı
Martıların hamsiyle, söyleştiği yerdenim…

Teneke çatılarda, saçaklı hartama’nın
Doruğuna kurulmuş, özgür “Doran-Baca’nın”
Horon kurup oynayan gelin – kız ve bacı’nın
Keşan’ la-peştamalla, sarış tığı yerdenim…





Nice şehirler görüp, benzetip hayal kurdum
Resimlerle avunup, sana bakıp dik durdum
Uzadıkça hasretim, yaşlanarak yoruldum
Mavi ile yeşilin, konuştuğu yerdenim…

Azgın ve hırçın olur denizinin dalgası
İnadına mavidir sularının boyası
Balıkçıya öyküdür, derinliği sahası
KARA ile DENİZin, barıştığıyerdenim…


Halil Cındık


Yayın: Size Dergisi Haziran
2006 sayısı.






İstanbul:30 Aralık 1997
Yeğenim Dilek Cındık’ a


PERA-PALAS’TA AKŞAM


Bin sekiz yüz doksan iki, yapılmış Pera-Palas
Merdiven sorununa, bir çıkış yolu, halas
Bularak İtalyan’lar, ilk kabinle anıldı
Türkiye’de ilk defa asansör kullanıldı…

Dünyanın liderleri, kopup geçmiş buradan
Yirmi Lions Kulübü, üye olmuş aradan
Doksan yedi yılında yolum uğrar Palas’a
Girişte mumlar yanmış, Ecnebi düşmüş yas’a

Zemin katın ilk sağı, bar’a açılıyordu
Sol yanda kafeterya, müzikler çalıyordu
Tanıttı bu oteli çok güzel bir tercüman
Rotary kulüpleri, yaparmış düğün nişan

Video-kasetinde görüntüler anıttı
Faroe adaları, Havai’yi tanıttı
Yerleşik toplumların, kültürü deniyordu
Rezervasyon sunarak, birifink veriyordu

Pera-Palas İstanbul, bir asrı devirmişler
Otelin üst katında, Ata’ya yer vermişler
Albenili tercüman gezdirirken oteli
Dedi: İşte burası; “ Ata’nın konuk evi “




Sol vitrinde duruyor, gömleği elbisesi
Kadeh motifleriyle, zengin Mısır halısı
Ünlü toplantıların, merkezi bir kat altı
Pera-Palas’ın yaşı, tam-tamına yüz altı

Agatha Christie, ünlü yazar bir devi
Ağırlamış ülkemde, yabancıların evi
Dünyaca ünlülerle, batılı starlara
PERA-PALAS çok yaşa, nice mutlu yıllara…



Halil Cındık








YAYLADA MASTIR


Yaylalarda hudutsuz özgürlük buldum
Bedenim hafif, kıpır-kıpır gönlüm. Uçacak sanki
Gölgelerin taştığı, tozlu yollarda
Yamaçlarda, tepelerde, obalarda
Topuk otları kucakladılar çıplak ayaklarımı
Evelekler paylaştılar, çilingirden soframı
Toprakla söyleştim, oynadım ateşle
Koyunlara tuz verdim, sürüler sürdüm rüzgârla güneşle
Kırların sevincini paylaşan kelebekler
Her yaz’ın bizlere, müjdeler getirdiler…

Mengen’in Aşçıları kadar ünlü arılar
En dolgun hasadı, yaylalardan çiçeklerden alırlar…
Dağ keçileri, ayı izleri, hele-hele ceylanlar sürü-sürü…
Sanki yüce dağların, dağlardaki mühür’ü…
Dilek tutup taşıyan, ışıklı böcekleri
Yaşlıca rüzgârların yazılar yazdığı
Yontuk nişli taşları
Katmer- katmer kaya’ların,
Tarihi alfabede hisli okunuşları
Bayrak taşlarına inen şahinler,
Yalçınlardan havalanan doğanlar
Dağları uyaran bir martin sesi
Hepsi; ama hepsi, özgürlüğün simgesi…
Gök kubbe altında biz
Kocaman bir aileyiz…






Heybetli tepelerden sessiz aşan gün
Güneş kovalarken dağın eteklerini
Birden üstümüzde hissettim
Papatyaların kirpiklerini
Selam verdim eğildim, kır çiçeklerine, otlara
Elimi uzatırken, kuşburnu fidanlarına,
En güzel kokuları koklattılar burnuma…
Ne de saygılı otlar, hepsi, birbirleriyle dostlar
Nasılda iyi geçinmişler, yıllar asırlar…
Bir sinyal aldım, deli rüzgârdan
Kötülük düşünmezdi güzelliklere…
Bir türkü dinledim, uyuyan deniz gibi yüce dağlardan
Kardelenlere bile, kulaklarını sildirdi
Karların arasından…

Üstümüzde kocaman,
Nazar gözlü Gök Kubbe, sanki mavi bir deniz
Altında,
Her zaman her yerde mutluluk isteriz
Diyen; coşkusu sel olmuş, haykıran bir tabiat.
Ne de mutlu kır sakinleri…
Öbek-öbek papatyalar, küpe çiçekleri
Türlü beyaz, türlü sarı
Misafir olmuş üstünde arı
Açar domurlar, kokar gülleri
Saçlarımızda sanki dostun elleri
Konuştular gizli, konuştular içten
Beden dilleri…



Yer yok yaylalarımda
Bungunluğa küsküne
Kekik kokar çayımda
Onca güzellikler üstüne
Çiçekleri koklarken, çalılardan ev yaptım
Işık böcekleri evimi aydınlattılar
Geceye ışık tutup, karanlığı yırttılar
Hep müjdeler taşıdı, kuşlarla kelebekler
Orman gülleri gülümseyip, fısıldadılar
Gönlüme göz kırptılar
Açıldı dudaklar, açıldı domurlar
Etrafımı sardı güller- goncalar
Hepsi de beni; eski tanırlar
Gözlemlerim; dokusunu bilirim.
Bu bitkilerin, gür çimenlerin
Onların da anlatacak hayatları var.
Heybetli tepelerin omzuna yaslanırken sıralı dağlar
Kâh, kahkahayla güler,
Kâh içten ağlarlar…

Ömrün uç noktası, hududu belli
Aynı mesafe, aynı seviye
Ne fark eder, yüksek alçak, yakın, ırak
Boş ver, be arkadaş!
Kendini yeşil, özgür vadiye,
Boylu-boyunca salıver-bırak.
Boz bıldırcın, ağaç kakan obalarda tepelerde
Sular akar serin-serin, yayvan yeşil vadilerde…
Anıların dağ gibi olduğu yerler
Yeşilden oluşmuş bütün güzellikler
Yaşları böğürlerine, tabelayla çakılmış
Asırlık ağaçların,
Tevellüdü yazılmış, çıkarılmış şeması,
Zifiri kalpleri bile, çekerken dünyası
Aralarında hep, ama hep; gönül teması…





Dünya kadar yaşlı, İnsan kadar kültürlüler
On-binlerce lisan bilir bu dağların töresi
Her gelenle ayrı dille konuşur.
Yarışır domurlar, açarken güller, kır çiçekleri,
Herkese içten, başka yaklaşır.
Çok şey söyler anlayana,
Beden dilleri…

Ses perdesi yaylalarımda, özgür mü? Özgür
Sular hudutsuz, adeta cazgır…
Yeşillik harmanından, onca güzelliklere
Avazın çıktığınca, geçmişe haykır…
İletişim çok sıcak ve de karışık
Kötülüğün yok ki; yansımaları…
Bitkiler gibi olup barışık
Bırak iç dünyada ki! Fırtınaları…
Kurdukça doğayla sağlam bir dostluk
Yıkarsın dağ gibi büyük zorları…

Yazabilseydik yayla kültürünü,
Dağlara aslımızı-astarımızı,
Yeşil çimenler de, tozlu yollarda
YAPABİLSEYDİK MASTIR’IMIZI…


Halil CINDIK


Yayın: Yeni Size, Edebiyat Dergisi
Temmuz 2005 Sayısı



Mystic@L 14 Aralık 2006 21:21

Adsız Bir Çiçek

Rengini dünyaya ilk defa sunan
Adsız bir çicek gibi parlıyorsa gözlerim
Sevgilim
Bana "sen bir şairsin" dediğin zaman.

Yalnız sana yazıyorum bu şiiri
İstersen bir şiir gibi okuma
Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu
Soğukllar başlayıncı havalanıp
Millerce yol katettikten sonra
Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle.

Ve yazmış olacağım bir de
Her dönemde her çağda
Sevdanın kendine özgü diliyle.

Edip Cansever


Misafir 14 Aralık 2006 21:46

O masaldaki güvercinler mi
Böyle hür dolaşan bu göklerde,
Yıkanırlar maviliklerde;
Bir kral kızı kimi,
Kimi şehzade sevgilisi,
Hatıralar gibi uçtular kanat, kanat...

Bir halk türküsünde kaybederim kendimi
Bir masal dünyasında yaşar,
Bir halk türküsünde bulurum seni.

Oğuz Tansel...


Misafir 14 Aralık 2006 21:53

İki Yaprak Gibiyiz
Yine bir gece basladi, sensiz bir gece daha iste.
Disarisi karanlik, sadece bir lamba isigi var, tipki benim karanlik
gonlumde senin icin yanan isigim gibi.
Gokyuzune baktigimda hic bir yildiz yok, sedece bir dolunay.
Goruyormusun yildizlarda biraktilar beni basbasa derim yaramla,
tipki senin gibi, halbuki onlari cok seviyordum.
Camin onunde olan agactan iki yaprak dustu, ruzgar onlari savurup goturdu.
O an gozlerimden yaslar indi.
Bir aralar bizde o ruzgarla savrulup gidiyorduk, beraberdik el ele.
Ama oyle bir firtina esti ki, elimi biraktin.
Sen bir yana ben bir yana savrulduk ve ayrildik, sonunda.....
Tipki o iki yaprak gibi!

seray demirkaya



Ben Sustum Uzaktaki Yar!

Bak ben sustum,sustum be belalim sustum
Dudaklarimin arasinda ki sarki,
Saclarimi oksayip giden rüzgar,
Yüregimin kaniyla yazdigim siirler,
Akan deryalar,nehirler sustu
Sustu be uzaktaki yar sustu
Hep konustumda ne oldu ki;
Bitkin,kirgin,perisan yasadim
Kanimla yazdim yüregime nakisladim
öyle cok sevdim ki seni
Sevdim de ne oldu ki;
Kara sapli bicak sirtimda yasadim
Sabahlara kadar inleyip,
Günesi göz yasimla selamladim
Hayallerime yazdim,düslerimde topladim
Yüregime koydum seni,
Yüregimin en derin yerine
Koydumda ne oldu ki;
Ben sustum sen söyle uzaktaki yar
Söylesene gönül yaram ben zaten hep susmadim mi
Bu dört duvar arasina hapsedilip,
Susmaya makkum edilmedim mi
Kizim diye sevmek hakkim degil mi
Seni hayal edip seni sensiz yasamadim mi
Duvardaki resmine bakip bu gözler ,
Kahir dolusu aglamadi mi
Ben sustum yigidim sen söyle ben sustum
Söylesene hasretim sana deyilmiy di;
Bu yalvarislar,bu yakarislar
Canim gibi sevmedim mi seni,
sevipte canima katmadim mi
Söyle be uzaktaki yar ;
Ismini dudaklarima hece yapmadim mi
ALLAH´imdan sonra ,sana tapmadim mi
Seni mavi bulutlara yazip ,
Düslerimde toplamadim mi.
Sana olan sevdami söyle ;
Yildizlara haykirmadim mi
Ben haykirdikca,yildizlarim bir bir kaymadi mi
Söyle düsmedimi yildizlarim düsüp kaybolmadi mi
Gök yüzü birden kararip ,
Simsekler cakip , kasirgalar kopmadi mi
Cehennem gibi yanan yüregimin üstüne,
Yagmurlar yagmadi mi,
Yagmurlarin yüregimi söndürmedigine sahit olmadin mi
Hep sana yanmadimi yüregim söyle yanmadi mi
Ben sustum be adamim ben sustum sen söyle ;
Ben zaten hapsedilip susmaya makkum edilmedim mi
Kirli bir gömlek gibi cikarilip atilmadim mi
Sabahi olmayan yorgun gecelerle hayalinle girmedim mi
Hep ayni iskenceyle sabahlari beklemedim mi
Söylesene birtanem sevdanla yüregimi daglamadim mi
Ayaz geceleri sensiz titreyerek bitirmedim mi
Söyle yarim ben sustum , ben zaten hep susmadim mi
Nemli kirpiklerimde sensiz geceleri öldürmedim mi
Yüregim sizlarken , yarali gönlüme kirilmadim mi
Yüregime hep ayni aci , hep ayni iskence dolmadi mi
taptimda sana ne oldu ki ;
Hep yikilip kahir dolusu agladim
Ayaz geceleri ugrunda titreyerek yasadim
Diz cöküp önünde avuc acip yalvardim
Yalvardimda sana ne oldu ki ;
Kalbinin dilencisi , yüreginin kölesi oldum be belalim
Ah!!! Ah!!! yüregim kaniyor , gözlerim agliyor
Tükendim be yigidim tükendim
Yoruldum , halim kalmadi , yikildim oldugum yere
Yikildim be delikanlim yikildim ,
Ben sustum be adamim ben sustum
Yemin ederim ki sustum
Gönlümden her seyi alip giden kasirga sustu
Hep söylemek istedigim o sarki var ya ;
Dudaklarimin arasindaki o sarki sustu
Penceremin camina vuran yagmur damlalari sustu
Yüregim sustu konusan dilim sustu
Ben sustum uzaktaki yar sen söyle
Ben sustum , sustum , sustum , sustum ,
SUSTUM


SUELNUR


Misafir 14 Aralık 2006 22:02

Ilık bir süzülüşle
Geri dön hayat,
Bırakma yeryüzü salına
tünemiş pek kara kuşlar
Örtsün bakışımı,
Görmek acısı sürsün
pencere tutsağının
Düşsün hayatı suya...

Nilgün Marmara.



Saat: 07:56
Sayfa 6 / 161

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık