![]() |
Zor Yıllar Acılardan bir türkü düşünce yüreğime Yetmiyor sevda sözleri yaralanmış ömrüme Sığınaklar aramak kederli şarkılarda Biraz daha yitip gitmek yıpranan dostluklarda Yaralayan sözler sözler gibi Silinmeyen izler izler gibi Birbirini gözler gözler gibi Zor, zor yıllar Yaralayan sözler sözler gibi Silinmeyen izler izler gibi Birbirini gözler gözler gibi Zor, zor yıllar Uykusuz gecelerde sarıveren kaygılar Kuşkuyla gözlediğin o ölüm dolu sokaklar Eksildi ömrümüzden umut dolu o yıllar Siz miydiniz bizler miydik yorgun düşen kuşaklar Yaralayan sözler sözler gibi Silinmeyen izler izler gibi Birbirini gözler gözler gibi Zor, zor yıllar Zülfü Livaneli |
Bir Ada Hikayesi Bir Ada Hikayesi Herhangi bir gündü, gitmek defterin son yaprağında asılı bir ağaç, dışıma vuran yangındı..... ve yolculuk... kaldırımda vuruşan ışıkları saydım tramvayın penceresinden köşesine çekilmiş kırık şarap kokusunu akşamın kavgalarının izini sürüp vurdum yüzünden geri dönüşümü azığımda tuhaf cinayet zincirleyip, boynuma ilikledim paslı kelepçe, sırtımda lodos bekledi omzumda yaşamın romatizması simitçi yetişti imdadıma martıların hakkı var dört susamı dökük simit, bir kaç dilim kaşar kırıntısı yetiştim yirmibeş aç gaganın çırpınışına Sirkeci... boğazın gönüllü hizmetçisi el bağlamış ceviz ağaçlarının intihar meydanı sonra, sarı bir jetonun dibi bulan tok isyanı ada vapuruuuuuuuu.. kıvrılarak gidiyor, dalgaların umrunda değil sireni ayyaş, kasıntı gidişimi götürüyor habersiz dönemeyişimi sanki iki parça, bölük pörçük Heybeli... ağaçların sakındığı patikala, haki koylar faytonlardan damlayan çıngırak sesleri, gömülmüş kırbaçların toprağı delen uykusu iskelenin gıcırtısı... ciğerimdeki yosun tadı tanıdık Marmarayı kışkırtıyor kayalıklar güneşe mahkum asker sağ yanım tuz sağdığım izbe kayık Değirmen, Sineklikaya, Almankoyu yasak girilmez levhası namlusu dudağıma dönük dikenler çadır kurduğum dört çam dibi ben uçurumun dengesiz yeline tutundum açtım kollarımı, bağırdım sesimi duysalar ölürdüm duyuramadım saat dört buçuk sahne kapalı balık sürüleri döktüğüm şaraba tutunmuş bir kaç kırlangıç asılı bulutlarda gözlerimi çevirdim...şiir bitti Hakan Kartal |
Ağustos Böceği İle Karınca Karıncayı tanırsınız Minimini bir hayvandır Fakat gayet çalışkandır Gayet tutumludur, yalnız Pek hodgamdır, bu bir kusur: Hodgm olan zalim olur. Bir gün ağustos böceği Tembel tembel ötüp durmak Neticesi aç kalarak Karıncadan göreceği Bürudete bakmaz, gider Bir lokma şey rica eder Der ki: - Acıyınız bize Coluk çocuk evde açız Ianenize muhtacız. Karınca bir yüreksize Layık huşunetle sorar: - Aç mısınız? Ya o kadar Uzun, güzel günler oldu. O günlerde ne yaptınız? Böcek inler: - Açız, açız Bakın benzim nasıl soldu O günlerde gülen, öten Sazla, sözle eğlenen ben Bugün bakın ne haldeyim! Vallah açız, billah açız, Halimize acıyınız! Karınca eğlenir: - Beyim, şimdi de raksedin, ne var? "Yazın çalan kışın oynar." 1914 Tevfik Fikret |
Acımasız Sevgi Denizin üstünde hafif bir sis Sokağın içinde hafif bir is vardı Limanda gemi denizde tekne yoktu Caddeler bomboş akşamcılarda yoktu Önce ucuz bira aldım Sonra bir samsun yaktım Ardından bir karaltı belirdi Bir insan siluetiydi Hatta bir kadın Yavaş yavaş yürüyordu ve bana yaklaşıyordu Önce gelmesini bekledim Sonra dayanamadım yaklaştım Olamaz inanamıyorum tanrım Bu sensin evet evet Bu kesinlikle sensin Bana bakıp gülüyorsun ve yanıma kadar geliyorsun Tutuyorsun ellerimden Çekiyorsun beni denize Beraber yürüyorduk suyun üstünde Sonra o sisin içinde Çaldı bir geminin sireni Bu da korkuttu seni Bıraktın aniden elimi Ve boğdu beni Bu acımasız sevgi. Deniz Kıyıcı |
Yoksun, Her gecenin feryadında, Acımasızca beni bırakmaktasın. Yüreğimin sirenlerinde, Yangınlara saklanansın. Aşka yelken açtım her seni düşündüğümde, Gecelerin koynunda seni düşledim. Saçların her aklıma geldiğinde, Sevipte ayrılamadığımdın. Yoksun! Haykırıyorum duymak bilmeyen yüreğine. Aşk senin ellerinde bir köle. Seven pişman sen ise sevene düşman. Aşkım ve ben çaresiz kalmışız, Olmuşuz perişan. Yoksun! Karanlık sokakların gizli düşlerinde saklanıyorsun, Acımasızlığın değil derdim, Sen kendini ne sanıyorsun. Sevdik diye ecel günümü mü sayıyorsun, Aşkın tokadı ağır olur, Sen sevgiyi küçümsüyorsun. Yoksun! Hangi taşın altına baksan yürekleri ezmişsin. Ağlayan kimin yüreği bilmem, Sen gerçek bir zalimsin. Sevmeyi öğrenmemiş kalbin olmuş serseri, Yoksun demek bile sana hediye inan ki. Bıktım seni her gece düşünüp sevmekten, Günlere bölmüştüm ömrümü. Toparlıyorum her bir zerremi, Senin istediğin bu değil mi? Yoksun demiyorum çünkü ben var oldum bilgine, Seni sevmek mi istemem ben bir daha boş yere. Her aşkın sillesi bu kadar ağır mı olur seninle, Yoksun dmeekten vazgeçip ben gidiyorum. Gözyaşlarım emekli oldu,feryadım düş. Artık yüreğim el uzatmaz aklımdan düş. Sevmeyen kalbin kör olmuş, sen ölmüş, Bende yeşeren umut var geçmişi hatırlatmak istemen beyhude. yasemin kurt |
Kayıp alyans… hadi ! istanbulun yaşlı kızına gidelim iki yakasına, iğneli sözü batsın hayatın asla yanyana gelmeyecek iki armağanız şimdi çok mu gri çok mu ıssız yeniden baksam boğulur mu gürültüye ağlayarak gittiğim gülerek geldiğim kent desenli deniz biraz anneme benzedi yorgunluk oturdu nef(e)simin üzerine az ötede yazısı silinmiş bank’a dayandı vakit gökyüzünde parlayan safir mavisi çalıntı bir yıldız gümüş zincirin ucu, ufaçık bir t(el)aş taşıyor ayrılığı gerdanım. Senem Zeynep Uysal |
Kalp attığı sürece Sevmenin vakti geçmez. İnsan böyle sevince Güzel çirkin hiç seçmez. Beni bir ömür boyu Sevsin bu güzel diye. Gönlümün tapusunu Ona verdim elimle. Taşıdım yüreğimde Yıllarca sevgisini. Sanki ben oldu bende Sevmişim kendisini. Saat gecenin biri Derin uykuda herkes. Benim aklımda biri Sevdiğim sıcak nefes. Ayın on dördü gibi Sen her zaman güzelsin. Benim için sevgili Yalnız bana özelsin. mehmet ali çıbıklı |
alnında satır gibi indirmiş kaşlarını ağzı yüzü kan revan içindedir içinde birşeye baktığı belli kimbilir nedir belki tortulu kalın bir nehir belki bir şehir / bir nehir gibi uğultulu elektrik bilemiş kaldırım taşlarını belki hiç olmayan sevgilisidir o filmden çaldığı genç kız hayali saçları yalnızlığına dağılmış belli belirsiz tutukluluk hali tenhalara kaçırır bakışlarını iki gecedir yerinden kıpırdamadı çenesi kilitki dudakları şiş karanlıkta gizlice sakal büyütüyor içindeki başka bir kata inmiş belki arka bahçeye uzak çocukluğundan morsalkım kokuları böğürtlen tadı yukarda haşarı uçurtmalar annesi içerde çamaşır ütülüyor akşama yatılı misafirleri var erzurum'dan koşma oğlum bu nasıl çember çeviriş az önce düştü de burnu kanadı belki bıyıklarında yaladığı kan birini çağırıyorlar onu olabilir mi adını hatırlasa bilmece çözülecek adını hatırlamıyor kaç yaşında olduğunu hatırladığı içindeki bir gemi yıllardan ilkokul belki 23 nisan heybeli'ye geziye gidilecek yol boyunca aralıksız kuş yağmuru gemiyle yarışan yunuslar maviliğin gözlerine sığmayan sonsuzluğu o ilk hürriyet sarhoşluğu korkudan ihtiyarlayabilir mi yirmi yaşında insan atilla ilhan |
Ya Evde Yoksan Aşkınla ne garip hallere düştüm! Her şeyim tamam da bir sendin noksan! Yağmur yaş demeden yollara düştüm, İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Elbisem gündelik, pabucum delik, Haberin olsa da sobayı yaksan. Yağmur iliğime geçti üstelik! İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Sarhoşsan kapını çaldığım anda, ******ler gibi açık saçıksan! Bir de ufak rakı varsa masanda! İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Bakkala gitmeme lüzum kalmasa, Durumu anlardın takvime baksan! Allah vere misafirin olmasa, İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Kıvırcık marulun vardır inşallah; Bir salata yapsan, bol limon sıksan. Senin de iştahın iyi maşallah! İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Sabahlara kadar içsek, sevişsek Ne ben işe gitsem, ne sen ayılsan, Derin bir uykunun dibine düşsek! İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Ne kadar üşüdüm, nasıl acıktım! İlk önce sıcacık banyoya soksan, Sanırsın şu anda denizden çıktım, İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Yanlış mı aklımda kalmış acaba! Muhabbet sokağı numara doksan. Boşa mı gidecek bu kadar çaba! İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Ya yolu kaybettim, ya ben kayboldum! Ne olur bir yerden karşıma çıksan! Tepeden tırnağa sırsıklam oldum! İçim ürperiyor, ya evde yoksan!.. Cemal Safi |
Sende Kalmış Bilmiyorum nerdeyim, ne haldeyim, ben kimim Ayrılırken kimliğim, adresim sende kalmış. Tebessümü yüzüme çok görüyor matemim Güldüğümü gösteren tek resim sende kalmış. Akların kaybolduğu, rengin ahenk bulduğu Toprağın kadehine ab-ı hayat dolduğu Bir gül için, bülbülün saçlarını yolduğu Aşkın harman olduğu o mevsim, sende kalmış. Nerede o çocuksu, o şımarık hallerim, Saçlarına hasreti tanımayan ellerim, Rengarenk rüyalarım, toz pembe hayallerim Tekmil neşem, sevincim, hevesim, sende kalmış. Ayıplama, kınama, kahveye gidiyorsam, Avunabilmek için bir tavla atıyorsam, Garson çay uzatırken ben aklımda diyorsam, Sende kalmış demektir, ladesim sende kalmış. Dostlar da muhabbeti kestiler, lüzum da yok. Zaten senden ziyade sohbetim, sözüm de yok. Sen dönmeden kimseye bakacak yüzüm de yok. Aynalarda kendimi göresim sende kalmış. Sende kalmış umudum, saadet çağım sende, Sende kalmış huzurum, tüten ocağım sende, Sende hayat kaynağım, duygu membağım sende, Can diyorum sana, can kafesim sende kalmış. Allah' ım düşmanımı düşürmesin bu zaafa, Sanki her noksanımı mecburum itirafa, Hangi şarkıya girsem, notalar do re mi fa Sol diyorum sana sol, la sesim sende kalmış. Gel Tanrı'ya borcunu teslim etsin bu yürek, Tez gel ki enkazımı kapatsın kazma kürek, Kelime-i Şehadet getirmem için gerek, Son diyorum sana, son nefesim sende kalmış. Cemal Safi |
| Saat: 15:10 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık