![]() |
Kül Nerde Çürür Düş Kimde Sevgilim çölün kalbinde okyanus çiçeği bungun ey göğsümde is ülkelerini konuşlayan bulutlar kirli yüküm kırılgan nisanın hırçın çocukluğu tutunsam naçar sandıklar incilerinizi düşürmeseniz demlerin kızıl kanatlarını uçurumla bölüşür bahar suyun gizil serüvenini düşünür kış mecbur arşla bozar tehennüm kuşkulu görünümünü sonsuz akşam kanatsız berceste bilmez sevgilim düş nerde büyür kül hangi iklimde yağmurun gamze tutkusunu nar tende çürür ey göğsüme sis güllerini koşumlayan bulutlar yengi gördüm iri bakışlı nisanın mahzun çoşkusunu bataklık yıldızına bungun sır körebe sevgilim - derindi lal ırmaklar yalpaladığım sesler kekeme- kum saatlerine dizdiğim ayarsız sağanaklar kederdi aldatıldığım cümle masumiyet devrildiğim şunca huşu Kızılca kıyametiydi çöl kalbinde dilsiz alçalan nilüferin mağmalar vakitsiz örttüğünde huzuru bilir sevgilim düş nerde büyür kül çürür hangi iklimde Nursel Türkemiş |
Kalemim Sen ve Ben Dislerim demir parmaklik, Dilimse suçsuz bir mahkum. Düsünce suçundan yargilanan bir zavalli gibi, Duygularimi anlatamadim. Iste bu yüzden yaziyorum bos sayfalara, Yaziyor yirtiyor ve atiyorum... Seninle yürüdügüm yollara. Belki bulup okursun diye, Okuyup ta geri dönersin diye, Durmadan yaziyor yirtiyor ve atiyorum... Seninle yürüdügüm yollara. Hani ölmemis bir insani gömersin ya ! Iste onun gibi gömüyorum. Yosun tutmus anilarimi, Karbeyaz sayfalara. Kalemimin her temasinda, Bir kazma daha vuruluyordu topraga. Kendim için kazamadigim mezari, Kalemim kaziyordu karbeyaz sayfalara... Abdullah Yildiz |
Özledim seni çok özledim arar dedim aramadın özledim seni çok özledim aşk bu dedim çok sevdim aşık oldum çok özledim isyan ettim gelir dedim gelmedin yanlız kaldım aşk dilendim görmedin inan bana çok özledim Ömer Seydi Ekinci |
Ben seni severken Sen yanımda yoktun ki! Ben seni özlerken Sen bilmiyordun ki! Ben seni sensiz sevdim... Sen yokken bakışların vardı Beynime kazınmış Nereye baksam oradaydılar, Ben seni sensiz sevdim.. Göremesem de, rüyamdaydın, Sevmesen de, kalbimin derinliklerindeydin Ve kimse seni oradan çıkaramayacak. Sen bile! Ben seni sensiz sevdim... Sen olmasan da, hayalin vardı, Sen olmasan da, şarkılar vardı; Seni hatırlatan... Sen olmasan da, her dakika aklımdaydın. Ben seni sensiz sevdim... Sen olmasan da,yıldızlar vardı, Sen olmasan da,bulutlar vardı, Sen olmasan da,günbatımları vardı, Sen olmasan da,denizler vardı... Ben seni sensiz sevdim... Aslında sen hep vardın, Aynı şehirde,aynı sokakta, “Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum”ama; Ben seni sensiz sevdim... Ne olurdu sende beni sevseydin? Ne olurdu bu kadar gözyaşı dökmeseydim? Ama inanıyorum ki sen uyandıracaksın beni, Hani kıyamet koptuğunda... Ben seni sensiz sevdim... Neden sevdim bilmiyorum ama çok sevdim!!! 07-10-2000 M.Ahsen SAKAREİSOĞLU |
BİTTİ O SEVDA BİTTİ O SEVDA ,KESİLDİ ÇIĞLIKLARI MARTILARIN SU GİBİ BİTTİ,SUYA KARŞIT GİBİ BİTTİ. İTTİ KIYIYI ADINA DENİZ DEDİĞİMİZ ŞEY, UNUTTUK İKİMİZ DE HER TÜRLÜ YETİNMEZLİĞİ. KAYBETTİ KUMARDA GÖZLERİM, KAYBETTİ KUMARDA GÖZLERİ... BİR KORKU RÜZGARLANDI GÖĞÜS BOŞLUĞUMUZDA SANKİ, UZAKLAŞTI AĞAÇLAR BİRBİRLERİNDEN, YAKINLAŞTI AĞAÇLAR BİRBİRLERİNE, YANİ HER SOLUK ALIP VERİŞİMİZDE BİZİM, BİR MEKİK GİBİ KALBİN, BİR MEKİK GİBİ KALBİM, İŞLEYİP DURDU BU YİTİKLİĞİ YENİDEN. NE KALDI? FARKINDA MISIN BİLMEM, GÜNDÜZLER, GÜNDÜZLER BİRAZ AZALDI.. EDİP CANSEVER |
beni leylâk kokularına nişanladığın gün kimi haberci çıkarsam ömrüne bir sayfa daha açılıyor ağıtlara tılsımını yitirmiş ikindi uykuların düşlerin kayısı kokmuyor mevsim camlarda buz deseni kargalar da umuda ötmüyor artık bir baş soğanız koca iki halk niyetine kavgalıyız erkekliğin gözlerimizi acıtan bu sızı yüreğine dökülüyor hâlâ annelerin kar yağıyor bir yerlere kuşlar yolculuğa pusu dalların arasında pinekleyen akşam rüzgarı incitiyor gözlerinden dağların lale kokma zamanı bütün söylentiler sokağında vuruluyor unutkanlığından kanıyor güneş buzlarını aşka son kez kırıyor umudun belleğinden uyanan pınar beni leylâk kokularına nişanladığın gün vay be deyip coşkuların omzundan bakarım şimdi yalın ayak bir işsiz ordusuyum cenaze törenlerine onur satan halkım kuşlar benden yana bilirim gözlerin kaldırımlara afiş tutunduğum tek imza yosunların hayata vurgunluğu olsun Vahdettin YILMAZ |
Bana biraz hüzün ver usta, sek olsun! bana biraz huzur, bir duble de rakı getir usta bir de değiştir şu plağı canım bugün içli şarkılar dinlemek istiyor hani şu damar dediklerinden ortaya da birkaç meze koy, kafi... hiç yiyesim yok aslında masa zengin görünsün... ağlarsam eğer sakın endişe etme bir sevdiğim vardır, ondandır.. çok tanık olmuşsundur böyle şeylere elbet ben de olmuştum bir vakitler teselli ettiğim bile oldu anlamak için yaşamak gerekiyormuş teselliye ihtiyacım yok, sakın deneme sen bardağı boş bırakma yeter bu gece sarhoş olasım var, bu gece içesim var be usta..! sakın ha, o resme dokunma! o adam işte hala sevdiğim onsuz rakı içememde bilir misin, resimde gördüğünden daha güzeldir biz ne rakılar içtik onunla, bana mısın demedi soframızı görsen sen de kıskanırdın elbet ama sofra değildi önemli olan sohbet be usta, sohbet..! bizi hep o sohbetler sarhoş ederdi, sen bilmezsin.. içim yanıyor usta içim hala bilmem neden gittiğini oysa kimsenin sevmediği kadar sevmiştim onu ve kimsenin beklemediği kadar, bekliyorum onu.... gelmeyecek biliyorum bunu bilmek daha da acı pardon, gurur mu dedin..? yok be abicim, o ben de kalmadı başkasından sor istersen bende olan her şeyi ona vermiştim, bir daha geri gelmedi ya, sen beni dinlerken ihmal ediyorsun doldursana be usta, koysana rakı... hesaplar peşin, sakın endişe etme içip içip de naralar atan, ortalığı dağıtan tiplerden değilim ben alt tarafı biraz sendelerim ama düşmem.. ha, bir de şarkılar mırıldanırım şarkıların içinde çağıl çağıl akarım istersen kapat şu pilağı, ben senin sevdiğin namelerde de dolaşırım... yanlış görmedin ağlıyorum işte sorun yok, rahat ol... ağlayabilmek her yiğidin harcı değil hem sen bilir misin, asildir gözyaşları, hiç yere düşmedikleri için benimkiler de asil, sevdiğim adamın gönlüne bile düşmediği için.. bakıyorum, seni de efkar bastı eeee, gönül kadınıyım ben ukalaca bir itiraf gibi gelmesin sana konuşurken ve severken, yüreğimi koyarım ortaya cebimdeki bozukluk sevişmelerin hepsini koyarım, bütünlensin diye... o bunları görmek istemedi isteseydi kendimi de verirdim ona nedense hepsi birden, fazla geldi... yapma be usta bu şarkı söylenir mi şimdi...? “beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın” eh yani, tam da damarıma bastın ben şimdi sitem etmez miyim aşka..? bu şarkı için dibini görürüm bardağın ama, bana daha fazla efkar yapma..! vakit doldu biz biliriz nerde durmamız gerektiğini demek sen de farkettin gözüm hep telefondaydı, doğru ama çalmadı üzülme, çalmaz.. süs eşyası olarak kullanıyorum zaten artık onu bir hatırlayanım bile yok gördüğün gibi eğer o arasaydı, dudaklarım kilitlenirdi belki de hiç konuşamazdım... yok be usta, hesaba niye itiraz edeyim zaten şarkılarda ve sohbette indirim yapmışsın senden daha başka ne isteyeyim..? gönlünü ferah tut, evin yolunu bulurum elbet tamam anlaştık bir gün yanlışla dönerse bana, beraber geliriz... seni unutur muyum hiç beni dinleyen kaç kişi var ki çevremde yine gel demen hoşuma gitti, şımarttın gönlümü gelirim elbet, hiç kafanı yorma.. sen sadece şarkılara iyi bak rakıyı soğuk tut gönlünü ferah... kendine iyi bak kafi usta dedik bağrımıza bastık aşk bizi terketse bile, sohbetimiz baki.. Pelin Onay |
Hayat Gül Kokulu Bir Sağanak Yine Gözlerimin önünde ıslak dağların kabaran yalnızlığı Ne varsa uçurumlar eşiğinde Hüzünlerle yalpalayan ne varsa Gözlerimin önünde Ve hayat gül kokulu bir sağanak yine Birşeyler anlatmak istiyor hayat Ve alıp götürmek bir şeyleri kurt sofralarına Gün batıyor gün batıyor bukağısı paslı bir sevinç oluyor yalnızlığım Unutuyorum sevgilim suretini Durgunluğun "niçin"di unutuyorum Gün batıyor ürkek yıldızlar dolanıyor yalnızlığıma Umurumda değil ne yağmur ne ayaz Ne de ker*** kokusu havada Unutuyorum/sabaha/kadar/ gün batıyor Sonra bir akasyayı okşuyor gözlerim Geciken sabahlara koşuyor kuşlar Gözlerimin önünde Ve hayat gül kokulu bir sağanak yine Yılmaz Odabaşı |
kağıt gemi yelkenleri şile bezi güvertesi gazeteden bir küçük gemiyim sadece ki; senin serin sularında yüzmek için bekliyorum her gece.......... esra gök |
Neden Sevdim seni ? Çünkü kendi yaşam yolculuğun içinNe varsa gönlünce değerli olanGökkuşağı gibi saydam ve yalınYüreğini yüreğinle bana yansıttın.Çünkü yolu senin yoluna karşıtNice ayrı dünyaların insanlarınıAnladın yıllardır sevecenlikleHepsine de dost elini uzattınÇünkü umutları da hüzünleri deNe güzeldi seninle başbaşa yudumlamakYaramaz çocuklar gibi kıvancımı daAcılarımı da sevgiyle paylaştınÇünkü seviyorsun sen öz varlığınıTüm ruhunla önemsiyorsun kendiniHer uzatışında sevgiyle elleriniKalplerimizin sıcaklığına alıştınÇünkü doğal akışında yaşamınBarış adına dirlik düzenlik içindeÖzenle, sevginle, yüce gönlünceYeni dünyalar yaratmaya çalıştınÇünkü sen insanca onurunla varsınGözyaşımı sildin saf duygularınlaSevda türküleri gibi rengarenk Açtın bana, benliğime karıştınİşte ben bütün bunlar için sevdim seniÖlünceye kadar da seveceğim seni..... Cansever Eyüboğlu |
Güller Yürekte Yandı Gülleri tutuşturdum bülbülüm yandı Üstüme gelme kahır, sevdası şandı Laleler açtı, dağlar bayram bayram Lav patlattım kalbimde onunla her an Engelleri ben koymadım eşik önüne Rahatının lambası sönmesin gülüm Yabanın hükmüne hükümsüz kaldım Üstündür hasret, zamanı geçer mi sandın Rüya gibi geldi aşk, ayrılık narına yandım Elem ağlatmasın seni, acıtsa da beni Kinim kendime, kıramam asla seni Tuttuğum dilekler bir gün ulaşırsa sana Ettiklerini düşünüp üzülmeyesin gülüm Yangın bitti,kalp fanusum kırık, yırt resmimi Alevli yalanları ben sevdirtmedim seni Nasıldı sevdan, bozdun aşk yeminini Deme sakın “unut”, ağlattığın her günü Istırabın mezar bana, sen bahtiyar ol gülüm. Mehmet Yaşar AYAN |
Unutulmaz anları vardır hayatın Islak kirpiklere takıp kalan Zamana meydan okuyan Biz de öylesine yaşadık seninle Öylesine sevdik Hatırla aşkım... Kahır dolu rüzgarlar esiyor içimde Yıkılıp kalıyorum bu sağır akşamlarda Beni sensizliğe nikahladılar Yenildim duygularıma Yenildim gururuma ağlayamadım Şimdi sanadır bu ağlayışım Hatırla aşkım.. Gözümde dağlar gibi büyüyor hasretin Gelip gelip özlemin doluyor içime Yokluğunda şair kesildi gönlüm Artık hep hüzzamdan çalıyor şarkılarım Sen de nasıl sever nasıl söylerdin Hatırla aşkım.. Oysa nelere katlandı bu gönül Ne acılara halay çekti bu yürek Ne ihanetlere gülüp geçti bu gözler Bir yokluğuna alışamadım Bir de sensiz bu akşamlara Unutamam demiştin giderken bana Ben de unutamadım Bu bizim son yeminimizdi Hatırla aşkım.. Biliyorum şimdi saçlarını yaban eller okşuyor Gözlerine başka gözler gülüyor Gözlerin ki gördüğüm gözlerin en güzeliydi Varsın adı hasret olsun artık bu sevdanın Varsın sonu ayrılık olsun bu romanın Bitmedi bitmeyecek bu şarkım Nerede olursan ol Kiminle olursan ol Hatırla aşkım.. Hatırla Yanındayken bile özlerdim seni Şimdi içimde bir başka yangın Şimdi gözlerimde en ıslak bakışın Ölmek kaderde var biliyorum Her şeyin sonu yakın Ama sen de bil ki Yağmurlarca sevdim seni Yağmurlarca sana yandım Hatırla derya gözlüm Hatırla Aşkım.. Ahmet Selcuk İlkan |
Mimli Gözler Kaşların fırtına, kirpiklerin ok iğneli sözlerin sanki keskin bir kılıç daha dün bin Watt ferinde ay bırakmıştın gözlerime tek istediğim mutlu ve huzurlu dünyamda güzellik görmekti oysa şimdi, sonu çıkmaza giden yolda karardı tüm güneşlerim yaşadığım mesut günden eser kalmadı gönlümde İlk kez düştüğüm yerde tutkularımı yakan pembe yalanlardan anladım ki aşktan hediye acı izler kalırmış geriye Mehmet Yaşar AYAN |
Bu Gece Ağlayacağım... Birazdan akşam olacak bitanem Yalnızlık aç kurtlar misali Üstüme çullanacak. Ben çaresizlik içinde Sana teslim olacağım Kör sağır gecelere tutsak Sana mahkum yaşayacağım Özlemin devleşecek içimde Yüreğim titreyecek Ellerim soğuyacak sensizlikten Dudaklarımdan, şarkımız dökülecek Yarım yamalak, bir kez daha Seni sensiz yaşayacağım... Bu gece ağlayacağım sevgilim Hangi saatte bilinmez Kendimi bir kenara çekip sorgulayacağım. Ne yapmak istiyorsun, böyle nereye gidiyorsun deyip, Biraz da çatacağım. Hatırladıkça seni Sevdan kokacak evimin her yanı. Sensizliğin çaresizliği çökecek Kan gibi yüreğime Kahredecek yokluğun beni milyon kere... Bu gece ağlayacağım sevgilim Sen de benimle ağlayacaksın Uzaklarda bir yerlerde Biliyorum, biliyorum ki Yüreğin yüreğime değecek. Aynaya baktığımda Hep ben yerine sen olacaksın. Adını bile bilmediğim bu duygular için Sen de, sen de benimle ağlayacaksın... Nuri CAN |
Gelmeyeceksen Boşuna Bekletme Beni Sabahları tükettim kapı önünde bekledim seniDuvarlarda yer kalmadı tepeşirler bitirdimBu günde geçti böyle ümidimi yitirdimGelmeyeceksen söylede boşuna bekletme beni...Ah ne zor şeymiş umutsuzca beklemek seniDertlerime boncuk boncuk eklemek seniBu sabahta her zamanki yerimde beklemekteyimGelmeyeceksen söylede boşuna bekletme beni...(Küller Ateşe Dönecek Birgün) Emre Vehbi Alkan |
SANA GELİYORUM I. Benim sabah keyfim yeni açmış bir gülü insanların gülücüklerine yerleştirmektir. II. Sana karlı bir günde geleyim saçımın beyazlığı ve paltomun ıslaklığıyla üşüyen dudaklarımı ısıt, tenimi kurula uzun bir şarkıda susalım farkında olmadan sobanın çıtırtılarına dalalım sana küçük törenlerimizde şarkı söyleyeyim içki içelim güneşle başbaşa saçlarına dokunan tarağın hışırtısını dinleyeyim gözlerinin titreşimini yansıtsın aynalar bir gece şelalesi gibi damarlarıma akıp yankılan yüreğimde. III. Sana yağmurlu bir günde geleyim parkta ıslanalım birlikte gürültüller toprağın kokusunda erisin kentin görüntüsü değişirken bulutlarla duraksamadan parlayan gözlerin ve ıslaklığınla sar beni en koyu kızıllığında dudaklarının kıralım demir parmaklı pencereleri önlerine ortanca saksıları yerleştirelim ağız dolusu sobe diyelim dudaklarımıza. IV. Sana güneşli bir günde geleyim ışıklı yollara halılar serelim birlikte aşkınlığa yükselelim, okyanus sularının ortasında altın kumsallarıyla mücevher gibi parlayan adada, ben hep iskeleye demir atmış beyaz bir yelkenlinin düşünü gördüm tuzlu dudaklarını yakmak için sana kendi yaptığım güneşleri getireyim. A. KADİR BİLGİN |
Gece Tiryakileri Ne kötü aşıksın..diyor sevgilim; koyaklarda uyudum ısındım çobanateşleriyle hala yok suretin bir esrimeydi gülümsemen belleğimde uğultusu gecelerin Cemal Sayan |
Ben Mi? Evet... Ben mi?evet... Bir gun cikip gidecegim kapilari,evleri,dergileri,huzunler birakarak... Bir cicek merhaba diyecek... Hos geldin diyecek dag... Orman gulumseyecek... Animsayislarin,bekleyislerin,umitlerin yada umitsizliklerin Hirslarin,yarislarin,tasalarin kalktigi yerde Tam anlatinin kaldigi yerde baslayacak siir... Hic kimseye seslenmeyen,kendi kendine yeten sadece... Kendi mantigi;kendi guzelligi icinde tutarli... Ama halkin yasantisi girecektir oraya,cunku yasayan buyuk Bir seydir halk... Deniz ve ufuk girecek,karinca yuvalari,gokyuzu,kozalaklar Ve kopuk ve art`k hasetsiz bir ask... Yani sevismak denizle,kosulsuz,onyargisiz,hesapsiz... Yani uzanmak ve dusunmek binlerce yil.. Dogan,olen ve yasayan seyleri... Dogumu,olumu ve yasamayi Yani dingin ve buyuk olan herseyi anlatmak... Ben mi?evet .cikip gidecegim bir gun... Tasasiz,gozyassiz,geride birsey birakmadan ve birsey beklemeden İlerde... Sadece yagmur sularindan piril piril bir yurek Artik kendi kendinin anlami ve nedeni olan bir yurekle... Ataol Behramoğlu |
şurada burada sıkılmış limon kesikleri paslanmaya bırakılmış demir çubuklar tertemiz kaynaklara atıksu tarifesi taze sürgünlerin ince boyunlarında ağır kementler henüz sıcaklığı soğumamış körpe cesetler karanlıklar ortasında bir ışık adası gibi talancıların gözünden nasılsa kaçmış çimenler birkaç tomurcuk üç-beş yeşil yaprak ıslak bir kağıt gibi yırtıp atmış kentin dokusunu acımasız kasırgalar arıtmıyor sabun çıkartmıyor sular giysilerden yalnızlığın kokusunu aşk mevsimi değil miydi bahar elele tutuşmaktan korkan ürkek ceylanlar hani nerede eşlerine kur yapan kumrular kuş cıvıltılarına hasret kulaklar denizler denli derin içezikliği geleceksen sekizinci günde gel sevgilim burada haftanın yedi gününde de aşka geçit vermiyor yağmurlar yalnızca bir ad yaraşabilir bu mevsime: “acı bahar” Mustafa Yıldız |
Ben Sana Mecburum Ben sana mecburum bilemezsin Adini mih gibi aklimda tutuyorum Buyudukce buyuyor gozlerin Ben sana mecburum bilemezsin Icimi seninle isitiyorum Agaclar sonbahara hazirlaniyor Bu sehir o eski Istanbul mudur? Karanlikta bulutlar parcalaniyor Sokak lambalari birden yaniyor Kaldirimlarda yagmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur Insan bir aksam ustu ansizin yorulur Tutsak ustura agzinda yasamaktan Kimi zaman ellerini kirar tutkusu Birkac hayat cikarir yasamasindan Hangi kapiyi calsa kimi zaman Arkasinda yalnizligin hinzir ugultusu Fatihte yoksul bir gramafon caliyor Eski zamanlardan bir Cuma caliyor Durup kose basinda deliksiz dinlesem Sana kullanilmamis bir gok getirsem Haftalar ellerimde ufalaniyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun Belki Haziranda mavi benekli cocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir silep siziyor issiz gozlerinden Belki Yesilkoy'de ucaga biniyorsun Butun islanmissin tuylerin urperiyor Belki korsun kirilmissin telas icindesin Kotu ruzgar saclarini goturuyor Ne vakit bir yasamak dusunsem Bu kurtlar sofrasinda belki zor Ayipsiz fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yasamak dusunsem Sus deyip adinla basliyorum Icim sira kimildiyor gizli denizlerin Hayir baska turlu olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin.. Attila Ilhan |
Açılın Bulutlar Yıkamış yağmurlar ipek saçları; Gözlerin içinden umut gülüyor... Gül ile süsledim gülle yolları Açılın bulutlar yârim geliyor. Beni mecnun etti şirindir gözü, Dağlardan aşırdı sevgiyle sözü, Mehtapta nur saçar dolunay yüzü Gönlümde parladı aşkı biliyor. Değse yağmur değse ruha haz verir, Kış geçer ömrümde bahar yaz verir, Geleceğim diye candan söz verir Telsiz telefonla haber salıyor. Şevkle gelir bahar yağmur zamanı, Al yeşil çiçekler süsler cihanı, Gözlerinle görmek istersen beni Acele et çok az vakit kalıyor. Eğleşir yanakta pembeler, aklar, Yâr gönlünde sever, gönlünde saklar Düşününce yakın gelir uzaklar Nazı çok olanı kalpler siliyor... Ressam Halil, durmaz yâri anlatır Aşkı yazar kalpten bak satır satır Kalkmasın aradan dostlukla hatır Gözden düşen damla yağmur oluyor |
Bayrak Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü ! Işık ışık, dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım. Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım. Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder... Gölgende bana da, bana da yer ver ! Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar. Yurda ay yıldızın ışığı yeter. Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün. Kızıllığında ısındık, Dağlardan çöllere düşürdüğü gün. Gölgene sığındık. Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan; Barışın güvercini, savaşın kartalı... Yüksek yerlerde açan çiçeğim; Senin altında doğdum, Senin dibinde öleceğim. Arif Nihat Asya |
BEN SENİ NEDEN Mİ SEVDİM Ben seni bir okyanusun derinliğinde buldum da sevdim Parlak bir inciydin benim için Paha biçilmez bir inci Ben seni soğuk ve yağmurlu bir günde Seni düşünürken gülüşündeki sıcaklığın içime dolup da Beni sardığı bir anda sevdim Seni sadece selvi boyun, siyah saçların yada kara gözlerin Güzel bir yüzün var diye değil Fikirlerinle,konuşmandaki güzelliğin ve benim o kor halde yanan yüreğimle sevdim Ben seni derinden ve hissederek sevdim Her kalp atışımda vücudumun dört bir köşesine yayıldığını Beni sardığını her nefes alışımda ciğerlerime işlediğini bilerek sevdim Seni kış gecelerinin o soğuk yatağında birlikte uyuyup beni ısıttığın Yaz sıcağında uyuyamayıp sıkıntılarım olduğun Ve rüyalarımda buluştuğumuz gecelerde sevdim Seni ellerinden tutup kanımın kaynadığı Kalbimin yerinden fırlayacağını hissettiğim anlarda O ıslak dudaklarınla beni sevdiğini söyleyeceğin anları düşünerek sevdim Ben seni o sensiz anlardaki boş ve değersiz geçen dakikalarda Kayıp zamanlarımızda, seni arayıp bulamadığım Çaresizlik içinde olduğum,içki sofralarını dost bildiğim anlarda sevdim Sen ne kadar uzak olsan da, Aramızdaki kilometreler nasıl çoksa Bende seni o kadar yoğun ve o denli çok sevdim Seni kalbimde yanan ateşin ile Zihnimde oluşan hayallerin o ay parçası çehrenle Bana derinden bakan o gözlerindeki ışıltıyı göreceğim anları beklerken Kalbimin yanıp tutuştuğu anlarda Gelip o bu ateşi alevlendirerek Bana sarılarak beni sevdiğini söyleyeceğin anları düşünerek sevdim Korkuyorum! Hakkettiğin mutluluğu sana verememekten korkuyorum. Seni beni sevdiğinden fazla sevememekten korkuyorum. Senin sevgine layık olduktan sonra başkaları tarafından o sevgiyi kaybetmekten korkuyorum. Seni kazandım derken kaybetmekten korkuyorum. Aramızdaki maneviyat haricindeki uçurumlardan korkuyorum. Senin kalbini daha fazla kırmaktan korkuyorum. O temiz ve masum göz yaşlarını daha fazla akıtmaktan korkuyorum. Evet korkuyorum; seni kaybetmekten, seni daha fazla üzmekten ... Sana kendimi ifade edememekten korkuyorum. Yada yanlış anlaşılmaktan korkuyorum. Uçurumun kenarında yalnız kalmaktan korkuyorum. Dostluğuna doyamadan uluorta yalnız kalmaktan korkuyorum. Yüreğimdeki o ince sızının bir gün çoğalmasından ve beni sarmasından korkuyorum. Sevgi denen güzelliğinin bir gün beni terk etmesinden korkuyorum. Dostluğun ölüp yerine nefretin yeşermesinden korkuyorum. Korkuyorum evet; seni kaybetmekten ve seni daha fazla üzmekten... Bir çiçek misali ne ellemeye nede koparmaya kıyamıyorum uzaktan seyrediyorum çünkü; Seni daha fazla incitmekten korkuyorum. Ömründe yaşadığın mutluluğu huzuru sana yaşatamamaktan korkuyorum. Sana kalbimden fazlasını verememekten korkuyorum. Sonunda sana gözyaşından başka bir şey bırakamamaktan korkuyorum. Seni sevmekten degil; dostluğunu suiistimal etmekten, Seni kaybetmekten ve değerini bilememekten ve Yüce Rabbime hesap verememekten korkuyorum. Belki de çok fazla korkuyorum ... ÇÜNKÜ; BEN iLK DEFA SEViYORUM... Atilla İLHAN |
ÇIRILÇIPLAK Küstahlığımı nezaketim götürdü Sadece kendime bakakaldım. Kararsızlık bir an sürdü. Gizlenen insanların ortasında ben kaldım, Çırılçıplak. Selamımı tanıdıklar götürdü. Saygı bekleyince alçaldım. Kararsızlık bir an sürdü. Kendinibeğenmişlerin ortasında ben kaldım, Çırılçıplak. Ağlamayı ölenler götürdü. Kendimi ölmez sanınca ufaldım, Kararsızlık bir an sürdü. Ölülerle dirilerin ortasında ben kaldım, Çırılçıplak. Sonsuzluğu ufuklar götürdü. Yarattığım dünyaların içinde daraldım. Kararsızlık bir an sürdü. Başlangıçla bitiş ortasında ben kaldım, Çırılçıplak. Aydınlığı bulutlar götürdü. Yıldızlara doğru yol aldım. Kararsızlık bir an sürdü. Varanlarla duranların ortasında ben kaldım, Çırılçıplak. Özdemir ASAF |
Seni Düşlüyorum Seni Düşlüyorum; Bir pazar sabahının erken saatlerinde, Hayalin aklımda; Güneşin doğuşuna bakıyorum,aydınlıklar içerisinde. Durmaksızın..... Aklımda sen...... Bir bahar esintisine kaptırmışım kendimi, Gördüğüm aynı güven; Gördüğüm aynı sen, Toprak baharı yakalamış, Ellerinin arasında sımsıkı tutarken; Nacizane bense; o ipeksi saçlarını Kök salıyor sevdam,ipeksi saçların boyunca, Tepeden tırnağa... Ve yağmur oluyorsun; Susayan toprağa hasret bulutlar gibi; Yağıyorsun yanan yüreğime; Güvercinler misali; beyazlar içerisinde Konuyorsun yüreğimin en ücra köşesine. Kadınım diyorum,sevdiğim kadınım Hayaller içerisinde kayboluyorum, Düşlediğim bu pazar serinliğinde, Hayat buluyorum bu köhne alemde. Düşlüyorum seni, ilk günkü gibi; Sesini, gülüşünü, nefesini Ve beni sevdiğini....... Mahmut Tuğrul Ağsu |
İSTANBUL KADAR YAKIN..... İstanbul kadar yakın olmak isterim sana Serin serin esen poyrazlarımla saçlarında büyülü bir gezintiye çıkmak Âniden bastıran sağnak yağmurlarımla aşktan sırılsıklam yapmak seni İstanbul kadar yakın olmak isterim sana Boğazın üzerinde âvâre âvâre dolaşan martılarımla çığlık çığlığa sevdâ şarkıları söylemek Sahillerime vuran uğultulu dalgalarımla günün yaşanan her anında ayaklarına kapanmak hiç usanmamacasına İstanbul kadar yakın olmak isterim sana Her yanını sarmak yer yer kırılıp dökülmüş Bizanstan kalma yorgun surlarımla Boğaziçi'nde salınan asma köprülerimle iki kıtayı birbirine değil, seni bana bağlamak sonsuza dek hiç çözülmeyecek bir bağla İstanbul kadar yakın olmak isterim sana Hattâ sana İstanbul'dan dahi yakın olmak Hiç ayrılmamacasına Bir an bile olsun hiç kopmamacasına Timur İlikan |
KİMSİN SEN? Bilmiyorum seni, Tıpkı senin beni bilmediğin gibi, Hiç bilmiyorum yüreğini… Gözlerin nasıl bakıyor mesela, yada nasıl dokunuyor ellerin? Sahi ellerin sıcak mı senin, Tuttuğunda sıcacık edebilir misin yüreğimi örneğin… Yada … Yada dokunduğun anda titretebilir misin içimi? Hiç konuşmadan, Hiç ses çıkarmadan.. Belki fısıltılarla sadece… Belki bir iki fısıldaşmayla fethedebilir misin beni? Tek bir şey bilmiyorum seninle ilgili… Nasıl seversin mesela söylesene! Hayatının içine mi sokarsın; yoksa hayatında herhangi bir köşeye süs misali bırakır mısın gözlerimi? Kimsin sen? Söylesene kimsin! Nasıl yaşanırsın sen! Doya doya mı yaşamalı seni yoksa arada bir mi tutmalı, bulmalı ve sevmeli yüreğini… Nasıl sever senin yüreğin? Benim yüreğim gibi mi yoksa uzaktaki bir özlem misali mi! Bilmiyorum seni, Tıpkı senin beni bilmediğin gibi, Hiç bilmiyorum yüreğini… Bu yüzden haydi konuş benimle… Kendini anlat bana, Doya doya dinleyeyim seni… Kimsin sen? Söylesene kimsin! Nasıl yaşanırsın mesela… Doya doya mı yaşamalı seni yoksa arada bir mi tutmalı, bulmalı ve sevmeli yüreğini… Hadi dinlemelere verdim kendimi.. Susuşlar yaşıyorum sen konuşana kadar… Utanma ve anlat bana kendini… gmail alıntı |
Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını Ahmet Telli |
aşk insana kanatlar verir yürek gideceği yeri bilir mutluluk keşfedilmeyi bekleyen bir ülkedir umutsuzluk o ülkede yitik bir şehir aşk insana kanatlar verir güçlü, dingin, coşkun kanatlar ölümsüzlük şehrinden hayat seslenir: ölüm geçilirse bir aşkla geçilir. bülent özcan |
INSAN İnsan kuş kanadında gelen yazı. İnsan arı su, insan ak süt. İnsan yemyeşil uzanan bahçe. İnsan kum, insan çakıl taşı. İnsan yiğit, insan dost, insan sevdalı. İnsan ******, insan ödlek, insan hergele. İnsan kocaman, dağ gibi. İnsan parmak kadar, küçücük. İnsan alın teri, insan lokma, insan kan. İnsan solucan, insan sülük. İnsan kuş kanadında gelen yazı. İnsan gül fidanında yanan konca. İnsan umutların kapısı. A. KADİR | |
Yalanmış Hiç bimez sanırdım kara sevdalar Yalanmış anladım ama ne fayda Kurulan hayaller tatlı rüyalar Yalanmış anladım ama ne fayda... Gözümü açardım seher vaktinde Görürdüm kendimi gönül tahtında Alın yazındım ya senin bahtında(!) Yalanmış anladım ama ne fayda... Sevdamıza dünya dar gelir derdin, Bir saat ayrılık zor gelir derdin Ahtinden dönene ar gelir derdin Yalanmış anladım ama ne fayda Verdiğin ümitler, ettiğin sözler Hep birer oyunmuş yaptığın nazlar O yalan söylemez sandığım gözler Yalanmış anladım ama ne fayda... Yapmacık tutuşan eller de varmış Tuzağa düşüren diller de varmış Serdarî, dönülmez yollar da varmış Yalanmış anladım ama ne fayda... Serdar İlik |
VUR BİTSİN Orada masanın üstünde bir resim, İkimiz denize karşı durmuşuz Üsküdarda Saçlarımızın üzerinde martılar, Gözlerimizde acemi bir aşk Ve tuhaf ve çocuksu bir mutluluk, Senin sırtında sarı yağmurluğun Kadıköyde ucuzluktan almışız Bende o siyah kazak hani bir kedi gibi sokulduğun Şubat ve yağmur yağıyormuş meğerse, Islatan her tarafımızı Orada masanın üstünde bir resim, Yak bitsin Orada kapının arkasında bir yazı, Seviyoruz yazmışız birlikte, Harfler nasıl titremiş meğer ellerimizde, Bir pazartesi akşamı ben eve dönünce Tutup öyle yazmışız nereden estiyse, Hep gülüşün, hep sıcaklığın sinmiş harflere, Ne yaptığın çorbanın, ne pilavın tadı Sobayı yakmayı unutmuşuz ne gam, Senin çiğdemler açmış yüzünde sıcaklığın Orada kapının arkasında bir yazı Sil bitsin. Orada sehpanın üzerinde iki bardak, Senin demlediğin çayı içmişiz birlikte Nasılda dalgamızı geçmişiz dünyanın bütün dertleriyle, Bir masalmış bir yalanmış gibi korkmuşuz, Sıkı sıkıya yaslanmışız bahtımızın kara yıldızına Ben tek sen üç şeker atmışın filiz çayımıza Sonra açıp perdeyi gökyüzünden bir dilek tutmuşuz, Mehtap gülümsemiş deli yürek çocukluğumuza Orada sehpanın üzerinde iki bardak, Kır bitsin. Orada odaya saçılmış küçük hatıralar, Ne yana dönsem bir parça bir şey senden Belki minik kızgınlığın, belki bir gülüşün orda, Böreğin altını yakışın, düğmeyi dikerken iğneyi eline batırışın, Ve saçların hep o kan gülleri taktığın saçların, beni mahpus bıraktığın saçların. Ne yana dönsem bir parça bir şey senden Hep o kanepede oturmuşluğun, şu senin küçük yastığın, şu eşarbın, İşte şu bir haziran akşamı gitmek için ayaklanışın Ne yana dönsem bir parça bir şey senden Orada odaya saçılmış küçük hatıralar, Git bitsin. Orada ayaklarının dibinde bir adam, Adam bütün adamlığını dökmüş önüne, Böyle kaç gün yada kaç gece, ayaklarının dibinde, Öyle kolay mı öyle kolay gitmek, Her şeyi bu İstanbulu, o sevdiğin adaların kokusunu Mısır çarşısını, Eminönünün balık ekmeğini Beyoğlunun sinema salonlarını birlikte beklediğimiz 28 numarayı, Unutmak öyle kolay mı, öyle kolay, Orada ayaklarının dibinde bir adam, Kov bitsin. Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah, Babadan kalma, Hani bir bayramda saydırmışız havaya, Sen biraz ürkek sokulmuşun omzuma, Kuşlar havalanmış bütün kuşları İstanbulun, Giderken galiba bir beni birde bunu unutmuşun Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah, Ve burada zaten öldürdüğün bir yürek, Vur bitsin ___________ İbrahim Sadri |
ADIN BATSIN |
Sevda -yı, -ya (i) : 1 ölmek; ölmek istedikçe, özlemek.... Ve ölmek; özledikçe... Sevda -yı, -ya (i) : 2 şarabımdaki yalnızlık ... şişesindeki aptal umudu, kadehindeki yenilmez yalnızlığının resmi; ben uyuştukça canlanmaya başlayan / hayalimde... Sevda -yı, -ya (i) : 3 aşk dedikleri, yetmedi içimdeki çocuğa... baş kahramanı olmayan bir öyküde, kim ölünce üzülünür ki ?, Sevda -yı, -ya (i) : 4 hiç yeltenmedim unutmaya, cesaretimi toplayamadım ... kalemimdeki yalnızlığı, kabullenmedim. hayalime aldandım, yalancılığını bile bile ... Sevda -yı, -ya (i) : 5 sen varken de buradaydı, beni gömmenen gitmeyecek belli. Sevda -yı, -ya (i) : 6 şimdilerde sensizlik / eskiden sendin... Sevda -yı, -ya (i) : ölmek... ölmek istedikçe, özlemek... ve ölmek, özledikçe... Tolga GÖRKEM |
Islığını duyup da gelmiştim Kendi külümüzü basıp kendi kanayanımıza Acının ırmaklarından geçmiştik Trenlerini unutmuş istasyon caddesinde Cam örtünmüştü yeni yetme kızlar Kar yağsa da olurdu, yağmasa da Kösnül atlar mevsimiydi duyumsadığımız zaman. Hamdi Topçu |
ÖYLESİNE SEVMİŞTİM Şimdi gidiyorsun, git Bütün sabahları üşüdüğüm Bütün gördüğüm senli günlerim, onlar da gitsin İçimde bir şarkı Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden Sevdiğimiz şarkıları da Pencareme konan yusufcukları da Bana karanlığı bırak Beni bırak, beni böyle bırak Böyle ansızın, böyle yakışıksız Böyle anlamsız, böyle dağınık Öyle kapıda susuşun Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşun Koy beni sensizliğe Ve otursun içime kül gibi kor yangının Şimdi gidiyorsun, git Hadi git Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git Hadi kanatma Hadi yıkma Hadi dokunma Zaten ben seni öylesine sevmiştim Şimdi gidiyorsun, git Bütün sabahları üşüdüğüm Bütün gördüğüm senli günlerim, onlarda gitsin İçimde bir şarkı Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin İbrahim Sadri |
eni bu yabancı ülkeye gönderirken En kalın pantolonları (güzelim) bacaklarına İyi örülmüş çorapları ayaklarına Çok soğuk kışları düşünerek aradım. Göğsün, kalçaların Ve sırtın için saf yün aradım Sevdiğim o şeyler ısınsın Bana da biraz sıcaklık kalsın. Bu kes seni sevgiyle ben giydirdim Bazen (çok seyrek) soyduğum gibi (Oysa ne çok isterdim) Yine de giydirmem sana souyorum gibi gelsin. Her yerin iyice örtündü diye düşündüm şimdi iyice örtündü, üşütmemesi için. Bertolt Brecht |
Ben Sustum/Konuşan İntihar(ım) dı Mermisi namluya sürülmüş bir tabancadır, yalnızlık.. İntihar, tetikte nöbettedir.. Bir tavşan kadar doğurgan ölümlere, tek başına çalınan bir beste ve her yerdedir.. Bir hücreye dönüşen gecede, sıkışan yürekte, tutulan nefeste, duyulan her seste ve kadehlerdedir. Bin türlü şekilde, ama nedense hep gri renktedir. Bir dokunuş kadar uzakta sırıtkan siyahlar beklemektedir.. Yalnızlık... Ölümün göbek adı.. Parmak, tetikle sevişmektedir.. Orhun Basat |
BALIK PULLARI gittiğin gün sustu yazgım, ölüm gibi dört bir taraf yediveren cinnet eksik yanlarımı acıtır inatçı bir maviye susarak gece öfkeyle çözülür yeşil orkinoslara bedel cesetler kımıldar içimde cenazesi kılınmamış kızıl bir cinnetle gezinir beşinci senfoni çağdaş yalanların öyküsü yüzüklerin kardeşliğini bilmez kızıl saçlı kızlar ölüdür bakışları uçurum dolu balık pulları tapınacak kadınları olmalı şehrin şeytanın zar attığı sıcaklığının yaktığı tenin eteklerinde kuşlar uçuşmalı evinin bu asra yabancı çoğul anlamları gizler içinde bir acının süresel izdüşümleriyle Ahmet SINAR |
Şaftı Kaymış Kalemlere . . Kime iyi dediysem, haçı koynundan çıktı, Dev sandığım cücenin, gerçek yüzünü gördüm… İffetli şu yüreğim, tüm kullara açıktı. Ahbap postlu çakalın, karda izini gördüm… Şaftı kaymış kalemden, iyi şair çıkar mı, Pusulasız yürekten, kutlu şiir akar mı, Mizanı bilemeyen, kul hakkından korkar mı, İki yüzlü şeytanın, suda sözünü gördüm… Hastalıklı yüreği, işleri fitne fesat, İftiraya yeltenen, o dilini kes de at, Kara çalmak neyine, batağına kendin bat, Ar damarı çatlamış, hayasızını gördüm… Keşişlere fark atar, pak ruhları soyuyor, İşkembesi boşalmış, gıybet ile doyuyor, Refikası şeytan ya, lanetiyle uyuyor, Pislik ile cilalı, elde sazını gördüm…. Doğruyu yazmıyorsan, kır cünup kalemini, Cenabet bahsi kapat, sor Resul kelamını, Ben dindarım diyorsan, ver Allah selamını, Hüsranla döveceğin, biçar dizini gördüm… Sevim Yakıcı |
Meleklerimle Konuştum Arzularım kat’i egoların gaspına maruz… Zihnimin derinlerinde başlar liriksel taarruz… Mev’ud dolaşırız biz tevazuhtur dostumuz… Hilkaten garibimdir ; değil sizin sorununuz… Ben rahatsızım azizim , hastalıklıdır yazdığım her name Serenat yapamam ki ben sizler gibi ay yüzlü yare Meşakkatin şakaklarımdaki yansıması akan her katre Gözyaşlarım durmadı ilk cemre düştüğünden beri kalbime Karanlıktaki aksim dahi benden daha iyimser Tek alkış duyarım birinden yazdıklarıma kefer Kim yanımda durur söyle kimdi pesimist nefer Kelime kurşununa kardeşim etki etmez ki miğfer Zihnimdeki melodilerde bir bayan uyur ve saklıdır Elde savarim beklediğin sence gerçekten paktmıdır ? Yorgun gözlerinde uykuyla sevişen bir sen vardır. Kirpilerin buz keser ulvi kapılarda,mükafat kardır. Zindanda kilitli kalır yıllarca metanet Kelam para etseydi küheylandaydı servet Yaren e ses gitmez sebat ın serde sevret Avunmaya kalmalı en az bir tane mazeret Son dans bana lutufen melekleri rahat bırakın Ben anlamadım ki yaptığımı kim nasıl anlasın Tanımın hudutlarında imkansızlıktır ki kadın Soğuk yeller hissedersin sen ortasında yazın Sedat Arık |
Ne zaman seni dusunsem icim urperir Seninle gecen her saat, her gun gelir aklima Bir aksam vakti gelir bir deniz kiyisi gelir O essiz hatiralar butun gelir aklima Ne yapsam unutamam yasadigimizi Sevgindi sevgilerin en yalansizi Simdi nerde bir gul gorsem kirmizi Dudaklarimi uzun uzun optugun gelir aklima Bir ciban buyurcesine ortasinda gecenin Dolar yuregime huznu seni sevmenin Dunyada ne benim yerim var artik ne senin Aglarim basucunda olumun gelir aklima. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Yüreğim Sana Aktı!.. Bir masa, bir sandalye… Sırtı dönük bir adam… Aramızda… Gözlerin bana bakıyordu… Bakamadım… Hissederdi yüreğim, seninle beraber Tutuşan bir göldü gönlüm, içimde, Bir su damlası, sana aktı, kalbimde… Sonsuza dek yitirilmiş birşeyleri Bulur gibiydi kalbimdeki çöl Gözlerin bana baktı… Ben utandım….. Yüreğim sana aktı… Kutup yıldızı olsam Hiç üşümezdim kuzeyde… Küçük ayı olsam Büyük ayıdan korkmazdım gökyüzünde…. Gözlerin bana baktı Utandım… Misinanım ucuna bir umut bağlandı… Ben ayakta, sen ayakta O sırtı dönük adam yine aramızda… Düşmanımız zaman, Çıktım gözlerinin bana baktığı dört duvardan Arkama bile bakmadan Seni geride bırakan İstanbul Düşmanım Korukent’e uzayan yollar…… Misinamın ucuna bağlı umudumu alıp yanıma Çıktım sen olmadan Bana bakan gözlerini bırakmadan Yolu sevgiden geçen birileriyle Birgün buluşmak umuduyla….. Semra Bakan |
Mahkeme Yüzleşeceğim kendimle Haksızlıklarımla Yolsuzluklarımla Korkularımla Tümünden müebbette mahkum olsam da Sevgim beraat edecek |
Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan İle Rahibin Macerası İlkönce yağmurla sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah. Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla. Harp esirleri çoktan iş başındaydılar. Topraktan nefret duyarak - halbuki köylüydü birçoğu - tıraşlı ve korkak çapalıyorlardı patatesleri. Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana köy kilisesinden gelen çan sesleri. Pazardı. Kilisede erkeklerin hepsi ihtiyardı kadınların değil, içlerinde büyük memeli kızlar, ve sarı saçlarına ak düşmemiş anneler vardı. Maviydi gözleri. Başları önde, kalın, kırmızı ve harap parmaklarına bakıyorlardı. Terliydiler. Haşlanmış lahanayla günlük kokuyordu. Kürsüde muhterem peder "beyannameyi" okuyordu, - gözlerini gizleyerek -. Renkliydi pencere camlarından biri. Bu camdan içeri giren güneş duruyordu genç bir kadının bembeyaz ensesinde eski bir kan lekesi gibi. Ve hiçbir zaman doğurmamış olan göğüssüz ve kalçasız bir Meryem'in kucağında bir çocuk : başı öyle büyük o kadar inceydi ki kıvrılmış bacakları hazin ve korkunçtu. Önlerinde kandil yanıyordu eski sert ve boyalı tahtayı aydınlatıp... İki adam boyundaydı tahta heykel. Şeytan saklanmıştı arkasına - kaşları çekik, sakalı sivri, Mefistofeles olması muhtemel,-- ve âlim bir tebessümle dinliyordu muhterem pederi. "- Avrupa'nın bekası, (okuyordu beyannameyi muhterem peder) Avrupa'nın bekası için harbediyoruz." Dinliyordu Şeytan sivri sakalında keder ve âsi ve selîm aklına dayanılmaz bir ağrı vermekteydi yalan. Okuyordu rahip : " Avrupa milletleri el ele verip harbediyoruz, ve mutlak imha edeceğiz medeniyet için tahripçi bir unsuru." Şeytan bir parça yana itti Meryem'in heykelini ve havada sihirle efsun alâmetleri daireler çevirip kaldırdı elini rahibe doğru - etsizdi, uzundu bu el, hakikat gibi, kemikli ve kuru -. Ve ne olduysa o anda oldu işte. Renkli camın altındaki kadın çırılçıplak göründü kıpkırmızı güneşte. Memeleri ağırdı ve sarı ipek gibi parlıyordu karnının altında tüyler. Düşürdü kâadı muhterem peder ve Şeytan'ın iğvasıyla hakikati bağırdı : "- Karşı koymak günü geldi en büyük tehlikeye. Harbediyoruz, fuhşun bekası için, kerhane kapıları kapanmasın diye. Ve sen orda, arkada içinde beyaz entarisinin bir erkek çocuğu gibi duran, sen ****** olacaksın kızım. Sana firengi ve belsoğukluğu verecekler büyük şehirlerimizden birinde. Baban dönmeyecek Yatıyor şimdi yüzükoyun çok uzak bir toprağın üzerinde. Şimdi kan içindedir etli, kalın kulaklar ve ince kollarının dolandığı boyun. Yattığı yerde yalnız değil. Hareketsiz duran tanklarla, terk edilmiş toplar sahada." Kendi sesinden ürkerek sustu rahip. Orda, arkada, beyazlı kız ağlıyordu. Kadife ceketli bir erkek - ihtiyar orman bekçisi civar çiftliğin - bir şeyler söylemek istedi. Sivri sakalını kaşıdı Şeytan, rahibe : "Devam et," - dedi. Ve muhterem peder başladı tekrar konuşmaya : "- Harbediyoruz : pazar ve mal nizamının bekası için. Kömür, lâstik ve kereste, ve kendi değerinden fazla yaratan iş kuvveti satılmalıdır. Patiska, benzin buğday, patates, domuz eti ve taze gümrah bir sesin içindeki cennet satılmalıdır. Güneşli bahçesi ve resimli kitapları çocukluğun ve ihtiyarlığın emniyeti satılmalıdır. Şan, şeref ve saadet, ve kuru kahve topyekun pazar malı olup tartılıp, ölçülüp, biçilip satılmalıdır. Harbediyoruz : harbi bitirdiğimiz zaman aç, işsiz ve sakat - harp madalyasıyla fakat - köprü altında yatılmalıdır..." Yine sustu muhterem peder. Şeytan emretti yine : "- Naklet onun macerasını, o ne idi, ne oldu, anlat..." Ve anlattı rahip : "- Onu hepiniz hatırlarsınız, toprağın içindeki bir patates tohumu gibi fakir, çalışkan ve neşesiz geçti çocukluğu. Sonra uyandı birdenbire on yedi yaşına doğru. Yine fakirdi, çalışkandı. Fakat aylarca gidip bulutsuz bir denizde altında sönük yelkenlerin sanki çok sıcak bir sabah ufukta apansızın yeni bir dünya keşfeder gibi buldu neşeyi... Mahallede sesi en güzel olan insandı ve en güzel mandolin çalan. Hatırlıyorsunuz değil mi size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin ve mavi kurdelesini mandolininin?.. İçinizde kimin kalbini kırdı, kime yalan söyledi, sarhoş olduğu vaki midir, ve kiminle dövüştü? Çocuklara saygısını ve ihtiyarlara şefkatini inkâr edebilir miyiz? Belki biraz kalın kafalı fakat kalbi bir balık yavrusu gibi temiz onu geçen sene harbe gönderdik. Şimdi gerilerinde cephenin işgal altındaki bir köyün odasındadır. Baygın bir kadının ırzına geçmekle meşgul bir tahta masanın üzerinde. Beli çıplak pantolunu dizlerinde başında miğfer ve ayaklarında kısa, kalın çizmeler. Yerde iki çocuk ölüsü yatıyordu direkte bağlı bir erkek. Dışarda yağmur yağıyor ve uzaktan uzağa motor sesleri. Kadını masadan yere iterek doğrulup çekti pantolonunu... Halbuki hepiniz hatırlarsınız onu, hatırlıyorsunuz değil mi size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin ve mavi kurdelesini mandolininin?" Yine birdenbire sustu muhterem peder. (Susabilmek bir hünerdir insanın ağzından çıkan sözler kendine ait olmazsa.) Fakat tahta Meryem'in arkasından yine emretti Şeytan : "- Rahip, devam et," - dedi. Ve devam etti rahip : "- Harbediyoruz. Çalıştırılan insan yığınları birbirine devrederek zinciri, karanlık ve ağır, beton künklerin içinde akmalıdır. Ve sen kocakarı - ön safta, solda, diz çöküp yüzü eski bir kâat gibi buruşuk olan - seni temin ederim ki kilise kapısında oynayan torunun - beş yaşında, başı altın bir top gibi yuvarlak - dedesi, senin kocan, babası, senin oğlun ve komşuların gibi kömür ocaklarında çalışacak. Hiçbir şeyi ümit etmemeyi öğrensin. Bu maksatla uçuyor bombardıman birliklerimiz tasavvur edilmeyecek kadar çok ölüm taşıyıp iki gergin kanatla. Ve motorlarına benzinle beraber belki bir parça keder dolarak (öldürenlerde tevehhüm edilen keder gibi bir şey), uçuyor av kuvvetleri himayesinde olarak bombardıman birliklerimiz birbiri ardından giden dalgalar halinde... Harbediyoruz : öldürdüklerimizin sayısı - bizden ve onlardan aralarında meme çocukları da var - şimdilik beş altı milyon kadar. Harbediyoruz : kundak bezinin çeşidiyle belli olmalı herkesin yeri. Harbediyoruz : parlasın edebiyen diye sabah güneşlerinde hapisane demirleri..." Hakikat çok taraflıdır. Fakir bir Şimal kilisesinde - Şeytan'ın iğvasıyla da olsa - fakir bir papaz onu o kadar uzun anlatamaz. İnzibat kuvvetleri aldı haberi - kadife ceketli orman bekçisinden - gelip indirdiler kürsüden muhterem pederi. Ve asfalt yolun üzerinde arasında silâhlı iki adamın giderken muhterem peder Şeytan baktı arkasından : çekik kaşlarında ümit ve sivri sakalında keder. 12.9.1941 Not : Alamanya yıkıldı. Temerküz kampından kurtarıldı muhterem peder. Ve yine Şeytan'ın iğvasına uymasaydı eğer önemli Alaman demokratlarından biri olurdu bugün Anglo-sakson işgal bölgelerinden birinde. Halbuki yine uydu Şeytan'a. Ve yine bir pazar günü ve aynı kilisede yine batılı müttefikleri meth ü sena edeyim derken 41 yılında söylediklerinden bazı fasılları tekrarladı aynen bilhassa mal nizamına ait olanları. Ve Katolik bir Amerikan subayının emriyle (tevkif edilmediyse de bu sefer) kovuldu kiliseden muhterem peder. Yine arkasından baktı Şeytan : çekik kaşlarında biraz daha çok ümit sivri sakalında biraz daha az keder... Nazım Hikmet Ran... |
Gözlerini esirgiyorsun benden, Ben gözlerin siz edemem ki senin. Konusmadan, Her gün her saat, Her an bana bakan gözlerini istiyorum.. Neden senin bende baska-baska gözlerin yok?.. Baska anlarda ve baska yerlerde, Baktigin, O siyahi ve bugulu Halka halka, Birden bire ve gittikçe, büyüyen gözlerini istiyorum... Kisilan kirpiklerinin arasinda ...Ve bazen damlalar akarken ...Ve bazen sevinçten kamasirken, .Ve kizdiginda ki bakislarinla, Birbirine dolanan Gözlerini istiyorum... Gözbebeklerini, Evet senin, ama sende kalan, Sana emanet Edilmis, Bana ait gözlerini istiyorum... Her sey içimden nasil da birden Gözlerin olup dökülüveriyor!.. Bundadir ki mutlaka bundandir. Hani seni her görünce nedensiz Heyecanlanir da, Bir baska hal olurum, Iste o zamanki bakan gözlerini istiyorum... Kimsin sen? Neden beni benden gözlerinle alirsin? Alirsin da götürürüsün. …Ve söylesene. … Ve seslensene. … Ve sessizce de olsa, Bir ses veren gözlerini istiyorum.. Hadi Hos geldin!.. De ki bana. Bende kalan düslerinle, Gecemi sabaha, huzurla açan, Ben senin O gözlerini istiyorum.. ali arslan |
Aşıklar BalosuGözlerindeki uçurumdan attım kendimi, Düştüm, düştüm , derinlerden; derine, İndim yüreğine, Vardım en sonunda sevda yerine... Bir balo başlamış, her seven orda, Yürek orkestra, Kan çeker halay, Tüm bedenler oynar, Zevkten dir, vayy , vay... Kötülükler bitmiş, Duygu; ışıktan, Ayağın aşmasın, Bir kez eşikten, Görürsün ki, geçilmiyor aşıktan... Güllerden gelinlik, Sarmaşıktan taç, Sevdalı bakışlar, Binbir ışıktan... Dudaklar arzulu, Her söz bir şarkı, Her bakış öykü, Her gülüş roman, Offf, amaaaan, aman... Gönüller dopdolu, Aşk balosunda, Kimsenin kimseden, Yoktur tek farkı... Eller tivist eder, Dansta duygular, Hayatın her rengi, Bu baloda var... Ve benim yakamda, En emsalsiz gül, Ve yalnız olsam, O baloda en güzel kadın sen olsan... Ve ben desem , gülüm, Ve dese gönlüm, Bana bu dansı lütfeder misin ? Ve lütfedip te isterim, Kıskançlığı bile kıskandırasın... Söyle lütfeder misin ? Yine sen mi deyip , Balo'yu terkeder misin... 29.04.2004 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca |
zor qünLer==>icLaL aydın http://img340.imageshack.us/img340/6339/kopyasakolmakji4.jpgBenden önce söylenmiş sözlerin haklılığına Kızdığım oldu zamanında ama inandığımda Ömrümde her şarkı başka bir kapı açtı Bu şarkının ardında sen Bu kapının ardındaysa benden önce söylenmiş sözler vardı Çok zor günler geçirdim vaktiyle Alemde savaşlar çırpınışlar nihayetinde Aşık olmak kısmetmiş yar, sana Aşık olmak kısmetmiş yar... Seçtiğimiz hayatlar mı bunlar? seçtiklerimiz mi ? Bunca yokluk, bunca kırıklık, bunca acı Seçtiklerimiz evet ! Hayat bu sevgilim çoktan seçmeli Senin aşkınsa bir dönem ödevi... http://img101.imageshack.us/img101/1017/kopyasahidimta9.jpgBir gece çıkıp gelsen ölmezsin yar Ölümlerden ölüm beğen gelmezsen yar Bir akşam çıkıp gelsen ölmezsin yar Ölümlerden ölüm beğen öleceğim yar Bir şarkı tuttum sevgilim bir kapı açtım ikimize İkimiz çokmuşuz meğer bu resme Kapatmadan bu kapıyı yinede Bu yaralar bereler sanadır bileler ... Bu yaralar bereler sanadır bileler Göreler aşkımı Şahidim gök kubbe Aşığım bekletme Çok canım yanıyordu gördüklerimden ve göreceklerimden Benim kanayan dizlerim yoktu hayatta bir tek Benim de kanattıklarım vardı elbet Ezdiğim kumlar ve geçtiğim yollar hala gölgeni taşıyorlar Hani demiştim ya en başında Ne ayrılıklar ne aşklar ne başlangıçlar diye Yani demem o ki çok zor günler geçirdim vaktiyle... http://img83.imageshack.us/img83/1829/bilelerbu3.jpg Çok zor günler geçirdim vaktiyle kalbimde... Firari endişeler nihayetinde Aşık olmak çok zormuş yar sana Aşık olmak çok zormuş yar Bir gece çıkıp gelsen ölmezsin yar Ölümlerden ölüm beğen gelmezsen yar Bir gece çıkıp gelsen ölmezsin yar Ölümlerden ölüm beğen öleceğim yar Bu şarkı sadece benimdi sevgilim Ve ben büyük bahçeler istemiştim ikimize Yazmışsın ya 'onu sevebileceğimi düşünmüştüm' diye İşte o günden beri belki de bu yüzden sadece Bu yaralar bereler sanaydı bileler Göreler aşkımı şahidim gök kubbe... |
HoŞ GELDİN AŞK ..... Sen yokken Yüreğim buz dağıydı Kara kışlar sarmalardı bedenimi Acılarla başlardım her güne Bulutlar dokunurdu kirpiklerime Hüzün denizlerine göz yaşı akıtırdım Sağanak sağanak Gecenin şakaklarına değerdi Rüzgarın moru Yıldızların gözleri kör Güneşin buğuluydu ışığı Yalanların biri bin paraya satılır İhanet cirit atardı Tutkuyla bağlandığım sevdalarımda Kurumuş papatyalarıma Delik deşik umutlarımla Su taşırdım Yeşermeyeceğini bile bile Serperdim üstüne sevgimi Sonra sen girdin hayatıma Maskeli yüzleri attın içimden Cemreler düşündün sol yanıma Yamaçlarıma baharlar doldurdun Şimdi Sevdalı imgeler düşüyor şiirlere Kelimelerim sevgi ve aşk işlemeli Cümlelerde kelebek sevinci Kuş cıvıltılı sabahlara uyanıyorum Mavisi bol denizlere açıyorum yelkenimi Bir ağaç diktim içime Gövdesine seni seviyorum yazdığım Dallarına düşlerimi bağlayıp Huzurla gölgesinde uyuduğum Hoş geldin yaşam Hoş geldin aşk Ahmet EROĞLU |
SolGun BiR GüL OluYoR DoKuNuNcA Çoklarından düşüyor da bunca Görmüyor gelip geçenler Eğilip alıyorum Solgun bir gül oluyor dokununca. Ya büyük şehirlerin birinde Geziniyor kalabalık duraklarda Ya yurdun uzak bir yerinde Kahve, otel köşesinde Nereye gitse bu akşam vakti Ellerini ceplerine sokuyor Sigaralar, kâğıtlar Arasından kayıyor usulca Eğilip alıyorum, kimse olmuyor Solgun bir gül oluyor dokununca. Ya da yalnız bir kızın Sildiği dudak boyasında Eşiğinde yine yorgun gecenin Başını yastıklara koyunca. Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor En çok güz ayları ve yağmur yağınca Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda. Uzanıp alıyorum kimse olmuyor Solgun bir gül oluyor dokununca. Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda Akşamlara gerili ağlara takılıyor Yaralı hayvanlar gibi soluyor Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor Yollar, ya da anılar boyunca. Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece Kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam Solgun bir gül oluyor dokununca. Behçet NECATİGİL |
| Saat: 13:23 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık