MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

arwen 10 Ocak 2007 03:03

Aslında aşk var birtanem
Yağmur damlası, tuttum derken avuçlardan
Kayan yıldızlar gibi...
Dallar üzerinde sararan yapraklar gibi...
Tek tek işlenecek altına pırlantalar
Gökyüzünden yıldızlar yağacak suya
Aslında aşk var güzelim..

Güneş ilk defa bu kadar yakacak tenini
İlk defa ayazlı geçecek kış geceleri
Çiçekler eskisi gibi kokmayacak
Biliyorum: Herşeye rağmen
Aslında aşk var sevdiğim...

Aşk hep var sevgili
Gözlerden kara bulutları eksiltmeyen
Bakarken pembelikleri göstermeyen
Buz kesen sevgili yokluğunda
Terketmesin diye avuç açtıran güneşe
Aşk hep var sevgili...

Beni görünce kalbin carpmıyor mu
Gözlerinde gölge menekseleri
Akla ziyan özlemeler
Geceler boyunca aşkı tercüme etmeler
Vakti yoktur seviyorum demenın
Aslında aşk var sevgili

Aşk hep var sevgili
İç cekmeler, sözün bittiğine kim
Karar veriyor akıl mı sevgili
İhtıras mı..erteleme mı,kendimizi
Aldatığımız en büyük yalan mı
Ya yürek sevgili

Dokunduğun zaman sevgiye
Tarifsiz heyecanlar sarar
Yalnızlığı seçenlerin kaybetikleri
O kadar çok ki yaşamdan
Bir sebep olmadan da öpmelisin sevgilini
Aşk hep var sevgili..



rıza baldede


Misafir 10 Ocak 2007 03:55

Yalnızlık HatıЯası

Yazılan sayfalar, anlamlı ama boş sözler...
Kelimeler, cümleler;
Sevgililer ve ayrılıklar...

Duvarda asılı zaman katilleri;
Saatler... !!!
Zamanın öldüğünü hatırlatır hep!
Ve zaman öldüğü kadar da ölümsüzdür senin için...
Kırıcı, ölümcül, kanlı bir maratondur o.

Hatra gelir hep eski sevgililer,
Güzel günler, ayrılıklar...
İlk bakışlar, ilk öpüşmeler...
İlk sevişmeler, ilk sigaralar beraber yakılan...
İlk aşklar...

Belirsizlikler ve anlamsızlıklar gelir hatra hep...
Özlenen dostlar yalnızlığı hatırlatır hep;
Saatler boyu yalnızlık...

Şişesinin dibinde kalmış birkaç damla mey,
Ve birkaç sarmalık tütündür o anın dostları...
Ve belki de biraz selüloz, biraz kursun...

Yirmi beş mumluk ampulün gölgemsi aydınlığında,
Çizik plakların cızırtısını dünlerken yakılan sigara
Ve o unutamadığın şarkı...

Yıkılan hayaller, başarısız planlar...
Hepsi yüzüne vurur yalnızlığını içten içe gülerek...
Hepsi kaybolur devr-i âlemde...
Sen de...

Ağustos 2000


Tolga Görkem


arwen 10 Ocak 2007 04:01

Papatyalar kalmış yatağımda
Birde yastığına sinmiş kokun
Hayalin yüzüme bakmakta aynadan
Yüzüm kaybolmuş sırlarında
Ben sen olmuşum bilmeden
Yüzünü parcaladım
Paramparca herbiride sen
Çoğalıyor çoğalıyorsun
Yok ettim hepsini
Kokun
O hala yanıbaşımda
Silinmiyor
Kazıdım bedeni
Kaldırıp atamadım kendimi
Yastığımda papatyalar
Dokunamadım kokuna..

hamiyet göz




DEsssT16 10 Ocak 2007 04:45

Bir Ayrılış Hikayesi

Erkek kadına dedi ki:
- Seni seviyorum,
ama nasıl?
avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya,
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
- Seni seviyorum,
ama nasıl?
kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beşyüz
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
- Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana...
Ve artık
biliyorum:
Toprağın
Yüzü güneşli bir ana gibi
En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini...

Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak...

Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...

Kadın sustu.

SARILDILAR

Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...

AYRILDILAR...

Nazım Hikmet Ran


zalom80 10 Ocak 2007 11:44

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Ölmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.

Attilâ İlhan


Misafir 10 Ocak 2007 16:58

Biri GİTTİ…


Kar mevsimiydi kavaklarda
kedinin gözünde çizgiydi saat
biri gitti yüreğnii atarak
O ki; en çok şimdi’lerin katili
bir taş daha dikip umut kabristanına
dedi ki;
-Bu mehtap bir daha asla
sevişmez seninle bu okyanusta!

(Sen ey göz kamaştıran sevap
uzak dur!
Cehennem yolcusudur ruhum
yıkanır âteş pınarlarında !)

Kavaklarda kar mevsimi
gittiğini sanarak gitti diğeri
ayak izi orda bitti sevdanın
ıssız ve zifiri bir yorgun kadın
sudan perdeler astı penceresine
sımsıkı ayyaş kapılarını
alayla araladı güneş her sabah
kalbi yanmış buzul parçası
hamam böceğiydi sevda
sırtüstü terkedilmiş kalabalık ortası

(Sen ey güzel düşünceler celladı!
Önünde kıvranan gölgeye basma!
Avucuna toplar bütün yıldızları
düşürür gökyüzünü bir gün başına!)

Biri gitti
kavaklarda kar mevsimi
töreleri bastı kanayan yarasına
dipçikle yürütüp küskün yelkovanı
boğdu düşlerini kan ırmağında…

N’eyler kör kalpler aşk ışıklarını?
Toplanan yıldızların çığlığını n’eyler?
Ucu yırtık heybedir “yaşamak” zannedilen
Yarınların sırtında anılar döker gider…


Eşik Dergisi/Aralık-2006


DEsssT16 10 Ocak 2007 18:12

Bir Ana

Kadın çamaşırdan dönüyor olmalıydı
Kolunda bohça, sert soda kabartmış ellerini
O yaşta bütün yahudi kadınları gibi
Sırtında eski bir siyah kadife hırka
Bir şikayet yorgunluk ifadesi bakışlarında

Küçük, çilli, dik kızıl saçlı
Satılmamış gazeteleri koltuğunda
Üşüyen bütün küçük çocuklar gibi
Burnunu çeke çeke, avuçlarını hohlıya hohlıya
Sürterek eskimiş kunduralarını
Ayak uyduruyordu anasının adımlarına

Onlar önde, ben arkada
Bir mart gecesi on birden sonra
Taksim’den Tünel’e kadar yürüdük
Alçak sesle konuşuyorlardı aralarında
Sanki bir değirmen ağır ağır dönüyor
Hayat ağır ağır akıyordu
Bulanık, kirli nehirler gibi
Büyük, karanlık binalar arasında

Necati Cumalı


kambis 10 Ocak 2007 19:51

GEL ARTIK



Nedenini bilmediğim bir arzuyla bugün hergünkünden daha çok istedim yanımda olmanı.

Kolay değil,sensiz olmak, içinin yarısını boş tutmak,

kolay değil her sabah bir martı sesiyle irkilmesi bu yoksul bedenimin.

Ancak bu ayrılığın bir süreliğine oluşu,teselli dolduruyor yüreğime.

Her ne kadar bu sürenin uzunluğunu bilmesek de sonunun olduğunu bilmek umutlandırıcı.

Zaten her şey umut edebilmekle başlamadı mı ?

Seni düşünüp de kendimi kaybettiğim vakitlerin anısına yazdım bu mektubu sana.

Bazen otobüste iki sevgilinin başlarını yaslayıp uyurken ki

rahatlığında, bazen sokakta babasının elinden tutan bir çocuğun gözlerindeki güvende bulurum seni.

Düşündükçe şair olasım gelir ve hep hasretini bir uçtan bir uca yakasım gelir...

Bir kuş hafifliğinde sana akar yüreğim, yokluğunda yok olmaktan

korkarak.

Haziran güneşinin çocuğu...

Hadi gel artık.

Dayanamıyorum hasretine.




AYSUN PAKSOY


Mystic@L 10 Ocak 2007 20:03

Telepati Bakıyorum, bakıyorum, bakıyorum,
Bakıyorsun, bakıyorsun.
Görmüyorsun,
Ama biliyorsun.

Söylüyorum, söylüyorum,söylüyorum,
Dinliyorsun,dinliyorsun.
Duymuyorsun,
Ama anlıyorsun.

Yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum,
Okuyorsun, okuyorsun.
Hep susuyorsun,
Ama hissediyorsun.

Bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum,
Gelmiyorsun, gelmiyorsun.
İstiyorsun,
Ama korkuyorsun.

Özlüyorum, özlüyorum, özlüyorum,
Özlüyorsun,özlüyorsun.
Söz veriyorsun,
Ama gelmiyorsun.

Seviyorum, seviyorum, seviyorum,
Seviyorsun, seviyorsun.
Bunu bir tek ben,
Bir de sen biliyorsun.
İrfan Ünübol


kambis 10 Ocak 2007 20:36



SEVİNCE İNSAN

Toprak gibidir sevince insan,
Bağrında, sırtında, yüreğinde
Taşır sevdiklerini.
Yükünden SIKILMAZ,
Taşımaktan bıkmaz.


Toprak misali;
Gün güne güzelleşir,
Renk cünbüşüne döner alemi,
Doyamaz sevdiklerine...

Toprağa benzer insan,
Kuruyuverir sulanmayınca,
Sonbaharın sarılığına
Bürünüverir için için...
Umutlarla kışı geçirip,
Baharı bekler sabırla...

Sevince insan;
Sevilip, okşanıp
Okşayıp sevmek ister.
Boy salıp, renklere, meyvelere
Bürünmek ister,
TOPRAK gibi...

Toprak kokar sevince,
Sevilince İNSAN.
Soğuk pınarları,
Engin denizleri,
Yemyeşil ormanları,
Binbir çesit çiçekleri,
KISACA;
Doğayı yaşatır varlığı.

Susuzluğa boyun eğip,
Yeşillere bürünemeyince,
Sert kayalara meydan okur
DUYGULARIYLA,
Kaybolan TOPRAK gibi...

Çaresizliğin duvarlarına
Çarpa Çarpa,
Yok olur sonunda İNSAN,
Tıpkı TOPRAK gibi...

Sev seni seveni,
Dememişler boşuna inan ki!

Şükran Günay



Saat: 16:46

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık