![]() |
Aslında aşk var birtanem Yağmur damlası, tuttum derken avuçlardan Kayan yıldızlar gibi... Dallar üzerinde sararan yapraklar gibi... Tek tek işlenecek altına pırlantalar Gökyüzünden yıldızlar yağacak suya Aslında aşk var güzelim.. Güneş ilk defa bu kadar yakacak tenini İlk defa ayazlı geçecek kış geceleri Çiçekler eskisi gibi kokmayacak Biliyorum: Herşeye rağmen Aslında aşk var sevdiğim... Aşk hep var sevgili Gözlerden kara bulutları eksiltmeyen Bakarken pembelikleri göstermeyen Buz kesen sevgili yokluğunda Terketmesin diye avuç açtıran güneşe Aşk hep var sevgili... Beni görünce kalbin carpmıyor mu Gözlerinde gölge menekseleri Akla ziyan özlemeler Geceler boyunca aşkı tercüme etmeler Vakti yoktur seviyorum demenın Aslında aşk var sevgili Aşk hep var sevgili İç cekmeler, sözün bittiğine kim Karar veriyor akıl mı sevgili İhtıras mı..erteleme mı,kendimizi Aldatığımız en büyük yalan mı Ya yürek sevgili Dokunduğun zaman sevgiye Tarifsiz heyecanlar sarar Yalnızlığı seçenlerin kaybetikleri O kadar çok ki yaşamdan Bir sebep olmadan da öpmelisin sevgilini Aşk hep var sevgili.. rıza baldede |
Yalnızlık HatıЯası Yazılan sayfalar, anlamlı ama boş sözler... Kelimeler, cümleler; Sevgililer ve ayrılıklar... Duvarda asılı zaman katilleri; Saatler... !!! Zamanın öldüğünü hatırlatır hep! Ve zaman öldüğü kadar da ölümsüzdür senin için... Kırıcı, ölümcül, kanlı bir maratondur o. Hatra gelir hep eski sevgililer, Güzel günler, ayrılıklar... İlk bakışlar, ilk öpüşmeler... İlk sevişmeler, ilk sigaralar beraber yakılan... İlk aşklar... Belirsizlikler ve anlamsızlıklar gelir hatra hep... Özlenen dostlar yalnızlığı hatırlatır hep; Saatler boyu yalnızlık... Şişesinin dibinde kalmış birkaç damla mey, Ve birkaç sarmalık tütündür o anın dostları... Ve belki de biraz selüloz, biraz kursun... Yirmi beş mumluk ampulün gölgemsi aydınlığında, Çizik plakların cızırtısını dünlerken yakılan sigara Ve o unutamadığın şarkı... Yıkılan hayaller, başarısız planlar... Hepsi yüzüne vurur yalnızlığını içten içe gülerek... Hepsi kaybolur devr-i âlemde... Sen de... Ağustos 2000 Tolga Görkem |
Papatyalar kalmış yatağımda Birde yastığına sinmiş kokun Hayalin yüzüme bakmakta aynadan Yüzüm kaybolmuş sırlarında Ben sen olmuşum bilmeden Yüzünü parcaladım Paramparca herbiride sen Çoğalıyor çoğalıyorsun Yok ettim hepsini Kokun O hala yanıbaşımda Silinmiyor Kazıdım bedeni Kaldırıp atamadım kendimi Yastığımda papatyalar Dokunamadım kokuna.. hamiyet göz |
Bir Ayrılış Hikayesi Erkek kadına dedi ki: - Seni seviyorum, ama nasıl? avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya... Erkek kadına dedi ki: - Seni seviyorum, ama nasıl? kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beşyüz yüzde hudutsuz kere yüz... Kadın erkeğe dedi ki: - Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana. Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana... Ve artık biliyorum: Toprağın Yüzü güneşli bir ana gibi En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini... Fakat neyleyim saçlarım dolanmış ölmekte olanın parmaklarına başımı kurtarmam kâbil değil! Sen yürümelisin, yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak... Sen yürümelisin, beni bırakarak... Kadın sustu. SARILDILAR Bir kitap düştü yere... Kapandı bir pencere... AYRILDILAR... Nazım Hikmet Ran |
Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun. Ölmek kimi zaman rezilce korkuludur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu Fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlardan bir cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun. Belki haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin Kötü rüzgar saçlarını götürüyor Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin. Attilâ İlhan |
Biri GİTTİ… Kar mevsimiydi kavaklarda kedinin gözünde çizgiydi saat biri gitti yüreğnii atarak O ki; en çok şimdi’lerin katili bir taş daha dikip umut kabristanına dedi ki; -Bu mehtap bir daha asla sevişmez seninle bu okyanusta! (Sen ey göz kamaştıran sevap uzak dur! Cehennem yolcusudur ruhum yıkanır âteş pınarlarında !) Kavaklarda kar mevsimi gittiğini sanarak gitti diğeri ayak izi orda bitti sevdanın ıssız ve zifiri bir yorgun kadın sudan perdeler astı penceresine sımsıkı ayyaş kapılarını alayla araladı güneş her sabah kalbi yanmış buzul parçası hamam böceğiydi sevda sırtüstü terkedilmiş kalabalık ortası (Sen ey güzel düşünceler celladı! Önünde kıvranan gölgeye basma! Avucuna toplar bütün yıldızları düşürür gökyüzünü bir gün başına!) Biri gitti kavaklarda kar mevsimi töreleri bastı kanayan yarasına dipçikle yürütüp küskün yelkovanı boğdu düşlerini kan ırmağında… N’eyler kör kalpler aşk ışıklarını? Toplanan yıldızların çığlığını n’eyler? Ucu yırtık heybedir “yaşamak” zannedilen Yarınların sırtında anılar döker gider… Eşik Dergisi/Aralık-2006 |
Bir Ana Kadın çamaşırdan dönüyor olmalıydı Kolunda bohça, sert soda kabartmış ellerini O yaşta bütün yahudi kadınları gibi Sırtında eski bir siyah kadife hırka Bir şikayet yorgunluk ifadesi bakışlarında Küçük, çilli, dik kızıl saçlı Satılmamış gazeteleri koltuğunda Üşüyen bütün küçük çocuklar gibi Burnunu çeke çeke, avuçlarını hohlıya hohlıya Sürterek eskimiş kunduralarını Ayak uyduruyordu anasının adımlarına Onlar önde, ben arkada Bir mart gecesi on birden sonra Taksim’den Tünel’e kadar yürüdük Alçak sesle konuşuyorlardı aralarında Sanki bir değirmen ağır ağır dönüyor Hayat ağır ağır akıyordu Bulanık, kirli nehirler gibi Büyük, karanlık binalar arasında Necati Cumalı |
GEL ARTIK Nedenini bilmediğim bir arzuyla bugün hergünkünden daha çok istedim yanımda olmanı. Kolay değil,sensiz olmak, içinin yarısını boş tutmak, kolay değil her sabah bir martı sesiyle irkilmesi bu yoksul bedenimin. Ancak bu ayrılığın bir süreliğine oluşu,teselli dolduruyor yüreğime. Her ne kadar bu sürenin uzunluğunu bilmesek de sonunun olduğunu bilmek umutlandırıcı. Zaten her şey umut edebilmekle başlamadı mı ? Seni düşünüp de kendimi kaybettiğim vakitlerin anısına yazdım bu mektubu sana. Bazen otobüste iki sevgilinin başlarını yaslayıp uyurken ki rahatlığında, bazen sokakta babasının elinden tutan bir çocuğun gözlerindeki güvende bulurum seni. Düşündükçe şair olasım gelir ve hep hasretini bir uçtan bir uca yakasım gelir... Bir kuş hafifliğinde sana akar yüreğim, yokluğunda yok olmaktan korkarak. Haziran güneşinin çocuğu... Hadi gel artık. Dayanamıyorum hasretine. AYSUN PAKSOY |
Telepati Bakıyorum, bakıyorum, bakıyorum, Bakıyorsun, bakıyorsun. Görmüyorsun, Ama biliyorsun. Söylüyorum, söylüyorum,söylüyorum, Dinliyorsun,dinliyorsun. Duymuyorsun, Ama anlıyorsun. Yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum, Okuyorsun, okuyorsun. Hep susuyorsun, Ama hissediyorsun. Bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum, Gelmiyorsun, gelmiyorsun. İstiyorsun, Ama korkuyorsun. Özlüyorum, özlüyorum, özlüyorum, Özlüyorsun,özlüyorsun. Söz veriyorsun, Ama gelmiyorsun. Seviyorum, seviyorum, seviyorum, Seviyorsun, seviyorsun. Bunu bir tek ben, Bir de sen biliyorsun. İrfan Ünübol |
SEVİNCE İNSAN Toprak gibidir sevince insan, Bağrında, sırtında, yüreğinde Taşır sevdiklerini. Yükünden SIKILMAZ, Taşımaktan bıkmaz. Toprak misali; Gün güne güzelleşir, Renk cünbüşüne döner alemi, Doyamaz sevdiklerine... Toprağa benzer insan, Kuruyuverir sulanmayınca, Sonbaharın sarılığına Bürünüverir için için... Umutlarla kışı geçirip, Baharı bekler sabırla... Sevince insan; Sevilip, okşanıp Okşayıp sevmek ister. Boy salıp, renklere, meyvelere Bürünmek ister, TOPRAK gibi... Toprak kokar sevince, Sevilince İNSAN. Soğuk pınarları, Engin denizleri, Yemyeşil ormanları, Binbir çesit çiçekleri, KISACA; Doğayı yaşatır varlığı. Susuzluğa boyun eğip, Yeşillere bürünemeyince, Sert kayalara meydan okur DUYGULARIYLA, Kaybolan TOPRAK gibi... Çaresizliğin duvarlarına Çarpa Çarpa, Yok olur sonunda İNSAN, Tıpkı TOPRAK gibi... Sev seni seveni, Dememişler boşuna inan ki! Şükran Günay |
| Saat: 16:46 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık