![]() |
Yakaladım O Şafağı tohum oldum savruldum dörtbir yana yeşerdim kıraç kıraç çiçeklendim güllendim göremedim şafağını bozkırın tutamadım şafağını bozkırın vuramadım türkülere vay anam diyemedim kimselere bu aşkı geyik oldum vurdum sapa yollara bir ben düştüm kan içinde bir avcı türkü oldum yaylaları dolaştım akıp gittim göçlerle duruldum çadırlarda kelepçeler karakollar süngüler candarmalar göz oldum gözlemekten bıçak oldum doydum kana vay anam göremedim şafağını bozkırın tutamadım şafağını bozkırın vuramadım türkülere vay anam diyemedim kimselere bu aşkı gözlerinin en sonunda yakaladım gecesinde gözlerinin yakaladım kuytularda açan gülün yalnızlığını inceciktin karanlıktın uzaktın turnalara katar katar aştı dağları nakışlar dizin dizin düştü yollara göz değildin - gözlerdin kalabalıkta el değildin ellerdin acılı bir bayramda çekip giden trendin şafakta inen uçak iniltiydin akşamlarımda sabak vakti bir bardak su tenimde diken diken kavrulduğum tohum olup savrulduğum yıllar yılı aradığım o şafak sendin işte küskünlükler üstünde yalnızlıklar üstünde saydamlaşmış mavilikler üstünde başkaldıran kölelikler üstünde tül altında bebek yüzü üstünde açan şafak o şafak o şafak sendin işte bir bulvar gecesinde yakaladım seni ben o şafak sendin işte |
Aynaların Ötesi Her ne kusur varsa geçen zamanda; Suçsuzdur aynalar, ela gözlü yar Mecnunlar Mevla'yı bulursa canda, El olur Leylalar ela gözlü yar Güzel açar güzelliğin sergisin Gün ağartır kara saçın örgüsün... Muhabbet faslında ölüm türküsün Kim söyler, kim çalar ela gözlü yar Estikçe iş çıkar işin içinde; Gençliğin hasret yer sevda göçünde Bilmez misin, dört mevsimin üçünde Kar olur yaylalar, ela gözlü yar Alı al, yeşili yeşilde ara; Ahirete gider kalbdeki yara... Ne yapsan bir daha çıkmaz dallara, Dökülen ayvalar ela gözlü yar Vakit dolar, nakit biter kasanda... Sevda bir kitaptır gönül masanda; Okusan da olur, okumasan da... Kapanır sayfalar ela gözlü yar |
8 DEĞİŞİK YÖNDEN DOSTLUK 8 DEĞİŞİK YÖNDEN DOSTLUK Yüzyüze dostluklar vardır. Güneşle ayçiçeğinin dostluğu böyle bir dostluktur mesela. Ayçiçeği sabahtan akşama kadar hiç ayıramaz yüzünü güneşten... Uzak dostluklar vardır. Denizlerin ortasındaki bir adayla, dağların arasındaki bir göl, birbirlerinin uzak dostlarıdır. Dostluklarını gündüz kuşlarla, gece yıldızlarla iletirler birbirlerine... Sessiz dostluklar vardır. Dilsiz bir adamla, duymayan bir başka adamın elleri arasında sessiz bir dostluk oluşur. Her şeyden konuşur sessizce bu eller... Zorunlu dostluklar vardır. Pazarla pazartesinin dostluğu gibi. Pazar ağır bir gündür, Pazartesi hızlı bir gün... Ayak uyduramazlar birbirlerine. Ama dost olmak, yanyana durmak zorundadırlar... Uzun dostluklar vardır. İkindi güneşinin altında uzayan gölgeler birbirlerine kavuşurlar ve uzun boylu bir dostluk oluşur aralarında... Günün birinde ölen dostluklar vardır. Bir bahçe içindeki ahşap ev ile yanıbaşında duran ceviz ağacının dostluğu gibi... Birgün kocaman elli adamlar ve kocaman gövdeli makinalar o bahçeye girip de, bir süre sonra evin ve ceviz ağacının yerinde asık suratlı binalar yükseldiği zaman ölen dostluklar... Vakitsiz dostluklar vardır. Bir peçete, bir kağıt mendil vakitsizce dostu oluverir gözlerimizin... Ya da ayrılırken verilen bir dal karanfil ellerimize o anda gelen dostluktur... Bakımsız dostluklar vardır bir de... Zaten var, zaten dostuz deyip yıllarca bir telefonun, bir kaç cümlelik mektubun bile çok görüldüğü dostluklar... HİÇ BİR DOSTLUĞUN BAKIMSIZ KALMAMASI DİLEĞİYLE ( Siz bu dostluklardan habgisini temsil ediyorsun..... ) |
Gece Şarkısı Âlemde gündüz gönlüme işkencedir; Bence bayram ufukta gün bitincedir. Günün geçit vermez karlı dağlarını Sanki sihirbaz bir el eritincedir. Bütün gün beklediğim bahar ki gece, Gökte yıldızların da ümidincedir. Yollar, yollarda nihayet içime denk, Sonsuzlaşarak başı boş gidincedir. Ben ister güleyim, ister ağlayayım, Sesimi yalnız kendim işitincedir. Âlemde gündüz gönlüme işkencedir; Bence bayram ufukta gün bitincedir. |
http://img291.imageshack.us/img291/3866/laccku6.gif Ağlıyorum gözyaşlarımı silen yok Ağlıyorum hıçkırıklarımı duyan yok Ağlıyorum sesime ses veren yok Gülüm nerelerdesin İsyanlardayım. İsyan ediyorum sensizliğe Kahretsin bu gece de senden haber yok Biliyor musun? Özlemedim desem yalan olur Ve dudaklarımdan dökülemez kelimeler Kahretsin bu gecede seni düşünüyorum Ve özlüyorum Galiba, artık galibası da yok |
Eylül’ün Kırdığı Gül Yiğit, körpe ölüler; ağıtsız geçti çölü Destanlık öykümüzü güne anlat kırgülü! Kılıçlar kılıçlarla öpüşerek bilendi Aşkların taşrasında bir umut türkülendi Bizdik ateş hattında yenilmeyen ergenlik Kanın aydınlığında şafağa düşen tetik! Metropol üstümüze yürürken ordu ordu Biz değil, asıl bizden şehirler korkuyordu.. Bir anafor içinde kurşunlarla doğanlar Beyazıt meydanında üşüyen sloganlar Kimdi bize gösteren bu karanlık sokağı? Atıldık dolu-dizgin fikrimizde bukağı! Kuşkulu kuşluklarda buz tutmuş nilüferler Şimdi yol ayrımında küskün, yorgun neferler Sitemkâr satırlara sindirilmiş öfkemiz Eylülün kırdığı gül, yeni eşkine remiz.. Yiğit, körpe ölüler, ağıtsız geçti çölü Destanlık öykümüzü güne anlat kırgülü! |
tunçtan Bir Yalnızlık / Tuğrul Asi Balkar ilk o geldi rıhtıma demirlediği umutlarıyla durdu. artık yaşamaktan yoruldum diye yanıtladı oğlunu ufku izledikçe sonsuzluğun çizgileri yerleşirken alnına uykusuzluk, soluğunu kesen öksürük nöbetleri ve kan sığ sularında tekneler yüzdürdüğü kasaba: bodrum, her insan bir bodrum burada bir yalnızlık kalesi ve poyraz poyraz olmalıydı uykularımın son limanı de oğul, kimin ağına takıldı ki mutluluk, kimin çekilirken deniz ağlardan. tunçtan bir yalnızlık kalesi babam gözleri çakır. |
Direnen Şehir Aynalar hicaptan içine kırık Efsunlu fanusta ışık ve katran Duygular ağıtlı, hasretler lirik İblis şöleniyle çevrili dört yan Yedi-uyurların ilk şaşkınlığı Taşralı arkadaş, ne ki bu hüzün? Çığırından çıkmış çağ taşkınlığı Esenliği uçup gitmiş gündüzün Ağa camiinin acısı derin İki gözü iki çeşme ağlıyor Dersaadet, bu mu senin kaderin? Sınanışın hikmetini hayra yor Ruhumu sıkıyor beton ve çelik Hani masalların gökçe kuşları Aşkın duyarlığım etmez metelik Alaya alınır gönül düşleri Kaç kalbi ansızın hiçliğe iter Faili bilinen âşikar kurşun Kışkırtıcı edâ: düşmandan beter Alev sütunları yıkan sarışın Çavlan bir çığlıktır hayat ırmağı Eğreti, hükümsüz sabun köpüğü Örtüler sonsuzu örümcek ağı Kim nasıl kıracak saydam kabuğu? Yaşatır iffetli efsanesini Ucu işlemeli, sevdalı mendil Yanık bir ezgide gizler sesini Yaban rüzgârlara yenilmez kandil Masum hayallerle uyan uykudan Kısmetin açılsın, talihin dönsün Tutun fırtınaya nâzenin fidan "Vücut ikliminin sultanı sensin!" Pera’nın parfümlü odalarında Hâlâ oynaşmada ecnebî bir dul Dünün endişesi yaşar yarında Yeniden fethini özler İstanbul! |
Kanama / Veysel Çolak Kumunu yitirmiş bir çölün hüznü Önemlidir bir düş'ün depreminden ölümün sevinci her silah sesi kalbimde çalkalanır bir deniz bunu bilmekten. Yüzünü yerinde kullanmıyor sevgilim dalgınlığını da, onda bir geyiğin dağlar kadar korkusu kanı görünüyor bir avcının dürbününden toplardamarında doğurgan bir acı inciniyor zamansız gökyüzünden. Sessizlikten öğrenmiş tutkuyu ayrılıkla şakalaşmaktan aşkı bir şarkıya uğramış durmuş taş sözcüğünü duyunca kırılan cam gibi paramparça bir bakıma göz ağrısı. Çam kokulu dudakları değince ağzıma kar diner, çiçek açar kasığındaki sudan. Onu durmadan anımsamak bir kanama mı? Nereme dokunsanız gül tadında bir sancı |
O Gece Önce bir tereddüt içimde , Sonra yıktı geçti korkunun surlarını, Önde kalbim , Arkasında bir kucak sevgi... Hiçbirşey yoktu etrafımda Kimse... Sana doğru yaklaşırken adım adım. Yüreğim çoktan atılmıştı önüme, Hızlı kalp atışlarıyla. Bir kucak sevgi,arkasında Ben... Benmiydim? Sana doğru yürüyen , Yoksa bir sevdamı... Ama.. Çoktan varmıştı,çıkmıştı Tam yanıbaşındaydı. Aşkınla çarpan yüreğim, Bir kucak sevgi ve ruhum... Peki duydunmu O sessizlikte Rüzgarın bile esmediği anlarda Hissetinmi yüreğinde Kalbimin, Bir kucak sevginin Ruhumun ve aşağıdan benim Seni seviyorum haykırışlarını Ahmet Şaşmaz |
| Saat: 02:57 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık