MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Misafir 21 Nisan 2007 01:17

Kül Nerde Çürür Düş Kimde






Sevgilim çölün kalbinde okyanus çiçeği bungun
ey göğsümde is ülkelerini konuşlayan bulutlar
kirli yüküm kırılgan nisanın hırçın çocukluğu

tutunsam naçar sandıklar incilerinizi düşürmeseniz
demlerin kızıl kanatlarını uçurumla bölüşür bahar

suyun gizil serüvenini düşünür kış mecbur
arşla bozar tehennüm kuşkulu görünümünü

sonsuz akşam kanatsız berceste bilmez
sevgilim düş nerde büyür kül hangi iklimde
yağmurun gamze tutkusunu nar tende çürür

ey göğsüme sis güllerini koşumlayan bulutlar
yengi gördüm iri bakışlı nisanın mahzun çoşkusunu

bataklık yıldızına bungun sır körebe sevgilim
- derindi lal ırmaklar yalpaladığım sesler kekeme-
kum saatlerine dizdiğim ayarsız sağanaklar kederdi
aldatıldığım cümle masumiyet devrildiğim şunca huşu

Kızılca kıyametiydi çöl kalbinde dilsiz alçalan nilüferin
mağmalar vakitsiz örttüğünde huzuru
bilir sevgilim düş nerde büyür kül çürür hangi iklimde






Nursel Türkemiş


arwen 21 Nisan 2007 01:18

Kalemim Sen ve Ben
Dislerim demir parmaklik,
Dilimse suçsuz bir mahkum.
Düsünce suçundan yargilanan bir zavalli gibi,
Duygularimi anlatamadim.

Iste bu yüzden yaziyorum bos sayfalara,
Yaziyor yirtiyor ve atiyorum...
Seninle yürüdügüm yollara.
Belki bulup okursun diye,
Okuyup ta geri dönersin diye,
Durmadan yaziyor yirtiyor ve atiyorum...
Seninle yürüdügüm yollara.

Hani ölmemis bir insani gömersin ya !
Iste onun gibi gömüyorum.
Yosun tutmus anilarimi,
Karbeyaz sayfalara.

Kalemimin her temasinda,
Bir kazma daha vuruluyordu topraga.
Kendim için kazamadigim mezari,
Kalemim kaziyordu karbeyaz sayfalara...


Abdullah Yildiz


Mystic@L 21 Nisan 2007 01:19

Özledim seni
çok özledim
arar dedim
aramadın
özledim seni
çok özledim
aşk bu dedim
çok sevdim
aşık oldum
çok özledim
isyan ettim
gelir dedim
gelmedin
yanlız kaldım
aşk dilendim
görmedin
inan bana
çok özledim

Ömer Seydi Ekinci


arwen 21 Nisan 2007 01:26

Ben seni severken
Sen yanımda yoktun ki!
Ben seni özlerken
Sen bilmiyordun ki!
Ben seni sensiz sevdim...
Sen yokken bakışların vardı
Beynime kazınmış
Nereye baksam oradaydılar,
Ben seni sensiz sevdim..
Göremesem de, rüyamdaydın,
Sevmesen de, kalbimin derinliklerindeydin
Ve kimse seni oradan çıkaramayacak.
Sen bile!
Ben seni sensiz sevdim...
Sen olmasan da, hayalin vardı,
Sen olmasan da, şarkılar vardı;
Seni hatırlatan...
Sen olmasan da, her dakika aklımdaydın.
Ben seni sensiz sevdim...
Sen olmasan da,yıldızlar vardı,
Sen olmasan da,bulutlar vardı,
Sen olmasan da,günbatımları vardı,
Sen olmasan da,denizler vardı...
Ben seni sensiz sevdim...
Aslında sen hep vardın,
Aynı şehirde,aynı sokakta,
“Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum”ama;
Ben seni sensiz sevdim...
Ne olurdu sende beni sevseydin?
Ne olurdu bu kadar gözyaşı dökmeseydim?
Ama inanıyorum ki sen uyandıracaksın beni,
Hani kıyamet koptuğunda...
Ben seni sensiz sevdim...
Neden sevdim bilmiyorum ama çok sevdim!!!


07-10-2000

M.Ahsen SAKAREİSOĞLU


kambis 21 Nisan 2007 01:35

BİTTİ O SEVDA
BİTTİ O SEVDA ,KESİLDİ ÇIĞLIKLARI MARTILARIN
SU GİBİ BİTTİ,SUYA KARŞIT GİBİ BİTTİ.
İTTİ KIYIYI ADINA DENİZ DEDİĞİMİZ ŞEY,
UNUTTUK İKİMİZ DE HER TÜRLÜ YETİNMEZLİĞİ.
KAYBETTİ KUMARDA GÖZLERİM,
KAYBETTİ KUMARDA GÖZLERİ...
BİR KORKU RÜZGARLANDI GÖĞÜS BOŞLUĞUMUZDA SANKİ,
UZAKLAŞTI AĞAÇLAR BİRBİRLERİNDEN,
YAKINLAŞTI AĞAÇLAR BİRBİRLERİNE,
YANİ HER SOLUK ALIP VERİŞİMİZDE BİZİM,
BİR MEKİK GİBİ KALBİN,
BİR MEKİK GİBİ KALBİM,
İŞLEYİP DURDU BU YİTİKLİĞİ YENİDEN.
NE KALDI?
FARKINDA MISIN BİLMEM,
GÜNDÜZLER,
GÜNDÜZLER BİRAZ AZALDI..
EDİP CANSEVER


Misafir 21 Nisan 2007 01:35

beni leylâk kokularına nişanladığın gün


kimi haberci çıkarsam ömrüne
bir sayfa daha açılıyor ağıtlara
tılsımını yitirmiş ikindi uykuların
düşlerin kayısı kokmuyor
mevsim camlarda buz deseni
kargalar da umuda ötmüyor artık

bir baş soğanız koca iki halk
niyetine kavgalıyız erkekliğin
gözlerimizi acıtan bu sızı
yüreğine dökülüyor hâlâ annelerin
kar yağıyor bir yerlere
kuşlar yolculuğa pusu

dalların arasında pinekleyen akşam
rüzgarı incitiyor gözlerinden
dağların lale kokma zamanı
bütün söylentiler sokağında vuruluyor
unutkanlığından kanıyor güneş
buzlarını aşka son kez kırıyor
umudun belleğinden uyanan pınar


beni leylâk kokularına nişanladığın gün
vay be deyip coşkuların omzundan bakarım
şimdi yalın ayak bir işsiz ordusuyum
cenaze törenlerine onur satan halkım
kuşlar benden yana
bilirim gözlerin kaldırımlara afiş
tutunduğum tek imza
yosunların hayata vurgunluğu olsun



Vahdettin YILMAZ



NiliM 21 Nisan 2007 01:43

Bana biraz hüzün ver usta, sek olsun!

bana biraz huzur,
bir duble de rakı getir usta
bir de değiştir şu plağı
canım bugün içli şarkılar dinlemek istiyor
hani şu damar dediklerinden
ortaya da birkaç meze koy,
kafi...
hiç yiyesim yok aslında
masa zengin görünsün...

ağlarsam eğer sakın endişe etme
bir sevdiğim vardır,
ondandır..
çok tanık olmuşsundur böyle şeylere elbet
ben de olmuştum bir vakitler
teselli ettiğim bile oldu
anlamak için yaşamak gerekiyormuş
teselliye ihtiyacım yok,
sakın deneme
sen bardağı boş bırakma yeter
bu gece sarhoş olasım var,
bu gece içesim var be usta..!

sakın ha,
o resme dokunma!
o adam işte hala sevdiğim
onsuz rakı içememde
bilir misin,
resimde gördüğünden daha güzeldir
biz ne rakılar içtik onunla,
bana mısın demedi
soframızı görsen
sen de kıskanırdın elbet
ama sofra değildi önemli olan
sohbet be usta,
sohbet..!
bizi hep o sohbetler sarhoş ederdi,
sen bilmezsin..

içim yanıyor usta içim
hala bilmem neden gittiğini
oysa kimsenin sevmediği kadar sevmiştim onu
ve kimsenin beklemediği kadar,
bekliyorum onu....
gelmeyecek biliyorum
bunu bilmek daha da acı

pardon,
gurur mu dedin..?
yok be abicim,
o ben de kalmadı
başkasından sor istersen
bende olan her şeyi ona vermiştim,
bir daha geri gelmedi
ya, sen beni dinlerken ihmal ediyorsun
doldursana be usta,
koysana rakı...
hesaplar peşin,
sakın endişe etme
içip içip de naralar atan,
ortalığı dağıtan tiplerden değilim ben
alt tarafı biraz sendelerim
ama düşmem..
ha, bir de şarkılar mırıldanırım
şarkıların içinde çağıl çağıl akarım
istersen kapat şu pilağı,
ben senin sevdiğin namelerde de dolaşırım...

yanlış görmedin ağlıyorum işte
sorun yok,
rahat ol...
ağlayabilmek her yiğidin harcı değil
hem sen bilir misin,
asildir gözyaşları,
hiç yere düşmedikleri için
benimkiler de asil,
sevdiğim adamın gönlüne bile düşmediği için..

bakıyorum,
seni de efkar bastı
eeee, gönül kadınıyım ben
ukalaca bir itiraf gibi gelmesin sana
konuşurken ve severken,
yüreğimi koyarım ortaya
cebimdeki bozukluk sevişmelerin hepsini koyarım,
bütünlensin diye...
o bunları görmek istemedi
isteseydi kendimi de verirdim ona
nedense hepsi birden,
fazla geldi...

yapma be usta
bu şarkı söylenir mi şimdi...?
“beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın”
eh yani,
tam da damarıma bastın
ben şimdi sitem etmez miyim aşka..?
bu şarkı için dibini görürüm bardağın ama,
bana daha fazla efkar yapma..!

vakit doldu
biz biliriz nerde durmamız gerektiğini
demek sen de farkettin
gözüm hep telefondaydı, doğru
ama çalmadı
üzülme,
çalmaz..
süs eşyası olarak kullanıyorum zaten artık onu
bir hatırlayanım bile yok gördüğün gibi
eğer o arasaydı,
dudaklarım kilitlenirdi
belki de hiç konuşamazdım...

yok be usta,
hesaba niye itiraz edeyim
zaten şarkılarda ve sohbette indirim yapmışsın
senden daha başka ne isteyeyim..?
gönlünü ferah tut,
evin yolunu bulurum elbet
tamam anlaştık
bir gün yanlışla dönerse bana,
beraber geliriz...

seni unutur muyum hiç
beni dinleyen kaç kişi var ki çevremde
yine gel demen hoşuma gitti,
şımarttın gönlümü
gelirim elbet,
hiç kafanı yorma..
sen sadece şarkılara iyi bak
rakıyı soğuk tut
gönlünü ferah...

kendine iyi bak kafi
usta dedik bağrımıza bastık
aşk bizi terketse bile,
sohbetimiz baki..

Pelin Onay




arwen 21 Nisan 2007 01:47

Hayat Gül Kokulu Bir Sağanak Yine


Gözlerimin önünde ıslak dağların kabaran yalnızlığı
Ne varsa uçurumlar eşiğinde
Hüzünlerle yalpalayan ne varsa
Gözlerimin önünde

Ve hayat gül kokulu bir sağanak yine
Birşeyler anlatmak istiyor hayat
Ve alıp götürmek bir şeyleri kurt sofralarına
Gün batıyor
gün batıyor bukağısı paslı bir sevinç oluyor yalnızlığım

Unutuyorum sevgilim suretini
Durgunluğun "niçin"di unutuyorum

Gün batıyor ürkek yıldızlar dolanıyor yalnızlığıma
Umurumda değil ne yağmur ne ayaz
Ne de ker*** kokusu havada
Unutuyorum/sabaha/kadar/ gün batıyor
Sonra bir akasyayı okşuyor gözlerim
Geciken sabahlara koşuyor kuşlar
Gözlerimin önünde
Ve hayat gül kokulu bir sağanak yine


Yılmaz Odabaşı


Misafir 21 Nisan 2007 01:55

kağıt gemi


yelkenleri şile bezi
güvertesi gazeteden
bir küçük gemiyim sadece
ki;
senin serin sularında
yüzmek için bekliyorum
her gece..........


esra gök


arwen 21 Nisan 2007 02:13

Neden Sevdim seni ?
Çünkü kendi yaşam yolculuğun içinNe varsa gönlünce değerli olanGökkuşağı gibi saydam ve yalınYüreğini yüreğinle bana yansıttın.Çünkü yolu senin yoluna karşıtNice ayrı dünyaların insanlarınıAnladın yıllardır sevecenlikleHepsine de dost elini uzattınÇünkü umutları da hüzünleri deNe güzeldi seninle başbaşa yudumlamakYaramaz çocuklar gibi kıvancımı daAcılarımı da sevgiyle paylaştınÇünkü seviyorsun sen öz varlığınıTüm ruhunla önemsiyorsun kendiniHer uzatışında sevgiyle elleriniKalplerimizin sıcaklığına alıştınÇünkü doğal akışında yaşamınBarış adına dirlik düzenlik içindeÖzenle, sevginle, yüce gönlünceYeni dünyalar yaratmaya çalıştınÇünkü sen insanca onurunla varsınGözyaşımı sildin saf duygularınlaSevda türküleri gibi rengarenk Açtın bana, benliğime karıştınİşte ben bütün bunlar için sevdim seniÖlünceye kadar da seveceğim seni.....
Cansever Eyüboğlu


Misafir 21 Nisan 2007 02:20

Güller Yürekte Yandı

Gülleri tutuşturdum bülbülüm yandı
Üstüme gelme kahır, sevdası şandı
Laleler açtı, dağlar bayram bayram
Lav patlattım kalbimde onunla her an
Engelleri ben koymadım eşik önüne
Rahatının lambası sönmesin gülüm

Yabanın hükmüne hükümsüz kaldım
Üstündür hasret, zamanı geçer mi sandın
Rüya gibi geldi aşk, ayrılık narına yandım
Elem ağlatmasın seni, acıtsa da beni
Kinim kendime, kıramam asla seni
Tuttuğum dilekler bir gün ulaşırsa sana
Ettiklerini düşünüp üzülmeyesin gülüm

Yangın bitti,kalp fanusum kırık, yırt resmimi
Alevli yalanları ben sevdirtmedim seni
Nasıldı sevdan, bozdun aşk yeminini
Deme sakın “unut”, ağlattığın her günü
Istırabın mezar bana, sen bahtiyar ol gülüm.



Mehmet Yaşar AYAN


arwen 21 Nisan 2007 02:38

Unutulmaz anları vardır hayatın

Islak kirpiklere takıp kalan
Zamana meydan okuyan
Biz de öylesine yaşadık seninle
Öylesine sevdik
Hatırla aşkım...
Kahır dolu rüzgarlar esiyor içimde
Yıkılıp kalıyorum bu sağır akşamlarda
Beni sensizliğe nikahladılar
Yenildim duygularıma
Yenildim gururuma ağlayamadım
Şimdi sanadır bu ağlayışım
Hatırla aşkım..
Gözümde dağlar gibi büyüyor hasretin
Gelip gelip özlemin doluyor içime
Yokluğunda şair kesildi gönlüm
Artık hep hüzzamdan çalıyor şarkılarım
Sen de nasıl sever nasıl söylerdin
Hatırla aşkım..
Oysa nelere katlandı bu gönül
Ne acılara halay çekti bu yürek
Ne ihanetlere gülüp geçti bu gözler
Bir yokluğuna alışamadım
Bir de sensiz bu akşamlara
Unutamam demiştin giderken bana
Ben de unutamadım
Bu bizim son yeminimizdi
Hatırla aşkım..
Biliyorum şimdi saçlarını yaban eller okşuyor
Gözlerine başka gözler gülüyor
Gözlerin ki gördüğüm gözlerin en güzeliydi
Varsın adı hasret olsun artık bu sevdanın
Varsın sonu ayrılık olsun bu romanın
Bitmedi bitmeyecek bu şarkım
Nerede olursan ol
Kiminle olursan ol
Hatırla aşkım..
Hatırla
Yanındayken bile özlerdim seni
Şimdi içimde bir başka yangın
Şimdi gözlerimde en ıslak bakışın
Ölmek kaderde var biliyorum
Her şeyin sonu yakın
Ama sen de bil ki
Yağmurlarca sevdim seni
Yağmurlarca sana yandım
Hatırla derya gözlüm
Hatırla Aşkım..

Ahmet Selcuk İlkan



Misafir 21 Nisan 2007 02:43

Mimli Gözler

Kaşların fırtına,
kirpiklerin ok
iğneli sözlerin
sanki keskin bir kılıç

daha dün
bin Watt ferinde
ay bırakmıştın gözlerime

tek istediğim
mutlu ve huzurlu dünyamda
güzellik görmekti

oysa şimdi,
sonu çıkmaza giden yolda
karardı tüm güneşlerim
yaşadığım mesut günden
eser kalmadı gönlümde


İlk kez düştüğüm yerde
tutkularımı yakan
pembe yalanlardan anladım ki
aşktan hediye
acı izler kalırmış geriye





Mehmet Yaşar AYAN


arwen 21 Nisan 2007 02:59

Bu Gece Ağlayacağım...

Birazdan akşam olacak bitanem
Yalnızlık aç kurtlar misali
Üstüme çullanacak.
Ben çaresizlik içinde
Sana teslim olacağım
Kör sağır gecelere tutsak
Sana mahkum yaşayacağım
Özlemin devleşecek içimde
Yüreğim titreyecek
Ellerim soğuyacak sensizlikten
Dudaklarımdan, şarkımız dökülecek
Yarım yamalak, bir kez daha
Seni sensiz yaşayacağım...
Bu gece ağlayacağım sevgilim
Hangi saatte bilinmez
Kendimi bir kenara çekip sorgulayacağım.
Ne yapmak istiyorsun, böyle nereye gidiyorsun deyip,
Biraz da çatacağım.
Hatırladıkça seni
Sevdan kokacak evimin her yanı.
Sensizliğin çaresizliği çökecek
Kan gibi yüreğime
Kahredecek yokluğun beni milyon kere...
Bu gece ağlayacağım sevgilim
Sen de benimle ağlayacaksın
Uzaklarda bir yerlerde
Biliyorum, biliyorum ki
Yüreğin yüreğime değecek.
Aynaya baktığımda
Hep ben yerine sen olacaksın.
Adını bile bilmediğim bu duygular için
Sen de, sen de benimle ağlayacaksın...

Nuri CAN



NiliM 21 Nisan 2007 08:11

Gelmeyeceksen Boşuna Bekletme Beni
Sabahları tükettim kapı önünde bekledim seniDuvarlarda yer kalmadı tepeşirler bitirdimBu günde geçti böyle ümidimi yitirdimGelmeyeceksen söylede boşuna bekletme beni...Ah ne zor şeymiş umutsuzca beklemek seniDertlerime boncuk boncuk eklemek seniBu sabahta her zamanki yerimde beklemekteyimGelmeyeceksen söylede boşuna bekletme beni...(Küller Ateşe Dönecek Birgün)
Emre Vehbi Alkan


Misafir 21 Nisan 2007 08:13

SANA GELİYORUM


I.
Benim sabah keyfim
yeni açmış bir gülü
insanların gülücüklerine yerleştirmektir.

II.
Sana karlı bir günde geleyim
saçımın beyazlığı ve paltomun ıslaklığıyla
üşüyen dudaklarımı ısıt, tenimi kurula
uzun bir şarkıda susalım farkında olmadan
sobanın çıtırtılarına dalalım
sana küçük törenlerimizde şarkı söyleyeyim
içki içelim güneşle başbaşa
saçlarına dokunan tarağın hışırtısını dinleyeyim
gözlerinin titreşimini yansıtsın aynalar
bir gece şelalesi gibi
damarlarıma akıp yankılan yüreğimde.

III.
Sana yağmurlu bir günde geleyim
parkta ıslanalım birlikte
gürültüller toprağın kokusunda erisin
kentin görüntüsü değişirken bulutlarla
duraksamadan parlayan gözlerin
ve ıslaklığınla sar beni
en koyu kızıllığında dudaklarının
kıralım demir parmaklı pencereleri
önlerine ortanca saksıları yerleştirelim
ağız dolusu sobe diyelim dudaklarımıza.

IV.
Sana güneşli bir günde geleyim
ışıklı yollara halılar serelim
birlikte aşkınlığa yükselelim,
okyanus sularının ortasında altın kumsallarıyla
mücevher gibi parlayan adada,
ben hep iskeleye demir atmış
beyaz bir yelkenlinin düşünü gördüm
tuzlu dudaklarını yakmak için
sana kendi yaptığım güneşleri getireyim.


A. KADİR BİLGİN


BLacK_HawK 21 Nisan 2007 08:21

Gece Tiryakileri

Ne kötü aşıksın..diyor
sevgilim; koyaklarda uyudum
ısındım çobanateşleriyle
hala yok suretin

bir esrimeydi gülümsemen
belleğimde
uğultusu gecelerin


Cemal Sayan


Misafir 21 Nisan 2007 08:38

Ben Mi? Evet...

Ben mi?evet...
Bir gun cikip gidecegim kapilari,evleri,dergileri,huzunler birakarak...
Bir cicek merhaba diyecek...
Hos geldin diyecek dag...
Orman gulumseyecek...
Animsayislarin,bekleyislerin,umitlerin yada umitsizliklerin
Hirslarin,yarislarin,tasalarin kalktigi yerde
Tam anlatinin kaldigi yerde baslayacak siir...
Hic kimseye seslenmeyen,kendi kendine yeten sadece...
Kendi mantigi;kendi guzelligi icinde tutarli...
Ama halkin yasantisi girecektir oraya,cunku yasayan buyuk
Bir seydir halk...
Deniz ve ufuk girecek,karinca yuvalari,gokyuzu,kozalaklar
Ve kopuk ve art`k hasetsiz bir ask...
Yani sevismak denizle,kosulsuz,onyargisiz,hesapsiz...
Yani uzanmak ve dusunmek binlerce yil..
Dogan,olen ve yasayan seyleri...
Dogumu,olumu ve yasamayi
Yani dingin ve buyuk olan herseyi anlatmak...
Ben mi?evet .cikip gidecegim bir gun...
Tasasiz,gozyassiz,geride birsey birakmadan ve birsey beklemeden
İlerde...
Sadece yagmur sularindan piril piril bir yurek
Artik kendi kendinin anlami ve nedeni olan bir yurekle...


Ataol Behramoğlu


Mystic@L 21 Nisan 2007 09:41

şurada burada sıkılmış limon kesikleri
paslanmaya bırakılmış demir çubuklar
tertemiz kaynaklara atıksu tarifesi
taze sürgünlerin ince boyunlarında ağır kementler
henüz sıcaklığı soğumamış körpe cesetler

karanlıklar ortasında bir ışık adası gibi
talancıların gözünden nasılsa kaçmış çimenler
birkaç tomurcuk üç-beş yeşil yaprak

ıslak bir kağıt gibi yırtıp atmış
kentin dokusunu acımasız kasırgalar
arıtmıyor sabun çıkartmıyor sular
giysilerden yalnızlığın kokusunu

aşk mevsimi değil miydi bahar
elele tutuşmaktan korkan ürkek ceylanlar
hani nerede eşlerine kur yapan kumrular
kuş cıvıltılarına hasret kulaklar
denizler denli derin içezikliği

geleceksen sekizinci günde gel sevgilim
burada haftanın yedi gününde de
aşka geçit vermiyor yağmurlar

yalnızca bir ad yaraşabilir bu mevsime: “acı bahar”

Mustafa Yıldız


nünü 21 Nisan 2007 10:43

Ben Sana Mecburum

Ben sana mecburum bilemezsin
Adini mih gibi aklimda tutuyorum
Buyudukce buyuyor gozlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
Icimi seninle isitiyorum

Agaclar sonbahara hazirlaniyor
Bu sehir o eski Istanbul mudur?
Karanlikta bulutlar parcalaniyor
Sokak lambalari birden yaniyor
Kaldirimlarda yagmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
Insan bir aksam ustu ansizin yorulur
Tutsak ustura agzinda yasamaktan
Kimi zaman ellerini kirar tutkusu
Birkac hayat cikarir yasamasindan
Hangi kapiyi calsa kimi zaman
Arkasinda yalnizligin hinzir ugultusu

Fatihte yoksul bir gramafon caliyor
Eski zamanlardan bir Cuma caliyor
Durup kose basinda deliksiz dinlesem
Sana kullanilmamis bir gok getirsem
Haftalar ellerimde ufalaniyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki Haziranda mavi benekli cocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir silep siziyor issiz gozlerinden
Belki Yesilkoy'de ucaga biniyorsun
Butun islanmissin tuylerin urperiyor
Belki korsun kirilmissin telas icindesin
Kotu ruzgar saclarini goturuyor

Ne vakit bir yasamak dusunsem
Bu kurtlar sofrasinda belki zor
Ayipsiz fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yasamak dusunsem
Sus deyip adinla basliyorum
Icim sira kimildiyor gizli denizlerin
Hayir baska turlu olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin..

Attila Ilhan


KaRaYeL61 21 Nisan 2007 11:46

Açılın Bulutlar

Yıkamış yağmurlar ipek saçları;
Gözlerin içinden umut gülüyor...
Gül ile süsledim gülle yolları
Açılın bulutlar yârim geliyor.

Beni mecnun etti şirindir gözü,
Dağlardan aşırdı sevgiyle sözü,
Mehtapta nur saçar dolunay yüzü
Gönlümde parladı aşkı biliyor.

Değse yağmur değse ruha haz verir,
Kış geçer ömrümde bahar yaz verir,
Geleceğim diye candan söz verir
Telsiz telefonla haber salıyor.

Şevkle gelir bahar yağmur zamanı,
Al yeşil çiçekler süsler cihanı,
Gözlerinle görmek istersen beni
Acele et çok az vakit kalıyor.

Eğleşir yanakta pembeler, aklar,
Yâr gönlünde sever, gönlünde saklar
Düşününce yakın gelir uzaklar
Nazı çok olanı kalpler siliyor...

Ressam Halil, durmaz yâri anlatır
Aşkı yazar kalpten bak satır satır
Kalkmasın aradan dostlukla hatır
Gözden düşen damla yağmur oluyor


Misafir 21 Nisan 2007 12:43

Bayrak

Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü !
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sana benim gözümle bakmayanın
mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun
yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver !
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar.
Yurda ay yıldızın ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün.
Kızıllığında ısındık,
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün.
Gölgene sığındık.

Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan;
Barışın güvercini, savaşın kartalı...
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim.


Arif Nihat Asya


Misafir 21 Nisan 2007 13:32

BEN SENİ NEDEN Mİ SEVDİM


Ben seni bir okyanusun derinliğinde buldum da sevdim
Parlak bir inciydin benim için
Paha biçilmez bir inci

Ben seni soğuk ve yağmurlu bir günde
Seni düşünürken gülüşündeki sıcaklığın içime dolup da
Beni sardığı bir anda sevdim
Seni sadece selvi boyun, siyah saçların yada kara gözlerin
Güzel bir yüzün var diye değil
Fikirlerinle,konuşmandaki güzelliğin ve benim o kor halde yanan
yüreğimle
sevdim
Ben seni derinden ve hissederek sevdim
Her kalp atışımda vücudumun dört bir köşesine yayıldığını
Beni sardığını her nefes alışımda ciğerlerime işlediğini bilerek sevdim
Seni kış gecelerinin o soğuk yatağında birlikte uyuyup beni ısıttığın
Yaz sıcağında uyuyamayıp sıkıntılarım olduğun
Ve rüyalarımda buluştuğumuz gecelerde sevdim
Seni ellerinden tutup kanımın kaynadığı
Kalbimin yerinden fırlayacağını hissettiğim anlarda
O ıslak dudaklarınla beni sevdiğini söyleyeceğin anları düşünerek
sevdim
Ben seni o sensiz anlardaki boş ve değersiz geçen dakikalarda
Kayıp zamanlarımızda, seni arayıp bulamadığım
Çaresizlik içinde olduğum,içki sofralarını dost bildiğim anlarda sevdim
Sen ne kadar uzak olsan da,
Aramızdaki kilometreler nasıl çoksa
Bende seni o kadar yoğun ve o denli çok sevdim
Seni kalbimde yanan ateşin ile
Zihnimde oluşan hayallerin o ay parçası çehrenle
Bana derinden bakan o gözlerindeki ışıltıyı göreceğim anları beklerken
Kalbimin yanıp tutuştuğu anlarda
Gelip o bu ateşi alevlendirerek
Bana sarılarak beni sevdiğini söyleyeceğin anları düşünerek sevdim

Korkuyorum!
Hakkettiğin mutluluğu sana verememekten korkuyorum.
Seni beni sevdiğinden fazla sevememekten korkuyorum.
Senin sevgine layık olduktan sonra başkaları tarafından o sevgiyi
kaybetmekten korkuyorum.
Seni kazandım derken kaybetmekten korkuyorum.
Aramızdaki maneviyat haricindeki uçurumlardan korkuyorum.
Senin kalbini daha fazla kırmaktan korkuyorum.
O temiz ve masum göz yaşlarını daha fazla akıtmaktan korkuyorum.

Evet korkuyorum;
seni kaybetmekten, seni daha fazla üzmekten ...
Sana kendimi ifade edememekten korkuyorum.
Yada yanlış anlaşılmaktan korkuyorum.
Uçurumun kenarında yalnız kalmaktan korkuyorum.
Dostluğuna doyamadan uluorta yalnız kalmaktan korkuyorum.
Yüreğimdeki o ince sızının bir gün çoğalmasından ve beni sarmasından
korkuyorum.
Sevgi denen güzelliğinin bir gün beni terk etmesinden korkuyorum.
Dostluğun ölüp yerine nefretin yeşermesinden korkuyorum.

Korkuyorum evet;
seni kaybetmekten ve seni daha fazla üzmekten...
Bir çiçek misali ne ellemeye nede koparmaya kıyamıyorum uzaktan
seyrediyorum
çünkü;
Seni daha fazla incitmekten korkuyorum.
Ömründe yaşadığın mutluluğu huzuru sana yaşatamamaktan korkuyorum.
Sana kalbimden fazlasını verememekten korkuyorum.
Sonunda sana gözyaşından başka bir şey bırakamamaktan korkuyorum.
Seni sevmekten degil;
dostluğunu suiistimal etmekten,
Seni kaybetmekten ve değerini bilememekten ve Yüce Rabbime hesap
verememekten korkuyorum.
Belki de çok fazla korkuyorum ...

ÇÜNKÜ; BEN iLK DEFA SEViYORUM...



Atilla İLHAN


DEsssT16 21 Nisan 2007 18:57

ÇIRILÇIPLAK

Küstahlığımı nezaketim götürdü
Sadece kendime bakakaldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Gizlenen insanların ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Selamımı tanıdıklar götürdü.
Saygı bekleyince alçaldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Kendinibeğenmişlerin ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Ağlamayı ölenler götürdü.
Kendimi ölmez sanınca ufaldım,
Kararsızlık bir an sürdü.
Ölülerle dirilerin ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Sonsuzluğu ufuklar götürdü.
Yarattığım dünyaların içinde daraldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Başlangıçla bitiş ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Aydınlığı bulutlar götürdü.
Yıldızlara doğru yol aldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Varanlarla duranların ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Özdemir ASAF


blood_lovee 21 Nisan 2007 22:33

Seni Düşlüyorum

Seni Düşlüyorum;
Bir pazar sabahının erken saatlerinde,
Hayalin aklımda;
Güneşin doğuşuna bakıyorum,aydınlıklar içerisinde.
Durmaksızın.....
Aklımda sen......
Bir bahar esintisine kaptırmışım kendimi,
Gördüğüm aynı güven;
Gördüğüm aynı sen,
Toprak baharı yakalamış,
Ellerinin arasında sımsıkı tutarken;
Nacizane bense; o ipeksi saçlarını
Kök salıyor sevdam,ipeksi saçların boyunca,
Tepeden tırnağa...
Ve yağmur oluyorsun;
Susayan toprağa hasret bulutlar gibi;
Yağıyorsun yanan yüreğime;
Güvercinler misali; beyazlar içerisinde
Konuyorsun yüreğimin en ücra köşesine.
Kadınım diyorum,sevdiğim kadınım
Hayaller içerisinde kayboluyorum,
Düşlediğim bu pazar serinliğinde,
Hayat buluyorum bu köhne alemde.
Düşlüyorum seni, ilk günkü gibi;
Sesini, gülüşünü, nefesini
Ve beni sevdiğini.......


Mahmut Tuğrul Ağsu


Nephthys 22 Nisan 2007 00:49

İSTANBUL KADAR YAKIN.....



İstanbul kadar yakın olmak isterim sana
Serin serin esen poyrazlarımla
saçlarında büyülü bir gezintiye çıkmak
Âniden bastıran sağnak yağmurlarımla
aşktan sırılsıklam yapmak seni
İstanbul kadar yakın olmak isterim sana
Boğazın üzerinde âvâre âvâre dolaşan
martılarımla çığlık çığlığa sevdâ şarkıları söylemek
Sahillerime vuran uğultulu dalgalarımla
günün yaşanan her anında ayaklarına
kapanmak hiç usanmamacasına
İstanbul kadar yakın olmak isterim sana
Her yanını sarmak yer yer kırılıp dökülmüş
Bizanstan kalma yorgun surlarımla
Boğaziçi'nde salınan asma köprülerimle
iki kıtayı birbirine değil, seni bana bağlamak
sonsuza dek hiç çözülmeyecek bir bağla
İstanbul kadar yakın olmak isterim sana
Hattâ sana İstanbul'dan dahi yakın olmak
Hiç ayrılmamacasına
Bir an bile olsun hiç kopmamacasına




Timur İlikan


kambis 22 Nisan 2007 00:59

KİMSİN SEN?


Bilmiyorum seni,

Tıpkı senin beni bilmediğin gibi,

Hiç bilmiyorum yüreğini…


Gözlerin nasıl bakıyor mesela, yada nasıl dokunuyor ellerin?


Sahi ellerin sıcak mı senin,

Tuttuğunda sıcacık edebilir misin yüreğimi örneğin…


Yada …

Yada dokunduğun anda titretebilir misin içimi?

Hiç konuşmadan,

Hiç ses çıkarmadan..

Belki fısıltılarla sadece…

Belki bir iki fısıldaşmayla fethedebilir misin beni?


Tek bir şey bilmiyorum seninle ilgili…

Nasıl seversin mesela söylesene!

Hayatının içine mi sokarsın; yoksa hayatında herhangi bir köşeye süs misali bırakır mısın gözlerimi?


Kimsin sen?

Söylesene kimsin!

Nasıl yaşanırsın sen!

Doya doya mı yaşamalı seni yoksa arada bir mi tutmalı, bulmalı ve sevmeli yüreğini…


Nasıl sever senin yüreğin?

Benim yüreğim gibi mi yoksa uzaktaki bir özlem misali mi!


Bilmiyorum seni,

Tıpkı senin beni bilmediğin gibi,

Hiç bilmiyorum yüreğini…


Bu yüzden haydi konuş benimle…

Kendini anlat bana,

Doya doya dinleyeyim seni…


Kimsin sen?

Söylesene kimsin!

Nasıl yaşanırsın mesela…

Doya doya mı yaşamalı seni yoksa arada bir mi tutmalı, bulmalı ve sevmeli yüreğini…



Hadi dinlemelere verdim kendimi..

Susuşlar yaşıyorum sen konuşana kadar…

Utanma ve anlat bana kendini…

gmail alıntı


Mystic@L 22 Nisan 2007 01:05

Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık

Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr
Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü

Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını

Ahmet Telli


arwen 22 Nisan 2007 02:08

aşk insana kanatlar verir
yürek gideceği yeri bilir
mutluluk keşfedilmeyi bekleyen bir ülkedir
umutsuzluk o ülkede yitik bir şehir

aşk insana kanatlar verir
güçlü, dingin, coşkun kanatlar
ölümsüzlük şehrinden hayat seslenir:
ölüm geçilirse bir aşkla geçilir.


bülent özcan




Sedef 21 22 Nisan 2007 02:13

INSAN

İnsan kuş kanadında gelen yazı.
İnsan arı su, insan ak süt.
İnsan yemyeşil uzanan bahçe.
İnsan kum, insan çakıl taşı.
İnsan yiğit, insan dost, insan sevdalı.
İnsan ******, insan ödlek, insan hergele.
İnsan kocaman, dağ gibi.
İnsan parmak kadar, küçücük.
İnsan alın teri, insan lokma, insan kan.
İnsan solucan, insan sülük.

İnsan kuş kanadında gelen yazı.
İnsan gül fidanında yanan konca.
İnsan umutların kapısı.


A. KADİR |


VerSchL@GeN 22 Nisan 2007 02:21

Yalanmış


Hiç bimez sanırdım kara sevdalar
Yalanmış anladım ama ne fayda
Kurulan hayaller tatlı rüyalar
Yalanmış anladım ama ne fayda...

Gözümü açardım seher vaktinde
Görürdüm kendimi gönül tahtında
Alın yazındım ya senin bahtında(!)
Yalanmış anladım ama ne fayda...

Sevdamıza dünya dar gelir derdin,
Bir saat ayrılık zor gelir derdin
Ahtinden dönene ar gelir derdin
Yalanmış anladım ama ne fayda

Verdiğin ümitler, ettiğin sözler
Hep birer oyunmuş yaptığın nazlar
O yalan söylemez sandığım gözler
Yalanmış anladım ama ne fayda...

Yapmacık tutuşan eller de varmış
Tuzağa düşüren diller de varmış
Serdarî, dönülmez yollar da varmış
Yalanmış anladım ama ne fayda...

Serdar İlik


Misafir 22 Nisan 2007 10:11

VUR BİTSİN

Orada masanın üstünde bir resim,
İkimiz denize karşı durmuşuz Üsküdarda
Saçlarımızın üzerinde martılar,
Gözlerimizde acemi bir aşk
Ve tuhaf ve çocuksu bir mutluluk,
Senin sırtında sarı yağmurluğun
Kadıköyde ucuzluktan almışız
Bende o siyah kazak hani bir kedi gibi sokulduğun
Şubat ve yağmur yağıyormuş meğerse,
Islatan her tarafımızı
Orada masanın üstünde bir resim,
Yak bitsin
Orada kapının arkasında bir yazı,
Seviyoruz yazmışız birlikte,
Harfler nasıl titremiş meğer ellerimizde,
Bir pazartesi akşamı ben eve dönünce
Tutup öyle yazmışız nereden estiyse,
Hep gülüşün, hep sıcaklığın sinmiş harflere,
Ne yaptığın çorbanın, ne pilavın tadı
Sobayı yakmayı unutmuşuz ne gam,
Senin çiğdemler açmış yüzünde sıcaklığın
Orada kapının arkasında bir yazı
Sil bitsin.
Orada sehpanın üzerinde iki bardak,
Senin demlediğin çayı içmişiz birlikte
Nasılda dalgamızı geçmişiz dünyanın bütün dertleriyle,
Bir masalmış bir yalanmış gibi korkmuşuz,
Sıkı sıkıya yaslanmışız bahtımızın kara yıldızına
Ben tek sen üç şeker atmışın filiz çayımıza
Sonra açıp perdeyi gökyüzünden bir dilek tutmuşuz,
Mehtap gülümsemiş deli yürek çocukluğumuza
Orada sehpanın üzerinde iki bardak,
Kır bitsin.
Orada odaya saçılmış küçük hatıralar,
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Belki minik kızgınlığın, belki bir gülüşün orda,
Böreğin altını yakışın, düğmeyi dikerken iğneyi eline batırışın,
Ve saçların hep o kan gülleri taktığın saçların, beni mahpus bıraktığın saçların.
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Hep o kanepede oturmuşluğun, şu senin küçük yastığın, şu eşarbın,
İşte şu bir haziran akşamı gitmek için ayaklanışın
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Orada odaya saçılmış küçük hatıralar,
Git bitsin.
Orada ayaklarının dibinde bir adam,
Adam bütün adamlığını dökmüş önüne,
Böyle kaç gün yada kaç gece, ayaklarının dibinde,
Öyle kolay mı öyle kolay gitmek,
Her şeyi bu İstanbulu, o sevdiğin adaların kokusunu
Mısır çarşısını, Eminönünün balık ekmeğini
Beyoğlunun sinema salonlarını birlikte beklediğimiz 28 numarayı,
Unutmak öyle kolay mı, öyle kolay,
Orada ayaklarının dibinde bir adam,
Kov bitsin.
Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah,
Babadan kalma,
Hani bir bayramda saydırmışız havaya,
Sen biraz ürkek sokulmuşun omzuma,
Kuşlar havalanmış bütün kuşları İstanbulun,
Giderken galiba bir beni birde bunu unutmuşun
Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah,
Ve burada zaten öldürdüğün bir yürek,
Vur bitsin

___________



İbrahim Sadri


Misafir 22 Nisan 2007 11:18


ADIN BATSIN

Yüreğime bir gül çizdim kanlı yaş ile
Yaktın beni küle döndüm dumana döndüm
Nasıl edem nere gidem dertli baş ile
Bilemedim teli kırık kemana döndüm

Canım aldın, can evimden vurdun ya sende
Küstüm sana, faydası yok, geri dönsen de
Sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
Sen de vicdansız çıktın adın batsın

Zaman ola devran döne sen de çekesin
Yitiresin umudunu heder olasın
Aşka düşe kahrolasın candan bıkasın
Ömrün boyu bir kez olsun gülmeyesin

Sen ki beni rezil ettin yedi cihanda
Yalan oldum talan oldum senin sayende
Sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
Sen de vicdansız çıktın adın batsın

Beni özleyince bir nehir yatağını bulsun
Kor düşsün dağlarına, ceylanlar suya insin
Sesime bakıpta ağlıyorum sanma
Seni özleyince böyle olsun birazda

Ayrılıversin yaprak dalından
İnsan sevdiğinden ayrılıversin
Kan damarımdan can pazarından
Adam baharından ayrılıversin

Dağda dört mevsim erimeyen kar varya
Yokluğum öyle erimesin
Sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
Sen de vicdansız çıktın adın batsın...

İBRAHİM SADRİ



Misafir 22 Nisan 2007 11:20

Sevda -yı, -ya (i) : 1
ölmek;
ölmek istedikçe, özlemek....
Ve ölmek; özledikçe...

Sevda -yı, -ya (i) : 2
şarabımdaki yalnızlık ...
şişesindeki aptal umudu,
kadehindeki yenilmez yalnızlığının resmi;
ben uyuştukça canlanmaya başlayan / hayalimde...

Sevda -yı, -ya (i) : 3
aşk dedikleri, yetmedi içimdeki çocuğa...
baş kahramanı olmayan bir öyküde, kim ölünce üzülünür ki ?,


Sevda -yı, -ya (i) : 4
hiç yeltenmedim unutmaya, cesaretimi toplayamadım ...
kalemimdeki yalnızlığı, kabullenmedim.
hayalime aldandım, yalancılığını bile bile ...

Sevda -yı, -ya (i) : 5
sen varken de buradaydı,
beni gömmenen gitmeyecek belli.

Sevda -yı, -ya (i) : 6
şimdilerde sensizlik / eskiden sendin...


Sevda -yı, -ya (i) :
ölmek...
ölmek istedikçe, özlemek...
ve ölmek, özledikçe...


Tolga GÖRKEM



Mystic@L 22 Nisan 2007 18:42

Islığını duyup da gelmiştim
Kendi külümüzü basıp kendi kanayanımıza
Acının ırmaklarından geçmiştik
Trenlerini unutmuş istasyon caddesinde
Cam örtünmüştü yeni yetme kızlar
Kar yağsa da olurdu, yağmasa da
Kösnül atlar mevsimiydi duyumsadığımız zaman.

Hamdi Topçu


Misafir 22 Nisan 2007 21:28

ÖYLESİNE SEVMİŞTİM


Şimdi gidiyorsun, git
Bütün sabahları üşüdüğüm
Bütün gördüğüm senli günlerim, onlar da gitsin
İçimde bir şarkı
Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat
Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin
Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden
Sevdiğimiz şarkıları da
Pencareme konan yusufcukları da
Bana karanlığı bırak
Beni bırak, beni böyle bırak
Böyle ansızın, böyle yakışıksız
Böyle anlamsız, böyle dağınık
Öyle kapıda susuşun
Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşun
Koy beni sensizliğe
Ve otursun içime kül gibi kor yangının

Şimdi gidiyorsun, git
Hadi git
Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git
Hadi kanatma
Hadi yıkma
Hadi dokunma
Zaten ben seni öylesine sevmiştim

Şimdi gidiyorsun, git
Bütün sabahları üşüdüğüm
Bütün gördüğüm senli günlerim, onlarda gitsin
İçimde bir şarkı
Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat
Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin



İbrahim Sadri


Mystic@L 22 Nisan 2007 23:05

eni bu yabancı ülkeye gönderirken
En kalın pantolonları (güzelim) bacaklarına
İyi örülmüş çorapları ayaklarına
Çok soğuk kışları düşünerek aradım.

Göğsün, kalçaların
Ve sırtın için saf yün aradım
Sevdiğim o şeyler ısınsın
Bana da biraz sıcaklık kalsın.

Bu kes seni sevgiyle ben giydirdim
Bazen (çok seyrek) soyduğum gibi
(Oysa ne çok isterdim)

Yine de giydirmem sana souyorum gibi gelsin.
Her yerin iyice örtündü diye düşündüm şimdi
iyice örtündü, üşütmemesi için.

Bertolt Brecht


Misafir 23 Nisan 2007 01:07

Ben Sustum/Konuşan İntihar(ım) dı

Mermisi namluya sürülmüş
bir tabancadır, yalnızlık..
İntihar, tetikte nöbettedir..

Bir tavşan kadar doğurgan ölümlere,
tek başına çalınan bir beste
ve her yerdedir..

Bir hücreye dönüşen gecede,
sıkışan yürekte,
tutulan nefeste, duyulan her seste
ve kadehlerdedir.

Bin türlü şekilde,
ama nedense hep gri renktedir.
Bir dokunuş kadar uzakta
sırıtkan siyahlar beklemektedir..

Yalnızlık...
Ölümün göbek adı..
Parmak, tetikle sevişmektedir..

Orhun Basat


VerSchL@GeN 23 Nisan 2007 01:39

BALIK PULLARI



gittiğin gün sustu yazgım, ölüm gibi

dört bir taraf yediveren cinnet
eksik yanlarımı acıtır
inatçı bir maviye susarak gece
öfkeyle çözülür yeşil
orkinoslara bedel cesetler kımıldar içimde
cenazesi kılınmamış kızıl bir cinnetle gezinir
beşinci senfoni
çağdaş yalanların öyküsü
yüzüklerin kardeşliğini
bilmez kızıl saçlı kızlar



ölüdür bakışları uçurum dolu
balık pulları

tapınacak kadınları olmalı şehrin
şeytanın zar attığı

sıcaklığının yaktığı tenin
eteklerinde kuşlar uçuşmalı evinin
bu asra yabancı
çoğul anlamları gizler içinde
bir acının süresel izdüşümleriyle

Ahmet SINAR


Misafir 23 Nisan 2007 01:50

Şaftı Kaymış Kalemlere

.
.
Kime iyi dediysem, haçı koynundan çıktı,
Dev sandığım cücenin, gerçek yüzünü gördüm…
İffetli şu yüreğim, tüm kullara açıktı.
Ahbap postlu çakalın, karda izini gördüm…

Şaftı kaymış kalemden, iyi şair çıkar mı,
Pusulasız yürekten, kutlu şiir akar mı,
Mizanı bilemeyen, kul hakkından korkar mı,
İki yüzlü şeytanın, suda sözünü gördüm…

Hastalıklı yüreği, işleri fitne fesat,
İftiraya yeltenen, o dilini kes de at,
Kara çalmak neyine, batağına kendin bat,
Ar damarı çatlamış, hayasızını gördüm…

Keşişlere fark atar, pak ruhları soyuyor,
İşkembesi boşalmış, gıybet ile doyuyor,
Refikası şeytan ya, lanetiyle uyuyor,
Pislik ile cilalı, elde sazını gördüm….

Doğruyu yazmıyorsan, kır cünup kalemini,
Cenabet bahsi kapat, sor Resul kelamını,
Ben dindarım diyorsan, ver Allah selamını,
Hüsranla döveceğin, biçar dizini gördüm…

Sevim Yakıcı


Nephthys 23 Nisan 2007 02:01

Meleklerimle Konuştum



Arzularım kat’i egoların gaspına maruz…
Zihnimin derinlerinde başlar liriksel taarruz…
Mev’ud dolaşırız biz tevazuhtur dostumuz…
Hilkaten garibimdir ; değil sizin sorununuz…

Ben rahatsızım azizim , hastalıklıdır yazdığım her name
Serenat yapamam ki ben sizler gibi ay yüzlü yare
Meşakkatin şakaklarımdaki yansıması akan her katre
Gözyaşlarım durmadı ilk cemre düştüğünden beri kalbime


Karanlıktaki aksim dahi benden daha iyimser
Tek alkış duyarım birinden yazdıklarıma kefer
Kim yanımda durur söyle kimdi pesimist nefer
Kelime kurşununa kardeşim etki etmez ki miğfer

Zihnimdeki melodilerde bir bayan uyur ve saklıdır
Elde savarim beklediğin sence gerçekten paktmıdır ?
Yorgun gözlerinde uykuyla sevişen bir sen vardır.
Kirpilerin buz keser ulvi kapılarda,mükafat kardır.

Zindanda kilitli kalır yıllarca metanet
Kelam para etseydi küheylandaydı servet
Yaren e ses gitmez sebat ın serde sevret
Avunmaya kalmalı en az bir tane mazeret

Son dans bana lutufen melekleri rahat bırakın
Ben anlamadım ki yaptığımı kim nasıl anlasın
Tanımın hudutlarında imkansızlıktır ki kadın
Soğuk yeller hissedersin sen ortasında yazın




Sedat Arık


Mystic@L 23 Nisan 2007 03:28

Ne zaman seni dusunsem icim urperir
Seninle gecen her saat, her gun gelir aklima
Bir aksam vakti gelir bir deniz kiyisi gelir
O essiz hatiralar butun gelir aklima

Ne yapsam unutamam yasadigimizi
Sevgindi sevgilerin en yalansizi
Simdi nerde bir gul gorsem kirmizi
Dudaklarimi uzun uzun optugun gelir aklima

Bir ciban buyurcesine ortasinda gecenin
Dolar yuregime huznu seni sevmenin
Dunyada ne benim yerim var artik ne senin
Aglarim basucunda olumun gelir aklima.

Ümit Yaşar Oğuzcan


NiliM 23 Nisan 2007 08:55

Yüreğim Sana Aktı!..

Bir masa, bir sandalye…
Sırtı dönük bir adam…
Aramızda…
Gözlerin bana bakıyordu…
Bakamadım…

Hissederdi yüreğim, seninle beraber
Tutuşan bir göldü gönlüm, içimde,
Bir su damlası, sana aktı, kalbimde…
Sonsuza dek yitirilmiş birşeyleri
Bulur gibiydi kalbimdeki çöl
Gözlerin bana baktı…
Ben utandım…..
Yüreğim sana aktı…

Kutup yıldızı olsam
Hiç üşümezdim kuzeyde…
Küçük ayı olsam
Büyük ayıdan korkmazdım gökyüzünde….
Gözlerin bana baktı
Utandım…
Misinanım ucuna bir umut bağlandı…

Ben ayakta, sen ayakta
O sırtı dönük adam yine aramızda…
Düşmanımız zaman,
Çıktım gözlerinin bana baktığı dört duvardan
Arkama bile bakmadan
Seni geride bırakan İstanbul
Düşmanım Korukent’e uzayan yollar……

Misinamın ucuna bağlı umudumu alıp yanıma
Çıktım sen olmadan
Bana bakan gözlerini bırakmadan
Yolu sevgiden geçen birileriyle
Birgün buluşmak umuduyla…..


Semra Bakan


Misafir 23 Nisan 2007 13:00

Mahkeme
Yüzleşeceğim kendimle
Haksızlıklarımla
Yolsuzluklarımla
Korkularımla
Tümünden müebbette mahkum olsam da
Sevgim beraat edecek


iblis1907 23 Nisan 2007 13:02

Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan İle Rahibin Macerası

İlkönce yağmurla
sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah.
Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla.
Harp esirleri çoktan iş başındaydılar.
Topraktan nefret duyarak
- halbuki köylüydü birçoğu -
tıraşlı ve korkak
çapalıyorlardı patatesleri.
Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana
köy kilisesinden gelen çan sesleri.

Pazardı.
Kilisede erkeklerin hepsi ihtiyardı
kadınların değil,
içlerinde büyük memeli kızlar,
ve sarı saçlarına ak düşmemiş anneler vardı.
Maviydi gözleri.
Başları önde,
kalın, kırmızı ve harap parmaklarına bakıyorlardı.
Terliydiler.
Haşlanmış lahanayla günlük kokuyordu.
Kürsüde muhterem peder
"beyannameyi" okuyordu,
- gözlerini gizleyerek -.
Renkliydi pencere camlarından biri.
Bu camdan içeri giren güneş
duruyordu genç bir kadının bembeyaz ensesinde
eski bir kan lekesi gibi.
Ve hiçbir zaman
doğurmamış olan
göğüssüz ve kalçasız bir Meryem'in kucağında bir çocuk :
başı öyle büyük
o kadar inceydi ki kıvrılmış bacakları
hazin ve korkunçtu.
Önlerinde kandil yanıyordu
eski
sert
ve boyalı tahtayı aydınlatıp...

İki adam boyundaydı tahta heykel.
Şeytan saklanmıştı arkasına
- kaşları çekik, sakalı sivri,
Mefistofeles olması muhtemel,--
ve âlim bir tebessümle
dinliyordu muhterem pederi.
"- Avrupa'nın bekası,
(okuyordu beyannameyi muhterem peder)
Avrupa'nın bekası için harbediyoruz."

Dinliyordu Şeytan
sivri sakalında keder
ve âsi ve selîm aklına
dayanılmaz bir ağrı vermekteydi yalan.

Okuyordu rahip :
" Avrupa milletleri el ele verip
harbediyoruz,
ve mutlak imha edeceğiz
medeniyet için tahripçi bir unsuru."

Şeytan bir parça yana itti Meryem'in heykelini
ve havada sihirle efsun alâmetleri daireler çevirip
kaldırdı elini
rahibe doğru
- etsizdi, uzundu bu el,
hakikat gibi, kemikli ve kuru -.

Ve ne olduysa o anda oldu işte.
Renkli camın altındaki kadın
çırılçıplak göründü kıpkırmızı güneşte.
Memeleri ağırdı
ve sarı ipek gibi parlıyordu karnının altında tüyler.
Düşürdü kâadı muhterem peder
ve Şeytan'ın iğvasıyla hakikati bağırdı :
"- Karşı koymak günü geldi en büyük tehlikeye.
Harbediyoruz,
fuhşun bekası için,
kerhane kapıları kapanmasın diye.
Ve sen orda, arkada
içinde beyaz entarisinin
bir erkek çocuğu gibi duran,
sen ****** olacaksın kızım.
Sana firengi ve belsoğukluğu verecekler
büyük şehirlerimizden birinde.
Baban dönmeyecek
Yatıyor şimdi yüzükoyun
çok uzak bir toprağın üzerinde.
Şimdi kan içindedir
etli, kalın kulaklar
ve ince kollarının dolandığı boyun.
Yattığı yerde yalnız değil.
Hareketsiz duran tanklarla, terk edilmiş toplar sahada."

Kendi sesinden ürkerek
sustu rahip.
Orda, arkada, beyazlı kız ağlıyordu.
Kadife ceketli bir erkek
- ihtiyar orman bekçisi civar çiftliğin -
bir şeyler söylemek istedi.
Sivri sakalını kaşıdı Şeytan,
rahibe : "Devam et," - dedi.
Ve muhterem peder
başladı tekrar konuşmaya :
"- Harbediyoruz :
pazar ve mal nizamının bekası için.
Kömür, lâstik ve kereste,
ve kendi değerinden fazla yaratan iş kuvveti
satılmalıdır.
Patiska, benzin
buğday, patates, domuz eti
ve taze gümrah bir sesin içindeki cennet
satılmalıdır.
Güneşli bahçesi ve resimli kitapları çocukluğun
ve ihtiyarlığın emniyeti
satılmalıdır.
Şan, şeref ve saadet,
ve
kuru kahve
topyekun pazar malı olup
tartılıp, ölçülüp, biçilip satılmalıdır.
Harbediyoruz :
harbi bitirdiğimiz zaman
aç, işsiz ve sakat
- harp madalyasıyla fakat -
köprü altında yatılmalıdır..."

Yine sustu muhterem peder.
Şeytan emretti yine :
"- Naklet onun macerasını,
o ne idi, ne oldu, anlat..."

Ve anlattı rahip :
"- Onu hepiniz hatırlarsınız,
toprağın içindeki bir patates tohumu gibi
fakir,
çalışkan
ve neşesiz geçti çocukluğu.
Sonra uyandı birdenbire
on yedi yaşına doğru.
Yine fakirdi, çalışkandı.
Fakat aylarca gidip
bulutsuz bir denizde
altında sönük yelkenlerin
sanki çok sıcak bir sabah ufukta apansızın
yeni bir dünya keşfeder gibi buldu neşeyi...
Mahallede sesi en güzel olan insandı
ve en güzel mandolin çalan.
Hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?..
İçinizde kimin kalbini kırdı,
kime yalan söyledi,
sarhoş olduğu vaki midir,
ve kiminle dövüştü?
Çocuklara saygısını
ve ihtiyarlara şefkatini inkâr edebilir miyiz?
Belki biraz kalın kafalı
fakat kalbi bir balık yavrusu gibi temiz
onu geçen sene harbe gönderdik.
Şimdi gerilerinde cephenin
işgal altındaki bir köyün odasındadır.
Baygın bir kadının ırzına geçmekle meşgul
bir tahta masanın üzerinde.
Beli çıplak
pantolunu dizlerinde
başında miğfer
ve ayaklarında kısa, kalın çizmeler.
Yerde iki çocuk ölüsü yatıyordu
direkte bağlı bir erkek.
Dışarda yağmur yağıyor
ve uzaktan uzağa motor sesleri.
Kadını masadan yere iterek
doğrulup çekti pantolonunu...
Halbuki hepiniz hatırlarsınız onu,
hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?"

Yine birdenbire sustu muhterem peder.
(Susabilmek bir hünerdir
insanın ağzından çıkan sözler
kendine ait olmazsa.)
Fakat tahta Meryem'in arkasından
yine emretti Şeytan :
"- Rahip, devam et," - dedi.
Ve devam etti rahip :
"- Harbediyoruz.
Çalıştırılan insan yığınları
birbirine devrederek zinciri,
karanlık ve ağır,
beton künklerin içinde akmalıdır.
Ve sen kocakarı
- ön safta, solda, diz çöküp
yüzü eski bir kâat gibi buruşuk olan -
seni temin ederim ki
kilise kapısında oynayan torunun
- beş yaşında,
başı altın bir top gibi yuvarlak -
dedesi,
senin kocan,
babası,
senin oğlun
ve komşuların gibi
kömür ocaklarında çalışacak.
Hiçbir şeyi
ümit etmemeyi
öğrensin.
Bu maksatla
uçuyor bombardıman birliklerimiz
tasavvur edilmeyecek kadar çok ölüm taşıyıp
iki gergin kanatla.
Ve motorlarına benzinle beraber
belki bir parça keder dolarak
(öldürenlerde tevehhüm edilen keder gibi bir şey),
uçuyor av kuvvetleri himayesinde olarak
bombardıman birliklerimiz
birbiri ardından giden dalgalar halinde...
Harbediyoruz :
öldürdüklerimizin sayısı
- bizden ve onlardan
aralarında meme çocukları da var -
şimdilik
beş altı milyon kadar.
Harbediyoruz :
kundak bezinin çeşidiyle belli olmalı herkesin yeri.
Harbediyoruz :
parlasın edebiyen diye sabah güneşlerinde
hapisane demirleri..."

Hakikat çok taraflıdır.
Fakir bir Şimal kilisesinde
- Şeytan'ın iğvasıyla da olsa -
fakir bir papaz
onu o kadar uzun anlatamaz.
İnzibat kuvvetleri aldı haberi
- kadife ceketli orman bekçisinden -
gelip indirdiler kürsüden muhterem pederi.
Ve asfalt yolun üzerinde
arasında silâhlı iki adamın
giderken muhterem peder
Şeytan baktı arkasından :
çekik kaşlarında ümit
ve sivri sakalında keder.

12.9.1941

Not :
Alamanya yıkıldı.
Temerküz kampından kurtarıldı muhterem peder.
Ve yine Şeytan'ın iğvasına uymasaydı eğer
önemli Alaman demokratlarından biri olurdu bugün
Anglo-sakson işgal bölgelerinden birinde.
Halbuki yine uydu Şeytan'a.
Ve yine bir pazar günü ve aynı kilisede yine
batılı müttefikleri meth ü sena edeyim derken
41 yılında söylediklerinden bazı fasılları tekrarladı aynen
bilhassa mal nizamına ait olanları.
Ve Katolik bir Amerikan subayının emriyle
(tevkif edilmediyse de bu sefer)
kovuldu kiliseden muhterem peder.
Yine arkasından baktı Şeytan :
çekik kaşlarında biraz daha çok ümit
sivri sakalında biraz daha az keder...


Nazım Hikmet Ran...


arwen 23 Nisan 2007 17:07

Gözlerini esirgiyorsun benden,
Ben gözlerin siz edemem ki senin.
Konusmadan,
Her gün her saat,
Her an bana bakan gözlerini istiyorum..

Neden senin bende baska-baska gözlerin yok?..
Baska anlarda ve baska yerlerde,
Baktigin,
O siyahi ve bugulu
Halka halka,
Birden bire ve gittikçe,
büyüyen gözlerini istiyorum...

Kisilan kirpiklerinin arasinda
...Ve bazen damlalar akarken
...Ve bazen sevinçten kamasirken,
.Ve kizdiginda ki bakislarinla,
Birbirine dolanan Gözlerini istiyorum...

Gözbebeklerini,
Evet senin,
ama sende kalan,
Sana emanet Edilmis,
Bana ait gözlerini istiyorum...

Her sey içimden nasil da birden
Gözlerin olup dökülüveriyor!..
Bundadir ki mutlaka bundandir.
Hani seni her görünce nedensiz
Heyecanlanir da,
Bir baska hal olurum,
Iste o zamanki bakan gözlerini istiyorum...

Kimsin sen?
Neden beni benden gözlerinle alirsin?
Alirsin da götürürüsün.
…Ve söylesene.
… Ve seslensene.
… Ve sessizce de olsa,
Bir ses veren gözlerini istiyorum..

Hadi
Hos geldin!..
De ki bana.
Bende kalan düslerinle,
Gecemi sabaha,
huzurla açan,
Ben senin O gözlerini istiyorum..


ali arslan


HayLaZ61 23 Nisan 2007 18:51

Aşıklar BalosuGözlerindeki uçurumdan attım kendimi,
Düştüm, düştüm , derinlerden; derine,
İndim yüreğine,
Vardım en sonunda sevda yerine...

Bir balo başlamış, her seven orda,
Yürek orkestra,
Kan çeker halay,
Tüm bedenler oynar,
Zevkten dir, vayy , vay...

Kötülükler bitmiş,
Duygu; ışıktan,
Ayağın aşmasın,
Bir kez eşikten,
Görürsün ki, geçilmiyor aşıktan...

Güllerden gelinlik,
Sarmaşıktan taç,
Sevdalı bakışlar,
Binbir ışıktan...

Dudaklar arzulu,
Her söz bir şarkı,
Her bakış öykü,
Her gülüş roman,
Offf, amaaaan, aman...

Gönüller dopdolu,
Aşk balosunda,
Kimsenin kimseden,
Yoktur tek farkı...

Eller tivist eder,
Dansta duygular,
Hayatın her rengi,
Bu baloda var...

Ve benim yakamda,
En emsalsiz gül,
Ve yalnız olsam,
O baloda en güzel kadın sen olsan...

Ve ben desem , gülüm,
Ve dese gönlüm,
Bana bu dansı lütfeder misin ?
Ve lütfedip te isterim,
Kıskançlığı bile kıskandırasın...

Söyle lütfeder misin ?
Yine sen mi deyip ,
Balo'yu terkeder misin...

29.04.2004 Taşkışla/Taksim

Bayram Tunca


€c€m 23 Nisan 2007 19:00

zor qünLer==>icLaL aydın





http://img340.imageshack.us/img340/6339/kopyasakolmakji4.jpgBenden önce söylenmiş sözlerin haklılığına
Kızdığım oldu zamanında ama inandığımda
Ömrümde her şarkı başka bir kapı açtı
Bu şarkının ardında sen
Bu kapının ardındaysa benden önce söylenmiş sözler vardı


Çok zor günler geçirdim vaktiyle
Alemde savaşlar çırpınışlar nihayetinde
Aşık olmak kısmetmiş yar, sana
Aşık olmak kısmetmiş yar...



Seçtiğimiz hayatlar mı bunlar? seçtiklerimiz mi ?
Bunca yokluk, bunca kırıklık, bunca acı
Seçtiklerimiz evet !
Hayat bu sevgilim çoktan seçmeli
Senin aşkınsa bir dönem ödevi...








http://img101.imageshack.us/img101/1017/kopyasahidimta9.jpgBir gece çıkıp gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen gelmezsen yar
Bir akşam çıkıp gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen öleceğim yar


Bir şarkı tuttum sevgilim bir kapı açtım ikimize
İkimiz çokmuşuz meğer bu resme

Kapatmadan bu kapıyı yinede
Bu yaralar bereler sanadır bileler ...

Bu yaralar bereler sanadır bileler
Göreler aşkımı
Şahidim
gök kubbe
Aşığım bekletme

Çok canım yanıyordu gördüklerimden ve göreceklerimden
Benim kanayan dizlerim yoktu hayatta bir tek
Benim de kanattıklarım vardı elbet
Ezdiğim kumlar ve geçtiğim yollar hala gölgeni taşıyorlar
Hani demiştim ya en başında
Ne ayrılıklar ne aşklar ne başlangıçlar diye
Yani demem o ki çok zor günler geçirdim vaktiyle...














http://img83.imageshack.us/img83/1829/bilelerbu3.jpg

Çok zor günler geçirdim vaktiyle kalbimde...
Firari endişeler nihayetinde

Aşık olmak çok zormuş yar sana
Aşık olmak çok zormuş yar


Bir gece çıkıp gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen gelmezsen yar
Bir gece çıkıp gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen öleceğim yar

Bu şarkı sadece benimdi sevgilim
Ve ben büyük bahçeler istemiştim ikimize
Yazmışsın ya 'onu sevebileceğimi düşünmüştüm' diye
İşte o günden beri belki de bu yüzden sadece
Bu yaralar bereler sanaydı bileler
Göreler aşkımı şahidim gök kubbe...





Nephthys 23 Nisan 2007 19:05

HoŞ GELDİN AŞK .....


Sen yokken
Yüreğim buz dağıydı
Kara kışlar sarmalardı bedenimi
Acılarla başlardım her güne
Bulutlar dokunurdu kirpiklerime
Hüzün denizlerine göz yaşı akıtırdım
Sağanak sağanak

Gecenin şakaklarına değerdi
Rüzgarın moru
Yıldızların gözleri kör
Güneşin buğuluydu ışığı
Yalanların biri bin paraya satılır
İhanet cirit atardı
Tutkuyla bağlandığım sevdalarımda
Kurumuş papatyalarıma
Delik deşik umutlarımla
Su taşırdım
Yeşermeyeceğini bile bile
Serperdim üstüne sevgimi

Sonra sen girdin hayatıma
Maskeli yüzleri attın içimden
Cemreler düşündün sol yanıma
Yamaçlarıma baharlar doldurdun

Şimdi
Sevdalı imgeler düşüyor şiirlere
Kelimelerim sevgi ve aşk işlemeli
Cümlelerde kelebek sevinci
Kuş cıvıltılı sabahlara uyanıyorum
Mavisi bol denizlere açıyorum yelkenimi
Bir ağaç diktim içime
Gövdesine seni seviyorum yazdığım
Dallarına düşlerimi bağlayıp
Huzurla gölgesinde uyuduğum

Hoş geldin yaşam
Hoş geldin aşk



Ahmet EROĞLU


Misafir 23 Nisan 2007 19:48

SolGun BiR GüL OluYoR DoKuNuNcA

Çoklarından düşüyor da bunca
Görmüyor gelip geçenler
Eğilip alıyorum
Solgun bir gül oluyor dokununca.

Ya büyük şehirlerin birinde
Geziniyor kalabalık duraklarda
Ya yurdun uzak bir yerinde
Kahve, otel köşesinde
Nereye gitse bu akşam vakti
Ellerini ceplerine sokuyor
Sigaralar, kâğıtlar
Arasından kayıyor usulca
Eğilip alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca.

Ya da yalnız bir kızın
Sildiği dudak boyasında
Eşiğinde yine yorgun gecenin
Başını yastıklara koyunca.

Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
En çok güz ayları ve yağmur yağınca
Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda.
Uzanıp alıyorum kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca.

Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
Akşamlara gerili ağlara takılıyor
Yaralı hayvanlar gibi soluyor
Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
Yollar, ya da anılar boyunca.

Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
Kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam
Solgun bir gül oluyor dokununca.



Behçet NECATİGİL



Saat: 13:23

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık