![]() |
Ölü Bir Deniz Yıldızı Ey sonbahar! ey düşsel yolculuk! seni Dolaştım yaz sıcaklarında, bekledim Duydum ki benim değildi artık, doğanın Kalbiydi uçurumlar toplamı kalbim. De bana, anlat bana, öyleyse neden hatırlıyorum onu O fırtına kuşunu gölgesini yere düşüren Gittiydi geldiği yere, uzaklığına Döner mi bir daha dönmez mi bilmem Yüklenip yittiydi gözden onca çırpınışları Ne sevinç bıraktıydı içimde, ne keder, ne acı Bir sen kalmıştın sen, ey sonbahar ilimi, dörtnala gelen Bir atın kalkışı gibi kalkıp da gözlerimden. Parlar ki şimdi arasıra geceleri Diplerde, derinlerde, yalnızlığımda Ölü bir deniz yıldızıdır mutluluk O nedensiz mutluluk, olsa da olur olmasa da. |
Karanlık İçinde Üç duvar Bir demir parmaklık arasındayım Sonu olmayan Ufku gözükmeyen Bir yoldayım Karanlık içinde Bir benle beraberim Hücremde senin için ağlamaktayım. |
Mendilimde Kan Sesleri Her yere yetişilir Hiçbir şeye geç kalınmaz ama Çocuğum beni bağışla Ahmet Abi sen de bağışla Boynu bükük duruyorsam eğer İçimden öyle geldiği için değil Ama hiç değil Ah güzel Ahmet abim benim İnsan yaşadığı yere benzer O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer Suyunda yüzen balığa Toprağını iten çiçeğe Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine Konyanın beyaz Antebin kırmızı düzlüğüne benzer Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir Denize benzer ki dalgalıdır bakışları Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına Öylesine benzer ki Ve avlularına (Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi) Ve sözlerine (Yani bir cep aynası alım-satımına belki) Ve bir gün birinin adres sormasına benzer Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına Minibüslerine, gecekondularına Hasretine, yalanına benzer Anısı ıssızlıktır Acısı bilincidir Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan Gülemiyorsun ya, gülmek Bir halk gülüyorsa gülmektir Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet Abi. Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden Dirseğin iskemleye dayalı - Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben - Cigara paketinde yazılar resimler Resimler: cezaevleri Resimler: özlem Resimler: eskidenleri Ve bir kaşın yukarı kalkık Sevmen acele Dostluğun çabuk Bakıyorum da şimdi O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde. Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi Biz eskiden seninle istasyonları dolaşırdık bir bir O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar Nazilli kokardı Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen Kadının ütülü patiskalardan bir teni Upuzun boynu Kirpikleri Ve sana Ahmet Abi uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki Sofranı kurardı Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı Cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi Çocuklar doğururdu Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi O çocuklar büyüyecek O çocuklar büyüyecek O çocuklar... Bilmezlikten gelme Ahmet Abi Umudu dürt Umutsuzluğu yatıştır Diyeceğim şu ki Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse Çocuklar, kadınlar, erkekler Trenler tıklım tıklım Trenler cepheye giden trenler gibi İşçiler Almanya yolcusu işçiler Kadınlar Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi Ellerinde bavullar, fileler Kolonyalar, su şişeleri, paketler Onlar ki, hepsi Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler Ah güzel Ahmet Abim benim Gördün mü bak Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar Ve dağılmış pazar yerlerine memleket Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile Gelse de Öyle sürekli değil Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün O kadar çabuk O kadar kısa işte o kadar. Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar Mendilimde kan sesleri. |
Ihlamur Bardağını... Ihlamur bardağını yana itince Başını kaldırınca ıslak saç kokusundan Olgun bir kayısının içeriğidir sende Senin gözlerin. Dün akşam yere serili gölgen Bu akşamki gölgenle üstüste Cebinde bir avuç ayçiçeği Geri donmuş dünden nasıl döndüyse. Mutluluğun sana verdiği tatili yaşıyor Bir açılıp bir kapanıyor kirpiklerin Bilmem alınır mısın söylersem Unutulmuş bir çirkinlikten başlıyor güzelliğin. |
Karanlıkta Buldum Seni Akşamı zor bekledim sokaklarda gezindim yüzünü hiç görmedim karanlıkta buldum seni. Ağlardım zaman zaman keder gitti kaldı gam yıllar yılı gezindim de karanlıkta buldum seni. Sebebin ne sormadılar deli deyip yolladılar mecnun olup baktımda karanlıkta buldum seni. |
Gececil Kuşların Ürkmediği Aydınlık Günlerimize o ilkel sesleri karışır ya gemileri annelerinden çok seven çocukların bir adam gelir ya devinen bir sancıdır artık gelir eski günlerden ve uzar sanki uzar ırzına geçilmiş bir kahramanlık. Sinsi gülüşlerimizdir şimdi pis bir suda yıkanan korkulardır katar katar inenler gökyüzünden. Ay sürekli yükselirse içimizde çirkin ama güçlü bir tanrıya taptığımızdandır ondan ki sıkıcıyız bu eski ayaklarla ondan ki ulu bir tiksintiye hazırlanmışız, Kemerlerimizdeki en güzel geyik ölüm. Amakim? Ben miyim burda bir esrime mi nedir bu kuşların uçuşunda gördüğüm? Aptalca beklerim o hiç sökmeyecek şafağı. Oysa yüreğimden akan o derin suda kırmızılar öylesine yırtılır ki siner kan, huysuz kemanlar dolar şahdamarıma, yansır kin savaşçıları, gürül gürül ordular utancın köpürttüğü yanaklarımdan. Köz komamış ateşinden bize o adam şimdi gülüşlerimiz yırtıcı, gülüşlerimiz korkunç ağır, kara bir zırh taşıdığımızdan. |
Her yer bem beyaz Tıpkı düşlerin gibi Masum Ve her sokakta sen varsın Ve her köşe başında seni bekleyen bir ben Birazdan çıkacaksın sokağın ardından biliyorum Gülerek geleceksin yine Biliyorum yine öyle sarılcam sana Geçmemiş sayıcam zamanları Hiç gitmemiş sayıcam seni Ve hiç yaşanmamış sayıcam ayrılıkları Düşlerin kadar masum sayıcam Yaşanmışlıkları Hiç kimse kirletemez senli dünyamı Kimseler kuramaz sen kadar beyaz düşler Kimseler gülemez sen kadar Öyle içten ve öyle derinden Ve kimseler sen kadar oyuncu olamaz Bu dünyada Bitti Beyaz Oyun Kapandı Kırmızı Perde Son Rolün Sevgilim Yürekten Gitmelerde Yolun Açık Olsun Sevdiğim Ve Hayatın Düşlerin Kadar Beyaz Yarınların Sen Kadar Masum olsun Ve Mutluluğun Sonsuz Olsun Sevdiğim Bendeki Sen Kadar |
Uzun Yağmurlardan Sonra Sen yağmurlu günlere yakışırsın Yollar çeker uzak dağlar çeker uzak evler Islanan yapraklar gibi yüzün ışır Işırsa beni unutma Alır yürür sıcak mavisi gökyüzünün Kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra bir gün Bir yer sızlar yanar içinde büsbütün Her şeye rağmen ellerin üşür Üşürse beni unutma Yeni dostlar yeni rüzgarlar gelir geçer Yosun muydum kaya mıydım nasıl unuturlar Kahredersin başın önüne düşer Düşerse beni unutma |
Sis Çanları ağır yol, uzak yapılar yaklaşmak için yaklaşık tanımlar onlarla çıktık yola yollarda kaldık sis bastı her yanı tutukluk çeken silahlar gibi sözcükler, fısıltılar, mırıldanışlar eksilerek vardık bir yapıya O mu, değil mi? Kim bilebilir şimdi kılavuzlar şehit şehitler hain gözlerimiz karanlık bir pusuda çoğumuz büyümüş, kimimiz ölmüş kendimiz bile tanıdık değiliz artık gözümüzden silinen düşün sabahında önümüzde açılan yeni bir uzay Şimdiki Zamana ait bomboş ve ölü anlar ne başka yer ne başka zaman bizler için hala biryerlerde çalınan sis çanları var belki bir gün buluşur diye aynı ormanda kaybolan çocuklar |
Karanlıkta Buldum Seni Akşamı zor bekledim sokaklarda gezindim yüzünü hiç görmedim karanlıkta buldum seni. Ağlardım zaman zaman keder gitti kaldı gam yıllar yılı gezindim de karanlıkta buldum seni. Sebebin ne sormadılar deli deyip yolladılar mecnun olup baktımda karanlıkta buldum seni. |
| Saat: 02:57 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık